28 Haziran 2013 Cuma

Edward Snowden Olayı



Geçtiğimiz haftalarda dünya kamuoyunda sıklıkla konuşulan konulardan biri de “Edward Snowden Olayı” oldu. Filmlere ve macera romanlarına konu olabilecek gerçek bir hikayeye dayandığı anlaşılan bu olay, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu gibi dünya siyasetinde çok etkili iki ülke arasında diplomatik bir krize dahi neden oldu. Bu nedenle küçümsenmemesi gereken bu olayı bu yazıda sizin için özetlemek istiyorum.

Tam adı Edward Joseph Snowden olan 1983 doğumlu ve Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) ve Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) görevlisi olan Edward Snowden’ın dünya siyasetinin gündemine oturmasının temel sebebi; Amerikan devletinin bu iki güvenlik kurumunda teknik eleman (sistem mühendisi ve benzeri görevler) olarak görev yapan Snowden’ın Amerikan ve İngiliz istihbarat servislerinin kullandığı kitle takip programlarını kamuoyuna açıklamasıdır.[1] Daha önce Amerikan Ordusu’na bağlı özel kuvvetlere katılmak için başvuru yapan ancak 4 ay sonra işten çıkarılan[2] bir güvenlik endüstrisi görevlisinin neden böyle bir şey yaptığı ilgi çekmiş ve doğal olarak kendisinin başka bir ülkenin (Çin iddiaları ağırlıklı olarak yer almıştır) ajanı olduğu iddia edilmiştir. Ancak Snowden bu iddiaları reddetmiş ve bu duruma sebep olarak kendisine kız arkadaşıyla birlikte Hawai’de “komforlu ve ayrıcalıklı” bir hayat sunan Amerikan devletinin tüm dünyayı izlemesini sağlayan bu sistemleri kamuoyunun bilmesi gerektiğine dair demokratik-insancıl düşünceleriyle açıklamıştır.[3] Snowden’ın iddialarını destekleyenler bu sebeple onu bir anlamda bir “demokrasi savaşçısı” olarak değerlendirirken, olaya daha milliyetçi perspektiften bakan Amerikalılar ise (örneğin Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner) kendisini “vatan haini” olarak değerlendirmişlerdir.[4] Snowden’ın açıklamalarına göre Amerikan devleti NSA tarafından yönetilen PRISM[5] ve Tempora[6] adlı programlar yardımıyla tüm dünyada telefonda ve internette yapılan görüşmeleri ve hareketleri terörizm kuşkusuyla takip ve kayıt edebilmektedir.

Bu ay (Haziran 2013) içerisinde İngiliz The Guardian gazetesi muhabiri Glenn Greenwald’a Hong Kong’ta yaptığı açıklamalarla dünya kamuoyunun gündemine oturan Snowden, Amerikan devletini sarsacak ölçüde önemli açıklamalar yapmıştır.[7] Öyle ki Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nin Başkanı Orgeneral Keith Alexander, Amerikan Kongresi’nde bir komisyonuna gizli programla ilgili bilgi vermek zorunda kalmış, dahası Amerikan internet şirketleri Google, Facebook ve Microsoft da Obama yönetiminden, kendilerinden istihbarat dairelerine kullanıcı bilgilerini teslim etmesini isteyen federal mahkeme emirlerini yayınlamasına izin vermesini talep ederek herşeyin açığa çıkarılmasını istemişlerdir.[8] Obama yönetimini zora sokan bu olay karşısında Amerikan Başkanı bu gibi sistemlerin Amerikan halkını değil, terörist saldırılarından korkulan yabancıları gözetlemek için kullanıldığını belirtmiştir.[9] Buna ek olarak Amerikan Sivil Haklar Sendikası - ACLU, gizli izleme programının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Amerikan devletini dava etmiş ve bu programın özel yaşamı ve bireysel özgürlükleri ihlal ettiğini savunmaktadır.[10]

Snowden Olayı bu gibi gelişmelerle de kapanmış değildir. Hong Kong’tan sonra Rusya’ya geçen ve günlerdir Moskova Havaalanı’nda transit yolcu olarak bulunan Snowden’ın Rusya’ya siyasi mülteci olarak geçeceği iddia edilmiş, ancak Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin Snowden’ın kendileriyle herhangi bir temasta bulunmadığını ve havaalanında ikamet etmeye devam ettiğini belirtmiştir. Snowden’ın en kısa sürede Rusya’dan ayrılmasını ümit ettiğini söyleyen Putin, eski CIA ajanının Moskova’ya uğramasının Rusya-ABD ilişkilerini bozmayacağını da iddia etmiştir.[11] Daha önce Wikileaks belgelerini açıklayarak dünya gündemine oturan Julian Assange’a da sahip çıkan Ekvador’un Dış İşleri Bakanı Ricardo Patino ise Snowden’ın iltica talebinin incelendiğini açıklamıştır.[12] Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa da Amerika’nın eski Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) ajanı Edward Snowden’ı kendilerine teslim etmesi konusunda yaptığı baskılara itiraz ederek, iki ülke arasındaki ticaret ayrıcalığı anlaşmasını bozmuş ve şöyle konuşmuştur; “Bu şantaja karşılık Amerikalı beyfendilere de söylediğimiz ve resmen açıkladığımız gibi, bizi imtiyazlı tarifeyi kaldırmakla tehdit etmeyin diyoruz. Bu anlaşmalardan tek taraflı ve geri alınamaz şekilde vazgeçiyoruz, sizin olsun”.[13]

Daha uzun süre dünya kamuoyunun gündemini işgal edeceğe benzeyen Edward Snowden Olayı, bizlere Wikileaks olayından sonra bir kez daha 21. yüzyıl dünyasında gizliliğin çok zor olduğunu ve devletlerin mümkün olduğunca şeffaf ve demokratik olmaları gerektiğini göstermiştir.




Dr. Ozan ÖRMECİ



[1] “Edward Snowden”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Edward_Snowden#cite_note-BirthDate-1.
[2] “Edward Snowden did enlist for special forces, US army confirms”, The Guardian, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.guardian.co.uk/world/2013/jun/10/edward-snowden-army-special-forces.
[3] “Edward Snowden says motive behind leaks was to expose ‘surveillance state’”, The Washington Post, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.washingtonpost.com/politics/edward-snowden-says-motive-behind-leaks-was-to-expose-surveillance-state/2013/06/09/aa3f0804-d13b-11e2-a73e-826d299ff459_story.html?tid=pm_politics_pop.
[4] “NSA leak splits a GOP torn between national security and limited government”, Ajc.com, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.ajc.com/news/news/local/nsa-leak-splits-a-gop-torn-between-national-securi/nYJ3n/.
[5] “PRISM”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/PRISM_(surveillance_program).
[6] “Tempora” , Wikipedia, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Tempora.
[7] “Edward Snowden”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Edward_Snowden#cite_note-BirthDate-1.
[8] “Edward Snowden Hong Kong’da Kalmaya Kararlı”, VOA (Amerika’nın Sesi), Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.amerikaninsesi.com/content/edward-snowden-hong-kong-da-kalmaya-kararli/1680423.html.
[9] “Obama’dan Telekulak”, Hürriyet, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.hurriyet.com.tr/planet/23450982.asp.
[10] “Edward Snowden Hong Kong’da Kalmaya Kararlı”, VOA (Amerika’nın Sesi), Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.amerikaninsesi.com/content/edward-snowden-hong-kong-da-kalmaya-kararli/1680423.html.
[11] “Putin’den Snowden Açıklaması”, Hürriyet, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.hurriyet.com.tr/planet/23581703.asp.
[12] “Profile: Edward Snowden”, BBC, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/world-us-canada-22837100.
[13]Ekvador ile ABD arasında Snowden savaşı kızışıyor”, Euronews, Erişim Tarihi: 28.06.2013, Erişim Adresi: http://tr.euronews.com/2013/06/28/ekvador-ile-abd-arasinda-snowden-savasi-kizisiyor/.

18 Haziran 2013 Salı

İran'ın Yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani


Ortadoğu coğrafyasının en önemli ve güçlü bölgesel aktörlerinden biri olan İran İslam Cumhuriyeti’nde 14 Haziran Cuma günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, seçimlerin henüz ilk turunda gerekli olan yüzde 50 oy oranının üzerine çıkan (% 50,71) reformcuların desteklediği Şii din adamı Hasan Ruhani kazandı. En yakın rakibi olan ve sertlik yanlısı muhafazakarların desteklediği Tahran Belediye Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın üç katından fazla oy alan Ruhani, böylelikle açık ara farkla ilk turda sürpriz bir zafer kazanmış ve İran İslam Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı seçilmiş oldu.[1] Bu yazıda, size kısaca Hasan Ruhani’yi tanıtacak ve kendisinin seçilmesinin İran dış politikası üzerine olası etkileri hakkında Türkiye ve Batı basınında yazılanları özetlemeye çalışacağım. 

12 Kasım 1948 tarihinde Simnan yakınlarındaki Sorkheh şehrinde dünyaya gelen Hasan Ruhani, ailesi otoriter Şahlık rejimine karşı mücadele vermiş bir kimsedir.[2] Önce Simnan, daha sonra İran’ın dini eğitim merkezlerinden olan Kum şehrinde klasik medrese eğitimi alan Ruhani, dini eğitiminin yanında 1972 yılında Tahran Üniversitesi’nde Hukuk bölümünden mezun olmuştur.[3] Genç yaşlardan itibaren Ruhullah Humeyni’nin takipçilerinden biri olan Hasan Ruhani, İran’ı dolaşarak Şahlık rejimi aleyhinde vaazlar vermiş ve bu nedenle birçok defa tutuklanmıştır.[4] Ruhani’nin özgeçmişinde dikkat çekici bir husus, 1977 yılında İslami hareketin sürgündeki lideri Ruhullah Humeyni’ye “İmam” denilmesi için minberde açıkladığı önerinin tüm devrimci kesimlerce benimsenmesi ve o günden itibaren Humeyni’ye “İmam Humeyni” denilmeye başlanmasıdır.[5] 1979 yılındaki İslami Devrim sonrasında ise, Ruhani, ilk olarak rejime istikrar kazandırmak için düzensiz haldeki İran Ordusu’nu ve askeri üsleri düzenlemekle işe başlamıştır.[6] İlk kez 1979 yılında gittiği İskoçya’daki Caledonian Üniversitesi’nde Hukuk alanında master derecesini 1995, doktora derecesini de 1999 yılında alan Ruhani, her iki derecesinde de tez konusu olarak İran siyasal sistemi ve Şeriat hukukunu seçmiştir.[7] 1980’de 20 yıl boyunca görev yapacağı ve daha sonraları sözcülüğünü (Meclis Başkanlığı) üstleneceği İslam Danışma Meclisi’ne seçilen, yıllar süren İran-Irak Savaşı sırasında üst düzey komutanlıklarda ve hatta Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunan Ruhani, rejime bağlılığı nedeniyle bir grup İran Ordusu ve İran Devrim Muhafızları Ordusu komutanıyla birlikte ikinci derece Zafer Madalyası ile de ödüllendirilmiş bir isimdir.[8] İddialara göre, Ruhani, 1989 yılında rejimin kendisine uygun gördüğü İstihbarat Bakanlığı görevini ise reddetmiştir.[9] Bu teklifin ardından yine aynı yıl kurulan Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nin Sekreterliğini üstlenen Ruhani, bu görevi 2005 yılına kadar sürdürmüştür.[10] Ruhani’nin dünya kamuoyunda tanınmasıysa, daha çok 2003-2005 yılları arasında Nükleer Başmüzakereci sıfatıyla dünyada pekçok yabancı yetkili ve devlet adamının katıldığı toplantılarda İran’ı temsil etmesiyle olmuştur.[11] Ruhani, bu dönemdeki anılarını 2011 yılında Ulusal Güvenlik ve Nükleer Diplomasi adlı 12 bölümden oluşan bir sözlü tarih kitabında anlatmıştır.[12] Hatta din adamlığından gelmesine karşın diplomasideki tecrübeleri nedeniyle, Ruhani’ye “Diplomat Şeyh” lakabı da takılmıştır.[13]

Rejime yıllarca sadakatle hizmet ettikten sonra, Haziran 2013’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığını koyan Ruhani, bu son dönemde ülkedeki reform yanlısı kesimlerin sempatisini kazanmış ve hem diğer adaylara göre daha ılımlı görüşleri, hem de dini liderlikle (Ayetullah Ali Hamaney) olan yakın bağları nedeniyle adaylar arasında favorilerden sayılmıştır. Seçim kampanyası döneminde 8 yıl boyunca Cumhurbaşkanlığı yapan Mahmud Ahmedinejad’ı fevri ve sorumsuz açıklamalar yaparak İran’a büyük zarar vermekle suçlayan Ruhani, dünya kamuoyunda da muhafazakarlara kıyasla daha iyi bir alternatif olarak görülmüş ve seçimleri büyük farkla kazanmıştır.[14] Seçim kampanyası döneminde Ruhani’nin söylediği “aşırılıkları sona erdirelim, ılımlılıktan başka çaremiz yoktur” sözü dikkat çekmiştir.[15] Ruhani’nin geçmişine bakıldığında ise, güleryüzü ve son dönemdeki yumuşak üslubuna karşın, bazı olaylarda oldukça radikal ve sert tepkilerinin olduğu görülmektedir. Örneğin, Ruhani, 1999 yılında reformcu bir gazetenin kapatılmasını protesto için öğrencilerin yaptığı eylemler sırasında son derece sert bir yaklaşım sergilemiş ve devlet malına zarar vermekten suçlu bulunanların idam edileceğini açıklamıştır.[16] Bu sert geçmişine karşın, Ruhani, seçim kampanyası döneminde ılımlı mesajlar vermeye gayret etmiş, seçimi kazanırsa siyasi mahkumların serbest bırakılacağı, insan haklarının güvence altına alınacağı ve ülkeye itibarının yeniden kazandırılacağı sözlerini vermiştir.[17]

Ruhani’nin özel hayatıyla ilgili bilinenler de son derece sınırlıdır. Tüccar olan babası Haj Asadollah Feridun 2011 yılında vefat etmiş, annesi Sakine ise halen sağ ve Simnan’da yaşamaktadır.[18] 20 yaşında evlenen Ruhani’nin 4 çocuğu bulunmaktadır. Çocuklarından bir tanesinin 1992 yılında intihara kalkıştığı iddia edilmektedir. Ruhani’nin kardeşi Hüseyin Feridun da İran’da önemli görevler üstlenmiş ve halen üstlenmeye devam eden üst düzey bir devlet adamıdır.[19] Ruhani’nin çoğu Farsça, bazıları İngilizce ve Arapça olarak yayınlanmış birçok bilimsel kitabı bulunmaktadır. Bu kitapların çoğu İslami düşünce tarihi, Şii imamları tarihi, İran devlet yapısı ve Şeriat hukuku üzerinedir. Ancak Ruhani’nin Şeriat hukuku üzerine yazılı doktora tezi ve kitabının Şeriat hukukunun esnekliği üzerine olması dikkat çekicidir. Ruhani’nin akıcı biçimde 5 dil (İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve Arapça) konuştuğu ifade edilmektedir.[20]

Hasan Ruhani, seçim sonrasında yaptığı ilk açıklamalarda ”sivil özgürlükler beyannamesi” hazırlayacağını ve siyasi tutsakları cezaevlerinden çıkaracağını yinelemiştir.[21] Politika-Doğu Bilimcisi ve İran sorunları uzmanı Yelena Dunayeva’ya göre; Ruhani, güçlü, parlak ve nüfuz sahibi bir şahıs olmasına ve siyasette ılımlılıktan yana bir reformist olmasına karşın, kendisinden sorunların hemen çözülmesine yönelik bir mucize beklenilmemelidir.[22] Zira Dunayeva’nın da belirttiği gibi, İsrail ve ABD’nin tepkisini çeken İran’ın nükleer programı, İran’ın hükümetler ve Cumhurbaşkanları üstünde konumlandırdığı bir devlet projesidir. Bu nedenle, bu noktada Ruhani’nin atabileceği en ileri adımlar programı erteleme, daha fazla şeffaflık ve daha ileri ölçüde uluslararası denetime izin vermekle sınırlıdır. Bunların İsrail’i tatmin edip etmeyeceğini ise önümüzdeki haftalar belirleyecektir. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi ve İran uzmanı Doç. Dr. Mehmet Şahin’e göre ise, Ruhani’nin görevi devraldıktan sonra ilk amacı dünyaya olumlu bir mesaj vermek olacak ve bir anlamda 8 yıllık Ahmedinejad döneminde dünyayla kopan ilişkileri tekrar kurma yönünde adımlar atılacaktır.[23] İran’ın bugün karşı karşıya kaldığı en temel sorunun nükleer programı nedeniyle uygulanan ambargonun ciddi bir ekonomik krize yol açması olduğuna dikkati çeken Şahin, burada temel noktanın İran’ın nükleer programı yüzünden Batı ile bozulan ilişkilerini düzeltilmesi yönündeki çaba olabileceğini ifade etmiş, ancak bu çabanın sadece söylem düzeyinde kalacağına inandığını belirtmiştir. Zira Şahin’e göre, bu konularda karar veren esas merci Dini Lider’dir.[24]
Ruhani’nin seçilmesine dünyadan farklı tepkiler gelmiştir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri, Ruhani’yi seçen İran halkını, bu seçimin yaşanan nükleer kriz ve ekonomik yaptırımların aşılmasında bir umut olabileceğini işaret eder şekilde kutlamıştır. Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney tarafından yapılan açıklamada, Obama yönetiminin İran halkının seçimine saygı duyduğu bildirilmiş, ancak seçimin demokratik kriterlere tam olarak uygun olmadığı da vurgulanmıştır.[25] İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, seçim sonrasında uluslararası toplumun İran’ın nükleer programı konusunda gevşememesi gerektiğini dile getirmiştir.[26] İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ise, Netanyahu’dan daha farklı bir pozisyon alarak, Ruhani’nin radikal politikalar izlemeyeceğini ve nükleer program konusunda değişiklikler yapabileceğini belirtmiştir.[27]
Sonuç olarak, ekonomik ve siyasal olarak son yıllarda köşeye sıkıştırılan İran İslam Cumhuriyeti’nde İsrail’i haritadan sileceği ve benzeri sert söylemlerde bulunan Mahmud Ahmedinejad’ın ardından Hasan Ruhani’nin seçimi kazanması, rejimin uluslararası kamuoyu ile uzlaşma konusunda bir ileri adımı olarak görülmelidir. Ancak birçok uzmanın belirttiği gibi, İran siyasal sisteminde Cumhurbaşkanı’nın en yetkili makam olmaması sebebiyle Ruhani’nin ne ölçüde reformlar yapabileceği meçhuldur. Bu noktada Ruhani’nin öncelikle yapması gerekense, dış kamuoyunu tatmin etmek kadar, rejimin baskıları nedeniyle kendi ülkelerinden soğuyan insanları özellikle de İranlı gençleri kazanmak yolunda adımlar atmak olmalıdır.
Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] “Iranian Presidential Election, 2013”,  Wikipedia, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Iranian_presidential_election,_2013.
[2] “Hassan Rouhani”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Hassan_Rouhani.
[3] “Hasan Ruhani”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Ruhani.
[4] “Hasan Ruhani”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Ruhani.
[5] “Hasan Ruhani Kimdir?”, Milli Gazete, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.milligazete.com.tr/haber/Hasan_Ruhani_Kimdir/283289#.Ub_4yudA2So.
[6] “Hasan Ruhani”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Ruhani.
[7] Ruhani’nin özgeçmişine şuradan bakılabilir; “Dr. Hasan Rouhani”, Center for Strategic Research, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi: http://www.csr.ir/departments.aspx?lng=en&abtid=09&&depid=106&&semid=283.
[8] “Hasan Ruhani”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Ruhani.
[9] “Hassan Rouhani”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Hassan_Rouhani.
[10] “Hasan Ruhani”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi:http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Ruhani.
[11] “Hassan Rouhani”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 17.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Hassan_Rouhani.
[12] “National Security and Nuclear Diplomacy”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/National_Security_and_Nuclear_Diplomacy.
[13] Erdbrink, Thomas, “Iran’s new leader more diplomat than renegade”, The Age World, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi: http://www.theage.com.au/world/irans-new-leader-more-diplomat-than-renegade-20130617-2odlg.html.
[14] “Hasan Ruhani, İran’ın müstakbel Cumhurbaşkanı”, BBC Türkçe, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/06/130615_iran_secimi_ruhani.shtml.
[15] Nelson, Fraser, “Made in Glasgow: the new Iranian president, Hassan Rouhani”, The Spectator, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi: http://blogs.spectator.co.uk/coffeehouse/2013/06/iran-may-have-just-elected-a-glasgow-man-as-president/.
[16] “İran seçimleri: Kim kimdir?”, BBC Türkçe, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/06/130527_iran_adaylar.shtml.
[17] “İran’da seçimleri kazanan Hasan Ruhani kimdir?”, Akşam, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.aksam.com.tr/dunya/hasan-ruhani-kimdir/haber-216178.
[18] “Hassan Rouhani”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Hassan_Rouhani.
[19] “Hassan Rouhani”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Hassan_Rouhani.
[20] “İran’da Zafer Reformcuların”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://politikaakademisi.org/iranda-zafer-reformcularin/.
[21] “Hasan Ruhani’nin zaferi”, Rusya’nın Sesi, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://turkish.ruvr.ru/2013_06_17/Hasan-Ruhaninin-zaferi/.
[22] “Hasan Ruhani’nin zaferi”, Rusya’nın Sesi, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://turkish.ruvr.ru/2013_06_17/Hasan-Ruhaninin-zaferi/.
[23] “Şimdi gözler Ruhani’de”, Timetürk, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.timeturk.com/tr/2013/06/17/simdi-gozler-ruhani-de.html.
[24] “Şimdi gözler Ruhani’de”, Timetürk, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.timeturk.com/tr/2013/06/17/simdi-gozler-ruhani-de.html.
[25] “Hasan Ruhani İran’ın Yeni Cumhurbaşkanı”, Amerika’nın Sesi (VOA), Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi: http://www.amerikaninsesi.com/content/hasan-ruhani-iran-in-yeni-cumhurbaskani/1682558.html.
[26] “Netanyahu’dan İran’a ‘Uyanık Ol’ Çağrısı”, İktibas, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=17933.
[27] “Netanyahu’dan İran’a ‘Uyanık Ol’ Çağrısı”, İktibas, Erişim Tarihi: 18.06.2013, Erişim Adresi:http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=17933.

16 Haziran 2013 Pazar

Başbakan Erdoğan’ın Üslubu Türkiye’nin Elini Zayıflatıyor


Siyaset sahnesine çıktığı günden beri halk vasatını yansıtan sert üslubu, hal ve tavırlarıyla özellikle eğitim seviyesi düşük halk kesimlerinde büyük beğeni toplayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde yeniden abartılı bir biçimde -artık sanıyorum bilinçli olarak- kullanmaya başladığı sert üslubu, maalesef artık Türkiye’ye iç ve özellikle dış politikada zarar verir noktaya gelmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın sert üslubu son olarak karşımıza Gezi Parkı olaylarında çıkmıştır. Taksim’deki ağaçların kesilmesine yönelik çevre hassasiyetleri ile başlayan olaylar, daha sonra Başbakan Erdoğan’ın kışkırtıcı söylemleriyle hükümete karşıt özgürlükçü bir sosyal harekete dönüşmeye başlamıştır. Erdoğan ve diğer devlet yetkililerimiz sanki ağız birliği etmişçesine sayıları yüz binleri aşan ve Türkiye’deki birçok şehir ve dünya medyasından destek alan göstericileri “marjinal”, “çapulcu” ve benzeri sözlerle küçümsemişlerdir. Marjinal kelimesi, daha önce Başbakan Erdoğan’ın “ahlaksızlığını” aldığımızı söylediği Batı dillerinden Türkçe’ye geçmiş ve “kıyıda, kenarda olan, sayısı az ve etkisiz” anlamına gelmektedir. Bir Başbakan’ın kendi yurttaşlarının bir bölümünü ötekileştirmeye çalışması, onları sayıları az ya da farklı yaşam biçimlerinin olması sebebiyle (ki olayların aldığı destek öyle olmadıklarını gösteriyor) diğer yurttaşlardan ayırması, hem demokrasiye, hem de anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı bir tutumdur. Başbakan Erdoğan elbette bunu bilmeyecek seviyede bir siyasi lider değildir. Dolayısıyla bu üslubu seçimler öncesinde sağ kesimi yeniden bir araya getirmek için kasıtlı olarak kullandığı ifade edilebilir. Hakikaten de bugüne kadar Erdoğan’ın ötekileştirici ve sert üslubu kendisine içeride birçok seçim kazandırmıştır. Ancak olayın bir de dış politika ve prestij boyutu vardır.

Son dönemde gözlemlediğim kadarıyla Başbakan Erdoğan’ın sert üslubu Türkiye’ye dış politikada, özellikle de modern hayatı benimsemiş dış Türklerle olan ilişkilerimizde büyük zarar vermeye başlamıştır. Örneğin, uzunca bir süredir yaşadığım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklerle yaptığım görüşmelerde fark ettiğim bir husus; Erdoğan’ın sert ve kibirli sözleri ve Batı ve modern yaşam karşıtı tavırlarının, Avrupalılaşmış Türklerden olan Kıbrıslı Türkleri çok rahatsız ettiği şeklindedir. Erdoğan daha önce de Kıbrıslı Türkler için “besleme” tabirini kullanmış ve buradaki insanları çok rahatsız etmiştir. Bu gibi hatalar nedeniyle bugün Kıbrıslı Türkler giderek artan bir biçimde Türkiye’den ziyade Rum Kesimi ile ortak bir gelecek kurma noktasına gelmektedirler. Yani Erdoğan’ın iç politikadaki üslubu, dış politikada da Türkiye’nin elini ciddi şekilde zayıflatmaya başlamıştır. Erdoğan’ın üslubu Türkiye içerisindeki iyi eğitimli ve modern gençlerimizi de rahatsız etmekte ve binlerce gencimiz artık kendi ülkelerinden umudu keserek yurtdışına yerleşmeyi planlamaktadırlar.

Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarındaki tavırları tüm dünya medyasında eleştiri konusu yapılmış, Türkiye’nin imajına büyük darbe vurmuştur. Bu nedenle Türkiye’nin 2020 Olimpiyat Oyunları öncesinde de eli ciddi oranda zayıflamıştır. Oysa Başbakan Erdoğan yumuşak bir üslupla olayları yatıştırabilse ve polis müdahalesini önleseydi, bugün Türkiye’deki demokrasinin kalitesi tüm dünyada övgü konusu yapılabilirdi. Başbakan Erdoğan’ın bu olayları bir komplo teorisi düzleminde “faiz lobisi” kavramıyla açıklamaya gayret etmesi de inandırıcılıktan uzaktır. Zira “faiz lobisi” diye bir şey varsa, Erdoğan aynı lobinin bugüne kadar neden kendisini açıkça desteklediği konusunda da bir açıklama yapmalıdır. Bir diğer konu olarak, Başbakan Erdoğan’ın bugüne kadar yaptığı konuşmalarda bir kez olsun bile Türk kimliğini sahiplenmemesi ve dış Türkler adını verdiğimiz dünyadaki Türklere yönelik politikalar geliştirmemesi nedeniyle Iraklı Türkmenler de giderek artan bir şekilde Türkiye’den umudu kesmektedirler.

Erdoğan’ın sert söylemleri İslam dinine de aslına bakılırsa büyük zarar vermektedir. Zaten terörizm ve fanatiklikle ilgili ciddi imaj sorunları olan İslam dinimiz, Erdoğan’ın tavırlarıyla dünyada iyiden iyiye moderniteye izin vermeyen, demokrasi ile bağdaşması zor bir din olarak algılanmaya başlamıştır. Erdoğan’ın üslubundan korkan dış dünyada da, Müslümanlara yönelik tavırlar giderek sertleşmektedir. Bu nedenle aslında Erdoğan’a en büyük tepkiyi aslında kendisine İslamcı diyen kesim göstermelidir. Ancak maalesef bu kesimde Erdoğan’ın hataları, kutsiyet atfedilen kişiliği nedeniyle bırakın eleştirilmeyi daha da sahiplenilmektedir.    

Tüm bu nedenlerle Başbakan Erdoğan’ın üslup ve politikalarını düzeltmesi Türkiye’nin iç ve dış politikasının selameti ve demokrasinin bizatihi kendisi açısından da artık acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Erdoğan’ın etrafında bulunan, ancak anlaşıldığı kadarıyla hatalarını kendisine aktaramayan danışmanlarının bu konuda ivedilikle harekete geçmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ne yazık ki Türkiye’yi çok zor günler beklemektedir. Erdoğan’ın önceki gün yaptığı konuşmada ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik söylemleri ilerleyen aylarda yönetimde kalması durumunda bu partiye yönelik bir kapatma davası açtırabileceğini akıllara getirmektedir. Türkiye’de hukuk sisteminin son dönemde siyasi iktidardan gelen talimatlarla iş yaptığı, daha önce Erdoğan’ın açıklamaları sonrası açılan davalarla (örneğin İstanbul siluetini bozan binaya yönelik dava) açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak Erdoğan’ın böyle bir yola tevessül etmesi kuşkusuz Türkiye’de demokrasinin sona erdiği ve her türlü demokrasi dışı metotların haklı duruma geçeceği anlamına gelir. Türkiye’yi bu noktalara getirmemek hepimizin görevi olmalıdır.  

Son olarak binlerce asker ve polisimizi şehit eden PKK’lıları Türkiye’de barış sağlanması adına affeden bir hükümetin, aynı hoşgörüyü neden sol gruplara ve çevrecilere göstermediğini izah etmesi son derece güçtür. Halkımız da bu gerçeği yavaş yavaş anlamaya ve büyük oyunu çözmeye başlamıştır. Bu nedenle Erdoğan muhalefet partilerinin zayıflığı nedeniyle şimdilik alternatifsiz gözükmesine karşın, oy oranının düşme ihtimalinin sonraki seçimlerde hayli yüksek olduğunu ve iyi bir alternatif lider ya da partinin ortaya çıkması halinde kolaylıkla alt edilebileceğini düşünüyorum.  

Dr. Ozan ÖRMECİ

11 Haziran 2013 Salı

Aydınlık Yazarı Akademisyen Engin Ünsal'la Mülakat


Dr. Ozan Örmeci: Hocam öncelikle mülakat önerimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Genç okurlarımızın sizi daha yakından tanıması adına bize kariyerinizden ve siyasi çalışmalarınızdan söz edebilir misiniz?
Engin Ünsal: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Amerika’da Cornell Üniversitesi’nde master ve İstanbul Üniversitesi’nde doktora yaptım. Yıldız Teknik, Maltepe ve Bahçeşehir Üniversitelerinde lisans ve yüksek lisans dersleri verdim. Şimdilerde KKTC’de Girne Amerikan Üniversitesi’nde ders vermekteyim. Kısaca böyle özetleyebilirim.

Dr. Ozan Örmeci: Hocam, 2 haftadır Türkiye ve dünya kamuoyunu Taksim Gezi Parkı olayları meşgul ediyor. Siz bu olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Engin Ünsal: Türkiye demokrasiyi iyi özümseyememiş bir parti ve Başbakan tarafından yönetiliyor. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarının özü yok edilerek, İslami esaslara dayanan yeni bir toplum kurulmak isteniyor. İnsanların özel hayatına ciddi müdahaleler yapılıyor. Oysa insanlar artık yediklerine, içtiklerine, giyimlerine ve kaç çocuk sahibi olacaklarına karışılmasını istemiyor. Ülkede yaratılan korku çemberini kıran gençler, demokrasinin yeniden yaşama geçirilmesini ve temel haklarına saygı duyulmasını istiyor. Direnişin özü bence budur.

Dr. Ozan Örmeci: Sayın hocam, hükümet politikalarına eleştirel bir yaklaşımınız olduğunu görüyoruz. Türk dış politikası açısından bakıldığında sizce hükümetin somut yanlışları neler olmuştur?
Engin Ünsal:  Ekonomik bağımsızlığı olmayan ülkeler emperyal güçlerin istem ve çıkarları doğrultusunda iç ve dış politika izlemek zorundadır. Türkiye bugün Amerika’nın istediği bir dış politika izlemektedir. Orta Doğu’da bir Kürt devletinin kurulması, bu devletin İsrail çıkarlarını koruması ve böylece Amerika’nın Orta Doğu’da yer altı ve üstü kaynaklarını  ele geçirmesine yardımcı olmak maalesef ki son dönemde Türk dış politikasının özünü oluşturmaktadır. Büyük Orta Doğu Projesi – BOP denilen siyaset budur ve Türkiye’de “ılımlı İslam” devleti kurulmasına izin veren Amerika karşılığında BOP uygulamasına destek ve katkı istemektedir. 

Dr. Ozan Örmeci: Muhalefet partilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına alternatif olabilecek güçte bir muhalefet Türkiye’de şu an için mevcut mu?
Engin Ünsal: Türkiye’de muhalefet iktidar olmaya hazır değildir. Ne alternatif iktidar programı, ne kadro hazırlığı vardır. Böyle olunca seçmen muhalefete güven duymamaktadır. Örneğin CHP, en büyük desteği işçi sınıfından alması gerekirken bu sınıfa tamamen yabancılaşmıştır. 16 milyon işçi CHP’ye sıcak bakmamakta, çünkü CHP’nin kendilerine yönelik bir programı, bir çalışması olmadığını bilmektedir.

Dr. Ozan Örmeci: Uzun yıllar Amerika’da bulunmuş birisi olarak Amerikan dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ABD’nin Ortadoğu’da orta ve uzun vadedeki planları nelerdir?
Engin Ünsal: Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek merkezli bir dünyanın kurulmasını sağlamıştır ve bu dünyanın tepesinde “dünya jandarması” olarak dış politikasını oluşturmaya çalışmaktadır. Amerika kapitalist sisteminin ayakta kalması için yeni pazarlar ve ucuz emek merkezleri yaratmak zorundadır. Geçmişin Wilson politikaları gibi kendi kabuğuna çekilerek yaşamını sürdüremez, çünkü vahşi kapitalist sistemini ayakta tutmak ve sürekli beslemek zorundadır.
Bu durumun 2020’de değişeceğini sanıyorum çünkü Çin 2020 yılında dünyanın en zengin ve en güçlü devleti olarak Amerika’nın önüne geçecektir. Dünya politikaları o tarihten sonra Çin’in belirlemelerine göre şekillenecektir.

Dr. Ozan Örmeci: Bu keyifli mülakat için size teşekkür ediyoruz hocam.

Röportaj: Dr. Ozan ÖRMECİ
Tarih: 11.06.2013