10 Eylül 2020 Perşembe

Cenk Sidar'la 2020 ABD Başkanlık Seçimleri ve Türk-Amerikan İlişkileri Mülakatı

 

Doç. Dr. Ozan Örmeci, ABD'de yaşayan strateji danışmanı Cenk Sidar'la 2020 ABD Başkanlık seçimleri, ABD siyaseti ve Türk-Amerikan ilişkileri konulu bir mülakat yaptı. Aşağıdaki kayıttan bu mülakatı izleyebilirsiniz.




Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği (2009-2010)

 

Giriş

Birleşmiş Milletler’in 51 kurucu üye devletinden biri olan ve daha önce 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve 1961 yılında Polonya ile paylaştığı bir yıllık yarı dönemde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olarak yer alan Türkiye[1], 17 Ekim 2008 tarihinde, 63. BM Genel Kurulu’nda, 2009-2010 döneminde Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için Batı Avrupa ve Diğer Devletler Grubu’ndan (WEOG) aday olmuş ve birinci turda 192 devletin 151’inin oyunu alarak, gerekli olan üçte iki çoğunluğun (128) çok üzerinde bir destekle bu makama seçilmiştir.[2] Her ne kadar BM Güvenlik Konseyi geçici üyelerinin (BM Güvenlik Konseyi’nin 10 geçici üyesi bulunmakta ve ikişer sene için seçilmektedirler) daimi 5 üye (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) gibi veto hakları bulunmasa da, bu makama seçilebilmek, bir devlet açısından, dış politikasında doğru yolda olduğunu ve dünyadaki desteğinin yüksek olduğunu göstermesi bakımından önemli bir gösterge kabul edilebilir. Dahası, bu makama gelen devletin, hele ki bu devlet Türkiye gibi BM Güvenlik Konseyi üyelerinin tartışmalı konularda (örneğin Kıbrıs Sorunu) pek de sıcak yaklaşmadıkları bir ülke ise, kendi tezlerini daimi üyelere daha iyi anlatabilme fırsatı bulunmaktadır.

Oylama sonrası Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Türkiye delegasyonu

29 Ağustos 2007-1 Mayıs 2009 tarihleri arasında görev yapan Ali Babacan’ın Dışişleri Bakanlığı, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemde gerçekleşen bu başarı, sonraki dönemlerde yine aday olan Türkiye’nin bu başarıya ulaşamadığı da düşünüldüğünde[3], oldukça önemli ve dikkatle incelenmesi gereken bir hadisedir. Bu yazıda, öncelikle 2008 yılında Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ne nasıl seçildiğini analiz edecek, daha sonra bu başarı ardından verilen tepkileri özetleyecek, son olarak da Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği döneminde (2009-2010) katıldığı oylamalara değineceğim. Türkiye’nin “Dünya 5’ten Büyüktür” söylemi doğrultusunda giderek Birleşmiş Milletler düzenine duyduğu güveni kaybettiği ve revizyonist bir anlayış benimsediği bir ortamda, bu dönemi incelemenin Türk Dış Politikası açısından son derece gerekli olacağını düşünüyorum.

1. Türkiye 2008’de Nasıl Başardı?

Türkiye’de 2002 yılında sürpriz bir şekilde iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP veya AK Parti), İslamcı kökleri olan ve Milli Görüş geleneğinden[4] yetişmiş Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener gibi siyasetçilerce kurulması nedeniyle, Türkiye’deki yerleşik düzen veya müesses nizamla (bilhassa Türk Silahlı Kuvvetleri) iktidarının ilk gününden itibaren gergin ilişkiler içerisinde olmuştur. Bu doğrultuda, AK Parti, dış politikayı, -ilk yıllarında- hem ordu vesayeti ve olası askeri darbelere karşı kendisini güvence altına almak, hem de uluslararası meşruiyetini sağlamlaştırmak için ustalıkla kullanmıştır. O yıllarda Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’e dış politika danışmanlığı yapan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun benimsediği “ritmik diplomasi” ve “komşularla sıfır sorun” gibi kavramlar temelinde dünyaya açılmak ve herkesle iyi geçinmek için azami gayret göstermek stratejisini benimseyen Ankara, hakikaten de dış politikada daha önce eşi benzeri görülmemiş bir aktivizm içerisine girmiş; Türkiye’nin bu dönemde açılan dış temsilcilikler sayısında çok hızlı bir artış yaşanmış ve özellikle Afrika ülkeleri başta olmak üzere en az gelişmiş ülkelere yönelik yardım programlarıyla bu ülkelerin BM oylamalarında Türkiye’ye destek vermeleri sağlanmıştır.[5] Türkiye’nin bu dönemdeki bir diğer başarılı stratejisi ise, birçok uluslararası sorun konusunda (İran nükleer programı konusunda yaşanan ABD-İran gerginliği, İsrail-Filistin Sorunu, Rusya-Gürcistan ilişkileri, Hindistan-Pakistan arasında yaşanan Keşmir Sorunu vs.) tarafsız ve adil arabulucu rolünü üstlenmeye çalışması ve herkesle konuşabilen diplomatik yükselen güç haline gelmesiydi. Türkiye’nin bu rolü o dönemde o kadar kabul görmüştür ki, Golan Tepeleri nedeniyle son derece gergin olan İsrail-Suriye ilişkilerinde bile iki taraftan da Türkiye’nin arabuluculuğuna destek verilmiştir.[6] Hatta Ankara, daha sonra ABD tarafından kabul görmese de, Brezilya ile birlikte, İran’ı, o dönemde nükleer programını sınırlandırmayı kabul eden bir uluslararası anlaşmaya bile ikna etmeyi başarmıştır.[7] Dahası, o yıllarda Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Abdullah Gül (2003-2007) ve Ali Babacan (2007-2009), 2006-2008 döneminde BM Güvenlik Konseyi’ne geçici üye seçilmeyi stratejik bir hedef olarak belirleyen Erdoğan hükümetinin talimatlarına uygun olarak, 150’yi aşkın ülkeden mevkidaşlarıyla yoğun görüşmeler içerisinde olmuşlardır.[8] Türkiye’nin Yunanistan ve Ermenistan gibi tarihsel düşmanı olarak görülen ülkelerle yakınlaşma sürecine devam etmesi, Haiti’den Lübnan’a kadar birçok farklı bölge ve ülkede BM Barış Gücü kapsamında önemli sorumluluklar üstlenmesi ve İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakı girişimine[9] öncülük etmesi de Ankara’nın olumlu imajı ve dış politikadaki yüksek prestijine büyük katkı sağlamıştır.[10]

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, o yıllarda Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politika danışmanıydı

AK Parti hükümetinin bu dönemdeki üstün çabasını yorumlayan Prof. Dr. Berdal Aral, Insight Turkey dergisi için 2009 yılında yazdığı İngilizce bir makalede, bu bağlamda 6 unsuru öne çıkarmıştır. Bunlar:[11]

  1. AK Parti’nin önceki Cumhuriyet hükümetlerinden daha farklı ölçek ve vizyonda, İslam medeniyetinin liderliğine dayalı bir dış politika anlayışının olması,
  2. AK Parti’nin zengin, fakir, Batı-Doğu ayrımı yapmaksızın tüm devletlerle yapıcı ilişkiler geliştirebilmesi,
  3. AK Parti’nin dış politikada Türkiye’yi -Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki- gibi bir “merkez ülke” olarak konumlandırması ve uluslararası sorunlarda sorumluluk almak istemesi,
  4. Uluslararası politikada prestij ve etkisini arttırmak isteyen AK Parti hükümetinin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini bu uğurda faydalı görmesi,
  5. Ankara’nın Doğu-Batı ve İslam-Hıristiyan medeniyetleri arasındaki sorunların çözülmesi konusunda BM’nin ve BM Güvenlik Konseyi’nin işlevsel olabileceğine dair inancı,
  6. Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinde umutlar devam ettiği için, AB’ye kendisinin ne kadar önemli bir uluslararası diplomatik güç olduğunu göstermek istemesidir.

2. Başarı Sonrasında Verilen Tepkiler

Türkiye’nin 48 yıl aradan sonra BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinin ardından, dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan, bu başarının Türkiye’nin 5 yıldır sürdürdüğü yoğun çabaların sonucu olduğunu açıklamış ve bu doğrultuda Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı ile Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde gösterdikleri yoğun faaliyetleri ve muhataplarıyla yaptıkları temaslarda bu konuyu sürekli hatırlatmalarını övmüştür.[12] Babacan, “BM Güvenlik Konseyi’nde nasıl bir Türkiye göreceğiz?” sorusunu ise şöyle yanıtlamıştır: “Türkiye Güvenlik Konseyi’ne kendi özgün bakış açısını getirecektir. Kendi bağımsız, ancak gittikçe dünyanın takdirini kazanan dış politika perspektifini mutlaka getirecektir. Konsey’in önüne gelen sorunlara bakacak olursak; Afrika, Ortadoğu, Balkanlar gibi zaten Türkiye'nin üzerinde yoğun emek sarf ettiği, aşina olduğu konular. Özellikle Afrika ile alakalı çalışmalarımızı son yıllarda yoğunlaştırmış olmamız bize önemli avantajlar kazandıracak. Çünkü Afrika’yı daha iyi anlamaya başlayan bir ülke olarak oturacağız orada. Afrika’da 15 tane yeni Büyükelçilik açma kararı almıştık, o süreç devam ediyor. Şu anda TİKA 37 Afrika ülkesinde etkin. Bu süreç bize çok önemli özellikler kazandırdı. Türkiye, Güvenlik Konseyi seçimleri vesilesiyle şimdiye kadar çok irtibatta olmadığı sayısız ülkeyle temasa geçmiş oldu. Pek çok sayıda ülkeyle diplomatik ilişkilerimizi son 5 yıl içinde kurduk. Türkiye’nin dış politika ufku çok daha genişlemiş oldu. Kuşkusuz tüm bu temaslar, bağlantılar Güvenlik Konseyi görevi süresince bize büyük kazanımlar sağlayacaktır.”[13] Ali Babacan, ayrıca Kıbrıs Sorunu konusunda dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a destek açıklamış ve sorunun çözümü konusunda ılımlı mesajlar vermiştir.[14] Babacan, bunun yanı sıra, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barışı sağlamak için Ermenistan’a yönelik bir açılım süreci başlattıklarını da vurgulayarak, bundan sonra New York’ta BM Güvenlik Konseyi’nde çalışacak ekiplerini güçlendireceklerini ifade etmiştir.[15]

Dönemin yıldız isimleri Ali Babacan ve Abdullah Gül

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Türkiye’nin bu başarısı nedeniyle görevde olan tüm kişilere teşekkür ederken, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüne uygun bir dış politika anlayışıyla hareket ettiklerinin ve bu sayede diğer devletler nezdinde sevgi ve saygı yaratmayı başardıklarının altını çizmiştir. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise, seçim sonucundan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, bunun dış politikadaki başarılarının taçlanması olduğunu söylemiş ve “Türkiye'nin tercih edilmesi uluslararası toplumun ülkemize olan itimadının bir göstergesidir” şeklinde konuşmuştur.[16] Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal ve Genel Başkanı Yardımcısı Onur Öymen de bu netice nedeniyle hükümeti tebrik eden açıklamalar yapmışlardır.[17] Bu netice, o dönemde iç kamuoyunda yoğun siyasi polemikler nedeniyle fazla gündem yaratmasa da, Türk Dış Politikası tarihine önemli bir başarı ve iftiharlık bir olay olarak geçmiştir. Oylama, Türkiye’de AK Parti hükümetinin özgüvenini de iyice yükseltmiş ve dış politikada daha aktif ve atak bir anlayış benimsenmesi yönünde olumlu görüşler doğmasına neden olmuştur.

3. Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyesi Olarak Performansı (2009-2010)

Bu bölümde, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ne 2009-2010 döneminde geçici üye seçildikten sonra katıldığı oylamalardan -siyasi/diplomatik açıdan çıkarımlar yapılmasına olanak tanıyan- önemli olanları incelenecektir.

3.1. 2009 Yılı Kararları

8 Ocak 2009 tarihli Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olarak yer aldığı ilk oylamada (1860 nolu BM kararı), oylamaya katılmayan ABD dışında 14 üye ülke (4 daimi üye ve Türkiye, Avusturya, Burkina Faso, Kosta Rika, Hırvatistan, Japonya, Libya, Meksika, Uganda, Vietnam gibi geçici üyeler), İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesi ve ateşkes ilan edilmesi lehinde oy kullanmışlardır.[18] Bu şekilde, Türkiye, İsrail-Filistin Sorunu konusundaki barış yanlısı ve uluslararası hukuka uygun düşen diplomatik pozisyonunu bir kez daha teyit etmiştir.

1861 nolu Orta Afrika ve Çad’da BM misyonunun (MINURCAT) görev süresinin uzatılmasına yönelik Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olarak yer aldığı ikinci oylamada ise, üye 15 ülkenin tamamı hazır bulunmuş ve Türkiye de lehte oy kullanmıştır.[19] Bu gibi BM Misyonlarının kurulması ya da görev sürelerinin uzatılmasıyla ilişkili konularda, Türkiye’nin, Konsey’in geçici üyesi olarak görev yaptığı iki yıllık dönemde, BM’nin meşruiyetine ve misyonlarına daima destek çıktığı görülmüştür. Bunlara somut örnek vermek gerekirse; 1864 nolu BM Nepal Misyonu UNMIN’in görev süresinin uzatılması[20], 1865 nolu BM Fildişi Sahili Misyonu UNOCI’nin görev süresinin uzatılması[21], 1866 nolu BM Gürcistan Gözlemci Misyonu UNOMIG’in görev süresinin uzatılması[22], 1867 nolu BM Timor-Leste Misyonu UNMIT’in görev süresinin uzatılması[23], 1868 nolu BM Afganistan Misyonu UNAMA’nın görev süresinin uzatılması[24], 1870 nolu BM Sudan Misyonu UNMIS’in görev süresinin uzatılması[25], 1871 nolu BM Batı Sahra Referandum Misyonu MINURSO’nun görev süresinin uzatılması[26] ve 1890 nolu Afganistan Barış Gücü ISAF’ın görev süresinin uzatılması[27] gibi daha birçok kararda Türkiye’nin bu tavrı görülebilir. Ancak Ankara, 1873 ve 1898 nolu BM Kıbrıs Barış Gücü UNFICYP’nin görev süresinin uzatılması konusu kararlarında, diğer 14 Konsey üyesinin aksine “hayır” oyu kullanmıştır.[28] Bu da, Türkiye’nin Kıbrıs Sorunu konusunda uluslararası sistemden daha farklı bir duruşunun olduğunun anlaşılması bağlamında manidardır.

Türkiye, uluslararası ihtilaflı konularda ise, genelde Konsey üye diğer devletlerle birlikte liberal dünya düzenini koruma yönünde hareket etmek eğiliminde olmuştur. Örneğin, 1874 nolu kararda, Ankara, diğer 14 üye devlet gibi, kısaca Kuzey Kore olarak bilinen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer silah denemelerinin önlenmesi yönünde oy kullanmıştır.[29] Türkiye, 1887 nolu nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik oturumda da, tüm diğer ülkelerle birlikte, lehte oy vermiştir.[30] 1888 nolu kadınlara yönelik cinsel şiddet ve silahlı çatışma ortamındaki çocukların korunması ve 1894 nolu çatışma ortamlarında sivillerin korunması[31] gibi kararlarda da, Türkiye’nin duruşu, tüm diğer devletler gibi, uluslararası liberal düzenden ve insan haklarından yana olmuştur.[32] 1897 nolu kararla tüm üye ülkelerce üzerinde uzlaşılan Somali’deki korsanlık faaliyetlerinin sona erdirilmesi[33] ve 1904 nolu Taliban ve El Kaide’ye yönelik tedbirlerin sürdürülmesi[34] kararları da, Türkiye’nin küresel liberal sistemle uyumlu çizgisini göstermesi açısından önemlidir.

3.2. 2010 Yılı Kararları

2010 yılında da, Türkiye, BM Misyonlarının kurulması ya da görev sürelerinin uzatılması konusunda neredeyse tamamen “evet” oyu kullanmıştır. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse; 1917 nolu BM Afganistan Misyonu UNAMA’nın görev süresinin uzatılması[35], 1919 nolu BM Sudan Misyonu UNMIS’in görev süresinin uzatılması[36], 1920 nolu BM Batı Sahra Referandum Misyonu MINURSO’nun görev süresinin uzatılması[37], 1921 nolu BM Nepal Misyonu UNMIN’in görev süresinin uzatılması[38], 1937 nolu BM Lübnan Misyonu UNIFIL’in görev süresinin uzatılması[39], 1944 nolu BM Haiti Misyonu MINUSTAH’ın görev süresinin uzatılması[40] ve benzeri birçok kararda Ankara’nın tüm üyelerle birlikte lehte oy kullandığı görülmüştür. Ancak Ankara, 2009’da olduğu gibi, 2010’da da, 1930 nolu ve 1953 nolu kararlarda, Kıbrıs’taki BM Misyonu UNFICYP’nin görev süresinin uzatılması konusunda menfi oy vermiş ve Güvenlik Konseyi’nde diğer 14 üyenin karşıtı bir tavır almıştır.[41]

2010 tarihindeki ilginç bir karar ise (1929 nolu karar), İran nükleer programına yönelik tedbirlerle ilgilidir. Bu konuda, Türkiye ile Brezilya, diğer 12 üye ülkenin aksine “hayır” oyu kullanmışlardır. Lübnan da bu oylamaya katılmamıştır.[42] Bu şekilde, Türkiye, Brezilya ve bir anlamda Lübnan’la birlikte, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin olarak liberal dünya düzeninden daha farklı bir tavır göstermiştir. Bu durum, kuşkusuz, Türkiye’nin İran nükleer programına destek verdiği anlamına gelmemektedir. Zaten Türkiye, bu oylamanın hemen ardından, Brezilya ile birlikte, İran’ın uranyum zenginleştirmesini kısıtlayan anlaşmayı imzalamış ve uluslararası kamuoyuna duyurmuştur. Ancak bu konu, BM Kıbrıs Misyonu’nun görev süresinin uzatılmasına destek verilmemesinin yanı sıra, Türkiye’nin uluslararası liberal düzenle ters düştüğü ikinci önemli konu başlığı olarak dikkat çekmiştir.

1940 nolu Sierra Leone’ye yönelik petrol ve silah ambargosunun kaldırılması kararında da[43], Ankara, diğer devletlerle paralel olarak lehte oy kullanmıştır. Ankara’nın uluslararası sistemle uyumlu hareket ettiğine dair bir diğer önemli veri ise, 1957 nolu kitle imha silahlarının yok edilmesine yönelik karar olmuştur.[44] Bu şekilde, Türkiye'nin 2 yıllık dönemde genelde diğer üye ülkelerle uyumlu hareket ettiği görülmüştür.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye’nin büyük bir diplomatik gayret göstererek 2009-2010 dönemi için seçilmeyi başardığı BM Güvenlik Konseyi’ndeki performansı değerlendirildiğinde; Ankara’nın çıkarları ve duruşunun Kıbrıs Sorunu ve İran nükleer programı gibi konularda liberal uluslararası düzenle tam olarak örtüşmediği ve bu nedenle de ayrıksı bir görüntü çizdiği, ancak diğer tüm konularda BM’nin öncüsü olduğu uluslararası liberal düzenin korunması ve devamından yana tavır aldığı görülmektedir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

 

[1] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye´nin Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi Adaylığı”, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/turkiye_nin-birlesmis-milletler_-guvenlik-konseyi-adayligi.tr.mfa.

[2] Cumhuriyet (2008), “Türkiye, BMGK geçici üyesi oldu”, 17.10.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/turkiye-bmgk-gecici-uyesi-oldu-16350.

[3] Örneğin, 2015-2016 dönemi için 2014 yılı Ekim ayında yapılan oylamada ilk turda 109 oy alan Türkiye, ikinci turda 73 oy alarak, ilk turda seçilen Yeni Zelanda ve ikinci turda seçilen İspanya’nın ardında kalmış ve Güvenlik Konseyi’ne seçilememiştir. Bakınız; BBC Türkçe (2014), “Türkiye BM Güvenlik Konseyi'ne giremedi”, 17.10.2014, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/10/141016_turkiye_bm.

[4] Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın lideri olduğu Milli Nizam Partisi (MNP), Milli Selamet Partisi (MSP) ve Refah Partisi (RP) gibi İslamcı siyasal partilerin siyasal geleneği için kullanılan terim.

[5] Berdal Aral (2009), “Turkey in the UN Security Council: Its Election and Performance”, Insight Turkey, Güz 2009, Cilt 11, No: 4, s. 153.

[6] Amerika’nın Sesi (2008), “'Türkiye İsrail'le Suriye Arasında Arabulucu'”, 24.04.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.amerikaninsesi.com/a/a-17-2008-04-24-voa1-88117882/866575.html.

[7] BBC Türkçe (2010), “İran, Türkiye ve Brezilya ile nükleer anlaşmayı imzaladı”, 17.05.2010, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2010/05/100517_turkey_iran.

[8] Berdal Aral (2009), “Turkey in the UN Security Council: Its Election and Performance”, Insight Turkey, Güz 2009, Cilt 11, No: 4, s. 153.

[9] Medeniyetler İttifakı, o dönemde Başbakanlık görevini ifa etmekte olan Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin İspanya Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero tarafından 2005 yılında başlatılmış ve bilahare Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri tarafından da benimsenerek bir BM girişimi halini almış olan önemli bir girişimdir. Bu girişim, özü itibariyle, İslam ve Hıristiyan medeniyetleri arasında hoşgörüye dayalı diyalog ve işbirliğini öngörüyor ve bu kapsamda İslam medeniyeti adına Türkiye’nin, Hıristiyan medeniyeti adına da İspanya’nın liderliğinde Küresel Forumlar düzenlenerek, medeniyetler arasında ılımlı mesajlar verilmesi ve sorunların tartışılmasını amaçlıyordu. Madrid (2008), İstanbul (2009), Rio (2010), Doha (2011), Viyana (2013), Bali (2014) ve Bakü’de (2016) düzenlenen Küresel Forumların ardından, Medeniyetler İttifakı girişiminin 8. Küresel Forumu BM Genel Sekreteri’nin ev sahipliğinde 19-20 Kasım 2018 tarihlerinde New York’ta BM Genel Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir. Bakınız; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Medeniyetler İttifakı Girişimi”, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/medeniyetler-ittifaki-girisimi.tr.mfa.

[10] Berdal Aral (2009), “Turkey in the UN Security Council: Its Election and Performance”, Insight Turkey, Güz 2009, Cilt 11, No: 4, s. 154.

[11] Berdal Aral (2009), “Turkey in the UN Security Council: Its Election and Performance”, Insight Turkey, Güz 2009, Cilt 11, No: 4, ss. 154-155.

[12] CNNTürk (2008), “Türkiye BM'de geçici üyeliğe seçildi”, 18.10.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cnnturk.com/2008/dunya/10/17/turkiye.bmde.gecici.uyelige.secildi/497124.0/index.html.

[13] A.g.e.

[14] Cumhuriyet (2008), “Türkiye, BMGK geçici üyesi oldu”, 17.10.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/turkiye-bmgk-gecici-uyesi-oldu-16350.

[15] CNNTürk (2008), “Türkiye BM'de geçici üyeliğe seçildi”, 18.10.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cnnturk.com/2008/dunya/10/17/turkiye.bmde.gecici.uyelige.secildi/497124.0/index.html.

[16] Cumhuriyet (2008), “Türkiye, BMGK geçici üyesi oldu”, 17.10.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/turkiye-bmgk-gecici-uyesi-oldu-16350.

[17] CNNTürk (2008), “Türkiye BM'de geçici üyeliğe seçildi”, 18.10.2008, Erişim Tarihi: 10.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cnnturk.com/2008/dunya/10/17/turkiye.bmde.gecici.uyelige.secildi/497124.0/index.html.

[18] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/645652?ln=en.

[19] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/647397?ln=en.

[20] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/647419?ln=en.

[21] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/647426?ln=en.

[22] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/649141?ln=en.

[23] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/649147?ln=en.

[24] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/650684?ln=en.

[25] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/653260?ln=en.

[26] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/653264?ln=en.

[27] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/667440?ln=en.

[28] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/656252?ln=en; https://digitallibrary.un.org/record/673479?ln=en.

[29] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/659964?ln=en.

[30] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/667427?ln=en.

[31] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/671179?ln=en.

[32] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/667429?ln=en.

[33] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/672501?ln=en.

[34] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/673920?ln=en.

[35] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/685860?ln=en.

[36] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/685863?ln=en.

[37] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/685864?ln=en.

[38] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/685867?ln=en.

[39] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/689425?ln=en.

[40] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/692056?ln=en.

[41] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/685889?ln=en; https://digitallibrary.un.org/record/695094?ln=en.

[42] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/685888?ln=en.

[43] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/690993?ln=en.

[44] Bakınız; https://digitallibrary.un.org/record/695281?ln=en.


9 Eylül 2020 Çarşamba

Türk Dizileri ve Türkiye'ye Katkıları


Giriş

Son yıllarda gerek Türkiye kamuoyu, gerekse de uluslararası basında adından sıkça söz ettiren bir fenomen haline gelen Türkiye yapımı televizyon serileri, veya kısa ismiyle “Türk dizileri”, Türkiye ekonomisine olan somut katkılarının yanı sıra, Türk Dış Politikası ve Türkiye’nin imajı ve yumuşak gücüne olan katkılarıyla da akademik incelemeyi hak eden bir olgudur. Bu yazıda, çeşitli akademik makaleler ve haber linkleri kullanılarak, Türk dizilerinin Türkiye’ye katkıları değerlendirilecektir.

Çalışmada, ilk olarak, Türk dizilerinin bir sektör ve ilerleyen yıllarda bir fenomen olarak ortaya çıkışı kronolojik olarak açıklanacaktır. İkinci bölümde, Türk dizilerinin önemli bir ihracat ürünü haline gelmesi değerlendirilerek, Türkiye’nin bu sektörden elde ettiği gelir ve ulaştığı ülke sayısı değerlendirilecektir. Üçüncü ve son bölümde ise, turizm ve eğitim sektörünü cezbetmek, Türkiye’nin imajı ve yumuşak gücünü yükseltmek gibi Türk dizi sektörünün olumlu bazı yan etkileri tartışılacaktır. Araştırma, bulguların özetlendiği “Sonuç” bölümüyle tamamlanacaktır.

1. Türk Dizileri Fenomeni: Nasıl Başladı?

Türkiye’de televizyon ve dizi sektörünün gelişimi, 1990’lı yıllarda özel televizyon kanallarının açılmasıyla başlamıştır. Önceden yalnızca TRT’nin yayın yaptığı devletçi bir düzende, bu alanda daha çok kendi kendine yeterlilik[1] ve dışarıdan (ABD ve Brezilya gibi ülkeler) televizyon içeriği ithal edilmesi düşüncesi hâkimken, özel sektörün devreye girmesiyle birlikte, kâr mantığı ve ihracat odaklı ekonomi anlayışı hızla sektöre yayılmıştır. 1990’larda ilk özel kanalların açılmasını müteakiben, 2000’li yıllarda özel televizyon kanalı sayısının artmasına paralel olarak dijital yayın platformları da kurulmuş ve günümüzde Türkiye’de 500’ün üzerinde televizyon kanalı ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ortalama televizyon izleme süresinin 3,9 saati bulması da[2], bu sektörün büyümesinde hatırı sayılır rol oynamıştır.

Türkiye’de televizyon, sinema ve müzik sektörünün gelişimine paralel olarak dizi sektöründe de 1990’larda hızlı bir gelişim sürecine girilmiştir. Türkiye’nin yurtdışına ihraç ettiği ilk dizi ise (aslında 1975 TRT yapımı Aşk-ı Memnu da o dönemde Fransa’da yayınlanmıştır), 1993-2002 döneminde 4 sezon ve 113 bölüm olarak yayınlanan ve 2001 yılında Kazakistan tarafından ithal edilerek gösterime sokulan “Deli Yürek” adlı yapım[3] olmuştur. Yurtdışında lisanslanan ilk Türk dizisi olan ve bu yönüyle tarihe geçen “Deli Yürek”, Kazakistan dışında çok geniş bir pazara ulaşamasa da, bu ülkede çok sevilmiş ve tam 10 defa gösterime sokulmuştur.[4]

Gümüş (Noor) dizisinin başrollerinde yer alan Kıvanç Tatlıtuğ ve Songül Öden

Bu konuda birçok araştırmacının ortak görüşü, 2005-2007 döneminde 3 sezon ve tam 100 bölüm olarak yayınlanan “Gümüş” adlı yapımın (Arap dünyasında “Noor” (Nur) adıyla yayınlanmıştır)[5] bir dönüm noktası olduğu şeklindedir. Öyle ki, bazı araştırmalarda, bu dizi ve benzeri yapımlarda Müslüman halklara verilen “laiklik” ve “ılımlı İslam” benzeri yaklaşımların 2010 yılında İslam dünyasında Tunus’ta başlayan ve kısa sürede birçok ülkeye yayılan Arap Baharı veya Arap İsyanları’nın da tetikleyici faktörlerinden birisi olduğu iddia edilmiştir.[6] “Gümüş” dizisinin Arap dünyasındaki akıl almaz popülaritesi ve kadın özgürlüklerini gösteren yapısı nedeniyle, bazı Suudi dini yetkililerinden (Suudi Arabistan Genel Müftüsü Şeyh Abdülaziz el-Şeyh) diziyi kınayan ve yasaklanmasını talep eden açıklamalar da yapılmış[7] ve bu konu uluslararası basında da tartışılmıştır.[8] Başrollerini Songül Öden ile Kıvanç Tatlıtuğ’un paylaştıkları “Gümüş” dizisinin 2008’de yayınlanan Arapça dublajlı final bölümünün Arap ülkelerinde tam 85 milyon seyirci tarafından izlendiği tahmin edilmektedir.[9] “Gümüş” ve benzeri dizilerin özellikle Müslüman coğrafyasındaki başarısının sırrı, bu konuda yapılan bazı çalışmalarda, dizide işlenen modern ve geleneksel değerler ve İslam ile laiklik arasındaki gerginliklerin Arap toplumunda da yaşanması ve seyircilerin bu temayla özdeşleşim kurması olarak ifade edilmiştir.[10] “Gümüş” ve “Ihlamurlar Altında” adlı yapımların 2006 yılında Dubai merkezli MBC (Middle East Broadcasting Center) yayın kuruluşuna satılmasıyla başlayan Türk dizilerinin uluslararasılaşması ve uluslararası bir sektör haline gelmesi süreci, ilerleyen yıllarda “Kurtlar Vadisi”, “Binbir Gece”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Adını Feriha Koydum”, “Kara Sevda” ve “Ezel” gibi başka popüler diziler ve diğer televizyon içeriklerinin de yurtdışına ihracatının başlanmasıyla devam etmiş ve ortaya yüz milyon dolarlık bir sektör çıkmıştır. Türkiye’nin bu başarısı, yabancı basın ve akademisyenlerin de dikkatini çekmiş ve bu konuda birçok haber[11] ve akademik makale üretilmiştir.

Bu süreçte Türk dizilerinin ihracatı ve popülaritesi Balkanlar ve Arap ülkeleriyle başlamışsa da, ilerleyen zaman içerisinde ABD, Avrupa ülkeleri, Güney (Latin) Amerika ülkeleri, Çin, Rusya, Güney Kore, Pakistan ve diğer ülkelerden de ciddi talepler gelmiştir. 2018 yılı itibariyle, Türk dizilerinin ihraç edildiği bölgelerin başında Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri yer alırken, bu bölgeleri sırasıyla Doğu Avrupa, Batı Avrupa, ABD ve Latin Amerika ülkeleri takip etmektedir.[12] Özellikle Latin Amerika ülkelerinde son birkaç yılda önemli bir pazar oluşmuş durumdadır. Ayrıca, “Hakan Muhafız” (The Protector), “Atiye” (The Gift) ve “Aşk 101” (Love 101) gibi bazı Türk dizileri Netflix gibi dünya çapında izleyicisi bulunan dijital platformlar için çekilmektedir. Sektörün pozitif gelişimine dair bir diğer somut gösterge ise, “Şahsiyet” dizisiyle Türk aktör Haluk Bilginer’in 2019 yılında 47.si düzenlenen Uluslararası Emmy Ödülleri’nde “En İyi Erkek Oyuncu” seçilmesi olmuştur.[13] “Diriliş Ertuğrul” dizisinin Pakistan’da son dönemde toplumsal bir fenomen haline geldiğine dair çeşitli makalelerin yayınlanması da Türk dizi sektörünün başarı trendini koruduğunu göstermektedir.[14] Öyle ki, Lahore şehrinde 2020 yılı içerisinde “Diriliş Ertuğrul” dizisinden esinlenilerek yapılan bir heykel bile dikilmiştir.[15]

‘Şahsiyet’ dizisinden bir sahnede Haluk Bilginer

Deloitte firmasının 2014 yılı Ağustos ayında yayınladığı çalışmaya göre, Türk dizi sektöründe diğer ülkelerle kıyaslandığında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Her hafta bir bölüm olarak yayınlanan Türk dizileri, reklamlarla birlikte 150-180 dakika kadar sürmektedir. Bu, Batı ve dünya standartlarıyla karşılaştırıldığında çok uzun bir süredir.[16]
  • Bu uzunluğa paralel olarak, dizilerin yapım ekiplerinin çalışma süreleri de çok uzun ve çekim süreçleri zahmetli olabilmektedir.
  • 2010-2014 dönemini kapsayan araştırmaya göre, Türkiye’de, içerikleri televizyon kanallarında gösterilen 85 civarında yapım şirketi bulunmaktadır. Ayrıca sektörde oligopolistik bir yapı söz konusudur. Öyle ki, 5 ve üzerinde yapımı olan 21 yapım şirketi varken, 41 yapım şirketinin sadece 1 yapımı gösterime girebilmiştir. 22 yapım şirketi ise 2-4 düzeyinde yapımını yayınlatabilmiştir.[17]
  • Türkiye’de dizilerin rating oranlarına çok önem verilmektedir. Yapım şirketleri ile kanallar arasında sözleşmeler genelde 13 bölüm üzerinden yapılmaktadır. Ancak ilk 5-6 bölümde yüksek ratinglere ulaşamayan diziler, kanallarca yapımdan kaldırılabilmektedir.[18] Hatta ilk 6 bölümde iyi rating oranları yakalansa dahi, 13 bölüm sonunda bir durum değerlendirilmesi yapılmakta ve projenin devam edip etmeyeceğine karar verilmektedir.
  • Dizilerin başarısında; oyuncu kadrosunun bilindik ve halkın sevdiği kişilerden oluşması, senaryonun özgünlüğü ve halk tarafından sevilmesi, reklam alabilme düzeyi ve yapım şirketinin gücü gibi faktörler rol oynamaktadır.[19]
  • Türkiye’de dizilerin üçte biri romantik, üçte biri de komedi unsurlarının ön planda olduğu yapımlardır.[20] Aksiyon, aile, fantastik ve gençlik gibi diğer türlerde ise, Türkiye’de çok az yapım üretilmektedir.

Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatının anlatıldığı ve Halit Ergenç'in başrolde olduğu ‘Muhteşem Yüzyıl’ da en başarılı Türk dizilerinden birisiydi

2. Türk Dizilerinin Türkiye Ekonomisine Katkısı

Türkiye’den en fazla ihracat yapmayı başaran firma olarak dikkat çeken televizyon içeriği üretim ve dağıtım firması Global Agency’nin kurucusu ve CEO’su İzzet Pinto, 2019 yılı sonlarında yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin dizi ihracatının 11 yıl önce 1 milyon dolar bile değilken, şimdilerde yıllık cirosunun 350 milyon dolara çıktığını açıklamıştır.[21] Birçok başka araştırmada da, Türk dizi sektörünün ihracat büyüklüğü -koronavirüs salgını öncesi dönemde- 350 milyon dolar olarak ifade edilmektedir. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerinde de, bu rakam 350 milyon dolar belirtilmektedir.[22] Ancak bazı internet ve gazete haberlerinde, sektörün büyüklüğünün 2019 yılı içerisinde ve 2020 yılı başlarında 500 milyon dolar olarak belirtildiği de görülmüştür.[23] Bu yönüyle, Türkiye, ABD’den sonra dizi ihracatından en fazla para kazanan ülke durumundadır.

Dahası, Türk dizilerinin pazar çeşitliliği ve ulaştığı insan sayısı da oldukça iyi durumdadır. Bu bağlamda, Türk dizilerinin günümüzde 140’ın üzerinde ülkede gösterime sokulduğu ve 400 milyon civarında insan tarafından takip edildiği belirlenmiştir.[24] Madd Entertainment Genel Müdürü Ateş İnce de, Türk dizilerinin dünya genelinde yaklaşık 400 milyon civarında izleyici tarafından takip edildiğini ve “Türk dizilerinin Türkiye’nin ürettiği en iyi ihraç malı olduğunu” söylemektedir.[25] Sektörün hedefi ise, 2023 yılına kadar 1 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaşabilmektir.[26] Bu konuda Türkiye’nin rakipleri; ABD, Fransa, Güney Kore ve Danimarka gibi ülkelerdir.

Dizi ihracat gelirleri (2016)[27]

TIMS&B Productions yapım şirketinin Uluslararası Operasyonlar Direktörü Selin Arat ise, Türkiye’nin ABD’den sonra dünyada en çok dizi ihraç eden ikinci ülke olduğunun altını çizerek, özellikle Güney Amerika ülkelerinde Türk dizilerinin son dönemde oldukça beğenildiğini söylemiştir.[28] Toplam dizi üretimi konusunda da, Türkiye, dünyada en önde gelen ülkelerden birisidir. Öyle ki, T.C. Kalkınma Bakanlığı araştırmasına göre, dünyada dizi kategorisinde en fazla orijinal yapım üreten ülkeler; Hindistan, Çin, Rusya, Nijerya ve Türkiye olarak sıralanmaktadır.[29]

Dünyada en çok dizi ve televizyon içeriği üreten ülkeler[30]

3. Türk Dizilerinin Türk Dış Politikası ve Türkiye’nin İmajına Olan Katkısı

Türk dizileri, bu yönde bir bilinç ve iradeyle çekilip çekilmediği konusunda kesin bir kanıt/veri olmamakla birlikte, Türkiye’nin yumuşak gücüne ciddi pozitif katkılar sağlamaktadır. “Yumuşak güç” (soft power), Amerikalı ünlü Siyaset Bilimci Joseph S. Nye’ın formüle ettiği şekilde, bir ülkenin diğer ülkeler ve halklar nezdinde kendi görüşlerine ve politikalarına destek sağlayabilme kapasitesi/gücüdür. Yumuşak güç, bir diğer ifadeyle “zorlama veya ödeme yapmaktan ziyade kendine çekme (cazip gelme) yoluyla istediğini yaptırabilme yeteneğidir”.[31] Nye, bir devletin dış politikada istediği sonuçları alabilmek için 3 unsuru kullanabileceğini ve bunların; (1) sert güç kullanma veya kullanma tehdidi, (2) satın alma ve (3) yumuşak güç unsurlarıyla karşı tarafı ikna etmek olduğunu iddia eder.[32] Bu yönüyle, yeni dünya düzeninde sert güç unsurlarından daha önemsiz olmadığı iddia edilen yumuşak güç, maliyetinin ve risklerinin düşük olması açısından da daha tercih edilir bir yöntemdir. Yumuşak güç unsurlarını da tasnif eden Nye, bu alanda en önemli bileşeni kültür ve popüler kültür olarak işaret ederken, siyasi değerler ve dış politika da yumuşak güç unsurları içerisinde sayılmaktadır.[33]

Ölçülmesi zor bir alan olmasına karşın, kuşkusuz, yumuşak güç, Türkiye de dâhil olmak üzere tüm ülkeler için önemli bir unsur haline gelmiş ve Türk dizileri de bu alanda Türkiye’nin en başarılı ürünleri olarak dikkat çekmiştir. Şöyle ki, Türkiye’nin 2000’li yıllarda Arap/İslam dünyasında “model ülke” olarak lanse edildiği, Türkiye ekonomisinin büyüme rekorları kırdığı ve Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin ciddi bir ihtimal haline geldiği 2000-2010 döneminde, Türkiye’nin ekonomi ve dış politikadaki başarılarını destekleyen en önemli unsurlardan birisi de Türk dizileri olmuştur. Türkiye’deki yaşam tarzına ve özellikle kadınların sahip oldukları özgürlüklere özlem duyan birçok Arap ülkesinden geniş toplum kesimleri, ilk kez bu dönemde Türkiye’yi ziyaret etmeye başlamış ve kendi ülkelerinde de benzer uygulama ve yaşam tarzlarını tatbik etmek istemişlerdir. Dahası, bu süreçte özellikle Balkanlar ve Orta Asya coğrafyasında Türkçe öğrenimi ve eğitimi de yaygınlaşmıştır.[34] Bu sürecin Arap Baharı’na etkisinin olup olmadığı ayrı bir tartışmanın konusudur. Ancak kesin olan şudur ki, Türkiye’nin Müslüman toplumlarda hayranlık duyulan bir ülke haline gelmesinde en büyük pay Türk dizilerinin olmuştur. Bu durumun Türkiye’nin dış politikasına ve Türkiye ekonomisine etkilerini saptayabilmek ise daha kolaydır. Şöyle ki, Türkiye, Ali Babacan’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde, 2008 yılında, BM Genel Kurulu’nda tam 192 ülkeden 151’inin oyunu alarak, rekor oyla ve ilk turda BM Güvenlik Konseyi’ne iki sene için (2009-2011) geçici üye seçilmeyi başarmıştır.[35] Bu, Türkiye’nin yaklaşık 50 yıl sonra başarabildiği istisnai bir başarı hikâyesi olarak tarihe geçmiştir ve bu süreçte Türk dizilerinin oluşturduğu pozitif Türkiye algısının da payı büyüktür. Benzer şekilde, Türkiye’nin ekonomik büyüme oranları da, Dünya Bankası istatistiklerine göre, 2002-2007 ve 2009-2015 dönemlerinde oldukça yüksek olmuştur.[36]

Türk dizileri ağırlıklı olarak Türkiye’deki büyük şehirlerde ve yazlık bölgelerde çekildiği için, bu yapımların turizm sektörüne de dolaylı olarak önemli katkıları olmaktadır. Şöyle ki, dizilerin çekildiği/geçtiği İstanbul’daki tarihi/turistik mekânlar ve yazlık bölgelerini televizyondan hayranlıkla takip eden yabancı izleyiciler, bir sonraki tatil döneminde kolaylıkla seyahat ve tatil planlarına bu bölgeleri ekleyebilmektedirler.[37] Bu konuda 2019 yılı içerisinde bir konuşma yapan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Zahid Sobacı, “Türk dizileri 156 ülkeden 500 milyon seyirci ile dünyanın dört bir yanına ulaşıyor. Dizileri izleyenlerin yüzde 80’i Türkiye'yi ziyaret etmek istiyor. Öte yandan, bu durum Türk markalarının uluslararası alanda rekabet gücünü artırıyor. Dizi sektörünü daha iyi yerlere getirmek için yapılması gerekenlerin farkındayız.” açıklamasını yaparken, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcu da, Türk dizilerinin ithal edilemediği ülkelerde televizyon kanallarından yayınlanmasa bile internetten izlenebildiğini ve bu şekilde de turizme dolaylı katkı sunulduğunu söylemiştir.[38]

Türk dizilerinin eğitim sektörüne olan katkısı da kesin olarak ölçülememekle birlikte gözlemlenebilen bir durumdur. Türkiye’ye yabancı öğrencilerin gelmesi konusunda önemli katkısı olan diziler hakkında, TÖMER Müdürü Dr. Emrah Boylu, “Türk dizileri uluslararası öğrencilerin Türkiye’ye bakış açısında ciddi anlamda olumlu bir değişime neden oluyor” açıklamasını yapmıştır.[39] Dizilerden görüp Türkiye’yi tanıyan ve önyargı ve kaygılarından kurtulan yabancı öğrenciler ve ebeveynleri, eğitim için de rahatlıkla Türkiye’yi tercih edebilmektedirler.

Sonuç

Sonuçta, Türkiye’de kısaca “Türk dizileri” olarak adlandırılan televizyon serisi sektörünün son yıllarda ekonomik hacim olarak çok hızlı büyüdüğü, uluslararasılaştığı, Türkiye için dış ticarette önemli bir ihraç metası haline geldiği ve bunun Türkiye’ye ekonomik ve yumuşak güç anlamında bazı faydalar sağladığı tartışılmayacak bir gerçekliktir. Türkiye’nin son yıllarda ekonomi ve dış politika alanında yaşadığı duraklama ve başarısızlıklara rağmen Türk dizilerinin hız kesmemesi ve dış pazarlarını koruması ise, bu yapımların Türkiye’de devletten bağımsız başarılı bir sektör/endüstri haline gelmeyi başardığının somut bir ispatı olarak kabul edilmelidir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

[1] Bu dönemde TRT bünyesinde geliştirilen ilk Türk mini dizi projesi 1975 tarihli “Aşk-ı Memnu” yapımıdır. 1980’den sonra bu dizileri “Denizin Kanı”, “Kiralık Konak”, “Sekiz Sütuna Manşet”, “Merdiven”, “Üç İstanbul”, “Küçük Ağa” ve “Kartallar Yüksek Uçar” gibi Türk Edebiyatı klasiklerinden uyarlanan diziler izlemiştir. Daha sonraki yıllarda ise, “Kaynanalar”, “Kuruntu Ailesi”, “Perihan Abla” ve “Bizimkiler” gibi içinde komedi unsurunu da barındıran popüler bazı diziler çekilmiş ve devlet televizyon kanalı TRT’de yayınlanmıştır. Bakınız; T.C. Kalkınma Bakanlığı (2018), “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023): Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”, Ankara 2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/GorselHizmetlerSektorununGelistirilmesiCalismaGrubuRaporu.pdf, s. 22.

[2] Deloitte (2014), “Dünyanın en renkli ekranı: Türkiye’de dizi sektörü”, Ağustos 2014, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media-telecommunications/tr-media-tv-report.pdf, s. 5.

[3] Bakınız; https://www.imdb.com/title/tt0426672/.

[4] T.C. Kalkınma Bakanlığı (2018), “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023): Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”, Ankara 2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/GorselHizmetlerSektorununGelistirilmesiCalismaGrubuRaporu.pdf, s. 24.

[5] Bakınız; https://www.imdb.com/title/tt0441924/.

[6] Sadık Yalsızuçanlar (2019), “SD DEĞERLENDİRME - Türk Dizileri Dünya Pazarında”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 01.03.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.sde.org.tr/degerlendirme/sd-degerlendirme-turk-dizileri-dunya-pazarinda-analizi-9670.

[7] Serpil Karlıdağ & Selda Bulut (2014), “The Transnational Spread of Turkish Television Soap Operas”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 2014/II, 47, s. 91.

[8] Robert F. Worth (2008), “Arab TV Tests Societies’ Limits With Depictions of Sex and Equality”, The New York Times, 26.09.2008, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/2008/09/27/world/middleeast/27beirut.html.

[9] Jurnal.ist (2019), “Türkiye 'en fazla' dizi ihraç eden ülke oldu”, 11.11.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.gzt.com/jurnalist/turkiye-en-fazla-dizi-ihrac-eden-ulke-oldu-3514219.

[10] Serpil Karlıdağ & Selda Bulut, “‘Made in Turkey’ Dünya Türk dizilerini izliyor...”, The Brand Age, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.thebrandage.com/made-in-turkey-dunya-turk-dizilerini-izliyor; Serpil Karlıdağ & Selda Bulut (2014), “The Transnational Spread of Turkish Television Soap Operas”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 2014/II, 47, s. 90.

[11] Bir örneği için bakınız; Fatima Bhutto (2019), “How Turkish TV is taking over the world”, The Guardian, 13.09.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/tv-and-radio/2019/sep/13/turkish-tv-magnificent-century-dizi-taking-over-world.

[12] Marketing Türkiye (2018), “Türk dizileri ihracat rekoru kırdı”, 17.01.2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.marketingturkiye.com.tr/haberler/turk-dizileri-ihracat-rekoru-kirdi/.

[13] Hürriyet (2019), “Haluk Bilginer 'en iyi erkek oyuncu' seçildi... Emmy ödülü Türkiye’nin!”, 27.11.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/haluk-bilginer-en-iyi-erkek-oyuncu-secildi-emmy-odulu-turkiyenin-41383423.

[14] Fatima Bhutto (2020), “How Turkey’s Soft Power Conquered Pakistan”, Foreign Policy, 05.09.2020, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://foreignpolicy.com/2020/09/05/ertugrul-turkey-dizi-soft-power-pakistan/.

[15] Reuters (2020), “Popular Turkish TV drama inspires statues in Pakistan”, 24.06.2020, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.reuters.com/article/us-pakistan-turkey-television/popular-turkish-tv-drama-inspires-statues-in-pakistan-idUSKBN23V026.

[16] Deloitte (2014), “Dünyanın en renkli ekranı: Türkiye’de dizi sektörü”, Ağustos 2014, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media-telecommunications/tr-media-tv-report.pdf, s. 9.

[17] Deloitte (2014), “Dünyanın en renkli ekranı: Türkiye’de dizi sektörü”, Ağustos 2014, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media-telecommunications/tr-media-tv-report.pdf, ss. 13-14.

[18] Deloitte (2014), “Dünyanın en renkli ekranı: Türkiye’de dizi sektörü”, Ağustos 2014, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media-telecommunications/tr-media-tv-report.pdf, s. 14.

[19] Deloitte (2014), “Dünyanın en renkli ekranı: Türkiye’de dizi sektörü”, Ağustos 2014, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media-telecommunications/tr-media-tv-report.pdf, s. 15.

[20] Deloitte (2014), “Dünyanın en renkli ekranı: Türkiye’de dizi sektörü”, Ağustos 2014, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/technology-media-telecommunications/tr-media-tv-report.pdf, s. 16.

[21] Sözcü (2019), “Türkiye’nin dizi ihracatı yıllık 350 milyon dolara ulaştı!”, 09.12.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/turkiyenin-dizi-ihracati-yillik-350-milyon-dolara-ulasti-5499361/.

[22] Anadolu Ajansı (2018), “Türk dizilerinden ekonomiye milyon dolarlık ihracat katkısı”, 03.01.2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turk-dizilerinden-ekonomiye-milyon-dolarlik-ihracat-katkisi-/1021377.

[23] Haber7.com (2019), “Türk dizileri ihracat 500 milyon dolara ulaştı”, 09.11.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://ekonomi.haber7.com/ekonomi/haber/2914079-turk-dizileri-ihracat-500-milyon-dolara-ulasti.

[24] T.C. Kalkınma Bakanlığı (2018), “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023): Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”, Ankara 2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/GorselHizmetlerSektorununGelistirilmesiCalismaGrubuRaporu.pdf, s. 23.

[25] Sputnik Türkiye (2018), “‘Türk dizilerinin dünyada 400 milyon seyircisi var’”, 13.12.2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://tr.sputniknews.com/yasam/201812131036623010-turk-dizilerinin-dunyada-dort-yuz-milyon-seyircisi-var/.

[26] Marketing Türkiye (2018), “Türk dizileri ihracat rekoru kırdı”, 17.01.2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.marketingturkiye.com.tr/haberler/turk-dizileri-ihracat-rekoru-kirdi/.

[27] T.C. Kalkınma Bakanlığı (2018), “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023): Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”, Ankara 2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/GorselHizmetlerSektorununGelistirilmesiCalismaGrubuRaporu.pdf, s. 20.

[28] Sözcü (2019), “Türkiye’nin dizi ihracatı yıllık 350 milyon dolara ulaştı!”, 09.12.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/turkiyenin-dizi-ihracati-yillik-350-milyon-dolara-ulasti-5499361/.

[29] T.C. Kalkınma Bakanlığı (2018), “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023): Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”, Ankara 2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/GorselHizmetlerSektorununGelistirilmesiCalismaGrubuRaporu.pdf, s. 18.

[30] T.C. Kalkınma Bakanlığı (2018), “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023): Görsel Hizmetler Sektörünün Geliştirilmesi Çalışma Grubu Raporu”, Ankara 2018, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/GorselHizmetlerSektorununGelistirilmesiCalismaGrubuRaporu.pdf, s. 18.

[31] Utku Yapıcı (2015), “Yumuşak Güç Ölçülebilir mi?”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı: 47, s. 8.

[32] Pınar Aslan (2019), “Uluslararası İletişim ve Popüler Kültür Üzerine: Latin Amerika’daki Türk Televizyon Dizileri Üzerinden Bir Araştırma”, Connectist: Istanbul University Journal of Communication Sciences, 57, s. 30.

[33] Utku Yapıcı (2015), “Yumuşak Güç Ölçülebilir mi?”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı: 47, s. 10.

[34] Melek Öztürk & Abdulkadir Atik (2016), “Ulusal Pazardan Küresel Pazarlara Uzanan Süreçte Türk Dizilerinin Gelişimi”, Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 3(2) Güz, s. 78; İrfan Arık & Fatih Çelik (2019), “Türk Dizilerinin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Türkçe Öğrenmeye Etkisi (Kırgızistan Örneği)”, Cilt 12, Sayı: 64, Haziran 2019, ss. 677-691.

[35] CNNTürk (2008), “Türkiye BM'de geçici üyeliğe seçildi”, 17.10.2008, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.cnnturk.com/2008/dunya/10/17/turkiye.bmde.gecici.uyelige.secildi/497124.0/index.html.

[36] The World Bank, “GDP growth (annual %) – Turkey”, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.KD.ZG?end=2019&locations=TR&start=2000.

[37] Bu konuda bir çalışma için bakınız; Pınar Aslan (2019), “Uluslararası İletişim ve Popüler Kültür Üzerine: Latin Amerika’daki Türk Televizyon Dizileri Üzerinden Bir Araştırma”, Connectist: Istanbul University Journal of Communication Sciences, 57, ss. 25-50.

[38] Aslışah Sarıtaş (2019), “Türk dizileri 500 milyon kişiye ulaştı”, Sabah, 12.03.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2019/03/12/turk-dizileri-500-milyon-kisiye-ulasti.

[39] DHA (2019), “Türk dizileri yabancı öğrenciyi ülkeye çekiyor”, 18.07.2019, Erişim Tarihi: 09.09.2020, Erişim Adresi: https://www.dha.com.tr/istanbul/turk-dizileri-yabanci-ogrenciyi-ulkeye-cekiyor/haber-1684614.


3 Eylül 2020 Perşembe

Doç. Dr. Ozan Örmeci ile Dr. Sina Kısacık Karadeniz ve Doğu Akdeniz'deki Gelişmeleri Değerlendirdiler


Uluslararası Politika Akademisi (UPA) yazarları Doç. Dr. Ozan Örmeci ile Dr. Sina Kısacık, 3 Eylül 2020 tarihinde Zoom programı üzerinden bir söyleşi gerçekleştirerek, Karadeniz'de Türkiye'nin yaptığı doğalğaz keşfi ve Doğu Akdeniz'deki jeopolitik gelişmeleri değerlendirdiler. Aşağıdaki videodan bu söyleşiye ulaşabilirsiniz.



Eyaletlere Göre 2020 ABD Başkanlık Seçimleri

 

Giriş

3 Kasım 2020 ABD Başkanlık seçimleri için artık son iki aya girilirken, mevcut Başkan Cumhuriyetçi Donald Trump ile Demokrat aday Joe Biden arasındaki mücadele giderek kızışıyor. Her ne kadar federal düzeyde yapılan oylamalarda Joe Biden rakibinin çok önünde (yüzde 8 kadar) gözükse de[1], ABD’de uygulanan “Electoral College” (Seçmen Heyeti veya Seçiciler Kurulu) adlı iki dereceli seçim sisteminde toplam oyun çok da bir anlamı olmadığını ifade etmek gerekiyor. Öyle ki, geçmişte birçok defa seçilen ABD Başkanları, toplam oyda rakiplerinin gerisinde kalmalarına rağmen seçilmeyi başarmışlardı. Örneğin, 1824’te Demokrat-Cumhuriyetçi John Quincy Adams, 1876’da Cumhuriyetçi Rutherford B. Hayes, 1888’de Cumhuriyetçi Benjamin Harrison, 2000’de Cumhuriyetçi George W. Bush (Demokrat Al Gore karşısında) ve 2016’da Cumhuriyetçi Donald Trump (Demokrat aday Hillary Clinton karşısında), bu şekilde seçilen ABD Başkanları olmuşlardır.[2]

 

 

Seçim Yılı

 

 

Kazanan Aday

Seçiciler Kurulu Oylamasında Aldığı Oy ve Yüzdesi

 

 

Toplam Oy ve Aradaki Fark

 

 

Rakibi

1824John Quincy Adams

84/261

(% 32,18)

113.122

−38.149

Andrew Jackson

1876

Rutherford B. Hayes

185/369

(% 50,14)

4.034.311

−254.235

Samuel J. Tilden
1888Benjamin Harrison

233/401

(% 58,10)

5.443.892

−90.596

Grover Cleveland
2000George W. Bush

271/538

(% 50,37)

50.456.002

−543.895

Al Gore
2016Donald Trump

304/538

(% 55,50)

62.984.828

−2.868.686

Hillary Clinton

ABD’de, toplam oyda seçimi kaybedip, Seçiciler Kurulu sistemiyle seçilen Başkanlar listesi

Bu yazıda, 2020 ABD Başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın bu şekilde bir sürpriz yapıp yapamayacağını değerlendirmek için, eyaletlerde yapılan kamuoyu yoklamalarını tek tek değerlendirecek ve özellikle de “swing states” (salıncak eyalet) adı verilen eyaletlerdeki duruma bakacağım.

ABD Seçim Sistemi

ABD’deki Seçiciler Kurulu veya Seçmen Heyeti (Electoral College) adlı iki dereceli seçim sisteminde, tüm eyaletlerin önceden belirlenmiş (Kongre’de bulunan Senatör ve Temsilci sayısı kadar) seçmen veya seçici heyeti üyesi sayıları bulunmaktadır. En büyük eyalet olan California’nın bu sistemde tam 55 oy hakkı varken, Alaska ya da Delaware gibi küçük yerlerin sadece 3 oy hakkı bulunmaktadır. Ayrıca birçok eyalette “oy çokluğu” sistemi uygulanmaktadır. Bu da demek oluyor ki, seçim gününde o eyalette birinci gelen aday, o eyaletteki bütün oyları otomatik olarak kazanmış sayılmaktadır.[3] Bu sistemde, toplamda en az 270 oya ulaşan aday Başkan seçilmektedir.

ABD’deki Seçiciler Kurulu veya Seçmen Heyeti sisteminde eyaletlerin oy sayıları

Bu sistem, kuşkusuz toplam oyda kaybeden adayın seçilmesine sebebiyet vermesi nedeniyle demokratikliği ve adilliği eleştirilen bir seçim uygulamasıdır. Hatta bu nedenle, Demokrat Başkan Jimmy Carter döneminde, 1977 yılında, seçim sistemini değiştirmek yönünde ciddi girişimlerde bile bulunulmuştur. Ancak oylamaların çok büyük çoğunluğunda bu durumun yaşanmaması (58 Başkanlık seçiminde 5 defa bu durum yaşanmıştır ve bunun oranı yalnızca yüzde 8-9’dur), aslında bu tarz durumların istisnai olduğunu düşündürmektedir.

Eyaletlere Göre 2020 ABD Başkanlık Seçimleri

Bu önemli bilgilerin ardından, 2020 ABD Başkanlık seçimlerine dair yapılan kamuoyu yoklamalarına odaklanırsak[4], öncelikle kesin olarak Donald Trump’a veya Joe Biden’a oy vermesi beklenen eyaletleri (50 eyalet ve Washington DC’den oluşan 51 seçim bölgesine bakarak) sıralamakta fayda var.

A-) Kesin Olarak Trump’ı Seçmesi Beklenen Eyaletler:

Başkan Trump ve Cumhuriyetçi Parti’nin en güçlü olduğu ve kesin olarak kazanması beklenen eyaletlere baktığımızda, öncelikle Teksas (Texas) eyaletinden söz edebiliriz. Seçiciler Kurulu sisteminde tam 38 oyu olan bu eyalette, son kamuoyu yoklamalarına göre, Trump, yüzde 3-4 puan farkla önde gitmektedir. Bu nedenle, Trump’ın Teksas’ı kazanması garanti gözükmese de, 1980’lerden beri Teksas’ta -Bush ailesinin de etkisiyle- Cumhuriyetçi adayların daima ağır bastığını ve bu nedenle Trump'ın buraya kazanmasının yüksek ihtimal olduğunu belirtmek gerekir. 

Trump’ın açık farkla (yüzde 9-10 puan) önde olduğu bir diğer oyu yüksek eyalet ise Tennessee’dir. 11 oyu olan Tennessee, bir mucize olmazsa bu seçimde de Trump’a oy verecektir.

Kesin olarak Trump’ı seçmesi beklenen diğer eyaletler ise şunlardır: Missouri (10), Alabama (9), South/Güney Carolina (9), Kentucky (8), Louisiana (8), Oklahoma (7), Arkansas (6), Mississippi (6), Kansas (6), Utah (6), West Virginia (5), Nebraska (5), Idaho (4), Montana (3), North Dakota (3), South Dakota (3), Wyoming (3).

Bu durumda, Trump’ın garanti oylarının sayısı 150 civarında olacak gibi gözükmektedir.

B-) Kesin Olarak Biden’ı Seçmesi Beklenen Eyaletler:

Joe Biden’ın en güçlü olduğu ve kesin kazanması beklenen eyaletlere baktığımızda, öncelikle California’nın 55 oyu ile Biden’ın en önemli güç merkezi olduğu gözükmektedir.

New York eyaleti ise, 29 oyu ile Biden ve Demokratların bir diğer kalesi durumundadır.

Biden’ın kazanması beklenen diğer eyaletler ise şunlardır: Illinois (20), New Jersey (14), Virginia (13), Washington (12), Massachusetts (11), Maryland (10), Minnesota (10), Connecticut (7), Oregon (7), New Mexico (5), Hawaii (4), Rhode Island (4), Maine (4), District of Columbia/Washington DC (3), Delaware (3), Vermont (3).

Bu durumda, Biden’ın garanti oylarının toplamı 214 civarında olacak gibi gözükmektedir.

C-) Salıncak Eyaletler: Swing states” (salıncak eyalet) adı verilen bazı ABD eyaletleri, gerek önceki seçimlerdeki oy verme kalıpları açısından, gerekse de anketler bazında, bu iki adaydan birine kesin olarak oy vermesi beklenmeyen veya öngörülemeyen seçim bölgeleridir.

Bu eyaletlerden, öncelikle, Demokrat aday Joe Biden’a daha yakın duranlara göz atalım. Bu eyaletlerden en önemlisi, kuşkusuz, 29 oyu olan Florida’dır. Son anketlerde Biden burada Trump'ın yüzde 4-5 puan önünde gözükmesine karşın, Florida’da Trump’ın kazanma şansı halen devam etmektedir. 2000 ve 2004 seçimlerinde George W. Bush’un Cumhuriyetçilere kazandırmayı başardığı Florida, özellikle 2000 yılı Başkanlık seçimlerinde her iki adayın da (Al Gore ve George W. Bush) eşit oranda oy almaları nedeniyle büyük bir çekişme ve yasal tartışmalara neden olan önemli bir eyalettir.

20 oyu olan Pennsylvania’da da, Biden, Trump’a karşı yüzde 5-7 puan önde gözükmekte ve seçime favori olarak girmektedir. Ancak burada da seçimin kesin olarak sonuçlandığını iddia etmek zordur. Zira genelde Demokrat adaylara oy veren Pennsylvania halkı, geçen seçimde Hillary Clinton gibi önemli bir Demokrat adaya karşı Cumhuriyetçi Donald Trump’ı desteklemiştir.

16 oyu olan Michigan eyaletinde de, Biden’ın, yüzde 4-5’lik bir farkla önde olduğunu belirtmek gerekir. Genelde Demokratları seçen Michigan halkı, 2016 yılında sürpriz bir şekilde Trump’ı seçmiştir. Bu nedenle, bu eyaleti de salıncak eyaletler kapsamında değerlendirmek, ama Biden’ın galibiyetini öngörmek daha doğru olur.

Aynı şekilde, Seçici Kurulu’nda 10 temsilcisi olan Wisconsin’da da, son anketlere göre, Trump’ın yüzde 5-6’lık puan farkını kapatması gerekmektedir. 2016’da bu eyalette de sürpriz bir galibiyet elde eden Trump’ın, bu seçimde işi çok daha zor gözükmektedir.

9 oyu olan Colorado’da da Biden’ın 10 puanlık farkla önde olması, burada seçimi kazanmaya çok yakın olduğunu düşündürmektedir. Ancak 2000 ve 2004 Başkanlık seçimlerini bu eyalette George W. Bush’un kazanmayı başardığını da her daim akılda tutmak gerekir.

6 oyu olan Nevada’da ise, Biden birkaç puan önde olmasına karşın, yakın geçmişte Trump’ın önde gözüktüğü bazı anketler de yapılmıştır. Ayrıca Nevada da, 2000 ve 2004 seçimlerinde oğul Bush’u destekleyen eyaletler arasında yer almıştır. Bu nedenle, burada seçimin daha çekişmeli geçmesini beklemek, ama Biden’ın zaferini öngörmek daha doğru olacaktır.

4 oyu olan New Hampshire’da ise, her ne kadar 2000’de Bush’un istisnai zaferine en çok yaklaşan aday geçen seçimde Trump olsa da, bu seçimi Biden’ın kazanmasını beklemek daha akla yatkın gelmektedir.

Bu öngörüler doğru çıkarsa, Biden’ın salıncak eyaletlerden 94 oy daha alarak, seçilmek için gerekli olan 270 sayısını rahatlıkla aşacağı (308 civarında bir oya ulaşacak) düşünülmektedir.

Donald Trump’a yakın salıncak eyaletlere göz atmak gerekirse; bir dönem Obama rüzgârına kapılan ve iki dönem Demokrat Başkan’a oy veren 18 temsilcili Ohio, anketlerde sonuçlar yakın gözükmesine karşın, sanki Trump’a oy vermeye daha yakın bir eyalettir.

Tam 16 temsilcisi olan Georgia da, anketlerde Trump’ın yalnızca 1 puan üstünlüğü gözükmesine karşın, seçimde muhtemelen -son 5 seçimdir olduğu gibi- Cumhuriyetçi adaya oy verecektir. Bu nedenle, Georgia’yı Trump’ın hanesine yazmak gerekir.

15 oyu olan North/Kuzey Carolina’da da, her ne kadar son anketlerde Biden birkaç puan önde gözükse de, Trump’ın genelde Cumhuriyetçi adayları seçen bu eyaleti kazanması bence daha makul gözükmektedir.

11 oyu olan Arizona’da ise, son anketlerde Joe Biden birkaç puan önde gözükmektedir. Ancak son 5 seçimdir Cumhuriyetçi adayların kazandığı Arizona’da, bence Trump’ın kazanma ihtimali tarihsel değerlendirmede daha ağır basmaktadır.

2008 seçimlerinde Barack Obama’nın büyük bir sürpriz yaparak kazandığı Indiana da, 11 oyunu bence Trump’tan yana kullanacaktır. Zaten anketler de, Trump’ın burada kazanmaya yakın olduğunu ortaya koymaktadır.

6 oyu olan ve genelde bir seçimde Demokrat adaya, bir seçimde Cumhuriyetçi adaya oy veren Iowa, bu seçimde sanki Trump’a daha yakın durmaktadır.

4 oyu olan New Hampshire, Trump’ın son anketlerde öne çıktığı bir diğer eyalet olarak dikkat çekmektedir.

3 oyu olan Alaska ise, Trump’ın kazanmaya yakın gözüktüğü bir diğer eyalettir.

Bu durumda, salıncak eyaletlerden 84 civarında ekstra oy alacak Trump, 234 civarında oyda kalarak seçimi kaybedecektir.

Sonuç

Sonuç olarak, 2020 ABD Başkanlık seçimlerinde tüm öngörüler ve kamuoyu yoklamaları, Demokrat aday Joe Biden’ın rahat bir zafere doğru koştuğunu göstermektedir. Bu durum, Türkiye için şu aşamada olumlu bir şey değilse bile, Biden’a yönelik doğru politikalar geliştirilebilirse, ABD’nin kurumsal yapılarına daha aşina olan Biden döneminde de ilişkilerin kopma noktasına gelmeyeceği düşünülebilir. Ancak elbette, Trump’ın çok daha olumlu yaklaşım gösterdiği bazı konularda (Rusya’dan S-400 alınması, Suriye’deki askeri operasyonlar, Ermeni meselesine bakış, Türkiye’de medya ve akademisyenlere yönelik sansür ve baskılar vs.), Biden döneminde Türk-Amerikan ilişkilerinin daha gerileceği bir gerçektir. 

Bir diğer önemli konu ise, seçim güvenliği ile ilgilidir. Koronavirüs salgını nedeniyle posta yoluyla oy vermenin bu seçimde yaygın olarak kullanılacak olmasını bahane etmesi muhtemel Donald Trump'ın seçim sonuçlarını kabul etmemesi ve protesto eylemleri başlatması durumunda, Biden seçimi kazansa bile, ABD demokrasisi, oldukça zor günlerden geçecektir.  

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] BBC (2020), “US election 2020 polls: Who is ahead - Trump or Biden?”, 29.08.2020, Erişim Tarihi: 03.09.2020, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/election-us-2020-53657174.

[2] Wikipedia, “List of United States presidential elections in which the winner lost the popular vote”, Erişim Tarihi: 03.09.2020, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_United_States_presidential_elections_in_which_the_winner_lost_the_popular_vote.

[3] Euronews (2016), “ABD Başkanı nasıl seçiliyor?”, 29.01.2016, Erişim Tarihi: 03.09.2020, Erişim Adresi: https://tr.euronews.com/2016/01/29/abd-baskani-nasil-seciliyor.

[4] Wikipedia, “Statewide opinion polling for the 2020 United States presidential election”, Erişim Tarihi: 03.09.2020, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Statewide_opinion_polling_for_the_2020_United_States_presidential_election.