45. ve 47. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın ideolojik kaygılarla ve kendisine sol çevrelerde pek sıcak yaklaşılmadığı için dünya genelinde sol hükümetlere ve liderlere karşı çıktığı bilinmektedir. Ancak pragmatist bir lider olan Trump, kendisi ve ülkesiyle iyi geçinen Meksika eski Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador (AMLO), Slovakya Başbakanı Robert Fico ve Çekya eski Cumhurbaşkanı Miloš Zeman gibi bazı sol siyasetçilerle yakın ilişkiler de kurmayı başarmıştır.
Başkan Trump, Latin Amerika özelinde ise, bu kıtadaki solcu hareket ve liderlerin anti-Amerikancı duruş ve söylemleri nedeniyle neredeyse tamamen sağ ve aşırı sağ muhafazakâr hareketleri desteklemektedir. Nitekim Venezuela'daki solcu popülist Nicolas Maduro rejimini fiili bir operasyonla deviren ve Maduro'yu paketleyerek yargılanması için ABD'ye getirten Trump, Küba'daki komünist rejimi ambargo ve abluka uygulamalarıyla yıkıma sürüklemeye çalışmakta; ayrıca Latin Amerika kıtasındaki tüm seçimlerde sağcı liderlerin kazanması için elinden geleni yapmaktadır. Kısa süre önce Arjantin'de Javier Milei'nin yeniden seçilmesinde ciddi pay sahibi olan Trump, yaklaşan Brezilya seçimlerinde de açıkça sağcı Falvio Bolsonaro'yu -popüler Başkan Lula da Silva'nın karşısında- desteklemektedir. Trump etkisiyle iktidarın kısa süre önce soldan sağa geçtiği bir diğer Latin Amerika ülkesi ise Kolombiya olmuş ve 21 Haziran 2026 tarihinde yapılan Başkanlık seçimlerini sağcı aday Abelardo de la Espriella kazanmıştır. Bu yazıda, 2026 Kolombiya seçimleri ve Abelardo de la Espriella fenomeni incelenecektir.
Abelardo de la Espriella
2026 Kolombiya Başkanlık seçimlerini, 31 Mayıs ve 21 Haziran'daki iki tur sonunda oyların yüzde 49,66'sını alan (toplam 12.959.542 oy) aşırı sağcı avukat ve siyasetçi Abelardo de la Espriella kıl payı kazanmıştır. Donald Trump'ın resmi desteğini alan ve "Kaplan" lakabıyla tanınan de la Espriella, Ağustos 2026'da yemin ederek göreve başlamıştır. Seçime katılımın yüzde 63,6 düzeyinde olduğu ikinci tur seçimde, de la Espriella, yüzde 48,7'de kalan solcu rakibi Iván Cepeda'yı kıl payı geçmeyi başarmış ve Kolombiya'nın yeni Devlet Başkanı olmuştur. İlk turu da yüzde 43,74 oyla ilk sırada tamamlayan de la Espriella, bu şekilde, Trump'la zıtlaşma yaşayan solcu Başkan Gustavo Petro'nun ardından, Kolombiya'da yönetimi sağ/aşırı sağ güçlerin tekeline almış ve Latin Amerika'daki sağ dalgayı daha da güçlendirmiştir. Peki, seçimleri zar zor kazanabilen ve uluslararası medya kuruluşlarında daha ziyade "Trumpçı" yaftasıyla lanse edilen Abelardo de la Espriella kimdir ve Kolombiya'ya dair projeleri nelerdir?
31 Temmuz 1978'de Bogota'da doğan Abelardo de la Espriella (tam ismiyle Abelardo Gabriel de la Espriella Otero), Kolombiya, İtalya ve ABD olmak üzere üç ülkenin vatandaşı olan ilginç bir kişiliktir. Espriella, Sergio Arboleda Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuş ve Ceza ve İdare Hukuku alanlarında uzmanlaşmıştır. Espriella, Ana Lucía Pineda ile evli ve 4 çocuk babasıdır. Genç siyasetçi, gençlik yıllarında uzun süre ateist olduğunu belirtmiş, sonradan ise Katolikliğe geçmiştir. Espriella, ayrıca geleneksel Kolombiya halk müziği (vallenato) söylemesiyle ve yayınladığı albümlerle tanınan ünlü bir müzisyendir. Abelardo de la Espriella, siyasete girmeden önce ülkenin en ünlü ve tartışmalı ceza avukatlarından biriydi. Nitekim 2002 yılında kurduğu De La Espriella Lawyers hukuk firmasının Bogota, Medellin ve Miami gibi şehirlerde ofisleri bulunmaktadır. Bu dönemlerde Espriella'nın hukuk firması, paramiliter gruplarla bağlantılı olarak hüküm giyen eski kongre üyelerini, ülkenin en büyük finans skandallarından biri olan DMG'nin kurucusu David Murcia Guzmán'ı ve ABD'de yargılanan iş insanı Alex Saab gibi bazı isimleri savunmuş; bu durum ülkede siyasi tartışma yaratmıştır. Ek olarak, Espriella'nın şarap, rom, lüks giyim ve gayrimenkul sektörlerine yönelik yatırımları bulunmaktadır. Lüks yaşam tarzını ve saat koleksiyonlarını sergilemeyi seven bir figür olan Espriella, bu anlamda Trump'a benzeyen bazı karakteristik özelliklere sahiptir.
Seçim kampanyası döneminde -şöhretini de kullanarak- ekonomik büyüme, yeni istihdam yaratma, yasadışı göçü durdurma, suç ve uyuşturucu ticaretiyle sert mücadele ve "hukuk ve düzen" vaatleriyle sağ popülist bir kampanya yürüten de la Espriella, dünya genelinde Javier Milei, Nayib Bukele ve Donald Trump gibi sağ/aşırı sağ liderlere hayranlığını gizlememekte ve siyaset tarzını "neoliberal" iktisat ile "demir yumruk" güvenlik politikalarına dayandırmaktadır. Ülkede bir dönem devleti kontrol eder hale gelen çetelere ve uyuşturucu kartellerine karşı mega hapishaneler inşa etmeyi, silah taşımayı yasallaştırmayı ve sol gerillalarla barış süreçlerini bitirerek üzerlerine bomba yağdırmayı planlayan Espriella, ekonomide ise vergileri düşürmeyi, bürokrasiyi azaltmayı ve hükümet küçülmesini (kamu harcamalarında %40 tasarruf) savunmaktadır. Genç Devlet Başkanı, ayrıca petrol ve doğalgaz arama sözleşmelerini yenileyerek madenciliği canlandırmak istemektedir. Dış politikada ABD ile mutlak iş birliği, dost ve müttefik olarak gördüğü İsrail ile diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi ve bazı uluslararası kurumlardan çekilmeyi destekleyen de la Espriella, bu yönleriyle de tam bir "küçük Trump"tır. Abelardo de la Espriella, ek olarak, Bogota'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı (Casa de Nariño) müzeye dönüştüreceğini açıklamış; ülkeyi merkeziyetçilikten uzaklaştırarak Barranquilla, Cali ve Medellin olmak üzere üç farklı bölgesel merkezden yöneteceğini vaat etmiştir. Espriella'nın seçim zaferi gecesinde, üzerine Kolombiya milli forması giyerej sahneye çıkması da popülist kişiliğinin bir yansıması olmuştur.
Tipik bir sağ popülist ve şovmen olan Abelardo de la Espriella'nın bu söylediklerinin ne kadarını gerçekleştirebileceği ve ne kadarında ciddi olduğu elbette tartışmaya açıktır. Ancak şurası kesindir ki, Trump etkisiyle Güney Amerika'daki pembe dalga solmaktadır. Bu anlamda Ekim ayı başlarındaki Brezilya seçimleri, sol adına yeniden toparlanma fırsatı olabileceği gibi sağın kesin üstünlüğünün tesis edileceği kritik bir dönüm noktası da olabilir. Bir diğer kritik konu ise kuşkusuz Küba'nın Trump'ın baskılarına ne kadar direnebileceği olacaktır. Dileğimiz, Latin Amerika'nın barışçıl ve demokratik çizgisini korumasıdır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ























