Amerika Birleşik Devletleri'nin (kısaca ABD) Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak görev yapan ve aile köklerinin Lübnan'a dayanması nedeniyle Ortadoğu bölgesine özel bir ilgi besleyen Amerikalı iş insanı ve diplomat Thomas J. Barrack (kısaca Tom Barrack), geçtiğimiz günlerde Bahreyn'de düzenlenen ve İngiliz düşünce kuruluşu IISS (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü) ile Bahreyn Dışişleri Bakanlığı'nın 2004'ten beri organize ettiği Manama Diyaloğu 2025 (Manama Dialogue 2025) zirvesine katılmış ve burada gündem yaratan açıklamalar yapmıştır. Bu yazıda, Türk medya kuruluşlarına "Türkiye ile İsrail savaşmayacak. Türkiye ile İsrail arasında Hazar Denizi'nden Akdeniz'e kadar iş birliği göreceksiniz." şeklinde yansıyan bu konuşma özetlenecektir.
Amerikalı diplomat, "US Policy in the Levant: A Conversation with Ambassador Tom Barrack" adlı özel oturumda yaptığı konuşmasına, ABD Başkanı Donald Trump'ın bölgesel vizyonunu açıklamaya çalışan bir konuşma yapacağını belirterek başlamakta ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması sonrasında Batılı güçlerin (İngiltere, Fransa ve sonrasında ABD) uyguladıkları bölgesel politikaların hatalı olduğunu söylemektedir. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bölgede 27 rejim değişikliği yaşandığını ama yine de bölgesel istikrarın sağlanamadığını belirten deneyimli Amerikalı diplomat, Başkan Trump'ın önceki liderlerden farklı olarak bölgedeki ülkelere bir model dayatmaya çalışmadığını ve bunun yerine onların istekleri doğrultusunda onları modernleştirerek bölge ülkelerini "ankesörlü telefondan starlink teknolojisine geçirmeye çalıştığını" ifade etmektedir.
Konuşmasına Mısır'ın Şarm el-Şeyh şehrinde Başkan Trump'ın girişimiyle sağlanan Gazze Barışı ile devam eden Barrack, tüm bölge ülkeleri liderleri ve Avrupalı liderlerin katılımıyla köktendinci terörizme karşı duruş sergilenen bu toplantının önemini izah etmektedir. Bu bağlamda Bahreyn modelini öven Amerikalı konuşmacı, Ortadoğu bölgesindeki ülkelerin birçoğunda egemenlik sorununun yaşandığını, bu nedenle istikrarlı monarşilerin kendi içlerinde sağladıkları kontrol ve toprakları üzerinde elde ettikleri mutlak egemenlik ile bölgesel barışa katkı sağladıklarını düşünmektedir. Abraham Anlaşmaları, Gazze Barış Planı ve Suriye'deki gelişmeleri de bu yönde yorumlayan Barrack, Ortadoğu'da iç savaş ve istikrarsızlık yerine egemenliğini sağlamış merkezi hükümetlerin oluştuğu yeni bir döneme geçildiğini vurgulamaktadır. Başkan Trump'ın Mayıs ayındaki Suudi Arabistan ziyaretinde yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara'ya şans verilmesi gerektiğini söylediğini anımsatan Amerikalı Büyükelçi, bunun devamında İsrail'le normalleşmenin de hedeflendiğini söylemektedir. Ortadoğu'nun küresel ekonomi ve özellikle Çin gibi ülkeler açısından çok önemli olduğunu bazı istatistik ve rakamlar vererek ifade eden Barrack, ekonomik olarak bu kadar kritik mahiyetteki bir bölgede kabile savaşları yaşanmasının "gülünç" olduğunu düşünmektedir. Başkan Trump'ın, bölgeye asker göndererek güç kullanmak yerine bölgedeki ülkelerle birlikte inisiyatif alarak momentum yaratmaya ve sorunları çözmeye çalıştığının altını çizen Amerikalı diplomat, yukarıdan aşağıya empoze edilen projeler yerine bölgesel gerçeklikler temelinde hareket edildiğini sözlerine eklemektedir.
Bölgedeki politikalarına dair, son aşamada gerçekleşmesi planlanan Suriye'ye yönelik Sezar Yasası yatırımlarının kaldırılması ve ABD Dışişleri Sekreteri Marco Rubio'nun ilgilendiği devlet destekli terör örgütlerinin bertaraf edilmesi gibi konuları öne çıkaran Tom Barrack, daha sonra ise konuyu Büyükelçi olarak görev yaptığı Türkiye'ye getirmekte ve çok ilginç açıklamalar yapmaktadır. Arap olmayan Müslüman bir devlet ve ABD'nin NATO'daki en büyük müttefiki olan Ankara'nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son Beyaz Saray ziyaretinde Başkan Trump'la verimli görüşmesiyle teyit edilen Washington'la iyi ilişkilere sahip olduğunu ima eden Amerikalı Büyükelçi, Türkiye'nin hem Arapça, hem de Türkçe bilen 3,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapmasının önemine de özel olarak dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, bölgede kısa sürede bir hizalanma olabileceğini düşünen Barrack, kanaviçe (tapestry) örneği üzerinden çok zarif ve sanatsal bir şekilde bölge ülkelerinin ihtiyacının öncelikle devletin temel fonksiyonlarının (güvenlik, gıda, sağlık, eğitim vs.) yerine getirileceği bir model olduğunu izah etmektedir. Barrack, ancak bu temel ihtiyaçların karşılanmasından sonraki aşamalarda bölgede liberal düşünce ve yaşam tarzının gelişeceğini vurgulamaktadır. Üç büyük semavi dinin (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet) Ortadoğu'da yaşadığını anımsatan Lübnan asıllı Amerikalı panelist, 23 tehlikeli uluslararası terör örgütünün 18'inin de bu bölge menşeli olduğunu sözlerine eklemektedir. ABD Başkanı Donald Trump'ın, bölgede çözülemeyen bir asırlık sorunlar karşısında gerçek anlamda harekete geçtiğini belirten Barrack, bölgedeki doğal kaynakların güvenli bir şekilde uluslararası piyasalara arzı ve bölge ülkelerinde güvenlik ve istikrar sağlanması temelinde hareket ettiklerini belirterek konuşmasına son vermektedir.
Amerikalı Büyükelçi, soru-cevap bölümünde ise fikirlerini daha da açarak, gündem yaratan görüşlerini izah etmektedir. Lübnan'ı kırılgan devlet (failed state) kategorisinde değerlendiren Barrack, Hizbullah'ın bu ülkede devlet gibi davranabilen tek aktör olduğunu ifade etmektedir. Lübnan'da herkesin yeni bir iç savaştan çekindiğini söyleyen Barrack, İsrail'in bölgedeki tüm ülkelerle sınır anlaşması yapmaya hazır bir devlet olduğunu da iddia etmektedir. ABD'nin bölgeye en yetkin uzman kadrosuyla yön verdiğini belirten Amerikalı diplomata göre, halen İsrail'in varlığını inkar eden ve yok sayan zihniyetlerin bu çağda başarılı olması ve zamana ayak uydurması mümkün değildir. Barrack, Lübnan'da istikrarın sağlanmasının yolunun İsrail'le diyalog ve uzlaşıdan geçtiğini de vurgulayarak, Hizbullah'ın füzeleri ile İsrail'e tehdit oluşturmadığı bir düzlemde İsrail'in de sorun çıkarmayacağını düşünmektedir. Yine soru-cevap bölümünde soru üzerine Türkiye konusuna odaklanan Tom Barrack, Gazze Barışı'nın Türkiye olmadan asla sağlanamayacağını söylemekte ve bu konuda Başkan Trump'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hakkını vererek onun çabalarını sahnede 4 defa gündeme getirdiğini anımsatmaktadır. Barrack, Türkiye'nin Hamas'ı bir terör örgütü kabul etmeyerek diyalog içinde olmasının da rehine takası ve ateşkes konusunda taraflara çok yardımcı olduğunu vurgulamaktadır. İsrail'in bu konudaki çekincelerine karşın Türkiye'nin yeni bir Osmanlı İmparatorluğu yaratmaya çalışmadığını belirten Barrack, ancak İsrail'in de Büyük İsrail Projesi ile Türkiye sınırına kadar her yeri ele geçirmeye çalıştığı yönündeki haberlerin hayal ürünü olduğunu belirtmektedir. Türkiye ile Suudi Arabistan'ın ABD ile birlikte Suriye'deki Şara yönetiminin başarılı olması için sorumlu davrandıklarını söyleyen Barrack, Türkiye'nin PKK terörü ile 40 yıllık mücadelesi nedeniyle olumsuz baktığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Ankara arasındaki diyaloğun ise çok iyi yönde geliştiğini müjdelemektedir. Suriye merkezi hükümeti ile SDG arasında 10 Mart'ta imzalanan mutabakat doğrultusunda bu ülkenin toprak bütünlüğüne aykırı olmayacak şekilde pozitif gelişmelerin yaşanacağını öngören Amerikalı diplomat, ek olarak yakın gelecekte Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin de düzelebileceğini düşünmektedir. Bu bağlamda iki ülke arasında bir ticaret anlaşması yapılacağını iddia eden ABD'nin Ankara Büyükelçisi, kuzeyde ABD ve İsrail'le iyi ilişkileri Azerbaycan ve Ermenistan'dan başlayarak bölgede yeni bir düzenin oluştuğunu ve buna uygun hareket ederek sürece eklemlenenlerin kazançlı çıkacağını ifade etmektedir. Satranç tahtasında yeni gelişmeler yaşandığını ve Türkiye ile İsrail'in asla savaşa girmeyeceklerini özel olarak belirten Tom Barrack, bu bağlamda yakında "Hazar'dan Akdeniz'e yeni bir hizalanma olacağı" yönündeki gündem yaratan ifadesini kullanmaktadır. Suudi Arabistan'ın genç Veliaht Prens Muhammed bin Salman öncülüğünde başlattığı 2030 Vizyonu'nu da öven Barrack, Suudi Arabistan'ın kadın hakları ve modernleşme konusundaki gelişmelerinin de inanılmaz olduğunu sözlerine eklemektedir.
Amerikalı Büyükelçi'nin konuşması değerlendirildiğinde, Tom Barrack'ın kısa sürede asıl mesleği olmayan diplomatlığı öğrendiği ve bölge dinamiklerini çok iyi bildiği söylenebilir. Ayrıca mevcut ABD yönetiminin bazı aşırılıklarına (gümrük tarifeleri vs.) karşın, bölgede istikrar ve ekonomik gelişim konusunda son derece akılcı ve kararlı adımlar attığı da belirtilmelidir. Tesadüfi değildir ki, 1948'den 2018'e kadar İsrail'le diplomatik ilişkilere geçen Müslüman devlet sayısını Abraham Anlaşmaları ile egale edip geçen Başkan Trump yönetimi, bölge ülkelerince izin verilirse Filistin Devleti'nin kurulması ve İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesini de kalan 3 yıllık Başkanlığında başarabilir. Ancak elbette İran başta olmak üzere bazı bölge ülkeleri ve uluslararası aktörlerin istikrar bozucu ve çatışmayı körükleyen radikal vizyonları (İsrail'in varlığını yok sayan anti-Semitik yaklaşım) ile İsrail aşırı sağının faşizan tavrı birleştiğinde, ortaya patlamaya hazır bir bomba durumu çıkabilmektedir. Bizce, ABD yönetimi, geçmişteki hatalarından da ders alarak, yeni dönemde barış ve istikrar için aktif şekilde çabalamalı ve Filistin Devleti'nin kurulmasını sağlamalıdır.
Umuyoruz Ortadoğu'ya yeni dönemde barış ve istikrar gelir ve Filistin başta olmak üzere bölge halklarının makus talihi kırılır. Bunun formülü de tüm bölge ülkelerinin birbirlerini tanıyacağı, saygı göstereceği ve birbirleri aleyhine terör faaliyetlerini desteklemeyeceği makul bir düzenden geçmektedir.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder