1 Haziran 2025 Pazar

Trump Tarifelerine Yasal Engel Mi?

 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın göreve yeniden seçilir seçilmez "ABD'nin özgürleşme günü" (liberation day) olarak ilan ettiği ve yalnızca Washington'ın hasım/rakip olarak gördüğü devletleri değil, neredeyse tüm ülkeleri kapsayan gümrük tarifesi paketi, hatırlanacak olursa, ABD içinde ve tüm dünyada büyük tartışmalara neden olmuştu. Başkan Trump'ın "ABD'nin ekonomik bağımsızlığını geri kazanması" olarak yorumladığı tarife paketi, milliyetçi-sağcı Amerikan Başkanı'na göre "karşılıklılık" (reciprocity) ilkesine dayanıyor ve ABD'nin yeniden büyük olacağı altın günleri müjdeliyordu. Türkiye ve Birleşik Krallık gibi Trump'ın sıcak baktığı devletler de dahil olmak üzere her ülkeye en azından yüzde 10'luk bir alt gümrük vergisi getiren bu paket, Avrupa Birliği (AB) üyesi devletler için de ortalama yüzde 20 civarında ek vergi öngörüyor ve bu nedenle Brüksel'in sert eleştirilerine neden oluyordu. Trump'ın "ticaret savaşları" adı da verilen tarife paketi, Çin (Halk Cumhuriyeti) başta olmak üzere Kamboçya, Vietnam, Malezya ve Bangladeş gibi Asya devletlerine ise çok daha yüksek oranlarda gümrük vergileri öngörüyor ve küresel ticareti akamete uğratacağı yönünde sert eleştirilere maruz kalıyordu.

İşte bu eleştirilerin ve anayasaya aykırılık iddialarının da etkisiyle, ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi, geçtiğimiz gün tarihi bir karar alarak, Başkan Donald Trump'ın diğer ülkelere getirdiği tarifelerde yasal yetkisini aştığına hükmetti ve bu tarifelerin uygulanmasını engelleme kararı aldı. Başkan Trump'ın diğer ülkelerden ithal edilen mallara uyguladığı gümrük vergileri konusunda bazı özel şirketler ve eyaletler tarafından hükümet aleyhine açılan davaya dair kararını açıklayan mahkeme, karşılıklılık esasına dayandırılan tarifelerin, ithalatı gümrük vergileri yoluyla düzenleme konusunda Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası (IEEPA) kapsamında Başkan'a tanınan yetkiyi aştığı belirtildi. ABD anayasasının ticareti düzenleme ve vergi koyma yetkisini yalnızca ABD Kongresi'ne verdiği de hatırlatılan kararda, itiraz edilen tarife kararlarının iptal edileceği ve bunların uygulanmasının kalıcı olarak engelleneceği bildirildi.

Kararın ardından ABD anayasasının ilgili maddesi gündeme geldi ve tartışmalar başladı. Hakikaten de, 7 maddelik kısa ABD anayasasının birinci maddesinin sekizinci bölümünde, ABD Kongresi'ne ekonomi yönetimine dair birçok öğeyi barındıran şu geniş yetkiler sağlanmıştır:

  • Kongre, borçları ödemek ve Birleşik Devletler'in ortak savunmasını ve genel refahını sağlamak için vergi, resim, harç ve istisnalar koyma ve toplama yetkisine sahip olacak; ancak tüm vergi, harç ve istisnalar Birleşik Devletler'in her yerinde aynı olacaktır;
  • Birleşik Devletler'in kredisi ile borç para almak;
  • Yabancı milletlerle, çeşitli Eyaletler arasında ve Kızılderili kabileleri ile ticareti düzenlemek;
  • Birleşik Devletler genelinde tek tip vatandaşlığa kabul kuralları ve iflaslar konusunda tek tip kanunlar oluşturmak;
  • Para basmak, bunların ve yabancı paraların değerlerini düzenlemek ve ağırlık ve ölçü standartlarını saptamak;
  • Birleşik Devletler menkul kıymetlerinin ve mevcut sikkelerinin sahteciliğinin cezalandırılmasını sağlamak.

Bu bağlamda, ABD anayasasının birinci maddesi, herhangi bir soru işaretine mahal bırakmayacak kesinlikte ticareti düzenleme yetkisini aslında ABD Kongresi'ne bıraksa da, sonradan yaşanan siyasi gelişmelerle bu durum değişmiş ve Trump'ın aleyhine alınan mahkeme kararı da bu yüzden günümüzde büyük hukuki tartışmalara ve siyasi çekişmelere neden olmuştur. Şöyle ki, zaman içerisinde ABD Kongresi tarife politikalarını yürürlüğe koyması için Başkan'a daha geniş yetkiler sağladıkça, buna karşı çıkanlar, bu kanunların Kongre'nin Başkan'a anayasaya aykırı bir yetki devri olduğunu savunmuş ve "Devredilemezlik doktrini" (non-delegation doctrine) olarak bilinenbu yaklaşım Yargıç John Marshall zamanından başlayarak ABD hukuk ve siyasal sisteminde önemli bir tartışma konusu olmuştur.  Nitekim Wayman v. Southard (1825) davasında, Yargıç Marshall, Kongre'nin “kesinlikle ve münhasıran yasamaya ilişkin olan” yetkileri devredemeyeceğini belirtmiştir. Marshall, bu davada, “Departmanlar arasındaki fark şüphesiz yasama organının kanun yapması, yürütmenin yürütmesi ve yargının da kanunu yorumlamasıdır; ancak kanun koyucu bir şeyi diğer departmanların takdirine bırakabilir ve bu yetkinin kesin sınırı, bir mahkemenin gereksiz yere girmeyeceği hassas ve zor bir soruşturma konusudur.” sonucuna varmıştır.

ABD hukuk sistemi, tarifelere ilişkin bu sınırları ise 1892 tarihli Field v. Clark davasında tanımlamıştır. İlgili davada, Marshall Field & Co., 1890 tarihli Tarife Kanunu uyarınca, şeker, melas, kahve, çay ve deri üzerine konulan tarifelere itiraz etmiş ve Kongre'nin Başkan'a uygunsuz şekilde yasama yetkisi verdiğini iddia etmiştir. Ancak Yargıç John Marshall Harlan, Başkan'ın Kongre'nin politikasını uygulayarak yürütme rolünde hareket ettiğini söylemiş ve "Başkan'ın yapması gereken şey sadece Kongre yasasını uygulamaktı. Bu bir yasa yapmak değildi. Başkan sadece kanun koyucu birimin, Kongre'nin ifade ettiği iradenin yürürlüğe gireceği olayı tespit ve ilan eden bir temsilcisiydi." sonucuna ulaşarak, ABD Başkanı'nın tarifeler uygulama yolunu açmıştır.

Bu doğrultuda, ilerleyen yıllarda ABD Kongresi -özellikle de 1913 yılında 16. anayasal değişikliğin (amendment) onaylanmasının ardından- federal gelir vergisinin federal hükümet gelirlerinin ana kaynağı olarak tarifelerin yerini almasından sonra, tarifelerin doğrudan uygulanmasında giderek daha az aktif bir rol üstlenmiştir. Nitekim 1934 yılında, Kongre, Başkan Franklin Delano Roosevelt'e gümrük tarifesi oranlarını yüzde 50 oranında değiştirme ve Kongre'den ek onay almadan ikili ticaret anlaşmaları müzakere etme yetkisi veren Karşılıklı Ticaret Anlaşmaları Yasası'nı kabul etmiştir. O tarihten bu yana Başkan çoğunlukla Kongre tarafından belirlenen gümrük tarifeleri politikalarını kontrol etmiş ve uygulamıştır. Bu nedenle, Trump'ın aleyhine çıkan mahkeme kararına Amerikan yönetimi anında itiraz etmiş ve temyiz davasının açılmasını müteakiben, yetkili mahkeme, hükümetin “kararın temyiz süreci boyunca askıya alınması” yönündeki talebini kabul etmiştir. Temyiz mahkemesi tarafından davacı eyalet ve şirketlerden 5 Haziran'a kadar hükümetin itirazına yanıt vermeleri istenirken, hükümetin de bu yanıtlara 9 Haziran'a kadar yanıt hakkı bulunduğu kaydedilmiştir. Bu şekilde, Trump tarifeleri, ABD içerisinde büyük bir hukuki muamma ve siyasi belirsizliğe neden olmuştur.

Trump'ın tarifelerinin ABD demokrasisi ve ekonomisine faydadan çok zarar yaratabileceği konusunda uluslararası kamuoyunda genel bir kanı vardır. Aslında, entelektüel açıdan yakın zamana kadar saygın bir politika kabul edilen ve ilginç bir şekilde daha ziyade sol siyaset tarafından kabul gören korumacılık (ekonomik korumacılık), özellikle yeni kurulan veya gelişmekte olan ülkeler için ulusal burjuvazinin ve sanayinin güçlendirilmesi noktasında faydalı ve ilerici bir politikadır. Nitekim "bebek endüstriler tezi" gibi sosyalizan eğilimli politikaların temelinde de aslına bakılırsa ekonomik korumacılık mantığı vardır. Ancak şimdilerde bu politikaları uygulayan devlet, küresel kapitalizmin Kâbe'si durumundaki ABD olunca ve bu politikalar nedeniyle Amerikan şirketleri ve tüketicileriyle birlikte tüm diğer halklar da artan maliyetler ve enflasyon nedeniyle zarar görmeye başlayınca, kuşkusuz, buna yönelik ciddi tepkiler oluşabilmektedir. Ayrıca, Trump'ın tarife politikasının ABD tarafından geleneksel olarak hasım/rakip olarak algılanan Çin, Rusya vs. gibi devletlerin çok ötesinde Kanada, Meksika, AB ülkeleri gibi Amerikan müttefiklerini de kapsaması nedeniyle, Washington'a dost olan ülkeler ve halklarda da Trump yönetimine ciddi tepki vardır. Nitekim tarifelerin iptali kararı sonrasında Kanada'nın yeni Başbakanı Mark Carney, karardan duyduğu büyük memnuniyeti ifade etmiştir.

Bizce de, ABD yönetiminin yüksek tarife kararları ne ABD, ne Amerikan müttefikleri, ne de dünyanın geri kalanı için doğru bir politika değildir. Elbette, her devlet, geleceği açısından kritik bazı sektörlerde tarife uygulamalıdır. Özellikle yeni kurulan ve yeni endüstrileşen devletlerde bu daha da büyük bir gereksinimdir. Ancak küreselleşmenin ulaştığı ileri seviye ve üretim teknolojileri ve ağının günümüzde büyük çeşitliliğe erişmesi nedeniyle, bu tarz toptancı bir tarife yaklaşımının bizce doğru bir yanı yoktur. Ancak elbette, ABD bir hukuk devleti olduğu ve Başkan da demokratik yolla seçildiği için, bu kararı Amerikan hukukçularına bırakmak en doğru tavırdır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


29 Mayıs 2025 Perşembe

Kral III. Charles'ın Kanada Mesajları

 

Annesi Kraliçe II. Elizabeth'in ölümünün ardından 2022 yılından beri Birleşik Krallık ve 14 diğer İngiliz Milletler Topluluğu ülkesinin (Antigua ve Barbuda, Avustralya, Bahamalar, Belize, Granada, Jamaika, Kanada, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Saint Kitts and Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Tuvalu, Yeni Zelanda) monarkı (Kralı) olarak görev yapan 1948 doğumlu III. Charles (tam ismiyle Charles Philip Arthur George), son dönemde ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkesinin 51. eyaleti olması gerektiği yönündeki açıklamaları nedeniyle siyasi tartışmalara konu olan Kanada'ya yaptığı ziyaret ve bu ziyaret kapsamında Kanada Parlamentosu'nda yaptığı taht konuşması, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Şimdi bu konuşmadan satırbaşlarını sizlerle paylaşacağım.

Kral III. Charles'ın iyi bildiği ve Kanada'da yaygın şekilde kullanılan iki resmi dil olan İngilizce (ağırlıklı olarak) ve Fransızca yaptığı konuşma, uluslararası kamuoyunda daha ziyade ABD Başkanı Donald Trump'ın Kanada ile birleşme (Kanada'nın ABD'ye katılması) isteğine bir cevap olarak yorumlandı. Hatırlanacak olursa, yeni seçilen Kanada Başbakanı Mark Carney'i Beyaz Saray'da kabul eden Trump, bu görüşmede de ilerleyen yıllarda ABD ile Kanada bütünleşmesinin mümkün ve faydalı olacağını savunmuş ve seçim kampanyası döneminde kendisine sert şekilde muhalefet ederek başarılı olan Carney'e, "asla asla deme" demişti. Ancak tarihsel olarak ABD'den ziyade Birleşik Krallık'la yakın ilişkileri olan Kanadalıların tepkileri nedeniyle, Trump, bu görüşünde ısrarcı olmamış, Başbakan Carney de "ülkesi Kanada'nın satılık olmadığını" hatırlatmıştı. Bu olayın üzerinde taht konuşması yapması için Kral III. Charles'ı ülkesine davet eden Başbakan Carney, bu şekilde Trump'a bir mesaj da vermek istemişti. 

İşte bu arka plan nedeniyle, Charles'ın mesajları Trump'a cevap olarak yorumlanma eğilimindeydi. Nitekim konuşmasında sakin bir dille üstü kapalı olarak Trump'ı eleştiren Charles, Kanada'nın Kanada olarak kalacağını belirterek, "demokrasi, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, kendi kaderini tayin hakkı ve özgürlük, Kanadalıların değer verdiği ve hükümetin korumaya kararlı olduğu değerlerdir." şeklinde konuştu.

Ziyaret, tekrarlanma sıklığının az olması nedeniyle de oldukça değerliydi. Nitekim Kral III. Charles’ın annesi Kraliçe II. Elizabeth, tahtta kaldığı süre boyunca sadece iki kez, 1957 ve 1977’de Kanada'ya giderek parlamento açılış konuşmaları yapmıştı. Elizabeth de, aynı Charles gibi, konuşmasını Fransızca ve İngilizce şeklinde iki dilde yaparak, Kanadalıların tamamını kucaklamaya gayret etmişti ve bu konudaki özenini göstermişti.

Konuşmasına Kanada'yı 20. kez ziyaret ettiğini belirterek başlayan Kral III. Charles, Kanadalıların çoğulcu kimlik ve özgürlük konusundaki cesaretlerini övdüğü giriş bölümünün ardından, her ne kadar Krallığı daha ziyade sembolik bir nitelik taşısa da, daha siyasi mesajlar vermeye çalıştı. Bu bölümlerde, Charles, dünyanın zorlu ve kritik bir dönemden geçtiğini belirterek, Kanada'nın 70 yılda yaşadığı büyük demokratik ve ekonomik dönüşümü övdü. Charles, temsil ettiği İngiliz Tacı'nın geçmişten günümüze Kanada'nın birliğinin, devamlılığın ve istikrarının sembolü olduğunu da savundu. Yaklaşık yarım saat süren konuşmasında, İngiltere (Birleşik Krallık) Kralı, egemenlik vurgusunun yanı sıra, "uygun fiyatlı konut, çevre, Kanada yerlilerinin sorunları ve sınır güvenliği" gibi güncel siyasi konulara da değindi ve bunları da yakından takip ettiğini gösterdi. 

Ancak elbette Kral III. Charles'ın konuşması, Kanada'nın ABD'de Başkan Trump'ın söylemlerine yönelik bu ülkede kısa süre önce gelişen tepkileri ve tarihsel olarak İngiltere-Kanada ilişkilerinin dostane ruhunu koruduğunu göstermesinin ötesinde büyük bir jeopolitik veya siyasi değişimi vaat etmiyor. Zira İkinci Dünya Savaşı'ndan beri askeri ve ekonomik olarak Batı blokunun birincil aktörü olan ABD olmadan, tek bir devlet olan İngiltere, hatta bir ölçüde 27 üyeli Avrupa Birliği'nin bile dünya siyasetinde güçlü olmaları kolay değildir. Bu nedenle, Batı'da blok içi ilişkilerin geliştirilmesi ve her konuda olmasa da bazı konularda iş birliği yapılması tüm Batılı ülkeler için -ki NATO üyesi Türkiye de Batı blokunun doğal bir üyesidir- faydalı olacaktır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


28 Mayıs 2025 Çarşamba

Prof. Dr. Ozan Örmeci'nin Kartal Haber Röportajı: "Beşiktaşlı oldum!"

 

Prof. Dr. Ozan Örmeci, 28 Mayıs 2025 tarihinde Beşiktaş taraftar sitesi Kartal Haber.com'dan Murat Topçu'ya Beşiktaş sevgisi hakkında bir röportaj verdi. Aşağıdaki linkten bu röportajı okuyabilirsiniz.



27 Mayıs 2025 Salı

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Uluslararası Gündemi Şenol Çarık'ın Programında Yorumladı

İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngilizce) Bölümü Başkanı ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 26 Mayıs 2025 tarihinde gazeteci-akademisyen Dr. Şenol Çarık'ın 12punto kanalındaki podcast programında uluslararası gelişmeleri yorumladı. Örmeci, ABD Başkanı Donald Trump'ın 2025 Ortadoğu turu ve Ortadoğu siyaseti, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomi, Rusya-Ukrayna barış görüşmeleri ve İspanya gözlemlerine dair fikirlerini bu yayın süresince izleyicilerle paylaştı.






23 Mayıs 2025 Cuma

Türk Devletleri Teşkilatı 2025 Budapeşte Bildirisinde Kıbrıs'ta Siyasi Çözüm Vurgusu

 

2009 yılında imzalanan Nahçıvan Antlaşması ile kurulan ve ilk zirvesini 2011 yılında düzenleyen Türk soylu devletleri bir araya getiren ve bu devletler arasındaki her türlü iş birliğini teşvik eden Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan şeklinde 5 tam üyesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) (2022), Macaristan (2018) ve Türkmenistan (2021) şeklinde 3 gözlemci üyesi bulunan görece yeni bir uluslararası kuruluştur. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) da 2023 yılında TDT'ye gözlemci üye kabul edilmiştir. TDT, halen gelişimini sürdürmekte olan önemli bir uluslararası kuruluş girişimidir.

Kurumsallaşması halen devam eden Türk Devletleri Teşkilatı'nın temel organları; Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Aksakallar Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi ve Sekreterya'dır. İstanbul merkezli olan Sekreterya, kurumun tüm faaliyetlerini koordine etmektedir. Dönem Başkanlığı halen Kırgızistan'da olan TDT'nin en yüksek mercii Devlet Başkanları Konseyi'dir. Kritik kararlar bu platformda her yıl gerçekleşen ve devlet başkanlarının katıldığı toplantılarda alınmaktadır. Dışişleri Bakanları Konseyi, Devlet Başkanları Konseyi'nin aldığı kararları icra etmekle görevli bir alt yetkili organdır. Aksakallar Konseyi ise, daha ziyade bir istişare organı işlevi gören ve eskiden beri Türk töresinde olan "ata"ya sorma geleneğini yansıtan önemli bir organdır.

Türk Devletleri Teşkilatı, aynı zamanda Ankara'da bulunan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Bakü'de bulunan Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), Astana'da bulunan Uluslararası Türk Akademisi, yine Bakü'de bulunan Türk Kültür ve Miras Vakfı ve İstanbul'da bulunan Türk Ticaret ve Sanayi Odası ve Türk Yatırım Fonu gibi mevcut iş birliği mekanizmaları için bir şemsiye kuruluş niteliğindedir.

Türk Devletleri Teşkilatı logosu

2011 Almatı Zirvesi sonrasında ikinci kez 2012'de Bişkek'te toplanan TDT, 2013 yılında üçüncü zirvesini Gebele şehrinde yapmıştır. 2014 yılında dördüncü kez "turizm" temasıyla Bodrum'da toplanan TDT, beşinci zirvesini ise 2015'te Astana'da gerçekleştirmiştir. Altıncı zirve biraz gecikmeyle 2018'de Çolpon Ata'da toplanırken, 2019'da yedinci zirve Bakü'de toplanmıştır. 2021'deki sekizinci zirveye İstanbul ev sahipliği yaparken, 2022'de dokuzuncu zirve Türk Dünyası Medeniyet Başkenti ilan edilen Semerkant’ta yapılmıştır. 2023 yılındaki 10. zirve ise Kazakistan'ın başkenti Astana'da gerçekleştirilmiştir. Geçtiğimiz yıl yapılan ve en güncel toplantı olan 11. zirve ise Bişkek'te düzenlenmiştir. Kuruluşun kurucu belgelerine buradan ulaşılabilir.

21 Mayıs 2025 tarihinde Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de Başbakan Orban'ın ev sahipliğinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmî Zirvesi’nde, tam üye devletlerin Devlet Başkanları tarafından kabul edilen 2025 Budapeşte Bildirisi, kuruluşun uluslararası siyasete yaklaşımına dair önemli bilgiler içermektedir. Bu bildiriden uluslararası siyasete dair en önemli satırbaşları ise şunlardır:

  • Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri arasında her türlü iş birliğini geliştirmek konusunda görüş birliği vardır.
  • Gözlemci üyeler KKTC, Macaristan ve Türkmenistan'ın kuruluşa katkıları övülmektedir.
  • Kıbrıs Sorunu bağlamında, TDT, iki devletli çözüm veya KKTC'nin tanınması yerine, adadaki mevcut gerçeklere uygun şekilde müzakere edilmiş ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm planını savunmaktadır.
  • Türk Dünyası 2040 Vizyonu doğrultusunda kuruluş aktif çalışmalarına devam etmektedir.
  • Türk Dünyası Şartı'na uygun olarak, üye devletler Türk birliğini geliştirme ve kardeşlik ruhunu koruma amacındadır.
  • Uluslararası hukuk ve normlarına bağlılık kuruluş tarafından desteklenmektedir.
  • Türkiye'nin Suriye'deki çabaları TDT tarafından övülmektedir.
  • Gazze Krizi ve İsrail-Filistin Sorunu bağlamında uluslararası hukuka uygun 1967 sınırlarında iki devletli çözüm modeli desteklenmektedir.
  • TDT, ırkçılık, ayrımcılık, İslamofobi, nefret söylemleri ve dezenformasyonla mücadele konusunda aktif çaba içerisindedir.
  • TDT'nin ilk ortak finans kurumu olarak kurulan Türk Yatırım Fonu'nun proje faaliyetlerinin başlatılmasına kuruluş büyük önem atfetmektedir.

Bu bağlamda, TDT'nin uluslararası hukuk ve normlara bağlılığını teyit etmesi ve özellikle Kıbrıs konusunda Türkiye'deki fanatik milliyetçi söylemlerin etkisinde kalmadan daha objektif bir duruş sergilemesi, kuruluşun ciddiyeti ve uluslararası barış ve istikrara katkısını göstermesi bakımından bizce oldukça önemlidir. Dileğimiz, 2004'te Rumların reddettiği Annan Planı'nın da gösterdiği üzere, Kıbrıs'ta sorunun devamını isteyen tarafın Türkiye veya Kıbrıslı Türkler olmadığının tüm uluslararası toplum tarafından artık anlaşılmasıdır. 

Kapak fotoğrafı: Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sayın Sadır Caparov, Macaristan Başbakanı Sayın Viktor Orban, Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev, Özbekistan Devlet Başkanı Sayın Şevket Mirziyoyev ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ