27 Aralık 2016 Salı

Dünya Değerler Araştırması 2010-2014 Türkiye Verileri Analizi


Farklı ülkelerde ve toplumlarda yaşayan bireylerin ve genel olarak halkların değerlerini ve inançlarını saptamaya çalışan ve 1981 yılından beri yaklaşık olarak 100 ülkede düzenli olarak yapılan dünyanın en kapsamlı sosyal araştırma projesi olan Dünya Değerler Araştırması[1] (World Values Survey), Ronald Inglehart gibi değerli bilimadamlarınca dizayn edilen ve yönetilen çok önemli bir araştırmadır. Araştırmanın Türkiye ayağını ise Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yılmaz Esmer yönetmektedir.[2] Araştırma kapsamında, her sene ve 5 senelik zaman dilimleri boyunca, bir ülkede yaşayan insanların değer yargıları, inançları ve “öteki” olarak kabul edilen farklı sosyal gruplara ve kişilere yönelik yaklaşımları ölçülmekte ve bu sayede o toplumdaki hoşgörü ve demokrasi düzeyi saptanmaya çalışılmaktadır.

Araştırmaya yön veren kişilerden ve önemli bir Karşılaştırmalı Politika Profesörü olan Ronald Inglehart ve Christian Welzel, bu proje bağlamında, kendi adlarıyla anılan bir dünya kültür haritası da geliştirmişlerdir. Inglehart-Welzel dünya kültür haritası (Inglehart–Welzel cultural map of the world)[3], dünyadaki toplumları geleneksel-laik ve yaşamsal değerler-kendini ifade etme değerleri ekseninde incelemekte ve sıralamaktadır. Kabaca bir değerlendirme yapmak gerekirse; geleneksel değerleri (traditional values) ağır basan toplumlarda aile ve dini konular çok daha önemli durumdayken, “öteki” olarak adlandırılan gruplara yönelik de daha sert bir bakış açısı söz konusudur. Laik-akılcı eğilimleri (secular-rational values) ağır basan toplumlarda ise, din ve aile konuları daha önemsiz ve farklı olanlara yönelik daha hoşgörülü bir bakış açısı hâkimdir. Benzer şekilde, sosyoekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerde yaşamlar değerler (survival values) ön plandayken, gelişmiş ülkelerde -bu gibi değerlerin rahatlıkla karşılanmasının da doğal bir sonucu olarak- kendini ifade etmeye yönelik değerler (self-expression values) çok daha önemlidir. Bu haritaya göre; Japonya, Tayvan ve Hong Kong gibi Konfüçyüs geleneğinden beslenen ülkeler ve İsveç, Norveç ve Almanya gibi Protestan Hıristiyan nüfusun ağır bastığı ülkeler en seküler toplumlar olarak dikkat çekerken, İslam medeniyeti ülkelerinin çoğu, bazı Orta ve Güney Amerika ülkeleri (El Salvador, Porto Riko, Kolombiya, Venezuela) ve bazı Afrika ülkeleri (Gana, Tanzanya) seküler düşüncenin en zayıf olduğu ülkeler konumundadırlar. Türkiye ise, İslam medeniyetinin bir parçası olarak değerlendirildiği bu çalışmada, İran ve Şili’nin biraz üzerinde ve oldukça geleneksel ve dini bir toplum olarak değerlendirilmiştir. Haritaya yaşamsal değerler ve kendini ifade etmeye yönelik değerler açısından bakıldığında ise; İskandinav ülkeleri, diğer Protestan nüfus ağırlıklı Avrupa ülkeleri ve birinci dil olarak İngilizce konuşulan dünyanın parçası olan devletlerin (ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık) kendini ifade etme değerleri açısından en gelişmiş ve liberal ülkeler oldukları, İslam medeniyeti ülkeleri ve Ortodoks Hıristiyan dünyanın ise bu açıdan oldukça geride kaldıkları görülmektedir. Türkiye, bu konuda biraz daha iyi durumda olup, Katolik Avrupa ülkelerine (örneğin Polonya) hayli yakın durumdadır.

Inglehart-Welzel dünya kültür haritası (2010)

2010-2014 yılları arasında 5 yıllık bir zaman diliminde toplanan veri setlerine dayalı olarak açıklanan son ve “6. dalga” olarak adlandırılan Dünya Değerler Araştırması raporunda, Türkiye adına önemli sayılabilecek bulgular ise şöyledir[1]:

Ø    Aile, Türkiye toplumunda yüzde 95,4 gibi inanılmaz yüksek bir oranda önem görmektedir.
Ø    Arkadaşlar, Türkiye toplumunda yüzde 58 gibi ortalama üzerinde bir oranda önem görmektedir.
Ø  Türkiye toplumu için “boş zaman” halen daha bir lüks gibi algılanmaktadır. Nitekim “boş zaman” konusunu çok önemli bulanların oranı yalnızca yüzde 41,9’dur.
Ø  Siyaset (politika), Türkiye toplumu için o kadar da önemli değildir. Siyaseti çok önemli bulanların oranı yalnızca yüzde 16,1’dir. Bu da, Türkiye toplumunun aslında politize bir yapısının bulunmadığının somut bir ispatıdır.
Ø    Türkiye toplumunda iş konusu çok önemlidir. Yüzde 49,6’lık oranla, Türkiye halkı, iş konusunu “çok önemli” olarak değerlendirmektedir.
Ø   Din olgusu, yüzde 68,1 gibi oldukça yüksek bir oranla Türkiye halkı için çok önemli bir konu durumundadır. Aile ile birlikte din konusundaki bu inanılmaz yüksek oran, Türkiye toplumunun aşırı muhafazakâr bir yapıda olduğunu göstermektedir.
Ø Türkiye toplumu sanıldığı kadar mutsuz değildir. Halkın yüzde 37,5’i kendisini “çok mutlu” olarak değerlendirirken, yüzde 46,3’lük geniş bir kesim de kendisini “mutlu” olarak saymaktadır.
Ø  Türkiye’de sağlık konusunda kendisini çok iyi hissedenlerin oranı yalnızca 18,8’dir. Buna karşın, yüzde 47,6’lık geniş bir nüfus dilimi sağlık açısından kendisini “iyi” hissetmektedir.
Ø   Türkiye’de kendisini tamamen “memnun” hissedenlerin oranı sadece yüzde 14’dür. Bu, oldukça düşük bir oran olarak görülebilir. Ancak tamamen “memnuniyetsiz” olanların oranı da yalnızca 2,2’dir.
Ø Türkiye toplumunun insanlara güveni de oldukça düşüktür. Halkın yalnızca 11,6’sı çoğu insana güvenilebileceğini düşünürken, yüzde 82,9’luk büyük çoğunluk, diğer insanlarla etkileşime geçerken çok dikkatli olunması gerektiğini düşünmektedir.
Ø    Türkiye toplumunun yüzde 97,3’ü bir dini inanç ya da dini gruba aktif olarak mensuptur. Bu, yine çok yüksek bir orandır ve Türkiye’de insanların yaygın şekilde dindar olduklarını ya da en azından öyle gözükmeye çalıştıklarını göstermektedir.
Ø     Türkiye’de halkın yüzde 95,5’i bir spor faaliyetine/kulübüne dâhil değildir. Bu, inanılmaz düşük bir orandır.
Ø   Türkiye’de halkın yüzde 96,6’sı herhangi bir sanat grubuna/faaliyetine dâhil değildir. Bu da, ortalamanın çok altında bir katılımdır.
Ø  Türkiye’de halkın yüzde 97,4’ü bir sendikanın üyesi değildir. Dolayısıyla, Türkiye toplumu aynı zamanda örgütsüz bir toplumdur.
Ø     Halkın yüzde 94,9’u Türkiye’de bir partiye -aktif olarak- üye değildir. Bu da, örgütsüz toplum tezini doğrulayan bir veridir.
Ø   Türkiye’de insanların ne tip komşu istemedikleri konusuna gelirsek, en çok istenmeyen komşu tipleri şöyle sıralanabilir: uyuşturucu bağımlıları (yüzde 93,3), eşcinseller (yüzde 85,4), yoğun alkol kullananlar (yüzde 83,3), AİDS hastaları (yüzde 74,9) ve evli olmayıp beraber yaşayan çiftler (yüzde 65,4). Buna karşın, farklı ırktan olanlara, göçmenlere ve yabancı işçilere, farklı dinden olanlara ve farklı bir dil konuşanlara komşu olmamak konusunda Türkiye toplumu son yıllarda epey ilerlemiş ve liberale yakın bir özellik göstermeye başlamıştır.
Ø   Türkiye toplumunda ataerkil ve maço özellikler de halen daha baskındır. Örneğin, halkın yüzde 47,1’i için kadının kocasından fazla para kazanıyor olması bir sorundur. İşsizliğin arttığı durumlarda erkeklerin istihdam için öncelikle tercih edilmesi gerektiğini savunanlar da yüzde 59,4’tür. Annenin çalıştığı durumlarda çocukların acı çekeceği görüşüne de yüzde 18 yoğun, yüzde 47,9 oranında da olağan düzeyde destek vardır (toplamda yüzde 65,9). Erkeklerin kadınlardan siyaseten daha başarılı olduğu görüşüne de yüzde 32 yoğun destek, yüzde 36 da destek vardır (toplamda yüzde 68). Erkeklerin iş yaşamında kadınlardan daha başarılı olduğu görüşüne ise yüzde 23,4 yoğun destek, yüzde 40,7 de destek vardır (toplamda yüzde 64,1).
Ø    Türkiye’de insanların yüzde 68,4’ü evliliği diğer medeni hallere tercih etmektedir. Bu kadar aileci bir toplum için, bu oran düşük bile sayılabilir.
Ø   Türkiye’de halkın 63,5’i daha yüksek ekonomik büyüme oranları ve daha iyi ekonomik imkânlar istemektedir. Ülkenin daha güvenli olmasını öncelikle düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 20,8’dir.

Araştırmada bunun gibi daha onlarca farklı veri bulunmaktadır. Bunları alt alta sıralayıp bir değerlendirme yapmak gerekirse, şu sonuçlara kolaylıkla ulaşılabilir:

ü    Türkiye halkı, çok geleneksel ve aşırı muhafazakâr bir halktır. Özellikle aile konusundaki aşırı önem, dünyada çok az benzeri bulunan ölçüde yüksektir. Dolayısıyla, Türkiye toplumu ailecidir. Din konusunda da oldukça yüksek oranda bir onaylama olmakla birlikte, bu durum, aile konusundaki kadar yüksek değildir.
ü    Türkiye toplumu sanılanın aksine politik bir toplum değildir. Toplumda muhafazakâr ve ataerkil değerler yoğun olmakla birlikte, bunlar politik temelli düşünceler değildir ve sosyolojik tabanlıdır.
ü   Türkiye’de insanların birbirlerine güveni düşüktür. Bunun nedeni, devlete duyulan güvensizlik de alakalı olabilir.
ü    Türkiye halkı, sanat ve spordan uzak yaşayan, hayata bağlılığı sadece iş ve televizyonla sınırlı kalan bir halktır. Bu, adeta bir toplumun verimsizleştirilmesi için özel olarak tasarlanmış bozuk bir sosyoekonomik düzeni işaret etmektedir.
ü   Türkiye halkının öncelikli olarak istediği ekonomik gelişmedir. Milliyetçilik ya da İslamcılık, Türkiye halkı için ancak tali unsurlardır. Türkiye halkının asıl istediği, daha iyi yaşamak ve mutlu bir aile hayatı kurabilmektir. Türkiye’de siyaset yapanların da bunu kendilerine temel referans noktası olarak almaları gerekmektedir.
ü    Türkiye’de halkın uyuşturucu ve alkol konusunda katı değer yargıları vardır. Aynı şekilde, evlilik öncesi cinsel ilişki de Türkiye’de halen önemli bir tabu konudur. Buna karşın, ırkçılık ve göçmen düşmanlığı Türkiye’de çok düşük düzeydedir ve Avrupa’ya kıyasla bu ülke halkının bazı açılardan çok daha hoşgörülü olduğunu göstermektedir.
ü    Türkiye halkı ataerkil bir halktır. Kadınlara kategorik olarak aşağı bakılmamakla birlikte, kadınların ev işleriyle ve çocuklarla ilgilenmesi görüşü toplumda epey yaygındır. 


Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


Hiç yorum yok: