Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa, 11 Eylül 1962’de Bursa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamladı. 1986 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. 1987 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümüne Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1989 yılında Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. 1990-1996 yılları arasında İngiltere’de Manchester Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları bölümünde doktora yaptı. 1996 yılında Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi’ne Yardımcı Doçent olarak atandı. 2001 yılında Doçent, 2007 yılında ise Profesör unvanını aldı. 2003-2014 yılları arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde görev yaptı. 2014 yılında Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümüne atandı. Adı geçen üniversitelerde birçok idari ve akademik görevde bulundu. 2005 yılında Frank Cass ve 2013 yılında Routledge yayınevleri tarafından yayımlanan The Baghdad Pact: Anglo-American Defence Policies in the Middle East, 1955-1959 başlıklı kitabının yanı sıra, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayını ile radyo ve televizyon konuşmaları da bulunmaktadır. Türk-İngiliz İlişkileri Dergisi’nin (Journal of Anglo-Turkish Relations) yayımcısı ve kurucu editörüdür. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa
Prof. Dr. Ozan Örmeci: Değerli hocam, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Kısa süre önce, uzmanı olduğunuz Türk-İngiliz İlişkileri konusunda Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü (ESUPA) tarafından düzenlenen bir Siyaset Okulu programında yer aldınız. Öncelikle İngiltere’deki eğitiminiz ve bu ülkenin Türkiye ile ilişkileri konusunda kendisini yıllar içerisinde nasıl geliştirdiğiniz konusunda görüşlerinizi almak isteriz.
Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa: Rica ederim, böyle nazik ve güzel bir davetle başlayan soru için ben teşekkür ederim. Türk-İngiliz ilişkileri, hem tarihsel derinliği hem de günümüz jeopolitik dinamikleri açısından son derece zengin ve dinamik bir alan. İngiltere’deki eğitim ve akademik gelişim sürecim ile bu uzmanlık alanının şekillenmesine dair değerlendirmelerimi şu ana başlıklar etrafında toplayabilirim:
Akademik Temeller ve Eğitim Süreci: İngiltere’de geçirdiğim eğitim yılları, sadece teorik bilginin edinildiği bir dönem değil, aynı zamanda İngiliz siyasal kültürünü, devlet geleneğini ve hariciye disiplinini yerinde gözlemleme fırsatı da sundu. İngiliz akademisindeki araştırma metodolojisi; arşiv kaynaklarına birinci elden erişim, eleştirel düşünme ve belge analizi üzerine kuruludur. Bu süreçte hem Public Record Office (National Archives) gibi zengin arşiv kaynaklarıyla çalışmak, hem de dönemin bölgesel ve küresel dengelerini analiz etmek, Türk-İngiliz ilişkilerine çok katmanlı bir perspektiften bakmamı sağladı.
Fakat burada şu hususu belirtmeden geçemeyeceğim. İngiltere’de doktora yaparken danışman hocam—ki Dr. Feroze Abdullah Khan Yasamee, Türkiye ve Türk tarihini çok iyi bilen, onlarca Türk öğrencisi yetiştirmiş bir akademisyendir—şöyle demişti: “Siz Türkler iyi araştırmacılarsınız ama nasıl yazacağınızı bilmiyorsunuz.” Bu cümle beni hem üzmüştü, hem de motive etmişti. Ki doğruluk payı da vardı. Ben hocamdan daha da acımasız davranayım; nitelikli bir araştırma yapabildiğimiz sorgulanmalı. Yani yazan yapana sadık kalıyor mu acaba? Türkiye’deki sosyal bilimcilerin eserlerine (özellikle de tarihçilerin) baktığımda hocamın söylediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Zira bizde yazılan eserler daha çok anlatı şeklinde, analiz yok. Duygusal ve taraflı, nesnel değil. Bir diğer husus, Türkiye’de sosyal bilimcilerin (özellikle de tarihçilerin) çok yerel kalmasıdır. Bunda, önyargıların ötesinde (ki ben İngiliz arşiv belgelerine göre çalışıyorum diye bir sempozyumda İngiliz ajanı olmakla bile itham edildim), akademisyenlerin ya yabancı dil seviyelerinin yetersiz olması ya da yurt dışındaki arşivlerde çalışma yapmak için kaynak bulamaması var. Bu sorunu yaşayan çok genç bir akademisyen tanıyorum.
Türk-İngiliz İlişkileri Alanındaki Uzmanlaşma: İki ülke arasındaki münasebetler, 16. yüzyılda Sultan III. Murad ve Kraliçe I. Elizabeth dönemindeki ilk ticari ve diplomatik temaslardan günümüzdeki stratejik ortaklığa kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Bu alanda derinleşirken şu metodolojik yaklaşımı benimsedim:
- Tarihsel Süreklilik ve Değişim: Osmanlı-İngiliz ilişkilerindeki "Doğu Sorunu" ve "Denge toplumu" politikalarından, Cumhuriyet dönemindeki Musul Meselesi, Montrö ve CENTO süreçlerine uzanan çizgiyi incelemek.
- Modern Dönem ve Stratejik Müttefiklik: Özellikle NATO çerçevesindeki iş birliği, Brexit sonrası dönemde imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması (STA) ve savunma sanayiindeki stratejik ortaklıklar gibi güncel konuları tarihsel arka planla birleştirerek analiz etmek.
Yıllar İçerisinde Gelişen Analitik Perspektif: Bir akademisyen olarak bu alandaki birikimimi sürekli kılmak adına:
- Çift Taraflı Kaynak Okuması: Olayları sadece Türk arşivleri ve resmi söylemleri üzerinden değil, aynı zamanda İngiliz Dışişleri (Foreign Office) belgeleri ve batı literatürü üzerinden karşılaştırmalı olarak ele aldım.
- Saha ve Diplomasi Gözlemleri: Akademik çalışmalarımı, iki ülkenin düşünce kuruluşları (think-tank), diplomasi çevreleri ve ESUPA gibi gençlerin vizyonunu geliştiren nitelikli platformlarla bir araya getirerek güncel tutmaya çalıştım.
İngiltere’deki eğitimim bana diplomasi dilinin inceliklerini ve "pragmatik devlet aklı" kavramını derinlemesine anlama imkânı verdi. Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkiler tarih boyunca zaman zaman krizlerle, çoğu zaman ise karşılıklı çıkar ve pragmatizm temelli stratejik iş birlikleriyle şekillenmiştir. Bu dinamizmi anlamak ve genç araştırmacılara aktarabilmek benim için her zaman büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur.
Prof. Dr. Ozan Örmeci: Kısa süre önce İstanbul’daki Başkonsolos ve Ankara’daki Büyükelçisinde değişikliğe giden Birleşik Krallık, Türkiye’de oldukça faal ve güçlü bir devlet. İlişkilerin günümüzdeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yakın zamanda imzalanan “Stratejik Çerçeve Belgesi”nin ilişkilere etkisi ne olabilir.
Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa: Türkiye-Birleşik Krallık ilişkileri, tarihsel altyapısı ve özellikle Brexit sonrası dönemin getirdiği pragmatik dinamikler doğrultusunda yükselen bir ivmeyle seyretmektedir. Her iki ülkenin de son dönemde diplomatik kadrolarını ve üst düzey temsilcilerini yenilemesi, Ankara ile Londra arasındaki kurumsal ve stratejik iletişimi dinamik tutma arzusunu yansıtmaktadır.
Günümüzdeki İlişkilerin Genel Değerlendirmesi: İki ülke arasındaki ilişkileri karakterize eden temel unsur "pragmatik müttefiklik" anlayışıdır. Bunun temel bileşenleri ise;
- Brexit Sonrası Serbest Ticaret ve Ekonomi: Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasının ardından Türkiye ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması (STA), iki ülke arasındaki ekonomik entegrasyonu güçlendirmiştir. Ticaret hacminin sürekli artması ve yatırımların karşılıklı olarak genişlemesi, ilişkilerin en güçlü sütunlarından birini oluşturmaktadır.
- Savunma Sanayii ve NATO Güvenlik Eksen: İki ülke de NATO müttefiki olmanın ötesinde, savunma sanayii alanında somut ortak projelere sahiptir (örneğin TF-X/KAAN milli muharip uçak projesinin geliştirilmesindeki BAE Systems ortaklığı ve Eurofighter Typhoon tedarik süreçleri). Londra, Batı blokunda Türkiye'nin savunma gereksinimlerini ve stratejik konumunu en iyi anlayan, yaptırımlar veya kısıtlamalar yerine iş birliğini öne çıkaran başkentlerin başında gelmektedir.
- Bölgesel ve Küresel Konular: Karadeniz güvenliği, Ukrayna Savaşı, Doğu Akdeniz’in güvenliği, Ortadoğu’daki krizler ve enerji koridorlarının güvenliği noktasında her iki devlet de gerçekçi, sonuç odaklı ve esnek diplomatik temaslar yürütmektedir.
"Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi"nin Muhtemel Etkileri: Nisan 2026'da Londra'da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper arasında imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi, mevcut dönemsel iş birliğini kurumsal bir sisteme oturtmayı amaçlamaktadır. Belgenin ilişkilere getirmesi beklenen temel etkiler şunlardır:
- İlişkilerin Kurumsallaşması ve Genişlemesi: Anlaşma; savunma, güvenlik, ticaret, bilim-teknoloji, iklim değişikliği ve insani kalkınma gibi çok geniş bir alanda uzun vadeli ve yapılandırılmış iş birliği mekanizmalarını öngörmektedir. Bu durum, ikili temasların dönemsel hükümet veya bürokrat değişimlerinden bağımsız olarak sürdürülebilir kılınmasını sağlar.
- Genişletilmiş Serbest Ticaret Anlaşması (STA) Zemininin Güçlenmesi: Mevcut STA'nın hizmet sektörü, dijital ticaret, tarım ve yatırımları kapsayacak şekilde derinleştirilmesine yönelik müzakereler bu stratejik çerçeve belgesiyle ivme kazanmıştır.
- Savunma ve Havacılık Sektöründe Derinleşme: Çerçeve Belgesi, savunma sanayisindeki teknolojik transfer ve ortak üretim kapasitelerini koruma altına almakta, Eurofighter ve kilit hava sistemleri operasyonlarında ortak kurguları kolaylaştırmaktadır.
- NATO ve Bölgesel Güvenlik Mimarisinde Ortak Hareket Alanı: ABD veya AB kaynaklı kurumsal tıkanıklıklar yaşandığında, iki NATO müttefikinin ikili düzeyde (bilateral) esnek diplomasi yürütmesini destekler. Karadeniz, Akdeniz ve Ortadoğu dengelerinde ortak diyalog kanallarının açık kalmasını sağlar.
Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ilişkiler, ideological veya duygusal söylemlerden ziyade karşılıklı çıkar, güvenlik ihtiyacı ve ekonomik rasyonalite zemininde ilerlemektedir. Son imzalanan Stratejik Çerçeve Belgesi de bu ortaklığı konjonktürel bir yakınlaşma olmaktan çıkarıp uzun vadeli, kurumsal ve çok boyutlu bir stratejik ortaklığa dönüştürme yolundaki en net adımdır.
Prof. Dr. Ozan Örmeci: Türkiye-Birleşik Krallık ilişkileri konusunda Türkiye’de ve dünyada takip ettiğiniz önemli uzman ve akademisyenler kimler? Bu konuda hangi kitap ve makaleleri tavsiye edersiniz?
Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa: Türkiye-Birleşik Krallık (İngiltere) ilişkileri, Osmanlı döneminden günümüzün savunma sanayii ortaklıklarına ve Brexit sonrası "Strategic Partnership" (Stratejik Ortaklık) dinamiklerine uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Bu sahada öne çıkan başlıca uzmanlar, akademi çevreleri ve alanın temel kaynakları şunlardır:
Türkiye’den ve Türk Akademisinden İsimler
Prof. Dr. Dilek Barlas (Koç Üniversitesi): Türk dış politikası ve özellikle iki savaş arası dönem ile 20. yüzyıl Türk-İngiliz diplomatik ilişkileri konusunda dünyadaki en yetkin akademisyenlerden biridir.
Prof. Dr. Şuhnaz Yılmaz (Koç Üniversitesi): İkinci Dünya Savaşı sonrası, Soğuk Savaş dönemi ve Türkiye-İngiltere-ABD üçgenindeki güvenlik ve ittifak politikaları üzerine çalışmalarıyla tanınır.
Prof. Dr. Mustafa Aydın (Kadir Has Üniversitesi): Türkiye'nin genel dış politikası, bölgesel güvenlik mimarisi ve Soğuk Savaş dönemi Türk-İngiliz stratejik dengeleri üzerine önemli yayınlara sahiptir.
Prof. Dr. Ebru Boyar (ODTÜ): Osmanlı-İngiliz ilişkileri, diplomasi tarihi ve kültürlerarası etkileşimler üzerine arşiv kaynaklarına dayalı akademik incelemeler yürütmektedir.
Doç. Dr. Seçkin Barış Gülmez (İzmir Ekonomi Üniversitesi): Özellikle Kıbrıs Sorunu ekseninde İngiliz dış politikası ile Türk-İngiliz ilişkilerindeki kamu diplomasisi ve strateji üzerine odaklanmaktadır.
Prof. Dr. Ozan Örmeci (UPA/ESUPA): Türk dış politikası, jeopolitik rekabetler, Türk siyasal tarihi ve karşılaştırmalı siyaset üzerine çok sayıda kitap ve derleme yazmıştır. Türkiye-Birleşik Krallık güncel ilişkilerine dair en kapsamlı analizleri yazan kişidir. Ayrıca Uluslararası Politika Akademisi’nin (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, ESUPA düşünce kuruluşunun Başkanı ve UPA Strategic Affairs dergisinin baş editörüdür.
Birleşik Krallık ve Uluslararası Çevrelerden İsimler
Prof. Dr. William Hale (SOAS/King's College London): Türk dış politikası tarihinin duayen isimlerinden biridir. Türkiye’nin Batı ve İngiltere ile ilişkilerini tarihsel bir perspektiften analiz eden en önemli figürler arasındadır.
Dr. Daniel-Joseph MacArthur-Seal (British Institute at Ankara - BIAA): İşgal dönemi İstanbul'undan başlayarak erken Cumhuriyet dönemi Türk-İngiliz ilişkileri ve bölgesel sınırlar alanında araştırmalar yapmaktadır.
Prof. Dr. Kate Fleet (Cambridge Üniversitesi): Cambridge Osmanlı Araştırmaları Merkezi Müdürü olup, İngiltere’nin Doğu Akdeniz ve Osmanlı/Türkiye politikalarının tarihsel kökenleri üzerine önde gelen araştırmacılardandır.
Bill Park (King's College London): Modern dönem Türk dış politikası, İngiltere-Türkiye güvenlik ilişkileri ve NATO çerçevesindeki ortaklıklar üzerine analizler yayımlamaktadır.
Tavsiye Edilen Kitaplar:
- From Enemies to Allies: Turkey and Britain, 1918–1960: (Editörler: Daniel-Joseph MacArthur-Seal, Dilek Barlas, William Hale) Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'ndaki çatışma döneminden Soğuk Savaş ittifakına geçişi kapsayan, alandaki en kapsamlı kolektif eserlerden biridir.
- The British and the Turks: (Derleme/Edinburgh University Press) Osmanlı'nın son döneminden Lozan'a ve Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar uzanan İngiltere politikalarını ve Türk-İngiliz güç mücadelelerini detaylandırır.
- Turkish Foreign Policy, 1774–2000: (yazarı William Hale) Sadece İngiltere'ye odaklanmasa da, İngiltere'nin Osmanlı ve Türkiye üzerindeki denge politikasını anlamak için temel bir referans kitabıdır.
- Türk-İngiliz İlişkileri: (yazarı Erdoğan Karakuş) İngiliz belgelerine dayanarak Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki diplomatik temasları ve kriz noktalarını ele alır.
- Osmanlı-İngiliz İlişkileri ve Diplomasi Tarihi başlığındaki arşiv odaklı derleme eserler (Ebru Boyar & Kate Fleet).
- İngiliz Jeopolitik Yaklaşımları ve Türk-İngiliz İlişkileri: Güncel Türkçe bir çalışma, Prof. Dr. Ozan Örmeci imzalı)
- Türkiye-Britain Relations: Two Hundred Years of an Intertwined Conflict and Cooperation: Oğuzhan Göksel, Gürol Baba ve Ozan Örmeci editörlüğünde Türk ve Britanyalı akademisyenlerin ortaklığında hazırlanmış güncel ve kapsamlı bir editörlü eser.
Önemli Makaleler ve Raporlar:
- Barlas, D. & Gülmez, S. B. (2018): "Turkish–British relations in the 1930s: from ambivalence to partnership" – 1930’larda İtalya tehdidine karşı Türkiye ve İngiltere’nin yakınlaşmasını ele alan önemli bir makaledir.
- Yılmaz, Ş. (2010): "The Transformation of Britain-Turkey-United States Relations at the Advent of the Cold War (1945–1952)" – İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin bölgedeki rolünü ABD'ye devretmesi ve Türkiye'nin bu süreçteki konumunu analiz eder.
- MacArthur-Seal, D.-J. (2018): "Resurrecting legal extraterritoriality in occupied Istanbul, 1918–1923" – İşgal dönemi İstanbul'undaki hukuki ve siyasi İngiliz etkisini inceler.
- Chatham House & RUSI (Royal United Services Institute) Raporları: Güncel güvenlik, Eurofighter projesi, savunma sanayii iş birliği ve Brexit sonrası serbest ticaret anlaşmaları (STA) bağlamında yayımlanan politika analizleri takip edilebilir.
Takip Edilebilecek Düşünce Kuruluşları
- Chatham House (Royal Institute of International Affairs): Türkiye Araştırmaları Programı kapsamında düzenli olarak makaleler ve raporlar yayımlar.
- BIAA (British Institute at Ankara): Tarih, arkeoloji ve çağdaş ilişkiler üzerine hem konferanslar, hem de yayın dizileri sunar.
- RUSI (Royal United Services Institute): İki ülke arasındaki askeri-stratejik ve savunma sanayii iş birliklerini anlamak için en iyi analiz kaynaklarından biridir.
Prof. Dr. Ozan Örmeci: Son derece tecrübeli bir akademisyen olarak size sormak isteriz, Türkiye ile İngiltere’deki akademik hayatı kıyasladığınızda, ülkemizi geliştirmek adına sizce neler yapabiliriz?
Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa: Hem Türkiye’deki köklü gelenekleri ve akademisyenlerimizin özverisini yakından tanıyan, hem de Birleşik Krallık’ın araştırma ekosistemini tecrübe etmiş bir perspektiften bakıldığında, iki sistem arasındaki farkların temelde yönetsel özerklik, kaynak altyapısı, meritokrasi ve araştırma kültürü ekseninde toplandığı görülür. Türkiye’de muazzam bir potansiyel, oldukça dinamik ve zeki bir genç nüfus ile son derece fedakâr bilim insanları var. Ancak bu potansiyeli küresel düzeyde somut çıktılara dönüştürmekte bazı yapısal engellerle karşılaşıyoruz. İngiltere ile kıyasladığımızda, ülkemizin yükseköğretim ve araştırma vizyonunu geliştirmek adına atılabilecek stratejik adımları şöyle özetleyebiliriz:
Bürokratik Hiyerarşiden Akademik Özerkliğe Geçiş:
İngiltere: Üniversiteler geniş bir idari ve akademik özerkliğe sahiptir. Karar mekanizmaları son derece yerinden yönetimcidir; departmanlar ve fakülteler kendi finansal ve akademik stratejilerini belirler.
Türkiye için Çözüm: YÖK gibi merkezi yapıların yetkileri azaltılmalı, idari süreçler doğrudan üniversitelerin ve bölümlerin inisiyatifine bırakılmalıdır. Akademik atama kriterlerinde yukarıdan aşağıya standart metrikler yerine, her kurumun kendi hedeflerine uygun özerk kriterler belirlemesine imkân tanınmalıdır.
Araştırma Fonları ve Katma Değer Odaklılık (REF Modeli):
İngiltere: Birleşik Krallık'ta Research Excellence Framework (REF) adı verilen bir değerlendirme sistemi vardır. Üniversitelere verilen kamu fonları; yayın kalitesi, toplumsal etki (impact) ve araştırma ortamına göre belirlenir. Yalnızca niceliğe (yayın sayısına) değil, araştırmanın sanayiye, politikaya veya topluma kattığı somut değere de bakılır.
Türkiye için Çözüm: TÜBİTAK ve BAP fonlama mekanizmaları yeniden yapılandırılmalıdır. "Çok sayıda makale" yerine "yüksek etki değerine sahip nitelikli araştırma" teşvik edilmelidir. Akademik yükseltme sisteminde, Yağmacı (Predatory) dergiler veya sadece puan doldurmak için yazılan yayınlar yerine, disiplinine yön veren özgün çalışmalar ödüllendirilmelidir.
"Tenure-Track" Benzeri Esnek ve Meritokratik Liyakat Sistemleri:
İngiltere: Genç araştırmacılara, henüz kariyerlerinin başında, kendi bağımsız laboratuvarlarını kurma, fon başvurusu yapma ve kendi araştırma gruplarını yönetme yetkisi verilir (Lecturer/Reader kadroları).
Türkiye için Çözüm: Genç akademisyenlerin kıdemli profesörlerin gölgesinde kalmasını engelleyecek, şeffaf ve uluslararası açık ilanlara dayalı bir "Tenure-Track" (Sözleşmeli Güvenceli Kadro) yapısı yaygınlaştırılmalıdır. Akraba, tanıdık veya adrese teslim ilanların önüne geçecek sert dış denetim mekanizmaları uygulanmalıdır.
Lisansüstü Eğitim ve Doktora Kültürünün Dönüşümü:
İngiltere: Doktora eğitimi, "ders alma" sürecinden ziyade tam zamanlı ve profesyonel bir araştırma çalışması olarak görülür. Doktora öğrencilerine düzenli ve insanca yaşayabilecekleri düzeyde maaş/burs olanağı sunulur. Yüksek lisans ise genellikle 1 yılda yoğun bir odaklanmayla tamamlanır.
Türkiye için Çözüm: Doktora öğrencilerini "öğrenci" statüsünden çıkarıp birer "araştırmacı/çalışan" olarak konumlandırmalıyız. Genç yeteneklerimizi akademide tutabilmek için burs imkanları ve araştırma bütçeleri ciddi oranda artırılmalıdır. Ayrıca lisansüstü eğitimde gereksiz ders yükleri azaltılarak doğrudan tez ve araştırma odaklı bir yapıya geçilmelidir.
Üniversite-Sanayi-Toplum Entegrasyonu:
İngiltere: Araştırmaların ticari bir ürüne, politika belgesine veya patentlenen bir teknolojiye dönüşmesi (Knowledge Exchange), üniversitelerin ana gelir kaynaklarından biridir.
Türkiye için çözüm: Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) sadece kâğıt üzerinde ya da bürokratik birer birim olmaktan çıkarılmalıdır. Sanayi ve kamu ile yapılacak ortak projelerde akademisyenin üzerindeki idari ve vergisel yükler hafifletilmeli, araştırmacının buluşundan hak ettiği payı alması sağlanmalıdır.
Uluslararasılaşma ve Biyolojik/Zihinsel Çeşitlilik:
İngiltere, dünyanın dört bir yanından en iyi beyinleri kendisine çekebilen güçlü bir çekim merkezidir. Çalışma ortamı son derece uluslararası ve çok kültürlüdür.
Türkiye için Çözüm: Türk üniversitelerini küresel araştırmacılar için cazip kılacak doktora sonrası (Post-Doc) araştırmacı pozisyonları yaratılmalıdır. Yurt dışındaki yetkin Türk bilim insanlarının tersine beyin göçüyle ülkeye dönmesini temin edecek çalışma koşulları, akademik özgürlük güvenceleri ve rekabetçi finansal imkanlar sunulmalıdır.
Özetle, Türkiye’deki akademiyi geliştirmek için ihtiyacımız olan şey daha fazla bina veya tabela üniversitesi açmak değil; mevcut kurumlarımızda akademik özgürlüğü sağlama almak, katı bürokrasiyi azaltmak, niceliğe değil niteliğe odaklanmak ve genç araştırmacılara alan açmaktır. Ancak bu adımlar atıldığında, Türkiye, sadece beyin göçü veren değil, küresel ölçekte nitelikli bilgi üreten ve beyin göçü alan bir çekim merkezine dönüşebilir.
Nihayet, her iki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca diplomasinin ve ticaretin karmaşık yapılarıyla sınırlı kalmamıştır. Yüzyıllar boyunca Türkler ve İngilizler birbirleriyle bir arada yaşamak durumunda da kalmışlardır. Ve bir bütün olarak bakıldığında, bunda pekâlâ başarılı olmuşlardır. Her iki ulusun bazı zamanlarda gülünç denebilecek olaylar nedeniyle birbirleri hakkında epey yanlış fikirler edindikleri de olmuştur; ama bu ulusların hiçbiri, diğeri hakkında aşırı duygu tezahürlerinde bulunmamıştır. Nihayet iki tarafın, aralarında dağlar kadar mevcut farklılıkların üstesinden gelen bir karşılıklı saygı ve iyi niyet taşıdıkları da görülmektedir. Ve bu karşılıklı saygı ve iyi niyetin daha asırlar boyu sürmeyeceğini söylemek için ortalıkta pek fazla neden de görülmüyor.
İki milletin karakterleri arasında birçok benzerlikler vardır. Az konuşma, sabır, sadakat, disiplin ve milli dayanışma ruhu içine kapalı fakat tanıdıkça da derin dostluğa dönüşen karakter yapısı, iki milleti birbirine yaklaştıran ortak unsurlardır. Her iki millet de birbirleri için “asil bir düşman ve büyük bir dost” olmuşlardır. İki devlet de görkemli bir düne, daha mütevazı da olsa sağlam bir bugüne sahip olup, bu vasıflarıyla ebedi bir yarına layık bulunmaktadır.
Dört yüz yılı aşkın süredir devam eden Türk-İngiliz ilişkileri, dostluktan düşmanlığa ve yeniden dostluğa dönüşümlerine şahit olmuştur. Günümüzde iki ülke arasındaki ilişkiler çok daha sağlam temellere oturmaktadır. Türkiye, güçlü kaldığı, Batılı yapısını koruduğu ve İngiltere ile birbirlerinin temel menfaatlerine iktisadi veya siyasi açıdan tehdit yöneltmedikleri sürece iki ülke arasındaki işbirliğinin gelişerek devam edeceği açıktır.
Genel olarak bakıldığında, Türk-İngiliz ilişkileri, bugün de, her zaman olduğu gibi sağlıklı bir durumdadır. Türkler ve İngilizler birbirlerini iyi anlamışlardır. Her ikisinin dünyadaki çıkarları birbiriyle uyumludur. Bu uyumun bazen görülmediği yerlerde görüş ayrılıklarını, öteki tarafın da görüşlerine uygun bir biçimde, çözümlemeye içtenlikle gayret edilmektedir. Dolayısıyla, bugün iki ülke arasındaki ilişkiler tarihten gelen birikimle geniş bir yelpazede çok boyutlu olarak ilerlemektedir.
Sonuç olarak, İngiltere ve Türkiye, İngilizler ve Türkler, biri Avrupa’nın batısında diğeri ise doğusunda yer alan iki güçlü devlet, iki güçlü millet. Geçmişten günümüze, kuvvetli iktisadi, ticari, askeri ve sosyo-kültürel bağlara sahip bu iki güçlü devletin ve milletin dost olması, belirtilen konularda iş birliği yapması, başta her iki ülkenin ve vatandaşlarının yararına olmakla birlikte bulundukları bölgelerde yer alan diğer ülke ve halklarının da yararına olacaktır. Dolayısıyla, bu kadim iki devletinin, milletinin dost olması dünya barışının mihenk taşını oluşturacaktır, özellikle de Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de.
Türkiye ve İngiltere, Türkler ve İngilizler, tarihin iki kadim devleti ve milleti. Bu iki kadim ulusun, devletin kaderlerinin, çıkarlarının tarihin akışında zaman zaman ters yönde kesişmiş olmasına rağmen genellikle dostane bir çizgide seyrettiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla, maziden atiye akıp giden tarih çizgisinde bu iki güçlü devletin ve ulusun dostane ilişkileri daha da güçlenerek devam edecektir. İşte yayımladığımız Journal of Anglo-Turkish Relations/Türk-İngiliz İlişkileri Dergisi olarak bizim amacımız da iki ülke arasındaki dostane ilişkilere akademik anlamda katkı sağlamaktır. Ve yakın zamanda, Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık arasındaki kültürel, sosyal, ticari, akademik, sanatsal ve bilimsel ilişkileri geliştirmek, iki ülke toplumları arasındaki dostluk ve dayanışma bağlarını güçlendirmek, ortak projeler yürütmek ve bu alanda işbirliğini artırmak amacıyla “Türkiye-Birleşik Krallık Dostluk ve İşbirliği Derneği”ni de kurmuş olacağız.
Söz hakkı verdiğiniz için size teşekkür ediyorum.
Röportaj: Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
Tarih: 05.10.2026























