11 Haziran 2013 Salı

Aydınlık Yazarı Akademisyen Engin Ünsal'la Mülakat


Dr. Ozan Örmeci: Hocam öncelikle mülakat önerimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Genç okurlarımızın sizi daha yakından tanıması adına bize kariyerinizden ve siyasi çalışmalarınızdan söz edebilir misiniz?
Engin Ünsal: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Amerika’da Cornell Üniversitesi’nde master ve İstanbul Üniversitesi’nde doktora yaptım. Yıldız Teknik, Maltepe ve Bahçeşehir Üniversitelerinde lisans ve yüksek lisans dersleri verdim. Şimdilerde KKTC’de Girne Amerikan Üniversitesi’nde ders vermekteyim. Kısaca böyle özetleyebilirim.

Dr. Ozan Örmeci: Hocam, 2 haftadır Türkiye ve dünya kamuoyunu Taksim Gezi Parkı olayları meşgul ediyor. Siz bu olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Engin Ünsal: Türkiye demokrasiyi iyi özümseyememiş bir parti ve Başbakan tarafından yönetiliyor. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarının özü yok edilerek, İslami esaslara dayanan yeni bir toplum kurulmak isteniyor. İnsanların özel hayatına ciddi müdahaleler yapılıyor. Oysa insanlar artık yediklerine, içtiklerine, giyimlerine ve kaç çocuk sahibi olacaklarına karışılmasını istemiyor. Ülkede yaratılan korku çemberini kıran gençler, demokrasinin yeniden yaşama geçirilmesini ve temel haklarına saygı duyulmasını istiyor. Direnişin özü bence budur.

Dr. Ozan Örmeci: Sayın hocam, hükümet politikalarına eleştirel bir yaklaşımınız olduğunu görüyoruz. Türk dış politikası açısından bakıldığında sizce hükümetin somut yanlışları neler olmuştur?
Engin Ünsal:  Ekonomik bağımsızlığı olmayan ülkeler emperyal güçlerin istem ve çıkarları doğrultusunda iç ve dış politika izlemek zorundadır. Türkiye bugün Amerika’nın istediği bir dış politika izlemektedir. Orta Doğu’da bir Kürt devletinin kurulması, bu devletin İsrail çıkarlarını koruması ve böylece Amerika’nın Orta Doğu’da yer altı ve üstü kaynaklarını  ele geçirmesine yardımcı olmak maalesef ki son dönemde Türk dış politikasının özünü oluşturmaktadır. Büyük Orta Doğu Projesi – BOP denilen siyaset budur ve Türkiye’de “ılımlı İslam” devleti kurulmasına izin veren Amerika karşılığında BOP uygulamasına destek ve katkı istemektedir. 

Dr. Ozan Örmeci: Muhalefet partilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına alternatif olabilecek güçte bir muhalefet Türkiye’de şu an için mevcut mu?
Engin Ünsal: Türkiye’de muhalefet iktidar olmaya hazır değildir. Ne alternatif iktidar programı, ne kadro hazırlığı vardır. Böyle olunca seçmen muhalefete güven duymamaktadır. Örneğin CHP, en büyük desteği işçi sınıfından alması gerekirken bu sınıfa tamamen yabancılaşmıştır. 16 milyon işçi CHP’ye sıcak bakmamakta, çünkü CHP’nin kendilerine yönelik bir programı, bir çalışması olmadığını bilmektedir.

Dr. Ozan Örmeci: Uzun yıllar Amerika’da bulunmuş birisi olarak Amerikan dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ABD’nin Ortadoğu’da orta ve uzun vadedeki planları nelerdir?
Engin Ünsal: Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek merkezli bir dünyanın kurulmasını sağlamıştır ve bu dünyanın tepesinde “dünya jandarması” olarak dış politikasını oluşturmaya çalışmaktadır. Amerika kapitalist sisteminin ayakta kalması için yeni pazarlar ve ucuz emek merkezleri yaratmak zorundadır. Geçmişin Wilson politikaları gibi kendi kabuğuna çekilerek yaşamını sürdüremez, çünkü vahşi kapitalist sistemini ayakta tutmak ve sürekli beslemek zorundadır.
Bu durumun 2020’de değişeceğini sanıyorum çünkü Çin 2020 yılında dünyanın en zengin ve en güçlü devleti olarak Amerika’nın önüne geçecektir. Dünya politikaları o tarihten sonra Çin’in belirlemelerine göre şekillenecektir.

Dr. Ozan Örmeci: Bu keyifli mülakat için size teşekkür ediyoruz hocam.

Röportaj: Dr. Ozan ÖRMECİ
Tarih: 11.06.2013

10 Haziran 2013 Pazartesi

İranlı Profesör Ghadir Golkarian'la Mülakat


Dr. Ozan Örmeci: Hocam mülakat teklifimizi kabul ettiğiniz için Uluslararası Politika Akademisi adına size teşekkür ediyorum. Öncelikle kariyeriniz hakkında bilgi vermenizi rica ediyorum.
Prof. Dr. Ghadir Golkarian: İlk önce ben de size teşekkürlerimi bildirmek isterim. Zaman ayırdığınız ve İran-Türkiye diplomasisini ele alarak güncel meselelere -özellikle de gündem konusu olan Cumhurbaşkanlığı seçimine- yakından ilgi duyduğunuzdan dolayı size şükranlarımı beyan etmek isterim. Ben şu anda KKTC’de Girne Amerikan Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Yıllar öncesinden dolaylı veya dolaysız olarak politik konulara ilgi duyduğum için ve bu konularda da makalelerim, yazılarım, kitaplarım ve katıldığım konferans ve sempozyumlarda ister İran, ister Türkiye ve gerektiğinde ikili ilişkiler doğrultusunda bildirilerim olduğu için elimden geldiğince sorularınızı cevaplandırmaya çalışacağım. Asıl uzmanlık alanım edebiyat olmasına rağmen, siyasal bilimler ve özellikle uluslararası ilişkiler konusunda da eğitime önem vermekteyim. Fakat henüz bu alanda öğrenci sayılırım.

Dr. Ozan Örmeci: Hocam ülkeniz olan İran’da önümüzdeki hafta Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Sizin seçimlerle ilgili düşünceleriniz nelerdir? Hangi adayı favori olarak görüyorsunuz?
Prof. Dr. Ghadir Golkarian: İran’da Cumhurbaşkanlığı seçiminden ziyade bu seçimin niteliği ve niceliği önem arz etmektedir. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı konumu İran anayasasına göre ülkenin 2. yürütme ve politik gücü sayılmaktadır. Bu kişi genel oylamayla halkın bizzat oyuyla seçiliyor ve 4 yıllığına göreve geliyor. Her bir fert ancak 2 defa dörder yıllık Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürebilir. Burada dikkat edeceğimiz nokta işte budur. Hangi kişi Cumhurbaşkanı olursa olsun ancak 2 dönem kendi politika, programlar ve planlarını uygulayabilir. Dolayısıyla, iç ve dış politika üzerinde amaçladığı planlar bu kısa vadede sonuç vermeyebilir. İşte bunun için bundan 16 yıl önce “Üst planlama politikası” uygulamaya geçti ve ülkenin 30 yıllık politik, ekonomik, sosyal, kültürel ve askeriye programları ona göre hazırlandı. Bu programlar aşamalı olarak 5 yıllık uygulama dönemlerine ayrılmakta ve hangi Cumhurbaşkanı gelirse gelsin bu plan üzerinden hareket etmektedir. Bu plan Haşimi Rafsancani döneminden başlayarak devam etmekteydi ve Muhammed Hatemi döneminde de başarıyla sürdürülüyordu. Ancak Mahmud Ahmedinejad döneminde ise sanki bu programlarda kökten bir değişiklik yapılarak farklı boyutlara gelinmiştir. Takdir edersiniz ki, 2005 yılından itibaren İran’ın hem iç, hem de dış politikasında bayağı farklılıklar gözükmektedir. Örneğin, nükleer enerji programı Haşimi Rafsancani döneminden sonra bölgesel ve küresel gelişmelerden dolayı yeniden ele alınan bir meseledir. Fakat ne yazık ki Ahmedinejad iktidarında bu mesele ülkenin diğer çıkarları gözardı edilerek ele alınmış ve sadece bu doğrultuda iç ve dış politika uygulanmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda ise İran’da binbir türlü ekonomik, siyasi ve sosyal sıkıntılar oldu. İran’ın günümüzdeki dış ve iç politikasındaki gerileme işte bu yaklaşımdan ve demin söylediğim gibi “Üst planlama politikası” uygulamasında kişisel ve grupsal düşüncenin ön plana çıkmasından kaynaklanmaktadır. 2012 Ağustos ayından itibaren ekonomik sıkıntıların artışı sonucu İran para birimi şu anda % 60-65 oranında değer kaybetmiş durumdadır. Ülkenin ana gelirini sağlayan petrol ihracatı % 50 düşüş göstermektedir. İşsizlik oranı ise % 26’ların üstündedir. Dolayısıyla, milli hasılatın oranı da düşüş çizgisini devam ettirmektedir. En önemlisi, İran’ın dış politikası uğradığı izolasyonlar nedeniyle çok kötü bir hal almaya başlamıştır. Takdir edersiniz ki, İran sadece Ortadoğu’da değil, bölge ve dünya jeopolitiğinde bile en önemli ülkelerden biri sayılmaktadır. İpek yolu ile Trans-Kafkasya koordinatları üzerinde yer alan bu önemli ülke, aynı zamanda Ortadoğu’da Türkiye ile birlikte bir sacayağı oluşturmaktadır. Bugün İran dış politikada her ne ne kadar inzivaya çekilmek zorunda bırakılıyorsa da, iç politikasında yaşananlar ve yaşanacak olanlar bölge ülkeleri ve onların yanı sıra dünya ülkelerinin geleceğe yönelik planlayacakları politikaları açısından çok büyük önem taşımaktadır. İşte bunu da düşünürsek İran’da önümüzdeki hafta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri daha da ehemmiyet kazanmaktadır.
Şu anda Cumhurbaşkanlığı için yarışan 8 adayın arasında farklı fikir ve siyasi eğilimler hâkimdir. Kimisi “ilkeci (usulgera)”, kimisi “dayanışma cephesi (cephe-yi Paydari)” adayı ve kimisi ise “reformcu (Islah-talep)” sayılmaktadır. Burada bir önemli noktayı söylemeden edemeyeceğim. İran siyasetinde reformcu dediğimizde bazen yanlış anlaşılmalar ortaya çıkıyor. Sanki Avrupa’daki 16. yüzyıldaki reform rüzgârı esecek ve bu kişiler kökten değişimlere neden olacaklar gibi bir algılama meydan geliyor. Halbuki, hiç öyle değildir. İran İslam rejiminin ilkeleri arasında en önemli ilke olan “velayet-i fakih”, yani fıkhın velisi-iktidarı ilkesi, sistemde kırmızı çizgi olarak belirlenmiştir. Herhangi bir aday herhangi bir düşünceye tabii olursa bile, bu çizgileri aşma gücüne sahip değildir ve asla olamaz da. Yani, herhangi bir reformcu iktidara gelirse bile devrimin ilkelerini korumakla görevlidir ve seçimleri kazandıktan sonra ilkeleri korumakta olduğuna dair yemin eder. Peki, o zaman “neyin reformu diye niteliyorsunuz” diye sorarsanız, cevaben şöyle diyebilirim. Savaştan sonra 8 yıl gelişim dönemi olarak nitelendirdiğimiz Rafsancani iktidarı döneminde bile İran’da sosyal haklar ve insan hakları unutulmuş veyahut göz ardı edilmiştir. Bunun tersine Hatemi döneminde ise anayasada uygulanması gereken sosyal haklarla ilgili bazı maddelerin somut olarak uygulanması ön plana çıkmıştır. Onun bazı yasalarının uygulaması sonucu itibariyle medya özgürlüğü -az olsa bile-, dış politikada açılım ve dünya ülkeleriyle uzlaşıya yönelik yaklaşımları, şehir ve kasaba idari konseylerinin seçilmesi ve işleri üstlenmeleri vs. ister istemez reforma sebep olarak gerek sosyal, gerek kültürel, gerekse ekonomik alanlarda başarılara zemin hazırlamıştır. Demin anlattığım gibi ne yazık ki Ahmedinejad bütün bu gelişimleri bir kenara bırakarak, köktenci düşünce ve kişisel mentalite ile reform hareketi lokomotifini durdurmuştur. 2009 seçimlerinde ise reformcu hareketi kendisini daha etkin bir şekilde kendini göstermeye çalıştı. Fakat seçim sonrasındaki olaylar sonucu bu yaklaşım “2008 fitnesi” diye adlandırarak hareket liderleri Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi ev hapsine tabi tutuldular.
Ama konunun niceliğine gelince şöyle izah edebilirim. Şu anda Hatemi döneminde görevde olan Dr. Muhammed Rıza Arif ve Dr. Hasan Ruhani her ikisi de reformcu olarak tanınmaktadırlar. Karşı tarafta Tahran Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Muhammed Bakır Kalibaf ve aynı cepheden olan diğer 2 dostları bulunmaktadır. Aynı zamanda eski devrim muhafızlarından olan ancak şu anda üniversite öğretim görevlisi olan Dr. Muhsin Rızai diye başka bir aday ise konum ve kitlesel olanaklardan dolayı güçlü adaylar arasındadır. Dr. Ali Ekber Velayeti ve Gulam Ali Haddad Adil gibileri -gerçi dini lider Hamaney’e yakın görünseler de- halk arasında gerekli oy almaları kolay kolay mümkün görünmemektedir. Diğer adaylardan Seyyid Muhammed Garezi ve Said Celili -zaten Ahmedinejad düşüncesi onda görünmektedir-  ise en alt sıralarda yer alabilirler bence. Zaten önceki günlerde yapılan anketlere göre en düşük oranı bu iki kişi üzerinde görmekteyiz.
Nitekim, devrimin ilkeleri söz konusu olduğunu açıklamıştım. Adayların hepsinin 3 kez televizyonda münazara yaptıklarını dikkate alırsak 4 noktada oy birliğini görmekteyiz; A-) Dış politikada açılım ve sorunları en alt seviyeye indirmek, B-) Nükleer meselesine dayalı dünya ülkelerinin tedirginliklerini gidermek, C-) Bugün yaşanan ekonomi sorunları ve para birimi değerinin düşmesine acilen çözüm bulmak, D-) Ülkenin büyük sorunlara neden olan yönetim ve idarecilik sistemini yapılandırmak.
Bu adayların içinde ancak reformculardan Ruhani ve  ilkecilerden Kalibaf’ın daha etkili ve uygulamaya yatkın iddialarda bulunduklarını söyleyebilirim. Diğerleri sadece konuyu ele alarak gelecek siyasi perspektiflerini çizememişlerdir. Ayrıca, Kalibaf anayasada yer alan bazı maddelerin bugüne dek neden uygulanmadığını veya uygulanamadığını açıkça eleştirerek, genç kuşak gözünde cesaretli bir aday niteliği kazanmış durumdadır. Yönetim ve insan hakları konusunda adaletsizliği açık dille tenkit eden Kalibaf’a karşı Dr. Ruhani ise Ahmedinejad’ın ve hatta Dr. Celili’nin nükleer müzakerelerde başarısızlıklarını ve günümüzde yaşanan ekonomik ve politik zaafiyeti eleştirmektedir. Dolayısıyla, bu iki aday diğerleri arasında güçlü sayılıyor bence. İlave edelim ki, Dr. Arif ve Ruhani’nin reformcu olarak koalisyon oluşturması ve ikisinden birinin adaylıktan vazgeçmesi de söz konusudur. Aynı durum Kalibaf, Haddad Adil ve Velayeti için de geçerli sayılıyordu ama önceki günlerin demeçlerine bakıldığında henüz uzlaşmadıkları açıkça bellidir.
Binaen, birinci turda bütün adayların arasında yoğun bir oy benzerliği ve sayım eşitliğini tahmin edebilirim ve kesinlikle 2. tura kalınacaktır. Bu adayların içinden 2. tura kalanlar ise büyük ihtimalle Ruhani ve Kalibaf olacaktır. Diğer bir önemli nokta, seçmenlerin sayıca daha çok sandık başına getirilmesidir. Çünkü İran rejiminin dünya ülkeleri karşısında meşruiyeti ancak seçmen katılımının % 50 oranının üstünde olmasıyla gerçekleşebilir. Bence bu düşünce doğrultusunda seçim mühendisliği yapılarak bu kadar aday önerilmiştir. Fakat aynı cepheden olan adaylar arasında fikir birliği olmadığından dolayı oy kaybı ne yazık ki yaşanacaktır. İşte yine tahminimce bu olay önceden planlanmış bir olaydır. Çünkü 1. tur sonucu çeşitli tahminler, yorumlar ve dünya politikacıları tarafından yürütülen yaklaşım tarzı sergilenerek, ikinci tura hazırlıklar ve kamuoyu yönetimi planlanacaktır. O zaman gerçek bir rekabet ve yüksek sayımla Cumhurbaşkanlığı seçimi sona erecektir. Kim olursa olsun, kesin ekonomi ve dış politikada gerekli adımları atmak zorundadır. Çünkü dış politikadaki gerginlik ve ambargodan dolayı İran’ın canına okuyan sıkıntılar birbirinin içinde düğümlenmiş çok karmaşık bir sorun haline gelmiştir. Bu açıdan bu seçimi doğum sancılarına benzettim. Bu seçim ya sakat evlat verecek veya sağlam!

Dr. Ozan Örmeci: İran’da yeni seçilen Cumhurbaşkanı göreve başlar başlamaz kucağında İran’ın nükleer programı ve İsrail’in buna yönelik tehdidi gibi çok önemli bir sorunu bulacak. Siz bu konuda neler düşüyorsunuz? Diplomatik müzakere yöntemiyle bu sorun aşılamaz mı?
Prof. Dr. Ghadir Golkarian: Nükleer enerji programı zaten 1975 yılından itibaren ele alınan bir plandır. Fakat devrimden sonra bazı siyasi değişimlerden dolayı, ardından 8 yıllık haksızca ülkemize uygulanan İran-Irak Savaşı sonucu bu plan dondurulmuş duruma gelerek, Haşimi Rafsancani döneminden sonra bölgesel ve küresel gelişmelerden dolayı yeniden dikkate alınmıştır. Ayrıca, İran İslam Devrimi’nin ilkelerine dayalı, bağımsız ve güçlü devlet politikası gereği, bölgede ve özellikle Ortadoğu ve İslam dünyasında olgu olma ve devrim ihracatı ideası doğrultusunda nükleer enerji konusu her şeyden çok önem kazanarak hızla uygulamaya geçirilmiştir. Fakat ne yazık ki Ahmedinejad iktidarında bu mesele ülke savunma ve kalkınma meselesinden ziyade bir nevi uluslararası manevra, karşı tehditlere misilleme mentalitesi, “korkut-taşla-geri çekil” oyunu gibi bütün iç ve dış meseleleri gölgesi altına almış bulunmaktadır. Bilindiği gibi Ahmedinejad Cumhurbaşkanlığı döneminde İran dış politikasında sadece İslam dünyası önem arz ederek, aynı zamanda ABD politikası karşıtı yönünde “Backyard Politics” yani arka bahçe politikası da uygulanmaya başlanılmıştır. Bu düşünce tarzı ile hep düşmana karşı riskli ortam, siyasette “politik şemsiye” denilen oyuna dönüşmüştür. Herhangi bir onaylanmış Birleşmiş Milletler kararı ve yahut Avrupa ile ABD yaptırımı karşısında nükleer enerjisi gündeme gelerek uranyum zenginleştirme misillemesi ortaya atılarak İsrail devleti tehdide alınmıştır. Bu yaklaşım, ülke politikası gereği ve siyasi parametrelere uygun görülerek ne kadar doğru bir diploması sayılabiliyorsa bile bir o kadar da sonuçlarını dikkate alarak soru işaretini kendisiyle birlikte imgelemektedir. Yani, İran dış politikasında nükleer meselesi ne kadar getirisi varsa, o kadar ve belki da fazlasıyla götürüsü olmuştur.
İşte bu bir gerçektir. Artık tahminden çıkarak adayların sohbetlerinden alınan verilere dayalı olarak bunu iddia ediyoruz. Dolayısıyla, adaylardan hangi birisi göreve başlarsa başlasın bu konuyu ciddiyetle takip edecek ve uzlaşma yolunu bulacaktır. Ancak burada bir konuyu belirtmek isterim. Nükleer enerji kullanım hakkı, gerçekten de dünya normlarına dayanarak her ülkenin hakkıdır ve İran da buna dahil olmak üzere her ülke bu olanağa sahip olma yetkisine sahiptir. Fakat dünyanın korkusunu ve tedirginliğini gidermek yönünden pozitif adımların atılması da gereklidir. Bu tedirginliği ve korkuyu ortadan kalkmasının tek yolu IAEA yönetmeliklerine göre gerekli teftişlerin yapılması ve hukuksal yönünün de 5+1 masasında çözümlenmesidir. Geçen Almatı-2 müzakeresinde belirtildiği gibi taraflar birbirlerinin isteklerini iyice anlamaktadırlar, fakat müzakereler öyle bir konum ve duruma gelmiş ki hiçbirisi karşı tarafa gerekli güveni veremiyor ve teminat sağlayamıyorlar. Avrupa Birliği Dışişleri Bakanı ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası’ndan Sorumlu Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, en son müzakereden sonra tarafların karşılıklı güven sağlanmasını önemli bilmiştir. Buna istinaden İran tarafı da geri oturmak istemeyerek müzakerelerden 1-1 eşit konumda ayrılmak istiyor. Yani, anlayacağımız İran nükleer meselesi siyasi haysiyet meselesine dönüşmüştür ve bir de gündem hadiselerine dayalıdır. Bu seçimlerde İran rejimi seçmenler tarafından tekrardan meşruiyet kazanırsa, artık savaş söz konusu olmayacaktır. İş artık müzakereyle biter. Ama seçmen sayısı az olursa yaptırımlar daha da artacak ve halk kışkırtması ön plana çıkacaktır. Ben İran ile başka ülkeler arasında bir savaşın çıkmasına şu anda hiç ihtimal vermiyorum. Kalsın ki savaşa giren İsrail devleti olsun! Hiç inanılmaz değil.
Dr. Ozan Örmeci: İran’la ilişkilerimiz zaman zaman gerilse de, İran Türkiye’nin tarihsel ve kültürel bağlarının olduğu önemli bir komşumuz. İranlıların gözünde Türkiye’nin ve Türk insanının imajı nasıl bize bu konuda bilgi verebilir misiniz?
Prof. Dr. Ghadir Golkarian: İran halkı ile Türk halkı arasında birçok yönden benzerlikler var. Bu benzerliklerin yanı sıra çok açıdan ortak yönleri ve siyasi- ekonomi açısından da karşılıklı çıkarları vardır. Bunu her iki ülkenin halkı ve özellikle aydınları biliyor ve algılıyor. Tabii ki, bazı medya ve hatta kuruluşlar ibrelerini başka ülke veya örgütlere doğru ayarlamışken, bu dostluk ve beraberliği istemiyorlar. Her ülkenin kendi siyaseti doğrultusunda çıkarları vardır. İşte bu yönden ötürü bugün İran’ın siyasi çıkarı için bazı tedbirler Türklere ters ve enteresan gelebilir. Aynı şekilde Türk devletinin çıkarları için bazı yaklaşımlar ve tedbirler İran için anlaması ve algılaması zor olabilir. Bu normal bir meseledir. Mühim olan karşılıklı menfaatlerin çoğunlukla ortak yönde hareket etmesidir. İran-Türkiye ilişkilerinde işte bu açıdan ortak çıkarlar vardır ve yıllardır iki ülkenin ilişkileri düşüş-kalkışlı olsa bile hiçbir zaman azalmamış ve karşılıklı güveni sarsmamıştır. Takdirinize dayanarak şunu söyleyebilirim ki, ulus-devletler aynen aile sisteminin yapısı gibidir. Büyükler neye inanırlarsa diğerleri de onu değer bilerek saygı duyarlar. İşte aynı benzetmeyle devletler kendi aralarında sorun yaşamadan karşılıklı uzlaşı, uyum içinde olurlarsa, halk da onların düşünce ve yaklaşımlarına saygıyla bakarlar. Demin de söylediğim gibi Türkiye ve İran bölgenin iki sacayağı ülkesidir. Birine bir hüsran ve zarar gelirse kesinlikle diğeri de payını alacaktır. Bunu iki ülkenin aklı selim yöneticileri iyice biliyor ve dikkat ediyorlar.

Dr. Ozan Örmeci: Akademisyen olduğunuz için öğrencilerle birebir muattap oluyorsunuz. İranlı gençlerin gelecekle ve rejimle ilgili düşüncelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Ghadir Golkarian: Bildiğiniz gibi birkaç yıldır artık yurtdışında yaşamaktayım. Ama buna rağmen İran’daki öğrencilerimle paylaşım sayfaları ve internet üzerinde hep iletişim içindeyim. Bizdeki genç kuşak hamdolsun ki cahil değildir. “Ya hep, ya hiç” demezler. Ya hep siyah ya da hep beyaza inanmazlar. Dolayısıyla, artık dünya ekseni doğrultusunda kendi refah, saadet, amaçlarına ulaşmayı tercih etmektedirler. Küreselleşmiş dünya, biz istesek de istemesek de, telekomünikasyon aracılığıyla hızlı şekilde insanları birbirine bağlamakta ve artık toplum ve kitle ilişkisinden çıkarak ferdi hareketlere ve dinamizme doğru yol açmaktadır. Gerçekten de edebiyatta post-modernizm ilkesi yaşarken siyasette de buna paralel bir süreç yaşamaktadır. Bizim gençler de bundan müstesna değillerdir. Ülkede kargaşa istemezken, gelişimini ve ilerlemesini talep etmekteler. İşte bu yönden yaptırımlara ve ambargoya bakmayarak ferdi bile olarak gençlerimiz yurtdışında iyi bir üniversitede eğitim almak, iyi kariyere ulaşmak için imkan icabı platform ülkeleri seçmekteler ki bunlar arasında Malezya ve Türkiye başta gelmektedir. Tabii ki rejimin yanlışları var, ona karşı tepkiler de var. Ama İranlı genç; ülkenin itibarı, vatandaşın saygınlığı, ülkenin gelişimi ve her şeyden ziyade ülkedeki siyasi-ekonomik istikrarı tercih etmektedir. Şu andaki rejim bu nimetin kadrini bilmezden gelip insan kaynağı ve sermayesine önem vermeyecekse artık gerisini düşünmeleri lazım.

Dr. Ozan Örmeci: Bize zaman ayırdığınız için size çok teşekkür ediyorum.
Röportaj: Dr. Ozan ÖRMECİ
Tarih: 10.06.2013


6 Haziran 2013 Perşembe

Turkish Spring: Occupy Gezi



A small environmentalist protest that started on 28 May 2013 in order to protect one of the rare green areas in Taksim called “Gezi Park” surprisingly turned into a massive social movement in Turkey this week. Although the Turkish media -probably because of government’s pressures- did not seem willingly to publish news about the anti-government demonstrations in the early days, after a huge interest shown by the international media, demonstrations became very popular in the country and spread to all “metropolis” cities in Turkey including İstanbul, Ankara and İzmir. Nowadays, there are discussions in Turkish and international media about whether these peaceful and democratic demonstrations could turn into a “Turkish Spring” similar to Arab Spring movements. In this article, I would like to take a closer look to “Occupy Gezi” movement and analyze the reasons that gave birth to this event.

When we take a closer look to events taking place in Turkey, it is not surprising to see that the driving force behind this social movement is the fear of secular-minded Turkish people towards the increasing Islamist, authoritarian and one-man based political practices of the ruling JDP (Justice and Development Party) government. Just two weeks ago, the government by using its majority in Turkish Grand National Assembly, passed a controversial law limiting the sale and the use of alcohol in the country. This was followed by Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan’s statements defending this law with making reference to Islamic holy book Qur’an, a clear violation of secularism principle of the Turkish constitution. Maybe for the first time in Turkish political history, a politician defended his political positioning solely by religious reference, an unusual practice for secular Turks. In addition, Erdoğan blamed founders of secular Turkish Republic Mustafa Kemal Atatürk and İsmet İnönü as “two drunkards”, which created enormous anger among Westernized segments of the country towards the pro-Islamic Prime Minister. These events were perceived as government’s interference into private sphere and direct intervention to people’s lives.

Second important reason behind massive social movement was the excessive use of force by Turkish policemen, a historical national habit for Turkish armed bureaucracy. Although in the early days, participation into demonstrations were very limited and ecology-based in its essence, harsh methods used by Turkish police towards peaceful demonstrations created anger among Turkish people especially among Turkish youth and transformed “Occupy Gezi” into a social revolutionary movement.

Thirdly, it is no coincidence to see that environmentalism and ecological issues are still seen very marginal and unimportant issues by the JDP government and generally by all Turkish political parties and politicians. However, Westernized and better-educated segments of the country have started to show increasing interest into environmentalist issues in the last years. Thus, Gezi Park is perceived as a last castle in Taksim Square and the government’s intention to destroy the park triggered environmentalist sensitivities.

Fourthly, events were organized by young Turkish citizens using social media applications such as Facebook and Twitter, a modern youth having knowledge and conscience about Western standards of democracy and Turkey’s lack of having it. Technological revolution of the last decade became a convenient tool for suppressed groups to defend their views for radical democracy, as it was seen in the case of Jasmine and Egyptian revolutions of 2011 and 2012. The use of social media turned demonstrations into a protest youth organization reminding the 1968 generation and Woodstock festivals of the past. However, after Prime Minister Erdoğan’s statement describing Twitter as a “headache for countries”, yesterday Turkish police started to arrest students who use social media to organize these events.

Fifthly, Prime Minister Erdoğan’s arrogant response to protesters by saying “We took a decision and no matter what you do, we will remove this park from there” as well as “These are marginalized bandit groups” made the demonstrations even stronger. As Erdoğan spoke, the number of people who joined the demonstrations increased. Erdoğan, starting from the early days of his career, has always preferred a daily life language in his speeches in order to seem like a “leader coming out of people from the streets”, but his rude style of speech continues to irritate better educated people in the country. This time, the hatred towards Erdoğan’s Islamic populist style seems to reach the highest point among secular segments of the country.  

These reasons led to a popular social movement and crowded demonstrations that gathered people from different identities (environmentalists, anti-capitalist leftist and Islamic groups, liberals, gay and lesbians, Kemalists, Kurds) together. Although this heterogeneous group does not possess a strict common ideology, one thing makes them unified; being against Erdoğan’s authoritarian and Islamist one-man rule. However, Prime Minister Erdoğan, instead of decreasing the tension, chose to insult young people and this social movement and proved once again that he is not a man of negotiations but of dictating. The demands of the protesters could be stated as the protection of Gezi Park, government’s respect and guarantee for different lifestyles, stopping of police brutality and resignation of Prime Minister Erdoğan. In fact, first three demands could be easily realized but Erdoğan probably won’t make such a thing because of his jihadist worldview that considers democratic negotiations and agreements as defeats.

As a close observer of Erdoğan, I can say that although these demonstrations were promising for the future, the weakness of Turkey’s pro-secular political parties -namely social democratic Republican People’s Party and Turkish nationalist Nationalist Action Party- will probably make Erdoğan even more angry and authoritarian in the following days. Erdoğan clearly believes in Rousseau type of majoritarian democracy and he does not see any problem about Islamic and authoritarian transformation of the country as long as he wins in the elections. After the elimination of pro-secular Turkish Armed Forces in the recent years, Erdoğan will continue to use his majority in the Parliament to make the regime more Islamic and will leave little space for pluralism. No matter how hard he tries to cover it, Erdoğan is a radical Islamist who wants to establish an Islamic political system and he won’t stop until he is out of the scene. Erdoğan takes his power from uneducated masses and he is like a rock star for pious Turkish and Kurdish people. He has managed to survive until now, although his foreign policy with the aspirations of creating a new Ottoman Empire became troubled vis-a-vis Syrian crisis. Thus, dethroning “Sultan Erdoğan” does not seem easy for the opposition groups at least for the moment. In addition, Erdoğan is the mastermind of polarized politics and until now he has won 3 general (2002, 2007, 2011) and 2 local elections (2004, 2009), as well as 2 referendums by polarizing the society within the lines of secularist-Islamist dichotomy. That is why, these events may not weaken but consolidate Erdoğan’s regime.

The only barrier for Erdoğan could be the negative economic performance of the country in the near future, which could raise questions about the success of his regime. Establishment of a new liberal political party that could unify all these opposing groups and new social actors in the country could also be a chance for the deepening and more pessimistically for the survival of Turkish democracy. Finally, in my opinion what has been happening in Turkey is different from Arab Spring movements since Turkey has a flawed -but still- democracy. However, at the same time I also think that there is no mistake in calling this process as “Turkish Spring” since this is a new sociopolitical process driven by the politicization of Western lifestyles of modern Turkish youth with the use of new technological tools, which could help Turkey to deepen its democracy and get rid of Islamic authoritarianism in the future.

Dr. Ozan ÖRMECİ 

4 Haziran 2013 Salı

Piston Aşağı İndi: Gezi Parkı Protestoları


28 Mayıs 2013 tarihinden bu yana Taksim Gezi Parkı’ndan başlayıp tüm Türkiye ve hatta dünyaya yayılan Başbakan Erdoğan karşıtı protestolar Türkiye ve dünya kamuoyunun ilgisini çekmeye devam ediyor. Bu olayların yaşanması elbette Türkiye’nin iyiliğini isteyen insanlar için sevindirici değil, üzücü olmalıdır. Zira Türkiye’nin demokrasiden uzak ve halkının otoriterlikten yılmış bir görüntü vermesi Türkiye modelinin zayıflamasına ve ülkemizin dünyadaki prestijinin düşmesine neden olmaktadır. Bunun yanında olaylar nedeniyle yabancı sermayenin rahatsız olduğu ve borsanın büyük kayıplar yaşadığı da görülmektedir. Bu nedenle herkesin sağduyulu ve yurtsever davranması gerekmektedir. Ancak bunu talep etmeden önce, olayların neden ve nasıl bu noktaya geldiğinin analizinin yapılması gerekir. Bu yazıda bunu yapmaya çalışacağım.

Türkiye’de 2002 yılından beri iktidarda olan ve 2007 seçimleri sonrasında yapılan referandumlarla sistemin tek hakimi konumu gelen Başbakan Erdoğan’ın, demokrasinin ruhundan uzak ve yabancıların “check and balance” adını verdikleri hiçbir fren mekanizmasını kabul etmeyen tek adam yönetimi, uzunca bir süredir Türkiye’deki demokrat çevrelerde büyük rahatsızlık yaratmaktaydı. Erdoğan’ın, asıl işi makro politikayla (yani güvenlik, dış politika, ekonomi, anayasa-yasalar vs.) ilgilenmek olmasına rağmen, halkın yediği ekmekten tutun hosteslerin sürdüğü ruja, insanların yaşam biçimlerinden çocuk sayısına kadar her konuda fikrini beyan etmesi hem Türk kamuoyunda, hem de Erdoğan’ın giderek partiyi gölgeleyen tavırlarından rahatsız olan Adalet ve Kalkınma Partisi mensuplarında bir süredir sessiz tepkilere neden oluyordu. Ancak devlet meseleleriyle yoğun olarak ilgilenmesi nedeniyle artık halktan kopan, özellikle de genç nesille arasında ciddi bir mantalite ve üslup farkı olan Erdoğan’ın bu tavırlarında ısrarcı olması, bilhassa da modern yaşam biçimini benimsemiş kesimlerin yoğun rağbet gösterdiği Taksim’de kalan son yeşil alanlardan olan Gezi Parkı’nı Topçu Kışlası’na dönüştürmekte ısrar etmesi olayların başlangıç noktasını oluşturdu.

Son derece barışçıl başlayan gösterilerin bir halk ayaklanmasına dönüşmesinde ise kanımca iki önemli ve vahim hata yapıldı. Birincisi artık bir siyasal parti mensubu gibi hareket etmeye başlayan ve yoğun ideolojik endoktrinasyona tabii tutulduğu anlaşılan polis güçlerimiz, maalesef oradaki barışçıl gösterilere biber gazı ve tazyikli su ile çok sert bir müdahale yaptılar. Bu görüntüleri izleyen onbinlerce insan da polis şiddetine tepki olarak Taksim’e koşmaya veya bulundukları yerlerde sokağa çıkmaya başladılar. İkinci vahim hata ise Erdoğan’ın kucaklayıcı bir Başbakan görüntüsü yerine, buradaki insanlar sanki kendi ülkesinin vatandaşları değil de, düşman kuvvetleriymiş gibi gördüğünü ele veren çok sert açıklamalarıydı. “Siz ne yaparsanız yapın biz orayı yıkacağız”, “Çapulcular”, “Marjinal gruplar” gibi ötekileştirici söylemler Erdoğan’ın halk nezdindeki saygınlığını düşürürken, göstericileri bir anda haklı duruma getirdi ve gösterilere katılan eylemci sayısını arttırdı. Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın maalesef çok kötü yönlendirildiğini, zira artık kendisini kutsal bir şahsiyet olarak görmeye başlayan AKP’li danışmanlarının -muhtemelen saygıdan- Erdoğan’a hatalarını söyle(ye)meyerek kendisine ve Türkiye’ye büyük kötülük yaptıklarını düşünüyorum. Oysa iyi bir kriz yönetimi ile olaylar birkaç saat içerisinde yatıştırılabilir ve toplumsal huzur sağlanabilirdi. Fakat gelinen nokta itibariyle Erdoğan’ın kırıcı ve yangına körükle giden üslubu Türkiye’yi Paris Komünü’nü hatırlatan bir Taksim Komünü vakasıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın demokrasi anlayışını da bilimsel açıdan incelemek lazım. Erdoğan’ın demokrasi anlayışı nesnel bir gözle incelendiğinde, bunun son derece demode bir anlayış olan Rousseau’cu “milli egemenlik” ya da “milli irade” kavramı üzerine kurulu çoğunlukçu bir çizgide olduğu kolaylıkla fark edilebilir. Erdoğan sırasıyla yüzde 34, yüzde 47 ve yüzde 50 oy alarak üç dönem üstüste hükümet kurduğu için, meclis içerisindeki çoğunluğun kendi kontrolünde olması düşüncesiyle her istediğini yapabileceğini sandığını görüyorum. Oysa günümüzün demokrasi kriterlerinde artık çoğunlukçuluk (ki Erdoğan’ın en fazla aldığı oy yarı yarıyadır, dolayısıyla çoğunluğu dahi temsil etmemektedir) modası geçmiş bir kavram olup, demokrasinin derinleşmesi için çoğulculuk anlayışı takip edilmektedir. Bu nedenle farklı yaşam tarzları, görüşler ve inançlara demokrasilerde bırakın baskıları, tamtersine devlet koruma sağlamakta ve onların gelişimi için çaba göstermektedir. Oysa Türkiye bu açıdan son derece ilkel bir çizgidedir. Yine bir diğer önemli sorun, Erdoğan’ın hala Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olduğuna alışamaması ve kendisini sadece AKP’li seçmenlerin Başbakanı zannederek sadece o kitleye yönelik hizmetler yapmasıdır. Oysa seçilmiş bir Başbakan o andan itibaren tüm ülkenin lideri ve yöneticisi olmak zorundadır. Aksi takdirde demokratik bir meşruiyeti kalmayacaktır. Bugün Türkiye’de binlerce insan baskılara, haksızlıklara maruz kalırken Erdoğan ve AKP’li yöneticilerin partizan bir mantık gütmesi, ileride iktidar değişimi sonrasında yaşanabilecek çok tehlikeli bir rövanş dönemini akla getirmektedir.

Erdoğan’ın demokratik yönetimle ilgili bir diğer sorunu da, daha önce akademisyen Ahmet İnsel’in de altını çizdiği otoriter kişilik meselesidir. Maalesef Erdoğan Soğuk Savaş döneminde yetişmiş ve hayatı mücadeleyle geçmiş bir lider olduğu için, bir türlü otoriter kişiliğinden sıyrılarak yumuşayamamakta ve korkuya dayalı yönetimi, sevgiye dayalı yönetime tercih etmektedir. Takdir edilmelidir ki, 21. yüzyılda internetle, sosyal medya ile yetişen özgürlük düşkünü yeni kuşaklar için otoriterlik en istenmeyen yönetim biçimidir. Başbakan’ın sosyal medyayı kötülemek yerine bir an önce burada nasıl popülaritesini arttırabileceğine dair çalışmalar yaptırması demokratik açıdan daha doğru olacak ve dünyadaki saygınlığını da arttıracaktır. Aksi takdirde Türkiye giderek bir kuşak çatışması içerisine sürüklenecek ve ileride bugünlerin hesabını soracak bir intikam nesli yetişecektir. Gösterilere ortaokul ve lise öğrencilerinin dahi katılması durumun vahametini göstermektedir. Başbakan’ın otoriter kişiliği ve gergin üslubu toplumu radikalleştirmektedir.

Son olarak bu olaylar göstermiştir ki, son yıllarda vesayetin kalkarak demokrasinin derinleşmesi ve demokratik bilincin artmasıyla birlikte Türkiye’de artık giderek bireyselleşen ve kişisel haklarına ve yaşam tarzlarına bir müdahale ve saldırı olması durumunda buna çok sert tepki gösteren bir gençlik yetişmektedir. Bu kesim dünyaya açık, yabancı dil bilen ve son olaylarda görüldüğü üzere eski kuşaklardan dünya ile çok daha entegre durumdadır. Bu gençlik kanımca Türkiye’nin demokratik ve çağdaş bir ülke olması için elindeki en büyük şanstır. Türkiye’nin yaş ortalamasının 29-30 dolaylarında olduğu düşünülürse, bu grup giderek iş-kariyer sahibi olmakta ve güçlenmektedir. Dolayısıyla Başbakan Erdoğan’ın yaptığı gibi bu grubu karşısına alan politikacıların siyaset sahnesinde elleri zayıflarken, ileride bu grupları karşılarına alan politikacıların yaptıkları “siyasal intihar” olarak bile adlandırılabilecektir. Taksim ve tüm Türkiye’de halkın ve demokrasinin gücünü siyasal seçkinlere bir kez daha gösteren tüm onurlu insanlarımızı bu vesileyle kucaklar ve Kıbrıs’tan selamlar-sevgiler gönderirim.

Dr. Ozan ÖRMECİ

29 Mayıs 2013 Çarşamba

The Effect of Social Networking Sites on Students' Academic Performance in Girne American University, North Cyprus


By
NAPOLEON, EGEDEGBE

Abstract: Social network is a platform for people share their ideals, to meet new friends and to reconnect with old friends. Social networking sites offer people new and varied ways to communicate via the internet, whether through their PC or their mobile phone. Examples include MySpace, Facebook, Skype etec. They allow people to easily and simply create their own online page or profile and to construct and display an online network of contacts, often called ‘friends’. Users of these sites can communicate via their profile both with their ‘friends’ and with people outside their list of contacts. With SNS it is easy to communicate with your classmate, discuss class assignment and even submit project to your lecturer, watch videos, make comment on your friend page etc. This study will focus on the effect of SNS on student academic performance, using GAU as a case study. What are student using SNS for, does it affect their studies, or help them to learn easily. This project will talk about the history of SNS, development and the users of SNS especially by student and lecturers in communicating with colleague and student as well. A 15 question personally administered questionnaire was designed and sent to about 50 students from different country and department in GAU.

Keywords: Social Networking, E-learning, Communication, Academic Performance, Social Media.




CHAPTER ONE
1.1 Introduction
Since the introduction of social network sites years ago, to communicate with friends and family has been easy once you have access to internet. The internet has given us the ability to connect with people from around the globe with a few clicks of a button.  And you can easily send information to a friend or get information. Social network sites (SNSs) such as MySpace, Facebook, Youtube, Skype etc, have attracted millions of users, many of whom have integrated these sites into their daily practices. People consume a lot of time on this sites uploading or downloading, getting information concerning their career or academic work. People are always online every second, chatting with friends, watching online movies, doing research. Social site has become an habit for some people, they find it difficult to study for one hour without login to one network site. Some people have become very smart because of the information they get from this sites, why some have become very poor academically, because it easy to get almost any materials for school assignment.

1.2. The Early Years of SNS
Social networking began in 1978 with the Bulletin Board System (or BBS.) The BBS was hosted on personal computers, requiring that users dial in through the modem of the host computer, exchanging information over phone lines with other users. This was the first system that allowed users to sign in and interact with each other, although it was quite slow since only one user could be logged in at a time. Later in the year, the very first copies of web browsers were distributed using the bulletin board Usenet. Usenet was created by Jim Ellis and Tom Truscott, and it allowed users to post news articles or posts, which were referred to as “news”. The difference between Usenet and other BBS and forums was that it didn’t have a dedicated administrator or central server. There are modern forums that use the same idea as Usenet today, including Yahoo! Groups and Google Groups. The first version of instant messaging came about in 1988 with Internet Relay Chat (IRC). IRC was Unix-based, limiting access to most people. It was used for link and file sharing, and generally keeping in touch with one another.1
The first meaningful social network site is SixDegrees.com, it was launched in 1997. It was the SNS that allowed users to create profiles, list their Friends and, beginning in 1998, surf the Friends lists. Each of these features existed in some form before SixDegrees, of course. Profiles existed on most major dating sites and many community sites. AIM and ICQ buddy lists supported lists of Friends, although those Friends were not visible to others. Classmates.com allowed people to affiliate with their high school or college and surf the network for others who were also affiliated, but users could not create profiles or list Friends until years later. SixDegrees was the first to combine these features. SixDegrees promoted itself as a tool to help people connect with and send messages to others. While SixDegrees attracted millions of users, it failed to become a sustainable business and, in 2000, the service closed. Looking back, its founder believes that SixDegrees was simply ahead of its time (A. Weinreich, personal communication, July 11, 2007). While people were already flocking to the Internet, most did not have extended networks of friends who were online. Early adopters complained that there was little to do after accepting Friend requests, and most users were not interested in meeting strangers. From 1997 to 2001, a number of community tools began supporting various combinations of profiles and publicly articulated Friends. AsianAvenue, BlackPlanet, and MiGente allowed users to create personal, professional, and dating profiles—users could identify Friends on their personal profiles without seeking approval for those connections (O. Wasow, personal communication, August 16, 2007). Likewise, shortly after its launch in 1999, LiveJournal listed onedirectional connections on user pages. LiveJournal's creator suspects that he fashioned these Friends after instant messaging buddy lists (B. Fitzpatrick, personal communication, June 15, 2007)—on LiveJournal, people mark others as Friends to follow their journals and manage privacy settings. The Korean virtual worlds site Cyworld was started in 1999 and added SNS features in 2001, independent of these other sites (see Kim & Yun, this issue). Likewise, when the Swedish web community LunarStorm refashioned itself as an SNS in 2000, it contained Friends lists, guestbooks, and diary pages (D. Skog, 2007).
The next wave of SNSs began when Ryze.com was launched in 2001 to help people leverage their business networks. Ryze's founder reports that he first introduced the site to his friends primarily members of the San Francisco business and technology community, including the entrepreneurs and investors behind many future SNSs (A. Scott, personal communication, June 14, 2007). In particular, the people behind Ryze, Tribe.net, LinkedIn, and Friendster were tightly entwined personally and professionally. They believed that they could support each other without competing (Festa, 2003). In the end, Ryze never acquired mass popularity, Tribe.net grew to attract a passionate niche user base, LinkedIn became a powerful business service, and Friendster became the most significant, if only as "one of the biggest disappointments in Internet history".
 
1.3. What is a social networking site?
“Social” as the word sounds is deals with the way will communicate in our society, in which you meet and spend time with other people. Network is the connection of parts together to allow movement or communication with other parts. Social networking is the connection of friends or family together which allow you to communicate easily. With social networking sites you can have a long chain of friends you can chat or share information or ideal with. According to Boyd & Ellison (2008), “SNS can be defined as web-based services that allow individuals to construct a public or semi-public profile within a bounded system, articulate a list of other users with whom they share a connection, and view and traverse their list of connections and those made by others within the system”.  At the most basic level social networking sites allow users to set up online profiles or personal homepages, and develop an online social network. The profile page functions as the user’s own webpage and includes profile information ranging from their date of birth, gender, religion, politics and hometown, to their favourite films, books quotes and what they like doing in their spare time. In addition to profile information, users can design the appearance of their page, and add content such as photos, video clips and music files.

.
CHAPTER TWO
2.1. Literature Review
When talking of about communication, scholars have always made emphasis, that “communication is the essence of science” (Garvey, 1979), and that “without communication there would no science (Lacy & Bush, 1983, p.193). this means that communication is one of the basic tools to human science.
The increased use of Social Networking Websites has become a global phenomenon in the past few years. What started out as a hobby for some computer literate people has become a social norm and way of life for people around the globe (Boyd, 2007). Teenagers and youth especially student have embraced these sites as a way to connect with their friend and make new once, share information, photos of their activities such as birthday, photo with friend in class etc, and showcase their social lives.
With the increase of technology used for communicating with the spread of the Internet, “Social Networking” has become an activity that is done primarily on the Internet, with sites like MySpace, Face book, Skype, etc (Coyle et al., 2008).
Many people especially student spend a lot of time on this site creating profile, updating or doing research concerning their career or academic work, while some just use it to chat with friends, post latest pictures of event they attended, e.g., Young et al., 2009,  have examined their profiles to determine why and to what extent they are keen on posting their entire identity, sharing pictures and videos, and indicating their religious affiliations, marital status, and political orientations on the internet. These users interact with others, exchange information about their interests, raise discussions about new topics, follows news about specific topics on different Social Networking Sites.
With the advent of social network it has become easy to get information on nearly every issue around the globe. Before now it is not easy getting information, you need to buy newspaper, stay close to your TV set or radio to get information. Internet has change everything and social network has made it more flexible (lewis. 2008). According to the questionnaire used for this project, everybody who answered the questionnaire has access to the internet, and they are connected to one social network.

2.2. Social Network and the users
The issue of whether social networking helps or hurts a student’s academic performance is often depend on the larger issues identified with the overall use of SNS (e.g., its psychological effects;  individual self-discipline and self-regulation concerns; human adaptability concerns). The benefit of using SNS includes: It create room for creativity among individuals, encouraging greater social interaction via electronic mediums; it provides greater access to information and information sources; it give individuals a sense of belonging among users of the same SNS; reduces barriers to group interaction and communications such as distance and social/economic status; and increasing the technological competency levels of frequent users of social media (Zwart, Lindsay, Henderson, & Phillips, 2011).
Internet usage has grown rapidly over the last few years. Users are able to build a network of connections that they can display as a list of friends. These friends may be people they have never met before in their life or people they only know or have met in real life. Most people have more friends on social network than they do in real life.  It is important to note that the term ‘friend’, as used on a social networking site, is different from the way we approach it in the real life. In this project we will use the term as it is used on a social networking site.
The use of SNS is very common today. Facebook alone has over 750 million members, Twitter having over 177 million tweet per day, and about 3 billion people view Youtube each passing day. (Chen, & Bryer, 2012). The use of social networking sites has been repeatedly found to be the highest among those between the ages of 18-29 (Rainie, 2011); while the fastest growing segment utilizing SNSs since 2008 has been among those age 35 and older (Hampton, Sessions-Goulet, Rainie, & Purcell, 2011, p. 8). Approximately 61% of teens age 12-17 utilize SNSs to send messages to their friends on a regular basis (Lenhart, 2009). Overall, it has been found that women use SNS more than men to communicate and exchange information (Hampton, Sessions-Goulet, Rainie, & Purcell, 2011). The research carried out for this project female responded more than male.
So what this study will look at is the effect or impact of social network on student, does it affect their studies negatively or it help in increasing their performance academically.

2.3 Effect of Social Network on Academic performance
Sound Quality education produces productive students who lead to the prosperity of their respective educational institution and subsequently are proved as strong contributors to the national well-being. Tuckman (1975) defined performance as the apparent demonstration of understanding, concepts, skills, ideas and knowledge of a person and proposed that grades clearly depict the performance of a student. Hence, their academic performance must be managed efficiently keeping in view all the factors that can positively or negatively affect their educational performance. Use of technology such as internet is one of the most important factors that can influence educational performance of students positively or adversely. Shah et al. (2001) proposed that student users are affected by the internet and this impact is determined by the type of internet usage. They are positively affected by the informative use of internet while having drastic impact of recreational use of internet on them. Also, Oskouei (2010) proposed that internet is advantageous to both students and teachers if used as a tool of knowledge creation and dissemination. The effect of SNS usage will depend on the type of SNS the student is using, if   student uses the internet for the purpose of leisure activity that interferes with academic, it will affect the student academic performance negatively.
The University of New Hampshire agrees, and believes that current college students grew up in the technology era and social networking is now just a part of a student's daily routine. Their research show that '63% of heavy users received high grades, compared to 65% of light users' (U of NH, 2009). The University of New Hampshire said that a majority of students use social networking for social connections and entertainment, but are also using it for education and professional reasons. Kirschnera revealed that students who multi-task between social networking sites and homework are likely to have 20% lower grades than a student who does not have a social networking site in visual range. Kirschnera believes that even running a social networking site on the background on a student's PC while studying or doing homework could lower a student's grade. He believes that "the problem is that most people have Facebook or other social networking sites, their e-mails and maybe instant messaging constantly running in the background while they are carrying out their tasks" (Enriquez, 2010).
American Educational Research Association conducted a research and it was declared on its annual conference in San Diego, California (2009) that SNSs users study less and generated lower grades eventually (21stcenturyscholar.org). Similarly, Banquil et al. (2009) found a continuing drop of grades among student users of social networking sites. However, many researchers also found a positive association between use of internet and SNS and academic performance of the student users. Students, using internet frequently, scored higher on reading skills test and had higher grades as well (Linda et al., 2006).

 CHAPTER THREE
3.1. Research Methods
The research was conducted using questionnaire, which was distributed to about 50 GAU students, both undergraduate and postgraduate student alike. Out of the 50 questionnaire that was sent 48 were answered and returned, and two were not returned. 55% of the respondents are male while 45% are female.  The respondent are from 10 different country’s of the world.

3.2. Population
The main targets for this project are the students of Girne American University (http://www.gau.edu.tr), North Cyprus.

3.3. Objectives of the project
v  To discover how the students of GAU, North Cyprus are using the social networking sites?
v  To determine how the social networking sites can be used as a platform for educational learning for GAU student

3.4. Findings and Discussion
From the sample of 50 student it shows that all the student who answered the questionnaire uses more than one of the social network site provided in the questionnaire. From the result, it shows student uses more of Facebook, Skype and Youtube, while Wikipedia, Google+ and Linkedin are the least used among the respondent. Out of the 50 respondent 57% are male while 43% are female.
Student have access to the internet in the school environment. In cafeteria’s, Library, Cybrary and some strategic spot. There are also internet facilities in the dormitory for both male and female. Student are well exposed to internet, though the mode of teaching is classroom instruction and a marker board. For student to check their result be it mid-term result or semester exams result, student will need to use the internet. The school have a platform which is the E-learning. For student to access they will need to get a password which will enable them to access. Apart from check result you can also use to get materials for writing project or thesis, such as journals etc.  

Below is the analysis of the questionnaire used for the study: 
RQ.  Primary use of social network sites?
About 48% of the respondent uses SNS for downloading of music, posting of photos and chatting, while about 52% uses SNS for research, submitting of assignment and articles. This shows that more student use SNS for academic work rather than for just leisure.
RQ.  Friends in SNS compared to real life
62% of the respondent has more friends on SNS than they do in real life, while 38% says they have more friends in real life, and also says that all the friends they have on SNS they know in real life.
RQ.  Social network help in getting materials for assignment
Most of the student agrees on the fact that SNS help them academically in getting educational materials for their assignment and project work. With the help of the internet it is almost possible to get any kind of subject material at your disposal. It becomes easier for GAU student, because the school have provided the enable environment for student to access the internet with ease. With the these facilities available student can do research.
RQ.  Expressing your ideals and feelings on SNS
About 57% of the student thinks that SNS is not a good platform to express your feelings and ideals. They believe in real life interaction, face to face. Where they can see the expression on the face of the person they are talking to, while 43% of the respondent thinks otherwise. They think SNS is a good platform to express your ideals or feelings. Some students are crowd shy or they think that their ideal is not good enough and feels they may be embarrassed by the lecturer or fellow student may laugh at them. So they believe expressing it through SNS will help them avoid any form of embarrassment, and also be able to express their mind.
RQ.  Does SNS affect in writing and speaking in everyday life?
About 58% of the respondent says that SNS does affect the way they communicate to people both in speaking and in writing, while 42% says SNS does not affect them in speaking or in writing. If we take a proper look at it, the way we communicate in SNS especially in writing, we write in short form and most of the words used are slang. This could affect in spelling words.
RQ.  Studying time
About 50% says social network sites does not affect their study time, while the other 50% says the social networking sites affect their study time. Especially when they want to study that is when someone will send them a message . so, if you have planned to study for 3 hours and you chat for say 45 minutes, your time of study has already be cut short by 30 minutes, and if it continues like that it will lead to low grade.
RQ.  SNS effective tool for e-learning
85% of the respondent believes that social networking sites is an effective tool for e-learning, while 14% thinks otherwise, and 1% did not respond to the question. Student who support , thinks that with SNS one can easily submit assignment, without necessary going to meet lecturer face to face. Student can interact with other student on a particular subject and share ideals.

 CHAPTER FOUR
Conclusion
A large response from the student shows that student are using SNS to do various things such as writing of class assignment, checking of result and other related group and social activities. At first it will be easy to predict that too much use of SNS might have adverse impact on academic performance of student in GAU, but the result did not imply the same. It shows that student is managing the time they spend on the use SNS, and to make sure it does not affect their academic performance. Students are exposed to the internet and they are not shy in using it for research and career activities, to upgrade their academic knowledge, and GAU has putting in place  internet facilities that will help student achieve their academic goals. From the response of the student a large percentage prefer the method of submitting assignment online. This is one of the way GAU has improved in E-learning. Every lecturer has an e-mail address which they give to student, not only to submit assignment or project but also to ask question on subject student are not clear with.

Findings suggested that despite spending time on the use of internet or on SNS, students are still efficient enough for their studies, they do not face any difficulty in meeting their studies requirements. 




REFERENCES

- Boyd, D and Ellison, NB (October, 2007), ‘Social Network Sites, Definition, History and Scholarship’, Journal of Computer Mediated Communication, http://jcmc.indiana.edu/vol13/issue1/boyd.ellison.html.

- Danah M. Boyd and Nicole B. Ellison, Social network sites:Definition, history, and scholarship. www.danah.org/pappers/JCMCIntro.pdf

- Chafkin, M. (2007, June). How to kill a great idea! Inc. Magazine. Retrieved from http://www.inc.com/magazine/20070601/features-how-to-kill-a-great-idea.html

- Bandura, A. ( 1997). Self-Efficacy: The Exercise of Control. Worth Publishers

- Enriquez, J. (2010). Facebook and Other Online Social Networking Sites Can Lower Grades, Study Says. Retrieved from http://seerpress.com/facebook-and-other-online-social-networking-sites-can-lower-gradesstudy-says/6935/.

- Lewis, S. (2008). Where young adults intend to get news in five years

- Chen, B., & Bryer, T. (2012). Investigating Instructional Strategies for Using Social Media in Formal and Informal Learning. The International Review of Research in Open and Distance Learning, 13(1), 87-104.

- Zwart, M. d., Lindsay, D., Henderson, M., & Phillips, M. (2011). Teenageers, Legal Risks and Social Networking Sites. Victoria, Australia: Victoria Law Foundation.

- Tuckman, H. (1975). Teacher Effectiveness and Student Performance. J. Econ. Educ. 34-39.

- Bandura, A. ( 1997). Self-Efficacy: The Exercise of Control. Worth Publishers.

- Anonymous. (2010). Student Grades Not Affected by Social Networking. Retrieved from University of New Hampshire: http://www.newswise.com/articles/student-grades-not-affected-by-social-networking-new-researchfinds

- Shah DV, Kwak N, Holbert RL (2001). „Connecting‟ and „disconnecting‟ with civic life: Patterns of Internet use and the production of social capital. Polit. Communication., 18: 141-162.

- Young, s. Dutta, D. & Dommety, G. (2009), Extrapolating psychological insight from facebook profiles: a study of religion and relationship status. Cyberpsychology & Behaviour, 12 (3), 347-350

- Lenhart A. and Madden M. (2007) Social Networking Websites and Teens: An Overview.
Pew Internet and American Life Project

- Rainie, L. (2011, November). The new education ecology. Powerpoint presentation. Orlando, Florida.

- Lenhart, A. (2009, April). Teens and Social Media: An Overview, 22. New York, New York: Pew Internet & American Life Project

- Hampton, K. N., Sessions-Goulet, L., Rainie, L., & Purcell, K. (2011). Social networking sites and our lives. Washington, DC: Pew Research Center.

- Festa, P. (2003, November 11). Investors snub Friendster in patent grab. CNet News.

- Skog, D. (2005). Social interaction in virtual communities: The significance of technology. International Journal of Web Based Communities, 1 (4), 464-474.