Giriş
Geçtiğimiz gün detaylı bir şekilde incelediğimiz İsrail’in sürpriz bir şekilde Somaliland’ı tanıma kararı, bölgesel dinamikleri ve hatta küresel siyasi dengeleri değiştirebilecek çok önemli bir stratejik adım olacağa benziyor. Öyle ki, dün (6 Ocak 2026), İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar bu ülkeye giderek Somaliland Cumhurbaşkanı Abdurrahman Muhammed Abdullahi’yi de içeren üst düzey temaslarda bulundu. Bu yazıda, bu temaslar incelenerek, İsrail’in Somaliland stratejisi analiz edilmeye çalışılacaktır.
Gideon Saar’ın Somaliland Seferi
2009’dan beri birçok farklı bakanlık görevinin ardından 2024’ten bu yana İsrail Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Gideon Saar (Gideon Sa’ar), 6 Ocak 2026 tarihinde ülkesinin tanıma kararı aldığı Somaliland’ı ziyaret ederek temaslarda bulunmuştur. Ziyaret kapsamında Somaliland Cumhurbaşkanı Abdullahi ile görüşen Saar, ülkesinin Somaliland’la ilişkileri geliştirmekte kararlı olduğunu söylerken, Somaliland lideri de Saar’ın ziyaretini “büyük bir gün” olarak nitelendirmiştir. Abdullahi, İsrail’i cesur kararı nedeniyle kutlarken, Somaliland’ın çıkarları uyarınca bu devletle ilişkilerini geliştireceğini açıklamıştır. Saar da, Somaliland’ın Filistin gibi hayali bir devlet olmadığını vurgulayarak, bu devletin 35 yıldır işleyen ve gerçek bir demokrasi olduğuna dikkat çekmiştir.
Saar’ın görüşmelerine dair İsrail basınında detaylar verilmese de, iki devletin karşılıklı olarak Büyükelçiliklerin açılması, İsrail’in Somaliland’a ekonomik yardımları, Somaliland’ın İsrail’e askeri üs tesisi ve yerlerinden edilmiş Gazzelilerin Somaliland’a yerleştirilmesi gibi konuların görüşüldüğü düşünülmektedir. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ise, basına yaptığı açıklamada, iki devletin Filistinlileri buraya yerleştirme konusunda anlaştıklarını iddia etmiştir.
Somali’den Gelen Tepkiler
İsrail’in Somaliland’ı tanıyan ilk devlet olmasına büyük tepki gösteren ve bu doğrultuda bazı halk gösterilerinin de düzenlendiği Somali’de, resmi makamlar, İsrail Dışişleri Bakanı Saar’ın ziyaretini de kınamıştır. Ziyareti “egemenlik ihlali” olarak değerlendiren Somali makamları, bu girişimlerin geçersiz olduğunu vurgulamış ve Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmuşlardır. Somaliland’ı tanıma konusunda İsrail’den başka henüz diğer bir devletin de girişimde bulunmadığını bu noktada belirtmek gerekir. Ayrıca, Somali lideri Hasan Şeyh Mahmud, bu konuyu Gazze krizi bağlamında da gündeme getirmiş ve İslam dünyasından destek almaya çalışmıştır.
İsrail’in Stratejik Amaçları
Aden Körfezi ve Kızıldeniz’e çıkış noktasında önemli bir güzergâh olan Somaliland konusunda İsrail’in bir süredir çeşitli diplomatik ve istihbari temaslar içerisinde olduğu biliniyordu. İsrail televizyonu Channel 12 tarafından gündeme getirilen bu iddiaya göre, iki devlet arasındaki temaslar aylar öncesinde başlamıştı. Bu temaslar uyarınca yapılan planlamanın devamı niteliğinde, 26 Aralık 2025 tarihinde, İsrail, Somaliland’ı tanıyan ilk devlet oldu. Başbakan Netanyahu, tarihi imzası sonrasında, bu kararın ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) sürecinin ruhuna uygun olduğunu iddia etti. Bu kararın ardından iki ülkenin birbirlerinin topraklarında Büyükelçilik açmaları bekleniyor. Hatta İsrail yönetimi, Cumhurbaşkanı Abdurrahman Muhammed Abdullahi’yi resmi ziyaret için İsrail’e davet de etti. Cumhurbaşkanı Abdullahi de, İsrail’e teşekkür ederek, ülkesinin tanımanın ardından İbrahim Anlaşmaları’na katılacağını açıkladı. Peki, İsrail’in bu kararında ne gibi faktörler etkili olmuş olabilir?
Bu noktada İsrail’in en önemli siyasi motivasyon kaynağının orta vadede Gazze’yi Filistinlilerden arındırmak isteyen mevcut aşırı sağ eğilimli İsrail hükümetinin Gazzelileri Somaliland’a yerleştirme düşüncesi olduğu iddia ediliyor. Filistin Dışişleri Bakanlığı daha önce de bu iddiayı gündeme getirmiş ve hatta bu konuda ABD-İsrail-Somaliland üçlüsü arasında pazarlıkların yapıldığını iddia etmişti. Bu bağlamda, Gazze’yi İsrail topraklarına katmak isteyen aşırı sağcı Netanyahu koalisyonunun 1 milyon Gazzeliyi Somaliland’a yerleştirmesi ve Gazze krizine böylelikle son vermesi düşüncesi İsrail’in bu devleti tanıma kararında etkili olmuş olabilir.
İkinci olarak, tanıma karşılığında İsrail’in bu ülkede deniz ve kara üsleri elde etmesi durumunda, bölgesel jeopolitik rekabette bir avantaj sağlayabileceği yadsınamaz bir gerçek. Bu bağlamda, İsrail’in bölgede son dönemde çok saldırgan davrandığı ve geleneksel rakibi İran İslam Cumhuriyeti dışında, Yemen, Lübnan, Suriye, Katar ve hatta Türkiye gibi bölge ülkelerini de hasım algılayan abartılı bir tutum içerisine girdiği görülüyor. Bu doğrultuda özellikle Yemen’deki faaliyetleriyle ABD ve İsrail’in tepkisini çeken Husilere karşı mücadelede, Somaliland’daki askeri üslerin Tel Aviv adına önemli bir kazanım olacağı belirtilebilir.
Üçüncü olarak, son yıllarda radikal Şii İslam çizgisindeki İran’la sorunlar yaşayan ve geçtiğimiz birkaç on yılda bölgedeki laik rejimlerin (Arap devletlerindeki Baas Partisi yönetimleri ve Türkiye’deki Kemalist rejim) zayıfladığını/yok olduğunu gören İsrail’in Şeriat hukukunun belirli ölçülerde uygulandığı Sünni İslam çizgisindeki Somaliland’la yakın ilişkiler kurarak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Ürdün ve Mısır’dan sonra Sünni dünyadan bir diğer Müslüman ortak bulmaya çalıştığı iddia edilebilir. Trump’ın İbrahim Anlaşması’na Suudi Arabistan’ı da katmak istediği düşünülürse, İsrail-Sünni blokunun oluşması bağlamında bu tanıma kararı ne ölçüde faydalı olabilir, elbette zaman gösterecektir. Zira Arap devletlerinden gelen tepkilere rağmen, bu hamlenin İran ve Husilerle sorun yaşayan Körfez ülkelerini o kadar da rahatsız etmeyeceği öngörülebilir.
Dördüncü olarak, son dönemde temelde söylem düzeyinde, ama aynı zamanda sahada da (örneğin Doğu Akdeniz) Türkiye ile bazı sorunlar yaşayan İsrail’in, Somaliland hamlesiyle Somali’deki en etkin askeri ve ekonomik güç olan Türkiye’ye karşı bir mevzi elde etmeye çalıştığı iddia edilebilir. Nitekim Somali’de TURKSOM Askerî Eğitim Üssü bulunan Türkiye, Somali’yi askerî açıdan kendisine olanaklar sağlayan Afrika’daki önemli bir dayanak noktası olarak tasavvur etmektedir. Bu bağlamda, Somali-Somaliland husumeti, Doğu Akdeniz/Libya’dan sonra Türkiye ile İsrail’in karşı karşıya geldiği yeni bir cephe olabilir. Ancak Türkiye’nin en yakın müttefiklerinden Azerbaycan’ın İsrail’le müttefiklik ilişkileri de düşünülürse, Türkiye-İsrail ilişkilerinin ne ölçüde gerçek bir husumete dayandığı elbette halen bile tartışmaya açık bir durumdur.
Son olarak, Cibuti’yi neredeyse tamamen Çin kontrolüne girmiş bir devlet olarak değerlendirdiğimizde, İsrail ile birlikte Somaliland’da mevzi elde etmek isteyen ABD’nin de Çin’le rekabet bağlamında bu politikaya gizli destek verdiği düşünülebilir. Zira Washington’ın son dönemde izlediği Venezuela politikası ve Asya açılımında da önceliğin Çin’in gücünü kontrol altına almak olduğu düşüncesi ağır basmaktadır. Bu nedenle, Cibuti’nin Çin odaklı siyasi ve ekonomik yapısı da düşünüldüğünde, İsrail’in Somaliland hamlesi, büyük resimde ABD-Çin rekabetinin doğrudan bir uzantısı olarak da algılanabilir.
Sonuç
Sonuç olarak, İsrail, Somaliland’ı kendi bölgesel hedefleri doğrultusunda adeta bir askeri üs gibi yapılandıracağı yeni bir hazırlık aşamasındadır. İsrail’in etkisiyle, zamanla Trump yönetiminin de Somaliland’la ilişkilerini geliştirmesi ve bu ülkeyi Çin’le Afrika’daki rekabette işlevsel hale getirmesi gayet olasıdır. Ancak en kritik ve riskli unsur, kuşkusuz, bu hamlenin Somali’ye büyük yatırım yapan Türkiye ile İsrail’in anlaşmazlıklarını derinleştirmesidir. Dahası, Ukrayna Savaşı, Gazze krizi ve Venezuela Operasyonu ile somutlaşan uluslararası hukukun erozyonu süreci, bu hamleyle daha da derinleşebilir. Bu bağlamda, birçok farklı devlet, İsrail’den cesaret alarak, de facto devletleri tanıma yolunda benzer kararlar alabilirler. Bu da, kuşkusuz, siyasi ve jeopolitik rekabetleri daha da sert hale getirebilir.
Kapak fotoğrafı: Gideon Saar ve Abdurrahman Muhammed Abdullahi (BBC)
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder