18 Ağustos 2025 Pazartesi
Gazeteci Okay Deprem'le Rusya Gündemi
16 Ağustos 2025 Cumartesi
Alaska'daki Trump-Putin Görüşmesi ve Ukrayna Krizinde Son Durum
Giriş
2022'den beri devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı'nda, işler, Batı dünyasının umduğu gibi Rusya'nın büyük bir ekonomik krize girerek Putin rejiminin içeride meşruiyet krizi yaşaması yönünde gelişmese de, Rusya'nın çok kapsamlı ve yalnızca ekonomik alanla sınırlı kalmayan yaptırımlara uğramasının halkta yarattığı umutsuzluk ve Ukrayna'nın da Zelenski liderliğinde sahada yaşadığı zorluklara rağmen direnmeye devam etmesi ve uluslararası toplumdan da ciddi destek görmesinin Rusya'da yarattığı endişeler ortamında, ABD (Amerika Birleşik Devletleri) ile Rusya Federasyonu'nun (Rusya) Devlet Başkanları, 15 Ağustos 2025 tarihinde, ABD'ye bağlı Alaska topraklarında Soğuk Savaş'ın gergin krizlerini anımsatan önemli bir görüşme gerçekleştirdiler. Bu yazıda, Alaska'daki Trump-Putin görüşmesi ve Ukrayna krizindeki güncel durum değerlendirilecektir.
Alaska Görüşmesi: İçeriği Henüz Tam Bilinmeyen Ön Uzlaşı Hali
ABD'nin 1867 yılında Başkan Andrew Johnson döneminde Rusya'dan satın alma yoluyla topraklarına kattığı Alaska, 1.723.337 kilometrekarelik yüzölçümüyle -ki Türkiye'nin iki katından daha büyük bir alana tekabül eder- aynı zamanda ABD'nin en büyük eyaletidir. ABD'nin kuzeybatı ucundaki Alaska, geniş coğrafyasına rağmen sert iklimi ve zorlu yaşam koşulları nedeniyle yalnızca 744.000 civarında ABD vatandaşına ev sahipliği yapmaktadır.
Ukrayna krizinde Batı dünyası ile Rusya arasındaki zıtlaşma sürerken görüşmenin neden Alaska'da yapıldığı konusunda ise, BBC uzmanları Anthony Zurcher ve Steve Rosenberg, Alaska'nın Rusya'nın Çukotka Özerk Okruguna yalnızca 90 kilometre uzaklıkta ve Avrupalı devletlerden uzakta olması ve ABD'nin 19. yüzyılda Moskova'nın teklifiyle Rusya'dan satın aldığı eyaletin 21. yüzyılda da sınırların değişebileceğine dair tarihsel sembolik bir anlamının olması gibi faktörleri öne çıkarmışlardır.
Bu ziyarete dair bir diğer önemli husus ise, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'in son yıllarda hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin çıkardığı tutuklama kararı ve Batı ile yaşadığı restleşme nedeniyle özellikle Batılı ülkelere ziyaret konusunda yaşadığı zorluklara rağmen 2010 yılından sonra ilk kez ABD'yi ziyaret etmesi olmuştur. Kırmızı halıyla ve devlet protokolüyle karşılanan Başkan Putin, Başkan Trump'la yaklaşık 2 buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirmiş ve görüşme sonunda, iki lider, "Pursuing Peace" (Barışı Takip Etmek) başlıklı pano önünde yaklaşık 12 dakikalık bir basın toplantısıyla görüşmeye dair görüşlerini uluslararası basınla paylaşmışlardır.
Alaska görüşmesi sonrası Trump-Putin basın toplantısı
Basın toplantısında ilk konuşan lider olan ve konuşmasını Rusça dilinde yapan Vladimir Putin, görüşmenin karşılıklı saygıya dayalı yapıcı bir ortamda gerçekleştiğini ve çabaları nedeniyle Başkan Trump'a teşekkür ettiğini belirterek başladığı konuşmasında, ilk olarak ABD ile Rusya'nın toprakları arasında okyanuslar olmasına karşın, aslında iki devletin Alaska sayesinde komşu olduklarını söylemiştir. Başkan Trump'ı uçaktan inip gördüğünde kendisini "merhaba komşum" şeklinde karşıladığını ve onu canlı ve sağlıklı görmekten mutluluk duyduğunu belirten Putin, Alaska'daki Ortodoks Kilisesi ve Rus kökenli nüfusla birlikte 700'ün üzerinde Rusça kökenli yer ismi olduğunu hatırlatarak, bu bölgenin iki devletin geçmişteki dostluklarına dair önemli ve sembolik olduğunun altını çizmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilere ve diğer Mihver devletlerine karşı çarpışan iki müttefik devletin hava ikmal desteği konusunda Alaska'daki yardımlaşma ve çabalarını da vurgulayan Putin, bu şekilde ABD ile Rusya arasındaki 80 yıl önceki müttefikliği öne çıkarmaya ve Rusya'ya yönelik Batı dünyasındaki düşmanca bakışı değiştirmeye çalışmıştır. 4 yıldır ülkesi ile ABD arasında herhangi bir Zirve düzenlenmediğini de ifade eden Putin, Soğuk Savaş'tan bu yana ilişkilerin son birkaç yıl içerisinde en kötü seviyesine ulaştığını ve bu durumu değiştirmeye gayret ettiklerini söylemiştir. Diyalog yoluyla sorunları çözmek bağlamında Başkan Trump'la direk görüşmelerinin çok faydalı olduğunu vurgulayan Rus lider, daha önce de defalarca ve samimi şekilde telefonda görüştüklerini ve Başkan'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un da birkaç defa Rusya'ya gelerek temaslarda bulunduğunu kaydetmiştir. Bu görüşmelerde Ukrayna Krizi'nin çözümlenmesine odaklandıklarını belirten Putin, Başkan Trump'ın bu konuda kolaylaştırıcı şekilde davrandığını belirterek, Ukrayna'daki savaşın Rusya'nın güvenlik uyarılarına uygun davranılmaması nedeniyle yaşandığını söylemiş ve aslında kendilerinin Ukrayna halkını kardeş bir halk olarak gördüklerini sözlerine eklemiştir. Putin, bu nedenle son yıllarda yaşananların bir "trajedi" olduğunu vurgulamış ve bu duruma bir son vermek istediklerini ifade etmiştir. Ancak sorunun çözümü için soruna neden olan konuların halledilmesi gerektiğini belirten Putin, Rusya'nın meşru güvenlik endişelerine karşılık verilmesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin daha dengeli şekilde yeniden oluşturulması gerektiğini söylemiştir. Başkan Trump'la görüşmede ulaştıkları anlaşmanın Ukrayna Krizi'nin çözümlenmesi yolunda önemli bir dönüm noktası olacağını umduğunu belirten Putin, Ukrayna ve Avrupalı devletlerin bu süreci sabote etmemeleri gerektiği konusundaki uyarılarıyla da dikkat çekmiştir. Putin, ABD ile ülkesinin iş dünyasına dair birçok alanda iş birliği yapabileceğine dair pozitif ifadelerle konuşmasını sonlandırmıştır.
Putin'den sonra söz alan Başkan Donald Trump ise, çok yapıcı bir görüşmeden çıktıklarını ifade ederek başladığı ve İngilizce olarak yaptığı konuşmasında, ilk olarak Ukrayna Krizi'ne dair birçok önemli konuda Putin'le uzlaşma sağladıklarına inandığını belirtmiştir. Ancak henüz bir anlaşmaya ulaşmadıklarının altını çizen Trump, kısa süre içerisinde NATO, Ukrayna Devlet Başkanı Volodomir Zelenski ve Avrupalı liderleri arayarak görüşme hakkında bilgi vereceğini söylemiş ve Başkan Putin'le önceden beri çok iyi ilişkilerinin olduğunu ifade etmiştir. Geçmişte birçok defa zorlu müzakerelerinin olduğunu anımsatan Trump, bu konuda özellikle Rusya'daki şahinlerin yarattığı zorluklara vurgu yapmış ama Başkan Putin'in durumu anladığını ve uzlaşı ve barış için çaba gösterdiğini söylemiştir. Görüşmenin son derece yapıcı geçtiğini bir kez daha vurgulayan ABD Başkanı, birçok konuda uzlaştıklarını ama bazı konularda halen anlaşmazlıklar yaşadıklarını söylemiştir. Görüşme nedeniyle Başkan Putin'e teşekkür eden Trump, kısa süre içerisinde yeniden görüşmeyi umduğunu belirtmiş, Putin de İngilizce olarak Başkan Trump'ı Moskova'da ağırlamak istediklerini söylemiştir. Başkan Trump da bunun mümkün olabileceğini söyleyerek basın toplantısını sonlandırmıştır. İki lider, konuşmaları sonrasında basın mensuplarından herhangi bir soru kabul etmemişlerdir.
Yorum
Görüşme sonrası yapılan basın açıklamasına dair bir yorum yapmak gerekirse, beden dilleri ve konuşmalarda geçen ifadelere bakarak, Politik Psikoloji perspektifinden analiz edildiğinde; her iki liderin de yapıcı ve samimi davranmaya çalıştıkları ve Ukrayna Krizi'ne dair diplomatik bir çözüm konusunda halen umutlu oldukları, birbirlerine karşı nefret duyguları beslemedikleri ve ülkelerinin çatışma halinde olmasını istemedikleri rahatlıkla anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, muhtemelen aldığı üst düzey KGB eğitiminin de etkisiyle Başkan Putin'in oldukça rahat ve özgüvenli tavrı ve ABD gibi Batı dünyasının en önemli ülkesinde yeniden diplomatik olarak kabul edilmesine dair hoş duygular içerisinde olduğu dikkat çekerken, her zamanki gibi tüm dünyanın ilgisine mazhar olmaktan mutlu olduğu anlaşılan Başkan Trump'ın ise Avrupalı müttefikler, NATO ve Ukrayna'yı ikna etmek konusunda yaşayabileceği zorlukları da düşünerek biraz daha stresli olduğunu söylenebilir.
ABD ile Rusya Başkanlarının Soğuk Savaş'ın detant zamanlarını anımsatan görüşmelerine dair en önemli husus ise, her iki liderin de ne olduğunu henüz ilan etmedikleri bazı kritik hususlarda uzlaştıklarını belirtmeleri, ancak Trump'ın bazı konularda halen pürüzler olduğunu söylemesi olmuştur. Bu uzlaşının muhtemelen yakın zamanda ilan edilmesi mümkün olabilecek bir ateşkes süreci ve krizin soğumasını müteakiben Rusya'nın bazı toprak kazanımları ve Ukrayna'nın anayasal olarak tarafsızlığı karşılığında bu ülke ile savaşın sonlandırılarak yeniden ABD'nin de desteğiyle Moskova ile Kiev arasında dostane ilişkilerin kurulması olacağı düşünülebilir. Ancak bu sürecin Ukrayna liderliği ve halkı ile Avrupalı devletler ve NATO içerisindeki bazı gruplardan tepki alması mümkündür. Yine de, ABD'nin büyük gücü ve etkileme kapasitesi ile, sürecin pozitif yönümlü gelişebileceği konusunda karamsar olmamak gerekir. Bu konuda kuşkusuz belirleyici faktör, Rusya'nın savaştaki toprak kazanımları konusunda atacağı geri adımlar olacaktır. Nitekim Batı dünyasında Kırım'ın iadesi konusunda ciddi bir beklenti olmasa da, Donbass bölgesinin yeniden Ukrayna kontrolüne geçmesi ve Kiev'in toprak bütünlüğünü sağlaması konusunda genel bir uzlaşı söz konusudur.
Sonsöz, Putin'in konuşmasının başında Trump'a yönelik suikasta vurgu yapması da, Batılı demokrasilerin son yıllarda yaşadığı büyük siyasi kutuplaşma ve ciddi güvenlik risklerini değerlendirme bağlamında Moskova'nın -yaşadığı ciddi ekonomik sorunlara rağmen- devletçi otoriter sistemiyle sahip olduğu özgüvenli bakış açısını yansıtması bağlamında bence son derece önemlidir.
Kapak fotoğrafı: https://alaskabeacon.com/2025/08/15/progress-but-no-peace-deal-for-ukraine-as-trump-meets-putin-in-alaska-without-taking-questions/
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
12 Ağustos 2025 Salı
2025 Çekya Genel Seçimleri
Giriş
Avrupa Birliği (AB) ve NATO üyesi demokratik (Freedom House, 2025) ve ekonomik açıdan gelişmiş (IMF, 2025) bir Orta Avrupa ülkesi olan Çekya veya Çek Cumhuriyeti, 3-4 Ekim 2025 tarihlerinde genel seçimlere sahne olacaktır (OSCE, 2025). Anketlere göre seçimi kazanması beklenen popülist sağ çizgideki ANO partisi ve onun lideri eski Başbakan (2017-2021) Andrej Babiš'in ABD Başkanı Donald Trump'ı anımsatan tartışmalı bazı siyasi görüş ve tavırları ise, bu seçimlerin Brüksel için kritik bir mahiyette algılanmasına yol açmaktadır. Bu yazıda, Çekya veya Çek Cumhuriyeti hakkında genel bilgiler verildikten sonra, 2025 seçimleri mercek altına alınacaktır.
Çekya Hakkında Genel Bilgiler
MÖ 4. yüzyılda daha ziyade Keltlerin yaşadığı bir yer olan Çek Cumhuriyeti, 5. ve 6. yüzyıldan itibaren Slav halklarının bölgeye yerleşmesi sonrasında büyük bir dönüşüm sürecine girmiştir. 9. yüzyılın ikinci yarısında ise Hıristiyan misyonerlerin gelişiyle Çekya'daki toplumsal ve siyasal dönüşüm süreci sürmüştür.
Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği web sitesinden aktarılan resmi tarihe göre (Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği), 9. yüzyıldan itibaren 1306 yılına kadar Premyslid Hanedanı'nın hükümdarlığı sırasında Çek devletinin kademeli olarak güçlenmesi süreci yaşanmış ve bunu müteakiben de 1346-1378 döneminde Bohemya Krallığı'nın prestij ve gücünün zirvesi olan Lüksemburg Hanedanı'ndan IV. Charles'ın (Karel) saltanatı yaşanmıştır. IV. Charles döneminin en önemli gelişmeleri ise; 1344'te Prag Başpiskoposluğunun kurulması, 1348'de Alplerin kuzeyindeki ilk üniversite olan Charles Üniversitesi'nin kurulması ve IV. Charles'ın 1355'te Roma'da Roma İmparatoru olarak taç giymesidir.
IV. Charles veya IV. Karel
IV. Charles'ın halefi IV. Wenceslas (1378-1419) dönemindeki ekonomik ve siyasi kriz sonucunda Çek topraklarında Husçu (Hussit) Devrimi (1419-1436) olarak adlandırılan bir reform hareketi ve savaşlar serisi meydana gelmiştir. Kriz, dönemin Avrupa'sındaki sorunlar nedeniyle daha da kötüleşmiştir. Husçu veya Hussit hareket, 1415'te Konstanz'da kazıkta yakılarak idam edilen üstat Jan Hus adlı bir Hıristiyan vaizin fikirlerinden ilham almış ve destekçileri, Hus'un ölümünün ardından da Kilise'yi reforme etme çabalarını sürdürmüşlerdir. Roma İmparatoru Sigismund dönemindeki seferlere direnen Husçular, 1434'te ise Katolik Avrupa ile anlaşarak Husçu mezhebini teyit ettirdiler (Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği). Basel Antlaşmaları olarak bilinen bu anlaşma 1436'da ilan edilmiş ve 16. yüzyılda yaşanacak Reform süreci öncesinde, ona benzer şekilde, farklı bir Hıristiyan mezhebinin varlığını teyit ettirerek ve Hıristiyan Avrupa'da ilk kez bir tür dinsel çoğulculuk ortamı yaratmıştır (Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği). Bu dönemde Çekya'ya hâkim olan Podebrady'li George (Poděbradyli Jiří) ise, 1458'de Bohemya Kralı seçilmiş ve diplomatik faaliyetleriyle -özellikle Avrupa hükümdarlarından oluşan bir barış konfederasyonu kurma çabasıyla- Orta Avrupa ufkunun ötesine ulaşan önemli bir tarihsel figür haline gelmiştir.
Podebrady'li George (Poděbradyli Jiří)
Çekya'da 1471-1526 döneminde Jagellon Hanedanlığı hüküm sürerken, 1526-1918 döneminde Habsburg Hanedanı Bohemya tahtına geçmiştir. Habsburglar döneminde Katolisizmin yeniden benimsenmesiyle, Çekya, çok-uluslu ve merkezi bir İmparatorluğa dönüşmüştür (Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği). Ancak bu dönemde en önemli görevler Viyana'ya taşınırken, Bohemya'da da yüksek Barok kültürünün gelişimi ve kök salması süreci başlamıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan Maria Theresa ve II. Joseph'in Aydınlanma reformları dönemine karşın, Birinci Dünya Savaşı'na kadar Çekya'nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bağlı statüsünde herhangi bir değişim yaşanmamıştır. Lakin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 1918 yılında biten Birinci Dünya Savaşı sonunda yıkılınca, Slovakya, Bohemya, Moravya, Silezya ve Karpat Rutenya birleşerek Çekoslovakya adında yeni bir ülke haline gelmiştir.
Habsburg Hanedanı arması
İki savaş arası dönemde (1918-1939) Doğu Avrupa'nın en müreffeh ve siyasi açıdan istikrarlı devleti haline gelen Çekoslovakya -ki o dönemde dünyanın en gelişmiş on ülkesinden biri haline gelmiştir- (Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği), 20 yıllık demokrasi ve refah döneminin ardından Hitler Almanyası'nın istilasıyla yıkılmış ve Nazi Almanyası tarafından işgal edilmiştir (Britannica/b). Çekoslovakya, savaş sonrasında ise Doğu Blokuna dahil edilerek, 1948'den 1989'a kadar Sovyet egemenliği altında kalmıştır.
Alexander Dubček
Soğuk Savaş döneminde Doğu blokunda ve komünist yönetim altında kalmasına karşın, Çekoslovakya'da 1968'in başında iktidara gelen ılımlı sosyalist Alexander Dubček, "Prag Baharı" adı verilen reformlarıyla ülkede büyük bir dönüşüm başlatmış; ancak aynı yıl içerisinde Sovyetler Birliği'nin Çekoslovakya'yı işgal etmesiyle bu süreç zorla sona erdirilmiştir (Government of the Czech Republic). Bu durum, Çekoslovakya'da liberal ve Batı yanlısı siyasal eğilimlerin komünist dönemde bile güçlü olduğunun anlaşılması açısından önemlidir.
Çekoslovakya haritası
Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla, 1989 yılı sonlarında Çekoslovakya'da büyük bir değişim süreci başlamıştır. Bu dönemde yaşanan komünizm karşıtı geniş halk gösterileri -ki siyasal tarihte Kadife Devrim (Velvet Revolution) olarak adlandırılmıştır-, komünist yönetimi sonlandırmış ve Vaclav Havel yönetiminde köklü bir geçiş dönemi başlamıştır (Britannica/c).
Vaclav Havel
Çek Cumhuriyeti veya günümüzdeki ismiyle Çekya ise, Çekoslovakya federasyonunun dağılmasıyla 1 Ocak 1993 tarihinde resmen kuruldu (Britannica/b). Ayrılık sırasında, federasyonun varlıkları Çekler lehine ikiye bir oranında bölündü; Rusya'dan gelen doğalgaz boru hattı, diplomatik hizmetler ve silahlı kuvvetler için özel anlaşmalar yapıldı. Eski federasyonun vatandaşları da yeni vatandaşlık yasalarına göre bölündü ve bölünmeden hemen sonra çok sayıda Slovak, Çek vatandaşlığı için başvuruda bulunmaya başladı. Kısa sürede diğer devletlerce tanınan ve kurulmasının hemen akabinde Birleşmiş Milletler'e kabul edilen Çek Cumhuriyeti, zamanla yetişmiş insan gücünü ve demokratik kültürünü de kullanarak gelişmeye ve Batılı siyasi kurumlara üyelik hakkı elde etmeye başladı. Nitekim Çek Cumhuriyeti, 1999'da NATO'ya, 2004'te de AB'ye üye oldu.
Çekya haritası
Bugün 10,88 milyonluk kayda değer nüfusu (World Bank Group, 2024/a), 345 milyar dolarlık ekonomisi (World Bank Group, 2024/b), 95/100 puanla mükemmele yakın seviyedeki demokrasisi (Freedom House, 2025), kişi başına düşen yıllık 33.000 doların üzerindeki ekonomik açıdan gelişmiş performansı (IMF, 2025) ve NATO ile AB'nin yanı sıra OECD'ye üyeliğiyle (Çek Cumhuriyeti Manila Büyükelçiliği), Çekya veya Çek Cumhuriyeti, her açıdan gelişmiş bir devlet görünümündedir.
Çek Cumhuriyeti'nin zaman zaman karışıklık yaratan isim mevzusu ise şöyle izah edilebilir. Çek Cumhuriyeti olarak kurulan devlet, 2016 yılında ise Çekya ismini kabul etmiş (Çekçe Česko veya İngilizce ismiyle Czechia), ancak önceki isim de kullanılmaya devam ettirilmiştir (ÇekTürk). Bu anlamda, devletin iki resmi ismi bulunmaktadır.
Ülkenin Önceki Yönetimleri
Parlamenter demokrasi modeline uygun olarak yönetilen Çekya'da, devletin başı daha ziyade sembolik yetkileri olan Cumhurbaşkanı, icra organının başı ise güçlü icra yetkileriyle donatılmış olan Başbakan’dır. Bu anlamda, Çekya, Başbakan tarafından yönetilen bir Westminster demokrasi örneğidir. Çekya'da parlamento ise Temsilciler Meclisi ve Senato’dan oluşmaktadır. Milletvekilleri 4, Senatörler ise 6 yıl için seçilmektedirler (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı). Senato’nun 1/3’ü iki yılda bir yapılan seçimlerle yenilenmektedir.
Çekya/Çek Cumhuriyeti bayrağı
Ülkenin daha ziyade sembolik yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanlarına baktığımızda, şöyle bir liste oluşmaktadır:
- Vaclav Havel (1993-2003),
- Václav Klaus (2003-2012),
- Miloš Zeman (2013-2023),
- Petr Pavel (2023-).
Petr Pavel
Ülkenin asıl yöneticisi durumundaki Başbakan listesine bakıldığında ise;
- Václav Klaus (1993-1998) (merkez sağ çizgideki Sivil Demokratik Parti-ODS adayı),
- Josef Tošovský (1998-1998) (Bağımsız),
- Miloš Zeman (1998-2002) (merkez sol çizgideki Çek Sosyal Demokrasi Partisi-ČSSD adayı),
- Vladimír Špidla (2002-2004) (merkez sol çizgideki Çek Sosyal Demokrasi Partisi-ČSSD adayı),
- Stanislav Gross (2004-2005) (merkez sol çizgideki Çek Sosyal Demokrasi Partisi-ČSSD adayı),
- Jiří Paroubek (2005-2006) (merkez sol çizgideki Çek Sosyal Demokrasi Partisi-ČSSD adayı),
- Mirek Topolánek (2006-2009) (merkez sağ çizgideki Sivil Demokratik Parti-ODS adayı),
- Jan Fischer (2009-2010) (Bağımsız),
- Petr Nečas (2010-2013) (merkez sağ çizgideki Sivil Demokratik Parti-ODS adayı),
- Jiří Rusnok (2013-2014) (Bağımsız),
- Bohuslav Sobotka (2014-2017) (merkez sol çizgideki Çek Sosyal Demokrasi Partisi-ČSSD adayı),
- Andrej Babiš (2017-2021) (popülist sağ çizgideki ANO partisi adayı),
- Petr Fiala (2021-2025) (merkez sağ çizgideki Sivil Demokratik Parti-ODS adayı).
Petr Fiala
Önceki 13 Başbakan'dan da anlaşılabileceği üzere, Çekya'daki köklü ve büyük siyasi partiler merkez soldaki Çek Sosyal Demokrasi Partisi-ČSSD ile merkez sağdaki Sivil Demokratik Parti-ODS'dir. Ancak son yıllarda zengin iş insanı Andrej Babiš'in kurduğu ANO partisi, Çek siyasetinde üçüncü ve en etkili siyasi parti haline gelmeye başlamıştır.
2025 Genel Seçimleri
2021 yılında yapılan önceki genel seçimlerde, Babiš'in lideri olduğu popülist sağ çizgideki ve Avrupa şüphecisi ANO partisi yüzde 30 civarında oyla sandıktan birinci çıksa da, yüzde 22,5 civarında oyda kalan merkez sağ çizgideki Sivil Demokratik Parti-ODS, adayları Petr Fiala'yı, merkez-merkez sağ çizgideki Hristiyan ve Demokratik Birlik-KDU-ČSL, yine merkez sağ çizgisindeki TOP 09 partisi, liberal çizgideki STAN ve sosyal liberal çizgideki Çek Korsan Partisi-Piráti ile koalisyon kurarak Başbakan yapmayı başarmıştır.
Andrej Babiš
2025 seçimlerine yine Babiš ve ANO partisi favori olarak girmektedir. 200 üyeli Temsilciler Meclisi üyelerinin belirleneceği seçimler sonucunda (Expats.cz, 2025), en az 101 milletvekili kazanan parti veya ittifak, hükümeti kurabilecektir. Güncel bazı anketlere göre (Mahdalová & Škop, 2025 & Politico, 2025 & Programy do voleb, 2025), ANO, seçimden yüzde 32-34 civarında bir oyla birinci çıkacaktır. Merkez sağ Sivil Demokratik Parti-ODS öncülüğünde kurulan seçim ittifakı SPOLU'nun (Birlikte) ise yüzde 20-21 oyla ikinci sırada yer alması öngörülmektedir. SPOLU, iktidara gelirse, mevcut Başbakan Petr Fiala'nın Başbakanlığının devamını talep etmektedir. 2015 yılında kurulan ve son yıllarda yükselişe geçen ülkedeki yeni popülist sağ-aşırı sağ partilerden Japon asıllı Tomio Okamura liderliğindeki Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi-SPD partisi, küçük bazı sağ partileri katarak oluşturduğu seçim ittifakıyla, bu seçimlere daha iddialı girmekte ve yüzde 12-13 düzeyinde halk desteğine ulaşmayı ümit etmektedir. Vít Rakušan liderliğindeki sosyal liberal çizgideki STAN ise, anketlere göre yüzde 10-11'lik önemli bir desteğe sahiptir. Kayda değer düzeyde oy alması beklenen son parti ise Çek Korsan Partisi-Piráti'dir. Korsanların bu seçimde yüzde 7-8 düzeyine ulaşması öngörülmektedir. Seçimlere dair ilginç bir bilgi ise, bu seçimlerde ilk kez yurt dışında yaşayan vatandaşlar için posta yoluyla oy kullanma uygulamasının uygulanacak olmasıdır (Expats.cz, 2025).
Bu sonuçlar değerlendirildiğinde, seçim sonrasında Andrej Babiš önderliğinde bir sağ koalisyonun iktidara gelmesi olasıdır. Ancak Babiš'in Başbakanlığına dair bazı korkutucu senaryolar bulunmaktadır. Bunun temel nedeni, genelde medyada yıllardır "Çekya'nın Trump'ı" veya "Çek oligark" (Drda, 2014) olarak adlandırılan trilyoner iş adamı Babiš'in yönetim tarzına duyulan tepkilerdir. Ayrıca Babiš'in Ukrayna'ya büyük destek sağlayan Fiala hükümetinden farklı olarak Ukrayna'da diplomatik-siyasi çözümü desteklemesi (Radio Prague International, 2025) ve Kiev yönetimine askeri destek vermeye yanaşmaması, Avrupa Birliği üyesi büyük ülkelerde bazı kuşkular yaratmaktadır. Bu durum ise, Babiš'in "Rusya yanlısı" olarak adlandırılmasına ve Brüksel tarafından desteklenmemesine yol açmaktadır (Euractiv, 2024). Babiš, ayrıca göç konusunda daha sert tedbirler önermekte, ancak Donald Trump'tan farklı olarak yüksek gümrük tarifelerine dayanmayan serbest bir ticaret düzenini savunmaktadır (Reuters, 2025). Nitekim Babiš'in partisi ANO, AB şüphecisi çizgisindeki Marine Le Pen ve Viktor Orban gibi liderlerin partilerinin yer aldığı Avrupa Vatanseverleri çatı partisine dahildir (Reuters, 2025).
Ancak Babiš'in seçimleri kazanacağına dair algı oldukça güçlüdür. Örneğin, Çek siyasetine dair uzman bir isim olan Masaryk Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Otto Eibl, Babiš'i mağlup etmenin çok zor olacağını, çünkü Başbakan Fiala ve SPOLU'ya yönelik tepkiselliğin çok yüksek olduğunu vurgulamaktadır (Eisenchteter, 2025). Bu bağlamda, ülkede kemer sıkma tedbirleri uygulayan Başbakan Fiala ve hükümeti döneminde yaşanan ve ancak son dönemde kontrol altına alınan yüksek enflasyon, halkın canını acıtan ve tepkilere yol açan en temel meseledir. Eibl'a göre, halkın tepkiselliği ve duygularını iyi kullanan ANO ise çok daha popüler olmakta ve "herkesi yakala" (catch-all party) karakteristiği sayesinde daha büyük destek sağlayabilmektedir (Eisenchteter, 2025).
Sonuç
Sonuç olarak, 2025 Çekya genel seçimleri, AB içerisindeki ülkelerde son yıllarda artan AB şüpheciliği ve popülizmin Çekya'daki durumunu görmek açısından önemli bir gelişme olacaktır. Seçimden beklenen, sağ popülist ANO partisi ve eski Başbakan Andrej Babiš'in seçimi kazanması ve iktidara dönmesidir. Bu, Avrupalı devletlerin güvenlikte ABD'ye olan bağımlılıkları ve ABD'deki Trump fenomeni düşünüldüğünde, sürpriz bir gelişme sayılamaz. Bu bağlamda, bence, sağ popülistlerin başarısından gerekli dersleri çıkarmayan Avrupalı devletler ve AB, bu fenomeni durdurmak için halk tepkilerini dindirecek gerekli politikaları keşfetmeli ve uygulamalıdırlar. Ancak elbette seçimleri, ABD ile AB arasındaki bir bilek güreşi gibi de okumak gerekir ki, bu denklemde kimin şimdilik üstün geldiği seçim sonuçlarıyla birlikte açığa çıkacaktır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
KAYNAKÇA
- Britannica/a, "Czech Republic", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/place/Czech-Republic.
- Britannica/b, "Czechoslovakia", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/place/Czechoslovakia.
- Britannica/c, "Velvet Revolution", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/Velvet-Revolution.
- Çek Cumhuriyeti Manila Büyükelçiliği, "Membership in international organizations", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://mzv.gov.cz/manila/en/information_about_the_czech_republic/membership_in_international_1/index.html.
- Çek Cumhuriyeti Riyad Büyükelçiliği, "Çek Cumhuriyeti'nin Kısa Tarihi", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://mzv.gov.cz/riyadh/en/information_about_the_czech_republic/brief_history_of_the_czech_republic.html.
- ÇekTürk, "Çekya", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.cekturk.com/cekya/.
- Drda, Adam (2014), "Andrej Babiš – Czech oligarch", Politico, 11.09.2014, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.politico.eu/article/andrej-babis-czech-oligarch/.
- Eisenchteter, Jules (2025), "Czechia in 2025: To Heed or not to Heed the Siren Call from the East", Reporting Democracy, 14.01.2025, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://balkaninsight.com/2025/01/14/czechia-in-2025-to-heed-or-not-to-heed-the-siren-call-from-the-east/.
- Euractiv (2024), "Czechia’s Babiš criticised over alleged alignment with pro-Russian forces", 03.07.2024, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.euractiv.com/section/politics/news/czechias-babis-faces-criticism-over-alleged-alignment-with-pro-russian-forces/.
- Expats.cz (2025), "Czech parliamentary election 2025: What expats need to know", 18.05.2025, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.expats.cz/czech-news/article/czech-parliamentary-election-2025-what-expats-need-to-know.
- Freedom House (2025), "Czechia", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://freedomhouse.org/country/czechia/freedom-world/2025.
- Government of the Czech Republic (2009), "21st August, 1968: Black day of Czechoslovak history", 17.08.2009, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://vlada.gov.cz/en/media-centrum/aktualne/21st-august--1968-black-day-of-czechoslovak-history-61056.
- IMF (2025), Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.imf.org/external/datamapper/NGDPDPC@WEO/OEMDC/ADVEC/WEOWORLD.
- Mahdalová & Škop (2025), "Unikátní volební model: Kdo má šanci na křesla ve Sněmovně a kdo bude vládnout", 18.02.2025, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.mahdalova-skop.cz/clanek/mandaty-unikatni-volebni-model.
- OSCE (2025), "Parliamentary Elections, 3 and 4 October 2025", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.osce.org/odihr/elections/czech-republic/594856.
- Politico (2025), "Czech Republic — 2025 general election", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.politico.eu/europe-poll-of-polls/czech-republic/.
- Programy do voleb (2025), "Přehled průzkumů", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://programydovoleb.cz/volebni-pruzkumy.
- Radio Prague International (2025), "Babiš: Solution to war in Ukraine is in diplomacy, not sending more weapons", 03.05.2025, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://english.radio.cz/babis-solution-war-ukraine-diplomacy-not-sending-more-weapons-8844639.
- Reuters (2025), "Czech populist opposition leads as election set for October", 13.05.2025, Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.reuters.com/world/europe/czech-populist-opposition-leads-election-set-october-2025-05-13/.
- Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, "Türkiye-Çek Cumhuriyeti İlişkileri", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://www.mfa.gov.tr/turkiye-cek-cumhuriyeti-iliskileri.tr.mfa.
- World Bank Group (2024/a), "Population, total", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://data.worldbank.org/indicator/SP.POP.TOTL.
- World Bank Group (2024/b), "GDP (current US$)", Erişim Tarihi: 12.08.2025, Erişim Adresi: https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.CD.
Dr. Özker Kocadal ile Kıbrıs Gündemi: 2025 KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Kıbrıs Müzakereleri
11 Ağustos 2025 Pazartesi
L'élection présidentielle de la République turque de Chypre du Nord de 2025 approche à grands pas
Introduction
La 11e élection présidentielle aura lieu cette année dans la République turque de Chypre du Nord (KKTC), un État de facto qui n'est reconnu que par la Turquie, mais qui continue d'exister depuis 1983. Dans un système politique où les méthodes à appliquer pour résoudre la question chypriote constituent la base de la division politique, les Chypriotes turcs choisiront librement, par les urnes, le dirigeant le plus approprié et le plus visionnaire pour faire progresser leur pays, que les citoyens turcs appellent la « petite patrie » (yavru vatan). Cependant, l'économie de la KKTC étant directement dépendante de la Turquie et la sécurité du petit État situé au nord de l'île étant presque entièrement assurée par les forces armées turques (TSK), la position de la « mère patrie » (anavatan), la Turquie, a sans aucun doute une grande influence sur les élections. Si cette situation peut inévitablement susciter certaines réactions et critiques concernant les libertés démocratiques, il convient de noter que des circonstances similaires s'appliquent à tous les pays démocratiques qui dépendent d'autres États sur le plan économique et sécuritaire. Par conséquent, les élections dans la KKTC constituent, en quelque sorte, un défi qui démontre l'influence et le pouvoir de la Turquie dans le nord de l'île, qui est effectivement divisée depuis 1974, en tant que l'un des trois États garants de la République de Chypre, avec le Royaume-Uni et la Grèce. Dans ce contexte, les politiques et les initiatives préélectorales de la Turquie doivent être suivies de près. En outre, le partage actuel du pouvoir entre le parti nationaliste de droite UBP (Parti de l'unité nationale) et la tradition de Rauf (Raif) Denktaş, d'une part, et le parti républicain turc de gauche (CTP), qui prône une solution fédérale conforme au système international, d'autre part, sera également révélé lors de cette élection. C'est pourquoi l'élection présidentielle de 2025 en KKTC revêt une importance particulière et suscite un intérêt international.
Élections précédentes
Si l'on tient compte de la période de l'État fédéré turc de Chypre (KTFD) entre 1975 et 1983, un total de 10 élections présidentielles ont été organisées à ce jour dans la KKTC. Parmi ces élections, celles de 1995, 2015 et 2020 ont été décidées au second tour, tandis que le vainqueur a été déterminé au premier tour lors des sept autres élections.
Lors de la première élection présidentielle organisée en 1976, Raif (Raif) Denktaş, qui se présentait au nom du Parti de l'unité nationale (UBP) et qui est considéré comme un héros national des Chypriotes turcs, a été facilement élu président au premier tour, tandis qu'Ahmet Midhat Berberoğlu, le candidat du Parti républicain turc (CTP), et les candidats indépendants Dr Mustafa Şevki Lusignan et Dr Servet Sami Dedeçay se sont également distingués parmi les autres candidats participant à l'élection.
Lors de la deuxième élection présidentielle de 1981, Rauf Denktaş s'est présenté au nom de l'UBP, Özker Özgür au nom du CTP, Ziya Rızkı au nom du Parti du salut social (TKP), Hüsamettin Tanyar au nom du Parti démocratique populaire (DHP) et le candidat indépendant Dr Servet Sami Dedeçay. À l'issue du scrutin, Rauf Denktaş, soutenu par les kémalistes, les nationalistes et l'armée turque, a été élu dès le premier tour.
Lors des élections de 1985, premières élections présidentielles officielles organisées dans la KKTC créée en 1983, Rauf Denktaş, de l'UBP, a été réélu dès le premier tour avec un nombre élevé de voix. Les autres candidats qui ont participé à l'élection étaient Özker Özgür pour le CTP, Alpay Durduran pour le TKP, et les candidats indépendants Dr Servet Sami Dedeçay, Ayhan Kaymak et Arif Hasan Tahsin Desem.
Lors des élections de 1990, Rauf Denktaş, membre de l'UBP, a de nouveau été élu au premier tour, tandis qu'Alpay Durduran, du Nouveau Parti chypriote (YKP), et le candidat indépendant İsmail Bozkurt étaient les autres candidats à la présidence.
L'élection présidentielle de 1995 en KKTC est remarquable car c'est la première élection présidentielle à avoir donné lieu à un second tour. Lors de cette élection, le candidat indépendant Rauf Denktaş, qui a obtenu le plus grand nombre de voix au premier tour, et Derviş Eroğlu, membre de l'UBP, se sont qualifiés pour le second tour, où Denktaş a remporté une nouvelle victoire en battant Eroğlu. Les autres candidats qui ont participé au premier tour étaient : Özker Özgür pour le CTP, Mustafa Akıncı pour le TKP, Alpay Durduran pour le YKP, et les candidats indépendants Sami Güdenoğlu et Ayhan Kaymak.
Lors de l'élection présidentielle de 2000, le candidat indépendant Rauf Denktaş a été réélu, mais cette fois-ci, il a dû affronter le candidat de l'UBP, Derviş Eroğlu, au second tour. Cependant, Eroğlu s'est retiré de la course au second tour, et l'élection a été décidée dès le premier tour. Les autres candidats à l'élection étaient Mehmet Ali Talat pour le CTP, Mustafa Akıncı pour le TKP, Arif Hasan Tahsin Desem pour le Mouvement de l'Union patriotique, et les candidats indépendants Ayhan Kaymak, Turgut Afşaroğlu et Şener Levent.
Lors de l'élection présidentielle de 2005, Mehmet Ali Talat, élu au premier tour avec 55,59 % des voix au nom du CTP, est entré dans l'histoire comme le deuxième président de la KKTC. Lors de cette élection, Derviş Eroğlu, de l'UBP, n'a pas réussi à se qualifier pour le second tour, malgré les 22,73 % des voix qu'il a obtenues. Les autres candidats à l'élection étaient les suivants : Mustafa Şenol Arabacıoğlu, candidat du Parti démocratique (DP), qui a obtenu 13,22 % des voix ; Nuri Çevikel, candidat du Nouveau Parti (YP), qui a obtenu 4,79 % des voix ; Zeki Beşiktepeli, candidat indépendant, qui a obtenu 1,71 % des voix ; Hüseyin Angolemli, candidat du TKP, qui a obtenu 1,05 % des voix ; Zehra Cengiz, candidate du Parti socialiste chypriote (KSP), qui a obtenu 0,44 % des voix ; Arif Salih Kırdağ, candidat indépendant, qui a obtenu 0,31 % des voix ; et Ayhan Kaymak, candidat indépendant, qui a obtenu 0,17 % des voix.
Lors de l'élection présidentielle de 2010, Derviş Eroğlu, membre de l'UBP, a été élu troisième président de la KKTC avec 50,35 % des voix au premier tour, tandis que le candidat indépendant Mehmet Ali Talat a obtenu 42,87 % des voix. Parmi les autres candidats indépendants qui ont participé à l'élection, Tahsin Ertuğruloğlu a obtenu 3,81 % des voix, Zeki Beşiktepeli 1,61 %, Mustafa Kemal Tümkan 0,79 %, Arif Salih Kırdağ 0,43 % et Ayhan Kaymak 0,14 %.
L'élection présidentielle de 2015 en KKTC a été un autre exemple d'élection à deux tours. Au premier tour, les candidats ayant obtenu le plus grand nombre de voix étaient Derviş Eroğlu (28,15 %) du Parti de l'unité nationale (UBP), également soutenu par le Parti démocratique (DP) depuis l'extérieur, et le candidat indépendant Mustafa Akıncı (26,94 %), soutenu par le Parti de la démocratie socialiste (TDP) depuis l'extérieur. Eroğlu et Akıncı se sont donc qualifiés pour le second tour. Contre toute attente, le candidat socialiste Akıncı a été élu quatrième président de la KKTC avec 60,50 % des voix au second tour. Parmi les autres candidats de premier plan qui se sont présentés au premier tour figuraient la candidate du CTP, Sibel Siber, qui a obtenu 22,53 % des voix, et le candidat indépendant Kudret Özersay, qui a obtenu 21,25 % des voix. Quant aux candidats indépendants Arif Salih Kırdağ, Mustafa Onurer et Mustafa Ulaş, ils ont chacun obtenu moins de 1 % des voix.
La 10e élection présidentielle organisée en 2020 s'est également déroulée en deux tours, le candidat nationaliste de l'UBP, Ersin Tatar, remportant 51,69 % des voix au second tour contre Mustafa Akıncı, soutenu par les partis de gauche et partisan d'une solution fédérale pour l'île, ce qui a donné lieu à de vives polémiques avec le gouvernement turc pendant sa présidence. Malgré le soutien de la Turquie, le score élevé d'Akıncı est un indicateur important des réactions suscitées par l'impasse politique sur l'île. Parmi les autres candidats qui ont participé au premier tour de cette élection figuraient Tufan Erhürman, candidat du CTP, Erhan Arıklı, candidat du YDP (soutenu par les immigrants turcs), Fuat Çiner, candidat du MDP, et les candidats indépendants Serdar Denktaş (fils de Rauf Denktaş), Kudret Özersay, Alpan Uz, Mustafa Ulaş, Arif Salih Kırdağ et Ahmet Boran.
Élection présidentielle de la KKTC en 2025
La 11e élection présidentielle de la KKTC, dont le premier tour aura lieu le 19 octobre 2025, opposera comme d'habitude les candidats des deux partis traditionnels de centre-droit et de centre-gauche, l'UBP et le CTP. Le candidat de l'UBP et 5e président de la KKTC, Ersin Tatar, se prépare à l'élection avec confiance, soutenu par le nationalisme, ses liens étroits avec la Turquie et son sérieux dans l'exercice de ses fonctions. Au cours de ses cinq années de présidence, M. Tatar a agi en fonction des réalités de l'île et a remporté un succès diplomatique en faisant de la KKTC un membre observateur de l'Organisation des États turciques. Cependant, ce succès a été éclipsé par la contre-attaque de l'Union européenne, qui a conduit les États turcophones à établir des relations diplomatiques au niveau ambassadeur avec l'administration chypriote grecque (officiellement connue sous le nom de République de Chypre). De plus, en raison de la structure excessivement hétérogène et des problèmes économiques de l'île causés par l'afflux d'immigrants en provenance de Turquie, d'Afrique, du Moyen-Orient, ainsi que de Russie et d'Ukraine ces dernières années, certaines réactions se sont manifestées à l'encontre de Tatar en raison de l'augmentation du taux de criminalité.
Suite à l'échec des négociations de Crans-Montana en 2017, Tatar, avec le soutien de la Turquie, s'est entièrement tourné vers la thèse de la « solution à deux États ». Bien qu'il participe aux négociations sous l'égide des Nations unies (ONU), il insiste sur le fait que son existence doit d'abord être reconnue pour qu'une solution soit possible et fait donc obstacle dès le départ à toute solution fédérale. En tant que nationaliste chypriote turc, Tatar est sans aucun doute favorable à l'indépendance de la KKTC et même à son unification avec la Turquie. Cependant, Tatar, qui manœuvre parfois en fonction des réalités politiques, adopte essentiellement une position basée sur celle d'Ankara et peut parfois se montrer plus modéré. En mettant l'accent sur deux États et en exprimant son désir d'indépendance, Tatar sape également l'idée selon laquelle la Turquie est la partie qui fait obstacle à une solution dans les négociations sur Chypre, ce qui facilite la position d'Ankara. Les récents débats dans la politique intérieure de la KKTC (tels que l'interdiction du voile dans les écoles primaires) ont également montré que Tatar est plus proche du gouvernement conservateur d'Erdoğan en Turquie, ce qui met en avant le soutien possible d'Ankara à Tatar avant les élections. De plus, les relations étroites de Tatar avec le défunt homme d'affaires de premier plan Asil Nadir et son expérience dans le secteur des médias pourraient être des facteurs positifs pour attirer la base de droite et le grand public de la KKTC à soutenir Tatar. Cependant, les problèmes économiques croissants sur l'île et les réactions à l'égard du gouvernement autoritaire de Turquie constituent de sérieux inconvénients pour Tatar.
Tufan Erhürman, le candidat du CTP (Parti républicain turque), un parti de centre-gauche qui défend historiquement une solution fédérale mais s'oppose également à la politique conflictuelle menée par Mustafa Akıncı à l'égard de la Turquie, est un jeune homme politique bien connu depuis des années dans le monde politique de la KKTC et qui jouit de la confiance de la base de gauche. Contrairement à Akıncı, il n'a pas été déclaré « persona non grata » par Ankara. Ancien avocat, Erhürman est un homme politique équilibré et raisonnable qui soutient les négociations fédérales sur la question chypriote, mais souhaite le faire sans nuire aux relations avec la Turquie. Comme beaucoup de Chypriotes turcs, Erhürman est conscient qu'il est très difficile pour la KKTC d'être reconnue en raison des résolutions du Conseil de sécurité des Nations unies, et estime donc que l'impasse dans laquelle se trouve l'île ne peut être rompue qu'en prenant des mesures en faveur de la fédération. De nombreux jeunes Chypriotes turcs qui ont fait leurs études dans des pays occidentaux tels que le Royaume-Uni et les États-Unis partagent également ce point de vue. En raison des problèmes économiques qui se sont aggravés dans la KKTC ces dernières années, de l'augmentation de la criminalité et de la violence due à une migration intense, des réactions des Chypriotes turcs face à l'association de leur pays à des secteurs tels que les jeux d'argent, le sexe, la drogue, l'alcool et les paris illégaux, qui ne sont pas très populaires et ne sont pas considérés comme adaptés à la vie familiale, et surtout du fait que les jeunes Chypriotes turcs trouvent exagérées les attitudes ultranationalistes anti-chypriotes grecques des générations précédentes, Erhürman a de très bonnes chances de remporter les élections. Certains incidents regrettables survenus lors de la visite du président turc Recep Tayyip Erdoğan dans la KKTC ont également suscité des réactions parmi la population chypriote turque.
Outre ces deux candidats ambitieux, il convient également de mentionner le candidat indépendant et universitaire, le professeur Mehmet Hasgüler, qui serait également en lice pour les élections. M. Hasgüler, qui connaît bien la question chypriote, dispose de relations importantes en Turquie, notamment avec l'universitaire Kudret Özersay, qui s'est fait un nom pendant un certain temps. Cependant, il ne donne pas encore l'impression d'être un candidat susceptible de remporter un score élevé. En dehors de cela, ni le jeune et ambitieux homme politique Mehmet Harmancı, maire de la municipalité turque de Lefkoşa, ni l'ancien président Mustafa Akıncı, souvent cité dans la presse internationale, ne devraient participer à l'élection. Cela révèle un consensus de principe en faveur d'Erhürman au sein de la gauche politique de l'île. Par conséquent, contrairement à l'élection précédente, il est plus probable que cette élection se décide au premier tour.
Système électoral
Les élections présidentielles dans la KKTC sont organisées au suffrage direct et à bulletin secret. Tout citoyen âgé de plus de 18 ans a le droit de vote. Les élections présidentielles ont lieu tous les cinq ans. L'âge minimum pour se présenter à la présidence est de 35 ans. Dans la KKTC, un candidat doit obtenir la majorité simple (50 % plus une voix) des suffrages valablement exprimés pour être élu président. Si aucun des candidats n'obtient la majorité absolue, l'élection est répétée sept jours (une semaine) plus tard entre les deux candidats qui ont obtenu le plus grand nombre de voix. Cette fois-ci, le candidat qui obtient le plus grand nombre de voix et qui recueille plus de 50 % des suffrages est élu nouveau président. Dans ce cas, si aucun candidat n'atteint 50 % le 19 octobre, un second tour aura lieu le 26 octobre. Si Ersin Tatar l'emporte, il continuera à exercer ses fonctions en tant que cinquième président. Si Tufan Erhürman l'emporte, il deviendra le sixième président de la KKTC, après Rauf Denktaş, Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu, Mustafa Akıncı et Ersin Tatar.
Dans la KKTC, où un système semi-présidentiel similaire à celui de la France est en place, le président est le plus haut responsable exécutif, principalement chargé de la politique étrangère et des relations avec la Turquie. Cependant, le Premier ministre et le gouvernement jouent un rôle plus important dans la gestion active des autres questions du pays. Par conséquent, l'élection présidentielle n'est pas le seul indicateur des équilibres politiques en KKTC. Il convient également de noter que le gouvernement actuel, au pouvoir depuis 2022 sous la direction du Premier ministre Ünal Üstel, est composé d'une coalition de droite regroupant les partis UBP, DP et YDP.
Sondages actuels
Certains sondages réalisés en début d'année dans la KKTC révèlent clairement la structure polarisée du pays. En effet, la base de droite, qui prône une coopération étroite avec la Turquie et soutient généralement le président Recep Tayyip Erdoğan et le gouvernement turc, vote pour les candidats de l'UBP, tandis que la base de gauche, plus critique à l'égard de la Turquie et favorable à une fédération sur l'île, c'est-à-dire à l'unification avec les Grecs et à l'adhésion à l'UE, vote pour les candidats du CTP. Dans ce contexte, le sondage GENAR d'avril 2025 montre que Tatar devance Erhürman de peu, avec 37,9 % des voix contre 36 %. Cependant, ce sondage compte également de nombreux autres candidats. Selon ce même sondage, Erhan Arıklı recueille 7,1 % des voix (sa base vote essentiellement pour Tatar), Mehmet Harmancı recueille 7 % des voix (sa base vote essentiellement pour Erhürman), Kudret Özersay recueille 6,8 % des voix (sa base est divisée, mais votera majoritairement pour Tatar), Serdar Denktaş 4,6 % (sa base sera divisée en termes de comportement électoral, mais devrait pencher en faveur de Tatar) et Özdil Nami 0,6 % (sa base votera entièrement pour Erhürman). Si les votes pour ces candidats sont répartis de manière logique, l'opinion dominante est que Tatar remportera l'élection avec une légère avance.
Cependant, beaucoup de temps s'est écoulé depuis ce sondage d'avril, et l'équilibre des pouvoirs sur l'île a changé avec le début des campagnes électorales. En effet, Özgür Özel, le leader du CHP, le principal parti d'opposition de Turquie, qui semble bénéficier d'un fort soutien populaire, estime que Tufan Erhürman pourrait remporter les élections. À partir de là, les facteurs qui influenceront le résultat sont les suivants : l'impact des campagnes promotionnelles et des discours des candidats dans les médias locaux de la KKTC sur le public ; les promesses que les candidats et les responsables turcs feront aux électeurs de l'île, qui compte un électorat relativement restreint d'environ 200 000 personnes ; et, bien sûr, l'attitude des Chypriotes grecs, qui sont les autres propriétaires de l'île. Logiquement, les Grecs devraient soutenir Erhürman, qui prône une solution fédérale. Cependant, étant donné que certains Grecs fanatiques ne veulent pas vivre avec des Turcs musulmans, il se peut que certains Grecs souhaitent la victoire de Tatar, ce qui réduirait considérablement les chances d'une solution fédérale sur l'île. Alors que le Royaume-Uni (Angleterre), l'un des États garants, évite de prendre clairement parti sur ces questions, la Grèce, troisième État garant, soutiendra logiquement Erhürman et le CTP, qui sont favorables à la fédération. Sous l'influence de la Grèce et du sud de Chypre, si l'UE et les principaux États européens interviennent dans les élections, comme ils l'ont fait pendant la période du plan Annan au début des années 2000, les chances d'Erhürman augmenteront à nouveau. Cependant, en raison d'événements récents tels que la crise d'espionnage, la fermeture des points de passage sur l'île a même été discutée, de sorte que la position de la Turquie semble cette fois-ci plus influente que celle de l'UE.
Conclusion
En conclusion, l'élection présidentielle de 2025 en KKTC devrait être très disputée. La Turquie, qui possède l'une des économies et l'une des armées les plus puissantes au monde, peut sans aucun doute faire élire son candidat préféré si elle met tout son poids dans la balance. Cependant, Ankara évite traditionnellement d'être trop ouverte à ce sujet et exerce plutôt son influence par le biais d'une diplomatie officieuse et d'interventions subtiles. Dans ce contexte, l'élection devrait être très disputée, les deux candidats ayant chacun environ 50 % de chances de l'emporter.
Photo de couverture: Tufan Erhürman et Ersin Tatar
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ













.jpg)

