18 Mayıs 2014 Pazar

Hindistan'da Modi Zamanı


Dünyanın en büyük demokrasisi olan ve BRIC ülkeleri adı verilen dünyanın yükselen ekonomilerinden biri olarak kabul edilen Hindistan’da, yaklaşık 6 hafta süren seçimlerin galibi geçtiğimiz gün belli oldu. Seçimleri kazanan beklendiği üzere Baharatiya Janata Partisi – BJP (Hindistan Halkı Partisi) ve lideri Narendra Modi oldu. BJP tek parti hükümeti kurmak için gerekli olan 272 sayısını aşarak, iki kamaralı Hindistan Parlamentosu Sansad’ın alt meclisi Lok Sabha’da 282 sayısına ulaştı.[1] Bu yazıda Hindistan’ın yeni Başbakanı olan Narendra Modi’yi sizlere daha yakından tanıtmaya çalışacağım.
1950 doğumlu tartışmalı bir politikacı olan Modi’nin[2] ilk öne çıkan ve ülkesinde ve dünyada tartışma yaratan özelliği; kuşkusuz Hintli Müslümanları rahatsız eden sertlikte bir Hindu milliyetçiliği politikası izlemesidir. Zaten bu çizgide siyaset yaptığını Modi de gizlememekte ve bunun altını ısrarla çizmektedir.[3] Seçimler sonrasında Modi’nin ilk iş olarak Varanasi’deki Ganj Nehri kıyısında dini sembolizm açısından zengin bir törenle zaferini kutlaması, kendisinin bundan sonra da Hindu milliyetçiliği çizgisinde siyaset izleyeceğinin ispatı anlamında önemli bir veri oluşturmuştur.[4] Hindistan gibi çok farklı etnik ve dini grupların olduğu bir ülkede baskın grubun kimliği üzerinden siyaset geliştirmek sandık anlamında başarıyı garantilese de, sosyal ve siyasal istikrar açısından kuşkusuz sorunlar yaratabilir. Ayrıca Modi’nin bu tavrı, bugüne kadar daha çok Hintli kimliği ve Hindistan milliyetçiliği (Hindutva) çizgisinde siyaset yapan BJP’nin tarihinde de önemli bir kırılmaya işaret etmektedir.[5] Modi’nin Başbakanlığı döneminde 850 milyonluk Hindu nüfusu ile 150 milyonluk Hintli Müslümanlar arasında gerginliklerin yaşanabileceği ve Hintli Müslümanlardaki endişelerin artabileceği düşünülmektedir. Ancak Gündüz Somer’e göre, Modi’nin geçmişte Müslümanlarla çok sert çekişmeler yaşamış Brahman Hintlilerden değil, Gucerat halkından olması bu noktada hafifletici bir rol oynayabilir.[6]

Narendra Modi
Modi hakkında yapılan en temel eleştirilerden birisi; kendisinin 2002 yılında bölgede Eyalet Bakanı iken Gucerat şehrinde yaşanan ve çoğu Müslüman 1000 kişinin ölümüne yol açan olaylarda gösterdiği tavır nedeniyle Müslüman karşıtı bir siyasetçi olarak algılanmasıdır. Bu olaylar nedeniyle Modi ülkesinde hiçbir zaman suçlu bulunmasa da, kendisi hakkında o tarihte doğan “Müslüman karşıtı” algısı halen sürmektedir. Ayrıca bu olaylar sonrasında geçmişte Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi ülkelere girişinin yasaklanmış olması diplomatik açıdan sıkıntı yaratabilecek konulardır.[7] Siyasette sekülarizmi desteklediğini belirten Modi’nin[8] bunun yanı sıra Hindu inancına sıkı sıkıya bağlı olması, siyasette kendisini güçlendiren ancak zaman zaman da eleştiri toplayan bir özelliğidir. Bu özelliğiyle Modi, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık 12 yıldır Başbakanı olan İslamcı lider Recep Tayyip Erdoğan’ın Hindu versiyonu olarak değerlendirilebilir. Modi’ye yönelik yapılan eleştirilerden birisi de otoriter olmasıyla alakalıdır. Modi bu konuda, “Bir lider kararlı olmalıdır. Bu olumsuz değil, olumlu bir özelliktir ve insanların kararlar almasını beklediği bir liderde mutlaka olmalıdır. Eğer otoriter olsaydım bunca senedir siyasette nasıl başarılı olabilirdim?” şeklinde yine Erdoğan’ı hatırlatan bir cevap vermektedir.[9] Modi hakkında yapılabilecek bir diğer eleştiri ise, bunca yıllık iç siyaset ve Eyalet Bakanlığı tecrübesine karşın dış politikada henüz tecrübesiz bir isim olmasıdır. Ayrıca Modi’nin Hindu milliyetçiliği çizgisi sadece iç politikada değil, dış politikada da Müslüman nüfusu olan komşu ülkelerle (Pakistan, Bangladeş ve hatta İran) sorun yaratma potansiyeline sahip gözükmektedir. BJP’nin geleneksel olarak Amerikan müttefiki bir parti olması, Modi’nin bu aşırı özelliklerinin ABD tarafından bölgeyi destabilize etmek açısından da kullanılabileceği algısını yaratmakta ve akıllara yine 2002’de ABD desteğiyle iktidara yürüyen Erdoğan modelini getirmektedir. Zaten son dönemde Çin’e yönelik hamleler geliştirmeye çalışan ABD’nin, Asya-Pasifik’teki Avustralya ve Hindistan gibi önemli ülkelerde sağcı liderlere (Tony Abbott ve şimdi Narendra Modi) soğuk olmadığı bilinmekte ve uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekmektedir.
Bu eleştirilerin yanında Modi’nin oldukça takdir edilen özellikleri de bulunmaktadır. Foreign Affairsdergisinde seçimlerin hemen ardından yayınlanan makalesinde konuyu ele alan Jonah Blank’e göre, Modi ve BJP’ye seçimleri kazandıran neden; Hindistan Kongre Partisi yönetiminde geçen yıllarda ülkedeki yaygın rüşvet algısı ve ekonomik sorunlar ile kendilerinin bu konuda daha başarılı ve dürüst bir performans gösterebileceği konusunda Hint halkının onlara duyduğu inanç olmuştur.[10] Buna ek olarak, BRIC teriminin yaratıcısı ve emekli Goldman Sachs yöneticisi İngiliz ekonomist Jim O’Neill’e göre, Modi ekonomi bilgisiyle Hindistan’ın ihtiyaç duyduğu bir lider profili sergilemektedir.[11] Bu anlamda Hindistan sermayesinin de Modi’ye rüşveti engellemesi ve bürokrasiyi azaltması gibi konularda güven duyduğu ve ona destek verdiği gözlemlenmektedir.[12] Zaten Modi’nin Eyalet Bakanı olarak Gucerat’ta çok başarılı ve dürüst algısı yaratmış bir ekonomik performansının olduğu da bilinmektedir. Ancak Modi’nin “liberal” ekonomik çizgisinin, gelir dağılımı konusunda ciddi sorunları olan Hindistan’da bu sorunu daha da büyüteceğinden endişe edilmektedir. Modi’nin başarılı özellikleri arasında iyi bir hatip olduğu da belirtilmektedir.[13] Ayrıca kendisi bir vejetaryen ve işkolik olarak bilinmektedir.[14] Yine bir diğer özelliği; kimilerince pek başarılı bulunmasa da şiir yazan sanatkâr bir insan olmasıdır.[15]
Hindistan’da Modi’nin iktidara gelişini jeopolitik bir yaklaşımla ele alırsak, bu durumun ABD’nin Asya-Pasifik politikalarıyla bağlantılı olduğu düşünülebilir. Asia Pivot adı verilen yeni bir yaklaşımla Barack Obama’nın özellikle 2. Başkanlığı döneminde Asya-Pasifik’te Çin’i dengeleme ve hatta çevreleme siyaseti güden ABD’nin, Avustralya’dan sonra Hindistan’da da kendisine yakın bir partinin liderinin iktidara gelmesinden memnuniyet duyacağı kesin gibidir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] “India elections: Varanasi welcomes Narendra Modi”, BBC, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/world-asia-india-27451970.
[2] Web sitesi için; http://www.narendramodi.in/.
[3] “Yes, I am a Hindu nationalist: Narendra Modi”, The Indian Express, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://archive.indianexpress.com/news/yes-i-am-a-hindu-nationalist/1141243/.
[4] “India elections: Varanasi welcomes Narendra Modi”, BBC, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/world-asia-india-27451970.
[5] Blank, Jonah (2014), “A Milder Modi?”, Foreign Affairs, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.foreignaffairs.com/articles/141434/jonah-blank/a-milder-modi.
[6] “Hindistan’da neden nasyonalistler iktidara geldi?”, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://gunduzsomer.blogspot.com/2014/05/hindistanda-neden-nasyonalistler.html.
[7] “Profile: Narendra Modi”, BBC, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/world-asia-india-20001001.
[8] “Yes, I am a Hindu nationalist: Narendra Modi”, The Indian Express, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://archive.indianexpress.com/news/yes-i-am-a-hindu-nationalist/1141243/.
[9] “Yes, I am a Hindu nationalist: Narendra Modi”, The Indian Express, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://archive.indianexpress.com/news/yes-i-am-a-hindu-nationalist/1141243/.
[10] Blank, Jonah (2014), “A Milder Modi?”, Foreign Affairs, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.foreignaffairs.com/articles/141434/jonah-blank/a-milder-modi.
[11] “NaMo, Ram the new mantra on Dalal Street!”, Economic Times, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://economictimes.indiatimes.com/articleshow/22576714.cms?utm_source=contentofinterest&utm_medium=text&utm_campaign=cppst, Aktaran: “Narendra Modi”,Wikipedia, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Narendra_Modi.
[12] Blank, Jonah (2014), “A Milder Modi?”, Foreign Affairs, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.foreignaffairs.com/articles/141434/jonah-blank/a-milder-modi.
[13] “Profile: Narendra Modi”, BBC, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.com/news/world-asia-india-20001001.
[14] “Narendra Modi”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Narendra_Modi.
[15] Patel, Aakar (2012), “Narendra Modi, smart politician and average poet”, Hindustan Times, Erişim Tarihi: 18.05.2014, Erişim Adresi: http://www.hindustantimes.com/india-news/allaboutnarendramodi/narendra-modi-smart-politician-and-average-poet/article1-974939.aspx.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Reflections Turkey'deki diğer makalem: "Turkey’s Kurdish Question: Pitfalls For The Peace Talks"


Reflections Turkey dergisinin Mayıs 2014 tarihli sayısında yayınlanan bir diğer makalem "Turkey’s Kurdish Question: Pitfalls For The Peace Talks" adlı çalışmamı aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.



Reflections Turkey'de Yayınlanan Yeni Yazım: "Analysis Of 2014 Turkish Municipal Elections"


Reflections Turkey dergisinin son sayısında yayınlanan "Analysis Of 2014 Turkish Municipal Elections" adlı makaleme aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.


13 Mayıs 2014 Salı

EU's Lack of Strategic Vision May Bring Turkey and Russia Closer


European Union’s lack of strategic vision has shown itself once again by the decision taken by the European Court of Human Rights (ECHR) about 90 million euro compensation to be paid by the Turkish state to Greek Cypriots because of Greek Cypriots who were forced to leave their homes after Turkey’s intervention in Cyprus in 1974 as well as the damages that should be paid for the “enclaved Greek-Cypriot residents of the Karpas peninsula”.[1] “In terms of the grounds for this ruling, its method and the fact that it is considering a country that Turkey does not recognize as a counterpart, we see no necessity to make this payment”, Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoğlu said at a press conference on May 13.[2] ECHR’s decision will certainly be a blow to ongoing peace talks in the island and will inflame nationalism in Turkey and among Turkish Cypriots who were subjected to terrible massacres[3] between 1963 and 1974 before Turkish intervention to the island following a fascist military coup made by Greek Cypriot organization EOKA-B, aiming the annexation of the island with Greece. It must be noted that Turkish payment for the damages in Cyprus would not be enough to save Cyprus or the EU from the economic crisis!..
European Union’s incomprehensible attitude towards Turks is not only limited to Cyprus Dispute. One might naturally question how the world’s only supranational state-based political organization having the highest standards of democracy could ignore the anti-democratic deeds taking place in Syria and Egypt now or the Khojali Genocide in 1992, while they attach so great importance to the tragic events that happened in 1915 in the Ottoman Empire, a state that was officially collapsed by the establishment of the Republic of Turkey in 1923. It is very clear that EU wants to use Armenian issue as a threat to Turkey for the events that took place a century ago and at a time when there was no international law against forced migration while it ignores human rights violations taking place today. It is very plausible for the EU to criticize the current democratic problems and human rights violations in Turkey, but going back to the old pages of history will make nothing but decreasing Europe’s attractiveness and sympathy in Turkey. This shows again the lack of strategic vision among European leaders and strategic planners who try to push Turkey closer to Russia.
The rise of extreme left and extreme right in many European countries also show that the effects of the economic crisis in EU are severe and they are having a negative trend about life quality and democratic standards. EU will certainly face with the risk of losing its attractiveness with the rise of extreme right who has been constantly using Islamophobic and Turcophobic arguments and irritating not just Turkey but also millions of Muslims in the world. Thus, it is not strange to see that Russia has been giving support to European extreme right and wants Turkey to be out of the Western bloc, a move that will certainly change the geopolitical balance in Caucasia and Balkans in favor of Russia. Turkey’s European dream might soon end up because of the double-standard practices towards its EU accession process and the Euroskeptic government in Ankara led by Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan who would probably be the first democratically elected (by popular vote) President of the country in this August.
EU’s lack of strategic vision will also be a serious risk to Western bloc and will probably make the U.S. angry since it will push Turkey closer to Russian Federation. Economic relations between Russia and Turkey have reached its peak in recent years and Russia does not try to drive Turkey into corner because of a century old events. Although Russia could not compete with the EU in terms of democratic standards, strategically it offers more to Turkey by respecting its territorial integrity and not pushing the country for further rapid democratization efforts which could destabilize the country in the short run. Turkey plays a key role as an “energy hub” in the transportation of energy resources from Caucasia and Middle East to Europe and can assume new greater roles related to the transportation of energy resources from the East Mediterranean and Asia to Europe in the near future. Thus, EU’s ideologically motivated approach to Turkey will harm itself more than Turkey since they have been searching for new alternatives after confrontation with Russia due to Ukraine crisis.
Getting away from the EU will also be a serious blow to Turkish democratization and Turkey’s democratic quality but strategically Europe’s losses will be much greater since Turkey never had a first-class democracy until the early 2000s with the domination of politics by the Turkish Armed Forces which was now replaced by a charismatic, populist and authoritarian Islamist leader. The only variable that could change this trend of course would be the American involvement. USA is a country which gives greater importance to strategic thinking in its geopolitical approaches towards international relations compared to EU. The U.S. probably would not want Turkey to be cutting its ties with the EU and thrown out of the Western bloc as a NATO member country neighboring to Russia and protecting European borders. However, the rising Russian influence over European democracies due to their energy dependency on this country may weaken the hand of USA and may not be enough to keep Turkey in the Western sphere of influence in the long run.
EU must now realize that the criticism towards the current authoritarian government and slandering Turkish people’s history are two different things and the latter will make Turkish people more distanced to Western civilization. European leaders should not forget that Erdoğan is just representing % 43 of 76 millions and Turkish-European ties are much deeper and strategic than temporary leaders. Thus, losing Turkish people will be a great mistake for the EU and for the Western world…
Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] “Turkey will ignore ECHR ruling to pay compensation to Greek Cyprus”, Hürriyet Daily News, Date of Accession: 13.05.2014 from http://www.hurriyetdailynews.com/turkey-will-ignore-echr-ruling-to-pay-compensation-to-greek-cyprus-.aspx?pageID=238&nID=66395&NewsCatID=510.
[2] Ibid.
[3] Memories of these massacres are still alive and can be seen in “Barbarium Museum” in Lefkoşa/Nicosia on northern Cyprus. See; http://www.youtube.com/watch?v=iWwgaOHMb08.

8 Mayıs 2014 Perşembe

François Hollande: İstediğim Avrupa


Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, bugün (8 Mayıs 2014) Le Monde gazetesinde “L’Europe Que Je Veux” (İstediğim Avrupa)[1] adlı ve son dönemde kendisi ve politikalarına yönelik getirilen eleştirilere cevap niteliği taşıyan bir makale yayınladı. Fransız ve hatta Avrupa solunun 21. yüzyıldaki siyasi vizyonunu ortaya koyan bu makalenin bazı kısımlarını sizler için özetlemek istiyorum.

Makalesine faşist hareketlerin yol açtığı İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Avrupa’nın yaşadığı büyük felaketleri hatırlatarak başlayan Hollande, Avrupa’nın bu büyük yıkım sonrasında yeniden toparlanabilmesini ve yeniden dünyanın en büyük ekonomilerinden biri ve demokratik ülkeler ittifakı olabilmesini Avrupa’da yaşanan birlik (vatandaşların, ekonomilerin ve ulusların birliği) olgusuna bağlıyor. Fransa eski Cumhurbaşkanlarından François Mitterrand’ın “Milliyetçilik savaştır!” (Le nationalisme c’est la guerre!) sözüne gönderme yapan Hollande, Yugoslavya olaylarının bunu teyit ettiğini ve bugün Ukrayna-Rusya krizi ortamında Avrupa’nın hala barışı temsil ettiğini belirtiyor.

Hollande’a göre Avrupa’da son yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle çeşitli etnik ve dini anlaşmazlıklar yeniden gündeme gelmeye başladı. Özellikle gençleri hedef alan işsizlik Avrupa’daki iyimser havayı yok etti. Ancak Hollande’a göre, bu durumda dahi Avrupa’da üç neslin emeğiyle ve 70 yılda oluşan eserden (AB) geri dönmek ve örneğin ortak para birimi “euro”dan vazgeçmek gibi tuzaklara kapılmamak ve Avrupa’yı yeniden şaha kaldırmak gerekiyor. Hollande’ın düşüncesinde Avrupa’dan vazgeçmek ve AB’den çıkmak, tarihten çıkmaktır...

Fransa Cumhurbaşkanı sözlerine küreselleşme çağında ürettiklerinin dörtte birinden fazlasını yurtdışına satan bir ülkenin içe kapanmasının mümkün olmadığını dile getirerek devam ediyor. Ona göre başkalarının ürünlerini reddedip içe kapanırlarsa, nasıl başkaları onların mallarını almaya devam edecektir? Ancak bu noktada Hollande dünya ticaretinin yeniden düzenlenmesinin gerekliliğine dikkat çekiyor. Hollande’a göre doğuya ve güneye kayan dünyanın geleceğinde birlikler daha da önem kazanacaktır. Bu nedenle halihazırda dahil oldukları Avrupa Birliği’nden neden vazgeçsinler? Zira Avrupa’nın Fransa’ya, Fransa’nın da Avrupa’ya ihtiyacı vardır. Ona göre Avrupa yoksa, kaos vardır. Avrupa’nın, Ukrayna krizi sonrasında başta enerji politikaları olmak üzere bazı politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini belirten Hollande’a göre, Fransa’nın isteği ilerleyen ve ilerici bir Avrupa’dır...

Hollande’ın manifesto niteliği taşıyan açıklamasının bir değerlendirmesini yapmak gerekirse; bu açıklamanın detaylandırılmış plan-projeler içermekten ziyade, son dönemde AB karşıtı seslerin hızla yükseldiği Avrupa’da bir güven tazeleme amacı taşıdığı görülmektedir. Fransa’da son yıllarda yaşanan ekonomik durgunluk ve artan işsizlik oranları, ülkede aşırı sağ ve izolasyonist akımlara neden olmakta ve merkez sol ve merkez sağı zor duruma düşürmektedir. Bu nedenle Hollande’ın Avrupa’nın birliğini ve ortak para birimini savunan açıklamalarının içkamuoyunda artan bu izolasyonist reaksiyonlara dur demek amacıyla yapıldığını söylemek mümkündür. Yine yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde, Avrupa’daki sayıca çok fazla olmayan sosyal demokrat liderlerden biri olarak gündem yaratmak isteği de buna eklenebilir.


Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ