Körfez devletleri denilince akla genelde her konuda uyumlu ve birbirlerine destek olan Arap monarşileri gelir. Oysa son yıllarda uluslararası siyasetin yaşadığı karmaşık değişim ve dönüşümlere paralel olarak, Körfez devletlerinin de siyasi yapıları ve çıkarları eskisine kıyasla çok daha girift hale gelmeye başladı. Tesadüfi değildir ki, Arap Baharı sürecinde Al Jazeera (El Cezire) televizyonu ve networkü sayesinde büyük güç elde eden ve Arap devletlerindeki isyan ve demokratikleşme süreçlerine destek olan kadim Türkiye dostu Katar, ilerleyen dönemde 2017 yılında Körfez’deki diğer devletler tarafından köşeye sıkıştırılmış ve Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bazı Arap devletleri Katar’la ilişkilerini bir süre kesme kararı almışlardır.[1] Türkiye, bu süreçte Katar’ın ve demokrasinin yanında dururken, ilerleyen yıllarda Katar ve Türkiye’nin de bölgesel dinamik ve dengeler ekseninde daha Realist bir dış politikaya yönelmeleri neticesinde kriz fazla büyümeden çözümlenmiştir.
Keza İran konusunda da yakın geçmişte bu konuda Körfez devletleri arasında bir tür ayrışma yaşanmış ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin çabalarına karşın, Suudi Arabistan, Mısır ve Bahreyn gibi ülkeler, Tahran’ın bölgesel hedefleri ve Hizbullah gibi “proxy” güçleri kullanımı nedeniyle İran’la sert bir kutuplaşma politikasına yönelirken, Umman, Kuveyt ve Katar gibi devletler Tahran’la diyalog ve iş birliğinin sürdürülmesini savunmuşlardır.[2]
Muhammed bin Salman ile Muhammed bin Zayid Âl-i Nehyan
Son yıllarda gündeme gelen yeni bir zıtlaşma konusu ise Suudi Arabistan ile BAE arasında devam eden gerginliktir. Krizin temelinde ise, iki Körfez monarşisi arasında Yemen konusunda yaşanan görüş ayrılıkları ve iki ülkenin aktif yöneticileri olan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile Abu Dabi Emiri ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Âl-i Nehyan arasında yaşanan rekabet bulunmaktadır.
Krize neden olan ilk konu, Arap yarımadasındaki en geri kalmış ve yoksul devletlerden birisi olan ama stratejik konumu nedeniyle jeopolitik açıdan önemini koruyan Yemen’de devam eden iç savaş sürecidir. Kızıldeniz ile Hint Okyanusu’nu bağlayan Babülmendep Boğazı’nı kontrol eden coğrafyasına Süveyş Kanalı güzergâhının da eklenmesi nedeniyle, Yemen, küresel ticaretin en değerli kavşaklarından biri hâline gelmiştir.[3] Yemen’de İran yanlısı Ensarullah hareketi veya yaygın bilinen ismiyle Husilerin giderek merkezi hükümetten bağımsız bir otoriteye dönüşmeleri neticesinde başlayan iç savaş, sonradan BAE’nin desteklediği Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) güçlenmesiyle birlikte ülkede üç başlı bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur.[4] Bu şekilde, ülkede, İran destekli Husiler, Suudi Arabistan destekli merkezi hükümet (Yemen Başkanlık Konseyi) ve BAE destekli GGK şeklinde üçlü yapı oluşurken, ABD, İsrail, İngiltere ve müttefiklerin serbest ticareti engelleyen Husilere yönelik müdahaleleri bölgedeki ticari istikrarı da bozmaya başlamıştır. Ülkede halen El Kaide uzantısı Arap Yarımadası El Kaidesi (AYEK) adlı köktendinci terör örgütünün varlığı ve eylemleri de başka bir istikrar bozucu faktördür.
Yemen’de son durum
Yemen’e daha ziyade bir ulusal güvenlik ve bölgesel istikrar sorunu olarak yaklaşan Suudi Arabistan, bölgedeki merkezi hükümete destek vererek hem kendi dengeleri ve ticaretini korumayı, hem de İran destekli Husileri zayıflatarak bölgesel avantaj elde etmeyi amaçlamıştır. BAE ise, meseleye çok daha ekonomik temelde yaklaşarak, limanlar, adalar ve boğazlar üzerinde haklar ve imtiyazlar kazanarak “deniz zinciri” stratejisiyle bölgedeki asıl güç olmayı hedeflemektedir.[5] Bu da, iki kardeş devleti birbirine hasım hale getirmektedir.
İşte bu ortamda, ülkede bu üçlü yapı arasında halen devam eden çatışmalar ve özellikle de son dönemde Suudi Arabistan destekli Başkanlık Konseyi’nin GGK karşısında bazı bölgelerde atağa geçmesi, Riyad ile Abu Dabi arasındaki gergin olan ilişkileri de daha da kötü hale getirmiştir.[6] İlerleyen günlerde ise, BAE’nin destekleri sonucunda Güney Geçiş Konseyi, Yemen'in en büyük petrol bölgesi olan Hadramut ile stratejik öneme sahip el-Mahra illerini ele geçirmiştir.[7] GGK, daha sonra bu bölgelere Suudi Arabistan destekli "Ulusal Kalkan" güçlerinin konuşlanmasını kabul ettiğini duyursa da, bu hamle, henüz iki “proxy” güç ve onlara yön veren iki zengin Körfez devleti arasındaki tansiyonu düşürmeye yetmemiştir. Hatta sahada vekil güçler arasında süren çatışmalar nedeniyle Yemen’in Aden Uluslararası Havaalanı’ndaki tüm uçuşlar geçtiğimiz günlerde geçici olarak askıya alınmıştır.[8]
Körfez devletleri haritası
Bu konuda Abu Dabi’yi suçlayan Suudi yönetimi, buna ek olarak BAE’nin Suriye içerisinde Dürzi gruplarla kurduğu temaslardan duyduğu rahatsızlığı da açıkça ifade etmekte ve BAE’nin bölgede istikrar bozucu bir aktör haline geldiğini düşünmektedir.[9] Özellikle Yemen’den kaynaklanabilecek güvenlik risklerini kendi güvenliği açısından “kırmızı çizgi” olarak nitelendiren Riyad rejimi, daha birkaç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne Yemen yönetiminin talebi doğrultusunda bu ülke topraklarında bulunan askerlerini 24 saat içinde çekmesi ve ülkedeki hiçbir gruba askeri ya da mali destek sağlamaması çağrısında bulunmuştur.[10] Bu nedenle, iki devlet arasındaki gerginlik göstermelik veya suni değil, gerçek ve oldukça da riskli bir süreçtedir.
Ayrıca iki devletin aktif yöneticileri durumundaki Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile Abu Dabi Emiri ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Âl-i Nehyan arasında yaşanan gizli rekabet de bir diğer sorun kaynağıdır. İki lider arasında zaman zaman basına da yansıyan bir tür güç rekabeti yaşanmaktadır. Bu bağlamda, bin Salman, yakın geçmişte bin Zayid’i kendilerini “arkadan bıçaklamakla” bile suçlamıştır.[11] Ayrıca Prens Muhammed’in BAE’nin Dubai sayesinde kazandığı olumlu şöhreti kıskandığı ve Suudi Arabistan’da başlattığı modernleşme reformları, NEOM şehri girişimi ve 2030 Vizyonu gibi projelerle Körfez komşusunu geçmeye çalıştığı da düşünülmektedir.
Bir diğer sorun ise, İbrahim Anlaşmaları’na dahil olan BAE’nin aksine, Riyad’ın İsrail’le ilişkilerini normalleştirmek için Filistin Devleti’nin tanınmasını şart koşmasıdır.[12] İki ülke arasındaki rekabet de Sudan’daki güç mücadelesi de bir diğer konu başlığı olmaya başlamıştır. Yani, bu iki güçlü ve zengin devlet, anormal ekonomik güçleriyle bölgede nüfuz sahibi olmaya çalışırlarken, giderek birbirlerine zarar vermeye başlamışlardır.
Sonuç olarak, yine Türkiye’de henüz pek işlenmeyen bir konu olsa da, bu rekabet, ciddi bir nüfuz mücadelesini barındıran ve ilerleyen yıllarda derinleşebilecek bir kriz hatta çatışma konusudur. Sürekli silahlanan bu iki devletin bu silahları bir noktada başkalarına karşı kullanamıyorlarsa kendilerine karşı kullanmaları da ihtimaller dahilindedir. Bu nedenle, Körfez İşbirliği Konseyi’nin daha etkin ve güçlü bir bölgesel platform haline getirilmesi bizce elzem ve şarttır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
DİPNOTLAR
[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40159120.
[2] https://gulfif.org/gulf-states-split-on-iran/.
[3] https://orsam.org.tr/yayinlar/buyuk-guclerin-sessiz-rekabeti-yemen-krizi/.
[4] https://orsam.org.tr/wp-content/uploads/2025/09/buyuk-guclerin-sessiz-rekabeti-yemen-krizi.pdf.
[5] https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/deniz-kilislioglu/bae-ve-s-arabistan-kapismasi-7514528.
[6] https://www.mepanews.com/yemen-son-durum-harita-75773h.htm.
[7] https://www.dw.com/tr/yemen-krizi-t%C4%B1rman%C4%B1yor-suudi-arabistan-ve-bae-kar%C5%9F%C4%B1-kar%C5%9F%C4%B1ya/a-75368007.
[8] https://www.sde.org.tr/haber/bae-ve-suudi-arabistan-arasindaki-gerilim-nedeniyle-aden-havaalani-nda-ucuslar-durduruldu-haberi-62276.
[9] https://ilkha.com/dunya/suudi-arabistan-bae-hattinda-kriz-derinlesiyor-502850.
[10] https://www.serhatnews.com.tr/yemen-gerilimi-tirmaniyor-suudi-arabistandan-bae-24-saat-sure.
[11] https://english.almayadeen.net/news/politics/uae-stabbed-us-in-the-back:-mbs.
[12] https://ecfr.eu/article/from-partners-to-rivals-what-the-saudi-uae-rupture-means-for-europeans/.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder