14 Kasım 2014 Cuma

Rusya'dan Avustralya'ya Gözdağı


17 Temmuz 2014 tarihinde Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçıların düşürdüğü Malezya Havayolları’na ait uçakta 40’a yakın Avustralyalı turistin de bulunması sebebiyle başlayan polemik, şimdilerde Rusya ile Avustralya arasında ciddi bir siyasi krizin yaşanmasına neden oluyor.

Uçağın düşürülmesinin ardından Rusya’ya yönelik suçlayıcı açıklamalar yapan[1] Avustralya Başbakanı Tony Abbott, birkaç gün önce Pekin’de düzenlenen APEC zirvesinde Rus lider Vladimir Putin’le bir araya gelmiş ve trajik olayda hayatını kaybeden Avustralyalılar için özür ve tazminat beklediğini kendisine iletmişti.[2] Muhafazakar görüşleri ve sert tavrıyla bilinen Abbott, daha önce 1988 yılında Amerikalılar tarafından düşürülen İran uçağı karşılığında bu ülkeye ödenen tazminat ve özrü Putin’e örnek göstermiş ve APEC zirvesinde onunla 15 dakika özel olarak görüşmüştü.[3] Ancak Abbott’ın görüşme öncesinde içkamuoyuna yönelik verdiği sert mesajlara karşın, Putin’in sözcüsü Alexander Odoevskiy, görüşmede olayla ilgili herhangi bir kanıt sunulamadığını ve Rusya’nın tüm suçlamaları reddettiğini açıkladı.[4]  

Bu gelişmelerin üzerine, bu sene Avustralya’nın Brisbane kentinde düzenlenecek G20 zirvesi öncesinde Putin’in Avustralya açıklarına 4 savaş gemisi gönderileceğini açıklaması uluslararası kamuoyunda endişe yarattı.[5] Gemiler arasında roket kruvazörü “Varyag” ve denizaltı avcı gemisi “Mareşal Şapoşnikov” da yer alıyor.[6] Avustralya Savunma Bakanlığı, yaptığı açıklama ile Rus gemilerinin yakından gözlemlendiğini duyurdu.[7] Rus tarafı ise, herhangi bir uluslararası kuralı çiğnemediklerini belirterek, gemilerin uluslararası sulardaki navigasyon özgürlüğüne uygun hareket ettiklerini belirtti.[8]

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nden Cahit Armağan Dilek’e göre; Rusya’nın bu tavrı “ganbot diplomasisi”nin bir örneğidir ve geçmişte de bu ülke tarafından 2010 yılında o dönemdeki Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in San Francisco ziyaretinde olduğu gibi başarıyla uygulanmıştır.[9] Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Rusya’nın bu tavrı ile askeri caydırıcılığını başta Avustralya olmak üzere tüm dünya ülkelerine gösterdiği iddia edilebilir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] “Vladimir Putin’s newest enemy: Australia”, The Washington Post, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.washingtonpost.com/blogs/worldviews/wp/2014/11/12/vladimir-putins-newest-enemy-australia/.
[2] Cahit Armağan Dilek (2014), “Kulisler hareketlendi: Rus savaş gemileri G-20 zirvesinin yapılacağı Avustralya açıklarında!”, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.21yyte.org/tr/fikir-tanki/6484/kulisler-hareketlendi-rus-savas-gemileri-g-20-zirvesinin-yapilacagi-avustralya-aciklarinda.
[3] “Vladimir Putin’s newest enemy: Australia”, The Washington Post, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.washingtonpost.com/blogs/worldviews/wp/2014/11/12/vladimir-putins-newest-enemy-australia/.  
[4] “Vladimir Putin’s newest enemy: Australia”, The Washington Post, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.washingtonpost.com/blogs/worldviews/wp/2014/11/12/vladimir-putins-newest-enemy-australia/.  
[5] “Putin G20’ye dört savaş gemisiyle gidiyor”, Radikal, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.radikal.com.tr/dunya/putin_g20ye_dort_savas_gemisiyle_gidiyor-1230195.
[6] “Putin G20’ye dört savaş gemisiyle gidiyor”, Radikal, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.radikal.com.tr/dunya/putin_g20ye_dort_savas_gemisiyle_gidiyor-1230195.
[7] “Canberra monitoring Russian warships 'nearing Australia'”, BBC, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/world-australia-30032466.
[8] “Russia sends warships north of Australia in 'puerile' display”, The Telegraph, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/australiaandthepacific/australia/11227868/Russia-sends-warships-north-of-Australia-in-puerile-display.html.
[9] Cahit Armağan Dilek (2014), “Kulisler hareketlendi: Rus savaş gemileri G-20 zirvesinin yapılacağı Avustralya açıklarında!”, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, Erişim Tarihi: 14.11.2014, Erişim Adresi: http://www.21yyte.org/tr/fikir-tanki/6484/kulisler-hareketlendi-rus-savas-gemileri-g-20-zirvesinin-yapilacagi-avustralya-aciklarinda.  

12 Kasım 2014 Çarşamba

Joseph Nye'ın Gözünden 21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti


1937 doğumlu Amerikalı siyaset bilimci ve Harvard Üniversitesi’ne bağlı John F. Kennedy School of Government profesörü Joseph Nye[1], daha çok “soft power” (yumuşak güç) kavramıyla bilinse de, bu tezi ışığında ABD-Çin rekabetini inceleyen konuşma ve yazılarıyla da haklı bir şöhret kazanmıştır. 2011 yılında Amerikan Foreign Policy dergisi tarafından dünyanın en etkili düşünürleri arasında gösterilen[2] Nye, aynı derginin bu yıl içerisinde uluslararası çaptaki akademisyen ve politika yapıcılarla yaptığı bir araştırma sonucunda ise, politika yapıcılar açısından dünyanın en etkili akademisyeni olarak lanse edilmiştir.[3] Bu yazıda Nye’ın 2012 yılında Cambridge Forum’da 21. yüzyılda ABD-Çin rekabeti hakkında yaptığı bir konuşmayı[4] sizlere özetleyeceğim.

Joseph Nye[5]

Konuşmasına Asya’daki Kuzey Kore-Güney Kore gerginliği ve Güney Çin Denizi’ndeki sorunlara referans yaparak başlayan Nye, tarih boyunca hızlı yükselen güçlerin -geçmişte 1. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’nın hızlı yükselişinin İngiltere’yi rahatsız etmesi gibi- statükoyu kontrol eden aktörleri rahatsız ettiğinden söz etmektedir. Buna benzer şekilde, Çin’in 21. yüzyıldaki hızlı yükselişi de, şu an dünyadaki en etkili uluslararası aktör konumundaki Amerika Birleşik Devletleri’ni rahatsız etmektedir. Ancak Nye’a göre; son yıllarda Çin’in daha iddialı dış politik girişimleri nedeniyle Amerikan stratejistleri arasındaki bu endişeler haklı olsa da, onun görüşünde -John Mearsheimer’ın çatışmayı kaçınılmaz gören tezinden[6] farklı olarak- ABD ile Çin’in bu güç yarışını barışçıl bir şekilde götürebilmesi mümkündür.

Nye’ın yazıda yararlandığım 2012 tarihli Cambridge Forum konuşması

Nye’a göre; Çinliler açısından 2008 yılında Amerikan ekonomisinin yaşadığı sarsıntı, kendilerinin yüzde 10’ları bulan ekonomik büyüme rakamlarıyla ile biraraya gelince, onlarda bir “hubris” (kibir) duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuş ve Çin dış politikasını daha agresif bir pozisyon almaya itmiştir. Ancak bunun tehlikeli tarafı; bu adımın Amerikan kamuoyu ve karar alıcılarında oluşturduğu tehdit algılamasıdır. 2008-2011 yılları arasında, ABD-Çin ilişkileri bozulmaya devam etmiş ve Çinlilerin “American Decline” (Amerikan Düşüşü) hakkındaki görüşleri, ABD’nin dış politikadaki “güvercin” tavrı nedeniyle daha da pekişmiştir. Ancak bu noktada Nye, Amerika’nın güç kaybını “absolute” (mutlaki) olarak değil, “relative” (göreceli) olarak değerlendirmekte ve bazı Çinli düşünür ve politika yapıcıların, Amerikan Düşüşü hakkında acele karar aldıklarını iddia etmektedir. Zira Nye’a göre, ABD’nin bu rekabette öne çıkmasını sağlayabilecek önemli kozları vardır.

Öncelikle World Economic Forum’a göre; ABD ekonomisi, halen dünyanın en rekabetçi 5 ekonomisinden biridir ve Çin bu alanda ABD’nin çok gerisindedir. Üniversite kalitesi ve eğitim açısından da ABD, bugün hala Çin’in çok ilerisindedir ve bu durum, eğitime ve arge faaliyetlerine ayrılan bütçelere bakıldığında da tescil edilmektedir. 21. yüzyıla damgasını vuracak teknolojik alanlar (biyoteknoloji ve nanoteknoloji) açısından da ABD, Çin’in çok ilerisindedir ve bu nedenle mutlaki anlamda bir düşüşten bahsetmek doğru olmaz. ABD için ancak göreceli bir düşüşten bahsetmek yerinde olabilir. Fakat burada bile, esas mesele ABD’nin düşmesinden ziyade, diğerlerinin (Çin, Hindistan, Brezilya) yükselmeleridir. Onlar daha iyiye gittikçe, ABD ile aralarındaki fark kapanmakta ancak bu durum ABD’nin geriye gittiği anlamına gelmemektedir. Yine aynı şekilde, bu durum Çin’in ABD’nin dünya liderliğini alacağı anlamına da gelmemektedir. Zira Çin’in şu an için ABD’yi geçmesi kesin olan tek alan, toplam ekonomik büyüklük olarak gözükmektedir.[7] Kişi başına düşen gelir açısından Çin’in ABD’yi geçmesi, Nye’a göre bu yüzyıl içerisinde mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle araştırmacıların kullandıkları verileri dikkatli analiz etmeleri ve bütüncül bir bakış açısı geliştirmeleri şarttır.

Bir diğer mesele ise; Çin’in hızlı yükselişinin bu şekilde devam etmesinin garanti olmamasıdır. İlk olarak, ülkeler zenginleştikçe, ekonomik büyümeleri yavaşlamaktadır. İkinci önemli mesele, yaşlanan nüfusu nedeniyle Çin’in ilerleyen yıllarda ucuz işgücü ve verimliliğini korumakta zorlanacak olmasıdır. Üçüncü ve çok önemli bir konu ise, gücün salt ekonomik güçle alakalı bir kavram olmamasıdır. ABD, askeri gücü ve Nye’ın yaratıcısı ve uzmanı olduğu yumuşak güç alanlarında Çin’in halen çok ilerisindedir. Bu nedenle Nye’a göre; Çin Halk Cumhuriyeti önceki Devlet Başkanı Hu Jintao’nun, 2007 yılındaki Çin Komünist Partisi’nin kurultayında ülkenin cazibesinin arttırılması gerektiğini ifade etmesi ve yumuşak güce ağırlık verileceğini belirtmesi doğru bir tespittir. Zira Çin’in son dönemde askeri harcamalarda yaptığı atılım, komşu ülkeleri (Japonya, Avustralya, Güney Kore hatta Hindistan ve Rusya) rahatsız etmekte ve onları çeşitli koalisyonlara yönlendirmektedir. Bu noktada ABD’nin de Başkan Barack Obama döneminde başlatılan “Asia Pivot” politikasıyla önemli bir hamle içerisine girdiği görülmektedir. Oysa “yumuşak güç” unsurları ile ikna ediciliğin ve sempatinin arttırılması, Çin’in komşu devletler için tehdit değil, partner olarak görülmesine neden olabilecektir. Ancak bu alanda da ABD, Çin’in halen çok ilerisindedir ve üniversiteleri, popüler kültürü (Hollywood ve müzik endüstrisi) ve canlı sivil toplumu sayesinde daha çok uzun yıllar bu üstünlüğünü koruyacak gibi gözükmektedir. Çin’in kendi içerisinde özgürlükleri ve demokrasi çıtasını arttırmadan, bu alanda atılım yapması zor gözükmektedir. Ancak Çinli politika yapıcılar açısından da, demokrasi ve özgürlüğün arttırılması, rejimin güvenliği ve istikrarı açısından bir tehdit olarak görülmektedir.

Tüm bu nedenlerle, Joseph Nye’a göre; ABD’nin Çin’e geçilmesi öyle kolay gerçekleşebilecek bir hadise değildir. Gelecek onyıllarda yaşanacak gelişmeler ve ABD’nin bu duruma göstereceği tepkiler, bu mücadelenin akıbetini belirleyecektir. Bu noktada Nye’a göre; ikili ilişkilerde korku pompalamak, her iki tarafa da zarar verecektir. Zira söz konusu iki ülke, derin varoluşsal çelişkiler içerisinde değillerdir.[8] Zaten Çin, -geçmişte Fransa, İngiltere ve Rusya gibi rakiplerini tamamen kontrol altına almak isteyen Nazilerden farklı olarak- rakip gücün (ABD) yok edilmesini isteyen bir rakip (challenger) değildir. Dahası, günümüz dünyasında küresel ısınma, salgın hastalıklarla mücadele ve terörizmle mücadele gibi konularda hiçbir ülke kendi başına toptan bir zafer kazanamaz. Bu yüzden bu iki büyük güç, birlikte yaşamaya alışmalı ve bunun yeni kurallarını oluşturmalıdırlar.    

  Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ





[1] Web sitesi için; http://joenye.com/.
[2] “The FP Top 100 Global Thinkers”, Foreign Policy, Erişim Tarihi: 12.11.2014, Erişim Adresi: http://www.foreignpolicy.com/articles/2011/11/28/the_fp_top_100_global_thinkers?page=0,41#thinker64.
[3] “Who are the top international-relations specialists? Surprise! Scholars have a very different view than policymakers do”, Foreign Policy, Erişim Tarihi: 12.11.2014, Erişim Adresi: http://ricks.foreignpolicy.com/posts/2014/09/25/who_are_the_top_international_relations_specialists.
[4] “Joseph Nye: The Rise of China and American Power”, Youtube, Erişim Tarihi: 12.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=BwWT0kbYSZs.    
[5] “Joseph Nye”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 12.11.2014, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Joseph_Nye.   
[6] Bu konuda bir yazı için; Ozan Örmeci (2014), “John Mearsheimer’a Göre 21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 12.11.2014, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/john-mearsheimera-gore-21-yuzyilda-abd-cin-rekabeti/.  
[7] Bu durum aslına bakılırsa satın alma paritesi açısından daha şimdiden gerçekleşmiştir. Bakınız; http://www.ibtimes.com/china-economy-surpasses-us-purchasing-power-americans-dont-need-worry-1701804.
[8] Bu noktada Nye, Amerikan sağının anti-komünist hassasiyetlerini küçümsemektedir. Zira Soğuk Savaş’ın güçlü bir mirası olarak, -özellikle Amerikan sağında- anti-komünizm halen önemli bir varoluş sebebidir. Bugün Cumhuriyetçi Parti’nin içerisindeki bazı kişi ve grupların ve Çay Partisi Hareketi’nin söylemlerinde bu kolaylıkla görülebilir.

10 Kasım 2014 Pazartesi

4 Kasım 2014 ABD Kongre Seçimleri ve Olası Etkileri


4 Kasım 2014 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde Kongre’nin iki kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin tamamı (2 yıllığına seçilen 435 temsilci) ve Senato’nun üçte birinin (6 yıllığına seçilen 33 senatör) yenilenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerden Cumhuriyetçi Parti büyük bir zaferle çıkarken, Başkan Barack Obama’nın mensubu olduğu Demokrat Parti, büyük bir hezimete uğradı. Bu yazıda ABD’deki seçim sonuçlarını ve olası etkilerini değerlendirmeye çalışacağım.

Öncelikle bu seçimlerin sürpriz bir şekilde neticelendiğini belirtmek gerekiyor. Zira dış politikada Arap Baharı’nın Arap Kışı’na dönüştürülmesinin ardından, Obama açısından ortaya çıkan başarısızlık tablosu nedeniyle seçimde Cumhuriyetçilerin üstünlüğü beklense de, her iki kamarada da Cumhuriyetçilerin bu denli üstünlük sağlaması tahmin edilen bir durum değildi. Ayrıca Obama’nın ekonomide sanılanın aksine gayet başarılı olduğu, son dönemde açıklanan ve 2008’den beri ABD tarihinin en düşük rakamını yakalayan işsizlik oranı (% 5,9)[1] ve bu yıl içerisinde % 4’ü aşan ekonomik büyüme rakamı[2] ile kamuoyu nezdinde ispatlanmıştı. Öyleyse Amerika Birleşik Devletleri’ni nefret edilen bir ülkeden sevilen bir ülkeye çeviren ve ekonomik tüm göstergeler açısından çok başarılı bir performans sergileyen bir Başkan’ın partisi neden bu seçimlerde hezimete uğramış olabilir?

Sorunun ilk yanıtı Amerikan seçmeninin bilinçsizliğiyle alakalı. Ekonomik büyüme, düşük işsizlik oranları ve dünyada oluşan Amerikan sempatisi elbette çok önemli faktörler, ancak Amerika’daki nüfusun çoğunluğu açısından oy tercihlerini doğrudan etkileyen sebepler olmayabilir. Amerikalı seçmenler açısından bulundukları mahallede suç oranlarının artıp artmıyor olması oy tercihinde daha etkili bir faktör. Ayrıca Amerika’nın Sesi Haber Merkezi iç politika uzmanı Jim Malone’un da belirttiği gibi; ara seçimlerde özellikle de Başkanların ikinci dönemlerinde seçmenlerden bu tür tepki görmeleri, Amerikan siyasetinde alışık olunan bir durum.[3]

İkinci önemli sebep, Cumhuriyetçi Parti’nin geleneksel gücü ile alakalı. Her ne kadar iki seçimdir Obama’dan ağır tokatlar yeseler de, Cumhuriyetçi Parti kuşkusuz Amerikan siyasetine en az Demokratlar kadar damga vuran bir siyasal parti ve bazı bölgelerde geleneksel oy tabanlarıyla Demokratlara ezici üstünlük sağlayabiliyorlar.

Üçüncü bir sebep ise, kuşkusuz Amerikan dış politikasıyla alakalı. George W. Bush döneminin ardından dünyada nefret edilen bir Amerika Birleşik Devletleri’ne Başkanlık etme görevini devralan Obama, barışçıl vizyonu ve askeri harcamaları azaltan tercihleri nedeniyle bu durumu tersine çevirmeyi başardı ve hatta bu sayede Nobel Barış Ödülü bile kazandı. Ancak bu süreçte Çin’in hızlı yükselişi ve Rusya’nın toparlanması ile birlikte ABD’nin küresel liderliğinin zayıfladığı algısının yaratılması, Obama’nın hem dünyada, hem de kendi ülkesinde zayıf düşmesine neden oldu. Rusya’nın Kırım’ı hukuksuz bir şekilde Ukrayna’dan koparması, Arap Baharı sürecinin dışarıdan sabote edilmesi, IŞİD terör örgütünün ortaya çıkması ve daha önemlisi bu süreçte ABD’nin kendisine müttefik seçtiği grupların (Müslüman Kardeşler-İhvan türevi olan siyasi yapılar) dünyaya güven telkin edememesi gibi nedenlerin etkisiyle, Obama dünyada güçsüz bir lider olarak algılanmaya başladı ve çeşitli araştırmalarda Rusya lideri Vladimir Putin’in ardına düştü.[4] Bu durum, özellikle sağdaki Amerikan seçmenini fazlasıyla etkiledi ve Demokratların oylarını düşürdü.

Tüm bunlara dördüncü bir sebep olarak, Obama’nın Avrupa solunu çağrıştıran ve kapitalizmin beşiği olan Amerika’da yaşayanlar açısından biraz garip algılanabilecek Obamacare sağlık programına yönelik Cumhuriyetçilerin sert eleştirileri de eklenince, seçimlerde Demokratlar için mağlubiyet kaçınılmaz hale geldi.

Kesin sonuçlar açıklanmasa da, seçimler sonucunda Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde 246’ya 180 (9 sandalye için mücadele devam ediyor), Senato’da ise 53-45 (2 bağımsız da var) üstünlük sağlamış gibi gözüküyorlar.[5] Bu durum şu anlama geliyor; bundan sonra Cumhuriyetçiler Senato’yu daha da iyi kullanarak Başkan Obama’nın üst düzey bürokrat, büyükelçi ve hakim atamalarında ciddi sorunlar çıkarabilecekler. Dahası 2016’da yapılacak olan Başkanlık seçimleri açısından da bu sonuçlar önemli bir gösterge vazifesi görecek ve seçmeni Cumhuriyetçi adaya doğru yönlendirebilecek.

ABD Başkanı Obama’nın seçimlerin ardından kötüye giden durumu net bir şekilde gördüğü anlaşılıyor. Zira Obama’nın seçim sonrasındaki ilk icraatı; Irak’ta IŞİD’le mücadele edilmesi için bölgeye 1500 askeri birliğinin daha gönderileceğini ilan etmek oldu.[6] Obama’nın “topal ördek” durumunda olmasına rağmen, yürütme erkinin tek sahibi olarak 2016’ya kadar geçecek olan 2 yılda önemli adımlar atması ve bu sayede Demokratların adayı olması beklenen Hillary Clinton’ın önünü açması bekleniyor.[7] Örneğin, Demokratların oyunu arttırmak için yapabilecekleri en kritik hamlelerden birisi; ülkedeki milyonlarca kaçak göçmeni (özellikle Latin Amerika’dan gelen nüfusun oluşturduğu Hispanikler ağırlıkta) vatandaş statüsüne eriştirecek yeni bir göçmenlik yasasının geçirilmesi olacak.[8] Ancak Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner, seçimden hemen sonra Başkan’ı bu konuyu kararnameyle çözmemesi konusunda uyardı.[9] Bu durumun ülkedeki siyaseti daha da gerginleştirmesi ve geri tepmesi de mümkün olabilir. Zira Obama’nın bu değişikliği parti çıkarları için yaptığı anlaşılabileceği için, seçmen nezdinde desteği artacağına, düşedebilir.

Amerika’nın Sesi Haber Merkezi iç politika uzmanı Jim Malone’a göre, seçimler sonrasında ABD’nin Suriye politikası da sertleşebilir. Seçimler sonrasında hem Temsilciler Meclisi’nde, hem de Senato’da önemli komisyonların başkanlıklarına Cumhuriyetçilerin geleceğini belirten Malone, örneğin Silahlı Hizmetler Komisyonu’nun başına eski Başkan adayı ve Arizona Senatörü John McCain’in gelmesine dikkat çekiyor ve askeri konularda daha sert bir Kongre yapısının ortaya çıkacağını iddia ediyor.[10] Bu noktada Malone son derece haklı; zira Amerikan kamuoyunda askeri dış müdahale isteği halen çok yüksek oranda gözükmese de, Obama’nın IŞİD politikasından duyulan rahatsızlık da ortada. Bu nedenle Cumhuriyetçiler Obama’ya bu konudan saldırmaya devam edecek ve Amerikan halkına daha şahin politikalar önerecekler.

Son tahlilde, Kongre seçimlerinin ABD siyasetini daha da kızıştırmasını beklemek yerinde bir görüş. Hiç kuşkusuz, 2016 ABD Başkanlık seçimleri, her iki partide de iyi adayların bulunması durumunda tüm dünyanın dikkatle takip ettiği çok görkemli bir demokrasi şöleni olacak.    

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ   




[1]US unemployment rate hit a six-year low in September”, BBC, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/business-29479533.  
[2] “US GDP Growth Rate by Year”, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://www.multpl.com/us-gdp-growth-rate/table/by-year.
[3] “Suriye Politikası Agresifleşebilir”, Amerika’nın Sesi, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://m.amerikaninsesi.com/a/malone-suriye-politikasi-agresiflesebilir/2512472.html.
[4] “Putin Vs. Obama: The World's Most Powerful People 2014”, Forbes, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://www.forbes.com/sites/carolinehoward/2014/11/05/putin-vs-obama-the-worlds-most-powerful-people-2014/.
[6] “Obama to Send 1,500 More Troops to Assist Iraq”, The New York Times, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://mobile.nytimes.com/2014/11/08/world/middleeast/us-to-send-1500-more-troops-to-iraq.html.
[7] 2016 ABD Başkanlık seçimleri için erken bir analiz; Ozan Örmeci (2014), “2016 ABD Başkanlık Seçimleri Yarışı Şimdiden Başladı!”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/2016-abd-baskanlik-secimleri-yarisi-simdiden-basladi/.
[8] 2012 Başkanlık seçimlerinde Hispanikler % 71 oranında Obama’ya, % 27 oranında Mitt Romney’e oy vermişlerdi. Detaylar için; http://www.ropercenter.uconn.edu/elections/how_groups_voted/voted_12.html.
[9] “Suriye Politikası Agresifleşebilir”, Amerika’nın Sesi, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://m.amerikaninsesi.com/a/malone-suriye-politikasi-agresiflesebilir/2512472.html.
[10] “Suriye Politikası Agresifleşebilir”, Amerika’nın Sesi, Erişim Tarihi: 10.11.2014, Erişim Adresi: http://m.amerikaninsesi.com/a/malone-suriye-politikasi-agresiflesebilir/2512472.html.

6 Kasım 2014 Perşembe

2014 Tunus Cumhurbaşkanlığı Seçimleri


Arap Baharı’nın başladığı ülke olan ve bu sürecin durmasının ardından dahi yeni geçtiği demokratik sistemini koruyabilen Kuzey Afrika ülkesi Tunus’ta, Cumhurbaşkanlığı seçimleri 23 Kasım 2014 tarihinde yapılacak. Bu yazıda Tunus’ta geçtiğimiz günlerde yapılan Parlamento seçimleri sonrasında oluşan siyasi tablo ışığında, yakında bu ülkede düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ele alacağım.

İslam dünyasında Türkiye ve KKTC ile birlikte ender sayıdaki laik ve demokratik ülkelerden biri olma özelliği gösteren Tunus’ta[1], Arap Baharı sonrasında geçen kısa sürede çok önemli siyasi değişimler yaşanmıştır. Yasemin Devrimi sonrasında Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin, başlayan protesto gösterileri neticesinde yurtdışına kaçmasının ardından, Tunus Meclis Başkanı Fuad Mebazaa’nın geçici Cumhurbaşkanlığında ülkede ılımlı İslamcı Ennahda Partisi (Yeniden Doğuş Partisi) liderlerinden Muhammed Gannuşi önderliğinde bir geçiş hükümeti kurulmuştur.[2] İslamcı yönetime yönelik korkular nedeniyle, bu dönemde kurulan iki farklı Gannuşi hükümetinde de protesto gösterileri sona ermemiş ve bu nedenle Gannuşi’nin yerine Beji Caid Essebsi Başbakanlığında yeni bir geçiş hükümeti kurulmuştur.[3] 23 Ekim 2011 tarihinde gerçekleştirilen ülkedeki ilk demokratik ve özgür seçimlerden; liderliğini Raşid Gannuşi’nin yaptığı Ennahda Partisi oyların % 40’ını alarak birinci çıkmış ve 217 sandalyeli Kurucu Meclis’te 89 sandalye kazanmıştır. Ennahda Partisi’ni 29 sandalyeyle Cumhuriyet için Kongre Partisi (CPR), 26 sandalyeyle Özgürlük Kalkınma ve Demokrasi için Halk Bildirisi ve 20 sandalyeyle Ettakatol Partisi takip etmiştir.[4] Seçimler sonrasında Ennahda, Cumhuriyet için Kongre (CPR) ve Ettakatol partileri arasında 21 Kasım 2011 günü imzalanan bir protokolle; üç parti arasında koalisyon hükümeti kurulması, Cumhurbaşkanlığı vekilliğine Cumhuriyet için Kongre Partisi Başkanı Dr. Munsif el Marzuki’nin, Ulusal Kurucu Meclis Başkanlığına Ettakatol Partisi Başkanı Dr. Moustapha Ben Jafaar’ın ve Başbakanlığa Ennahda Genel Sekreteri Hamadi Jebali’nin getirilmesi konularında anlaşılmıştır.[5] 12 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise, CPR Başkanı Dr. Munsif el Marzuki, Tunus Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Ancak özgür Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine rağmen ülkede sular durulmamış ve muhalif milletvekilleri Şükrü Belayid ile Mohamed Brahmi’nin sırasıyla 6 Şubat 2013 ve 25 Temmuz 2013 tarihlerinde suikast sonucu hayatlarını kaybetmeleriyle Tunus’ta siyasi bir kriz ortaya çıkmıştır.[6] Krizin ardından yapılan görüşmeler neticesinde, teknokrat kökenli Sanayi Bakanı Mehdi Jomaa 14 Aralık 2013 tarihinde partilerin çoğunluğunun desteğini alarak yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir. Bu krizin ardından yeni ve demokratik bir anayasa kurmakla ilgilenmeyen başlayan Tunus Parlamentosu, 26 Ocak 2014’te yeni ve demokratik bir anayasayı onaylayarak yürürlüğe sokmuştur.[7] Bu anayasada Şeriat hukukunun yerine Tunus’un laik ve demokratik bir devlet olduğu vurgulanmış[8] ve İslam dünyasında “Tunus modeli”nden söz edilmeye başlanmıştır.[9]

Geçtiğimiz günlerde (26 Ekim 2014) yapılan Parlamento seçimlerinde ise; ülkedeki demokratik dönüşümün devam ettiği görülmüş ve seçimlerden modernist ve laiklik yanlısı Nida Tunus (Tunus’un Sesi) zaferle çıkmıştır.[10] Seçimler sonucunda, Nida Tunus 217 sandalyeli meclisten 85 milletvekili çıkarmış (% 37,56 oyla), ılımlı İslamcı Ennahda ise 69 sandalyeyle (% 27,79 oyla) ikinci sırada kalmıştır.[11] Uluslararası Politika Akademisi uzmanı ve Giresun Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Göktürk Tüysüzoğlu’na göre; “Büyük bir siyasal koalisyon niteliğinde olan ve içerisinde sol eğilimliler, liberaller, Desturcular (Habib Burgiba’nın takipçileri olarak görülen ve otoriterliğe eğilimli kesim) ve Tunus siyasal hayatının en önemli aktörlerinden Tunus Genel İşçi Sendikası ile Ulusal İşverenler Sendikası temsilcilerinin bulunduğu Nida Tunus, esasen Ennahda’ya karşı oluşturulmuş bir siyasal koalisyon niteliğine haizdir. Bu partinin geleceğine ilişkin en önemli arızalardan biri, çok farklı kesimleri/eğilimleri içerisinde bulundurduğundan karşı karşıya kalınabilecek sorunlar bağlamında yaşanacak bir farklılaşma sonucu dağılması ihtimalinin her daim yüksek olacak olmasıdır. Nitekim parti içerisinde herkesin kabul ettiği bir birleştirici olarak görülen Essebsi’nin, 23 Kasım’da gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması halinde, parti içerisinde kişileri ve grupları birbirleri ile rekabete ve anlaşmazlığa itecek bir liderlik yarışı başlayabilir”.[12]

2014 Tunus Parlamento seçimleri sonuçları[13]

Şimdi 23 Kasım’da gerçekleştirilecek olan seçimlerdeki adaylara daha yakından göz atalım. Seçimlerin favori ismi; Nida Tunus’un[14] adayı olarak seçime giren, 1926 doğumlu deneyimli Tunuslu siyasetçi, hukukçu, eski Dış İşleri Bakanı (1981-1986) ve devrim sonrasındaki Başbakanlardan olan Beji Caid Essebsi’dir.[15] Fransa’da hukuk okumuş ve bu ülkede deneyimi olan Essebsi, geçmişte Habib Burgiba’nın danışmanlığını da yapmış ve daha çok eski rejimle özdeşleşmiş bir isimdir. Tunus’un Almanya Büyükelçiliği görevinde de bulunmuş olan Essebsi’yi cazip kılan faktör ise; İslamcılara karşı geniş tabanlı bir laik koalisyonu bir arada tutabilecek en uygun isim olmasıdır.
Beji Caid Essebsi

Seçimlerde iddialı olan bir diğer aday ise; merkez sol çizgideki Cumhuriyet için Kongre Partisi’nin (CPR)[16] desteklediği Dr. Munsif el Marzuki’dir.[17] Fransa’da tıp okumuş, gençliğinde bir dönem Hindistan’a giderek Mahatma Gandhi’nin “pasif direniş” yöntemini incelemiş ve Güney Afrika’ya da giderek apartheid rejiminin olumsuz özelliklerini gözlemlemiş olan Marzuki, 2011’deki devrim sonrasında geçici Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmuş saygın bir isimdir.

Munsif el Marzuki (Moncef Marzouki)

Seçimlerde az da olsa şansı olan üçüncü aday ise; geçmişte Savunma Bakanlığı ve Dış İşleri Bakanlığı görevlerinde bulunmuş olan ve merkez çizgideki Al Moubadara’nın[18] desteklediği 1948 doğumlu Kamel Morjane ya da Kemal Mourjan’dır[19]. Ancak seçimlerin son tahlilde Beji Caid Essebsi ve Munsif el Marzuki arasında geçmesi beklenmektedir. Şu an için gazeteler ve kamuoyunda öne çıkarılan aday ise Essebsi’dir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] Tunus’a devrim sonrasında yaptığım geziden gözlemler için; Ozan Örmeci (2013), “Tunus Gözlemleri”, Ulus923, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://ulus923.com/13/63184/0/tunus-gozlemleri.html.
[2] “Tunus’un Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/tunus-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[3]  “Tunus’un Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/tunus-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[4] “Tunus’un Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/tunus-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[5] “Tunus’un Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/tunus-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[6] Bu konuda detaylar için; Göktürk Tüysüzoğlu (2013), “Tunus’ta Neler Oluyor?”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/tunusta-neler-oluyor/.
[7] “Tunus’un Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/tunus-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[8] Bu konuda iki haber için; “La Tunisie tourne le dos à le charia”, Le Monde, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.lemonde.fr/international/article/2014/01/07/la-tunisie-officialise-le-renoncement-a-la-charia_4343892_3210.html ve “Tunisia opts for civil, not Sharia law as assembly votes on new constitution”, Reuters, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://rt.com/news/tunisia-rejects-islam-law-196/.
[9] Bu konuda bir yazı için; Taha Akyol (2014), “Yeni yıldız Tunus mu?”, Hürriyet, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25731146.asp.
[10] “Tunus’ta seçimi laik parti kazandı”, BBC Türkçe, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/10/141027_tunus_sonuc.
[11] “Tunus’ta laiklerin seçim zaferi kesinleşti”, Deutsche Welle Türkçe, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://www.dw.de/tunusta-laiklerin-se%C3%A7im-zaferi-kesinle%C5%9Fti/a-18029318.  Seçimlerin detaylı sonuçları için; “Tunisian parliamentary election, 2014”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Tunisian_parliamentary_election,_2014.
[12] Göktürk Tüysüzoğlu (2014), “Tunus Parlamento Seçimleri: Demokratik Dönüşüm Devam Ediyor”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/tunus-parlamento-secimleri-demokratik-donusum-devam-ediyor/.
[13] “Tunisian parliamentary election, 2014”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 06.11.2014, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Tunisian_parliamentary_election,_2014.
[14] Parti hakkında temel bilgiler için; http://en.wikipedia.org/wiki/Call_of_Tunisia. Web sitesi için; http://nidaatounes.org/.
[15] Hakkında tüm detaylar için; http://en.wikipedia.org/wiki/Beji_Caid_el_Sebsi.
[16] Parti hakkında temel bilgiler için; http://en.wikipedia.org/wiki/Congress_for_the_Republic. Web sitesi için; http://mottamar.net/.
[17] Hakkında tüm detaylar için; http://en.wikipedia.org/wiki/Moncef_Marzouki.
[18] Web sitesi için; http://www.elmoubadara.com/.
[19] Hakkında tüm detaylar için; http://en.wikipedia.org/wiki/Kamel_Morjane.

5 Kasım 2014 Çarşamba

John Mearsheimer'a Göre 21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti


21. yüzyıl dünya siyasetinin en önemli konularından birisi de, kuşkusuz son yıllarda etkileri fazlasıyla hissedilen ABD-Çin rekabetidir.[1] Realizm akımının günümüzdeki en önemli temsilcilerinden ve Amerikan Ordusu’na yakınlığıyla bilinen West Point mezunu olan[2] John J. Mearsheimer, eserlerinde ve konuşmalarında bu konuyu sıklıkla işlemektedir. Bu yazıda ofansif gerçekçilik yaklaşımını ve Mearsheimer’ın ABD-Çin rekabeti hakkındaki görüşlerini internet kaynaklarından derleyerek özetlemeye çalışacağım.

John Mearsheimer ve Kitapları
John J. Mearsheimer (1947-), Chicago Üniversitesi’nde çalışan ünlü bir Amerikalı Siyaset Bilimi Profesörüdür. Etkili bir uluslararası ilişkiler teorisyeni olan Mearsheimer, “saldırgan gerçekçilik” (offensive realism) üzerine yazdığı The Tragedy of Great Power Politics[3] ve Amerika Birleşik Devletleri’nin genel olarak Ortadoğu ve özel olarak da İsrail’e yönelik dış politikasını eleştirdiği ve Stephen M. Walt ile birlikte kaleme aldığı The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy (İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası)[4] isimli kitaplarıyla meşhurdur. The Tragedy of Great Power Politics kitabında Mearsheimer, temel olarak Kenneth Waltz’un kurucusu olduğu neorealist akımın savunmacı yaklaşımının aksine, -saldırgan (ofansif) gerçekçilik (offensive realism)[5] yaklaşımıyla- devletlerin güç kazanma hırsının sınırsız olduğunu savunur. İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası eserinde ise; İsrail-Filistin Sorunu temelinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu politikasını ve bu politikanın yapım sürecinde Amerikan karar alma mekanizması üzerinde Amerikan Yahudi toplumunun etkisini değerlendirmektedir. Mearsheimer’ın en son kitabı Liderler Neden Yalan Söyler? Uluslararası Politikada Yalan Gerçeği[6] ise, uluslararası politikada söylenen yalanları kategorilere ayırarak ele almaktadır; devletlerarası yalanlar, korku tellallığı, stratejik kılıflar, milliyetçi efsaneler ve liberal yalanlar.[7]

John Mearsheimer

Ofansif Gerçekçilik (Offensive Realism)
Uluslararası İlişkiler teorisinde önemli yer tutan Realizm (Gerçekçilik) akımının yeni bir yorumu olan ve bizzat John Mearsheimer tarafından üretilen ofansif gerçekçilik (offensive realism), 5 temel varsayıma dayanmaktadır:

1-) Uluslararası sistem anarşiktir. Fakat bu anarşiden, uluslararası sistemin kaotik ve düzensiz olduğu manası çıkarılmamalıdır. Nitekim uluslararası sistem, bağımsız birimler (devletler) tarafından oluşmakla beraber, bu birimlerin üzerinde merkezi bir otorite yoktur. Anarşi kavramı bu açıdan değerlendirilmelidir.
2-) Devletler, doğal olarak diğer devletleri zarara uğratabilecek askeri yeteneklere sahiptir. Bu ise, tüm devletleri birbirine karşı potansiyel bir tehlike konumuna sokmaktadır.
3-) Devletler, diğer devletlerin niyetleri hakkında hiçbir zaman emin olamazlar. Burada söylenmek istenen, devletlerin kötü niyetli kurumlar olduğu değildir. Nitekim devletleri saldırganlığa yöneltebilecek birçok faktör vardır. Bu nedenle, niyet ve amaçlar çok çabuk bir şekilde değişim gösterebilmekte ve devletler askeri güçlerini kullanma eğilimine yönelebilmektedirler.
4-) Devletlerin yegane amacı hayatta kalmaktır. Dolayısıyla egemenliğin korunması, devletleri harekete geçiren en temel motiftir.
5-) Devletler rasyonel aktörlerdir. Dolayısıyla uluslararası sistemde hayatta kalabilmeleri için, stratejik bir biçimde hareket etmelidirler.[8]

Mearsheimer’ın tezinde, klasik realizmde insan doğası ve onun güç arzusu devletleri savaşmaya yönlendirmekte, yapısal realizmde ise hayatta kalma dürtüsü devletleri diğer devletlerin saldırganlıklarına karşı savunmacı refleksler geliştirmeye sevk etmektedir. Tüm bunlardan farklı olan ofansif realist yaklaşımda ise; devletlerde diğer devletlerden kaynaklanan tehdit ve tehlikeleri, karşı müdahale stratejisiyle bertaraf etme eğilimi vardır.[9] Mearsheimer’a göre; dünya hakimiyeti günümüzde pek mümkün olmasa da, bölgesel liderlik ve hegemonya gerçekçi ve olasıdır. Bölgesel hegemonyanın tesisi içinse, devletlerin önünde üç seçenek vardır;
  1. Devletlerin dünya üzerindeki ekonomik güçlerini arttırmaları, aynı zamanda askeri yeteneklerinin de bir baskı aracı olacak kapasiteye ulaşmasını sağlayacaktır.
  2. Devletler, kendi bölgelerindeki en büyük askeri güç olmalıdırlar. Özellikle kara kuvvetlerinin güçlü olması, bölgesel hegemonyanın oluşturulması açısından önemlidir.
  3. Devletlerin nükleer üstünlüğe sahip olmaları gerekmektedir. Bu üstünlük, diğer nükleer güçlerin nükleer açıdan bir eylemde bulunmaları riskini elimine edecektir.[10]

ABD-Çin Rekabeti
2013 yılında ülkesi ABD’de Savaş Akademisi’nin açılışında yaptığı konuşmada John Mearsheimer, 21. yüzyılda ABD için en önemli olacak ve gücünün şu an için yeterli seviyede olmadığı bölgeleri sıralamaktadır. Bu bölgeler; Avrupa (Mearsheimer’a göre önemini giderek kaybediyor ve Çin konusunda ABD’ye yardım etmesi tartışmalıdır), Kuzeydoğu Asya (Çin’in hızlı yükselişinin olduğu ve en çok dikkat edilmesi gereken bölge) ve İran Körfezi (temelde petrol kaynakları nedeniyle) bölgeleridir.[11]

Mearsheimer’ın 2012 yılında Ottawa Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada ele aldığı ilk tezine göre; son yıllarda ekonomik ve siyasal olarak büyük bir çıkış gerçekleştiren Çin Halk Cumhuriyeti, 30 yıl daha ekonomik ve siyasal olarak yükselmeye devam edecek ve sonunda kaçınılmaz olarak dev bir Hong Kong’a dönüşecektir.[12]

Yine Mearsheimer’a göre; Çin’in bu yükselişini barışçıl bir şekilde sürdürmesi imkansızdır. Bu noktada bazı Amerikalı siyasetçi ve gözlemcilerin eski Çinli devlet adamları ile görüşmelerinden edindikleri “Çin’in yükselişini barışçıl bir şekilde sürdürebileceği” konusundaki görüşleri yersiz bulan Mearsheimer, yeni dünya düzeninde ortaya çıkan yapısal koşullar ve yeni kuşak Çinli liderlerin farklı dünya algılamaları nedeniyle, bu izlenimlerin gerçeği yansıtmadığını düşünmektedir.[13]  

Mearsheimer’ın üçüncü tezi ise; Çin’in ilerleyen yıllarda dünya liderliği konusunda ABD’yi taklit edecek olması üzerinedir.[14] Ancak yine Mearsheimer’a göre; Çin, bugün askeri teknoloji anlamında ABD karşısında tam anlamıyla bir “kağıttan kaplan”dır ve ABD ile mücadele edebilecek güçten yoksundur.[15] Bu nedenle, ABD’nin mevcut Başkan Barack Obama’nın başlattığı “Asia Pivot” politikasına devam etmesi ve burada Çin’in hızlı yükselişi karşısında korkuya kapılmış olan Japonya, Hindistan, Avustralya, Güney Kore ve Singapur gibi müttefik ülkelerle ilişkileri ekonomik, siyasi ve askeri düzeylerde geliştirmesi gereklidir.[16] Ancak bu şekilde Çin’in hızlı yükselişi dengelenebilecek ve Çin’in olası saldırganlıklarının önüne geçilebilecektir. Bu noktada Mearsheimer, geçmişte ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı geliştirdiği ve başarıyla icra ettiği çevreleme politikasına (containment policy) referans yapmakta ve benzer bir dış politika önermektedir.[17]

John J. Mearsheimer’ın son dönemde Ukrayna olayları konusunda Batı’yı suçlayan ve Rus lider Vladimir Putin’i savunan yazıları[18] incelendiğinde ise, kendisinin stratejisinde -Zbigniew Brzezinski’ye benzer şekilde- Rusya’nın Batı dünyasına kazandırılabilecek bir güç olduğu görüşü öne çıkmakta ve asıl hedefin Çin Halk Cumhuriyeti olduğu görülmektedir. Mearsheimer’a göre; ABD-Çin rekabetinde çatışma yaşanabilecek bölgeler ise, Senkaku/Diaoyu Adaları, Tayvan ve Güney Çin Denizi’dir.    

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] Bu konuda bir çalışmam için; Örmeci, Ozan (2013), “21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti”, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, no: 29, ss. 1-14, Ağustos 2013, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.academia.edu/4709668/_%C3%96rmeci_Ozan_2013_21._Y%C3%BCzy%C4%B1lda_ABD-%C3%87in_Rekabeti_S%C3%BCleyman_Demirel_%C3%9Cniversitesi_Fen-Edebiyat_Fak%C3%BCltesi_Sosyal_Bilimler_Dergisi_no_29_pp._1-14_August_2013.
[2] John J. Mearsheimer (2013), “2013 Strategy Conference Keynote - John Mearsheimer, University of Chicago”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=V3M3RxzJSfU.  
[5] Kısa bir açıklaması için; http://en.wikipedia.org/wiki/Offensive_realism.
[7] Detaylar için bakınız; “John Mearsheimer”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Mearsheimer.  Web sitesi için; http://mearsheimer.uchicago.edu/.
[8] John Mearsheimer, “The False Promise of International Institutions”, International Security, Cilt: 19, No: 3, Kış 1994/1995, s. 10. Aktaran: Cafer Tayyar Karadağ (2012), “Ofansif Realizm”, Akademik Perspektif, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://akademikperspektif.com/2013/07/02/ofansif-realizm/.
[9] Z. Shore (2003), “Three Faces of Realism”, Foreign Policy, Cilt: 47, No: 2, s. 350. Aktaran: Cafer Tayyar Karadağ (2012), “Ofansif Realizm”, Akademik Perspektif, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://akademikperspektif.com/2013/07/02/ofansif-realizm/.  
[10] John Mearheimer (2001), The Tragedy of Great Power Politics, New York & London: Norton, 2001, ss. 40, 86, 143, 145, 146. Aktaran: Cafer Tayyar Karadağ (2012), “Ofansif Realizm”, Akademik Perspektif, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://akademikperspektif.com/2013/07/02/ofansif-realizm/.
[11] John J. Mearsheimer (2013), “2013 Strategy Conference Keynote - John Mearsheimer, University of Chicago”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=V3M3RxzJSfU.  
[12] John Mearsheimer (2012), “Why China Cannot Rise Peacefully”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=CXov7MkgPB4.
[13] John Mearsheimer (2012), “Why China Cannot Rise Peacefully”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=CXov7MkgPB4.
[14] John Mearsheimer (2012), “Why China Cannot Rise Peacefully”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=CXov7MkgPB4.
[15] John Mearsheimer (2012), “Why China Cannot Rise Peacefully”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=CXov7MkgPB4.
[16] John Mearsheimer (2012), “Why China Cannot Rise Peacefully”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=CXov7MkgPB4.
[17] John Mearsheimer (2012), “Why China Cannot Rise Peacefully”, Youtube, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.youtube.com/watch?v=CXov7MkgPB4.
[18] Bir örneği için; John J. Mearsheimer (2014), “Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault: The Liberal Delusions That Provoked Putin”, Foreign Affairs, Eylül-Ekim 2014, Erişim Tarihi: 05.11.2014, Erişim Adresi: http://www.foreignaffairs.com/articles/141769/john-j-mearsheimer/why-the-ukraine-crisis-is-the-wests-fault.