29 Eylül 2019 Pazar

Birleşik Krallık-ABD İlişkileri: Özel İlişkilerin Tarihçesi


Giriş
Bugün Batı dünyası ve NATO denince akla gelen ilk ülkelerden olan Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık arasındaki ilişkiler, Uluslararası İlişkiler literatüründe “özel ilişkiler” (special relationship) deyimiyle açıklanan yakın bir müttefiklik ilişkisidir. İki ülke, 20. yüzyıl içerisinde ve sonrasında 21. yüzyılda birçok savaşta aynı cephede (Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Kore Savaşı, Soğuk Savaş, Körfez Savaşı, Irak Savaşı) yer almış ve birlikte savaşmışlardır. Ayrıca iki ülke, Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi (Euro-Atlantic Partnership Council), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OSCE-Organization for Security and Cooperation in Europe), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD-Organization for Economic Cooperation and Development), G7, G20, Dünya Bankası (World Bank), Uluslararası Para Fonu (IMF-International Monetary Fund) ve Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO-World Trade Organization) birlikte üyedirler.[1] Bunun yanı sıra, Birleşik Krallık, Amerikan Devletleri Örgütü’nün (Organization of American States) gözlemci üyesidir. İki ülke arasındaki yakın ilişki, gazete yazıları ve akademik analizlerde genellikle “kuzenlik” ilişkisi çerçevesinde ifade edilmektedir. Bu yakın ve kapsamlı ilişkilere karşın, iki ülkenin tarihleri bu duruma bir tezat teşkil eder; zira ABD, 18. yüzyılda İngiliz koloni yönetimine karşı bir devrim sonucunda kurulmuştur. Ayrıca 1812-1815 döneminde iki ülke birbirlerine karşı savaş vermişlerdir. Bu yazıda, ABD-Birleşik Krallık ilişkilerinin tarihi ve güncel durumu analiz edilecektir. İlk olarak, ilişkilerin tarihi özetlenecektir. Daha sonra, 1940’lı yıllarda kurumsallaşan “özel ilişkiler”in ana unsurları ve tetikleyici nedenleri irdelenecektir. Sonraki bölümde, Soğuk Savaş döneminde yaşanan önemli olaylar -kronolojik bir anlatımla- incelenecektir. Bir sonraki bölümde ise, ABD-Birleşik Krallık ilişkilerinin Soğuk Savaş sonrası dönemde ve günümüzdeki durumu değerlendirilecektir. Son bölümde, ABD-Birleşik Krallık ilişkilerine dair bazı verilerek sunularak, ilişkilerin güncel durumu analiz edilecektir. Araştırma, elde edilen bulguların özetlendiği “Sonuç” bölümüyle tamamlanacaktır.

İlişkilerin Tarihi
1492’de Amerika kıtasının Kristof Kolomb (Christopher Colombus) tarafından keşfedilmesinden sonra, uzun süre burayı İspanyollar kontrol etmişler ve İngilizleri “yeni dünya”ya sokmamayı başarmışlardır. Amerika’da İspanyol koloniciliğine dair İspanyol “conquistador” (fatih) ve keşiş Bartolomé de las Casas’ın yazdıkları, o dönemde yaşananları aktaran önemli bir tarihi vesikadır. 1588’de İspanyol donanmasının mağlup edilmesinin ardından, Kraliçe I. Elizabeth döneminde (1558-1603), İngilizler, Amerika’yı kolonileştirmeye başlamışlardır. Amerika’daki ilk İngiliz kolonisi 1585’te North Carolina (Kuzey Carolina) açıklarında Roanoke adasında kurulmuş; ancak daha sonra buradaki yönetim ortadan kalkınca, 1607’de Jamestown’da kurulan koloniyle birlikte Kuzey Amerika’da İngiliz kolonisi dönemi başlamıştır.[2] Zamanla Amerika’daki İngiliz hakimiyeti daha da artmıştır. 1732’de Georgia’nın kurulmasıyla, İngiltere’nin 125 yıl içerisinde ABD’deki koloni sayısı 13’ü bulmuştur. Bu 13 koloni, 3 ana bölgede, yani Yeni İngiltere Kolonileri-New England Colonies (Connecticut, Rhode Island, Massachusetts, New Hampshire), Orta Bölge Kolonileri-Middle Colonies (Delaware, Pennysylvania, New York, New Jersey) ve Güney Kolonileri-Southern Colonies (Maryland, Virginia, North Carolina, South Carolina, Georgia) şeklinde oluşmuştur.[3]

ABD’de kurulan 13 İngiliz kolonisi[4]

Amerika’da kurulan koloniler, İngiltere Kralına vergi verdikleri sürece özerk yönetimlere sahip olabiliyorlardı.[5] Britanya İmparatorluğu, kolonileri üç değişik türde gruplandırıyordu; Eyalet yönetimi (Royal colonies), Vesayet yönetimi (Proprietary colonies) ve İmtiyaz yönetimi (Charter colonies).[6] Kolonilerin Avam Kamarası ile doğrudan bir bağları ise yoktu. 17. yüzyıl ortalarından itibaren Amerika’daki İngiliz koloni yönetimi, Ticaret Meclisi (Board of Trade) ve Özel Devlet Danışma Kurulu (Privy Council) gibi kurumlarca sağlandı.[7] Tütün ticareti sayesinde, koloniler, kısa sürede refaha kavuşmaya başladılar. Püriten ağırlıklı göçmenlerin kurduğu bu koloniler, demokratik esaslara göre ve yerel örgütlenmeler temelinde kurulmuştu. Zamanla yüksek vergilere tepkiler ortaya çıkınca, koloniler arasındaki dayanışma da güçlendi. Yaklaşık 200 yıllık koloni döneminin ardından, Boston Çay Partisi olayı (1773) ve 1765-1783 döneminde devam eden Amerikan Devrimi ile, ABD, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanmıştır.[8] ABD’nin bağımsızlık ilanının tarihi ise 4 Temmuz 1776 olmuştur. 3 Eylül 1783’te imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere de ABD’nin bağımsızlığını onaylamıştır.[9]

Benjamin Franklin, John Adams ve John Jay imzalı 1783 Paris Antlaşması

1785’te, John Adams, ABD’nin ilk Orta Elçisi olarak Birleşik Krallık’ta görev yapmaya başlamış; ancak soğuk karşılanması nedeniyle diplomatik ilişkiler hemen gelişememiştir. ABD’de göreve başlayan ilk Britanyalı diplomat ise 1791’de bu ülkeye gelen George Hammond olmuştur.[10] ABD ile İngiltere arasında çıkan 1812 Savaşı (1812-1815) nedeniyle -ki bu savaşta Tümgeneral Robert Ross komutasındaki İngiliz kuvvetleri 24 Ağustos 1814’de Beyaz Saray’ı bile yakmışlardır- diplomatik ilişkiler 1812-1815 döneminde kesintiye uğrasa da, John Quincy Adams’ın 1815’te Londra’ya gönderilmesiyle diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmiş ve zamanla gelişerek, 1893’te Büyükelçilik seviyesine yükselmiştir.[11]

1812 Savaşı’nda Beyaz Saray’ın yakılması

Amerikan Devrimi ve 1812 Savaşı sonrasında ABD üzerindeki kontrolünü kaybetmesine karşın, Birleşik Krallık, İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar dünya üzerindeki başat güç konumunu korumayı başarmıştır. Burada Birleşik Krallık’ın izlediği strateji, ABD’nin yükselen bir güç olduğunu fark ederek, onunla yarışmak yerine kendisini onun yükselişine uyarlamaya çalışmak olmuştur.[12] Bu sayede, Londra, enerjisini başka alanlara verebilmiş ve dünyadaki üstün konumunu daha uzunca bir süre korumuştur. Bu strateji oldukça başarılı olmuş ve ABD ile Birleşik Krallık arasında daha o dönemden başlayarak yapıcı ilişkiler kurulmuştur. Tarihçi Bradford Perkins’e göre, iki ülke arasındaki “Büyük Yakınlaşma” (The Great Rapprochement), ilk olarak 1895-1915 döneminde başlamıştır.[13] Bu dönemde iki ülkeyi yakınlaştıran faktörler; İrlandalı Amerikalıların ABD karşıtlığına karşın ABD’de bilhassa seçkin zümrelerde Anglofillerin yoğunlukta olması, İngiliz medeniyetinin İngilizce konuşan halklarda bir tür model uygarlık olarak görülmesi, İngiltere’nin ABD’nin bağımsızlığına saygı göstererek Monroe Doktrini’ni desteklemesi ve İngiltere’nin 1898 İspanyol-Amerikan Savaşı’nda İspanya yerine ABD’ye destek vermesidir.[14]

Büyük Yakınlaşma (The Great Rapprochement): 1895-1915[15]

Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ABD’nin savaşa girmesi için baskı yaparken, Başkan Woodrow Wilson’ın bu konudaki katı duruşu nedeniyle, ABD, savaşın sonlarına kadar harekete geçmemiş ve ancak 1918’den itibaren Müttefiklerin yanında savaşa müdahil olmuştur. Ancak Dünya Savaşı ile başlayan yakınlaşma her halükarda gerçekleşebilirdi; zira ABD’de, başta Başkan Theodore Roosevelt (1901-1909) olmak üzere birçok kişi, daha savaş başlamadan çok önce dünyada düzen ve istikrarın sağlanabilmesi için ABD’nin İngiltere’nin yerini alması gerektiğini ifade ediyor ve bu konuda istekli davranıyordu.[16] Ancak o dönemde ABD'de izolasyonist eğilimler daima ağır basmıştır. 1929 yılında İşçi Partili Başbakan Ramsay MacDonald’ın ABD ziyaretiyle ise, özel ilişkilerin başlayabileceği yeni bir yakınlaşma konjonktürü ortaya çıkmıştır. MacDonald, Temsilciler Meclisi’ne hitap eden ilk Britanya Başbakanı unvanını da bu ziyaretle birlikte kazanmıştır.[17] Buna karşın, bu dönemde ABD’nin Milletler Cemiyeti’ne katılmaması, ikili ilişkilerde kapsamlı bir işbirliği ve güven zemini oluşmasını engellemiştir. Dolayısıyla, iki savaş arası dönemde (1919-1939), ikili ilişkiler beklenen ölçüde geliştirilememiş ve dünya siyasal konjonktürünün de etkisiyle, özel ilişkiler ancak 1940’larda ve 1950’lerde şekillenebilmiştir. Bu yıllarda Amerika’da yaygın bir popülist Anglofobinin varlığından da söz edilebilir. Hatta bu dönemde eski Walt Disney filmlerindeki kötü karakterlerin İngiliz aksanlı olmasından başlayarak birçok kültürel öğede (örneğin, edebiyatta Henry Louis Mencken ve Edmund Wilson gibi popüler bazı yazarlar), İngilizlerin Amerikalılara göre "emperyalist" ve "kötü" olan tarafı temsil ettiği görülmektedir.[18] ABD-Birleşik Krallık ilişkileri tarihi konusunda Old World, New World: Great Britain and America from the Beginning (2007) adlı önemli bir kitaba imza atan Kathleen Burk, ilişkilerin tarihsel arka planını “Büyük Britanya ile Amerika Birleşik Devletleri daima rekabet içerisinde olmuşlar ve ancak tek başlarına engelleyemeyecekleri büyük bir tehlike olduğunda müttefiklik ilişkisi kurmuşlardır[19] şeklinde özetlemiştir. Bu bağlamda, Naziler ve sonrasında Sovyetler Birliği gibi ortak tehditler, ilerleyen yıllarda ABD-İngiltere yakınlaşmasını sağlayan kilit unsurlar olmuştur.

Başbakan Ramsay MacDonald ABD Temsilciler Meclisi’ne hitap ediyor (7 Ekim 1929)[20]

Özel İlişkilerin Başlaması
ABD ile Birleşik Krallık arasındaki “özel ilişkiler”in başlangıç tarihi olarak genellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Soğuk Savaş döneminin ilk yılları ve iki ülke arasında bu dönemde başlayan yoğun askeri ve istihbarat işbirliği belirtilir. Ancak özel ilişkilerin başlangıcının İkinci Dünya Savaşı süreci olduğunu iddia edenler de vardır. Örneğin, “Secrets of Her Majesty’s Secret Service” adlı belgesel yapımda[21], üst düzey MI6 yöneticisi John Scarlett ve bazı uzmanlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında 1941 Şubat ayında iki ülke arasında başlayan istihbarat paylaşımı ve Enigma makinesinin kodlarının çözülmesi konusundaki işbirliğini özel ilişkilerin başladığı dönem olarak kabul etmektedirler. Bu dönemin hemen sonrasında, 14 Ağustos 1941 tarihli -ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt ve Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill arasında imzalanan- Atlantik Bildirisi (Atlantic Charter) ile ise, iki ülke, dünya meselelerine benzer şekilde baktıklarını ortaya koymuşlardır. Bildirideki 5. maddeyle devletler arasında ekonomik alanda işbirliği, 6. maddeyle Nazilerin yenilmesi sonrasında devletlerin kendi sınırları içerisinde barış içerisinde yaşamaları, 7. maddeyle tüm devletlerin açık denizlere engelleme olmadan çıkabilmeleri ve 8. maddeyle de şiddet kullanımının yasaklanması gibi hususlarda anlaşmaya varılmıştır.[22] 17 Mayıs 1943 tarihli Brusa Antlaşması (Brusa Agreement) ile de, savaş döneminde başlayan istihbarat işbirliği kurumsal bir çerçeve kazanmıştır.[23] Varılan bu anlaşma, 5 Mart 1946’da İngiliz Albay Patrick Marr-Johnson ve Amerikalı Korgeneral Hoyt Vandenberg’in imzalarıyla kamuoyu önünde resmiyet kazanmıştır. Bu anlaşma, zaman içerisinde Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda gibi İngilizce konuşan eski Britanya kolonisi diğer devletlerin de katılımıyla, “Five Eyes” (Beş Göz) grubu veya “UKUSA” halini almıştır.[24] Dolayısıyla, iki ülke arasındaki özel ilişkiler, Nazilere karşı askeri müttefiklik ve istihbarat paylaşımı temelinde kurulmuş; ancak zamanla siyasal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla da kapsamlı bir hâl almıştır. Zaten savaş sonrasında Birleşik Krallık’ın ekonomik krizden kurtulması da büyük ölçüde Amerikan yardımları sayesinde mümkün olabilmiştir.

Churchill ile Roosevelt Atlantik Bildirisi’ni imzalıyorlar

Chatham House (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) Direktörü Dr. Robin Nibblet’a göre, bu dönemde ikili ilişkileri geliştiren ve Soğuk Savaş dönemi boyunca geçerli olacak 3 önemli faktörden söz edilebilir. Bunlar; (1) Birleşik Krallık’ın yeni dönemde kapasitesinin yetersiz kalacağını düşünerek küresel liderliği ABD’nin üstlenmesini kabul etmesi, (2) Londra’nın en büyük tehdit olarak gördüğü Sovyetler Birliği’nin komünist yayılmacılığını durdurmak için ABD önderliğinde bir Transatlantik ittifaka ihtiyaç duyması, ve (3) her iki ülkenin de Avrupa bütünleşmesinin daha da derinleşmesi durumunda Atlantik ittifakının yerini alabileceği konusunda şüpheci davranmalarıdır.[25] Ayrıca, ikili ilişkileri güçlü kılan çok önemli bazı tarihsel ve kültürel unsurlardan da söz edilebilir. Bunlar arasında, kuşkusuz, ilk sırayı ortak dil (İngilizce) almaktadır. Yaygın Hıristiyan (Protestan) nüfus ve demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlüklerin korunması gibi temel meselelerdeki ideolojik uyum da, Londra ile Washington arasındaki ilişkilerin “cordial” (samimi) bir nitelik kazanmasını sağlamıştır. Dumbrell’e göre, iki ülkenin birbirlerine karşı hayranlıkları da söz konusudur; İngilizler Amerikalıların yaratıcılıkları ve demokrasiye bağlılıklarına, Amerikalılar da İngilizlerin geleneklerine büyük saygı beslemektedirler.[26] “Özel ilişkiler” terimini kullanan ilk kişi ise, her iki ülkede de halen oldukça popüler bir siyasi figür olan Winston Churchill’dir. 5 Mart 1946 tarihinde Fulton-Missouri’de Westminster College’da yaptığı konuşmada[27] bu tabiri ilk kez kullanan Churchill[28], ki kendisinin annesi Amerikalıdır ve sonradan ona da ABD vatandaşlığı tevdi edilmiştir[29], günümüzde de ABD-Birleşik Krallık dostluğunun en önemli sembollerinden birisidir. Churchill, ancak ABD-Birleşik Krallık ittifakı sayesinde İkinci Dünya Savaşı sonrasında Soğuk Savaş döneminde dünyada barış ve istikrarın korunabileceğini öngörmüştür. Churchill, bu dönemde “Üç Halka” (Three Circles) yaklaşımını oluşturmuş ve yeni dönemde İngiliz Uluslar Topluluğu’nu (Commonwealth), ABD ile müttefikliği (Transatlantikçilik) ve Avrupa entegrasyonunu (Avrupacılık) İngiltere’nin üç önemli dış politika enstrümanı olarak belirlemiştir. Churchill, ayrıca Amerikalılarla İngilizlerin dostluklarının özel bir politik dizayna gereksinim duymadan doğal olarak gerçekleştiğini ve iki milletin olaylara benzer şekilde baktıklarını iddia etmiş ve İngiliz-Amerikan müttefikliğine büyük güven duymuştur.[30] Ancak bu noktada -Simon Tisdall’ın vurguladığı- şu hususa da dikkat çekmek gerekir; 1945’ten itibaren ABD’nin yükselişi, Britanya İmparatorluğu’nun düşüşü ile eşzamanlı olarak başlamıştır.[31] Dolayısıyla, görünürdeki kusursuz dostluğa karşın, iki ülke arasında halen daha süren dostane bir rekabetten söz edilebilir. Bu doğrultuda, Ursula Lehmkuhl, ilişkileri 1945 sonrasında karakterize eden temel unsurun “güç asimetrisi” (power asymmetry) olduğunu yazmıştır.[32] Buna karşın, iki ülkenin 1940’lardan itibaren ortak bir kültür bölgesi (culture area) oluşturabildiklerini belirten Lehmkuhl, ortak dil ile benzer davranış kalıpları, ritüel ve değerleri bu bağlamda öne çıkarmaktadır.[33] David Reynolds ise, ilişkilerin “özel” niteliğini oluşturan 3 ana öğeyi; emperyal dönemden kalma ilişkiler (imperial relationship), müttefiklik ilişkileri (alliance relationship) ve kültürel ilişkiler (cultural relationship) olarak tasnif etmiş ve bu farklı parametreler arasındaki uyum sayesinde uzun süreli bir müttefikliğin devam edebildiğini belirtmiştir.[34]

Truman ve Churchill Potsdam Konferansı’nda[35]

Soğuk Savaş Dönemi
Birleşik Krallık ile ABD arasındaki özel ilişkiler İkinci Dünya Savaşı sırasında başlasa da, ilişkilerin bloklar arası bir ittifak halini alması Soğuk Savaş döneminde gerçekleşmiştir. Bunun nedeni, savaş döneminin ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’in emperyalist ve anayasal monarşi durumundaki Britanya’yı Amerikan değerlerine karşıt ve düşüşteki bir güç olarak olumsuz değerlendirirken, Sovyetler Birliği’ni sosyal reformlar gerçekleştiren ve birlikte çalışılabilecek yükselişteki bir devlet olarak görmesidir.[36] Ancak Roosevelt’in yerine Harry Truman’ın geçmesi ve Stalin’in ülkesinde ve Doğu Avrupa’da yaptıklarının ortaya çıkmasıyla birlikte, ABD, George Kennan’ın “X” rumuzuyla yazdığı ve Foreign Affairs dergisinin 1947 yılı Temmuz sayısında yayınlanan “The Sources of Soviet Conduct” adlı makalesinden[37] itibaren, Sovyetler Birliği’ni ve komünist yayılmacılığı tehdit sıralamasında en üst sıraya koymuş ve Birleşik Krallık’la ilişkilerine daha büyük özen göstermeye başlamıştır. Nitekim ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın 1950 tarihli bir politika belgesinde, bu ülkenin ABD için en ideal ve birincil müttefik olduğu vurgulanmıştır.[38] 1947’de kurulan Amerikan istihbarat teşkilatı CIA de, bu dönemde İngiltere’yi “ABD’nin sahip olduğu en güçlü müttefik” olarak raporlamış ve siyasi otoriteye bu müttefikliği geliştirmesini tavsiye etmiştir.[39] Zaten 1940’lı yıllarda her iki ülkenin de üye olacağı ve Bretton Woods sistemini oluşturan birçok uluslararası örgüt (başta Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF vs.) kurulmuş ve en önemlisi, 1949 yılında Sovyetler Birliği ve komünizme karşı durmak adına askeri bir alyans olan NATO (Kuzey Atlantik Paktı Örgütü) oluşturulmuştur. Bu tarihten itibaren, zaman zaman yaşanan krizlere karşın, Birleşik Krallık, ABD’nin Avrupa’daki ve hatta dünyadaki en sadık ve güvenilir müttefiki haline gelmiş ve ilişkiler sıradan bir yakınlık ve müttefiklikten öte, nükleer ve askeri işbirliğini (ilk ciddi örneği Kore Savaşı olacaktır) ve istihbarat paylaşımını da kapsayan “özel” bir nitelik kazanmıştır.[40] Nitekim 1958’de John Foster Dulles ve Samuel Hood arasında imzalanan ortak savunma anlaşması (1958 US-UK Mutual Defence Agreement) ile, ABD, Birleşik Krallık’ın nükleer programına da destek olmaya başlamıştır.[41] Ayrıca, bu dönemden itibaren, siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkiler de askeri ve istihbari ilişkilere paralel olarak giderek derinleşmiştir. Bu dönemde yaşanan hızlı ilerleme değerlendirildiğinde; Sovyetler Birliği ve komünist yayılmacılığa yönelik “ortak tehdit” algısının ikili ilişkileri -sorunlara rağmen- daima müttefiklik zemininde tutmayı başardığı görülmektedir.

Bu noktada Soğuk Savaş döneminde iyice kurumsallaşan ve derinleşen ilişkilere dair -Birleşik Krallık merkezli- iki farklı yaklaşım üzerinde durmak yerinde olacaktır. Birinci yaklaşım, Dr. Robin Nibblet ve benzeri birçok ismin savunduğu “müttefiklik” anlayışıdır. Bu yaklaşımda, dünya üzerindeki tecrübesi fazla olan Birleşik Krallık’ın ABD’ye dünyayı yönlendirmek ve yönetmek konusunda fazlasıyla yardımcı olabileceği ve ABD’nin de muazzam kapasitesi sayesinde Batı bloğunu diğer devletlerden ve bloklardan kaynaklanan tehditlere karşı koruyabileceği görüşü işlenmektedir. İkinci yaklaşım ise daha karamsardır; bu yaklaşımda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ilişkilerdeki “eşitsizlik” teması ön plana çıkarılmakta ve Londra’nın giderek Washington’ın bir uydusu haline geldiği eleştirel bir şekilde değerlendirilmektedir. Bu karamsar yaklaşımı da İngiltere’de hem aşırı sol, hem de aşırı sağ siyasette savunanlar olsa da, 1940’ların ikinci yarısından itibaren Birleşik Krallık-ABD ilişkileri daima müttefiklik parantezi içerisinde gelişmiş ve ikili ilişkileri ve akademik ve siyasi seçkinlerinin düşünce dünyalarını genelde birinci görüş karakterize etmiştir.

Buna karşın, 1956 Süveyş Krizi sırasında yaşanan anlaşmazlık, ilişkilerin bir süre yine gerginleşmesine neden olmuştur. ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’ın Birleşik Krallık Başbakanı Anthony Eden’a (1955-1957) Britanya askerlerini Süveyş Kanalı’ndan çekmesi için baskı yapması, Eden’ı kendi toplumu önünde çok zor duruma düşürmüş ve neticede Başbakan birkaç ay içerisinde istifa etmek zorunda kalmıştır.[42] ABD, bu dönemde İngiltere, Fransa ve İsrail’in Mısır’a olası müdahalesinin Sovyet Rusya ve komünizmin Ortadoğu’da güçlenmesine yol açacağı tespitini yapmış ve bu nedenle Londra’ya karşı tehditkâr bir tutum içerisine girmiştir. Ayrıca ABD Başkanı Dwight Eisenhower, Başbakan Anthony Eden’la arkadaşlığına rağmen, İngiltere’nin Süveyş politikasını emperyalist bir girişim olarak değerlendirmiştir.[43] Süveyş Krizi zamanla unutulsa da, bu olayın İngiliz devlet adamları ve halkında ciddi bir burukluğa yol açtığı ve hiçbir zaman hazmedilmediğini not etmek gerekir. Süveyş Krizi (1957) nedeniyle ABD’nin Birleşik Krallık’taki güvenilirliği azalsa da, 1961 yılında genç, karizmatik ve Anglofil Başkan John F. Kennedy’nin karısı Jacqueline Kennedy (Onassis) ile yaptığı Londra ziyaretinde, yarım milyon Britanyalı, Amerikalı çifti görmek için sıraya girmiştir.[44] Ancak Britanya halkının hayranlığını kazanan Kennedy ve eşi, Muhafazakâr Başbakan Harold Macmillan’a (1957-1963) göre, -Antik Yunan’ın Roma medeniyetine yaptığı gibi- kendisinin yol göstermesi gereken tecrübesiz bir Sezar’dır.[45] Bu nedenle, bu tarihten itibaren, Birleşik Krallık’a, “tecrübesiz süpergüç” durumundaki ABD’nin dış politikadaki “akıl hocası” gözüyle bakılmaya başlanmıştır.[46] ABD’nin popüler ve tartışmalı Dış İşleri Bakanı (1973-1977) Henry Kissinger da, Amerikalı devlet adamlarının önemli kararlar almadan önce İngiliz devlet adamlarından görüş almayı faydalı gördüklerine değinmiştir.[47] Kennedy-Macmillan ikilisi döneminde Süveyş Krizi’nin etkileri silinmiş ve ilişkiler yeniden gelişme yoluna girmiş; hatta bu doğrultuda Skybolt krizi atlatılarak[48], Polaris füzelerinin Birleşik Krallık’a satışı sağlanmıştır.[49] Ayrıca Küba Füze Krizi sırasında İngiliz istihbarat teşkilatı MI6’in ABD’ye çeşitli yardımlarının olduğu söylenmektedir.[50] Bu döneme dair bir diğer önemli detay, dönemin ABD Savunma Bakanı Dean Acheson’ın yaptığı unutulmaz Birleşik Krallık tanımıdır: “Bir imparatorluğu kaybetmiş ve yeni bir rol arayan bir ülke” (Britain had lost an empire and had not found a role).[51] Bu söz medya ve diplomatik çevrelerde epey popüler hale gelse de, Birleşik Krallık’ın yeni dönemde ABD’nin küçük ortağı durumuna gelmesi bu ülkede bazı tepkilere de neden olmuştur. Örneğin, Başbakan Harold Macmillan, bu sözleri İspanya Kralı Filip, 14. Louis, Napolyon ve Hitler’in yaptığı hatalara benzetmiş ve Birleşik Krallık’ın gücünün küçümsenmesine tepki göstermiştir.[52] Ayrıca bu dönemden itibaren Birleşik Krallık dış politikasında Transatlantikçilik kadar AB’nin öncüsü durumundaki Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) katılma görüşü de (Avrupacılık) ön planda olmuş ve Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle engelini zamanla aşan Londra, nihayet 1973’te AB üyesi haline gelmiştir. Bu yıllardan itibaren Birleşik Krallık’ın ABD’ye yönelik politikasını değerlendiren David Reynolds, “Hiçbir zaman ‘hayır’ deme, her zaman ‘evet ama’ de” (Never say 'no,' say 'yes, but') ifadesiyle, Londra’nın Washington’ı Vietnam Savaşı ve benzeri uluslararası hukukun desteklemediği savaşlarda yumuşatmaya çalıştığını (biraz da Süveyş Krizi'ne missileme olarak) açıklamaya çalışmıştır.[53]

John F. Kennedy ve Harold Macmillan

Harold Wilson’ın Başbakanlığı dönemlerinde (1964-1970, 1974-1976), ikili ilişkiler görünürde sorunsuz devam etmesine karşın, özellikle Vietnam Savaşı’na karşı çıkması ve ABD’ye destek olmak için İngiliz birliklerini savaşa göndermemesi nedeniyle Amerika’da tepki çeken ve Kennedy sonrasındaki Başkan Lyndon Johnson’ı kızdıran[54] Wilson’ın 1976’da nedeni tam olarak anlaşılamayan istifasına dair birçok komplo teorisi bulunmaktadır. Bunlar arasında en ciddi olanı, ki BBC gazetecileri Roger Courtier ve Barrie Penrose’un Başbakanlıktan istifasından birkaç hafta sonra Wilson’la yaptıkları röportajda anlattığı bilgilere dayanmaktadır ve olaydan tam 30 yıl sonra yayınlanabilen “The Plot Against Harold Wilson” belgeseline konu olmuştur, Wilson’ın CIA baskısıyla MI5 tarafından koordine edilen bir komploya kurban gitmiş olmasıdır. Bu nedenle, gazeteci Jonathan Freedland, unutturulmaya çalışılan bu olayı Birleşik Krallık’ın “Watergate Skandalı” olarak yorumlamıştır.[55] Bu gibi olaylar, Soğuk Savaş döneminde Birleşik Krallık solundaki Amerikan karşıtlığının zaman zaman kriz dönemlerinde yüksek düzeylere çıkmasına neden olmuş ve ikili ilişkileri olumsuz yönde etkilemiştir.

Harold Wilson ve Lyndon Johnson

İlerleyen yıllarda, her ne kadar Amerikalı Cumhuriyetçi Başkan Richard Nixon, kendisi gibi bir muhafazakâr olan Edward Heath’in Harold Wilson yerine Başbakan seçilmesini ikili ilişkilerin yeniden gelişmesi için bir fırsat olarak görse de, bu, Birleşik Krallık’ın 1970’lerden itibaren giderek daha Avrupa yanlısı bir politikaya yönelmesi nedeniyle gerçekleşmemiştir. Birçoklarının kabul ettiği üzere, 1967’de Harvard Üniversitesi’nde verdiği derslerden başlayarak, Heath için öncelik daima Avrupa (Commonwealth ya da Transatlantik bağlar yerine) olmuştur.[56] Ancak bu dönemde Heath’in Birleşik Krallık’ın AET’ye üyeliğini engelleyen Fransızları ikna etmek için bu şekilde bir politika ve retorik geliştirdiğini yazanlar da vardır.[57] 1973 Yom Kippur Savaşı’nda ise, iki ülke arasında Süveyş Krizi’nden sonra bir kez daha büyük bir kriz yaşanmış ve Londra, Amerikan uçaklarının Kıbrıs’taki İngiliz üslerinden yakıt ikmali yapmasına izin vermeyince, Washington, buna büyük tepki göstermiştir.[58] Vietnam Savaşı da iki ülke ilişkilerini bu dönemde bozan en önemli olaylardan birisi olmuştur.

Margaret Thatcher (1979-1999)-Ronald Reagan (1981-1989) ikilisi döneminde ise, iki ülke arasında kurulan muhafazakâr ittifak çok daha başarılı olmuş ve ekonomide liberal, sosyal-kültürel politikalarda muhafazakâr davranan iki lider sayesinde, ikili ilişkilerde yeniden bir gelişme süreci başlamıştır. İkili ilişkileri bu dönemde geliştiren temel unsur, Sovyetler Birliği ve komünizme karşı beslenen büyük antipatidir (ki Reagan, Sovyetler Birliği’ni Şeytan İmparatorluğu-Evil Empire olarak bile adlandırmıştır).[59] Bu dönemde Birleşik Krallık’ın 1982 Falkland Savaşı’nda gösterdiği başarı, ABD’nin bu ülkenin askeri ve istihbari desteğine duyduğu güveni de arttırmıştır.[60] Birleşik Krallık da, bu dönemde, İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) üyesi olmasına rağmen Grenada işgalinde (1983) ve Libya’nın bombalanmasında (1986) Washington’a destek olmuştur.[61] Ayrıca her iki ülke de Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgaline karşı Afgan mücahitlere destek vermişlerdir. Ek olarak, bu dönemde iki ülke arasındaki işbirliği, Cheltenham’daki İngiliz GCHQ (Government Communications Headquarters-Hükümet İletişimler Merkezi) ile Amerikan NSA (US National Security Agency-Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı) arasında kurulan bağlar sayesinde mükemmel seviyeye ulaşmıştır.[62] Diğer önemli bazı siyasi konularda da (kürtaj karşıtlığı, düşük vergilendirme, sınırlı devlet vs.) çok iyi anlaşan iki liderin kimyası öyle tutmuştur ki, Ronald Reagan’ın eşi ve eski first lady Nancy Reagan, Thatcher ile kocasını “siyasi ruh ikizi” (political soul mate) olarak tanımlamıştır.[63] Thatcher-Reagan ikilisi döneminde, 1985’te, ikili resmi ilişkilerin 200. yıldönümü de coşkuyla kutlanmıştır. Bu kutlamalar esnasında, Thatcher, ülkesinin ABD ile özel ilişkileri konusunda şunlar söylemiştir: “Bizler bir çok şeyi aynı açılardan görüyoruz, sizler buna zihniyetlerin gerçek bir buluşması, beraberliği diyebilirsiniz. Ben bunu çok özel, gerçekten çok özel bir ilişki olarak tanımlamaktan kendimi alamıyorum… NATO, IMF, Dünya Bankası, atomun bölünmesi, dünya savaşlarında, Kore’de ve Körfez’de kazanılan zaferler, komünizmin ve faşizmin yenilmesi ve özgürlüğün zaferi, tüm bunlar İngiliz-Amerikan ittifakının bu yüzyılda doğurduğu sonuçlardır. Bu kayda değer bir başarının ve iki muhteşem halkın kalıcı dostluğunun hikâyesidir.[64] Buna karşın, Başkan Reagan’ın 1982 yılındaki Birleşik Krallık gezisinde -İngiliz askeri üslerine nükleer seyir füzeleri yerleştirilmesi kararı nedeniyle- İngiliz solunun tetiklediği büyük protestolarla karşılandığını da tarihe not düşmek gerekir.[65]

Ronald Reagan ve Margaret Thatcher

Güncel Durum
Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla zafer sarhoşluğuna kapılan iki müttefik ülke, bu yılları yeni dünya düzenini oluşturmak konusunda verimli geçirememişlerdir. Bu dönemde Francis Fukuyama “Tarihin Sonu” tezi ile kapitalizmin, Samuel Huntington da “Medeniyetler Çatışması” tezi ile Hıristiyan-Batı medeniyetinin zaferini ilan etseler de, özellikle Huntington, İslam ve Çin medeniyetleriyle yeni dönemde çatışma yaşanacağını iddia etmiştir. Birleşik Krallık da bu tezlerden etkilenmiş ve “radikal İslam” tehdidi adada da konuşulur olmuştur. John Major’ın Başbakanlığı (1990-1997) döneminde yaptığı bir hata, 1993-2001 yılları arasında iki defa Başkanlık yapacak Bill Clinton karşısında, 1992 Başkanlık seçimlerinde açık şekilde Cumhuriyetçi aday ve önceki Başkan George H. W. Bush’u (Baba Bush) desteklemesidir. İki farklı siyasal gelenekten gelen Clinton ve Major, ABD’nin Bosna müdahalesi konusunda da görüş ayrılığı yaşamışlardır.[66]Ayrıca 1992’den itibaren Maastricht Antlaşması ile AB oluşurken, Birleşik Krallık’ın Avrupa ülkeleriyle ilişkileri Transatlantik bağların önüne geçmeye başlamıştır. Bill Clinton da, Oxford eğitimine karşın, ilk seçildiği dönemde özel ilişkileri çok da önemser gözükmemektedir; hatta Clinton, Japonya ve Almanya’ya BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik bile önererek, İngiliz devlet adamlarını o dönemde hayli kızdırmıştır.[67]

Blair-Clinton

Bill Clinton-Tony Blair (1997-2007) ve George W. Bush-Tony Blair ikilisi dönemlerinde de ikili ilişkiler daima gelişmiş ve iyi düzeyde seyretmiştir. Özellikle Clinton-Blair ikilisi, Reagan-Thatcher kimyasına benzer ama muhafazakârlık yerine sol-liberal çizgide güçlü bir ittifak oluşturmayı başarmışlardır. Bu dönemde, Birleşik Krallık, ABD’nin Kosova müdahalesine destek vermiş ve bizzat katılmıştır.[68] Blair, ülkesinin Avrupa ile ABD arasında bir stratejik tercih yapmayacağını ve ancak her iki blokla da yakın ilişkiler geliştirerek güçlü olabileceklerini söylemiştir.[69] Blair, ülkesini bir “süpergüç” değil, ama “merkezi bir güç” (pivotal power)[70] ve “küresel bir oyuncu” (global player)[71] olarak tanımlamış ve yıllar önce Churchill’in geliştirdiği “Üç Halka” yaklaşımından elde kalan Transatlantik bağlar ve Avrupacılık eğilimlerini savunmuştur. Blair, bu şekilde Avrupa ile ABD arasında en önemli kontak noktası olarak ülkesini yeniden uluslararası diplomaside ön plana çıkarmaya çalışmıştır. Ayrıca herşeye rağmen Blair’in Atlantikçiliği Avrupacılığının önündedir; zira kendisi, ABD ile ilişkiler konusunda “İngiltere ile Amerika bir araya geldiğinde bizim başaramayacağımız çok az şey vardır” gibi oldukça duygusal ve içten ifadeler kullanmıştır.[72] Blair döneminde, Birleşik Krallık, bunlara ek olarak “etik dış politika” anlayışıyla ABD’nin uluslararası hukuka uygun müdahalelerini “insani müdahale” (humanitarian intervention) ve müdahale hakkı (the right to interfere) gibi kavramlar doğrultusunda desteklemiş ve insani krizlere çözüm bulmak için aktif çaba içerisine girmiştir.[73] Bu bağlamda, Birleşik Krallık’ın ABD ile birlikte -11 Eylül (9/11) saldırıları sonrasında- Afganistan’a müdahalesi Britanya halkı ve dünya kamuoyundan neredeyse tamamen destek almıştır. Blair, 1999 yılının 22 Nisan’ında Chicago’da yaptığı konuşmada Bosna Hersek ve Kosova müdahalelerini savunmuş ve “liberal müdahalecilik” (liberal interventionism) geleneğini geliştirmeye gayret etmiştir.[74] Ancak Tony Blair’in -ikili ilişkiler açısından çok iyi geçen Bill Clinton döneminden sonra[75]- George W. Bush döneminde 2003 Irak Savaşı’na ABD yanında müdahil olması (ki İngiltere, bunu yapan Polonya ile birlikte sadece iki Avrupa ülkesinden biri olmuştur) ve daha sonra uluslararası hukuka uygun olarak başlatılmayan bu savaşın yanlış bir bilgiye (Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğu) dayandığının ortaya çıkması, Blair’in “Bliar” (Yalancı Blair) haline gelmesine[76] ve Birleşik Krallık’ta Amerikan karşıtı duyguların yeniden kabarmasına neden olmuştur. Nitekim George W. Bush, dünya ve İngiltere kamuoyunda çoğu kişinin hatalı bir savaş olarak gördüğü Irak Savaşı nedeniyle, savaşın başlamasından birkaç ay sonra geldiği İngiltere’de protesto gösterileriyle karşılanmıştır.[77] ABD Başkanı Bush’un bu savaşı Haçlı Seferleri’ne (crusaders) benzetmesi ise Müslüman dünyanın ve Türkiye gibi önemli bir müttefik ülkenin hiç hoşuna gitmemiş ve Blair’i de zor durumda bırakmıştır. Blair’in tüm ilerici ve olumlu imajını yıkan bu savaş, önce Blair’in koltuğunu 2007 yılında Gordon Brown’a devretmesine (ki buna rağmen en uzun süreli İşçi Partili Başbakandır), sonra da İşçi Partisi’nin iktidarı 2010 yılında David Cameron’lı Muhafazakâr Parti’ye kaptırmasına neden olmuştur. Blair’in bu savaştaki kritik hatası, David Reynolds’ın curguladığı “Hiçbir zaman ‘hayır’ deme, her zaman ‘evet ama’ de” yaklaşımını bozarak, ABD’nin her yaptığına “evet” demesi ve Amerikan tek taraflılığına (American unilateralism) destek olması olmuştur. Ancak bu noktada 11 Eylül (9/11) saldırıları sonrasında dünya kamuoyunda -Başkan Bush’un başlattığı “teröre karşı savaş” (war on terror) nedeniyle- güçlü militarist ve müdahaleci rüzgarlar estiğini de hatırlamak gerekir. Ayrıca Bush, bu dönemde müttefiklerine bile gözdağı vererek ve “Ya bizimlesiniz, ya da teröristlerle” (Either you are with us or you are with the terrorists) diyerek[78], Blair’e pek de tercih imkânı tanımamıştır. Dolayısıyla, buradaki temel sorun, Irak Savaşı’na neden olan bilginin “yanlış” olmasıdır.

Tony Blair ve George W. Bush

Genelde olumlu ve başarılı olarak algılanan Obama-Cameron dönemi ise, Simon Tisdall’a göre sanıldığı kadar başarılı bir dönem olmamıştır. Bunun nedenleri; baba tarafından Kenya asıllı olan Barack Obama’nın Britanya emperyalizmi konusundaki güçlü eleştirel eğilimleri, Avrupa’daki temel ortağı olarak Birleşik Krallık yerine Almanya’yı seçmesi, Suriye’ye müdahale başta olmak üzere askeri müdahalelerden kaçınması ve “Asia Pivot” politikasıyla Avrupa veya Ortadoğu’nun yerine -Çin’i dengelemek adına- Asya’ya açılarak burayı daha çok önemsemesidir.[79] Ancak Suriye konusunda, aslına bakılırsa, Avam Kamarası da Obama gibi düşünmüş ve Irak Savaşı’nın kötü tecrübelerinden yola çıkarak, askeri bir müdahaleye mesafeli yaklaşmıştır. Ayrıca Başbakan David Cameron’ın 2010 yılında Başbakan olduktan hemen sonra özel ilişkileri savunması ve ülkesini bu ilişkideki “küçük ortak” (junior partner) olarak nitelendirmesi[80] ülkesinde bazı eleştirilere de neden olmuştur.

Barack Obama-David Cameron

ABD Başkanlarının  Birleşik Krallık’ı ziyaret sayıları da bu noktada ilişkilerin yoğunluğu ve iyiliği bağlamında önemli bir kriter ve gösterge olarak kabul edilebilir. Bu bağlamda, Bill Clinton (1993-2001) Birleşik Krallık’ı tam 6 defa ziyaret ederek bu alanda rekor sahibi olurken, George W. Bush (2001-2009) 5 ve Barack Obama (2009-2017) ile Ronald Reagan (1981-1989) da 4’er kez Birleşik Krallık’ı ziyaret etmişlerdir.[81] Bu durum, ilişkilerin son yıllarda ne kadar geliştiğinin somut bir göstergesidir. Daha eski Başkanlardan Richard Nixon (1969-1974) 3, Dwight Eisenhower (1953-1961) ve John F. Kennedy (1961-1963) 2’şer ve George Bush (1989-1993), Jimmy Carter (1977-1981), Harry Truman (1945-1953) ve Woodrow Wilson (1913-1921) da 1’er defa İngiltere’yi ziyaret etmişlerdir.
Theresa May ve Donald Trump

Büyük umutlar beslenen ve Brexit sürecinde Transatlantikçi eğilimleri yeniden güçlendirmesi beklenen Theresa May (2016-2019)-Donald Trump ikilisi dönemi ise büyük bir hayalkırıklığı olmuştur. Obama döneminden sonra bu ikiliyle birlikte ikili ilişkilerde atılım beklenirken, Trump’ın diplomatik normları aşan üslup ve tavırları ve kadın karşıtı olarak yorumlanan bazı ifadeleri, Brexit süreci nedeniyle zaten zor günler geçiren May’i kamuoyu önünde çok zor durumlara düşürmüştür. Beyaz Saray ziyaretinde May’i elinden tutarak kavalyesi gibi davranan Trump, bu jestine karşın, onun Brexit sürecindeki politikalarını medya önünde açıkça eleştirmiş ve onu Britanya halkı ve dünya kamuoyuna beceriksiz bir yönetici gibi lanse etmiştir.

Trump ve Kraliçe II. Elizabeth

2019 Haziran ayında Birleşik Krallık’a resmi bir ziyaret gerçekleştiren ABD Başkanı Donald Trump, bu ülkede çeşitli protestolarla karşılanmıştır. Bunun sebeplerine bakıldığında; Trump’ın göçmen karşıtı sert söylemleri ve milliyetçi/korumacı politikalarının Birleşik Krallık’ta bazı çevreleri rahatsız etmesi, Trump’ın popüler bir siyasetçi olan İşçi Partili Müslüman Londra Belediye Başkanı Sadık Han’la (Sadiq Khan) Twitter üzerinden yaşadığı sert polemikler[82], Trump’ın o dönem Birleşik Krallık Başbakanı olan Theresa May’in Avrupa Birliği ile vardığı Brexit anlaşmasını eleştirmesi[83] ve onun parti içerisindeki rakibi olan Boris Johnson’ı desteklemesi ve “Önce Amerika” (America First) söyleminin diğer ülkelerde tepki yaratması olarak sıralanabilir. Bu nedenle, uluslararası basında, iki ülke arasındaki ilişkilerin Trump döneminde “o kadar da özel” olmayabileceği yönünde birçok yazı yayınlanmıştır.[84] Trump’ın Kraliçe II. Elizabeth’le görüşmesinde diplomatik protokole uygun davranmaması da İngiliz basınında eleştiri konusu yapılmıştır.[85] Bu eleştirileri daha da kışkırtırcasına, Trump, protestoların üzerine Birleşik Krallık’ın ABD Büyükelçisi Kim Darroch’la da ilerleyen günlerde sert bir tartışma içerisine girmiştir. Büyükelçi Darroch’un basına sızdırılan emaillerinde Başkan Trump hakkında “sakar” ve “beceriksiz” gibi eleştirel ve alaycı ifadeler kullanması[86] nedeniyle, Trump, Büyükelçi’nin sözlerini “saygısızlık” olarak değerlendirmiş ve ona yönelik ağır eleştirilerde bulunmuştur. Dönemin Başbakanı Theresa May ise, polemiklerin ardından Büyükelçisini savunmuş ve Trump’ın sözlerine karşı çıkmıştır.[87] Olaylar üzerine Kim Darroch istifa etmek zorunda kalırken, BBC’den Anthony Zurcher, Trump’ın alışılmış normların dışına çıkan kendisine özgü liderlik stili ve muhataplarından saygıda kusursuzluk bekleyen tavrının yalnızca ABD’yi değil, sınır aşarak ABD müttefiklerini de etkilemeye başladığını yazmıştır.[88] Martin Farr da, ABD-Birleşik Krallık ilişkilerinde geçmişte de birçok defa anlaşmazlıklar yaşandığını, ancak daima diplomatik normlara uygun şekilde hareket edildiğini; ancak Trump döneminde bu alışılmış usullerin değiştiğinin altını çizmiştir.[89] Dan Lomas ise, Trump’ın tavrının adil olmadığını; zira geçmişte 2010 yılında yayınlanan Wikileaks belgelerinde Amerikalı devlet adamlarının Birleşik Krallık yöneticilerine yönelik çok daha ağır ithamlarının bulunduğunu ancak İngilizlerin bunu sorun etmediğini yazmıştır.[90]

İngiliz diplomat Kim Darroch’un sızdırılan emailleri nedeniyle Trump’la arası bozuldu ve neticede istifa etmek zorunda kaldı

ABD’nin günümüzdeki Birleşik Krallık Büyükelçisi olan Woody Johnson ise, Donald Trump-Boris Johnson ikilisi döneminde ikili ilişkilerin -her iki ülke liderinin de iş bitirici olmaları ve liderlik stillerinin benzeşmesi nedeniyle- sansasyonel olacağını ve anlaşmasız Brexit olması durumunda bile bunun ABD-Birleşik Krallık arasında imzalanacak yeni serbest ticaret anlaşmasını etkilemeyeceğini söylemiştir.[91] Ayrıca Trump, Boris Johnson geçmişte Londra Belediye Başkanıyken kendisine yönelik sert eleştirilerde bulunmasına[92] karşın, halen onu açık şekilde desteklemeye devam etmektedir.[93] Bu noktada hem Trump, hem de Johnson’ın büyük birer Winston Churchill hayranı olduklarını ve Boris Johnson’la Winston Churchill’in aynı zamanda ABD vatandaşları olduklarını da (gerçi vergi sorunları nedeniyle New York doğumlu olan Johnson sonradan ABD pasaportundan feragat etmiştir[94]) belirtmek gerekiyor. Ancak Trump’ın Britanya’da destek verdiği siyasetçilerin (örneğin Trump, Brexit Partisi lideri Nigel Farage’ın Birleşik Krallık’ın ABD Büyükelçisi olması gerektiğini söylemiştir[95]) bu ülkede liberal ve sol çevrelerde pek sevilmemesi ve Birleşik Krallık’ta ciddi iktidar adaylarından olan İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in de büyük bir Trump aleyhtarı olması[96] (ki Trump da aynı şekilde kendisinden hiç hazzetmemekte ve onun aşırı solcu yapısı nedeniyle Başbakan olması durumunda Rusya’ya gizli istihbarat bilgilerini bile verebileceğini iddia etmektedir[97]), ikili ilişkilerin geleceğine dair ciddi bazı şüpheler yaratmaktadır. Buna karşın, Freddy Gray, Trump’ın Theresa May ve bazı Britanyalı politikacılara yönelik sert tavrının ve yarattığı krizlerin ilişkileri daha iyi bir şekilde yeniden kurgulamak için bilinçli yapılmış olduğunu ve Trump’ın Brexit sürecinde ikili ilişkileri resetleyerek, aslında Birleşik Krallık’la yeni dönemde daha yakın ve sağlam ilişkiler kurmak amacında olduğunu yazmıştır.[98]

Leicester Üniversitesi’nden Ben Clements ise, Pew Araştırma Merkezi’nin verilerini kullanarak yaptığı ABD’nin Birleşik Krallık’taki son yıllardaki algısı analizinde[99] şu sonuçlara ulaşmıştır:
  • Birleşik Krallık’ta ABD Başkanı’na duyulan güven Barack Obama döneminde yüzde 70-80 düzeyindeyken, Trump döneminde bu yüzde 20’lere düşmüştür.
  • Birleşik Krallık vatandaşlarının Amerikalılara (Amerikan halkına) duydukları güven ve sempati, Donald Trump döneminde ilginç bir şekilde daha da artmış ve yüzde 80’lere yaklaşmıştır.
  • ABD’ye bir devlet olarak duyulan güven ise, Barack Obama döneminde yüzde 60 düzeylerindeyken, Donald Trump döneminde yüzde 50’lere inmiştir.
Bu sonuçları yorumlamak gerekirse; Birleşik Krallık vatandaşlarının Amerikan devletine ve özellikle Amerikan halkına halen daha büyük saygı ve sevgi besledikleri ve hatta Amerikan halkına yönelik sempatinin Trump döneminde daha da arttığı, ancak Trump’ın liderlik tarzı ve yönetim şeklinin Birleşik Krallık’ta pek de onaylanmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Ben Clements, sonuçları; “Sizi çok seviyoruz ama Başkanınızı pek beğenmiyoruz” (We like you a lot but we don’t much like your president) olarak yorumlamıştır.

Boris Johnson ve Donald Trump

Martin Farr’a göre, ABD-Birleşik Krallık ilişkilerinde Trump döneminde yaşanan gerginlikler, Brexit sürecinde Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği ile ilişkilerinin de sınırlandığı düşünüldüğünde, bu ülkeyi dış politikada giderek daha hassas bir hale getirmektedir.[100] Freddy Gray ise, Johnson-Trump ikilisinin sinerjisi hakkında olumlu düşünerek, Trump’ın Anglofil kişiliği, Boris Johnson’ın Amerika doğumlu olması, her iki liderin de benzer bir sosyoekonomik geçmişten gelmeleri ve birçok konuda birbirlerine yakın siyasal tavırlarının olması (göçmen karşıtlığı, milliyetçilik, AB karşıtlığı, popülizm vs.) nedeniyle yeni dönemde ikili ilişkilerin gelişebileceğini düşünmektedir.[101] Amanda Sloat da, her iki ülke liderinin de elit bir profile sahip olmaları ve AB karşıtı sağ popülist çizgide siyaset yapmaları nedeniyle yeni dönemde iki eski müttefikin ilişkilerini daha da derinleştirebilmeleri konusunda iyimser yorumlar olduğunu vurgulamaktadır.[102] Nitekim daha şimdiden iki ülke arasında Brexit sonrasında kapsamlı bir ticaret anlaşmasının yapılması konuşulmakta ve taraflar arasında bu konu görüşülmektedir. Bu tarz bir anlaşmanın Britanya’yı ABD standartlarına yaklaştırması olumlu bir adım olarak görülebileceği gibi, AB ülkeleri ile ticareti kısıtlaması durumunda Birleşik Krallık ekonomisi ve dış politikasına ciddi zararlar verebileceği de düşünülmektedir. Dahası, Michael Plouffe tarafından vurgulanan bir risk, AB’den ayrılma sürecinde zayıf duruma düşen Birleşik Krallık’ın sadece ABD değil, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerle yapacağı serbest ticaret anlaşmalarında da çeşitli tavizler vermesi durumu ortaya çıkabilir. [103] Bu ise, Brexit yanlılarının vurguladığı ülkenin kontrolünü yeniden sağlamak (taking back control) düşüncesinin tam zıttı bir konjonktürü ortaya koymaktadır. Ayrıca ABD’nin 20 trilyon dolar, Birleşik Krallık’ın ise 2,6 trilyon dolarlık bir ekonomi olması[104] (benzer şekilde ABD 330 milyon, Birleşik Krallık ise sadece 66 milyon nüfusa sahiptir), iki ülke arasında ciddi bir kapasite farkı olduğunu ve “özel ilişkiler”in eşitler temelinde oluşmuş bir müttefiklik ilişkisi olmadığını göstermektedir (bu durum elbette ilişkilerin kazan-kazan temeli çerçevesinde kurumsallaştığı gerçeğini gölgelememektedir). Bunların yanı sıra, ABD Başkanı Donald Trump İran nükleer anlaşması (JCPOA) ve diğer birçok uluslararası anlaşmadan  (Paris İklim Sözleşmesi) geri çekilirken, “Britanya’nın Trump’ı” olarak adlandırılmasına karşın, Boris Johnson, bu tarz uluslararası anlaşmaları ve çok taraflılığı genelde desteklemektedir.[105] Ancak son dönemde İran’la yaşanan bazı krizler (iki ülkenin 2019 yılı Temmuz ayında karşılıklı olarak birbirlerinin gemilerini alıkoymaları), Birleşik Krallık’ın İran konusunda Boris Johnson liderliğinde ABD’ye destek olacağı ihtimalini gündeme getirmektedir.[106] Ayrıca her iki liderin İsrail’e destek veren tavırları da (bu konuda kuşkusuz ABD ve Trump daha öndedir) aralarındaki bir diğer ortak noktadır.

ABD-Birleşik Krallık İlişkilerine Dair Bazı Veriler
Birleşik Krallık-ABD ilişkilerine dair güncel verilere bakmak gerekirse, karşımıza şu gibi rakam ve bilgiler çıkmaktadır. 2010 tarihli Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi raporunda, ikili ilişkilerin son dönemde güvenlik ve istihbarat alanlarında gayet iyi yönde geliştiği, ekonomik ve kültürel ilişkilerin derin olduğu ve her iki ülkenin de özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ortak değerlere gönülden bağlı oldukları vurgulanmıştır.[107] Dahası, iki ülke arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkiler de son derece gelişmiştir. Örneğin, 2008 yılı itibariyle, ABD, Birleşik Krallık için en önemli ihracat ülkesi durumundadır. Öyle ki, o yılda Birleşik Krallık’tan ABD’ye yönelik ihracat 36,2 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.[108] İki ülke, birlikte, dünyanın en büyük doğrudan dış yatırım ortaklığına sahiptir.[109] Ayrıca 2008 yılında 3 milyon Amerikalı turist Birleşik Krallık’ı ziyaret ederken, 4,5 milyon Britanyalı da ABD’ye turist olarak gitmiştir.[110] (Birleşik Krallık vatandaşları, ABD ile ilişkilerde Vize Muafiyet Programı’na (Visa Waiver Program) dahildir ve bu sayede iş veya turizm amacıyla 90 gün süreyle ABD’de bulunabilmektedirler.[111]) Aynı yıl (2008) içerisinde ayrıca 47.000 Amerikalı Britanya’ya eğitim amacıyla gelmiştir. Bunların yanı sıra, 2008 itibariyle 130.000 Amerikalı Birleşik Krallık’ta yaşarken, 678.000 Britanyalı da ABD’de yaşamaktadır.[112] Buna karşın, bazı konularda ciddi siyasal ve kültürel fay hatları bulunmaya devam etmektedir. Örneğin, ABD’de idam cezasına halen yüksek destek varken, bu, Birleşik Krallık ve Avrupa ülkeleri için kabul edilemez bir durumdur. Aynı şekilde, bireysel silahlanma ve devletin sağlık hizmetleri ve sosyal alanlarda roller üstlenmesi gibi konularda da ABD ultra-liberalizmi, Birleşik Krallık ise sosyal demokratik geleneği temsil etmektedir.

2016 yılı itibariyle Birleşik Krallık’ın en önemli ticari partnerleri[113]

ABD, yukarıdaki grafiğe göre, 2016 yılı verileri baz alındığında, Birleşik Krallık için ithalatta Almanya’dan sonra ikinci en büyük ortak, ihracatta ise açık farkla en büyük ortak durumundadır. ABD tarafından bakıldığında ise; Birleşik Krallık en büyük 7. ithalat ülkesi ve en büyük 5. ihracat merkezidir. Bu durum, Birleşik Krallık için ABD’nin, ABD açısından Birleşik Krallık’ın olduğundan daha önemli olduğunu göstermektedir. [114] Dış ticaret dengesine bakıldığında ise (mal ve hizmetler kapsamında), 2017 yılı resmi verilerine göre; Birleşik Krallık, ABD’ye yaklaşık 42 milyar dolarlık ticaret açığı vermektedir (ihracatı 70,4 milyar dolar, ithalatı 112,2 milyar dolar). İkili ticarette ağırlığı olan metalara bakıldığında; Birleşik Krallık’ın ABD’den en çok jeneratör, uçak, elektrikli ürünler, ecza ürünleri ve bilimsel araç-gereçler, ABD’nin ise Birleşik Krallık’tan en çok otomobil, ecza ürünleri, jeneratör, sanat ürünleri ve rafine petrol ithal ettiği görülmektedir.[115] Ayrıca 1986’da kurulan Uluslararası İrlanda Fonu (IFI-International Fund for Ireland) sayesinde, ABD, bugüne kadar Birleşik Krallık’a Kuzey İrlanda’nın geliştirilmesi için 540 milyon dolarlık destek sağlamıştır.[116] Bu rakamlar, ABD ile Birleşik Krallık arasındaki bağların ekonomik açıdan da çok sağlam olduğunu ve bu ittifakın kolay kolay bozulamayacağını göstermektedir.

Birleşik Krallık ABD’ye karşı dış ticaret açığı veriyor[117]

Sonuç
Sonuç olarak,  bu yazıda incelenen ABD-Birleşik Krallık ilişkilerine dair şu tespitlerde bulunabilir. Birincisi, tarihsel düşmanlık ve rekabete karşın, ABD ile Birleşik Krallık arasında toplumsal ilişkiler çok iyi düzeydedir ve her iki halkı da birbirini “dost” olarak görmektedir. Bu, aynı zaman siyaset kurumunun da başarısına işaret eder; zira siyasetçiler, savaşlar ve geçmişteki olumsuz ilişkiler yerine, ikili ilişkilerde daima ortak çıkarları ve güzel yönleri ön plana çıkarmışlar ve toplumları da bundan müspet yönde etkilenmiştir. İkincisi, ikili ilişkileri kurumsal hale getiren en önemli boyutun İkinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında yaşanan güvenlik riskleri olduğu vurgulanmalıdır. Bu bağlamda, Naziler ve Sovyetler Birliği, ikili ilişkileri geliştiren en önemli ortak tehdit unsurları olmuştur. Bu nedenle, ilişkiler “özel” hale gelirken, öncelikle askeri yardımlaşma ve istihbarat işbirliği temelinde gelişmiştir. Üçüncüsü, günümüzde ekonomik ve kültürel ilişkilerin çok iyi bir seviyede olmasıdır. Bu nedenle, artık güvenlik işbirliği kadar önemli bir unsur olarak, iki ülkenin ekonomik bağımlılıkları da öne çıkarılabilir. Her ne kadar bu konuda dış ticaret fazlası veren ABD avantajlı gibi gözükse de, iki ülke arasındaki boyut farkları düşünüldüğünde, bu, anlaşılabilir bir durumdur. Dördüncü ve son olarak, ABD ile Birleşik Krallık arasında çok ciddi bir siyasal sorun yoktur ve bu nedenle ilişkilerin kopması veya ciddi krizler yaşanması pek de mümkün gözükmemektedir. Ancak Donald Trump’ın Başkanlığı gibi klasik parametrelerin zorlandığı dönemlerde, kuşkusuz, bazı alanlarda anlaşmazlıklar yaşanabilir. Hatta Birleşik Krallık’ın Başbakanlığına Jeremy Corbyn’in seçilmesi durumunda, Trump-Corbyn gibi birbirine taban tabana zıt olan iki lider, ikili ilişkilerde ciddi polemiklere ve krizlere neden olabilirler. Bu gibi durumlarda, bence, iki müttefikin diğer müttefiklerine ve uluslararası hukuk normlarına uygun politikalar geliştirmeleri ve demokrasi ve insan haklarını her koşulda savunmaya devam etmeleri en doğru strateji olacaktır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


KAYNAKÇA
[1] U.S. Department of State (2019), “U.S. Relations With United Kingdom”, 24 Mayıs 2019, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.state.gov/u-s-relations-with-united-kingdom/.
[2] Süha Atatüre (2017), Amerika Birleşik Devletleri’nin Siyasi Yapısı: Onüç Koloniden Küresel Güce Amerika, s. 39.
[3] Süha Atatüre (2017), Amerika Birleşik Devletleri’nin Siyasi Yapısı: Onüç Koloniden Küresel Güce Amerika, ss. 41-42.
[4] WorldAtlas, “13 Original US Colonies - Map & Details”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.worldatlas.com/webimage/countrys/namerica/usstates/colonies.htm.
[5] Erhan Afyoncu (2017), “Amerika’nın tarih sahnesine çıkışı”, Sabah, 15 Ekim 2017, Erişim Tarihi: 28.09.2019, Erişim Adresi: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2017/10/15/amerikanin-tarih-sahnesine-cikisi.
[6] Süha Atatüre (2017), Amerika Birleşik Devletleri’nin Siyasi Yapısı: Onüç Koloniden Küresel Güce Amerika, s. 67.
[7] Süha Atatüre (2017), Amerika Birleşik Devletleri’nin Siyasi Yapısı: Onüç Koloniden Küresel Güce Amerika, s. 67.
[8] Ozan Örmeci (2010), “Amerikan Devrimi”, 28 Eylül 2010, Erişim Tarihi: 28.09.2019, Erişim Adresi: http://ydemokrat.blogspot.com/2010/09/amerikan-devrimi.html.
[9] Erhan Afyoncu (2017), “Amerika’nın tarih sahnesine çıkışı”, Sabah, 15 Ekim 2017, Erişim Tarihi: 28.09.2019, Erişim Adresi: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2017/10/15/amerikanin-tarih-sahnesine-cikisi.
[10] Office of the Historian, “A Guide to the United States’ History of Recognition, Diplomatic, and Consular Relations, by Country, since 1776: The United Kingdom”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://history.state.gov/countries/united-kingdom.
[11] Office of the Historian, “A Guide to the United States’ History of Recognition, Diplomatic, and Consular Relations, by Country, since 1776: The United Kingdom”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://history.state.gov/countries/united-kingdom.
[12] Yusuf Ertuğral (2016), “Obama Dönemi ABD – Birleşik Krallık İlişkileri”, EuroPolitika, 22 Ağustos 2016, Erişim Tarihi: 28.09.2019, Erişim Adresi: http://www.europolitika.com/obama-donemi-abd-birlesik-krallik-iliskileri/.
[13] Wikipedia, “The Great Rapprochement”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/The_Great_Rapprochement.
[14] Wikipedia, “United Kingdom–United States relations”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/United_Kingdom%E2%80%93United_States_relations.
[15] Wikipedia, “United Kingdom–United States relations”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/United_Kingdom%E2%80%93United_States_relations.
[16] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 27.
[17] History, Art, & Archives, “Prime Minister Ramsay MacDonald's Historic Reception”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://history.house.gov/HistoricalHighlight/Detail/15032392033?ret=True.
[18] John Dumbrell (2006), A Special Relationship: Anglo-American Relations in the Cold War and After, ss. 20-21.
[19] “The United States and Great Britain had always been competitors, being driven together as allies only when there was a threat greater than either could handle alone”. Bakınız; Kathleen Burk (2007), Old World, New World: The Story of Britain and America, London: Little, Brown, s. 644. Aktaran: Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, içinde British Foreign and Security Policy: Historical Legacies and Current Challenges (editör: Kai Oppermann), s. 18.
[20] History, Art, & Archives, “British Prime Minister Ramsay MacDonald Addresses the House”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://history.house.gov/Collection/Detail/30223.
[21] “Secrets of Britain” adlı belgesel için hazırlanan özel bir bölümdür. Bakınız; https://www.imdb.com/title/tt3821142/. İzlemek için; https://www.youtube.com/watch?v=sOWyjdKoMqQ. Belgeselde, 13. ile 17. dakikalar arasında bu görüşler dile getirilmektedir.
[22] United Nations, “1941: The Atlantic Charter”, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.un.org/en/sections/history-united-nations-charter/1941-atlantic-charter/index.html.
[23] John Cary Sims (1997), “THE BRUSA AGREEMENT OF MAY 17, 1943”, Crytologia, 21:1, ss. 30-31.
[24] Wikipedia, “UKUSA Agreement”, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/UKUSA_Agreement.
[25] House of Commons Foreign Affairs Committee (2010), “Global Security: UK-US Relations Sixth Report of Session 2009–10”, 18 Mart 2010, s. 11.
[26] John Dumbrell (2006), A Special Relationship: Anglo-American Relations in the Cold War and After, s. 19.
[27] Bu konuşma buradan izlenebilir; British Movietone,  “Churchill's Missouri Speech – 1946”, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=f4a_HHfmH3s.
[28] BBC (2012), “A Point of View: Churchill and the birth of the special relationship”, 11 Mart 2012, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/magazine-17272610.
[29] John Plumpton (1988), “Churchill Honored with US Citizenship”, Finest Hour 60, Yaz 1988, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://winstonchurchill.org/the-life-of-churchill/senior-statesman/churchill-honored-with-us-citizenship/.
[30] John Dumbrell (2006), A Special Relationship: Anglo-American Relations in the Cold War and After, s. 20.
[31] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[32] Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 15.
[33] Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 17.
[34] David Reynolds (2005), “Anglo‐American Relations since 1607: Three Historical Paradigms”, içinde From Enmity to Friendship: Anglo‐American Relations in the 19th and 20th Century (editörler: Ursula Lehmkuhl & Gustav Schmidt), Augsburg: Wißner Verlag, s. 27. Aktaran: Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 19.
[35] Wikipedia, “United Kingdom–United States relations”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/United_Kingdom%E2%80%93United_States_relations.
[36] Kathleen Burk (2019), “From Churchill and Roosevelt to May and Trump: 75 years of the ‘special relationship’ between the US and the UK”, History Extra, 15 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.historyextra.com/period/20th-century/relationship-us-uk-america-anglo-american-relations-trump-president/.
[37] X (1947), “The Sources of Soviet Conduct”, Foreign Affairs, Temmuz 1947, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.foreignaffairs.com/articles/russian-federation/1947-07-01/sources-soviet-conduct.
[38] Kathleen Burk (2019), “From Churchill and Roosevelt to May and Trump: 75 years of the ‘special relationship’ between the US and the UK”, History Extra, 15 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.historyextra.com/period/20th-century/relationship-us-uk-america-anglo-american-relations-trump-president/.
[39] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 35.
[40] House of Commons Foreign Affairs Committee (2010), “Global Security: UK-US Relations Sixth Report of Session 2009–10”, 18 Mart 2010, s. 11.
[41] Wikipedia, “United Kingdom–United States relations”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/United_Kingdom%E2%80%93United_States_relations.
[42] Elizabeth Schulze (2018), “History shows the US-UK special relationship is increasingly one-sided”, CNBC, 13 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.cnbc.com/2018/07/12/trump-in-uk-history-shows-the-us-uk-special-relationship-is-increasin.html.
[43] John Dumbrell (2006), A Special Relationship: Anglo-American Relations in the Cold War and After, s. 54.
[44] Bu konuda British Pathé arşivinden bir haber için; British Pathé, “London Greets The Kennedy's (1961)”, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=KHDk2fxHocE.
[45] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[46] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 23.
[47] Thomas Robb (2014), A strained partnership? US–UK relations in the era of détente, 1969–77, s. 1.
[48] Wikipedia, “Special Relationship”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Special_Relationship.
[49] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[50] Wikipedia, “United Kingdom–United States relations”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/United_Kingdom%E2%80%93United_States_relations.
[51] Jawad Iqbal (2015), “Does the UK remain a world power?”, BBC, 16 Nisan 2015, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/uk-32317703.
[52] Wikipedia, “Special Relationship”, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Special_Relationship.
[53] David Reynolds (1989), “Rethinking Anglo-American Relations”, International Affairs, Cilt 65, no: 1, s.  95. Aktaran: Sadık Ünyay (2008), “Transatlantik Ortaklık ve Avrupa Arasında İngiltere’nin Ortadoğu Politikası”, s. 454.
[54] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[55] Jonathan Freedland (2006), “Enough of this cover-up: the Wilson plot was our Watergate”, The Guardian, 15 Mart 2006, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/commentisfree/2006/mar/15/comment.labour1.
[56] Thomas Robb (2014), A strained partnership? US–UK relations in the era of détente, 1969–77, s. 34.
[57] Thomas Robb (2014), A strained partnership? US–UK relations in the era of détente, 1969–77, ss. 34-35.
[58] Kathleen Burk (2019), “From Churchill and Roosevelt to May and Trump: 75 years of the ‘special relationship’ between the US and the UK”, History Extra, 15 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.historyextra.com/period/20th-century/relationship-us-uk-america-anglo-american-relations-trump-president/.
[59] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[60] Kathleen Burk (2019), “From Churchill and Roosevelt to May and Trump: 75 years of the ‘special relationship’ between the US and the UK”, History Extra, 15 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.historyextra.com/period/20th-century/relationship-us-uk-america-anglo-american-relations-trump-president/.
[61] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 46.
[62] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 45.
[63] Katie Glueck (2013), “Ronald Reagan's other soul mate”, Politico, 4 Ağustos 2013, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.politico.com/story/2013/04/nancy-reagan-margaret-thatcher-089748.
[64] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 22.
[65] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[66] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[67] John Dumbrell (2006), A Special Relationship: Anglo-American Relations in the Cold War and After, s. 135.
[68] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[69] Sadık Ünyay (2008), “Transatlantik Ortaklık ve Avrupa Arasında İngiltere’nin Ortadoğu Politikası”, içinde Ortadoğu Yıllığı 2006 (editörler: Kemal İnat & Muhittin Ataman), Nobel Akademik Yayıncılık, s. 444.
[70] Sadık Ünyay (2008), “Transatlantik Ortaklık ve Avrupa Arasında İngiltere’nin Ortadoğu Politikası”, s. 445.
[71] Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 22.
[72] Sedat Laçiner (2001), ABD–İngiltere: Özel Bir İlişki, ASAM Ankara Çalışmaları, s. 48.
[73] Sadık Ünyay (2008), “Transatlantik Ortaklık ve Avrupa Arasında İngiltere’nin Ortadoğu Politikası”, s. 446.
[74] Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 23.
[75] Amanda Sloat’a göre, her iki lider de Anthony Giddens’ın teorisyenliğini yaptığı “Üçüncü Yol” (Third Way) çizgisini benimsemişlerdir. Bakınız; Amanda Sloat (2019), “What Boris Johnson means for US-UK relations”, Brookings, 31 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/07/31/what-boris-johnson-means-for-us-uk-relations/.
[76] The Economist (2007), “From Bambi to Bliar”, 2 Mayıs 2007, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.economist.com/britain/2007/05/02/from-bambi-to-bliar.
[77] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[78] Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 24.
[79] Simon Tisdall (2019), “Love, hate … indifference: is US-UK relationship still special?”, The Guardian, 28 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2019/apr/28/britain-america-history-special-relationship-highs-and-lows-churchill-to-trump.
[80] Ursula Lehmkuhl (2012), “Still Special! Anglo‐American Relations since the End of the Cold War”, s. 25.
[81] Martin Farr (2018), “Trump’s visit has thrown the special relationship into unprecedented turmoil”, The Conversation, 13 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://theconversation.com/trumps-visit-has-thrown-the-special-relationship-into-unprecedented-turmoil-99481.
[82] Matthew Weaver (2019), “Timeline: Donald Trump’s feud with Sadiq Khan”, The Guardian, 16 Haziran 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/us-news/2019/jun/03/timeline-donald-trump-feud-with-sadiq-khan.
[83] David Smith (2019), “Donald Trump criticizes Theresa May for 'how badly' Brexit talks have göne”, The Guardian, 14 Mart 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/us-news/2019/mar/14/trump-brexit-theresa-may-uk-criticism-talks-latest-news.
[84] Bir örneği için bakınız; Paul Waugh (2019), “The UK-US ‘Special Relationship’ Isn’t Really A Thing Under Donald Trump”, Huffington Post, 6 Nisan 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.huffpost.com/entry/the-uk-us-special-relationship-isnt-really-a-thing-under-donald-trump_n_5cf69184e4b0aa9115144838.
[85] CNN (2019), “Trump criticized for his stroll with Queen”, Erişim Tarihi: 28.09.2019, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=2YI7NbpPOjw.
[86] Hasan Esen (2019), “İngiliz Büyükelçinin Trump hakkındaki yazışmaları sızdı”, AA, 7 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ingiliz-buyukelcinin-trump-hakkindaki-yazismalari-sizdi/1525107.
[87] Steven Erlanger & Stephen Castle (2019), “U.S.-British Relationship Sounding More Testy Than ‘Special’”, The New York Times, 9 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/2019/07/09/world/europe/brexit-boris-johnson-trump.html.
[88] Anthony Zurcher (2019), “Sir Kim Darroch: Five things the UK ambassador row reveals about Trump”, 10 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/world-us-canada-48941095.
[89] Martin Farr (2018), “Trump’s visit has thrown the special relationship into unprecedented turmoil”, The Conversation, 13 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://theconversation.com/trumps-visit-has-thrown-the-special-relationship-into-unprecedented-turmoil-99481.
[90] Dan Lomas (2019), “UK ambassador leaks: Donald Trump’s reaction to Kim Darroch’s criticism reeks of double standards”, The Conversation, 10 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://theconversation.com/uk-ambassador-leaks-donald-trumps-reaction-to-kim-darrochs-criticism-reeks-of-double-standards-120106.
[91] BBC (2019), “Boris Johnson: Relationship with Trump will be 'sensational', says top diplomat”, 26 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/uk-politics-49125925.
[92] BBC (2019), “What has Boris Johnson said about other countries and their leaders?”, 24 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/world-49014791.
[93] BBC (2019), “Donald Trump: Boris Johnson is 'doing very well'”, 24 Eylül 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/av/uk-politics-49818965/donald-trump-boris-johnson-is-doing-very-well.
[94] Patrick Wintour (2017), “This article is more than 2 years old Boris Johnson among record number to renounce American citizenship in 2016”, The Guardian, 9 Şubat 2017, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2017/feb/08/boris-johnson-renounces-us-citizenship-record-2016-uk-foreign-secretary.
[95] “Trump endorses Nigel Farage for US Ambassador”, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://twitter.com/i/moments/800892125780938752?lang=en.
[96] Alain Tolhurst (2019), “Jeremy Corbyn hits back at Donald Trump after being told not to table no-confidence vote in PM”, PoliticsHome, 29 Ağustos 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.politicshome.com/news/uk/political-parties/labour-party/jeremy-corbyn/news/106152/jeremy-corbyn-hits-back-donald.
[97] Edward Malnick (2019), “Jeremy Corbyn 'could pass US intelligence to Russia', Donald Trump is warned”, The Telegraph, 14 Eylül 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.telegraph.co.uk/politics/2019/09/14/jeremy-corbyn-could-pass-us-intelligence-russia-donald-trump/.
[98] Freddy Gray (2019), “Can Boris Johnson make Anglo-American relations great again?”, The Spectator, 13 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.spectator.co.uk/2019/07/can-boris-johnson-make-anglo-american-relations-great-again/.
[99] Ben Clements (2019), “British public opinion and UK-US relations: ‘We like you a lot but we don’t much like your president’”, LSE US Centre, 8 Haziran 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://blogs.lse.ac.uk/usappblog/2019/06/08/british-public-opinion-and-uk-us-relations-we-like-you-a-lot-but-we-dont-much-like-your-president/.
[100] Martin Farr (2018), “Trump’s visit has thrown the special relationship into unprecedented turmoil”, The Conversation, 13 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://theconversation.com/trumps-visit-has-thrown-the-special-relationship-into-unprecedented-turmoil-99481.
[101] Freddy Gray (2019), “Can Boris Johnson make Anglo-American relations great again?”, The Spectator, 13 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 25.09.2019, Erişim Adresi: https://www.spectator.co.uk/2019/07/can-boris-johnson-make-anglo-american-relations-great-again/.
[102] Amanda Sloat (2019), “What Boris Johnson means for US-UK relations”, Brookings, 31 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/07/31/what-boris-johnson-means-for-us-uk-relations/.
[103] Michael Plouffe (2019), “Brexit Britain’s weakness exposed in US trade deal documents”, The Conversation, 12 Mart 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://theconversation.com/brexit-britains-weakness-exposed-in-us-trade-deal-documents-113077.
[104] Elizabeth Schulze (2018), “History shows the US-UK special relationship is increasingly one-sided”, CNBC, 13 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.cnbc.com/2018/07/12/trump-in-uk-history-shows-the-us-uk-special-relationship-is-increasin.html.
[105] Amanda Sloat (2019), “What Boris Johnson means for US-UK relations”, Brookings, 31 Temmuz 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/07/31/what-boris-johnson-means-for-us-uk-relations/.
[106] Simon J. Smith (2019), “What US wants from UK on security after Brexit – and why this puts Britain in a tricky position”, The Conversation, 14 Ağustos 2019, Erişim Tarihi: 26.09.2019, Erişim Adresi: https://theconversation.com/what-us-wants-from-uk-on-security-after-brexit-and-why-this-puts-britain-in-a-tricky-position-121790.
[107] House of Commons Foreign Affairs Committee (2010), “Global Security: UK-US Relations Sixth Report of Session 2009–10”, 18 Mart 2010, s. 3.
[108] House of Commons Foreign Affairs Committee (2010), “Global Security: UK-US Relations Sixth Report of Session 2009–10”, 18 Mart 2010, s. 13.
[109] U.S. Department of State (2019), “U.S. Relations With United Kingdom”, 24 Mayıs 2019, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.state.gov/u-s-relations-with-united-kingdom/.
[110] House of Commons Foreign Affairs Committee (2010), “Global Security: UK-US Relations Sixth Report of Session 2009–10”, 18 Mart 2010, s. 12.
[111] U.S. Department of State (2019), “U.S. Relations With United Kingdom”, 24 Mayıs 2019, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.state.gov/u-s-relations-with-united-kingdom/.
[112] House of Commons Foreign Affairs Committee (2010), “Global Security: UK-US Relations Sixth Report of Session 2009–10”, 18 Mart 2010, s. 12.
[113] Andrew Walker & Daniele Palumbo (2018), “The UK-US trade relationship in five charts”, BBC, 12 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/business-44802666.
[114] ABD, bu grafiğe göre, Birleşik Krallık için ithalatta Almanya’dan sonra ikinci en büyük ortak, ihracatta ise açık farkla en büyük ortak durumundadır. ABD tarafından bakıldığında ise; Birleşik Krallık en büyük 7. ithalat ülkesi ve en büyük 5. ihracat merkezidir. Bu durum, Birleşik Krallık için ABD’nin, ABD açısından Birleşik Krallık’ın olduğundan daha önemli olduğunu göstermektedir. Bakınız; Andrew Walker & Daniele Palumbo (2018), “The UK-US trade relationship in five charts”, BBC, 12 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/business-44802666.
[115] Andrew Walker & Daniele Palumbo (2018), “The UK-US trade relationship in five charts”, BBC, 12 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/business-44802666.
[116] U.S. Department of State (2019), “U.S. Relations With United Kingdom”, 24 Mayıs 2019, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.state.gov/u-s-relations-with-united-kingdom/.
[117] Andrew Walker & Daniele Palumbo (2018), “The UK-US trade relationship in five charts”, BBC, 12 Temmuz 2018, Erişim Tarihi: 29.09.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/business-44802666.