5 Şubat 2026 Perşembe

Trump-Şi Telefon Görüşmesi ve ABD-Çin İlişkilerinde Güncel Gelişmeler


Geçtiğimiz gün yayınlanan 21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti adlı kitabımda[1] da anlatmaya çalıştığım üzere, çok kutupluluk yönelimli olarak şekillenen güncel dünya düzeninde, siyasi ve ekonomik olarak diğer devletlerin önünde daha güçlü konumda olan iki yegâne devlet Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin Halk Cumhuriyeti’dir (Çin). Bu iki devlete askeri olarak Rusya Federasyonu (Rusya) ve ekonomik olarak Avrupa Birliği (AB) gibi alternatif güç odaklarının meydan okumaları mümkünse de, yakın gelecekte bir küresel güce dönüşmesi muhtemel Hindistan dışında, 21. yüzyılın ilk yarısının iki süper güç adayının Washington ve Pekin olduğu ve uluslararası siyaset ve küresel trendlerin daha ziyade bu iki devletin ilişkileri çerçevesinde şekilleneceği ortadadır. Bu bağlamda, ABD-Çin ilişkilerinde yaşanan her gelişme, küresel ekonomi ve siyaset adına önemlidir. İşte bu yazıda, önceki gün ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le yaptığı telefon görüşmesinden basına sızan bilgiler özetlenerek yorumlanacaktır.

Sarmal Kitabevi tarafından basılan “21. Yüzyılda ABD-Çin Rekabeti” adlı yeni eserim

Epstein skandalı” nedeniyle ülkesinde zor günler yaşayan ABD Başkanı Donald Trump, önceki gün (4 Şubat 2026), Çin lideri Şi Cinping’le önemli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İlk Başkanlığı döneminde Çin karşıtı sert söylemleri (örneğin, koronavirüs/COVID-19 pandemisi bağlamında geliştirdiği “Çin virüsü” söylemi) ile Çin’i yavaşlatmak adına yaptığı düşünülen ve küresel ticareti bozan yüksek gümrük tarifeleri uygulamalarıyla tepki çeken Trump, ikinci Başkanlık döneminde de müttefik-hasım ayırmadan yüksek tarifeler ve şantajcı uygulamalarıyla dünyada tepki odağı haline gelmeyi başardı. Buna karşın, büyük güç siyaseti ve güçlü liderlerle kişisel bağlantılara dayalı etkileşimci diplomasiyi (transaksiyonalizm) iyi bilen Trump, Rus lider Vladimir Putin, Türk lider Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan Başbakanı Victor Orban ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi etkili bazı liderlerle iyi ilişkiler kurmayı başardı. Trump, Çin’le ilişkiler konusunda da genelde hasmane ve popülist politik mesajlar verse de, Çin lideri Şi Cinping’le karşılıklı saygıya dayalı diyaloğuna da büyük özen gösterdi. Kasım ayındaki son telefon görüşmesinden sonra bir ilk olan dünkü konuşma da, bunun yeni bir ispatı oldu.[2]

BBC’ye göre, görüşmede Şi Cinping, ülkesi açısından ABD ile ilişkilerde en önemli meselenin Tayvan Sorunu olduğunu belirtirken, Washington’ın bu ülkeye yönelik silah satış ve sevkiyatlarında dikkatli olması gerektiğini vurguladı.[3] Cinping, Washington’la ilişkilere büyük önem verdiklerini de belirtirken, Trump da “uzun ve “kapsamlı” olarak değerlendirdiği görüşmenin “mükemmel” geçtiğini açıkladı.[4] Trump, Nisan ayı için planlanan Çin ziyaretini iple çektiğini de Çinli muhatabına ilettiğini söyledi.[5] Çin resmi haber ajansı Xinhua tarafından da haberleştirilen görüşmeye dair, Trump, ayrıca, Çin lideri ile çok yakın ve dostane kişisel ilişkilerinin olduğunu vurguladı.[6]

Görüşmede; karşılıklı ticaret, gümrük tarifeleri, Rusya-Ukrayna Savaşı, İran’a ilişkin gelişmeler ve Nisan ayında Çin’e yapmayı planladığı ziyaret de dahil birçok farklı başlığın ele alındığını aktaran Başkan Trump, tüm konularda yapıcı bir görüş alışverişi gerçekleştiğini kaydetti. Trump, ek olarak, Çin’in bu yıl ABD’den 20 milyon ton soya fasulyesi alacağını, gelecek yıl ise bu miktarın 25 milyon tona çıkarılacağını ifade etti.[7] ABD ile Çin arasındaki ilişkilerin olumlu şekilde sürdürülmesinin önemine işaret eden Trump, “Başkanlığımın kalan 3 yılında Devlet Başkanı Şi ve Çin Halk Cumhuriyeti ile ilgili çok olumlu neticeler elde edeceğimize inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.[8]

Bu görüşme öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşen ve bu görüşmede Trump’ın yeni iktidar döneminde geliştirdiği yeni egemenlik talepleri ve dış müdahale tehditleriyle jeopolitik dengeleri sarstığı bir dönemde Rusya’ya sorumlu büyük güçler olarak birlikte hareket etme çağrısında bulunan[9] Şi ise, görüşme sonrasında kendisi adına Çin hükümeti tarafından yapılan resmi açıklamayla, iki liderin önümüzdeki yıl ülkelerinin ev sahipliği yapacağı ve bir araya gelmeleri için fırsatlar sunabilecek önemli zirveleri ele aldıklarını belirtirken, bu açıklamada Trump’ın Nisan ayında yapması beklenen ziyarete değinilmemesi dikkat çekti.[10]

Görüşmeye dair bir değerlendirme yapmak gerekirse; Şi Cinping’in görüşmedeki açık Tayvan vurgusunun önemli olduğu ve Çin’in bu konuda ani bir hamle planlamadıysa bile, bu ülkenin uluslararası hukuk (bağlayıcı nitelikteki BM Güvenlik Konseyi kararları) ve ABD’nin de onay verdiği “tek Çin politikası” (One China Policy) doğrultusunda gelecekte Çin’e katılması yolunda ABD’nin provokasyonlardan uzak durması gerektiğine dair nazik bir uyarıda bulunduğu düşünülebilir. Tayvan’a silah satışlarına devam eden ve geçtiğimiz yıl rekor düzeye ulaşan[11] ABD ise, bu konuda Çin’in bir oldu-bitti yapmasına engel olmak ve Tayvan’ı kendisini koruyabilecek düzeye getirmek amacındadır.

Bu bağlamda, bizce en doğru formül, Tayvan’ın Çin’e zaman içerisinde ekonomik entegrasyon ve Hong Kong modeli (tek devlet, iki sistem) doğrultusunda aşamalı olarak katılmasıdır. Bu süreç Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü olan 2049’a kadar gerçekleştirilecek ve kansız/çatışmasız olacaktır. ABD, uluslararası hukuk doğrultusunda, buna engel olmamalı ve Tayvan’ı güçlendirmenin ötesinde kışkırtma politikalarına yönelmemelidir. Bu konuda çekinceleri olan bir diğer etkili devlet Japonya’ya da uluslararası hukuk kuralları hatırlatılmalı ve uluslararası sistemin çökmemesi adına sorumlu davranılmasının gerekliliği vurgulanmalıdır. Büyük güç rekabetinin dönüşüyle birlikte ABD, “Monroe Doktrini’ne Trump Eki” yaklaşımıyla nasıl Batı yarımkürede hâkimiyetini ilan ediyorsa, Çin de tarihsel olarak da kendisinin bir parçası olan Tayvan üzerinde egemenlik sahibi olmayı fazlasıyla hak etmektedir. Ancak bunun zorlamaya dayanmaması ve Pekin’in zaman içerisinde ekonomik ve kültürel unsurlara dayalı yumuşak gücüyle Tayvan halkı ve siyasal elitinin desteğiyle bunu sağlaması şarttır. ABD ise, sorumlu bir büyük güç olarak, bu süreçte provokatör değil, sorumlu davranmalı ve Tayvan’ı askeri olarak güçlendirmenin ötesine geçmemelidir. Çin yönetimi de, Rusya’nın Ukrayna’da yaşadığı zorluklardan dersler çıkararak, bu konuyu asla askeri şekilde halletmeye yönelmemeli ve dünyadaki barışçıl yükselen güç imajını korumalıdır.

Sonsöz, uluslararası sistem ve Birleşmiş Milletler (BM) düzenini korumak ve geliştirmek tüm devletlerin ortak sorumluluğudur. Bu sorumluluk tek bir devletin üzerine yıkılamayacağı gibi, güç dengelerine uygun olmayan statik düzenin devamı da akılcı değildir. Bu nedenle, BM reformu tartışmaları konusunda siyasetçi, diplomat ve uzmanların daha yoğun çalışmalar yapmaları bizce şarttır.

Kapak fotoğrafı: BBC

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Bakınız; https://ozanormeci.com.tr/21-yuzyilda-abd-cin-rekabeti-2.html.

[2] https://www.bloomberght.com/trump-si-ile-telefonda-gorustu-3768257.

[3] https://www.bbc.com/news/articles/c62wpjd3j1zo.

[4] A.g.e.

[5] A.g.e.

[6] https://www.bloomberght.com/trump-si-telefon-gorusmesi-sonrasi-aciklamalar-3768282?page=2.

[7] A.g.e.

[8] A.g.e.

[9] https://www.haberturk.com/cin-devlet-baskani-xi-den-rusya-ya-sorumlu-buyuk-ulkeler-olarak-birlikte-hareket-etme-cagrisi-3859143.

[10] https://tr.euronews.com/2026/02/05/trump-xi-ile-telefonda-gorustu-abd-cini-irandan-kopmaya-zorluyor.

[11] https://www.defenceturk.net/abdden-tayvana-11-milyar-dolarlik-rekor-silah-paketi.

Hiç yorum yok: