31 Ocak 2012 Salı

Düşünce Özgürlüğü ve John Stuart Mill


Günümüzde demokratik yönetimlerin ve insan haklarının temelinde düşünce özgürlüğü yatmaktadır. Fakat ülkemizde ve daha birçok demokratikleşmesini tamamlayamamış ülkede düşünce özgürlüğü konusunda zaman zaman yaşanan kısıtlamalar, birer demokrasi ve insan hakları sorunu olmalarının ötesinde aslında bu ülkelerin gelişmelerini de engelleyen bir faktördür. Zira düşünce özgürlüğü, farklı fikirlerin seslendirilmesi ve halk nezdinde yarışmasına imkân tanıyarak yönetimin kalitesini arttıran bir hürriyettir. Bunu en iyi dile getiren filozoflardan biri de “On Liberty” adlı eserinde ünlü liberal düşünür John Stuart Mill olmuştur.


1806-1873 yılları arasında yaşamış ünlü İngiliz düşünür ve devlet adamı John Stuart Mill, “utilitarianism” olarak bilinen ve insan eylemlerindeki en büyük amaç ve yararı hazla açıklayan faydacı teorisinin yanında düşünce özgürlüğü kavramının da gelişmesine büyük katkıda bulunmuş ve bu nedenle liberalizm ideolojisinin kurucu babalarından biri kabul edilmiştir. Özgürlük Üstüne (On Liberty) isimli çalışmasında Mill ifade özgürlüğünün faydalarını sıralamıştır. Mill’in anlayışına göre ifade özgürlüğü, toplumsal ilerlemenin ve gelişmenin en temel gereğidir. Zira farklı görüşlere sahip kişilerin herhangi bir baskıya maruz kalmadan tartışabilmeleri, olası eksikleri ve yanlışları ortaya koymakta ve toplumun farklı kesimlerinin katkı sağlamasına imkân vermektedir. İfade özgürlüğü kapsamı içinde yaşanan tartışmalar sonucunda fikirler gözden geçirilmekte, eksik yanları belirlenmekte ve bu görüşlerin diğerleri ile harmanlanması veya yerlerini daha geçerli doğrulara bırakmaları sonucunda doğruya giden yolda bir adım daha atılmaktadır. Fikirlerin serbestçe açıklanmasına ve nakledilmesine izin verilmediği durumlarda, insanların doğruların faydasından yararlanamadıkları gibi yanlışların zararından da kaçınmaları çok mümkün değildir. Mill’e göre düşünceler ne kadar saçma olursa olsun yasaklanmamalıdır. Çünkü ilk olarak, bir düşünce saçma olsa dahi bunun ifade edilmesi saçmalığının ortaya çıkmasına neden olacak ve mantıklı olan diğer düşüncelerin değerini arttıracaktır. İkinci olarak bir fikir tam anlamıyla doğru olmasa bile, doğrunun bir bölümünü taşıyabilir ve doğru olarak bilinen bir fikrin eksikliklerini gidererek daha da güçlü hale gelmesine yol açabilir. Üçüncü olarak da bir düşünce doğrunun kendisi olabilir ve daha önce doğru kabul edilen yanlışların ortaya çıkabilmesi için bu yeni doğru iddialarının mutlaka duyulması gerekmektedir. İnsanlık ancak bu şekilde ilerleyebilecektir.


Türk siyasal tarihini inceleyenlerin ilk fark edeceği özellik, ara rejim ve özellikle tek parti dönemlerinde yaşanan düşünce özgürlüğüne engel girişimlerdir. Bunlar Türkiye’ye çok zaman kaybettirmiş, hataların erken ortaya çıkarak düzeltilmesini geciktirmiş, saçma bazı fikirlere uygulanan yasaklar nedeniyle bu fikirlerin itibarını arttırmış, dahası bazı kolay çözülebilecek sorunları “kangren” haline getirmiştir. Bugün her ideolojiden ve partiden insanın anlaması gereken şey, demokrasiye uygun olduğu sürece bir fikrin duyulmasına ve yayılmasına izin vermenin bu fikri kabul etmek anlamına gelmeyeceği ve ancak bu şekilde kendi düşüncelerimizi daha iyi savunabilecek ve daha doğru bir düzleme oturtabilecek olduğumuz gerçeğidir. Düşünce özgürlüğünden korkmayalım, düşüncelerimize, ideolojilerimize ve Cumhuriyet’in sağlam temellerine güvenelim.


Dr. Ozan Örmeci



1 yorum:

alara ünal dedi ki...

IB için yazdığım "1984 ve Son Ada romanlarında "özgürlük" teması mekanlar aracılığı ile incelenmiştir." konulu makaleme çok yardımcı oldu. Teşekkür ederim.