6 Ağustos 2010 Cuma

Yaprak Dökümü



Reşat Nuri Güntekin’in 1930 tarihli aynı isimli romanından uyarlanan Yaprak Dökümü isimli televizyon dizisi, 1988 yılında TRT’de 7 bölüm olarak ekranlara gelmiş ve o dönem pek çok insanda unutulmayacak izler bırakmış başarılı kabul edilebilecek bir yapımdır. 12 Eylül sonrası TRT’nin milliyetçi-muhafazakar eğilimlerinin giderek arttığı bir dönemde Duvardaki Kan, Kavanozdaki Adam gibi dizilerle beraber ekranlara gelmiş olan Yaprak Dökümü, Güntekin’in eserine mümkün mertebe sadık kalmaya çalışan ve bazı ufak değişikliklerle yetinen Bülent Oran tarafından başarıyla senaryolaştırılmıştır. Dizinin yönetmenliğini ise Ayhan Önal yapmıştır. Dizinin baş rolü ve merkezi konumundaki Ali Rıza Bey karakterini usta tiyatro oyuncusu Kerim Afşar canlandırmış ve gerçekten unutulmayacak bir performans sergilemiştir. Afşar’ın yanı sıra Ali Rıza Bey’in oğlu Şevket rolündeki Tarık Tarcan, Şevket’in baş belası hoppa karısı Ferhunde rolündeki Sevtap Parman, evin büyük kızı Fikret rolündeki Serap Aksoy, ailenin iki “asri” kızı Leyla ve Necla rollerindeki Ayda Aksel ve Yasemin Aklaya, Suriyeli Abdül Vehhap Bey rolündeki Zafer Ergin, Fikret’in evleneceği dayakçı dul koca rolündeki Dinçer Çekmez ile Leyla’nın metres hayatı yaşadığı avukat rolündeki Efgan Efekan dizinin diğer tanıdık yüzleridir. Dizinin ve öykünün eleştirisine geçmeden hikayeyi hatırlayalım.

Dizinin ve romanın en önemli karakteri olan Ali Rıza Bey eski ahlak kurallarına göre yetişmiş son derece beyefendi ve iyi kalpli bir insandır. Haksızlığa ödün vermeyen tavrı nedeniyle memuriyeti boyunca defalarca başka yerlere sürülmüş ve ailesiyle birlikte Anadolu’yu karış karış gezmiştir. Onuruna ve aile namusuna leke gelmemesi için her şeyi yapan Ali Rıza Bey, Fransızca ve İngilizce gibi Batı dillerinin yanı sıra Arapça ve Farsça da bilmektedir. Çevresinde daima saygı uyandıran Ali Rıza Bey’in bir diğer özelliği de inatçı ve doğrucu olmasıdır. Şahsına ve ailesine gelebilecek zarara rağmen hiçbir zaman doğruluktan ödün vermeyen tavrı nedeniyle kendisi; dostları ve yakınlarının gözünde bir ahlak timsalidir. Ancak uzun yıllar boyunca aralıksız çalışan Ali Rıza Bey artık yorgun düşmüştür ve kendi isteğiyle emekliye ayrılır. Ailesiyle birlikte artık İstanbul’da babasından kalan güzel konağa yerleşmiştir. Pahalı İstanbul yaşamına ayak uydurabilmek için eski bir öğrencisi olan Muzaffer Bey’in aracılığıyla, Muzaffer Bey’in genel müdürlüğünü yaptığı Altın Yaprak Anonim Şirketi’nde çalışmaya başlayan Ali Rıza Bey’in maaşı düşük değildir ve ailesi ciddi bir ekonomik sıkıntı çekmemektedir. Ancak ailenin eğlenceye ve sosyetik yaşama düşkün ortanca kızları Leyla ve Necla’nın isteklerine yetişmek oldukça zordur ve bu nedenle Ali Rıza Bey var gücüyle çalışmaktadır. Ali Rıza Bey’in karısı Hayriye Hanım eşini ve çocuklarını çok seven fedakar bir anadır. Ancak Leyla ve Necla’ya olan düşkünlüğü nedeniyle çocuklarının isteklerine ileride karşı gelemeyecek ve ailenin parçalanmasının baş mimarlarından biri olacaktır. Ailenin en büyük kızı olan Fikret ailenin en olgun ve okumaya düşkün çocuğudur. Kitaplar arasında geçen ömrü ve aile ahlakına büyük önem vermesi nedeniyle evlenememiştir ve bu nedenle biraz gergindir. Leyla ve Necla’nın aileyi uçuruma sürükleyen tavırlarının karşısında durabilmesine rağmen annesinden yeterince destek görememektedir. Ailenin tek oğlu olan Şevket ise aynı babası gibi son derece olgun ve beyefendi bir insandır. Ailesine maddi anlamda destek olabilmek için bir an önce üniversiteden mezun olmayı beklemektedir. Ailenin en küçük kızı Ayşe ise Leyla ve Necla ablalarına duyduğu hayranlığa karşın iki taraf arasında gidip gelen henüz küçük yaşta bir kızdır.

Memur emekliliği ve şirketten aldığı maaşa rağmen Ali Rıza Bey sürekli komşu kızlarıyla beraber dans partilerine, kafelere giden, yeni kıyafetler ve plaklar isteyen Leyla ve Necla’nın isteklerine yetişememektedir. Bu arada eski bir tanıdığının kızı olan Leman’ı da Muzaffer Bey’e rica ederek kendi çalıştığı şirkette işe aldırır. Ali Rıza Bey’in saygın kişiliği nedeniyle birçok kişiye nazı geçmektedir. Ancak Leman’ın amacı Ali Rıza Bey sayesinde almaya başladığı maaşı ile yaşlı annesine bakmak değil, Muzaffer Bey’i baştan çıkartmak ve rahat bir yaşam sürmektir. Muzaffer Bey’le başlayan ilişkisi yolunda gitmez ve Leman’ın hafif tavırlarından rahatsız olan Muzaffer Bey hamile olmasına karşın Leman’la evlenmeyi kabul etmez. Leman’a üç senelik maaşını peşinen veren ve ekonomik olarak ona destek olmaya devam edeceğine söz veren Muzaffer Bey konunun bu şekilde kapatılmasını ister. Ancak Leman’ın annesi Ali Rıza Bey’i ziyaret ederek durumu anlatır ve Leman’ın Muzaffer Bey’le evlenebilmesi için aracılık etmesini ister. Leman’ı işe aldırmış olmasının sorumluluğu ile meseleyi çözmeye çalışan Ali Rıza Bey, Muzaffer Bey’in tüm ısrarlarına karşın evlilik dışı bu ilişki nedeniyle ilkeleri doğrultusunda Altın Yaprak A.Ş.’den ayrılır. Hayriye Hanım’ın itirazları ve Muzaffer Bey’in yakarışları bir işe yaramaz ve Ali Rıza Bey işini geri dönmemek üzere bırakır. Ailenin ekonomik sıkıntıya düştüğü bu günlerde Şevket’in üniversiteden mezun olarak bir bankada işe başlaması aileye adeta ilaç gibi gelir ve sular bir süreliğine durulur. Ali Rıza Bey artık sofrada baş köşeyi zarifçe oğluna devretmiş ve ondan ailenin reisi gibi davranmasını beklemektedir. Ancak toy Şevket ne hoppa kız kardeşlerinin aileyi zora sokan abartılı harcamalarına, ne de dedikodulara neden olan özel hayatlarına engel olamamaktadır. Dahası iş yerinde onu bekleyen çok büyük bir tehlike vardır. Sarışın ateşli bir kadın olan Ferhunde Hanım evli olmasına karşın kısa sürede Şevket’i baştan çıkarır. Hatta bir gece Ferhunde Hanım’ın evinde yatarlarken Ferhunde Hanım’ın kocası onları basar. Canını güç bela kurtaran Şevket, Ferhunde’nin kocasından boşanması nedeniyle babasının tüm itirazlarına karşın onu ikna ederek Ferhunde ile evlenir. Artık evde üç bela vardır: Leyla, Necla ve Ferhunde. Ferhunde kızları da yanına çekerek ailede ipleri eline alır. Artık evde her akşam gösterişli dans partileri, balolar düzenlenmektedir. Dahası Ferhunde’nin zorlamalarıyla Şevket de gece yaşamına, alkole ve kumara alışmıştır. Omuzlarındaki büyük yüke rağmen maaşını hovardaca kumar masasında harcamaktadır. Ailenin düştüğü ekonomik sıkıntıya sebep olduğu düşüncesiyle çalıştığı bankanın kasasından bir miktar para çalan Şevket daha sonra polisler tarafından tutuklanır ve hapse atılır. Felaket günleri başlamıştır…

Şevket’in de yokluğunda Leyla, Necla ve Ferhunde’nin bitmek tükenmek bilmeyen isteklerine Ali Rıza Bey’in emeklilik maaşı ile cevap verebilmesi imkansızdır. Bu nedenle Hayriye Hanım her ay takılarını, altınlarını satmakta ve hanedekileri memnun etmeye çalışmaktadır. Leyla ve Necla’nın ilişkileri de bir türlü evlilikle noktalanmamaktadır. Leyla, doktor sözlüsünün ailesinin ağabeyinin hapiste olması nedeniyle onu reddetmesi sonrası mutluluğu Suriyeli çapkın ve zengin bir iş adamı sandığı Abdül Vehhap Bey’de arar. Ancak Abdül Vehhap Bey evlilik hazırlıklarının başladığı dönemde Leyla’yı terk eder ve Necla’yı gelin olarak Suriye’ye götürür. Bu sırada ailedeki yozlaşmaya dayanamayan Fikret, Adapazarı’nda 50 yaşlarında bir dul ve çocuklu erkek ile evlenmeyi kabul eder ve evden ayrılır. Ancak ne Necla, ne de Fikret mutlu olamayacaktır. Necla Suriye’de bir köle gibi çalışmakta ve İstanbul’daki tatlı hayatını özlemektedir. Fikret ise kocasının zulmünden ve dayak yemekten bıkmıştır. Bunalıma giren Leyla ise mutluluğu zengin bir avukatın metresi olarak bulmaya çalışır. Ailenin ekonomik sıkıntı çekmesi nedeniyle mutsuz olan Ferhunde de, Şevket’e boşanma davası açarak başka bir erkeğe kaçar. Tüm bu olanlar ve fakirlik Ali Rıza Bey’in yaşlanmış kalbini giderek daha da zorlamaktadır. Sık sık kriz geçirmekte ve evden uzak durmaya çalışmaktadır. Artık en sevdiği mekan, önceden nefret ettiği kahvehanelerdir. Hayriye Hanım’la da araları oldukça açılmıştır. Aile biriken borçlar nedeniyle konağı satarak küçük bir eve yerleşir. Şevket de bu sırada hapisten çıkmıştır. Ancak geçen yıllarda aile bireyleri güz yaprakları gibi dağılıp bir tarafa savrulmuş ve aile içi ilişkilere giderek yozlaşmıştır. Ancak evlatlıktan reddettiği Leyla’nın avukat beyle evlenmesi sonrası ölümüne yakın Fikret ve Necla hariç aile bireyleri Leyla ve eşinin lüks apartman dairesinde yeniden yaşamaya başlarlar. Ali Rıza Bey sokağa çıkmaya utansa da gördüğü tüm felaketlerin de etkisiyle artık daha huzurludur ve can vermeye hazırdır…

Yaprak Dökümü abartılı sayılabilecek trajedi unsurları ve ahlak kavramı saplantısına karşın Türk Edebiyatı’nın en önemli klasiklerinden biri ve Batılılaşma’nın etkilerini sosyal açıdan ele alan çok başarılı bir roman ve dizi filmdir. Dizinin başarısında Kerim Afşar’ın Oscar’lık performansının yanı sıra öyküyle bütünleşen müziklerin de katkısı olduğunu belirtmeliyiz. Reşat Nuri Güntekin, romanı sonrası kendisine gelen yoğun eleştiriler üzerine romana konu olan aileyi abartılı bir biçimde dağıtmasını batılılaşmanın sakıncalarını en vurucu bir biçimde gözler önüne sermek istemesi şeklinde açıklamıştır. Hakikaten Güntekin amaçladığı şeyi başarmış ve Batılılaşma’nın toplumsal ahlakın değişmesi sürecinde ne gibi trajedilere sebep olabildiğini vurucu bir şekilde göstermiştir. Ancak bunu yaparken seçtiği yöntem kanımca eleştiri konusu yapılabilir. Güntekin’in romanında, ailenin başına gelen tüm felaketlerin sorumlusu dejenerasyona fazlasıyla açık olan kadınlardır. Başta Ferhunde, Leyla ve Necla olmak üzere Hayriye Hanım ve Leman, ailenin başına gelen felaketlerin baş sorumluları olarak gösterilmiştir. Romanda hırsızlık yapan Şevket bile işlediği hırsızlık suçuna rağmen Ferhunde nedeniyle böyle bir suça itilmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Ferhunde, Leyla, Necla gibi modern -kendi deyimleriyle asri- olmaya çalışan kadınların ahlaki zaafları, romanda abartılı bir biçimde sergilenmiştir. Ancak kitap okumayı çok seven, aile terbiyesi almış Fikret karakteri de idealize edilmemektedir. Zira daha sonra kendisi de çok hatalı ve mutsuz bir evlilik yapacaktır.

Güntekin’in romanında bu şekilde bir anlayış benimsemesi kanımca asla kadın düşmanlığı ya da modernizmi reddederek, dinci bir tavır takınması ile açıklanamaz. Güntekin’in eleştirdiği, toplumsal ahlakın ortaya çıkan özgürlük ve devrim ortamında aniden değişmesi hatta yıkılmasıdır. Esas itibariyle düşüncem Güntekin’in eleştirmek ve hatta karalamak istediğinin, özellikle Tanzimat Dönemi’nden başlayarak Osmanlı İmparatorluğu’nda görülen ve Türkiye Cumhuriyeti’ne de bir miktar sirayet eden, asri olmayı Avrupa taklitçiliği zanneden zihniyet olduğudur. Kadınların eşit haklara sahip olması Güntekin için arzu edilen bir şeydir ancak ortaya çıkan özgürlük ortamında roman karakterleri kendi öz değerlerine düşman kesilen ve toplumsal ahlak kurallarına riayet etmeyen adeta bireysel ve bireyci anarşistler olmuşlardır. Oysa özel hayatın dokunulmazlığı ve kadınların eşit ve özgür bireyler olmasının ötesinde ortadaki sorun Leyla, Necla, Ferhunde gibi karakterlerin ailede ve toplumsal yaşamda üzerilerine düşen sorumlulukları yerine getirmemeleri ve birbirlerinin sevgililerini çalacak kadar aile ve kardeş kavramlarına yabancılaşmalarıdır. Ali Rıza Bey’in dinlediği Türk Musikisi’ni zorla kapattıran ve Fransızca şarkılar dinlettiren, evde herkesi rahatsız eden abartılı partiler düzenleyen Ferhunde, Leyla ve Necla’nın romanda eleştiri konusu yapılmalarının temel sebebi, kanımca işte bu toplumcu ve toplumsal düşünce ve tavırdan yoksun olmalarıdır. Görüldüğü üzere Batılılaşmak ve muasırlaşmak, roman karakterleri ve o dönemde toplumun bir kesimi tarafından cinsel serbestlik, yabancı müzik dinlemek, aile kavramına düşmanlık ve parti düzenlemek olarak algılanmıştır. Oysa batılılaşmanın en önemli unsuru demokratik yollarla işleyen bir ulus-devletin yaratılması ve sanayileşmenin, kentleşmenin, ilerlemenin başlatılmasıdır. Köhnemiş ve toplum tarafından büyük ölçüde reddedilen ananeler haricinde, genel kabul gören gelenek-göreneklere ya da dine duyulan düşmanlık modern değil reaksiyoner bir tavırdır. Mentalite ve yaşam biçimi değişmedikten, üretken, demokratik ve paylaşımcı toplumsal tavır desteklenmedikten sonra yaşanacak olan batı tipi cinsel serbestlik ve modern kılık-kıyafet giyilmesi de, doğal olarak asla modernite olmayacaktır. Necla, Leyla ve Ferhunde gibi hiçbir üretimi olmadan yalnızca tüketen bireyler asri hayatın yalnızca kötü yüzünü temsil etmektedir.

Cumhuriyet döneminin önemli yazarlarından biri olan Reşat Nuri Güntekin, Yaprak Dökümü isimli eserinde, bir ülkede yaşanan büyük toplumsal değişimlerin yukarıdan aşağıya iyi indirilememesi ve derinleştirilememesi, yaygınlaştırılamaması durumunda toplumun çekirdeği olan ailede neler yaşanabileceğini göstermek istemiş ve kanımca bunda çok başarılı olmuştur. Güntekin’in bu toplumsal ve toplumsal eleştirisini direk modernizme yapılmış bir saldırıdan çok, modernizmin yanlış anlaşılmasına yönelik kabul etmek daha doğru olacaktır…


Ozan Örmeci

2 yorum:

DEMİR dedi ki...

makalenizi okudum, genel itibariyle yaprak dökümü hakkında söylenen şeylerin bir tekrarı olmuş; bu nedenle yazınıza ilave edilecek bir şey olmadığı gibi, yazınızın tenkite muhtaç bir yönü de yok.

kadınlar meselesine gelince, asıl yazma sebebim bu... aslında olayı daha geniş bir çerçeveden almak lazım. yaprak dökümü'nde de rastlanıldığı üzere kadınlar bu tarz temayüllerin şu veya bu şekilde öznesi olarak gösterilmiştir hep: sadece yaprak dökümü'nde değil, türk edebiyatında ve hatta batılalaşma meselesinin irdelendiği kimi rus edebiyatı eserlerinde de -tolstoy'un romanlarını şöyle bir düşünün- ve hatta burjuvanın sorgulayan balzac, flaubert gibi yazarların da eserlerinde kadınları genelde bu tarz betimlediklerini görürüz. bu bir tesadüf değildir bence...

kadınların her zaman için yeniliğe daha açık kişilikler olduğunu, bilhassa moda hususunu göz önüne alarak tespit edebiliriz. fakat bu romanlarda işlendiği gibi mesele içtimai meseleler dahi olsa bir moda anlayışından öteye geçmez. romanların konusu olan kadınlar genelde bilinçsiz, kültürsüz bireyleri temsil ederler. dolayısıyla aslında hedef sadece kadınlar da değildir, olayı moda gibi sathi bir pencereden gören, şekle takılı kalan herkes bu üslupla yerilmiştir.

Ozan Örmeci-Makaleler dedi ki...

Teşekkürler, aydınlatıcı oldu. Çok naziksiniz.