17 Kasım 2025 Pazartesi

Japonya-Çin Gerilimi Yeniden Artıyor...

 

31 Ekim 2025 tarihinde APEC zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ilk Şi Cinping-Sanae Takaichi zirvesinden çıkan olumlu mesajlar nedeniyle tansiyonun kısa vadede yükselmeyeceği düşünülen Çin-Japonya geriliminde son iki günde baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Öyle ki, Japonya Başbakanı Takaichi'nin parlamentoda bir soru üzerine verdiği cevapta, Çin'in Tayvan'a olası müdahalesi durumunda Japonya'nın askeri olarak karşılık verebileceğini ima etmesi sonrasında, Çin'de askeri kanadın sözcüsü olan PLA Daily gazetesinin yayınladığı bir makalede böyle bir durumda tüm Japonya'nın bir savaş cephesine dönüşeceğinin yazılması, ikili ilişkilerde zaten geleneksel olarak bulunan gerginliği yeniden tırmandırdı. 

Şi Cinping ve Sanae Takaichi

Bilindiği üzere, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında yaşananlar nedeniyle gergin ilişkileri bulunan Çin Halk Cumhuriyeti ile Japonya, Çin'in 1980'lerden itibaren dışa açılması ve kapitalist üretim yöntemlerini benimsemesiyle zaman içerisinde -siyasi sorunlarını çözemeseler de- yoğun ticaret yapan iki komşu devlet haline gelmişlerdi. İki ülke halkları arasındaki etkileşimin de artmasıyla zamanla iyi komşuluk ilişkilerinin başlayabileceği umulurken, Çin'in hızlı ve istikrarlı ekonomik yükselişinin askeri güce dönüşmeye başlamasının ABD (Amerika Birleşik Devletleri) başta olmak üzere bazı Batı dünyası ülkelerinde alarm zilleri çalmaya başlamasıyla, Japonya-Çin ilişkileri de gerilmeye ve ticaret ve toplumsal etkileşimler azalmaya başlamıştır. Özellikle Şinzo Abe döneminde yeniden su yüzüne çıkan gerginlik, Senkaku/Diaoyu Adaları, Tayvan Sorunu, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki aktivizmi, Çin'in tek partili otoriter sistemi ve Doğu Türkistan (Uygur) Sorunu gibi konular temelinde alevlenirken, Abe'nin ekibinden gelen yeni Başbakan Sanae Takaichi'nin Şi Cinping'le ilk görüşmesinden sert mesajların çıkmaması tarafları iyi komşuluk ilişkileri temelinde umutlandırmıştır. Ancak Japonya Takaichi'nin 7 Kasım 2025 tarihinde Japonya parlamentosunda yaptığı konuşmada Tayvan'ın olası işgalinin ülkesi Japonya'yı Çin'e karşı savaşa sokabilecek varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirmesi, Pekin'in yeniden tonunu değiştirmesine yol açmıştır. Başbakan Takaichi, 7 Kasım'daki konuşmasında şunu söylemiştir: "Savaş gemileri ve güç kullanımı söz konusuysa, nasıl düşünürseniz düşünün, bu 'hayati tehlike arz eden bir durum' oluşturabilir." "Hayati tehlike arz eden durum" (survival-threatening situation) tabiri, Japonya'nın 2015 Güvenlik Yasası kapsamında kullanılan hukuki bir kavram olup, müttefiklerine yönelik silahlı bir saldırının Tokyo için varoluşsal bir tehdit oluşturduğu durumları ifade eder. Böyle bir durumda, Japonya'nın ordusu olan Japon Öz Savunma Güçleri de tehdide yanıt vermek üzere göreve çağrılabilir. Bu nedenle, Başbakan'ın ifadesi, Çin'in Tayvan'a olası müdahalesinin iki ülke arasında bir savaşa neden olacağı anlamına gelmektedir.  

Tayvan lideri William Lai

Bilindiği üzere, Çin, ABD'nin de ilkesel olarak benimsediği "tek Çin politikası"nı (one China policy) savunmakta ve Tayvan'ın günün birinde anavatana katılacak bir bölge olduğunu değerlendirmektedir. Hatta tüm ABD-Çin yakınlaşmasını başlatan olayların temelinde, 1970'lerin başında Nixon-Kissinger ikilisi önderliğinde Washington'ın Tayvan yerine Çin'in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne daimi üyesi olmasına yeşil ışık yakması bulunmaktadır. Tayvan'da son yıllarda Çin'le kendi şartlarında birleşmeyi savunan Kuomintang (KMT) partisi yerine iktidara gelen Demokratik İlerici Parti (DPP) ise, yeni Devlet Başkanı William Lai'nin (Lai Ching-te) de vurguladığı üzere, Tayvan'ın bağımsızlığını savunmakta ve Çin'le birleşmeye karşı çıkmaktadır. Bu konu (Tayvan Sorunu), Çin dış politikasındaki en hassas nokta olup, yakın geçmişte (2022) ABD Temsilciler Meclisi Sözcüsü Nancy Pelosi'nin Tayvan ziyareti gibi olaylarda da, Pekin'in çok sert tepkiler gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle, Japonya Başbakanı'nın bu beklenmedik çıkışı, Çin'in toprak bütünlüğünün Tokyo tarafından hedef alındığını düşündürebilecek ve eski acıları tetikleyebilecek bir hamle olmuştur. Bu bağlamda, ABD'deki Donald Trump yönetimi ile yakın müttefiklik için uğraşan Takaichi'nin sözleri, Pekin'i kızdırmaya yönelik kasıtlı bir ifade veya istemsiz bir siyasi gaf da olabilir. Ancak Tokyo cephesinde Çin'in bu tepkisi bence kesinlikle şaşırtıcı karşılanmamıştır. 

Olaylar üzerine, Çin'in Japonya Büyükelçiliği, vatandaşlarına Japonya'ya seyahat etmeme uyarısı yaparken, Japon turizm şirketlerinin hisse senetleri siyasi riskler nedeniyle değer kaybetmeye başlamıştır. BBC'nin haberine göre, Mitsukoshi ve Isetan gibi bazı Japon firmalarının hisse senetleri yüzde 12 değer kaybetmiştir. Hatta kozmetik firması Shiseido, alışveriş zinciri Takashimaya, Japan Airlines ve Oriental Land'de de ciddi değer kaybı yaşanmıştır. Hatta Pekin yönetimi, tartışmalı Senkaku/Diaoyu Adaları'nın yakınına Sahil Güvenlik gemileri de göndermiş ve komşusuna adeta gözdağı vermiştir. Hatta Çin’in Osaka Başkonsolosu'nun "Kafasını kirli bir şekilde uzatanın kafası kesilmeli" şeklindeki sert sözleri sonrası Tokyo'dan da Pekin'e resmi bir protesto iletilmiştir. Fakat gelişmeler üzerine Japonya hükümeti derhal harekete geçerek, Dışişleri Bakanlığı'nın Asya ve Okyanusya İşleri Genel Müdürü Masaaki Kanai'nin Çinli mevkidaşı Liu Jinsong'la görüşmek ve tansiyonu düşürmek için Çin'e gitmesi kararını almıştır. Japon basını ve uluslararası medya kuruluşları, Tokyo'nın krizin büyümemesi adına harekete geçtiğini ve Çin'le ilişkileri germek istemediğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, Kanai'nin ziyareti bir yumuşama belirtisi olarak lanse edilmektedir

Sonuç olarak, Japonya'nın ilk kadın Başbakanı Sanae Takaichi'nin beklenmedik sözleri, Çin'de zaten hep uyarı düzeyinde açık olan Tayvan konusundaki alarmı tetiklemiş ve iki ülke ilişkilerini germiştir. Çiçeği burnunda Başbakan, bunları belki de kendi parlamentosunda büyük bir kriz olmayacağını düşünerek istemsizce söylemiştir. Fakat günümüzde tüm gözlerin çevrili olduğu ABD-Çin ve Japonya-Çin ilişkilerinde, en ufak bir söz ya da jest bile büyük anlamlara neden olabilmektedir. Bu nedenle, tarafların sorumlu, sağduyulu ve barışçıl statükoyu koruyacak şekilde davranmaları daha doğru olacaktır. Ayrıca ilerleyen günlerde karşılıklı çaba ile tansiyonun düşürülmesi de mümkün gözükmektedir. Fakat tansiyon düşse bile, stratejik rekabet ve bloklaşma şüphesiz sürecektir. Çünkü 21. yüzyıla damga vuracak ABD-Çin rekabeti, tüm hızıyla devam etmektedir. Öyle ki, ABD Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz gün ABD Başkanı Donald Trump'ın bu yılın başlarında Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana adayla yaptığı ilk askeri anlaşma kapsamında Tayvan'a 330 milyon dolar değerinde ekipman ve malzeme satmayı kabul ettiğini duyurmuştur. İyi bir ABD müttefiki olan Japonya da, yavaş yavaş bu gerilime sürüklenmektedir. İki ülkenin (ABD ile Japonya) stratejik bağları nedeniyle, bu sürecin önlenmesi oldukça zordur ve ancak Japonya'da yeni bir dış politika anlayışının gelişmesiyle mümkün olabilecektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: