14 Şubat 2024 Çarşamba

Dünyanın En Popüler Siyasi Liderleri


Son birkaç on yılda yaşanan baş döndürücü teknolojik gelişmeler, 1990’ların başında Soğuk Savaş döneminin sona ererek küreselleşmenin hâkim olduğu yeni bir ekonomik ve siyasi düzenin başlaması ve Amerikalı ünlü siyaset bilimci Joseph S. Nye’ın geliştirdiği “yumuşak güç” (soft power) kavramı doğrultusunda devletlerin askeri güçlerinin yanında farklı yöntemlerle diğer ülke halkları ve topluluklar üzerinde etkili olma yöntemleri geliştirmeye çalıştıkları yakın dönemde, Devlet Başkanlarının ve yöneticilerinin tanınırlıkları, olumlu veya olumsuz şöhretleri ve karizmaları, siyaset ve diplomaside önemli bir konu olmaya başlamıştır.

Bu bağlamda, halklar, bilinçli veya bilinçsiz şekilde, farklı devletler, toplumlar veya sosyal gruplar üzerinde sempati uyandıran ve etki sağlayan liderlere yönelerek, ekonomik ve diplomatik rekabette ön sıralarda yer almaya gayret etmektedirler. Bu etkiye açık olan toplumlar/topluluklar/bireyler ise, sevdikleri/sempati duydukları siyasi liderler nedeniyle o ülkeye göç etmek ve turizm faaliyetleri için o ülkeyi tercih etmekten tutun, çocuklarına o ülkenin dilini öğretmek ve ticari işlemlerinde de o ülkenin markalarını tercih etmek gibi farklı arayışlara yönelebilmektedirler. Tam da bu nedenle, ülkelerin yumuşak gücü ve liderlerin popülaritesi ve etki alanının yaygın olması, çok stratejik bir mesele haline gelmektedir.

Aslında bu konu geçmişte de elitler düzeyinde etkili olabilmiştir. Somut bazı örnekler vermek gerekirse; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında eğitim-kültür hayatından başlayarak birçok alanda Fransa’nın yoğun etkisinin olması, aslında biraz da Cumhuriyet’in kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Fransızca bilmesi ve bu ülke kültürüne ve Fransız Devrimi’ne aşinalık duymasından kaynaklanmıştır.[1] Elbette Osmanlı döneminde yetişen Frankofon aydınların da bu süreçte etkisi olmasına karşın, o dönem karar alma mekanizmasında yer alan Atatürk’ün baskın kişiliği ve kült lider mertebesi düşünüldüğünde, ulu önderin tercihlerinin ne derece etkili olduğu anlaşılabilecektir. Keza 1980’lerde Türk siyasal hayatına yön veren merhum Cumhurbaşkanı ve Başbakan Turgut Özal’ın ABD (Amerika Birleşik Devletleri) hayranlığı ve dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush'la dostluğu, Washington’ın o yıllarda Türkiye üzerinde çok etkili olabilmesine ve Türkiye’nin de bu sıcak dostluk sayesinde istediklerini kolay elde edebilmesine zemin hazırlamıştır.[2] Bir diğer örnek ise, Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev’in aslen Rus olmasına karşın Ukrayna’ya duyduğu büyük sevgi nedeniyle Kırım’ı bu ülkeye bırakması hadisesidir.[3] Geçmişte yalnızca elitler (liderler ve kritik karar alıcılar) etkili olan bu faktör, günümüzde ise tüm topluluk ve bireyleri kapsayan girift bir hale gelmiştir.

Günümüzde, bu açıklamaya çalıştığım ve yumuşak gücün bir türevi kabul edilebilecek hayranlık veya sempati unsuru, Kanada Başbakanı Justin Trudeau örneğinde olduğu gibi sempatiklik/yakışıklılık ve kadınlar üzerindeki etki şeklinde olabildiği gibi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin örneğindeki gibi, saygı uyandıran ve hatta korku yaratan kişilik yapısı şeklinde farklı bir düzeyde de tezahür edebilmektedir.

Morning Consult

Günümüzde, siyasi liderlerin dünya çapındaki etkilerini ve destek/sempati düzeylerini ölçen en ciddi araştırmayı ABD merkezli bir ticari istihbarat şirketi olan Morning Consult yapmaktadır.[4]Global Leader Approval Rating Tracker” (Küresel Lider Onaylama Rating Takibi) adlı çalışma[5], birkaç yıldır düzenli olarak gerçekleştirilmekte ve sonuçları uluslararası kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Morning Consult’un 2023 yılı için gerçekleştirdiği en popüler siyasi lider araştırmasının sonuçları geçtiğimiz yılın Eylül ayında ilan edilmiştir. Türkiye gibi bazı ülkelerin dahil edilmediği çalışma sonucunda -ki 2024 yılından itibaren Türkiye ve Arjantin de çalışmaya dahil edilecektir[6]- Hindistan Başbakanı Narendra Modi, yüzde 76’lık rekor bir onayla dünyanın en beğenilen siyasi lideri olmayı başarmıştır.

2023 yılı sonuçları[7]

Hindistan Başbakanı Modi’yi, yüzde 60’lık destekle Meksika Devlet Başkanı AMLO (Andrés Manuel López Obrador) takip ederken, üçüncü sırada yüzde 53 onaylanma oranı ile Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, dördüncü sırada yüzde 52 destekle İsviçre İçişleri Bakanı Alain Berset ve beşinci sırada yüzde 50 destekle Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva yer almıştır. Avrupa ülkeleri arasında en popüler lider İtalya Başbakanı Giorgia Meloni (yüzde 46) olurken, Meloni’yi İspanya Başbakanı Pedro Sanchez (44) takip etmiştir. ABD Başkanı Joe Biden yüzde 40 onayla listede 8. sırada yer alırken, Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak yüzde 29 onayla 15., Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yüzde 26 destekle 16. olabilmişlerdir.

En popüler küresel lider Modi[8]

Bu tabloyu yorumlamak gerekirse; Türkiye’de neredeyse hiç tanınmayan/bilinmeyen ve Pakistan’a duyulan destek ve Hindu-Müslüman gerginliği nedeniyle pek de sevilmeyen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin küresel çapta çok destek bulduğunu ortaya koyan istisnai başarısı elbette en önemli ve çarpıcı sonuç olmakla birlikte -ki kendisi önceki yıl da yüzde 78 destekle ve açık farkla birinci sıradaydı[9]-, Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın, İtalya Başbakanı Meloni’nin ve İspanya Başbakanı Sanchez’in başarıları da dikkate değerdir. Biden’ın performansı kötü olmamakla birlikte, ABD gibi çok etkili bir ülkenin başarısı elbette daha yüksek olabilirdi. Ayrıca bu çalışmaya Rusya ve Çin gibi ülkelerin dahil edilmediğini de bu noktada hatırlatmakta fayda var. Ek olarak, YouGov’un ABD’de yaptığı çalışmalarda bu ülkedeki en popüler siyasetçinin halen eski Başkan Barack Obama olduğunu belirtmekte de fayda var. Obama dışında beğenilen siyasetçiler ise Arnold Schwarzenegger, Jimmy Carter, Bill Clinton, Bernie Sanders ve Joe Biden.[10] Yeniden Başkan seçilmesi beklenen Donald Trump ise listede daha alt sıralarda yer alıyor.

YouGov’a göre Amerikalıların en beğendiği siyasetçiler[11]

Bizim açımızdan ilginç bir husus ise, 2024’ten itibaren çalışmaya konu olacak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyada nasıl algılandığına dair çıkacak sonuç olacaktır. Zira şurası bir gerçektir ki, dünya Batı’dan ibaret değildir ve küresel güney adı verilen ülkelerin toplumlarında, Batı ile zıtlaşan liderlere (Putin, Erdoğan, Şi Cinping vs.) büyük destek verilebilmektedir. Bu nedenle, bu yıldan itibaren Türkiye’nin de dahil olduğu araştırmanın sonuçları merakla beklenmektedir. Erdoğan’ın özellikle İslam dünyasından aldığı destekle Morning Consult çalışmasında iyi bir skor yapması kimse için şaşırtıcı olmamalıdır.

Kapak fotoğrafı: https://www.jagranjosh.com/general-knowledge/list-of-top-global-leaders-2023-1680525787-1

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

[1] Bu konuda bir çalışma için, bakınız; Taner Aslan (2009), “Mustafa Kemal’de İnkılâp Düşüncesinin Oluşumu ve Gelişimi”, Erdem İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Sayı: 53, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://erdem.gov.tr/tam-metin/240/tur.

[2] Yıldız Yazıcıoğlu (2018), “‘Bush Dönemi Türk–Amerikan İlişkilerinin En Üst Düzeyde Olduğu Bir Dönemdi’”, VOA Türkçe, 01.12.2018, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.voaturkce.com/a/bush-donemi-turk-amerikan-iliskilerinin-en-ust-duzeyde-oldugu-bir-donemdi/4682764.html; Yıldıray Oğur (2018), “Merhaba George, nasılsın?”, 05.12.2018, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://serbestiyet.com/yazarlar/merhaba-george-nasilsin-7023/.

[3] TRT World (2022), “How Ukrainian-origin leaders dominated the Soviet Union”, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.trtworld.com/magazine/how-ukrainian-origin-leaders-dominated-the-soviet-union-53932.

[4] Şirketin web sitesi için, bakınız; Morning Consult, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://morningconsult.com/.

[5] Çalışmanın nedense Türkiye’den erişilemeyen sitesine https://pro.morningconsult.com/trackers/global-leader-approval adresinden ulaşılabilir.

[6] Bakınız; https://twitter.com/MorningConsult/status/1755280767796601008.

[7] Bakınız; https://twitter.com/MorningConsult/status/1701314690951872715. Detaylar için; DH (2023), “PM Modi emerges as most popular global leader again: Survey”, 09.09.2023, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.deccanherald.com/india/pm-modi-emerges-as-most-popular-global-leader-again-survey-2804108.

[8] DH (2023), “PM Modi emerges as most popular global leader again: Survey”, 09.09.2023, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.deccanherald.com/india/pm-modi-emerges-as-most-popular-global-leader-again-survey-2804108.

[9] Nicholas Kristof (2023), “He’s the World’s Most Popular Leader. Beware.”, The New York Times, 18.03.2023, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/2023/03/18/opinion/modi-india.html.

[10] YouGov US (2023), “The Most Popular Politicians (Q4 2023)”, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://today.yougov.com/ratings/politics/popularity/politicians/all.

[11] YouGov US (2023), “The Most Popular Politicians (Q4 2023)”, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://today.yougov.com/ratings/politics/popularity/politicians/all.


13 Şubat 2024 Salı

İslam Ülkelerinde Demokrasinin Durum


Giriş

Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti gibi alternatif başarılı modellerin ortaya çıkmasıyla biraz arka planda kalsa da, kuşkusuz, demokrasi, Batı eksenli insan medeniyeti ve modernleşmenin tarihsel süreçteki gelişiminde ortaya çıkmış en ileri ve başarılı yönetim biçimidir. Efsanevi eski İngiliz Başbakanı Winston Churchill’in veciz ifadesiyle, demokrasi berbat bir yönetim biçimi olmasına karşın, diğer tüm rejim tiplerinden daha iyidir.[1]

Bu yazıda, öncelikle demokrasinin Batı Siyaset Bilimi literatüründeki yaygın kabul gören tanımlara atıf yapılarak kavram açıklanacak, daha sonra demokrasilerin ve demokratikleşmenin kısa tarihçesine yer verilecek, son olarak da İslam ülkelerindeki demokratik rejimlerin durumları açıklanarak örneklendirilecektir.

Demokrasi Nedir, Ne Değildir?

Birçok farklı tanımı olsa da, demokrasiyi, kısaca ABD’nin efsanevi Başkanlarından Abraham Lincoln’ün meşhur tanımıyla, “halkın, halk tarafından halk için yönetimi” olarak açıklayabiliriz.[2][3] Bu tanımın önemli olmasının sebebi, demokrasinin üç unsuru olan temsil (halkın), katılım (halk tarafından) ve denetim (halk için) olgularına dikkat çekiyor olmasıdır.

Ancak demokrasinin unsurları ve prosedürleri netleştirilmedikçe, soyut bir “halkın halk tarafından yönetimi” tanımı, ünlü Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger’nin de belirttiği üzere aslında hiçbir şey söylememektir. Dahası, demokrasinin en önemli özelliği, -Aristo’nun da belirttiği gibi- halkın, devleti, halkın yararına olacak şekilde yönetmesi esasıdır (Aristo’nun siyasal rejimler tasnifindeki “politeia”-demokrasi ayrımı[4]).

Bilindiği üzere, genelde siyasal rejim, bir sosyal grupta yönetenlerle yönetilenler arasındaki ayrımın aldığı biçim olarak tanımlanmaktadır. Duverger, bu bağlamda rejimleri iki büyük grupta toplamaktadır. Bunlar[5];

1-) Yönetenlerin otoritesini yönetilenlerin özgürlüğü yararına sınırlayan liberal eğilim (la tendance liberale),

2-) Yönetenlerin otoritesini yönetilenlerin zararına güçlendiren otoriter eğilim (la tendance autoritaire).

Demokrasi, ideal anlamıyla “insanların sadece vicdanlarının sesini dinledikleri, yönetimin kişilerin rızasına dayandığı ve zorlamanın ortadan kalktığı bir sistem” olarak tanımlanır. Ancak uygulamada durum farklı olup, bizzat demokrasinin kendisi bir iktidar ve kişileri denetim altına alan bir otorite sistemidir. Klasik elit teorilerine (Pareto, Mosca) ve modern elit teorilerine (Schumpeter’in “rekabetçi elitizm” görüşü ya da Wright Mills’in teorisi) göre, demokrasi, aslında tamamen ulaşılması imkânsız bir idealdir. Nitekim Mills’e göre, modern Amerikan demokrasisinde aslında sistem üçlü bir iktidar odağı (askerler, işadamları, bürokrat ve siyasetçiler) tarafından yönlendirilmektedir. Sosyalist deneyimler sonrasında demokrasinin piyasa ekonomisinin varlığı olmadan imkânsız hale geleceği de öne sürülmüştür. Ancak piyasa mekanizmasının da birçok başka demokratik soruna kaynaklık ettiği görülebilmektedir.

Görüldüğü üzere, demokrasi terimi halk ve yönetim kelimelerinden meydana gelmektedir. Dolayısıyla halk kelimesi ile yönetim kelimesine verilecek anlama göre demokrasinin şekli değişecektir. Demokrasinin “olmazsa olmaz” (sine qua non) koşulları olarak ise şu özellikleri sayabiliriz:

1-) İktidara gelişin serbest rekabetçi seçimler yoluyla olması,

2-) İktidara gelenlerin muhalif rakiplerinin iktidara geliş yollarını tıkamaması ve muhalefetin olması,

3-) Seçimlerin belirli aralıklarla yapılması.

Amerikalı siyaset bilimci Robert Dahl’a göre, demokrasinin varlığı için, tüm vatandaşların;

1-) Tercihlerini ifade edebilmeleri,

2-) Bunları bireysel ve kolektif eylemle ortaya koyabilmeleri,

3-) Devletin bu tercihler arasında ayrım yapmaması gerekmektedir.

Demokrasi kavramı, Yunanca “demos” (halk) ve “kratos” (otorite-yönetim) kelimelerinden meydana gelir ve yönetim yetkisinin halkın elinde ve yetkisinde olmasını ifade eder. Ancak demokrasi sürekli gelişen, derinleşen bir yönetim biçimidir ve durağan değildir. Bu nedenle günümüz demokrasilerinin 8 temel unsuru olduğundan söz edilebilir.

1-) Bireye ve kişiliğine saygı: Demokrasi özgür bireye dayanmaktadır. Demokrasiler kişinin adam yerine konması esasına dayanır. Dolayısıyla birey en yüksek demokratik değerdir ve bireyin kişiliğine, fikirlerine saygı duyulması demokrasilerin en temel esasıdır.

2-) Bireysel özgürlük: Bireysel özgürlük kişilik potansiyelinin gerçekleşmesinin ana koşuludur. Eğer köleler gibi bizim hakkımızda başkaları karar verecekse hayat sıradanlaşıp anlamsızlaştığı gibi karakter gelişimi de mümkün olmaz. İnsanların temel amaçlarından birisi de hayatlarını zenginleştirmektir. Dolayısıyla bireye saygı duyulmasının yanında özgürlük sağlanması da gereklidir.

3-) Rasyonelliğe (Akılcılığa) inanç: Demokrasi ideali insanları akıl sahibi (rasyonel) varlıklar olarak görür. Demokrasinin işlemesiyle; bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda akılcı kararlar vererek en doğru seçimi yapacağına dair inanç demokrasinin temelinde vardır.

4-) Eşitlik: Bireysel özgürlük yanında diğer bir önemli demokratik ideal eşitliktir. Ancak eşitliğin farklı yorumları bulunmaktadır. Bazıları eşitliği daha dar olarak tanımlayarak yasalar önünde eşitlik ve genel oy ilkesiyle eş tutarken, kimileri çok daha kapsamlı ekonomik demokrasi olarak adlandırılabilecek uygulamaları savunurlar.

5-) Adalet: Demokrasiyle ilgili ve insanların bir arada yaşamalarını sağlayan diğer bir olgu ise adalet idealidir. Adalet demokrasilerde en temel konulardan biri olmasına rağmen, üzerinde henüz ortak bir tanıma ulaşılamamıştır. Liberaller yeteneğe ve üretime göre paylaşmayı önerirken, Marksistler ihtiyaca göre dağıtımı önerir ve buna göre adalet kurgularlar. Adaletin ilk ve en önemli aşaması kanun önünde eşitliktir. Sosyal demokratlar fırsat eşitliğine vurgu yaparlar.

6-) Yasal Yönetim: Keyfiliği önleyen bir hukuk devletinin varlığı demokrasinin temelindedir.

7-) Anayasacılık: Anayasasız demokrasiler olmaz. Devletin kurum ve kurallarının, demokratik hak ve ödevlerin bir anayasa ile netleştirilmesi ve güvence altına alınması zorunludur.

8-) Halk Yönetimi ve Çoğunluk İlkesi: Demokrasilerde azınlık hakları çok önemlidir ancak çoğunluğun iradesi seçimler yoluyla doğal olarak daha büyük önem kazanmaktadır.

Günümüz Batı demokrasilerinde karşımıza çıkan bazı temel unsurlar şöyle özetlenebilir;

1-) Siyasal demokrasilerde rejimin meşruluğu yönetenlerin belli sınırlar ve denetim mekanizmaları içerisinde istekleri yönünde hareket etmesinden kaynaklanır,

2-) Yönetenlerin meşruluğu, bunların yönetimde kalıp kalmayacaklarının belirli ve makul aralıklarla yapılan seçimlerle belirlenmesine bağlıdır,

3-) Yönetilenlerin siyasal sürece her düzeyde katılma hakkı ve özgürlüğü bulunmaktadır,

4-) Siyasete katılma, siyasal tercihleri şekillendirme ve bunları kamuoyuna duyurma, benimsetme, bu tercihleri benimseyen kadroları örgütleme, iktidar yarışına girmek gibi eylemlerin gerçekleşmesi için vatandaşların düşünce ve ifade, haberleşme, toplanma, örgütlenme özgürlüklerine sahip olması.

Alan Ball da aynı doğrultuda liberal demokrasinin özelliklerini şöyle sıralamıştır;

  • Birden fazla siyasal parti bulunması ve partilerin serbestçe rekabet edebilmesi,
  • Siyasal iktidar için rekabetin açık ve önceden kabul edilmiş prosedüre göre yapılması,
  • Siyasi iktidar pozisyonlarına girişin açık olması,
  • Geniş oy hakkına dayalı periyodik seçimlerin varlığı,
  • Sendikalar ve gönüllü kuruluşlar ile baskı gruplarının sıkı şekilde hükümet kontrolünde olmaması ve hükümet kararlarını etkileme imkânına sahip olması,
  • Düşünce, ifade ve din-vicdan özgürlüğünün varlığı ile keyfi tutuklama, gözaltı olmaması,
  • Bağımsız yargı,
  • Kitle iletişim araçlarının devlet tekelinde ya da sıkı denetiminde olmaması.

Yine Alan Ball’a göre, otoriter rejimlerin özellikleri ise şöyle özetlenebilir;

  • Açık siyasi rekabete önemli sınırlamalar vardır,
  • Tek biçimlilik yaratan total ideolojilerin varlığı,
  • Kişilere ait mahfuz alanın kabulü sorunludur,
  • Siyasi elit zaman zaman kaba güce başvurabilir,
  • Sivil alan ve özgürlükler zayıftır. Kitle iletişim araçları ile yargı bağımsızlığı sorunludur, iktidarın etkisine açıktır,
  • Yönetim ve kurallar halk yerine geleneksel siyasi elite dayanır. Rejimde sık sık krizler, çöküşler yaşanır,
  • Çoğulculuk yerine hâkim bir grup siyasal kontrolü elinde bulundurur.

Robert Dahl’ın poliarşi kavramsallaştırması[6]

Bir diğer önemli demokrasi kavramsallaştırması ise Amerikalı ünlü siyaset bilimci Robert Dahl tarafından yapılmıştır. Dahl’ın geliştirdiği “poliarşi” (polyarchy) kavramına göre, demokrasiler şu özelliklere haizdir;

  • Seçimle iş başına gelen yöneticiler,
  • Özgür ve hilesiz seçimler,
  • Herkese tahsis edilmiş oy hakkı,
  • Ofislere, kurumsal pozisyonlara herkesin ulaşma hakkı,
  • İfade özgürlüğü,
  • Özgür basın,
  • Kurumsal otonomi.

Demokrasinin temelinde özgürlük (hürriyet) kavramı vardır. Tarihsel olarak özgürlük öncelikle devlet müdahalesinin sınırlanması ve kişiye özel alanların dokunulmaz hale gelmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. İngiliz çağdaş filozof ve düşünür Isaiah Berlin’e göre, işte bu, kişinin dokunulmazlık alanlarının ortaya çıkışı negatif özgürlüğe örnektir. Birinci kuşak siyasal haklar daha çok negatif özgürlüklerle alakalıdır. Negatif özgürlükler çok önemli olsa da, özel alanda eşitsizliklerin devamına yol açabilir. Berlin’e göre, sosyal haklarının gelişimiyle beraber pozitif özgürlük adı verilen ve devlete bazı ödevler yükleyen haklar gelişti. Pozitif özgürlükler Berlin’e göre daha tehlikeliydi, zira devlet kendisine yüklenen ödevlerine yerine getirerek negatif özgürlük alanlarını kısıtlayan baskıcı yönetimler kurabilirdi. Bu anlamda, Berlin’e göre, devlet ne kadar küçük olursa o kadar faydalı idi. Ancak pozitif özgürlüklerin olmadığı bir ortamda da demokrasiler çökmeye açıktı. ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’e göre ise, insanlar özgürlükle ekmek arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldıklarında ekmeği seçerlerdi. Bu nedenle Avrupa’da demokrasilerin çökme sebebi halkın demokrasiyi sevmemesi değil, işsizlik, güvensizlik ve ekonomik sıkıntılardı. Bunun ortadan kalkması için pozitif özgürlüklerin varlığı yani sosyal bir devlete ihtiyaç vardı. Yani tarihsel süreç içerisinde, özgürlük kavramı başlarda devlet otoritesinden kaçış, onun sınırlanması olarak ortaya çıkmış, sonrasında ise devletin aktif olarak kişinin özgürlüğü, onurlu yaşamı için düzenlenmesi şeklinde kendini göstermiştir. Bugün hâlâ devletin ölçeği konusunda tartışmalar devam etmektedir. Neo-liberal bakış açısı devleti özgürlük lehinde sınırlandırırken, eşitsizlikleri de arttırmaktadır.

Demokrasilerin Kısa Tarihçesi

Robert Dahl, günümüze kadar gelen demokratik gelişme eğilimini iki döneme ayırmaktadır. İlk demokratik dönem, temelde kent ölçekli olup, sınırları kent devletinin küçük ölçeğiyle belirlenmiştir. İkinci demokratik dönem ise, esas itibariyle temsil anlayışına dayanmakta ve öncekinden farklı olarak daha geniş bir coğrafya ve nüfusa uygunluk arz etmektedir. Dolayısıyla, zaman içerisinde doğrudan temsilden yani direkt demokrasiden, geniş ölçekli temsili demokrasiye yani parlamenter sisteme geçilmiştir. Klasik demokrasiyi hukuki belgelerle açıklama çalışırsak şunlardan söz etmek yerinde olacaktır; Magna Carta (1215), Petition of Rights (1628), Habeas Corpus Act (1679), Bill of Rights (1689), İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1789).

Demokrasilerin var olabilmesi ve yaşayabilmesi için gerekli ön koşullar kısaca şöyle özetlenebilir:

1-) Merkezi otorite karşısında durabilecek bir ara sınıfın (ikincil grup) oluşması. Bu sınıf burjuvazidir ve sivil toplum alanını oluşturmaktadır.

2-) Yönetimin sınırlı ve kaynağının birey olması ve halk tarafından yönetimin gündeme gelmesi.

3-) Bireysel temsilin ifade edildiği yer olarak parlamentonun oluşması.

4-) Parlamentonun kent ötesinde ulus düzeyinde ortaya çıkmasıdır.

Demin sözünü ettiğimiz önemli beyanname ve metinlere baktığımızda;

1-) Merkezi otoritenin yetki ve gücü (erk) sınırlandırılmaktadır ve bu alan giderek genişlemektedir (bu süreç sırayla vergi koyma hakkının sınırlandırılması, ceza, güvenlik ve yargıç güvencesi olarak beliriyor).

2-) Merkezin sınırlandırılması bir kurum aracıyla sağlanmakta ve bu kurum parlamento olup temsil gündeme gelmektedir.

3-) Parlamento merkezin yönetiminde meşruluk sağlayıcı bir kurum olmaktadır.

Robert Dahl, Who Governs (1961) adlı klasik eserinde Amerika’daki plüralist modelin gelişmesinde üç dönemden söz eder:[7]

  • Birinci dönem, 1784-1842 yılları arasında yaşanmış ve daha çok aristokrat aileler ve İngiliz tipi iyi eğitimli kişilerin en üst sosyal basamaklarda yer aldıkları aşamadır.
  • İkinci dönem, 1842-1899 yılları arasında yaşanmış ve sınırlı oy ilkesiyle beraber yüksek vergi veren işadamı ve mali sektör çalışanlarının sistemde üst düzeyde yer aldıkları aşamadır.
  • Üçüncü dönem, 1950’lerden bu yana yaşanan ve daha çok bürokrat-uzman tipinin ön plana çıktığı aşamadır.

Bu noktada plüralist bakışın temel kriterleri şöyle açıklanabilir;

1-) Tek bir grup bir dizi konudan daha fazla alanda sistematik ve yaygın kontrol edinemez.

2-) Önemli gruplar arasında genel bir denge vardır ve birbirlerini karşılıklı dengelerler.

3-) Ekonomik güç siyasi güçten ayrıdır.

4-) Devlet tarafsız ve nötrdür. Yöneten sınıf yoktur.

5-) Hâkim ideoloji yoktur. Pek çok fikir vardır.

6-) Siyaset rekabet ve tercih sürecidir.

Demokratik gelişmeye farklı bakışlar ve açıklamalar getirilmiştir. Bunlardan birincisi, Macpherson’un ekonomik yaklaşımıdır. C. B. Macpherson’a göre, esasen üç tip demokrasi vardır. Bu farklılaşma ise temelde ekonomiyle ilgilidir. Bunlar; (1) liberal demokrasiler (piyasa ekonomileri), (2) liberal olmayan komünist halk demokrasileri (kumanda ekonomileri) ve (3) az gelişmiş ülke demokrasileridir (sağlıksız piyasa ekonomileri). İkinci açıklama, adalet ve hukuk temellidir. Bu teoriye göre, polis devletinden, kanun devletine ve hukuk devletine giden süreç demokratikleşmeyi meydana getirmektedir. Üçüncü bir açıklama ise Norberto Bobbio’nun pazarın denetlenmesiyle demokrasi teorisidir. Bobbio, demokrasiyi asgari anlamıyla şekil (prosedürel) ve bir hükümet biçimi olarak görür ve iki temel soru sorar;

  • Kim yönetiyor ve nasıl yönetiyor?
  • Kimin yöneteceğine kim karar veriyor ve hangi usullerle karar veriyor?

Bu sorular etrafında, Bobbio, 4 temel kriterden söz eder;

1-) Karar verme iktidarının çok sayıda kişiye tanınması,

2-) Kararların çoğunlukla alınması,

3-) Herhangi bir zorlama olmaksızın bireylerin farklı seçenekler arasında tercih yapmasına izin verilmesi,

4-) Ayrıca şiddete başvurmama, hoşgörü, kardeşlik gibi değerlerin toplumda yerleşmesi.

Bunları yapmak için, Bobbio’ya göre, kapitalizm ve demokrasi ayrıştırılmalı ve piyasa ekonomisinin eşitsiz bir düzen kurmasına engel olunmalıdır. Bir nevi “liberal sosyalizm” öneren Bobbio’ya göre, serbest pazar toplumu yok edilmemeli, fakat demokrasiyi yok eden olumsuz özellikleri törpülenmelidir. Bu sebeple aşırı bireycilik, egoizm, eşitsizlik gibi meselelerin üzerine gidilmeli ve daha çoğulcu ve toplumcu bir bakış açısı geliştirilmelidir.

Demokrasilerin atak yaptığı dönemler: Birinci Dünya Savaşı sonrası, İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Dekolonizasyon dönemi ve Komünizm’in düşüşe geçtiği dönemdir.[8]

Ünlü Karşılaştırmalı Politika uzmanı Samuel P. Huntington, The Third Wave (Üçüncü Dalga) adlı eserinde[9], dünya tarihinde üç büyük demokratikleşme dalgasından söz etmektedir. Birinci demokrasi dalgası, Amerikan ve Fransız Devrimleri ile başlamış; 1820’de ABD’de oy hakkının genişlemesiyle ilerlemiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından oluşan liberalizm atmosferinde, 1926’ya kadar 29 demokratik ülkenin kurulmasıyla son bulmuştur. 1920’lerin sonlarında oluşan Büyük Buhran’ın da etkisiyle başlayan otoriter rejim dalgası nedeniyle ise zamanla geriye dönüş başlamış ve bunun sonucunda 1942’de demokratik ülke sayısı 12’ye düşmüştür.

İkinci demokrasi dalgası, İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan dekolonizasyon dönemi ile ortaya çıkmış ve 1962’de 36 ülke demokratik rejim haline gelmiştir. 1960-1975 arası dönemde ise yeniden bir geriye dönüş yaşanmış ve demokratik ülke sayısı 30’a inmiştir.

1970’lerin sonlarında başlayan üçüncü demokrasi dalgası ile onlarca ülke daha demokrasiye geçmiş ve SSCB’nin yıkılması sonrası başladığı iddia edilebilecek olan 4. demokrasi dalgası veya 3. demokrasi dalgasının ikinci ayağı ile de demokrasi tüm eksikliklerine rağmen neredeyse alternatifsiz bir rejim haline gelmiştir. Ancak son 10 yılda birçok ülkede demokratikleşmede ciddi geriye gidişler olması da (örneğin Türkiye) söz konusudur. Buna karşın, günümüzde 192 ülkeden 120’sinin bir şekilde demokrasi uygulaması, demokratik rejimin ağır bastığını gösteren önemli bir veridir.

Amerikalı siyaset bilimci Phillips Shively’e göre, demokrasiye geçişin 4 önemli nedeni vardır:

1-) Otoriter rejimlerin yorgunluğu, bozulması ve kamuoyu desteğini kaybetmesi. Farklı sebepler demokrasiye geçişi tetiklemiştir. Arjantin’de İngiltere karşısında alınan askeri mağlubiyet (Falklands Savaşı) demokrasiye geçişi hızlandırırken, İspanya ve Portekiz’de ünlü diktatörlerin (Franco ve Salazar) ölmeleri, komünist ülkelerde ekonomik sıkıntılar bu süreci hızlandırmıştır.

2-) Demokratik olmayan rejimlerin değişmesi yönünde uluslararası baskı. İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Güney Afrika örneklerinde olduğu gibi demokrasiye geçişi dış baskılar da kolaylaştırabilir.

3-) Halkın fiziki güvenlik ile insan hakları ve onurunun korunması ve iktidarın kötüye kullanılmasının önlenmesi yönündeki isteği. Özellikle baskı rejimlerinde halkın birikmiş öfkesi demokrasiye geçişi kolaylaştırıyor.

4-) Ekonomik gelişme isteği. Komünist ülkelerde yaşanan stagflasyon ve Batı ülkelerindeki tüketim mallarının çekiciliği gibi faktörler piyasa ekonomisini ve demokrasiyi daha cazip hale getirmiştir. Piyasa ekonomisine dayalı demokratik rejimlerin ekonomik ve sosyal gelişmeyi kolaylaştırdığı iddia edilmektedir. Ancak güçlü bir sosyal devletin yokluğu durumunda bizzat bu sistemin kendisi bir eşitsizlik ve sosyal sorun yumağı haline gelebilmektedir.

Günümüzde demokratikleşme yönündeki gelişmelere en önemli katkılardan biri de toplumun iç yapısal gelişmeleri dışında uluslararası toplum ve hukuktan gelmektedir. (Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı vs.)

İslam Dünyasında Demokrasi

İslam dünyasında, özellikle de Ortadoğu’da uygulanan yönetim modellerini tasnif etmek gerekirse;

  1. Laik otoriter (askeri yönetim, askerle iç içe geçen seküler milliyetçi partiler (Baas) veya kudretli seküler bir yönetici merkezli) yönetimler,
  2. İslam soslu demokratik rejimler,
  3. İslami esaslar ve hatta radikal İslam ideolojisi temelinde kurulan otoriter/totaliter yönetimlerden söz edilebilir.

Bu rejimleri örneklendirmek gerekirse; Türkiye’de kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk ve tek parti dönemi, Azerbaycan ve diğer Kafkasya/Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Arap dünyasındaki Baas partileri ve Mısır ve benzeri ülkelerde görülen askeri yönetimler özleri itibariyle laik otoriter modele uymaktadır. Buna karşın, Türkiye’de 1950’de çok partili siyasal hayata geçilmesiyle birlikte Demokrat Parti iktidarıyla başlayan ve günümüzde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti ile devam eden popülist İslamcı partilerin önde olduğu seçimli demokrasi ve rekabetçi otoriter sistemler, yine ülkelerde uygulanan İslam soslu ve özgür demokratik seçimlerin yapılabildiği rejimler, ikinci modele daha yakın ve uygundur. Devlet yönetiminin tamamen dine dayandırıldığı ve özgürlüğün en alt seviyelerde olduğu devletler ise, Afganistan ve İran İslam Cumhuriyeti gibi otoriter/totaliter rejimlerdir.

İslam dünyasının demokratikleşmemesi konusunda farklı görüşler olmakla birlikte, bu konuda son yıllarda ortaya atılan en özgün ve ilginç görüş, ABD’de yaşayan Türk akademisyen Ahmet T. Kuru’nun geliştirdiği ulema-siyaset ittifakı ve geçmişte görece özerk ve özgür olan ulemanın (İslam din bilginleri ve din adamları) bağımsız olamamasının İslam dünyasını geri bıraktırdığı tezidir.[10] Klasik Batılı modernist ve Oryantalist paradigmada ise, İslam dini, geri kalmışlığın bizatihi sebebi olarak vurgulanmaktadır. Bu görüş, yakın tarihte de İslamofobi akımı sayesinde yeniden güçlenmeye başlamıştır. İslam dünyasına baktığımızda ise, bilhassa anti-emperyalist ve Üçüncü Dünyacı yaklaşımlarda, Müslüman toplumların Batı/Hıristiyan devletlerce tarihsel süreçte sömürülerek geri bıraktırıldığı ve günümüzde de Ortadoğu coğrafyasının İsrail’e verilen ölçüsüz destek gibi politikalarla karıştırılarak, İslam ülkelerinin demokratikleşmesine izin verilmediği görüşü entelektüeller arasında yaygın kabul görmektedir.

Günümüzde, bu konudaki en önemli otoriterlerden kabul edilen Amerikan menşeli Freedom House kuruluşuna göre, İslam dünyasında (Müslümanların çoğunlukta olduğu 50 bilinen ülke baz alınmıştır) tam demokrasi adedi 0 (free), yarı-demokratik rejimlerin sayısı 21 (partly free) ve demokrasi olmayan rejimlerin adedi 29’dur.[11] Bu ülkeler şunlardır:

Kısmen özgür/demokratik (partly free) devletler ve puanları şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Senegal (68)
  2. Arnavutluk (67)
  3. Sierra Leone (63)
  4. Kosova (60)
  5. Endonezya (58)
  6. Tunus (56)
  7. Malezya (53)
  8. Bosna Hersek (52)
  9. Nijer (51)
  10. Gambiya (48)
  11. Somaliland (44)
  12. Gine-Bissau (43)
  13. Lübnan (43)
  14. Nijerya (43)
  15. Komorlar (42)
  16. Maldivler (41)
  17. Bangladeş (40)
  18. Kuveyt (37)
  19. Fas (37)
  20. Pakistan (37)
  21. Moritanya (36)

Özgür olmayan (not free) ülkeler ve puanları ise şöyledir:

  1. Ürdün (33)
  2. Cezayir (32)
  3. Türkiye (32)
  4. Burkina Faso (30)
  5. Gine (30)
  6. Irak (29)
  7. Mali (29)
  8. Brunei (28)
  9. Kırgızistan (27)
  10. Katar (25)
  11. Cibuti (24)
  12. Umman (24)
  13. Kazakistan (23)
  14. Birleşik Arap Emirlikleri (18)
  15. Mısır (18)
  16. Çad (15)
  17. Bahreyn (12)
  18. İran (12)
  19. Özbekistan (12)
  20. Libya (10)
  21. Sudan (10)
  22. Azerbaycan (9)
  23. Yemen (9)
  24. Afganistan (8)
  25. Somali (8)
  26. Suudi Arabistan (8)
  27. Tacikistan (7)
  28. Türkmenistan (2)
  29. Suriye (1)

Elbette Freedom House verileri tartışmaya açıktır. Yani söz gelimi Kuveyt’in Türkiye’den daha özgür ve demokratik bir ülke olduğunu iddia edebilmek bizce hayli zordur. Benzer şekilde, Azerbaycan'ın en az özgür Müslüman devletlerinden birisi olarak gösterilmesi de gerçekçi bir yaklaşım değildir. Buna karşın, bazı temel değerler açısından yaklaşıldığında, İslam dünyasında halen bir tane bile gerçek demokrasinin olmadığı ve demokrasiyi kısmen uygulayabilen ülkelerin de çoğunlukla eski sömürgeler olduğu (ağırlıkla İngiltere veya Fransa) olduğu görülmektedir. Bu anlamda, sömürgeciliğin bu ülkeleri geride bıraktırmasının yanında, demokratikleşme nüvesini oluşturduğu görüşü de iddia edilebilir. Buna karşın, yakın zamana kadar en başarılı demokrasi kabul edilen Türkiye örneği, hiç sömürgeleştirilmemiş bir Müslüman toplumunun da ne kadar ilerleyebileceğini göstermesi açısından manidar ve önemlidir. İlerleyen yıllarda, Türkiye’nin yeniden demokrasiye dönmesi ve İslam dünyasına bu konuda liderlik etmesi de bizce gayet olası bir senaryodur.

Bir diğer ilginç saptama ise laiklik konusunda yapılabilir. Türkiye’deki genel ön kabul laiklik olmadan demokratik bir rejimin kurulamayacağı olmasına karşın, ilginçtir ki, aslında laik rejimlerin bazıları (Türk Cumhuriyetleri) en otoriter/totaliter yönetimlerdir. Laik rejimler arasında demokrasiye yaklaşabilen Senegal, Arnavutluk, Sierra Leone, Bosna Hersek, Kosova ve kısmen Türkiye gibi rejimler olsa da, İslami rejimler (devletin resmi dininin İslam olduğu ve devlet yönetiminde kısmen İslami usullere yer verilen sistemler arasında da demokrasi olmayı kısmen başarmış Pakistan, Bangladeş ve Tunus gibi örnekler mevcuttur. Lakin şurası kesindir ki, devlet sisteminin tamamen dine dayandığı rejimlerin özgür olma ihtimalleri (Afganistan, İran vs.) hayli düşüktür.

Sonuç

Demokrasiyi tarihsel deneyim sonucunda ortaya çıkmış doğru bir rejim kabul eder ve yukarıda açıklanan verilerden yola çıkarsak, bizce en iyi formül, İslam’ın kültürel esaslarıyla yaşatıldığı, ama devletin tamamen din eksenine oturtulmadığı Müslüman demokrasi modelinin geliştirilmesidir. Bu, elbette uzun ve sancılı bir süreç olacaktır. Ancak laik otoriter modele dönüş, bizce akıntıya karşı su çekmek anlamına gelebilir. Zira Çin’in otoriter sistemde gösterdiği başarı, tamamen bu ülkenin kendisine özgü ve diğer toplumlardan çok farklı kültürel yapısıyla alakalıdır. Oysa İslam toplumlarının birçoğu, Batı dünyası ile daha entegredir ve o ülkelerdeki gelişmelerden daha yoğun etkilenmektedirler. Bu nedenle, izlenmesi gereken yol, kontrollü ve akılcı demokrasiye geçiş planlamasıdır. Demokratik Avrupa ülkelerinde Müslüman toplumların bu yönetim biçimine uyum sağlamakta hiçbir sorun yaşamamaları da bu açıdan cesaretlendirici somut bir örnektir. Bu bağlamda İslam ülkelerinde demokratikleşmeyi teşvik edebilecek en etkili yöntem ise, öncelikle insanların temel ihtiyaçlarını giderecek canlı, verimli ve üretken bir ekonominin inşa edilmesi ve dini radikalizm hareketlerinin çeşitli yöntemlerle (dünyevileşmeyi teşvik eden) zayıflatılmasıdır. Bu konuda başarılı tarihsel deneyimler ise, Arap Baharı sürecinde Tunus'ta 2011-2020 döneminde etkili olan siyasal yaklaşım ve Türkiye'de AK Parti iktidarının 2002-2010 döneminde uyguladığı politikalardır. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Kapak fotoğrafı: https://www.e-ir.info/2015/01/07/what-is-islamic-democracy-the-three-cs-of-islamic-governance/

KAYNAKÇA

[1] Orijinal ifade şöyledir; “Democracy is the worst form of government, except for all the others.” Bakınız; International Churchill Society, “Quotes: The Worst Form of Government”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://winstonchurchill.org/resources/quotes/the-worst-form-of-government/.

[2] Bu bölüm Aytekin Yılmaz’ın Modern Demokrasi Gelişimi ve Sorunları kitabından alınan özet geliştirilerek oluşturulmuştur. Bakınız; Aytekin Yılmaz (2000), Modern Demokrasi Gelişimi ve Sorunları, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.

[3] Orijinal tanım şöyledir; “Of the people, by the people, for the people.” Bakınız; Council of Europe, “Democracy”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://www.coe.int/en/web/compass/democracy.

[4] Lokman Şahin, “Siyasetin İşleyiş Yöntemi ve Düzeni: Siyasal Rejim ve Sistemler”, Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, Ünite 4, Erişim Tarihi: 12.03.2024, Erişim Adresi: https://adm.ataaof.edu.tr/pdf.aspx?du=pliuXMMzRTzMa0hPG%201LMA==#:~:text=Aristoteles%20bu%20tasnifinde%20siyasal%20rejimleri,-demokrasi”%20şeklinde%20tasnif%20etmiştir, s. 4.

[5] Detaylar için bakınız; Maurice Duverger (1965), “La structure des gouvernements”, L’Etude de la société, 8. Bölüm: “L’organisation politique”, Québec: Les Presses de l’Université Laval, ss. 315-327.

[6] Thomas Zittel, “Polyarchy”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://www.researchgate.net/figure/Robert-Dahls-model-of-Polyarchy_fig1_48666054.

[7] Robert Dahl (1961), Who Governs? Democracy and Power in the American City, Yale University Press.

[8] Wikipedia, “Waves of Democracy”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Waves_of_democracy.

[9] Samuel Huntington (1993), The Third Wave: Democratization in the Late 20th Century, University of Oklahoma Press.

[10] Detaylar için, bakınız; Ahmet T. Kuru (2019), Islam, Authoritarianism, and Underdevelopment: A Global and Historical Comparison, Cambridge: Cambridge University Press.

[11] Freedom House, “Countries and Territories”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://freedomhouse.org/countries/freedom-world/scores.

7 Şubat 2024 Çarşamba

2024 Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Seçimi


Giriş

Türkiye’nin son yıllarda en yakın ilişkiler geliştirdiği devlet olan Azerbaycan Cumhuriyeti’nde, halk, bugün (7 Şubat 2024), ülke tarihindeki 9. Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gidecektir. Dost ve kardeş bir ülke olan Azerbaycan, ülkemizde “tek millet, iki devlet” sloganıyla büyük bir desteğe ve güçlü bir lobiye sahiptir. 9. Cumhurbaşkanımız merhum Süleyman Demirel ile dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev döneminde temelleri atılan Türk-Azeri dayanışması, ilerleyen yıllarda 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Haydar Aliyev’in oğlu İlham Aliyev arasında kurulan karşılıklı güven ve dostluğa dayalı yakın iş birliği sayesinde daha da derinleşmiştir. Nitekim Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki topraklarını kurtarmasına vesile olan 2020 Eylül-Kasım tarihli 44 Gün Savaşı veya İkinci Dağlık Karabağ Savaşı ve sonrasında yaşanan 2023 yılı sonlarındaki Karabağ tahliyesi -ki hiçbir can kaybına neden olmayan barışçıl bir süreçtir-, Türkiye’de de kamuoyunda büyük ölçüde destek bulmuştur. Bu yazıda, 2024 Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimi analiz edilecektir. Ancak bunun öncesinde, Azerbaycan’ın tarihi, mevcut durumu ve önceki Cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında da bilgi verilmesi planlanmıştır.

Azerbaycan: Yokluktan Zafere Bir Başarı Hikâyesi

Azerbaycan’ın modern tarihi, Birinci Dünya Savaşı sonlarında 1918 yılında Türklerin ilk laik ve demokratik devleti olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla başlar. 28 Mayıs 1918-28 Nisan 1920 tarihleri arasında yaşayan ve Mehmed Emin Resulzade tarafından kurulan bu devlet, daha sonra Kızıl Ordu’nun işgali ve Azerbaycan’ın Sovyet kontrolüne girmesiyle yıkılmış ve Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. Azerbaycan SSC döneminde Anadolu Türklüğü ile Azerbaycan ve Kafkas Türklüğü arasındaki bağlar koparılmış ve Türkiye-Azerbaycan ilişkileri büyük bir gerileme göstermiştir.[1] 1990-1991 döneminde ise, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını müteakiben Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuştur. 30 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyeti’ni 9 Kasım 1991’de tanıyan ilk devlet Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.[2] Büyük ekonomik ve siyasi zorluklar içerisinde kurulan Azerbaycan, 1988-1994 sürecinde Karabağ Savaşı’nda Ermenistan karşısında varlık gösterememiş ve topraklarının önemli bir bölümünün işgal edilmesine engel olamamıştır.

Ancak bu zorluklar içerisinde geçen ilk yılların ardından, Azerbaycan, Haydar Aliyev döneminden itibaren istikrarlı bir siyasi yönetim kurmayı başarmış ve artan enerji (petrol ve doğalgaz) gelirlerini fırsata çevirerek, ordusunu modernleştirmeye ve geliştirmeye başlamıştır. İçeride demokratik özgürlükler anlamında pek aşama yapamayan Azerbaycan, buna karşın halkı arasındaki güçlü milliyetçilik bağları ve Türkiye, Rusya, İsrail, ABD ve İngiltere gibi ülkelerle kurulan stratejik bağlar sayesinde güçlenmeye başlamış ve 2020’lere gelindiğinde dengeleri kendisinin lehine değiştirmeyi başaracak seviyeye erişmiştir. Azerbaycan'ın bu başarısında, İlham Aliyev döneminde Batı-Rusya ikileminde oluşturulan denge politikasının da pozitif rolünden söz edilebilir. 

Haydar Aliyev[3]

Azerbaycan’ın günümüze kadar görev yapan Cumhurbaşkanları ise şu değerli kişilerdir:

  1. Ayaz Mutallibov (1991-1992),
  2. Ebulfez Elçibey (1992-1993),
  3. Haydar Aliyev (1993-2003),
  4. İlham Aliyev (2003-).

Azerbaycan’ın Mevcut Göstergeleri

Azerbaycan, günümüzde 10,4 milyon nüfusu olan gelişmiş bir Kafkasya devletidir. Azerbaycan nüfusunun yaklaşık yüzde 92’si Türk/Azeri kökenlidir ve ülkede büyük bir etnik azınlık yoktur.[4] Benzer şekilde, nüfusun yüzde 97’si Müslümandır (neredeyse tamamen Şii) ve ülkede yüzde 2,6’lık Hıristiyan ve az sayıda Yahudi nüfus bulunmaktadır.[5] Azerbaycan, 86.600 kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyada 114. sırada yer alan görece küçük bir devlettir.[6] Bu bağlamda, milliyetçilik ve militarizmin güçlü olduğu Azerbaycan’ın ilerleyen yıllarda yayılmacı politikalara yönelmesi bence ihtimal dahilindedir. Benzer şekilde, güçlenen Azerbaycan’ın ekonomisini geliştirmek için çok sayıda yeni vatandaşa da ihtiyacı bulunmaktadır.

Azerbaycan haritası[7]

Azerbaycan anayasasına göre, Azerbaycan devleti demokratik, laik ve üniter bir Cumhuriyet’tir. Azerbaycan yönetiminde kuvvetler ayrılığı prensibi benimsenmiş olup, yasama yetkisi Milli Meclis’e, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’na, yargı yetkisi ise bağımsız mahkemelere aittir.[8] Ülkede, 66 rayon (vilayet) ve bir özerk Cumhuriyetten (Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti) oluşan özel bir idari yapılanma mevcuttur. Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanı tarafından atanmakta ve Milli Meclis (MM) tarafından onaylanmaktadır. Tek kamaralı bir parlamento olan Azerbaycan Milli Meclisi’nde 125 üye bulunmakta olup, milletvekilleri 5 yıl süreyle seçilmektedirler. Ülkedeki kartelci veya hâkim parti sisteminin ana unsuru, milliyetçi-devletçi çizgideki Yeni Azerbaycan Partisi veya kısaca YAP’tır[9]. Ülkenin başkenti ise 2,2 milyonluk Bakü şehridir.

Bunların yanı sıra, Azerbaycan, 77-78 milyar dolarlık toplam gayrisafi milli hasıla (GDP) oranıyla[10] dünyanın en büyük 82. ekonomisidir. Yıllık 7.500 dolarlık kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla düzeyiyle ise, Bakü, dünyada 90. sıradadır.[11] Azerbaycan ekonomisinde yüzde 51,7’lik payla sanayi/endüstri ilk sırada yer alırken, yüzde 42,1 ile hizmetler ikinci, yüzde 6,2 pay ile tarım üçüncü sırada yer almaktadır.[12] Döviz rezervleri toplam 53,2 milyar dolar düzeyinde olan Azerbaycan’ın en önemli dış ticaret ortakları; Rusya, İtalya, Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti’dir.[13] Azerbaycan’ın en önemli dış ticaret metaları ise; ham petrol ve türevleri, doğalgaz, gıda ürünleri, plastik ve mamulleridir.[14] Azerbaycan, Birleşmiş Milletler’in hazırladığı UNDP İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde 91. sıradadır.[15] Global Firepower sitesinin 2024 yılı askeri güç sıralamasına göre ise, Azerbaycan Ordusu, dünyada 59. sırada yer almaktadır.[16]

Azerbaycan, Birleşmiş Milletler’in yanında, AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), Türk Devletleri Teşkilatı, Avrupa Konseyi, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), GUAM Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Bağlantısızlar Hareketi gibi önemli uluslararası platformlara üye ve uluslararası ilişkiler açısından aktif bir devlettir.[17] Azerbaycan'ın en yakın müttefiki Türkiye olup, Rusya ile de stratejik ilişkiler söz konusudur. Ayrıca son yıllarda İsrail'le geliştirilen yakın stratejik ilişkiler ve rejim farklılıkları nedeniyle İran'la ilişkilerin rekabet düzeyine geçmesi gibi çeşitli konular Bakü'nün gündemindedir.

Azerbaycan, 2023 yılı Freedom House verilerine göre, -ne yazık ki- 9/100 puanla otoriter (özgür olmayan/not free) rejim kategorisinde olan bir devlettir.[18] Lakin yıllardır işgal altındaki topraklarını kurtarma mücadelesi veren Azerbaycan’da, geçtiğimiz yıllarda öncelik askeri/güvenlik meselelerini çözmek (Karabağ’ı kurtarmak) ve Azerbaycan üzerinde etkili olan Rusya Federasyonu’nda da güçlü adam/otoriter yönetim modeli hâkim olduğu (Vladimir Putin etkisi) için, bu durum anlaşılabilir bir hâl almaktadır. Günümüzde ise, İkinci Karabağ Savaşı’nı kazanarak Karabağ kahramanı olan İlham Aliyev’in demokratik meşruiyetin ötesine taşan büyük popülaritesi ve yine Rusya etkisinden söz etmek gerekmektedir. Bu etkiyi küçümsememek gerekir; nitekim son yıllarda Moskova ile yakın ilişkiler tesis eden yılların demokrasisi Türkiye’de bile demokratik rejimde ciddi gerilemeler yaşanmaktadır. Bu bağlamda, bilindiği üzere coğrafya kaderdir ve Doğu toplumlarında baskın olan siyasi kültür; devletçi, tek adam veya bürokratik (askeri veya sivil ağırlıklı) otoriter yönetim modelidir.

Amerikalı Karşılaştırmalı Politika uzmanları Valerie J. Bunce ve Sharon L. Wolchik, 2012 tarihli Cambridge University Press basımı eserleri Defeating Authoritarian Leaders in Postcommunist Countries’de, Azerbayban’ı Ermenistan ve Beyaz Rusya (Belarus) ile birlikte değerlendirmiş ve demokrasiye geçiş bağlamında başarısızlığın nedenlerini araştırmışlardır.[19] Yazarlara göre, komünizmin çökmesinin ardından görece liberal bir dönem yaşayan Azerbaycan, Karabağ Sorunu’nun toplumda yarattığı öfkenin de etkisiyle zaman içerisinde daha otoriter bir yönetime sürüklenmiş ve Haydar Aliyev döneminde otoriter yönetim kurumsallaşmaya başlamıştır. Baba Aliyev, oluşturduğu petrol ve doğalgaz gelirlerine dayalı patronaj sistemi ve rantiye devlet modeliyle başarılı olmuş ve Azerbaycan Ordusu’nun modernleşmesi de işte bu dönemde başlamıştır. Oğul İlham Aliyev ise, babası gibi ekonomik gelirleri ve devlet mekanizmasını kullanarak gücünü konsolide etmiş ve aile bağları ve bölgesel ilişkileri (hemşehrilik ağları) de kullanarak güçlü bir liderlik zemini oluşturmuştur. Aliyev, ayrıca ekonomide de iyi bir performans göstererek ülkesini geliştirince, ilk yıllarda oldukça zayıf olan liderliği zamanla güçlenmeye ve kök salmaya başlamıştır.[20] Aliyev’in asıl başarısı ise, hiç şüphesiz, 2020 yılındaki İkinci Karabağ Savaşı ile olmuş ve Dağlık Karabağ'da işgal altındaki topraklarını kurtaran oğul Aliyev, ülkede büyük bir kahraman haline gelmiştir.

Azerbaycan’ın Önceki Seçimleri

Azerbaycan’da bugüne kadar 8 Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmıştır. 1991 yılındaki ilk seçimleri, tek aday olarak seçime giren ve Komünist Parti adına yarışan Ayaz Mutallibov yüzde 98,5 oyla kazanmış ve ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olmuştur. 1992 yılındaki ilk özgür ve demokratik seçimlerde ise, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi adayı Ebulfez Elçibey, Demokratik Entelijansiya Birliği adayı Nizami Süleymanov karşısında yüzde 61 civarında oyla zafer kazanarak Azerbaycan’ın ikinci Cumhurbaşkanı olmuştur. 1993 yılındaki üçüncü Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) adayı Haydar Aliyev, Vahit Azerbaycan Partisi adayı Karrar Abilov karşısında yüzde 98,9’luk ezici üstünlükle seçilerek ülkenin üçüncü Cumhurbaşkanı olmuştur. 1998 yılındaki dördüncü seçimde, Aliyev, Azerbaycan Millî İstiklâl Partisi adayı İtibar Mammadov karşısında yüzde 77,6’lık oyla yeniden seçilmeyi başarmıştır. 2003 yılındaki beşinci Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Aliyev’in yerine geçen oğlu İlham Aliyev, Müsavat Partisi adayı İsa Kamber karşısında yüzde 75,38’lik oyla rahat bir zafer kazanmıştır. 2008 yılındaki altıncı seçimde, oğul Aliyev, Azerbaycan Ümit Partisi adayı İkbal Ağazade karşısında yüzde 88,73 oyla bir kez daha seçilmiştir. 2013 yılındaki yedinci seçimde, Aliyev, Demokratik Kuvvetlerin Millî Şurası adayı Cemil Hasanlı’yı da yüzde 85,54 oyla rahatlıkla geçerek bir kez daha Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 2018 yılındaki sekizinci ve bir önceki seçimde ise, bağımsız aday Zahid Oruç karşısında yüzde 86 oyu aşan Aliyev, yine rahat bir üstünlük kurmuştur. Nitekim 2024 yılında düzenlenecek dokuzuncu seçimde de, mevcut Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in ezici bir galibiyet elde etmesi beklenmektedir. Tabii ki, ülkedeki hâkim (kartel) parti sistemi gereği, seçimlerin yüzde yüz eşit ve özgür koşullarda yapılmadığını da bu noktada hatırlatmak gerekir.

2024 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Analizi

2024 Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçiminde 6 aday yarışmaktadır. Bunlar arasında elbette tek ciddi ve önemli aday mevcut Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’dir (1961-). Seçim öncesinde yapılan bazı anketlere göre, Aliyev, bu seçimi yüzde 97’lik rekor bir oyla kazanacaktır.[21] Ancak Aliyev’in zaferi kesin olsa da, seçimde yarışacak diğer adaylara da bakmakta fayda vardır.

Anketlerde yüzde 1’in üzerine çıkmayı başarabilen tek aday olan Zahid Oruç, 1972 doğumlu bir siyasetçidir. Azerbaycan Milli Meclisi 2., 3., 4., 5. ve 6. dönem milletvekili olan Oruç, ayrıca 2019’dan beri Sosyal Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı’dır.[22] Oruç, seçimde bağımsız aday olarak yarışmaktadır.

Zahid Oruç[23]

Diğer adaylardan Büyük Kuruluş Partisi adayı Fazıl Mustafa, Milli Cephe Partisi adayı Razi Nurullayev, Bütün Azerbaycan Halk Cephesi Partisi adayı Kudret Hasanguliyev, Büyük Azerbaycan Partisi adayı Elşad Musayev ve bağımsız aday Fuad Aliyev gibi isimlerin ise seçimde hiçbir şansları bulunmamaktadır. Zira Azerbaycan’da hem sistem lideri ve iktidarı koruyan yapıdadır, hem de Aliyev’in liderliği ve karizması -hele ki Karabağ zaferi sonrasında- toplumca kabullenilmiş ve toplumdaki mevcut siyasal kültüre de uygundur. “Galip Halkın Galip Lideri” sloganıyla Devlet Başkanlığında beşinci dönemine saatler kalan Aliyev[24], bu nedenle artık Azerbaycan’la özdeşleşmiş bir isimdir. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, ülkede kısmen toplumsal bir tabanı olan Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, Klasik Halk Cephesi Partisi ve Müsavat Partisi gibi önemli siyasi partiler, eşit olmayan yarışma koşulları nedeniyle seçimi boykot etmektedirler.[25] Zaten Batı ülkelerinin basın-yayın organları da, Aliyev’i bir "otokrat" olarak nitelendirmekte ve eleştirmektedirler.[26]

İlham Aliyev[27]

Önceden 5 yıl olan Cumhurbaşkanlığı süresini 2016 yılında yapılan anayasa referandumuyla 7 yıla çıkaran İlham Aliyev, normalde 2025 yılında yapılması gereken seçimi ani bir hamleyle 2024 yılı başına çekmiştir. Aliyev, bu şekilde Dağlık Karabağ’ın tam kontrolünü sağladıktan sonra, işler iyi durumdayken seçimi yapmak ve halk desteğini tazelemek istemiştir.[28] Friedrich Ebert Vakfı’nın Gürcistan’ın başkenti Tiflis’teki Güney Kafkasya Bürosu Müdürü Marcel Röthig, Aliyev’in seçimi erkene çekmesinin aslında ilerleyen yıllarda yaşanabilecek ekonomik ve siyasi zorluklardan kaynaklandığını ve rejimin o kadar da güçlü olmadığını düşünmektedir.[29] Röthig’e göre, "düşman Ermenistan" ve toprakları işgal edilen "mağdur Azerbaycan" imajı olmadan, Bakü’deki liderlik, halktan gelen yeni talepler karşısında zorlanmaya başlayacağının bilincinde olarak, seçimi erken bir tarihe almak istemiştir.[30] Bağımsız siyasal gözlemci Ferhat Mammadov ise, Aliyev’in Karabağ zaferi sayesinde popülaritesinin taban yaptığını ve gücünün zirvesinde olduğunu söyleyerek, rahat bir zafere işaret etmektedir.[31]

2024 Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında temel bilgiler[32]

Seçimin kazananı belli olsa da, en ilginç husus, işgalden kurtarılan bölgelerde de (Şuşa, Hankendi, Hocalı, Hocavend, Ağdere, Ağdam, Cebrayıl, Fuzuli, Zengilan, Gubadlı, Laçın ve Kelbecer) yıllar sonra sandıkların kurulması olmuştur.[33] Buna ek olarak, 6.300’den fazla sandıkta yaklaşık 6,5 milyon seçmenin oy kullanacağı 2024 Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, yurtdışında yaşayan Azerbaycan vatandaşları için de tam 37 farklı ülkede 49 sandık kurulmuş durumdadır.[34]

Sonuç

Sonuç olarak, otoriter bir siyasal kültür ve sistemin olduğu Azerbaycan’da, Rusya nüfuzu ve mevcut siyasi liderliğin otoriter eğilimleri ve başarısının da etkisiyle, hâkim parti sistemi ve mevcut otoriter yapının güçleneceği bir seçimi öngörmek doğru olacaktır. Ancak Karabağ Sorunu artık çözüldüğü için, Azerbaycan’da otoriter yönetimin işi gerçekten de ilerleyen yıllarda zorlaşabilir. Bunun sebebi, ekonomi geliştikçe insanların beklentilerinin artması ve otoriter yönetime dayanak gerekçe yapılan işgalin artık bitmiş olmasıdır. Bu ortamda ise, Bakü, yayılmacı eğilimlere yönelebilecek bir devlet olma riskiyle karşılaşabilir ki, mevcut liderlik, bu nedenle muhalefetin daha radikal milliyetçi ve Rusya karşıtı olmasından güç alarak kendi konumunu sağlamlaştıracağı bir siyasi düzen kurmak isteyebilir. Azerbaycan'ın geleceğinde bir diğer kritik unsur ise İsrail-İran denkleminde üstleneceği roller olacaktır. Biz ise, Türkiye olarak, Azerbaycan halkının kararına her türlü şekilde saygı gösterecek ve ikili ve bölgesel ilişkileri barışçıl düzeyde geliştirmek için gayret edeceğiz.

Kapak fotoğrafı: https://www.aljazeera.com/news/2023/12/7/azerbaijans-aliyev-calls-snap-presidential-elections-for-february

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

[1] Detaylar için, bakınız; Hakan Sezgin Erkan & Damla Sevimli & Sina Kısacık (2015), Türkiye'nin Komşuları Cilt 1: XV. Yüzyıldan XXI. Yüzyıla Türkiye - Azerbaycan İlişkileri ve Azerbaycan'ın Sosyal, Ekonomik, Kültürel Değişimi, İstanbul: Kanes Yayınları.

[2] Ozan Örmeci (2019), “Türkiye-Azerbaycan Müttefikliğinin Önündeki Fırsat ve Engeller”, Uluslararası Politika Akademisi, 05.02.2019, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2019/02/05/turkiye-azerbaycan-muttefikliginin-onundeki-firsat-ve-engeller/.

[3] Vikipedi, “Haydar Aliyev”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Haydar_Aliyev.

[4] World Factbook (2024), “Azerbaijan”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/azerbaijan/#people-and-society.

[5] A.g.e.

[6] Worldometers, “Largest Countries in the World (by area)”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.worldometers.info/geography/largest-countries-in-the-world/.

[7] Nazım Mustafa (2019), “NAHÇIVAN İLE AZERBAYCAN’I BİRBİRİNDEN AYIRMAK ÜZERE TERTİPLENEN ZENGEZUR’UN ERMENİSTAN’A KATILMA SÜRECİ - 11.12.2019 BLOG NO : 2019 / 69”, AVİM, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://avim.org.tr/Blog/NAHCIVAN-ILE-AZERBAYCAN-I-BIRBIRINDEN-AYIRMAK-UZERE-TERTIPLENEN-ZENGEZUR-UN-ERMENISTAN-A-KATILMA-SURECI-11-12-2019.

[8] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Azerbaycan'ın Siyasi Görünümü”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.mfa.gov.tr/azerbaycan-siyasi-gorunumu.tr.mfa.

[9] Web sitesi için, bakınız; http://www.yap.org.az/az/.

[10] IMF (2023), “Download World Economic Outlook database: October 2023”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database/2023/October/weo-report?c=512,914,612,171,614,311,213,911,314,193,122,912,313,419,513,316,913,124,339,638,514,218,963,616,223,516,918,748,618,624,522,622,156,626,628,228,924,233,632,636,634,238,662,960,423,935,128,611,321,243,248,469,253,642,643,939,734,644,819,172,132,646,648,915,134,652,174,328,258,656,654,336,263,268,532,944,176,534,536,429,433,178,436,136,343,158,439,916,664,826,542,967,443,917,544,941,446,666,668,672,946,137,546,674,676,548,556,678,181,867,682,684,273,868,921,948,943,686,688,518,728,836,558,138,196,278,692,694,962,142,449,564,565,283,853,288,293,566,964,182,359,453,968,922,714,862,135,716,456,722,942,718,724,576,936,961,813,726,199,733,184,524,361,362,364,732,366,144,146,463,528,923,738,578,537,742,866,369,744,186,925,869,746,926,466,112,111,298,927,846,299,582,487,474,754,698,&s=NGDPD,&sy=2021&ey=2028&ssm=0&scsm=1&scc=0&ssd=1&ssc=0&sic=0&sort=country&ds=.&br=1.

[11] IMF (2023), “Download World Economic Outlook database: October 2023”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database/2023/October/weo-report?c=512,914,612,171,614,311,213,911,314,193,122,912,313,419,513,316,913,124,339,638,514,218,963,616,223,516,918,748,618,624,522,622,156,626,628,228,924,233,632,636,634,238,662,960,423,935,128,611,321,243,248,469,253,642,643,939,734,644,819,172,132,646,648,915,134,652,174,328,258,656,654,336,263,268,532,944,176,534,536,429,433,178,436,136,343,158,439,916,664,826,542,967,443,917,544,941,446,666,668,672,946,137,546,674,676,548,556,678,181,867,682,684,273,868,921,948,943,686,688,518,728,836,558,138,196,278,692,694,962,142,449,564,565,283,853,288,293,566,964,182,359,453,968,922,714,862,135,716,456,722,942,718,724,576,936,961,813,726,199,733,184,524,361,362,364,732,366,144,146,463,528,923,738,578,537,742,866,369,744,186,925,869,746,926,466,112,111,298,927,846,299,582,487,474,754,698,&s=NGDPDPC,&sy=2021&ey=2028&ssm=0&scsm=1&scc=0&ssd=1&ssc=0&sic=0&sort=country&ds=.&br=1.

[12] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Azerbaycan'ın Ekonomisi”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.mfa.gov.tr/azerbaycan-ekonomisi.tr.mfa.

[13] A.g.e.

[14] A.g.e.

[15] UNDP (2021), “Human Development Insights”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://hdr.undp.org/data-center/country-insights#/ranks.

[16] Global Firepower (2024), “2024 Military Strength Ranking”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.globalfirepower.com/countries-listing.php.

[17] Azerbaijan.az, “Azerbaijan in International Arena: General Information”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://azerbaijan.az/en/information/806.

[18] Freedom House (2023), “Azerbaijan”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://freedomhouse.org/country/azerbaijan/freedom-world/2023.

[19] Valerie J. Bunce & Sharon L. Wolchik (2012), “7 - Failed Cases: Azerbaijan, Armenia, and Belarus”, içinde Defeating Authoritarian Leaders in Postcommunist Countries, Cambridge University Press, ss. 177-212.

[20] Ozan Örmeci (2021), “Valerie Bunce ve Sharon Wolchik’in ‘Defeating Authoritarian Leaders in Postcommunist Countries’ Eserlerinde Azerbaycan”, Uluslararası Politika Akademisi, 17.09.2021, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2021/09/17/valerie-bunce-ve-sharon-wolchikten-defeating-authoritarian-leaders-in-postcommunist-countries/.

[21] Oxu.az (2024), “ABŞ təşkilatı Azərbaycanda prezident seçkisi ərəfəsində rəy sorğusu keçirib – FOTO”, 02.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://oxu.az/politics/833764.

[22] Vikipedi, “Zahid Oruç”, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Zahid_Oru%C3%A7.

[23] A.g.e.

[24] BBC News Türkçe (2024), “Azerbaycan sandık başında: İlham Aliyev 'Galip Halkın Galip Lideri' sloganıyla beşinci dönemine hazırlanıyor”, 07.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/c6pvwnyleq1o.

[25] DW Türkçe (2024), “Aliyev erken seçimlerle iktidarını perçinleme niyetinde”, 06.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/aliyev-erken-se%C3%A7imlerle-iktidar%C4%B1n%C4%B1-per%C3%A7inleme-niyetinde/a-68183052.

[26] Euronews (2024), “Azerbaycan'da 7 Şubat'ta yapılacak seçimlerle ilgili neler biliniyor?”, 06.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://tr.euronews.com/2024/02/06/azerbaycanda-7-subatta-yapilacak-secimlerle-ilgili-neler-biliniyor.

[27] DW Türkçe (2024), “Aliyev erken seçimlerle iktidarını perçinleme niyetinde”, 06.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/aliyev-erken-se%C3%A7imlerle-iktidar%C4%B1n%C4%B1-per%C3%A7inleme-niyetinde/a-68183052.

[28] AP (2024), “Azerbaijan holds snap presidential vote as Aliyev rides support from retaking of Karabakh”, 07.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://apnews.com/article/azerbaijan-election-ilham-aliyev-39a3b0811de492afdcc96e2f17b6f797.

[29] DW Türkçe (2024), “Aliyev erken seçimlerle iktidarını perçinleme niyetinde”, 06.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/aliyev-erken-se%C3%A7imlerle-iktidar%C4%B1n%C4%B1-per%C3%A7inleme-niyetinde/a-68183052.

[30] A.g.e.

[31] AlJazeera (2024), “Azerbaijan’s Aliyev calls snap presidential elections for February”, 07.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.aljazeera.com/news/2023/12/7/azerbaijans-aliyev-calls-snap-presidential-elections-for-february.

[32] Ruslan Rehimov (2024), “Azerbaycan yarın sandık başına gidecek”, AA, 06.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/azerbaycan-yarin-sandik-basina-gidecek/3128818.

[33] Ruslan Rehimov (2024), “Azerbaycan, cumhurbaşkanı seçimine hazırlanıyor”, AA, 05.02.2024, Erişim Tarihi: 07.02.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/azerbaycan-cumhurbaskani-secimine-hazirlaniyor/3128043.

[34] A.g.e.