10 Haziran 2019 Pazartesi

Muhafazakâr Parti Yeni Liderini, Birleşik Krallık Yeni Başbakanı’nı Seçiyor


Giriş
Brexit sürecinde zor günler geçiren Birleşik Krallık, 7 Haziran’da Başbakan Theresa May’in istifası sonrasında yeniden bir seçim süreci yaşıyor. Ancak bu defa düzenlenen yarış, ulusal düzeyde yapılan bir genel ya da yerel seçim değil, Muhafazakâr Parti’nin yeni liderini seçmek için parti içerisinde yapılıyor. Fakat Muhafazakâr Parti 2017 genel seçimlerinden 318 sandalye elde ederek birinci parti olarak çıktığı ve 10 sandalye kazanan Kuzey İrlanda merkezli DUB-Demokratik Birlik Partisi desteğiyle bir azınlık hükümeti kurduğu için (650 sandalyeli Avam Kamarası’nda hükümeti kurabilmek için 326 sandalyeye sahip olmak gerekiyor)[1], Birleşik Krallık da bu süreçte yeni Başbakanı’nı belirlemiş oluyor. Bu yazıda, Muhafazakâr Parti’de yaşanan liderlik değişim sürecini analiz edecek ve Başbakan adayları arasında favori isim olan Boris Johnson'ı sizlere tanıtacağım.

Theresa May Neden İstifa Etti?
2016 yılı Temmuz ayında istifa eden David Cameron’ın yerine parti içerisindeki yarışta Genel Başkan seçilerek Birleşik Krallık’ın -Margaret Thatcher’dan sonra- ikinci kadın Başbakanı olarak görev yapmaya başlayan Theresa May, 2019 yılı Mayıs ayı sonunda görevinden istifa kararını açıkladı. Gözyaşları içerisinde yaptığı kısa basın toplantısında, “Yakında hayatımın en büyük onuru olan Birleşik Krallık Başbakanlığı görevinden istifa edeceğim. Birleşik Krallık’ın ikinci ve kesinlikle sonuncu olmayan kadın Başbakanı olarak görev yaptım. Görevimi iyi niyetle ve en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Bu sayede, sevdiğim ülkeye hizmet etme imkânını elde ettim.” sözlerini kullanan May, 7 Haziran tarihine kadar görevini yapmaya devam etti. Bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın İngiltere ziyareti sürecinde[2] önemli bir diplomatik görev de üstlenen Theresa May, daha önce açıkladığı şekilde 7 Haziran’da istifasını resmileştirdi. Theresa May, görev yaptığı yaklaşık iki yıl boyunca bir genel seçim kazanmasına karşın, Brexit sürecinde yaşanılan belirsizlikler ve Avrupa Birliği ile yaptığı Brexit anlaşmasının Avam Kamarası’nda üç defa reddedilmesi nedeniyle başarılı bir görüntü ortaya koyamadı. Sık sık Margaret Thatcher’la kıyaslanan May, bu nedenle özgün bir siyasi figür olarak da algılanmadı ve sık sık taklitçilik eleştirilerine maruz kaldı. May’in en büyük şanssızlığı ise, görev yaptığı dönemde Birleşik Krallık’ın en yakın müttefiki olan ABD’nin başında İngiliz halkının bir bölümünce pek sevilmeyen Donald Trump gibi zor bir liderin bulunması ve Britanya’da halk ve siyasi partilerin Brexit konusunda yaşadığı derin bölünme oldu. Son döneminde Brexit anlaşmasının kabulü ardından ikinci bir Brexit referandumu yapılabileceğini de vurgulayan ve bu konuda bir oylama önererek İşçi Partili milletvekillerinden destek arayan May, bu nedenle Muhafazakâr Parti içerisindeki “sert Brexit” yanlılarından da eleştiri almıştı.[3]

Theresa May’in istifa açıklaması

Theresa May’in iki yıllık Başbakanlığı, bazı ilginç olaylara ve anlara da sahne oldu. May’in 2018 yılı Eylül ayında Muhafazakâr Parti Konferansı’na ABBA grubunun “Dancing Queen” şarkısıyla sahneye çıktığı anlar tüm dünyada viral video haline gelirken[4], ABD Başkanı Donald Trump’la ilk buluşmalarında sergilenen romantik el tutuşma görüntüsü, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’le yaşadığı ve kameralara yansıyan tartışma ve Salisbury’de eski bir Rusya ajanı ve kızının zehirlenmesi sonrasında yaptığı etkileyici konuşma, Britanya tarihindeki ikinci kadın Başbakan’ın en önemli anları olarak hafızalarda yer etti.[5] May’in en çok akılda kalan sahnesi ise, kuşkusuz gözyaşları içerisinde istifa kararını açıklaması oldu. Theresa May’in istifası ardından, İngiltere basını, sütunlarında Başbakanı çok sert şekilde eleştiren yazılara yer verirken, bu ülkedeki siyasetçilerin ne kadar zor koşullarda görev yaptıkları da bir kez daha tüm dünyaya ispatlanmış oldu.

Muhafazakâr Parti Liderlik Yarışı
Theresa May’in istifası ardından, Muhafazakâr Parti liderliği için önümüzdeki günlerde (7-10 Haziran 2019 tarihleri arasında) 8 milletvekilinin desteğiyle Genel Başkan adaylığı başvuruları yapılacak. Birçok Genel Başkan adayının ortaya çıkması beklenen süreçte, 13, 18, 19 ve 20 Haziran’da parti meclis grubunda yapılacak gizli oylamalar sonucunda aday sayısı ikiye inecek.[6] 22 Haziran’da başlayacak ve 22 Temmuz’da sona erecek süreç sonunda ise, parti üyelerinin oylarıyla bu iki aday arasından birisi yeni Genel Başkan seçilecek ve Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yapmaya başlayacak.

Genel Başkan adaylarından en dikkat çeken isimler: Andrea Leadsom, Rory Stewart, Esther McVey, Dominic Raab, Michael Gove, Boris Johnson, Jeremy Hunt ve Matt Hancock[7]

Liderlik yarışına 11 adayın katılması öngörülüyor. Bunlar arasında en çok dikkat çeken isimler; sert Brexit yanlısı eski Londra Belediye Başkanı (2008-2016) ve eski Dış İşleri Bakanı (2016-2018) Boris Johnson, partinin eski parlamento sözcüsü Andrea Leadsom, 2015-2018 döneminde Brexit Bakanı olarak görev yapan Dominic Raab, 2017’den bu yana Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanı olarak görev yapan Michael Gove, AB üyeliğinin devamından yana kampanya yürütmüş olan ve 2018 yılından beri Dış İşleri Bakanı olarak görev yapan Jeremy Hunt ve 2018 yılından beri İçişleri Bakanı olarak çalışan Pakistan asıllı ve Müslüman siyasetçi Sajid Javid.[8] Bu medyatik ve ulusal düzeyde tanınan siyasetçiler dışında, Gana asıllı ve bir süre Bilimden Sorumlu Bakan olarak görev yapan Sam Gyimah, Sağlık Bakanı Matt Hancock, yakın geçmişte Göçten Sorumlu Devlet Bakanı (2012-2014) ve Engelliler Bakanı (2014-2015) olarak görev yapmış olan parti denetçisi Mark Harper, 2018 yılında bir süre Çalışma ve Emeklilik Bakanı olarak görev yapmış Esther McVey ve daha önce Cezaevlerinden Sorumlu Bakan Yardımcılığı yapan ve Mayıs ayından beri Uluslararası Kalkınma Bakanlığı görevini sürdüren Rory Stewart gibi isimler de adaylık yarışında yer alıyorlar. Ayrıca potansiyel adaylar arasında ismi geçen kişilerden Brexit Bakanı James Cleverly -Boris Johnson lehine- yarıştan çekilirken, Konut Bakanı Kit Malthouse da adaylıktan vazgeçtiğini açıkladı. Aday olması beklenen Amber Rudd, Jacob Rees-Mogg ve David Davis gibi kişiler de Genel Başkanlık yarışına dâhil olmadılar.

Büyük Favori Boris Johnson
Muhafazakâr Parti liderliği ve dolayısıyla Birleşik Krallık Başbakanlığı konusunda şu an için favori durumunda olan aday, 1964 doğumlu çılgın siyasetçi Boris Johnson[9]. Partinin en medyatik ve sembol siyasetçilerinden birisi olan "Bojo" lakaplı Johnson, basında hakkında yer alan sert eleştirilere karşın, hem tanınırlık, hem de halk sempatisi anlamında diğer adaylardan çok önde gözüküyor. Türkiye kökenli olan (büyükdedesi Ali Kemal’dir[10]) Johnson, siyasal deneyim anlamında da oldukça etkileyici bir profile sahip. Zira 2008-2016 döneminde tam 8 yıl boyunca Londra Belediye Başkanlığı yapan Johnson, 2016-2018 döneminde de yaklaşık 2 yıl süreyle Birleşik Krallık’ın Dış İşleri Bakanı olarak çalışmıştı. Eton, Balliol College ve Oxford Üniversitesi gibi ülkesinin en seçkin eğitim kurumlarından yetişmiş olan Johnson, halkla ilişkiler (PR) bağlamında benimsediği bazı garip stratejiler[11] ve Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkması nedeniyle sert eleştirilere maruz kalsa da, ABD Başkanı Donald Trump’ın verdiği açık destek[12] ve İsrail’le olan yakın ilişkileri[13] bağlamında önemli bir Muhafazakâr lider olabileceğini belli ediyor.

Boris Johnson

Entelektüel açıdan da kendisini geliştiren ve gazetecilik ve milletvekilliği kariyeri dışında Britanya'nın unutulmaz Başbakanı Winston Churchill hakkında yazdığı kitapla övgü toplayan Johnson, çağımızın sansasyon ve rating odaklı medya ve siyaset düzeninde, gerçekten de iyi bir lider seçimi olabilir. Ancak çılgınlığı nedeniyle sık sık palyaçoya benzetilen Johnson[14], sol ve liberal çevrelerden Margaret Thatcher veya David Cameron gibi Tory liderleri kadar destek görmeyebilir. Buna karşın, 2016 yılında liderlik yarışında Theresa May’e geçilen Johnson’ın son iki yılda sergilediği gelişim[15] ve popülist Nigel Farage ve Brexit Partisi’nin sağ siyasetteki hızlı yükselişine karşı bir panzehir olabileceği düşüncesi, onu Muhafazakâr Parti’nin klasik seçmenleri açısından en cazip aday haline getiriyor.[16] Nitekim ülkede yapılan son anketlere göre[17], Johnson’ın Genel Başkanlığı ve dolayısıyla Başbakanlığı açık farkla kazanması bekleniyor. Ancak bu noktada şunu da hatırlatmak gerekiyor; halk ve Muhafazakâr Parti seçmenleri tarafından çok sevilen Johnson’ın parlamento ve parti içerisindeki desteği aynı ölçüde değil.[18] Bu nedenle, anketlere göre tek favori durumunda olmasına karşın, parti içerisinde destek bulamaması durumunda Johnson’ın liderliği tehlikeye girebilir. Bu nedenle, Johnson’ın parti içerisinde ittifaklar kurması ve yeni dönem için kendi çalışma ekibini oluşturması gerekiyor. Johnson dışında, anketlere göre Michael Gove, Jeremy Hunt, Sajid Javid, Rory Stewart ve Andrea Leadsom’ın da Genel Başkan seçilme ihtimalleri bulunuyor. Jeremy Hunt ve Sajid Javid’in genç ve karizmatik siyasetçiler olmaları bağlamında liderlik yarışı kampanyası sürecinde atak yapma şansları olduğu düşünülse de, anketlerde aradaki fark çok fazla olduğu için, şu an için Boris Johnson’ın Genel Başkanlığı garanti gibi gözüküyor.

Sonuç
Sonuç olarak, Birleşik Krallık’ın yeni Başbakanı’nı belirleyecek olan ve Temmuz ayı sonlarında tamamlanacak olan Muhafazakâr Parti Genel Başkanlık yarışı konusunda tahminde bulunmak için henüz erken olsa da, Boris Johnson’ın büyük favori olarak girdiği seçimden yeni Genel Başkan ve Başbakan olarak çıkması kimseyi şaşırtmayacaktır. Brexit konusunda gayet tutarlı mesajlar veren Johnson, ABD’nin de desteğiyle bu süreci atlatabilirse, sonraki seçimde de partisini iktidara taşımak konusunda bir şansı olabilir. Ancak Theresa May iktidarında olduğu gibi Brexit belirsizlikleri giderilemezse, Johnson iktidarı da sabun köpüğü gibi kalan bir dönem olacak ve Muhafazakâr Parti’nin oyları sonraki seçimde yükselişteki İşçi Partisi ve Brexit Partisi karşısında eriyecektir. Britanya’nın Brexit sürecinde iyi bir liderlik ve ulusal ruha ihtiyacı olduğu açıktır. Bu noktada Tony Blair gibi sol-liberal siyasetçiler AB’de kalınması yönünde çaba gösterirken, Boris Johnson gibi siyasetçiler de kararlı ve çabuk bir şekilde Brexit’i tamamlamak istemektedirler. Bu bağlamda kararsızlık ve belirsizlik en kötü durum olduğu için, iki ihtimalden birinin ivedilikle gerçekleştirilmesi kanımca Britanya halkı ve demokrasisi adına daha doğru ve faydalı olacaktır. Ancak AB'nin dışında mı, yoksa AB içerisinde mi Britanya'nın daha parlak bir geleceği olacağının yanıtını vermek kolay değildir. Dünya ekonomisinin ve siyasi dengelerinin Çin, Hindistan ve Japonya gibi ülkeler nedeniyle Asya'ya kaydığı bir vaka olarak karşımızda durmasına karşın, AB ile serbest ticaret ve entelektüel işbirliği azalmış bir Birleşik Krallık'ın küresel rekabetteki avantajının azalacağını öngörmek için bence kâhin olmaya gerek yoktur. Yine de, AB dışarısında olup ekonomik ve demokratik gelişimini hızla derinleştiren İsviçre ve Norveç gibi örneklerin olması, Birleşik Krallık'ın da bunu rahatlıkla başarabileceğinin ispatıdır. 


Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] 2017 genel seçim sonuçları için bakınız; https://www.bbc.com/news/election/2017/results.
[2] Bakınız; https://www.express.co.uk/life-style/life/1136076/donald-trump-theresa-may-body-language-state-visit-today-news-latest.
[3] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48388416.
[4] Buradan izleyebilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=V0g-46AtwSM.
[5] https://www.bbc.com/news/uk-politics-48499143.
[6] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48544144.
[7] Fotoğraf https://www.theguardian.com/politics/live/2019/may/26/politics-live-sunday-interview-round-in-tory-leadership-race adresinden alınmıştır.
[8] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48388416.
[9] Biyografisi için; https://www.biographyonline.net/politicians/uk/boris-johnson.html.
[10] Bakınız; https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/ali-kemalin-torunu-boris-1314618/.
[11] Birkaç örnek için bakınız; https://www.theguardian.com/politics/2015/oct/15/boris-johnson-knocks-over-10-year-old-boy-during-rugby-game-in-japan ; https://www.youtube.com/watch?v=iWIUp19bBoA ; https://www.facebook.com/TELEGRAPH.CO.UK/videos/10153739817594749/ ; https://www.lemonde.fr/international/video/2016/05/05/boris-johnson-en-cinq-videos-improbables_4914065_3210.html.
[12] Bakınız; https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48483466.
[13] https://www.haaretz.com/world-news/watch-london-s-mayor-rips-bds-supporters-1.5419781.
[14] Bir örneği için bakınız; https://foreignpolicy.com/2019/05/31/theres-nothing-behind-boris-johnsons-clown-mask/.
[15] Bu konuda bir analiz için; https://www.theguardian.com/politics/2019/jun/09/how-boris-johnson-bounced-back-tory-leadership.
[16] Nitekim aşırı sağcı küçük partiler Britain First (Önce Britanya) ve British National Party-BNP (Britanya Ulusal Partisi), Boris Johnson’ın liderliğine destek vermektedirler. Bakınız; https://www.the-round.co.uk/the-bnp-and-britain-first-are-both-endorsing-boris-johnson/.
[17] Bakınız; https://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_2019_Conservative_Party_(UK)_leadership_election.
[18] Bu konuda bir haber-analiz için, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48395014.

1 Haziran 2019 Cumartesi

İskoç Ulusal Partisi-SNP



Giriş
Birleşik Krallık siyasetinde son yıllarda adından en fazla söz ettiren partilerden birisi de İskoç Ulusal Partisi’dir (Scottish National Party-SNP).[1] Şu an için Avam Kamarası’ndaki üçüncü büyük parti olan ve 35 sandalyeye sahip olan SNP[2], aynı zamanda İşçi Partisi’nden sonra Birleşik Krallık içerisinde en fazla üyeye sahip ikinci parti konumundadır.[3] SNP, 2015 genel seçimlerinden sonra 2015-2017 döneminde 56 milletvekilliği kazanarak bir anda dikkatleri üzerine çekmiş ve İskoçya merkezli yerel bir parti olmasına karşın, Britanya ulusal siyasetinde de -bilhassa koalisyon denklemleri bağlamında- önemli bir aktör haline gelmeye başlamıştır. 2014 yılında İskoçya’da yapılan bağımsızlık referandumunda bağımsızlık yanlılarının yüzde 45’e yakın oy aldığı da düşünüldüğünde[4], SNP ve genel olarak İskoçya’nın Britanya siyasetinde önümüzdeki yıllarda daha da önem kazanacağı ortadadır. Bu yazıda, SNP’nin tarihi ve ideolojisi kısaca özetlenecektir.

Tarihçe
İskoçya ile İngiltere arasındaki ilişkilerin uzunca tarihine karşın, SNP’nin kurulması 1934 yılında olmuştur. Bu dönemde, İskoç Ulusal Partisi, 1928 yılında kurulan National Party of Scotland (İskoçya Ulusal Partisi) ve 1932’de kurulan Scottish Party’nin (İskoç Partisi) birleşimiyle ortaya çıkmıştır.[5] Partinin ilk Genel Başkanı ise, 1934-1936 döneminde görev yapan Sir Alexander MacEwen’dır. En baştan itibaren İskoçya’ya merkezi hükümet karşısında daha geniş yetkiler verilmesini savunan parti[6], buna karşın 1960’lara kadar güçlenebilmek için uygun bir ortam bulamamıştır. Yine de bu dönemde, İkinci Dünya Savaşı ardından, SNP, bir İskoçya Parlamentosu’nun kurulması için yapılan imza kampanyalarına destek olmuştur.[7] İskoç bağımsızlıkçılarının etkili olamadıkları bu dönemde yaşanan ilginç ve sembolik bir olay ise, 1950 yılında Kader Taşı’nın (Stone of Scone veya Stone of Destiny) Westminster Abbey’den çalınarak İskoçya’ya götürülmesidir. Geçmişte İskoç Kralları taç giyerken kullanılan bu taş, 1996 yılında bizzat Birleşik Krallık hükümeti tarafından İskoçya’ya iade edilmiştir. 1960’lar ve 1970’lerde partinin İskoçya siyasetindeki etkisi artmasına karşın, parti içi tartışmalar nedeniyle beklenen başarı yakalanamamıştır.[8] Ayrıca 1970’ler ve 1980’lerde, İskoçya’da yaygın bir tabanı olan romantik milliyetçiliğe dayalı düşüncelerin yanı sıra, Kuzey Denizi’nde bulunan zengin petrol kaynaklarının İskoçya hükümeti tarafından kullanılabilmesi düşüncesinin ortaya çıkması da SNP’nin yükselişinde etkili olmuştur. 1990 yılında partinin başına Alex Salmond’ın (1954-) geçmesi ise, SNP tarihi adına önemli bir dönüm noktası kabul etmektedir. Salmond öncesinde partinin Genel Başkanları ise şu kişiler olmuştur: Andrew Dewar Gibb (1936-1940), William Power (1940-1942), Douglas Young (1942-1945), Bruce Watson (1945-1947), Robert McIntyre (1947-1956), James Halliday (1956-1960), Arthur Donaldson (1960-1969), William Wolfe (1969-1979) ve Gordon Wilson (1979-1990).[9]

Alex Salmond

Uzun süre İskoçya Kraliyet Bankası’nda ekonomist olarak çalışan Alex Salmond, İskoç milliyetçiliği ve SNP ile özdeşleşmiş bir isimdir. 2007-2014 döneminde İskoçya İlk Bakanı olarak görev yapan Salmond, mücadeleyle geçen gençlik yıllarının ardından (ki bu dönemde daha radikal sosyalist olan 79 Grubu’na dahil olduğu gerekçesiyle bir dönem partiden uzaklaştırılmıştır) 1987 genel seçimlerinde Banff and Buchan seçim bölgesinde Muhafazakâr Parti adayını geçerek Avam Kamarası’na seçilmiş ve dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır.[10] Zamanla partinin sembol isimlerinden biri haline gelen Salmond, 1988 yılında Maliye Bakanı’nın yıllık bütçe konuşmasını kestiği için bir hafta süreyle parlamentodan uzaklaştırma cezası da almıştır.[11] 1990 yılında Gordon Wilson’ın yerine partinin başına geçen Alex Salmond, liderliği döneminde İşçi Partisi ve Liberal Demokratlarla İskoçya’nın özerkliği konusunda işbirliğine yönelmiş ve bu sayede partisini daha etkin bir hale getirmeyi başarmıştır. 2000-2004 döneminde parti liderliğini John Swinney’e bırakan Salmond, 2004-2014 döneminde de yeniden partinin liderliğini üstlenmiştir. Salmond liderliğinde partinin çıkışı devam etmesine ve Tony Blair’in Başbakanlığı döneminde İskoçya’nın özerkliği yönünde büyük aşama sağlanmasına (İskoç Parlamentosu 1999 yılından itibaren yeniden toplanmaya başlamıştır) karşın, partinin ülke genelindeki seçim başarısı sınırlı kalmıştır. Ayrıca 2014 yılında düzenlenen bağımsızlık referandumunda da, büyük beklentilere karşın, İskoç halkınca Birleşik Krallık’a bağlı kalma kararı alınmıştır. Bu dönemde Salmond ve İskoçya davasına en büyük destek ise, -ilginç bir şekilde- James Bond rolüyle özdeşleşen İskoçyalı ünlü aktör Sean Connery’den gelmiştir. İskoçya’nın bağımsızlığına aktif destek veren Connery, İngiliz hayranlarını üzse de, bu konudaki kararını değiştirmemiştir.[12]

Sean Connery

2014 yılında bağımsızlık referandumunda beklenmedik bir şekilde “hayır” kararı çıkmasıyla partinin liderliğinden istifa eden Alex Salmond’ın yerine, 1970 doğumlu genç bir kadın siyasetçi olan Nicola Sturgeon seçilmiştir. İskoç Ulusal Partisi’ne henüz 1986 yılında 16 yaşındayken katılan gönüllü bir İskoç milliyetçisi olan Sturgeon, partiye katılmasının sebebinin Margaret Thatcher’a duyduğu antipati olduğunu söylemiştir.[13] 1992 yılında Glasgow Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden derecesini alan Sturgeon, bir süre ülkesinde avukat olarak çalışmış ve 1992 genel seçimlerinde henüz 22 yaşındayken İskoçya’nın en genç milletvekili adayı olarak parlamento seçimlerine girmiştir. 1999 yılında ilk kez parlamentoya seçilen Nicola Sturgeon, başarılı siyasal faaliyetleriyle sivrilmiş ve ilk kez 2004 yılında John Swinney’nin istifası sonrasında Genel Başkan adaylığını açıklamıştır. Ancak partinin sembol ismi Alex Salmond’ın aday olması sonrasında adaylığını geri çeken Sturgeon, Salmond’ın yardımcılığını üstlenmiş ve Avam Kamarası’nda görev yapan Salmond’dan ziyade İskoçya’da ipleri elinde tutan kişi olarak ön plana çıkmayı başarmıştır. Sturgeon, bu dönemde özellikle İşçi Partili İlk Bakan Jack McConnell’a yönelik sert eleştirileriyle dikkat çekmiştir.[14] 2014 yılında referandumda yaşanan hüsran sonrasında Genel Başkan olan Sturgeon, 2015 genel seçimlerinde partiye Avam Kamarası’nda tam 56 sandalye kazandırarak tarihi bir başarıya imza atmıştır. Parti, bu dönemden itibaren İskoçya Parlamentosu’nda da çoğunluğu kazanmaya başlamıştır.

Nicola Sturgeon

Nicola Sturgeon, 2016 yılındaki Brexit sürecinde Avrupa Birliği üyeliğinde devam edilmesi yönünde güçlü bir kampanya düzenlemiş; nitekim İskoçya’da yüzde 62 gibi çok yüksek bir oranla Brexit’e karşı çıkılmıştır.[15] Ancak Birleşik Krallık genelinde Brexit yanlılarının galip gelmesi nedeniyle hüsrana uğrayan SNP ve Sturgeon, bu tarihten itibaren İskoçya bağımsızlığı için yeni bir referandum düzenlenmesi gerektiği fikrini savunmaya başlamıştır.[16] 2017 genel seçimlerinde Avam Kamarası’ndaki milletvekili sayısı 35’e düşünce, Sturgeon’ın liderliğine yönelik eleştiriler artmaya başlamıştır. Buna karşın, Sturgeon, halen partinin liderliğini sürdürmektedir. Sturgeon, geçtiğimiz aylarda Çin’e yaptığı bir ziyaretle de dikkat çekmiş ve bağımsızlık yönündeki çabalarının bitmediğini ve ülkesinin ekonomik gelişimi için ilginç girişimlerde bulunduğunu göstermiştir.[17] Partinin son dönemde dikkat çeken ismi ise, Avam Kamarası’nın en genç ismi olarak görev yapan 1994 doğumlu Mhairi Black’tir. İlk kez 2015 genel seçimlerinde Paisley and Renfrewshire South seçim bölgesinden milletvekili seçilen Black, 2017 genel seçimlerinde de koltuğunu korumayı başarmııştır.

Mhairi Black

İdeoloji
İskoç Ulusal Partisi (SNP), İskoçya’nın özerkliği ve bağımsızlığını ideolojisinin merkezine koyan bir partidir. Buna karşın, parti, salt İskoç milliyetçisi gibi bir hareket olarak algılanmamak için, ideolojisini merkez sol düşünceyle (sosyal demokrasi) desteklemektedir.[18] Bu bağlamda, partinin Avrupa’daki diğer bölgeselci partilerle birlikte European Free Alliance (Özgür Avrupa İttifakı) partisine üye olması önemli bir göstergedir.[19] Parti, Avrupa Parlamentosu seçimlerine de Galler merkezli Plaid Cymru ve Green Party of England and Wales-GPEW (İngiltere ve Galler Yeşiller Partisi) gibi diğer Birleşik Krallık’ta kurulu bölgesel partilerle birlikte Greens–European Free Alliance (Greens/EFA) (Yeşiller-Özgür Avrupa İttifakı) çatısı altında girmektedir. Partinin, ayrıca, İşçi Partisi’nin ardından Birleşik Krallık’ta en fazla üyeye sahip olan siyasi parti olduğu belirtilmektedir. Parti kaynakları da bu durumu doğrulamaktadır.[20] Bu üyeler, partinin maddi ihtiyaçlarının karşılanması konusunda da en önemli kişiler durumundadırlar.
İskoç Ulusal Partisi’nin ideolojik çizgisine dair diğer önemli göstergeler şöyle belirtilebilir:[21]
  • SNP, parti politikaları konusunda oldukça katı ve muhafazakâr bir partidir.
  • SNP, ekonomide gerekli olduğu durumlarda devlet müdahalesini savunan sosyal demokrat bir çizgidedir ve mutlak liberalizm çizgisiyle örtüşmemektedir.
  • SNP, nükleer silahların yok edilmesini ve Birleşik Krallık ve İskoçya’nın savunma stratejisinin nükleer güç olmadan dizayn edilmesini savunmaktadır.
  • SNP, İskoçya ve Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği içerisinde kalmasını savunmaktadır.
Sonuç
Sonuç olarak, İskoç Ulusal Partisi’nin son dönemde Birleşik Krallık siyasetinde daha da büyük önem kazandığı bir gerçektir. Buna karşın, partinin ulusal siyasette koalisyon ortaklığı bağlamında önemi artacak gibi gözükmesine karşın, yerel bir parti hüviyetinden öteye gitmesi de hiç kolay gözükmemektedir. Bunun için, İskoçya’nın bağımsız bir devlet olabilmesi ve Kuzey Denizi'ndeki enerji kaynaklarını -merkezi hükümete kaynak aktarmadan- kendi başına kullanabilmesi gereklidir. Ancak gerek İskoçya-İngiltere arasındaki tarihsel bağlar, gerek Birleşik Krallık’ın demokrasi kalitesinin yüksek seviyelerde olması, gerekse de Britanyalı kimliğinin etkisi nedeniyle, bu da kısa vadede gerçekleşecek bir durum gibi gözükmemektedir. Ancak Britanya toplumunu adeta ortadan ikiye bölen Brexit süreci, hakikaten de İskoçya’ya tarihi bir bağımsızlık fırsatı sunabilir... Bu noktada İskoçya'nın en büyük şansı ise, Avrupa Birliği'nden gelebilecek desteklerdir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


KAYNAKÇA
[1] Web sitesi için; https://www.snp.org/.
[2] “Current State of the Parties”, Parliament.uk, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.parliament.uk/mps-lords-and-offices/mps/current-state-of-the-parties/.
[3] “UK political party membership figures: August 2018”, House of Commons Library, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://commonslibrary.parliament.uk/parliament-and-elections/parliament/uk-political-party-membership-figures-august-2018/.
[4] “Scotland Decides”, BBC, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/events/scotland-decides/results.
[5] “Scottish National Party”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Scottish-National-Party.
[6] Richard Warry (2017), “Guide to the parties: Scottish National Party”, BBC, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/election-2017-39861420.
[7] “Scottish National Party”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Scottish-National-Party.
[8] Richard Warry (2017), “Guide to the parties: Scottish National Party”, BBC, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/election-2017-39861420.
[9] “Scottish National Party”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Scottish_National_Party.
[10] “Alex Salmond”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/Alex-Salmond.
[11] “Alex Salmond”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/Alex-Salmond.
[12] Belinda Goldsmith (2014), “Sean Connery: Why he supports Scottish independence”, The Christian Science Monitor, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://www.csmonitor.com/World/Latest-News-Wires/2014/0324/Sean-Connery-Why-he-supports-Scottish-independence.
[13] “Nicola Sturgeon”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/Nicola-Sturgeon.
[14] “Nicola Sturgeon”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/Nicola-Sturgeon.
[15] “EU Referendum Results”, BBC, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/politics/eu_referendum/results.
[16] “Nicola Sturgeon”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/Nicola-Sturgeon.
[17] Bakınız; https://www.snp.org/first-minister-nicola-sturgeon-s-visit-to-china-boosting-trade-tourism-culture-and-education-links/.
[18] “Scottish National Party”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Scottish-National-Party.
[19] “Member Parties”, European Free Alliance, Erişim Tarihi: 01.06.2019, Erişim Adresi: https://www.e-f-a.org/member-parties/.
[20] Bakınız; https://twitter.com/theSNP/status/1036557191648604160/.
[21] “Scottish National Party”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 27.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Scottish-National-Party.

26 Mayıs 2019 Pazar

Liberal Demokratlar (Birleşik Krallık)


Giriş
Birleşik Krallık siyasetinde tarihsel olarak Muhafazakâr Parti (Tory) ile birlikte iki temel gelenekten birisini temsil eden (Whig geleneğini) Liberal Demokratlar, 20. yüzyılda ise güçlenen işçi sınıfını temsil eden sol çizgideki İşçi Partisi’nin (Labour Party) ardında kalmış ve günümüzde daha çok koalisyonların küçük ortağı olarak iktidara gelebilen bir parti hüviyetindedir. Buna karşın, Liberal Demokratların oy tabanı çok geniş olmasa da, entelektüel etkileri halen oldukça yüksektir. Bu nedenle, partinin Brexit başta olmak üzere birçok kritik konuda gösterdiği tepkiler, günümüzde Britanya siyasetinde ciddi etki yaratmaktadır. Bu yazıda, Liberal Demokratların Britanya siyasetindeki tarihsel gelişimleri ve günümüzdeki konumu değerlendirilecektir.

Tarihçe
A-) Whig Partisi
Birleşik Krallık’ta Liberal Demokratlar (Liberal Democrats veya kısaca Lib Dems) adıyla günümüzde siyasi hayatına devam eden partinin kökenlerinde, 17. yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkan Whig siyasi geleneği vardır. Bu dönemde, Tory adı verilen muhafazakâr grup Kral ve monarşinin haklarını ve daha muhafazakâr ve katı bir meşruti monarşi anlayışını savunurken, Whig adı verilen liberal grup ise parlamentonun yetkilerini savunarak, özgürlükçü bir meşruti yönetim kurulmasını amaçlamıştır. İngiltere’de, bu şekilde iki ana eksende (Muhafazakâr vs. Liberal) bir siyasal gelenek oluşmaya başlamıştır. Kurulan hükümetler bu iki gruptan birine yakın olarak konumlanırken, Whigler, 1714-1762 döneminde sürekli olarak iktidarı ellerinde bulundurmuşlardır. Ancak bu ilk dönemlerde her iki akım da neredeyse tamamen aristokratların yer aldığı parlamento gruplarından ibarettir ve henüz partileşme süreci başlamamıştır. 18. yüzyılda iki akım arasındaki ideolojik farklılıklar daha belirgin hale gelmeye başlarken, Whiglerin daha disiplinli ve organize hareket etmesiyle birlikte liberallerin partileşme süreci de ortaya çıkmıştır. Nitekim William Pitt’in 1784’te Tory Partisi’nin başına geçmesiyle, Whig Partisi de Charles James Fox (1749-1806) liderliğinde bir siyasi parti hüviyeti kazanmıştır.[1] Fox sonrasında hareketin liderliğini ise Charles Grey (Earl Grey) üstlenmiştir. Aynı dönemde Lordlar Kamarası’nda görev yapan Granville Leveson-Gower (2nd Earl Granville) da önemli bir liberal liderdir.

Whig temsilcileri, Liberal Demokratların atalarıdır

B-) Liberal Parti
Whig Partisi’nin devamı niteliğinde olan Liberal Parti ise, 19. yüzyıl ortalarında Robert Peel tarafından kurulan Muhafazakâr Parti’nin rakibi olarak ortaya çıkmıştır. “Liberaller” terimini ilk kez 1839 yılında Whig grubu liderlerinden Lord John Russell kullanmış ve bu dönemden itibaren Liberal Demokratların partileşmesi yavaş yavaş bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir. Liberal Parti’nin resmi olarak siyasi yaşama atılması ise, 1859 yılında Viscount Palmerston’un -diğer ismiyle Henry John Temple- (1784-1865) hükümeti kurmasıyla başlamış kabul edilmektedir. Ancak partinin ilk lideri ve kurucusunu 1867 yılında başa geçen William Gladstone olarak kabul eden tarihçiler de vardır.[2] Viscount Palmerston (Henry John Temple) sonrasında, Liberal Parti, Earl Russell hükümetinde de iktidarı kontrolünde bulundurmuştur. Bu dönemde John Stuart Mill gibi çok önemli bir düşünür de partiden milletvekili olmuş (1865-1868) ve partiye önemli bir entelektüel destek sağlamıştır. Bu yıllarda, parti, Avam Kamarası’nda yarıdan fazla sandalyeye sahip olmuş ve Britanya siyasetine damgasını vurmuştur.

Viscount Palmerston (Henry John Temple)

Aristokratların yönetimdeki etkilerini kaybetmesi ve Liberal Parti’nin tam anlamıyla kurumsal bir kimlik kazanması ise, William (Ewart) Gladstone’un (1809-1898) başa geçmesiyle mümkün olabilmiştir. Tam 4 farklı dönemde (1868-1874, 1880-1885, 1886, 1892-1894) Britanya’da Başbakanlık yapan Gladstone, adeta liberalizmle özdeşleşmiş çok önemli bir tarihsel figürdür. İskoç asıllı ve tüccar bir aileden gelen Gladstone, Liverpool’da dünyaya gelmiş ve Eton ve Oxford gibi meşhur okullarda eğitim görmüştür.[3] Siyasi hayatına Muhafazakâr Parti’den başlayan Gladstone, zamanla bir liberal olmuş ve Liberal Parti ile özdeşleşen bir lider haline gelmiştir. Hatta 19. yüzyılda Muhafazakâr Parti lideri Benjamin Disraeli ile Gladstone’un rekabeti öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki, adeta Britanya siyaseti bu iki liderin etrafında kurgulanır hale gelmiştir. “Grand Old Man” (Büyük Yaşlı Adam) lakabıyla bilinen Gladstone[4], iktidarda olduğu dönemde İrlandalı Katolikler üzerindeki baskıyı hafifletmesi, gelir vergilerini düşürmesi ve ilkokul sistemini kurmasıyla tarihe geçmiştir.[5] Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Bulgaristan’daki politikalarına yönelik sert eleştiriler yapan Gladstone, Katolik Kilisesi’ne yönelik eleştiriyle de o dönemde büyük yankı uyandırmıştır. Gladstone’un İrlanda’ya yönetsel özerklik verilmesi amacıyla savunduğu “Home Rule” politikası ise, iki parti arasındaki nüansları daha da belirgin hale getirmiştir. Hatta bu politika nedeniyle Liberal Parti’den ayrılanlar olmuş ve “Liberal Birlikçiler” (Liberal Unionists) adlı grup Muhafazakâr Parti ile işbirliğine yönelmiştir. Bu ilk döneminde, Liberal Parti, giderek güçlenen ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfından destek alan -Muhafazakâr Parti’ye kıyasla- merkez sol bir parti görünümündedir.

William Gladstone

Gladstone’un 1894’te emekli olmasıyla, Liberal Parti için yeni bir dönem başlamıştır. Partinin sonraki lideri olan Lord Rosebery (Archibald Primrose) (1847-1929) etkisiz bir lider olarak değerlendirilmiş ve 1895 seçimlerinde ağır bir yenilgiye uğramıştır. 1905 yılına kadar son derece dağınık bir görüntü sergileyen parti, Henry Campbell-Bannerman (1836-1908) liderliğinde yeniden toparlanmış ve 1905-1908 döneminde iktidara gelmiştir. Bu dönemde, 20. yüzyıl başlarında Britanya’da gelişen “sosyal liberalizm” anlayışını savunan parti, devletin fakirlikle mücadele gibi önemli konularda ekonomiye müdahalesini savunmaya başlayarak önemli bir tarihsel ideolojik dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönemde de, parti, John A. Hobson ve Leonard Hobhouse gibi dönemin etkili entelektüellere kadrolarında yer vererek dikkat çekmeyi başarmıştır. Henry Campbell-Bannerman sonrasında işadamı Herbert Henry Asquith (H. H. Asquith) (1851-1908) liderliğinde de iktidarını koruyan parti, bu dönemlerde “refah devleti” savunucusu olarak dikkat çekmiş ve dönemin sendikal/sol hareketlerinden de büyük destek almayı başarmıştır. Parti, bu dönemde sağlık sigortası, işsizlere yönelik ödemeler ve emekli maaşı gibi uygulamalarıyla yeni kurulmakta olan İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti’yi de etkilemiş ve Britanya’nın sosyal bir devlete dönüşümünde aktif katkılar sunmuştur.

Henry Campbell-Bannerman

Liberal Parti’nin en popüler Başbakanlarından birisi de David Lloyd George (1863-1945) olmuştur.[6] Galli olan George, gençliğinde Udgorn Rhyddid (Trumpet of Freedom) adlı bir gazete çıkarmış ve1890 yılında en genç milletvekili olarak Avam Kamarası’na girmiştir. Bu dönemde Anglikan Kilisesi’nin Galler’deki devlet yönetiminden ayrıştırılmasını savunan George, henüz fazla dikkat çekmeyen bir arka sıracı (backbencher) milletvekili durumundadır. Ancak ilerleyen yıllarda hızla Galli liberallerin ve zamanla tüm liberallerin sesi haline gelen George, Birinci Dünya Savaşı döneminde önce Bakan (Mühimmat veya Levazım Bakanı), daha sonra da koalisyonlar yoluyla Başbakan olacaktır. William Gladstone’un devamı niteliğinde Osmanlı (Türkiye) karşıtlığıyla sivrilen David Lloyd George, 6 Aralık 1916’da Başbakan olmuş ve 1922’ye kadar bu görevde kalmıştır.[7] Bu dönemde David Lloyd George, Lord Curzon, Andrew Bonar Law, Arthur Henderson ve Lord Alfred Milner’dan oluşan savaş kabinesine önderlik eden George, Birinci Dünya Savaşı’nı kazanarak ülkesini büyük bir başarıya ulaştırsa da, Osmanlı ve sonrasında Türkiye karşısında takındığı sert tutum ve Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Türklerin yeni bir devlet kurarak Lozan Antlaşması ile savaşın etkilerinden kurtulması nedeniyle amaçlarına ulaşamamıştır. Yunanistan yanlısı bir siyasetçi olan George, Yunanlıların İzmir’i işgal etmesinde de teşvik edici bir rol oynamıştır. Bizzat kabinesinde yer alan Lord Curzon’a göre, George, “Yunanlılara delicesine sevgi besleyen”[8] Türk karşıtı bir siyasetçidir. Malta sürgünleri ve daha birçok farklı konuda da Türklere yönelik tutumu eleştiri konusu yapılan David Lloyd George, Yunanistan’ın lideri Venizelos’la ise liberal politikalar bağlamında uyuşmaktadır. Ancak savaş yanlısı tutumlarıyla liberalizm ideolojisine aykırı hareket eden David Lloyd George, partisini büyük bir ideolojik buhrana sürüklemiş ve onun liderliği sonrasında, Liberal Demokratlar, 2010 yılına kadar bir daha iktidar ortağı olamamışlardır. Bu uzun dönemde, liberal siyasetçiler, Muhafazakâr Parti veya İşçi Partisi içerisinde mücadele göstermişlerdir.

David Lloyd George

1922 ve 1923 seçimlerinde geçmiş dönemlere kıyasla daha düşük oranda oy alan Liberal Parti, bu yıllardan itibaren seçmen tabanını hızla İşçi Partisi’ne kaptırmaya başlamıştır. 1924 seçimlerinden itibaren bu durum daha belirgin hale gelmiş ve Liberal Parti’nin Avam Kamarası’ndaki sandalye sayısı azalmıştır. Bu dönemdeki kuşaksal dönüşüm, şu örnekle de anlaşılabilir; İşçi Partisi’nin Michael Foot ve Tony Benn gibi sembol isimlerinin babaları bile Liberal Partili milletvekilleridir, ancak kendileri siyasete Labour’dan atılmışlardır. 1929 genel seçimlerinde David Lloyd George’un liderliğinde ve ekonomist John Maynard Keynes’in hazırladığı “We Can Conquer Unemployment!” (İşsizliği Yenebiliriz!) programıyla son bir atak yapan parti, giderek Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi’nin ardından ülkedeki üçüncü parti konumuna sabitlenmiş, 1940’lar ve 1950’lerde ise neredeyse yok olma noktasına gelmiştir. Bu dönemlerde parti adına liderlik yapan siyasetçiler şunlardır: Sir Herbert Samuel (1931-1935), Sir Archibald Sinclair (1935-1945) ve Clement Davies (1945-1956). Bu yıllarda partinin ortalama milletvekili sayısı 6-12 arasında olmuştur.

Jo Grimond

1956’da Jo Grimond’un (1913-1993) partinin başına geçmesiyle, 1960’larda Grimond liderliğinde yeniden bir atılım sürecine giren parti, buna karşın seçim performanslarında fazla bir ilerleme sağlayamamıştır. Grimond, önemli bir entelektüel olarak toplum genelinde tanınsa da ve takdir edilse de, Toryler ve Labour’ın domine ettiği iki başlı Britanya siyaseti adaya hakim olmaya devam etmiştir. 1970’ler ve 1980’lerde de, Liberal Parti, benzer bir trend göstermiştir. Partinin bu dönemdeki liderleri ise şöyledir: Jeremy Thorpe (1967-1976), Jo Grimond-geçici lider (1976) ve David Steel (1976-1988). David Steel (1938-) liderliğinde, parti, oy tabanını genişletmek için 1981 yılında önemli bir açılım yapmış ve İşçi Partisi’nden kopan milletvekilleri tarafından kurulan Sosyal Demokrat Parti (SDP) ile seçim ittifakına (SDP-Liberal Alliance) girmiştir. Bu girişim, seçimler anlamında partiye büyük bir başarı kazandırmasa da, ileride bu partinin yerine kurulacak olan Liberal Demokratlar partisinin ortaya çıkması anlamında önemli bir gelişmedir. Ayrıca bu girişim sonrasında, parti, ilk girdiği seçim olan 1983 seçimlerinde yüzde 25 civarında oy almış ve neredeyse İşçi Partisi ile eşit düzeyde oy oranına ulaşmıştır. Bu seçim ittifakında Liberallerin liderliğini David Steel, Sosyal Demokratların liderliğini ise Roy Jenkins üstlenmiştir. Buna karşın, seçim sistemi nedeniyle partinin sandalye sayısı 23’le sınırlı kalmıştır. David Steel liderliğindeki Liberal Parti, 1987 seçimlerine de bu defa David Owen liderliğindeki SDP ile seçim ittifakı yaparak girmiş ve yüzde 22,6 gibi yine yüksek bir oy oranına ulaşmasına rağmen, seçim sistemi gereği 22 milletvekiliğiyle yetinmek zorunda kalmıştır.

Liberal Parti logosu

C-) Liberal Demokratlar
Liberal Parti’nin 1981 yılında Sosyal Demokrat Parti ile seçim ittifakı konusunda anlaşması, ilerleyen süreçte iki partinin birleşmesini sağlamıştr. Nitekim 1988 yılında, iki parti, Sosyal ve Liberal Demokratlar (Social and Liberal Democrats) adıyla yeni bir parti çatısı altında birleşmişlerdir. Partinin liderliğini ise Liberal Parti’den gelen David Steel ve SDP’den gelen Robert Maclennan üstlenmişlerdir. 1989 yılında, bu partinin adı Liberal Demokratlar (Lib Dems) haline gelmiştir.[9] Bugün Birleşik Krallık siyasetinde liberal demokratik geleneği temsil eden parti de işte bu yapıdır. Bu birleşmeye karşı çıkan bir grup Liberal Parti üyesi ise (başta Michael Meadowcroft gelmektedir), 1989 yılında yeni bir Liberal Parti[10] kurmuşlardır. 2002’den beri Meadowcroft yerine gelen Steve Radford liderliğindeki parti, kayda değer bir seçim başarısı gösterememiş ve Liberal Demokratların gölgesinde kalmıştır. Öyle ki, parti, logosu ve web sitesinde bile “Real Liberals not Lib Dems” (Gerçek Liberaller, Liberal Demokratlar Değil) sloganını kullanmaktadır. Zaten partinin kurucusu ve eski Liberal Parti’den olan Michael Meadowcroft da ilerleyen yıllarda (2007 yılında) Liberal Demokratlara katılmıştır. Bu nedenle, bu bölümde sadece Liberal Demokratların siyasi faaliyetleri işlenecektir.

David Steel

Partinin başına, kurucu liderler David Steel ve Robert Maclennan sonrasında Paddy Ashdown (1941-2018) geçmiştir. Parti, bu dönemde kurumsallaşma adına aşamalar yapsa da, seçim başarısı bağlamında büyük bir başarı sağlayamamıştır. 1992 genel seçimlerinde 20, 1997 genel seçimlerinde ise 46 milletvekilliği kazanan parti, 1999 yılında Charles Kennedy’i (1959-2015) yeni lideri olarak seçmiştir. Kennedy liderliğinde istikrarlı çıkışını sürdüren parti, 2001 seçimlerinde 52, 2005 seçimlerinde de 62 sandalye kazanmayı başarmıştır. Ayrıca 2004 yılında yayımlanan The Orange Book: Reclaiming Liberalism adlı kitap da, partinin önemli isimlerinin görüşlerinin entelektüellerce öğrenilmesi adına önemli bir girişimdir.

Nick Clegg

Partinin emektar isimlerinden Vince Cable’ın (1943-) 2007 yılında geçici liderliğinin ardından, partinin başına genç ve karizmatik bir siyasetçi olan Nick Clegg (1967-) geçmiş ve partinin atılım süreci daha da hızlanmıştır. Cambridge Üniversitesi, ABD’de Minnesota Üniversitesi ve Belçika’da Collège d’Europe (College of Europe) gibi seçkin okullarda eğitim almış olan Clegg, annesinin Hollandalı ve babasının Rus kökenli olması ve birçok Avrupa dilini iyi konuşması nedeniyle, Avrupa entegrasyonu konusunda son derece istekli bir isim olmuştur. 2010 genel seçimlerinde partisini yüzde 23 oya ulaştıran ve 57 milletvekilliği kazanılmasını sağlayan Clegg, David Cameron liderliğindeki Muhafazakâr Parti ile bir koalisyon hükümetine girerek, Liberal Demokratları yıllar sonra iktidara da taşımıştır. Koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcılığı görevini üstlenen Clegg, buna karşın başarılı geçen iktidar döneminde parti tabanının Muhafazakâr Parti’ye kaymasına engel olamamıştır. 2015 genel seçimlerinde yalnızca yüzde 15,1 oyla ancak 8 milletvekilliği kazanılınca, Nick Clegg liderlikten istifa etmek zorunda kalmıştır. Clegg’in yerine ise, Norman Lamb’ı geçen Tim Farron (1970-) seçilmiştir. Tim Farron liderliğinde, Liberal Demokratlar, 2017 genel seçimlerinde yüzde 7,4 oyla 12 milletvekili kazanmayı başarmış, ancak bu başarı yeterli görülmemiştir. Bu nedenle, partinin emektar ismi Vince Cable, 20 Temmuz 2017’de geçici lider olarak bir kez daha Genel Başkan seçilmiştir.

Vince Cable

Brexit sürecinde sert muhalefetiyle diğer partilerden ayrışan Liberal Demokratlar, Avrupa Birliği (AB) üyeliğinde devam edilmesi konusunda sivri tavır gösteren bir partidir. Nitekim parti, şimdilerde de Brexit’i durdurmak için özel görevli bir takım kurmuş[11] ve siyasal faaliyetler düzenlemektedir. Partinin sembol isimlerinden Vince Cable’ın, 2019 yılı içerisinde yeni bir lider seçilmesinin ardından partinin Genel Başkanlığından ayrılması beklenmektedir.[12] Bu konuda iddialı kişiler ise; genç ve partili kadın milletvekili Jo Swinson (1980-), 2017 yılında parlamentoya giren yine bir genç ve kadın siyasetçi olan Layla Moran (1982-) ve eski Enerji Bakanı Ed Davey’dir (1965-).[13]

Jo Swinson ve Vince Cable

İdeoloji
Liberal Parti ve sonrasında kurulan Liberal Demokratlar, liberal demokrasi ilkeleri doğrultusunda siyasal faaliyetlerini organize eden ideolojik bir partidir. Dolayısıyla, partinin temel ideolojisi liberalizmdir. Parti, bu bağlamda, John Locke, Adam Smith ve John Stuart Mill (ki parti adına bir dönem milletvekilliği de yapmıştır) klasik liberalizmin düşünürlerini düşünsel ilham kaynakları olarak benimsemektedir.

John Locke

John Locke (1632-1704), siyasal liberalizmin kurucularından kabul edilen çok önemli bir İngiliz düşünürdür. Mülkiyet hakkını, yaşama özgürlüğü ve din ve vicdan özgürlüğüyle birlikte en temel ve kısıtlanamaz haklardan birisi olarak kabul eden Locke, ayrıca öncü bir toplumsal sözleşme düşünürüdür. Locke’un doğal durum (state of nature) teorisi, insanların birbirleriyle genel olarak uyum ve barış içerisinde yaşadığı, ancak çeşitli kazalar veya anlaşmazlıklar nedeniyle insanların soğukkanlı hareket edememeleri durumunda çatışma ve savaşların yaşanabildiği bir ortama işaret eder. Bu bağlamda, Locke, minimal bir devleti savunur ve devletin daha çok yargı erkiyle yani adalet dağıtmakla ve tartışmalı olayları çözmekle ilgilenmesi gerektiğini savunur. Bu nedenlerle, Locke, siyasi liberalizmin en önemli kurucusudur.

Adam Smith

Ulusların Zenginliği (The Wealth of Nations) adlı eseriyle hatırlanan İskoç filozof ve ekonomist Adam Smith (1723-1790) ise, ekonomik liberalizmin öncü bir kuramcısıdır. “Görünmez el” (invisible hand) kavramıyla serbest piyasa ekonomisinin güçlü ve halen bile kullanılan bir savunusunu geliştiren Smith, bireylerin kendi kişisel çıkarları peşinde koşmaları ve egoist (benmerkezci) olarak davranmalarının, toplumsal menfaat açısından da katkılarının olacağını açıklamaya çalışmıştır. Ona göre, piyasa toplumlarında adeta görünmez bir el, kişisel çıkar ile toplumsal çıkarı birbirine bağlamaktadır. Bu nedenle, piyasa ekonomisi (laissez-faire) en iyi ekonomik modeldir.

John Stuart Mill

İngiliz filozof, ekonomist ve siyasetçi John Stuart Mill (1806-1873) de siyasal liberalizme büyük katkıları olmuş ve On Liberty (Özgürlük Üzerine) adlı eseriyle bilinen önemli bir tarihsel liberal figürdür. Liberal Parti adına bir dönem milletvekilliği de yapmış olan Mill, düşünce özgürlüğü konusunda geliştirdiği yaklaşımlar ve “harm principle” (zarar ilkesi) adlı özgürlük hipoteziyle hafızalarda yer etmiştir. Mill’in anlayışına göre, ifade özgürlüğü, toplumsal ilerlemenin ve gelişmenin en temel gereğidir.[14] Zira farklı görüşlere sahip kişilerin herhangi bir baskıya maruz kalmadan tartışabilmeleri, olası eksikleri ve yanlışları ortaya koymakta ve toplumun farklı kesimlerinin katkı sağlamasına imkân vermektedir. İfade özgürlüğü kapsamı içinde yaşanan tartışmalar sonucunda fikirler gözden geçirilmekte, eksik yanları belirlenmekte ve bu görüşlerin diğerleri ile harmanlanması veya yerlerini daha geçerli doğrulara bırakmaları sonucunda doğruya giden yolda bir adım daha atılmaktadır. Fikirlerin serbestçe açıklanmasına ve nakledilmesine izin verilmediği durumlarda ise, insanlar, doğruların faydasından yararlanamadıkları gibi, yanlışların zararlarından da kaçınamamaktadırlar. Mill’e göre, düşünceler ne kadar saçma olursa olsun asla yasaklanmamalıdır. Çünkü ilk olarak, bir düşünce saçma olsa dahi bunun ifade edilmesi saçmalığının ortaya çıkmasına neden olacak ve mantıklı olan diğer düşüncelerin değerini arttıracaktır. İkinci olarak, bir fikir tam anlamıyla doğru olmasa bile, doğrunun bir bölümünü taşıyabilir ve doğru olarak bilinen bir fikrin eksikliklerini gidererek daha da güçlü hale gelmesine yol açabilir. Üçüncü olarak ise, bir düşünce doğrunun kendisi olabilir ve daha önce doğru kabul edilen yanlışların ortaya çıkabilmesi için bu yeni doğru iddialarının mutlaka duyulması gerekmektedir. İnsanlık, ancak bu şekilde ilerleyebilecektir.

John Maynard Keynes

Bu klasik düşünürlerin sonrasında, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında İngiliz liberalizminde devletçi yaklaşımlar ağır basmaya başlamıştır. Piyasa ekonomisinin ekonomik sorunlara çare olamaması ve işsizlik ve enflasyon gibi ekonomi kaynaklı sorunların sosyal sorunlara yol açması neticesinde, bu dönemde, İngiliz ekonomist John Maynard Keynes’in (1883-1946) fikirleri doğrultusunda, devletin ekonomide yalnızca bir düzenleyici değil, aynı zamanda aktif bir yatırımcı olması gerektiği görüşü tüm dünyada kabul görmeye başlamıştır. Keynes’in ekonomi teorisi o kadar başarılı olmuştur ki, Liberal Parti’nin yanı sıra Muhafazakâr Parti de bu yaklaşımı benimsemiş ve İşçi Partisi ile tarihsel bir uzlaşıya varmışlardır. İngiliz liberalleri, Keynes etkisiyle bu dönemde solun argümanlarını kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Margaret Thatcher

Ancak 1960’lardan itibaren, liberal teori yeniden atağa kalkmış ve 1970’lerde neo-liberalizmin ortaya çıkışıyla liberallerin devlet müdahalesi konusundaki eleştirileri daha somut bir zemine oturmuştur. Bu dönemde, Friedrich Hayek, Milton Friedman ve  James M. Buchanan gibi düşünürler ABD ve dünyada etkili olmuş ve Britanyalı liberalleri de etkilemişlerdir. Bu bağlamda, eğitim ve sağlık sisteminde özelleştirmeler gündeme gelmiş ve Margaret Thatcher’ın Başbakan olmasıyla, Liberallerle Muhafazakârlar arasında bir tür gayrıresmi ittifak kurulmuştur. Nitekim sağcı muhafazakâr bir lider olarak ve Muhafazakâr Parti Genel Başkanı olarak Başbakan seçilse de, Thatcher, neoliberallerin reçetelerini ekonomide birebir uygulamış ve krize giren Birleşik Krallık ekonomisinin o dönemde yeniden canlanmasında başarılı olmuştur. Ancak Thatcher döneminde bir yandan ekonomik eşitsizlikler de büyümüş ve başka sosyoekonomik sorunlar başgöstermiştir.

Liberal Demokratların kuruluşundan günümüze kadar olan tüm liderleri

Günümüze gelindiğinde, Liberal Demokratlar, liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi yanlısı, siyasal alanda demokrasinin tam anlamıyla uygulanmasını ve bireysel özgürlüklerin mümkün olduğu kadar genişletilmesini (John Stuart Mill’in ‘zarar ilkesi’ uyarınca başka kesimlere zarar verilmediği sürece) ve Birleşik Krallık’ın AB üyeliğinin devamını savunan bir parti görünümündedir. Parti, Jeremy Corbyn liderliğinde İşçi Partisi’nin Brexit yanlısı bir tutum alması neticesinde, günümüzde, Birleşik Krallık Değişim Partisi (Change UK) ile birlikte tek AB yanlısı parti olarak kalmıştır. Bu nedenle, partinin doğru bir lider ve stratejiyle bir sonraki genel seçimde büyük bir çıkış yakalama şansı hiç de yabana atılmaması gereken bir ihtimaldir. Ancak bu olumlu konjonktüre karşın, Liberal Demokratlar, son dönemde Britanya siyasetinde oldukça etkisiz kalmaktadırlar.

Sonuç
Sonuç olarak, Liberal Demokratlar, Britanya siyasetinde Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi ile birlikte üç temel aktörden birisidir. Parti, 20. yüzyılda derin bir uyku dönemine girmesine karşın, son yıllarda yeniden kıpırdanmaya başlamıştır. Parti, Brexit sürecinde AB yanlısı tutumlarının kamuoyunda da karşılık bulması neticesinde aslında tarihi bir fırsat yakalamış, ancak bu fırsatlar karşısında bugüne kadar yeterince aktif davranamamıştır. Düz mantıkla düşünüldüğünde, partinin Birleşik Krallık Değişim Partisi ile bir seçim ittifakına yönelmesi ve AB yanlısı propagandaya devam etmesi durumunda, sonraki genel seçimlerde önemli bir çıkış yapması imkânlar dahilindedir. Zira Brexit sürecinde Britanya ekonomisinde ciddi kayıplar yaşanmış, Muhafazakâr Parti güç kaybetmiş, İşçi Partisi AB yanlısı propagandadan caymış ve Brexit Partisi ve UKIP gibi AB karşıtı partiler de Avrupa ülkelerinden tepki almaya başlamıştır. Tüm bu nedenlerle, yeni bir liderle birlikte Liberal Demokratların çıkış dönemine girmesi bence gayet mantıklı bir gelecek projeksiyonudur.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

KAYNAKÇA

[1] “Whig and Tory”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Whig-Party-England.
[2] “Which is the oldest political party still standing?”, BBC, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/magazine/8649185.stm.
[3] “William Ewart Gladstone”, Beyaz Tarih, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/william-ewart-gladstone.
[4] “William Ewart Gladstone”, Encyclopedia Britannica, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/biography/William-Ewart-Gladstone.
[5] “William Ewart Gladstone”, Beyaz Tarih, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/william-ewart-gladstone.
[6] “David Lloyd George (1863-1945)”, BBC, Erişim Tarihi: 26.05.2019, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/wales/history/sites/themes/figures/lloyd_george.shtml.
[7] Meral Balcı (2016), “İngiltere Başbakan David Lloyd George’un Birinci Dünya Savaşı Anıları ve Osmanlı İmparatorluğu’na Dair Düşünceleri”, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı: 12, Temmuz 2016, s. 96.
[8] Meral Balcı (2016), “İngiltere Başbakan David Lloyd George’un Birinci Dünya Savaşı Anıları ve Osmanlı İmparatorluğu’na Dair Düşünceleri”, s. 97.
[9] Web sitesi için; https://www.libdems.org.uk/.
[10] Web sitesi için; http://liberal.org.uk/.
[11] Bakınız; https://www.libdems.org.uk/pepc-2019.
[12] Stephen Bush (2019), “Vince Cable is stepping down quickly – because an election may be coming”, New Statesman, Erişim Tarihi: 25.05.2019, Erişim Adresi: https://www.newstatesman.com/politics/elections/2019/05/vince-cable-stepping-down-quickly-because-election-may-be-coming.
[13] Ben Gartside (2018), “Who will replace Vince Cable as the next Liberal Democrat Leader?”,  Business Insider, Erişim Tarihi: 26.05.2019, Erişim Adresi: https://www.businessinsider.com/who-will-be-the-next-liberal-democrat-leader-vince-cable-layla-moran-ed-davey-jo-swinson-2018-9.
[14] Ozan Örmeci (2012), “Düşünce Özgürlüğü ve John Stuart Mill”, Erişim Tarihi: 26.05.2019, Erişim Adresi: http://ydemokrat.blogspot.com/2012/01/dusunce-ozgurlugu-ve-john-stuart-mill.html.