11 Mart 2013 Pazartesi

Siyasal Sistemler: Büyük Britanya


KURULUŞ:
İngiltere’de krallığın ilk birliği çeşitli Anglo-Sakson krallıklarının birleştirilmesiyle 9. yüzyılda kuruldu. Danimarka istilalarından sonra anakaradan gelen Fatih William, 1066 Hastings Savaşı’nda Anglo-Saksonları yenerek Norman krallığını kurdu. O gün bu gündür bu krallık sürmektedir. Krallıkta iç nedenlerden kaynaklanan tek kesinti 1649-1660 yılları arasında görüldü. 1649-1653 arasında İngiltere cumhuriyetle yönetildi. 1653-1658 arasında Lord Protector dönemi, başka bir deyişle Cromwell’in buyurganlığı yaşandı. Bunu izleyen 2 yıllık bir geçiş döneminden sonra İngiltere yeniden krallığa döndü. Bu restorasyon tahtın II. Charles’a emanet edilmesiyle gerçekleşti.

İrlanda 1175’te fethedildi. Galler 1284’te İngiltere’nin egemenliğine girdi ancak İngiltere ile resmen birleşmesi 1535’te gerçekleşti. Yüz Yıl Savaşları (1337-1453) sonucunda İngiltere anakaradaki topraklarını kaybedip, bir ada devleti haline geldi. 1603’te Tudor hanedanının son üyesi olan I. Elizabeth bekar ölünce, İskoçya kralı I. James (Stuart) İngiltere kralı oldu (1603-1625). Böylece oluşmaya başlayan birlik 1707’de Kraliçe Anne zamanında iki krallığın resmen birleşmesiyle sonuçlandı. III. George zamanında İngiltere Amerikan sömürgelerini yitirdi (1783) ve İrlanda ile resmen birleşti. 1801’den sonra ülkenin adı Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı oldu. 1922’de İrlanda Cumhuriyeti kurulunca Birleşik Krallık ya da yaygın adıyla İngiltere bugünkü halini aldı (Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı). Büyük adanın yüz ölçümü 229.903 kilometrekaredir. Kuzey İrlanda’nın yüzölçümü sadece 14.120 kilometrekaredir. Adadaki nüfus 60 milyon civarındadır (% 85’i İngiltere’de yaşamaktadır). 1931’de İngiliz sömürge imparatorluğu dağıtıldı ve İngiliz Uluslar Topluluğu kuruldu  (bağımsız devletler ve gönüllü birliktelik var).

1997’de İngiltere önemli bir anayasal değişim sürecine girdi. 11 Eylül’de İskoçya, 18 Eylül’de Galler’de yapılan halk oylamalarıyla bu iki bölge için ayrı meclisler kurulması kararlaştırıldı.  1979 yılında “hayır” çıkan oylamalarda bu defa “evet” kararı çıkmıştır. İskoçlar oy verenlerin dörtte üçünün oyuyla 1707’den beri kaldırılmış olan parlamentolarına yeniden kavuşma istençlerini ortaya koydular. Bu parlamento yasa yapabilecek, vergi koyabilecek, savunma, dış ilişkiler ve para siyaseti dışında geniş yetkilere sahip olacak. Galler’de ise sonuç belirsiz oldu ve oylamaya katılanların sadece % 50,3’ü olumlu oy kullandılar. İskoçya’nın aksine Galler meclisi ne yasa yapabilecek, ne de vergi koyabilecektir. Esas işi Londra’nın bölgeye ayırdığı ödeneğin nereye harcanacağını kararlaştırmaktır. 22 Mayıs 1998’de yapılan bir halk oylamasıyla Kuzey İrlanda’da da bir meclis kurulması kararı alınmıştır.

1997’de başlayan bu değişim süreci 1999’da tamamlanmıştır. Kurulan bölge meclisleri içerisinde en önemlisi 129 üyeli İskoç Parlamentosudur. Kuzey İrlanda Meclisi 108, Galler Meclisi 60 üyelidir. 1997 yılında Hong Kong’un bağımsızlığı kazanması Birleşik Krallığın sömürge imparatorluğunun en son parçası olarak görülebilir. Birleşik Krallık’ın eski sömürgeleri günümüzde İngiliz Milletler Topluluğu çatısı altında ekonomik ve siyasi işbirliği yapmaktadırlar. Birleşik Krallık süper güç olma sıfatını ABD’ye kaptırmış olmakla birlikte dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yerini korumaktadır. Birleşik Krallık Avro Alanı dışında kalmakla birlikte Avrupa Birliği’nin en önemli ülkeleri arasında yer almaktadır.

Güncel bir gelişme 2014 yılında İskoçya’da düzenlenecek olan referandumdur. Referandumdan “evet” sonucu çıkması halinde İskoçya Büyük Britanya’dan tamamen koparak bağımsız bir devlet haline gelecektir. İskoç Ulusal Hareketi Başkanı Alex Salmond’ın konuşmaları izlendiğinde bu bağımsızlığın gerçekleşebileceği görülmektedir.


ANAYASAL DÜZENLEMELER:
İngiltere’de anayasa adı verilebilecek bir belge yoktur. İngiltere dünyada göreneksel anayasa düzenine bağlı kalan birkaç ülkeden biridir. İngiltere’deki devlet düzeninin başlıca üç kaynağı şunlardır;
1-) Yasalar (Acts): Magna Carta (1215), Petition of Rights (1628), Habeas Corpus Act (1679), Bill of Rights (1689), Act of Settlement (1701), Judicature Acts (1873-75), Parliamentary Acts (1911, 1949).
2-) İçtihatlar (Case-law): 1611’de Lord Chief Justice Coke “Kral suç yaratamaz” kuralını getiriyor. 1670’te Bushell davasında “Yargılama süreci içinde tarafların söyledikleri sözler kovuşturma konusu olamaz” kuralı konuyor.
3-) Anayasal Görenekler (Constitutional conventions): Siyasal teamüllerdir. Örneğin Parlamento yılda en az 1 kez toplantıya çağrılır. Bakanlar Parlamento üyesi olmalıdır. Hükümeti kurma görevi seçimi kazanan partinin liderine verilir.

İngiltere’de yasama gücü parlamentoya aittir. Parlamento 3 öğeden oluşur; Taç, Lordlar Kamarası, Avam Kamarası. Bunların içinde en güçlüsü doğal olarak Avam Kamarası’dır.  Tarihsel süreçteki gelişmeler sonucunda seçilmişlerden oluşan Avam Kamarası demokrasinin bir gereği olarak üstünlüğü eline geçirmiştir. Avam Kamarası isterse krallığı da, Lordlar Kamarası’nı da ortadan kaldırabilir. Ancak geleneklere dayalı sistemde böyle bir kriz yaşanmamaktadır.


YASAMA:
A-) Avam Kamarası: 1832’ye kadar Avam Kamarası’nın temsil niteliği son derece sınırlıydı. 1265’ten beri avamı (halkı) temsil yetkisi her bölgeden (country) gelen iki şövalye (knight) ile, her kasabadan (borough) gelen iki burgess tarafından kullanılıyordu. Ancak bu klasik sistem sanayi devrimi sonrası büyük kentlerin oluşması ve bazı kasabaların ve bölgelerin boşalmasıyla iyi işlememeye başladı. Seçmen oranı bu dönemde % 5 ile sınırlıydı.

1832’de devrim tehdidiyle lordların 18 aylık muhalefeti kırıldı ve geleneksel seçim esasları değişmeye başladı. Seçim çevreleri yeniden düzenlendi. Seçmen oranı % 7’ye yükseltildi.  Sonra bu yolda daha hızlı adımlar atılmaya başlandı. 1867’de, 1872’de, 1884’te seçim kurallarında büyük değişimler yaşandı ve nihayet 1918’de bütün yetişkin erkeklere ve 30 yaşını dolduran kadınlara oy hakkı tanındı. 1928’de seçmen yaşı herkes için 21 oldu, 1969’da ise 18 yaş kuralı kabul edildi. Seçimlerde oy kullanabilmek için Büyük Britanya uyruğu ya da Birleşik Krallık’ta ikamet eden İrlanda Cumhuriyeti yurttaşı olmak gerekiyor. Lordlar, tutuklu bulunan hükümlüler, son 1 yılda seçimlere hile karıştıranlar oy hakkından yoksunlar. Seçilebilmek için yaş sınırı 21. Lordlar, din adamları, memurlar, 1 yıldan fazla hapis cezası alanlar, müflisler aday olamıyorlar.  İrlanda Cumhuriyeti yurttaşları yine ikamet koşuluyla aday olabiliyorlar.

Avam Kamarası için 659 seçim çevresi var. Her çevreden 1 kişi seçilebildiğine göre kamaranın 659 üyesi var. Ancak oturma yeri 427 ile sınırlıdır ve diğer üyeler ayakta durmak zorundadır. 1949’da çıkarılan bir yasa ile, içinde bir yüksek yargıçla birlikte bir savunmanın yer aldığı sürekli nitelikte 4 Boundary Commission (Seçim Çevrelerini Belirleme Komisyonu) kuruldu. İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda için birer komisyon öngörüldü. Bu komisyonlar 10-15 yılda bir seçim çevrelerinin nüfusça eşitlenmesi için çalışma yapıyor ve sonuçlar order in council (kararname) biçiminde yürürlüğe konuluyor. Avam Kamarası’nın toplantı yılı (annual session) Kasım başından Ekim sonuna dek sürüyor. Toplantı yılı geleneksel olarak 4 bölümden (term) oluşuyor. Parlamento toplantı halinde olmadığında recess deniyor. Toplantı yılı sonunda prorogation (bu da bir kararname) kararıyla parlamento toplantısı son buluyor.

Olağan yıllarda Avam Kamarası ortalama 160 oturum yapıyor. Milletvekilleri 1911’den beri maaş alıyorlar. 1965’ten beri milletvekillerinin emeklilik hakları da var. Milletvekillerinin yaklaşık yarısı yönetim kurulu üyeliği, danışma bürosu gibi yan işlerde de çalışıyorlar. Bu durum kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmaktadır ancak yasalara aykırı değildir. Ancak kamu görevlerini kişisel çıkarları için kullanmaları yasaktır ve denetim için Avam Kamarası’nda kamuya açık bir defter (public register) tutuluyor. Üyeler herhangi bir konuda görüşmelere katılmadan, o konuya ilişkin bir maddi bağlantıları varsa bunu deftere kaydettirmek zorundalar. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları yok. Cezai kovuşturmalar bakımından herhangi bir yurttaştan farksızlar. Buna karşılık kamarada sınırsız konuşma özgürlükleri (kürsü dokunulmazlığı) var. Hakaretle ve ulusal sırları açığa vurmakla suçlanamıyorlar.

Avam Kamarası kendi üyesi olsun olmasın, çalışmalarına gölge düşüren herkesi cezalandırma (çalışmalardan uzaklaştırma ya da alıkoyma) yetkisine sahiptir. Ayrıca milletvekillerinin istifa imkanları yoktur. Bu durum için şöyle bir çözüm bulunmuştur. Üyelikten ayrılmak isteyen milletvekili Maliye Bakanı’ndan gelir getiren bir kamu görevine atanmasını ister. Maliye Bakanı bu türden bir istemi hiçbir zaman geri çevirmez. Milletvekilliği böyle bir görevde gerçekleşmeyeceği için de ilgili üyenin vekilliği kendiliğinden düşer. Avam Kamarası’nın başkanı Speaker’dır. Başkan veya Konuşmacı bir kez seçilince genellikle milletvekili kaldığı sürece görevini korur. Bu arada genel seçim olunca, seçim sürecinde partili kimliğini öne çıkaramaz. Siyasi nezaket gereği öteki büyük parti ya da partiler o çevreden aday göstermez. Speaker tam bir yansızlıkla hareket etmelidir. Kamara’da büyük ağırlığı vardır ve herkes ona uyar.

Speaker dışında iktidarla muhalefetin bir düzine kadar whip’leri vardır. Whip’ler üyelere katılma yönergeleri gönderirler. Karar alınabilmesi için en az 40 üyenin oy kullanmış olması gerekir. Ancak kamara belli konular için daha yüksek karar yeter sayıları kabul edebilir. Parlamentonun her yerde olduğu gibi başlıca 2 görevi vardır; yasama ve yürütmeyi denetleme. İngiltere’de yasa tasarı ve önerilerine bill deniyor. Bunların fıkraları ise clause adını taşıyor. Tasarı ya da öneri yasalaşınca act adını alıyor. O zaman da fıkralara section deniyor. Bill’ler 2 çeşit; private bills (özel konulardaki yasa tasarıları) ve public bills (kamu yasa tasarıları). Private Bills konuları özgül, yerel işler olan yasa tasarılarıdır. Public bills konuları ulusal olan daha önemli meselelerle ilgili yasa tasarıları.

Yasalaşma sürecinin 5 aşaması var;
-          First reading (Herhangi bir görüşme oylamanın olmadığı ilk okuma süreci.)
-          Second reading (Ciddi tartışmalar, oylamaların yer aldığı ikinci okuma. Bu süreçte tasarı meclisin ilke olarak onayını almışsa izleyen aşamaya geçilir.)
-           Committee Stage (Komite aşaması. Bu aşamada tasarı ilgili komisyonda ayrıntılı olarak tartışılıyor.  Kimi tasarılar için farklı komisyonlar oluşabiliyor; karma komisyon, kamaranın tümünün komisyon olarak toplanması, geçici komisyon vs.)
-           Report Stage (Rapor aşaması. Komisyon başkana bir rapor sunuyor. Komisyon görüşü ve değişiklik önerileri enine boyuna tartışılıyor. )
-           Third reading (Üçüncü okumada biçimsel küçük değişiklilere izin veriliyor. Meclis ikna olmamışsa üçüncü aşamaya dönülüyor.)

Her iki kamaranın onayının ardından tasarı Taç’ın onayına sunuluyor. Ancak reddi söz konusu değil. Son yıllarda kamaraya az sayıda dinleyici de alınıyor. Oturumlar radyo ve tv’den de yayınlanıyor. Yasama yetkisinin çok kapsamlı olması bunun bir bölümünün yürütmeye devredilmesine yol açmıştır. Hükümeti denetlemek adına parlamenterlerin bakanlara soru sorma hakları bulunmaktadır. Bir diğer denetim yolu her oturumun son yarım saatinde ve toplantı yılının bölündüğü dört bölümün son saatlerinde kullanılabilecek olan dağılma öncesi tartışma olanağı (adjournment debate). Bu olanağı hangi milletvekilinin hangi bakanla tartışmak için kullanabileceğine Speaker karar veriyor. Bir başka denetim yolu genel görüşmedir. 1981’den beri her toplantı yılının 20 gününde muhalefetin istediği bir konuda genel görüşme yapılıyor.  Ayrıca komisyonlar yoluyla da denetlenme sağlanır. Yürütmeyi denetlemek için bir de Kamu Denetçisi kurumu vardır.  Başbakan’ın önerisiyle Kraliçe tarafından atanan Kamu Denetçisi iki kamaradan karar alınmadıkça görevden alınamıyor ve çok geniş yetkileriyle yürütmeyi denetleyebiliyor.

B-) Lordlar Kamarası: - Eski önemini yitirmiş durumda olmasına karşın halen varlığını korumaya devam ediyor. Kasım 1999’a dek 1200 dolayında üyesi vardı. Artık 700 civarı. Bu üyeler 2 büyük türe ayrılıyor;
1-) Ruhani Lordlar (Lords Spiritual): Hepsi 26 kişi. İkisi Cantenbury ve York başpiskoposları. Ötekiler piskopos.
2-) Lords Temporal (Yersel Lordlar): Üçe ayrılıyor.
a-) Kalıtsal Lordlar: Dük, marki, kont, vikont, baron gibi eski aristokratlar. Sayıları çok azaltıldı.
b-) Yaşam boyu Lordlar: Ödüllendirme yoluyla lord olanlar.
c-) Tüzemen Lordlar: En üst mahkeme olarak görev yapıyorlar.

Yaklaşık 150 gün toplanıyorlar. İç tüzükleri yok ve daha serbest bir havada çalışıyorlar. Yetkileri çok azaltıldı. 1 aylık bekletme yetkileri dışında önemli yasalarda bir yetkileri yok. Speaker’ın önemli olarak belirtmediği yasalarda bir yıllık bekletme yetkileri var. Ancak ilkesel olarak genelde Avam Kamarası’na karşı çıkmıyorlar. Buna karşılık düzeltme önerme yolunu sıklıkla kullanıyorlar. Bu yolla gözden kaçmış noktalar ortaya çıkabiliyor. Lordlar sadece görece önemsiz bakanları denetleyebiliyorlar. Ancak çok önemli bir bakanlık olan Lord Chancellor Lordlar Kamarası üyesi olmak zorunda. Lordlar Kamarası’nda Muhafazakar Parti daha güçlü. Kimi zaman muhalefet yükselse de İngilizler bu kurumun kalkmasını istemiyor ve gerekli görüyorlar.


YÜRÜTME:
1-) Taç: İngiltere’de devlet kurumlarının en önemlisi, gerçekte bir yetkisi kalmamış olsa bile, her yönüyle devletin başı durumunda olan Taç’tır. Taç; yargının başı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı, İngiltere Kilisesi’nin yüce yöneticisidir. Taç’ın yetkileri daha çok simgeseldir. Yine de Kraliçe’nin ya da Kral’ın üç gerçek yetkisinden söz edilebilir;
1-) Haberdar edilme (bilgilendirilme ve danışılma yetkisi)
2-) Yüreklendirme (doğru gördüğü yönde destek verme yetkisi)
3-) Uyarma (sorumluları kendi deneyiminden yararlandırma yetkisi)

Kraliyet ayrıcalıkları ise şöyle sıralanabilir;
1-) Parlamentonun toplantıya çağrılması, süresinin uzatılması, tatile gönderilmesi, dağıtılması.
2-) Her yıl Lordlar Kamarası’nda Taç Söylevi’nin okunması.
3-) Yasalaşmanın son aşamasında yasaya onay vermesi. (Royal Assent denir. 1707’den beri veto yoktur.)
4-) Başbakan’ı atama yetkisi.
5-) Yeni Lordlar belirleme.
6-) Tüm önemli devlet görevlilerini atama.
7-) Bağışlama yetkisini kullanma. (Bunda İç İşleri Bakanı’nın istemine uyar.)
Kraliçe tam bir sorumsuzluk ve dokunulmazlıktan yararlanır.

2-) Privy Council: Bugün İngiliz yürütmesinin en önemli kurumu olan kabineye kaynaklık eden kurum Privy Council’dır. 12. yüzyılda ortaya çıkmış bir kurumdur ve Divan-ı Hümayun’a benzetilebilir. 400 civarı üyesi vardır. Gelmiş geçmiş kabine üyeleri, iki başpiskopos, Speaker, Tüzemen Lord’lar bu kurumun doğal üyesidirler. 17. yüzyılda ortadan kaldırılmış, sonradan yeniden kurulmuş fakat eski yetkileri kalmamıştır. Uygulamada Privy Council 4-5 kişi ile toplanır. Bunlar önde gelen hükümet üyeleridir. Hükümdarın huzurunda yapılan bu toplantılarda iki tür karar alınır;
a-) Order in Council: Yürütmenin en önemli düzenleyici işlemleri bu tür kararnamelerle yapılır.
b-) Royal Proclamation: Genellikle parlamentonun çağrılması, dağıtılması gibi işlemler için bu araç kullanılır.

Privy Council’ın işlevsel komisyonları vardır. Mesela siyasal olarak ödüllendirilmesi düşünülen kişilere ilişkin araştırma yapan the Political Honours Scrutiny Committee buna bir örnektir. Privy Council bir yargı mercii olarak da iş görür. Bu işi Tüzemen Lord’lar görür. Bu komisyon Krallık sınırları dışındaki Commonwealth ülkelerinden gelen istemlere bakar.

3-) Kabine ve Hükümet: Yürütme gücünün odak noktası başbakan ve çevresindeki en önemli bakanlardan oluşan kabinedir.  Geçmişte kabine Privy Council’ın bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Bütün bakanlar hükümet üyesidir ama kabine üyesi değildir. Bu nedenle hükümet ve kabine İngiltere’de farklı anlamda kullanılır. Hükümet 100 dolayında kişiden oluşur. Başbakanlık (Prime Minister) ünvanı ilk kez 1905’te kullanılmış ancak yasal dayanağa ancak 1937 yılında kavuşmuştur. Başbakanla birlikte hükümette 3 tür (3 ayrı düzeyde) bakan vardır;
I-) Cabinet ministers: 20 civarında olan kabine bakanları.
II-) Non-cabinet ministers: 30 dolayında kabine üyesi olmayan bakan.
III-) Junior ministers: Sayıları 50 dolayında olan daha kıdemsiz bakan ve kabine bakan yardımcıları.

Görüldüğü gibi İngiltere’de hükümet hem çok kalabalık, hem de yapısı karmaşıktır. Bu nedenle işleri kolaylaştırmak adına aşağı yukarı 30 dolayında sürekli nitelik taşıyan hükümet komisyonları vardır. Cabinet Committee adı verilen bu komisyonlar çeşitli düzeylerde bakanlardan ve yüksek memurlardan oluşur. İngiltere’de hükümetin genel kurul halinde toplanması söz konusu değildir. Kabine olağan şekilde haftada 2 gün toplanır. Hükümet çalışmalarında son söz hep başbakana aittir. Oylama, çoğunluk kararı gibi yöntemler söz konusu olmaz. Başbakanla anlaşmazlığa düşen ayrılır. Bu kalabalık yapılı hükümetin çalışmalarında eşgüdüm ve iletişimi sağlamak için 1917’den beri iş gören bir Cabinet Office (Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği) vardır. Cabinet Office pratikte hükümetin beyni durumundadır. MI 5 ve MI 6 da buranın bir parçasıdır.


YÖNETİM VE BÜROKRASİ:
İngiltere’de silahlı kuvvetler, KİT çalışanları, yerel yönetimler ve yargı dışında 500.000 dolayında kamu görevlisi var ve yürütmenin başarısında büyük rol oynuyorlar. Her bakanlığın yönetimi bizdeki müsteşara karşılık gelen ve Permanent Secretary (Daimi Sekreter) adı verilen bir görevlinin elinde. Kamu yönetiminin en belirgin özelliği her hükümete aynı sadakatle hizmet zorunda olması. Memurların yansızlığına büyük önem veriliyor. Memurlar sıkı bir denetim altında tutulur. Genellikle faşist ya da komünist örgüt üyeleri işe alınmaz. Memurlar gizli bilgileri yaşam boyu gizlemek zorundadırlar. Aksi halde suç işlemiş sayılırlar. Memurlar sendika üyesi olabilirler ve çeşitli derecelerde siyaset yapabilirler. Düşük düzeyde memurlara siyaset serbesttir ancak sorumluluk arttıkça bazı kısıtlamalar getirilir. Ayrıca memurlar siyaset yaparken göze batmamak durumundadırlar.


SEÇİMLER:
1911 yasasına göre Avam Kamarası’nın dönemi en çok 5 yıldır. Ancak olağanüstü durumlarda bu süre uzatılabilmektedir. Uygulamada ise bir parlamento dönemi genellikle 4 yıl sürmektedir. 1832’de % 5 düzeyinde olan seçmen, 1884’te % 28’e yükseldi. Sonrasında 1918’de 21 yaşındaki tüm erkekler ve 30 yaşını dolduran kadınlar, 1929’de ise 21 yaşında herkese oy hakkı verildi. 1969’da seçmen yaşı 18’e düşürüldü. 1948’e kadar üniversite mensupları hem üniversitede, hem de oturdukları yerde 2 oy veriyorlardı. 659 seçim çevresinden birer milletvekili seçiliyor. Her seçim çevresine yaklaşım 65.000-70.000 seçmen düşüyor. 1959’a kadar seçim çevrelerinde ikişer aday çekişirdi. Artık ikiden fazla aday çekişiyor. Adaylık yaş sınırı 21. Büyük partilerden aday olmadıkça seçimi kazanmak çok zor.

Adaylar seçimler için belli bir düzeyin üzerinde para harcayamıyorlar. Bunlar sıkı denetleniyor. İngiliz seçim dizgesine göre seçimler tek oylamalı (tek turlu). Her çevrede en yüksek oyu alan aday seçiliyor. Bu durum genelde 2 partili sisteme uygun düzenlenmişken, son yıllarda 3 partili sistem ortaya çıkmıştır. Temsilde adalet pek iyi sağlanamaz. Seçmenden toplamda daha fazla oy alan parti meclis içerisinde 2. parti olabilir. 1951 ve 1974 seçimlerinde bu durum yaşanmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’de iktidar şöyle şekillenmiştir; 1945-51: İşçi Partisi, 1951-64: Muhafazakar Parti, 1964-70: İşçi Partisi, 1970-74: Muhafazakar Parti, 1974-79: İşçi Partisi, 1979-1997: Muhafazakar Parti, 1997-2010: İşçi Partisi, 2010-: Muhafazakar Parti.


SİYASİ PARTİLER:
17. yüzyıl İngiltere tarihinin en çalkantılı dönemiydi. Kralın idamına dek varan devrim, bu yüzyılın ortalarında patladı. İşte bu ortamda parlamentoda iki ana eğilim belirdi; the Court Group (kralı tutanlar-Tory) ve the Country Group (krala karşı olanlar-Whig). Zamanla parlamentodaki bölünme köklü hale geldi. Ancak bugünkü anlamıyla partiler oluşmamıştı. 18. yüzyılın sonunda whig’ler daha disiplinli ve organize hareket etmeye başlayınca siyasal partiler oluşmaya başladı. Tory’ler Muhafazakar Parti’nin tabanını oluşturdu. Whig’lerin ise bir bölümü daha sonra sendikaların ortaya çıkışıyla İşçi Partisi’nin tabanı haline geldi. Bir bölümü ise Muhafazakar Parti’ye yanaştı.


Dr. Ozan ÖRMECİ


KAYNAKÇA
- Eroğul, Cem, Çağdaş Devlet Düzenleri, 2001, Ankara: İmaj Kitabevi


10 Mart 2013 Pazar

Siyasal Sistemler: Amerika Birleşik Devletleri


KURULUŞ
15. yüzyılın sonlarında keşfedilen Yeni Dünya’nın kaderi, 17. yüzyılda İngiltere’de Stuart hanedanının iş başına gelmesiyle başlayan yoğun İngiliz göçü ile değişmeye başladı. İlk İngiliz kolonisi Virginia 1607’de kurulmaya başlandı ve 1624’te resmen koloni oldu. Birçok yeni koloni peşi sıra kurulmaya başlandı. Bu koloniler büyük ölçüde doğrudan demokrasi yöntemleriyle yönetilen küçük birer cumhuriyet görünümündeydiler.  Koloniler bu özgürlük ortamında hızla geliştiler ve ekonomik olarak güçlendiler. Aynı yıllarda ekonomik ve siyasal güçlükler geçen İngiltere Amerika’daki kolonilerine vergi yoluyla güçlükler çıkarınca halkın İngiliz yönetimine tepkisi baş gösterdi. Çekişmeler kısa sürede çatışmaya dönüştü ve Boston Tea Party adlı olayda (1773) İngiliz askerleri denize döküldü. İngiltere bu olaya şiddetle karşılık verdi ve daha ağır yasalar çıkararak halka karşı zulme başladı. Massachusetts direnmeye karar verdi ve milis toplamaya başladı. 5 Eylül 1774’te 12 koloninin (Georgia katılmadı) temsilcileri Philadelphia’da toplantılar ve böylece ilk Kongre doğdu. Bu ilk Kongre’de Amerikalılar vergi yükümlülerinin haklarına ilişkin bir bildirge kabul ettiler. 10 Mayıs 1775’te ikinci Kongre’ye bu defa 13 koloni de temsilci gönderdi. Bu kongrede önemli kararlar alındı ve ortak bir ordu kurulmaya girişildi. George Washington başkomutanlığa getirildi. En önemlisi de 4 Temmuz 1776’da Bağımsızlık Bildirgesi kabul edildi. Demokrasi açısından önemli bu tarihi Amerikalılar ulusal bayram olarak kabul ederler. Bu bildirge ile ilk kez insan hakları kavramı resmi bir belgede ortaya kondu ve insanların eşit olduğu kabul edildi. İkinci Kongre ayrıca 13 koloni arasındaki birliğin ilk adımı olarak konfederasyonu gerçekleştirdi. Koloniler (devletler) bağımsızlıklarını korudu ama Kongre dış ilişkilerde yetkili oldu. Kongre’nin yanında koloniler kendi içlerinde de genelde çift meclisli demokratik yapılar kurdular. Bu sırada İngilizlere karşı savaş sürüyordu. 1783’te İngilizler yenildi ve İngiltere 13 ayrı koloninin bağımsızlığını tanıdı. Koloniler 1787’de Kurucu Meclis (Convention) olarak toplandı. George Washington 30 Nisan 1789’da ant içerek ABD’nin ilk Başkanı olarak göreve başladı.

Bu biçimde kurulan ABD, bir asır içerisinde dünyanın süper gücü oldu ve savaş ve satın alma yoluyla iyice büyüdü. 1861-1865 yılları arasında Kuzey-Güney rekabeti iç savaşa dönüştü ve ABD bölünmenin eşiğinden döndü. Sonrasında güçlenmesine hızla devam etti. Bugün ABD 50 eyaleti, 9.372.606 kilometrekarelik yüzölçümü, 300 milyon nüfusu ile dünyanın süper gücüdür.


ANAYASAL DÜZENLEMELER
Amerikan anayasasının kaynağı bugün dünyadaki en eski anayasaya olan 17 Eylül 1787 Anayasası’dır. Topu topu 7 maddeden oluşan bu anayasanın ilk 3 maddesi yasama-yürütme-yargı güçleriyle alakalı, 4. madde merkez-eyalet ilişkileriyle ilgilidir. 5. madde anayasayı değiştirme yöntemini belirtir. 6. madde borçların ödenmesini ve anayasanın üstünlüğünü, 7. madde ise anayasanın onaylanmasını düzenler. Amerikan anayasası bugüne kadar 27 kez değişikliğe uğramıştır.  Değişiklikler anayasanın sonuna eklenir ve sıra sayılarıyla anılır. 5. Amendment (Değişiklik) gibi. İlk 10 tarihi değişikliğe Amerikalılar Bill of Rights adını vermiştir. Amerikan anayasasında federal ya da federalizm sözcüğü geçmez ancak ABD federal bir devlettir ve eyaletlerin bazı alanlarda kendi egemenlikleri söz konusudur. Anayasanın 4. maddesine göre eyaletler birbirlerinin resmi belgelerini geçerli sayar ve bir eyaletten kaçan sanık kaçtığı eyalete geri verilir. Hiçbir eyalet kendi onayı olmadan bölünmeyecek, kendi topraklarında yeni bir eyalet kurulmayacak, başka bir eyaletle birleştirilmeyecektir. Birlik her eyaleti istilaya ve iç karışıklıklara karşı koruyacak.

ABD sisteminde Kongre’nin yetkileri şunlardır;
1-) Vergi koymak
2-) ABD adına borçlanmak
3-) İç ve dış ticareti düzenlemek
4-) Yurttaşlık kurallarını koymak
5-) Para basmak ve değerini belirlemek
6-) Posta işlerini düzenlemek
7-) Telif haklarını düzenlemek
8-) Mahkemeler kurmak
9-) Açık deniz suçlarını tanımlamak ve cezalandırmak
10-) Savaş ilan etmek
11-) Deniz ve kara kuvvetleri oluşturmak
12-) Birlik yasalarını uygulatmak için milis kurmak
13-) Anayasa’nın verdiği öteki yetkileri kullanmak.

Federal devlete ait olan yetkilerin bir bölümü tekel niteliğindedir;
1-) Dış ilişkileri yürütmek
2-) Bütün ülkeyi kapsayacak düzenlemeler yapmak
3-) Yeni eyaletler kabul etmek.

Bir bölümü ise birlik yasalarına aykırı olmamak koşuluyla eyaletlere de aittir;
1-) Eyalet içinde cumhuriyetçiliğe aykırı olmayacak şekilde istediği gibi kurumlaşmak.
2-) Eyalet içinde uygun gördüğü ticari, yönetsel vs. düzenlemeleri yapmak.

Ayrıca Amerikan sisteminde Yüce Mahkeme yasaların anayasaya uygunluğunu denetler. 1803’teki Marbury vs. Madison davasıyla bu yetki Yüce Mahkeme’ye geçmiştir. Anayasayı değiştirmek için iki alternatif yol vardır;
A-) Kongre’yi oluşturan iki meclisin ayrı ayrı üye tamsayısının üçte ikisinin oyu ile
B-) Eyalet yasama organlarının üçte ikisinin isteğiyle toplanacak olan bir kurucu meclisin kararı ile.
Şimdiye kadar yalnızca birinci yolla değişiklikler yapılmıştır.


YASAMA: KONGRE
ABD’nin yasama organı Kongre’dir. Tarihsel nedenlerle aynı adı taşısa da, bu organın konfederasyon döneminin ortak karar organı ile bir ilgisi yoktur.  ABD Kongresi 2 meclisten oluşur; Temsilciler Meclisi ve Senato. Temsilciler Meclisi’ne seçilebilme koşulları; 25 yaş, 7 yıllık ABD yurttaşlığı, aday olunan eyalette oturmadır. Senato’ya seçilebilme koşulları; 30 yaş, 9 yıllık ABD yurttaşlığı, aday olunan eyalette oturmadır. Temsilciler 2 yılda bir toptan, Senatörler 2 yılda bir 1/3 oranında yenileniyorlar. Temsilcilerin sayısı 1929’da yasa ile donduruldu: 435. Her 10 yılda bir yapılan nüfus sayımlarına göre üyelikler eyaletler arasında yeniden dağıtılıyor. Bu nedenle eyaletler arası kaymalar olabilir. Ama her eyalet en az 1 temsilci bulundurmak zorundadır. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nde genel kurulda oy kullanmayan, buna karşılık komisyonlarda oy hakkı bulunan 5 delege vardır; Columbia bölgesi, Samoa, Virgin Adaları ve Guam’dan 2 yıllığına seçilen birer temsilci ile, Porto Riko’dan 4 yıllığına seçilen bir temsilci. Senato’da ise eşit temsil kuralı geçerlidir ve her eyaletten 2 temsilci vardır. Senatör sayısı bu nedenle 100’dür. Bu federal sistemin bir gereğidir ve Kaliforniya’dan 65 kat daha az nüfusu olan Wyoming’le eşit oy hakkının olmaları sonucuna yol açar. Anayasa seçim yöntemini eyaletlere bırakmıştır. Ancak Kongre’nin bu alanda genel düzenlemeler yapabileceğini de belirtmiştir. Kongre en son 1929’da çıkardığı bir yasayla Temsilcilerin tek oylamalı (turlu), dar bölge, çoğunluk yöntemiyle seçilebileceklerini öngördü. Temsilciler Meclisi Başkanı İngiltere’de olduğu gibi Speaker diye adlandırılıyor. Speaker’ın geniş yetkileri var; söz veriyor, çoğunluk olup olmadığına karar veriyor, oy eşitliğinde kararı belirliyor, yasa önerilerini komisyonlara dağıtıyor, değişiklik önergelerinin konuyla ilgili ya da ilgisiz olduğunu kararlaştırıyor, geçici komisyon üyelerini ve Senato ile anlaşmaya varılamayan konuları çözecek olan komisyon üyelerini belirliyor. Senato Başkanı ise önemsiz.
Meclislerde 4 tür komisyon var;
1-) Standing Committees: Sürekli komisyonlar. 2000’de Temsilciler Meclisi’nde 19, Senato’da 17 tane vardı. Bu sayılar sık sık değişmiyor. Ancak alt komisyonlar sıklıkla kurulabiliyor. Komisyonlar tüzel olarak eşit ama uygulamada bazıları daha önemli ve güçlü. Senato’nun Foreign Relations (Dış İlişkiler) Komisyonu Vietnam Savaşı dönemi çok etkiliydi.
2-) Conference Committee: Bunlar 2 meclis arasındaki görüş ayrılıklarını çözmek için genellikle birkaç günlüğüne kurulan geçici komisyonlardır.  Ama sorunları çözdüklerinden önemlidirler.
3-) Select (Special) Committees: Kendi konularında araştırma yapan ve 2 yılda bir yenilenen geçici komisyonlar.
4-) Joint Committees: 2 meclisten eşit sayıda üyeyle kurulur. Kongre’nin ortak birtakım yönetsel işlerinden sorumludur. Örneğin yasama belgelerinin basılması, kitaplığın yönetimi vs.

Her mecliste partilerin grup önderleri var ve bunlar grup tarafından seçiliyor. Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluk önderi Speaker da oluyor. Ancak parti disiplini zayıf ve genelde bireyler parti görüşlerinden bağımsız hareket edebiliyorlar. Kongre üyelerinin yararlandığı Library of Congress, General Accounting Office, Office of Technology Assessment, Congressional Budget Office, Government Printing Office gibi kurumlar var.

Yasama yetkisi Kongre’nin elinde ve hükümeti etkilemek adına Kongre’nin güçlü silahları var. Ancak hükümeti düşürebilmek bir yana, genel kurulda bir bakanın sorgulanması bile olanaklı değil. Kağıt üzerinde 2 meclisin yetkileri eşit ama Senato’nun önemli atamalarda ve uluslararası antlaşmalarda kendine özgü yetkileri var. Bun karşılık, Temsilciler Meclisi de önemli yasaları öncelikle inceleme hakkına sahip. Senato aslında anayasa hazırlanırken 2. ve daha zayıf meclis olarak düşünülmüş ve pratikte Senato Temsilciler Meclisi’nin üzerinde. Yasa önerme yetkisi sadece Kongre üyelerine ait. Başkanın ya da bakanların böyle bir yetkisi yok. Uygulamada yürütme kendine yakın Kongre üyeleri aracılığıyla yasa önerisinde bulunuyor. Bir önerinin yasalaşması için önce 2 meclisten de onay alması, sonra da Başkan tarafından onaylanması gerekli.

Kongre her istediği alanda yasa çıkaramaz. Anayasa bunu sınırlandırmıştır. Açıkça sayılmış konular dışında yasa yapılmak istendiğinde bunun anayasanın şu ya da bu hükmüyle bir bağ kurularak yapılması gerekir. Kongre’ye sunulan yasa önerilerinin çok büyük çoğunluğu sonuçlanmaz. Yasalar öneri sahibinin adıyla anılıyor. Öneri reddedilse bile bir düşüncenin tanıtımı ve ilk adımı olabiliyor. Önerilerin (bill) yasalaşma sürecinde komisyonların ağırlığı belirleyici. Önerilerin onda dokuzu bu aşamada ölüyor. Komisyon Başkanları bu aşamada çok önemli zira alt komisyonları belirleme yetkisine sahipler. Komisyon çalışmasının en önemli aşaması hearing’ler (görüş almalar). Bunlar kamuya açık. Hearing’lerden sonra öneri metni tartışmalar sonucu yeniden kaleme alınıyor. Yazanağın (raporun) yazıldığı bu aşamaya “mark-up session” deniyor. Yazanak çok önemli çünkü ilk öneri, komisyonda kabul edilen değişiklikler, mevzuatta ortaya çıkacak sonuçlar bütün ayrıntılarıyla ortaya konuyor. Temsilciler Meclisi’nde bu aşamada öneri ile yazanak Rules Committee’ye gönderilir.  Gündemi bu komisyon belirlediği için beğenmediği önerilerin genel kurula gelişini rahatlıkla engelleyebilir. Bir meclisin genel kurulunda kabul edilen öneri öteki meclise gönderilir. Öteki mecliste de aynı süreç geçerlidir. Sıkça olduğu üzere anlaşamazlık çıkarsa bir Conference Committee kurulur. Komisyonun anlaşmaya vardığı metnin genel kurullarda değiştirilmesi imkansızdır. Ya reddedilir ya da olduğu gibi kabul edilir. İki meclisten onay çıktıktan sonra yasa Başkanın önüne gelir. Başkanın onay vermek için 10 günlük bir süresi vardır. 10 gün içinde bir işlem yapmazsa, yasa kendiliğinden yürürlüğe girer. Başkan yasayı veto da edebilir. Başkanın vetosu durumunda bu yasanın yürürlüğe girmesi için her iki mecliste de bu defa üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekir. Ayrıca toplantı yılının bitimine 10 günden az kala gönderilen yasaları Başkan onaylamazsa buna “cep vetosu” denir ve yasa süre bitimiyle kadük olur.

Kongre’yi oluşturan meclislerin gündemlerine “calendar” denir. Temsilciler Meclisi’nde 6 çeşit, Senato’da ise 2 çeşit gündem vardır. - Temsilciler Meclisi gündem çeşitleri; Union calendar, House calendar, Private calendar, Consent calendar, Calendar Wednesday ve Discharge calendar. Senato’nun gündem çeşitleri ise; Executive calendar ve Calendar of business’tır. Her iki mecliste de kararlar salt çoğunlukla alınıyor. Eskiden bütçe hazırlama yetkisi Kongre’ye aitken artık Başkanlar bu görevi üstleniyor. Anayasaya göre savaş ilan etme yetkisi Kongre’ye ait olmasına karşın genelde Başkanlar ilansız savaş yoluna gidiyorlar. Meclislerin aldığı kararlar bağlayıcılık derecelerine göre üçe ayrılıyor;
1-) Simple: Bunlar ayrı ayrı her meclisin kendi işlerine ilişkin aldığı kararlar. Yalnızca ilgisi meclisi bağlıyor.
2-)  Concurrent: Burada 2 meclis her ikisini ilgilendiren işler için aynı metin üzerinde oy veriyor. Bunlar genellikle Kongre’nin yönetim işlerine ya da usule ilişkin konular.
3-) Joint: Bunlar yalnızca meclisleri değil, üçüncü kişileri de etkileyen yasa benzeri kararlar. Bu nedenle Başkanın onayı gerekiyor.

Kongre’nin çok önemli bir başka yetkisi de impeachment (Başkanın ya da diğer sivil görevlilerin yargılanması). Bu durum için ortada vatana ihanet, rüşvet gibi çok ağır bir suçun bulunması gereklidir. Suçlama yetkisi Temsilciler Meclisi’ne aittir. Yargı yetkisi ise Senato’nun. Senato’nun mahkumiyet kararı için üçte ikilik bir çoğunluğa gerek var. Yargılanan Başkan ise Senato toplantısını Yüce Mahkeme Başkanı yönetiyor. Başkan Nixon bu yolla yargılanmamak için istifa etmiştir. 1868’de yargılanıp 1 oy farkla mahkumiyetten kurtulan Andrew Johnson ve 1999’da Bill Clinton (Monica Lewinsky skandalı) impeachment’a konu olmuştur. Kongre’yi oluşturan meclisler belli konularda araştırma komisyonları kurabilirler. Senato’nun da Başkanın yaptığı önemli atamaları onaylama ve uluslararası antlaşmaları onaylama yetkileri vardır.

Kongre’nin kimi yasaklarla karşı karşıya olduğunu da belirtmek gerekir.
1-) Kongre ayaklanma ya da istila dışında habeas corpus güvencesini kaldıramaz.
2-) Kongre kişisel cezalandırma yasaları ve geriye yürüyen ceza yasaları çıkaramaz.
3-) Kongre cezanın kişiselliği kuralına aykırı yasa çıkaramaz.
4-) Kongre ticari haklar bakımından eyaletler arası eşitliği bozamaz.
5-) Kongre soyluluk ünvanları veremez.
6-) Kongre bir dini ne kabul edebilir, ne de yasaklayabilir.
7-) Kongre basın ya da söz özgürlüğünü kısıtlayan yasa çıkaramaz.
8-) Kongre barışçı toplantı ve dilekçe haklarını yasaklayan yasa çıkaramaz.


YÜRÜTME: BAŞKAN
Yürütme denince ABD’de akla tek kişi gelir: Başkan. Hem devlet Başkanı, hem de yürütmenin başı olarak Başkanın elinde parlamenter dizgede asla düşünülmeyecek bir yetki birikimi bulunuyor. ABD siyasal sistemine Başkanlık sistemi denilmesinin sebebi de budur. Başkanlığa aday olma koşulları; doğuştan ABD yurttaşlığı, 14 yıl ABD’de ikamet, en az 35 yaşında olmak. Başkan 2 dereceli bir seçimle seçiliyor (detaylar seçimler bölümünde anlatılacak). Başkanlık dönemi 4 yıl. Başkan en fazla 2 dönem seçilebiliyor. Güçler ayrılığı ilkesi gereği Başkan Kongre’yi dağıtamaz. Kongre de Başkanı siyaseten sorumlu tutamaz. Anayasaya bakılırsa Başkanın yetkileri belirsiz.

Başkana açıkça tanınan yetkiler; 1-) başkomutanlık, 2-) antlaşmaları imzalama ve yüksek düzeydeki federal görevlileri atama, 3-) Kongre’ye bir yasama izlencesi sunabilme, 4-) Kongre’yi ya da meclislerden birini toplantıya çağırma, 5-) veto ve 6-) yasaları uygulamadan ibaret. Ancak bütçe belirleme başta olmak üzere Başkanın birçok daha yetkisi mevcut.

Bütün yürütme güçleri gibi Başkan da göreneksel olarak yönetsel düzenleme yetkisine sahiptir. Başkan bu yetkisini çeşitli araçlarla kullanır: executive orders, executive agreements, proclamations. Kuvvetler ayrılığı nedeniyle yasamayla alakalı Başkanın sadece veto hakkı vardır. Yasa önerme yetkisi de yok ama yasama izlencesiyle önem verdiği konulara ilişkin görüşler sunabiliyor.  İstatistiklere Başkanlar istedikleri yasaların ortalama dörtte üçünü Kongre’den geçirebiliyorlar. Dış ilişkilerde Başkan tek yetkili. Büyükelçi kabul ve gönderme yetkisi ona ait (Senato’nun onayı gerekiyor). Başkan dışında kayda değer bir yürütme gücü yok. Başkan yardımcısının tek görevi Başkanlık boşaldığında Başkan olmak. Anayasa hükümetten söz etmiyor. Uygulamada da, bakanlar kurulu hiç önemli değil. 14 bakanlık var. Bakan bunları kurul olarak toplamak yerine gerekli gördüğünde kendisi görüşmeler yapıyor. Bakanlar kurulunda oylama ve tutanak yok. Gerçekte bakanlar Başkanın sekreterleri durumunda.

Bunun dışında Başkana bağlı The White House Office ve Executive Office var. The White House Office bizim CumhurBaşkanlığı genel sekreterliğini andıran bir kuruluş. Birkaç yüz çalışanı var. Burada danışmanlar ve özel görevliler yer alıyor. Executive Office 1939’da Franklin D. Roosevelt tarafından kuruldu. 2000 dolayında çalışanı var. Doğrudan doğruya Başkana bağlı olarak çalışan bu örgüt, Başkanın kararlarına gereç hazırlayan bir dizi birimden oluşuyor. Bunların en önemlileri;
- Office of Managament and Budget (bütçeyi hazırlıyor ve uygulamayı takip ediyor),
- Council of Economic Advisers (Başkanın Kongre’ye sunduğu ekonomi raporlarını hazırlıyor),
- National Security Council (Dış siyaset ve ulusal savunma konularında görüş geliştiren çok etkili ve önemli bir birim. Başkan yardımcısı, dış işleri bakanı, savunma bakanı, genelkurmay Başkanları ve CIA Başkanı buranın doğal üyeleri).

Bunların dışında Office of Science and Technology ve Office of Policy Development gibi birimler de var.


YÜRÜTME: BÜROKRASİ
ABD’nin görevli sayısı 3 milyonu aşmış büyük bir kamu yönetimi örgütü vardır. 1880’lerden itibaren ABD’de de liyakat sistemi kabul görse de, Amerika’da Avrupa’daki gibi kimse görevinin sahibi görülmez ve görevlilerde büyük bir akışkanlık vardır. Bir Başkan seçildiğinde on binlerce kişinin görevi değişebilir. Memurlar sıkı denetim altındadır. Üst düzeydekiler saydamlık kuralına uymak zorundadırlar. Mal beyanı bildirimi önemlidir. Soğuk Savaş’taki McCarthy uygulamaları döneminde binlerce memur işinden atılmıştır (MyCarthyism). Memurların sendika kurmaları ve sendika üyesi olmaları serbesttir. Buna karşılık grev hakkı yaygın değildir. Memurların siyasal çekişmelere aktif olarak katılmaları hoş karşılanmaz. Özerk güçlü kuruluşlar vardır. Independent Regulatory Commissions adı verilen 15’e yakın kuruluş vardır. FBI, CIA gibi başka özerk kuruluşlar da vardır. Bu kuruluşların başına atamaları Başkan yapar ve Senato’nun onayı gerekir. Bunlara ek olarak yürütme tarafından kurulan ve esas sorumlulukları belli çıkar grupları ile düzenli ilişkiler kurmak olan birçok komisyon vardır. Bunlara genellikle advisory committees deniyor.


EYALETLER
Eyaletlerin hepsinin birer anayasası ve bill of rights’ı var. Eyaletlerde eskiden kalma bir gelenekle bazı doğrudan ve yarı-doğrudan demokrasi uygulamaları halen geçerlidir. Mesela çoğu eyalette geçerli olan bir kural halk girişimidir. Buna göre seçmenlerin yüzde 10’unun imzaladığı bir dilekçe sonucu halk oylamasıyla bir anayasa değişikliği yapılabilir. Ayrıca recall (geri çağırma) uygulamasıyla görev süresi dolmadan yeterli imza toplanırsa bir kamu görevlisi için seçim yenilenebiliyor. Nebraska haricinde tüm eyaletler çift meclislidir.

Eyalet yürütme gücünün başında vali var. Valiler genelde 4 yıllığına seçiliyor ve en fazla 2 dönem görev yapabiliyor. Eyalet düzeyinde başlıca gelir kaynağı mal satışları üzerinden alınan dolaylı vergilerle motorlu taşıt vergisi. Yaygın bir kamu borçlanması var. Ayrıca Kongre’nin kararlaştırdığı birtakım izlencelerin uygulanması karşılığında alınan paralar var. Bütün bu gelirlerin toplanması ve harcamaların yapılması nedeniyle önemli bir eyalet bürokrasisine ihtiyaç duyuluyor.

Eyalet yönetimi dışında bir de yerel yönetimler var. Türleri şunlar; country, municipality, township ve town, school district, special district. Yerel yönetimlerin geleneksel olarak en büyük gelir kaynağı emlak vergisi. Yerel birimlerin kendi meclisleri olur ve şerif, coroner (otopsi ve morg sorumlusu), assessor (taşınmaz değerini belirleyen) ve clerk (noter işleri) kişileri seçimle belirler.


SEÇİMLER
ABD’de seçim çok geniş çaplı bir olay. Yaklaşık 200 milyon seçmen var. Seçimlerin sayısı çok yüksek ve seçimler çok sık yapılıyor. Genellikle 2 yılda bir çift yıllarda yaygın bir seçim dalgası yaşanıyor. Seçimler öncesi ön seçimlerle beraber ülkede sürekli bir seçim havası var. Her turlu görev için seçim genel kural olarak İngiliz dizgesine göre yapılıyor. Tek oylamalı (tek turlu), dar bölge (tek kişinin seçildiği seçim çevreleri), çoğunluk (oranı ne olursa olsun en çok oyu alan) yöntemi. Dönemler genellikle kısa. En uzunu 6 yıl ile Senatör’lerinki. Seçimlere katılım düşük ve % 50-60 arasında seyrediyor. Yerel yönetimlerde bu % 10’a kadar düşebiliyor. Başkan seçimleri için partiler 4 yılda bir yaz ayları kurultaylarında başkan ve başkan yardımcısı adayını belirliyorlar. ABD’de birçok parti var ama sadece 2 büyük partinin ağırlığı var.
ABD’de seçmenler Electoral College (Seçmen Heyeti) adlı bir sistemle doğrudan doğruya adaylara değil, başkanı ve başkan yardımcısını seçecek olan ikinci seçmenlere oy veriyorlar. Ancak ikinci seçmenler her parti için blok liste halinde seçime giriyorlar. Ancak ikinci seçmen uygulaması nedeniyle zaman zaman daha az toplam oy alan aday başkan seçilebiliyor. Anayasaya göre her eyalet Kongre’deki üye sayısı kadar ikinci seçmen çıkarıyor. Bugün başkanlık için ikinci seçmen sayısı 538. (Temsilciler Meclisi 435, Senato 100, ayrıca Washington DC’de oturanlar 3 ikinci seçmen hakkına sahip). Seçimlerde bağışlar (donnation) büyük rol oynuyor. Aday seçilirse bu bağış verenlere karşı kendini sorumlu hissediyor. Bankaların ve işletmelerin bağış yapmaları yasak. Her aday ne kadar para harcadığını ve bunun kaynağını açıklamak zorunda.


SİYASİ PARTİLER
ABD dünyada siyasal partilerin geliştiği ilk ülkedir. Kuruluşla beraber Federalistlerle Demokrat Cumhuriyetçiler ayrışıyor. Federalistler 1824’te Ulusal Cumhuriyetçi, birkaç yıl sonra da Whig adını alıyor. Demokrat Cumhuriyetçiler ise 1830’ların başından itibaren kendilerine yalnızca Demokrat demeye başlıyorlar. İki partili sistem ABD’de hakim. Ama İngiltere’dekinin aksine ABD’deki partiler birbirinden sosyolojik taban ve ideoloji açısından çok farklı değil. Parti disiplini ve ideolojisi zayıf. Parti örgüt şemaları şöyle; başkan, ulusal komite, eyalet kurulları, seçim çevresi komiteleri, country komiteleri, ara komiteler, bölge komiteleri, yerel sorumlular. Bu ana örgüt çerçevesinde partinin kadın kolları, gençlik kolları, partiye destek veren kulüp ve dernekleri var.


BASKI GRUPLARI
Lobicilik ve örgütlü çıkar grupları ABD siyasal sisteminde çok güçlüdür. Sermaye örgütleri çok yaygın. Ayrıca büyük firmalar kendi başlarına da birer baskı grubu olarak rol oynuyorlar. Çiftçi sayısı az ama çok örgütlüler ve güçlüler. İşçi sendikaları çok etkili olmasalar da varlıklarını koruyorlar. Amerikan siyasetinin ve dış politikasının belirlenmesinde establishment (yerleşik düzen) lobilerinin önemli rolü var. Mesela Council on Foreign Relations dış siyasetin belirlenmesinde çok etkili. Medya 4. kuvvet olarak başlı başına bir güç. Ama medyanın sermayenin elinde olması bir tartışma konusu.



KAYNAKÇA
- Eroğul, Cem, Çağdaş Devlet Düzenleri, 2001, Ankara: İmaj Kitabevi



8 Mart 2013 Cuma

Liberal Criticism of Erdoğan's Turkey



Turkey’s Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan (59), is without any doubt one of the most interesting and powerful leaders of 21st century. Erdoğan has been ruling a “torn country” like Turkey since 2003 and has been constantly increasing his powers over the system by eliminating all mechanisms of checks and balances. Of course, the success of Erdoğan is caused by many different reasons including the weakness of opposition parties in Turkey, his chance to take over after a huge economic crisis in 2001 with a successful economic program prepared by Kemal Derviş, his Islamist identity allowing him to create a special tie between ordinary Anatolian people and his close relationships with international Islamist “green” capital that allows Turkey to live even at a time when European economy is heading towards disaster. However, Erdoğan’s well-known authoritarian tendencies as well as his uncontrolled and imperious behaviors and speeches, make many people both in his own country and outside to get affraid from the future of Turkey. In this article, I’ll try to make a liberal criticism of Erdoğan’s Turkey by focusing first on the some principles of liberalism and then Erdoğan’s controversial policies and speeches.

Liberalism is an ideology historically born out of the conflict between newly arising bourgeois class and landed aristocratic classes in Europe as the ideology defended by the flourishing traders class, who want to increase their power and protect their wealth from the “political absolutism” represented by the king and the state. Liberalism thus focuses mostly on basic liberties such as right to live, right to have property etc. and seeks to promote individual liberty by trying to guarantee equality of opportunity within a tolerant society. The hallmark of liberalism is promotion of individual liberty but liberals in fact disagree over what exactly liberty is and how to best promote it. Liberalism considers human beings as rational, self-interested and competitive by nature. Their primary rejection is about the “ascribed status” designed by the landed classes during the Medieval Ages. Liberals think that a free-market system would allow everyone the best chance to develop themselves and reach their real potential. Their second important rejection is about the “religious conformity” proposed by the Catholic Church and allows religious people to have authority over other people thus spoiling liberal market order. Thomas Hobbes’ famous work “Leviathan” could be considered as the earliest theoretical work about liberalism since Hobbes considered human beings as rational and self-interested although his look towards humans is very pessimistic in its essence. John Locke is naturally considered as the leading theoretician of classical liberalism because Locke tried to formulate a theory based on social contract about the necessity of a liberal state that will allow everyone to enjoy their natural rights given by the nature or God. Locke thought that individuals are naturally equal and free with natural rights to life, liberty, and property. Thus, the state’s only mission is to protect this environment where free life and economics could take place in security. Later American revolutionaries and some of French revolutionaries used Locke’s theories to constitute the basis of their new society models. John Stuart Mill in his work “On Liberty” by using utilitarian principles contributed a lot to the development of liberalism especially in terms of freedom of thought and freedom of conscience. Scottish economist Adam Smith is also one of the leading theoreticians of economic liberalism since in his work “The Wealth of Nations” he advocated free-market economics and thought that an “invisible hand” in the market system direct the private interests of individuals toward the common interest of society and people’s and products’ best value is determined by the market itself. Mill also created a “harm principle”, a simple theory about where freedom starts and where it ends when it violates other people’s freedoms. Liberals also believe in the separation of powers since they believe that as it was stated by Lord Acton; “Power corrupts, and absolute power corrupts absolutely”. Liberals see the state as the “necessary evil” that is why they want to make the state as small as possible especially in the field of economics. These are the most important names of classical liberalism and some of their ideas which I want to use in order to criticize Erdoğan’s Turkey.

Erdoğan and his political party Justice and Development Party (JDP) was established in 2001 in Bilkent Hotel, with the ideology of struggling against 3 “y”s in Turkey; yolsuzluk (corruption), yasaklar (restrictions) and yoksulluk (poverty). The party used a libertarian civilian language and thus took the support of liberal and social democratic segments of the country as well as business circles. JDP showed a good performance against the elimination of “deep state” in Turkey and the establishment of a new order based not on military guardianship but rather civilian supremacy. However, starting from 2007 and now it is much more apparent, Erdoğan has been systematically showing symptoms of authoritarianism and in a sense establishing a new statist system where elites are centered not in the military this time but in other state institutions, namely the MIT (National Intelligence Agency). Everyone will remember that Erdoğan ordered a special law for MIT President Hakan Fidan in order to prevent his arrestation, a clear violation of generality principle of law. While defeating the aristocratic landed class in the country (the military in Turkish case), Erdoğan created a new kingdom instead of a real liberal state. Moreover, Erdoğan brought a new “ascribed status” model (a new vassalage system) to Turkey, where people from different sects of Islam (Alevis), non-believers and people from other political parties have no chance to rise in the bureaucracy. Erdoğan instead of following Locke, started to follow Hobbes’ principles and turned out to be a modern “Leviathan” who has the supreme and uncontrolled power over the system. Erdoğan seemed very uninterested in property rights when he ordered an astronomic fine against media tycoon Aydın Doğan, because of his moderately critical broadcasting policy against the government. During Erdoğan’s time, privatizations are made not in accordance with free-market principles but rather with political motivations. Erdoğan, again against liberal principles, established a social system where “religious conformity” is even stronger than theocratic countries like Iran and people are subjected to state’s oppression because of their lack of praying, drinking or smoking habits and active sexual lives. Erdoğan in his speeches always advised people to get marry at early ages and have at least three children, get rid of drinking and smoking habits and follow moral and religious rules. By doing this, Erdoğan somehow created an atmosphere of fear, where non-conformist social or political behaviors as well as different political views are difficult to be expressed in the country. In Erdoğan’s Turkey, women murders are increased by 1400 %[1] and Erdoğan even tried to ban abortion[2], but later stepped back after huge reactions shown by the women rights activists. Nowadays, Erdoğan’s government, without taking any consent from people or from the parliament, makes so-called “peace talks” with Abdullah Öcalan, the imprisoned leader of PKK, a Marxist-Leninist Kurdish secessionist terrorist organization that led to the death of 35.000 people in Turkey, which is a clear violation of rule of law. Erdoğan’s government which started as a utopia, in fact has been turning into a dystopia, a modern version of Orwell’s “1984” novel where all oppositional movements are watched closely by the security forces as if they are terrorist movements. It is very hard to explain with liberal principles, why the government who holds peace talks with an internationally recognized real terrorist organization like PKK, is so obsessed with the terrorist nature of all oppositional political and social movements in the country?! Erdoğan’s Turkey is also convicted about freedom of thought, because the country is now one of the leading countries in terms of number of jailed journalists.[3] Turkey was already corrupt before, but now since the ruling power is uncontested, the country is heading towards worse as Lord Acton foresaw long years ago.

Finally, as far as I am concerned, the whole world should pray and hope for the survival of democratic regime in Turkey since starting from Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938) the founding leader of Turkey, the country is like a role-model for the Islamic world about secularism, women rights and democracy. But the decision will be a decision of Erdoğan, since Turkey’s strong allies (U.S.A.) and important economic partners (Russian Federation) seems supportive at least not critical of Erdoğan’s one-man rule.

The cover photo is taken from the journal The Economist.

Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] “Kadın Cinayeti Sayısı Son 7 Yılda %1400 Artmıştır”, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, Erişim Tarihi: 08.03.2013, Erişim Adresi: http://www.tukd.org.tr/basinhaber07.asp.
[2] “Erdoğan’s Call to Ban Abortion in Turkey Will Only Increase Deaths”, International Business Times, Erişim Tarihi: 08.03.2013, Erişim Adresi: http://www.ibtimes.com/erdogans-call-ban-abortion-turkey-will-only-increase-deaths-705711.
[3] “Number of jailed journalists sets global record”, Committee to Protect Journalists, Erişim Tarihi: 08.03.2013, Erişim Adresi: http://cpj.org/reports/2012/12/imprisoned-journalists-world-record.php.

7 Mart 2013 Perşembe

Çözüm Süreci Mi?

Türkiye siyasetinin merkezi haline gelen İmralı Adası

Son haftalarda Türkiye’de en çok konuşulan konu kuşkusuz, PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan “barış” müzakereleridir. MİT’in başlattığı ve Başbakan Erdoğan ile iktidar partisinin büyük bir hevesle sahiplendiği bu sürece ilişkin benimse bazı endişelerim mevcut. Bu endişelerimin kaynağı herhangi bir şekilde siyasi rant elde etmek değil (zaten bir siyasetçi değil, akademisyenim), sürecin meşruiyetine dair kaygılarım ve felaketle sonuçlanabileceğine dair yaptığım öngörülerdir. Ayrıca toplumun büyük çoğunluğunun kabul edeceği gerçek ve meşru bir barış sürecini herkesten fazla isteyen sosyal demokrat biri olduğumu da belirtmek isterim.

Öncelikle sürecin meşruiyetine dair kaygılarımı ifade etmek isterim. 2011 yılındaki genel seçimlerde % 50 oy alan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), seçim öncesinde terör örgütüyle müzakere yapmak konusunda halka herhangi bir vaatte bulunmamış, kendisine güvenen seçmene bu yönde bir irade beyan etmemiştir. Dolayısıyla bu süreçle ilgili bir referandum yapılmadığı ve sürecin devamına ilişkin halktan onay alınmadığı sürece, yaşananlar gayrimeşru ve anti-demokratiktir. Geçmişte birçok konuda demokrasiye uygun şekilde referanduma giden AKP’li yöneticilerin, bu kadar önemli bir konuda neden sandığa gitmekten korktuğu ise sanırım herkesin anlayabileceği bir şekilde bu sürecin gayrimeşruluğuna işaret etmektedir.

Süreçle ilgili ikinci önemli meşruiyet sorunu ise son seçimlerde yüzde 40’lık bir oy oranına ulaşmış muhalefet partileri CHP ve MHP’nin bu sürece dâhil olmamaları ve destek vermemeleridir. Kuşkusuz CHP’siz, MHP’siz ve hatta BDP’siz bir barış süreci gerçek anlamda bir sonuç vermeyecektir. Toplumun sadece yarısına hitap etmek, diğer yarısına hitap etmemek anlamına gelir ki bu da toplumu karpuz gibi ortadan ikiye bölmek demektir. Siyasi iradenin bu konuda çok daha dikkatli olması gerekir.

Üçüncü önemli bir sorun müzakerelerin daha çok Öcalan’ın tutukluluk koşulları ve PKK’nın silahlı kuvvetlerinin (terör güçleri) yurtdışına çıkarılması (silah bırakması olmadığına dikkat çekerim) olması, aslında bu sürecin Kürt sorunu adıyla ifade edilen sorunu çözmeyeceği ve hatta daha karmaşık hale getireceğini göstermektedir. Eğer Kürtlerin tek derdi Öcalan’ın iyi yaşaması olsaydı eminim sorun kolaylıkla çözülebilirdi. Oysa talepler kimlik-bazlı ve siyasaldır, dolayısıyla bir çözüm olacaksa bu da ancak siyasal olabilir.

Dördüncü önemli bir sorun, sözde çözüm sürecinin zamanlamasıyla alakalıdır. Türkiye’nin Suriye içsavaşı nedeniyle komşuları Irak ve İran başta olmak üzere Rusya ve hatta Çin’le karşı karşıya geldiği böylesi bir dönemde bu süreci başlatmak, sabotajlara açık çok tehlikeli bir girişimdir ve her an için ülkede Sinop ve Samsun’da görüldüğü gibi içsavaş riski doğurabilir.

Beşinci önemli bir sorun, bu sürecin başarıya ulaşsa bile PKK’nın siyasallaşmasının önünü açacak ve ülkede daha gergin bir siyasal atmosfer oluşturacak olmasıdır. Öcalan’ın gazetelere, televizyonlara demeçler vereceği, belki de TBMM’de yer alacağı bir süreci Türkiye kamuoyunun kaldırabileceğini sanmıyorum. Medyanın halkı hazırlamak için yaptığı şişirme haberlere rağmen bu sürecin toplumdan destek almadığını çok yakından görüp, anlayabiliyorum. Genel Koordinatörü olduğum Uluslararası Politika Akademisi (UPA) adına Anadolu’daki 35 farklı şehirde ve 50 farklı üniversitede 2000’den fazla öğrenciyle yapılan “Bugün Seçim Olsa” temalı anket çalışmamızın yakında açıklanacak sonuçlarının da bunu ispatlayacağını tahmin ediyorum.

Bu süreçle ilgili altıncı önemli sorun ise, sürecin daha çok Kürt milliyetçisi ve Kürt kimliğiyle siyaset yapan çevrelerin Başbakan Erdoğan’ın Başkanlığına destek vermesi için tasarlanmış bir kişisel kariyer projesi olmasıyla ilgilidir. Her ne kadar kendisini Türkiye’ye büyük hizmetleri olmuş önemli bir siyaset adamı olarak görsem de, Başbakan Erdoğan’ın Başkanlık hevesi ve kariyer planlaması, Türk milletinin birliği ve bütünlüğünden ya da demokrasinin bizatihi kendisinden daha önemli değildir. Bu nedenle bu sürecin başlatılma amacı dahi sakat ve yanlıştır.

Yedinci ve son sorun olarak da, bugüne kadar 35.000 insanın ölümüne neden olan silahlı bir terör örgütüne liderlik eden Öcalan’ın affedilmesinin silahla hak kazanıldığı görüşünü toplumda yayacağını ve eski Genelkurmay Başkanlarımız “terörist” yaftasıyla hapisteyken Öcalan’ı affedecek olmanın toplumda çok büyük bir adaletsizlik duygusu yaratacağını düşünüyorum.

Tüm bu sebeplerle bu sürecin çok riskli ve yanlış olduğuna inanıyor ve ileride hepimizin tarihe ve gelecek nesillere hesap vereceğimizi bilerek, bu yanlışa destek vermediğimi kamuoyu önünde açıkça ifade etmeyi bir insanlık ve vatan görevi kabul ediyorum.

Dr. Ozan ÖRMECİ