16 Haziran 2013 Pazar

Başbakan Erdoğan’ın Üslubu Türkiye’nin Elini Zayıflatıyor


Siyaset sahnesine çıktığı günden beri halk vasatını yansıtan sert üslubu, hal ve tavırlarıyla özellikle eğitim seviyesi düşük halk kesimlerinde büyük beğeni toplayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde yeniden abartılı bir biçimde -artık sanıyorum bilinçli olarak- kullanmaya başladığı sert üslubu, maalesef artık Türkiye’ye iç ve özellikle dış politikada zarar verir noktaya gelmiştir.

Başbakan Erdoğan’ın sert üslubu son olarak karşımıza Gezi Parkı olaylarında çıkmıştır. Taksim’deki ağaçların kesilmesine yönelik çevre hassasiyetleri ile başlayan olaylar, daha sonra Başbakan Erdoğan’ın kışkırtıcı söylemleriyle hükümete karşıt özgürlükçü bir sosyal harekete dönüşmeye başlamıştır. Erdoğan ve diğer devlet yetkililerimiz sanki ağız birliği etmişçesine sayıları yüz binleri aşan ve Türkiye’deki birçok şehir ve dünya medyasından destek alan göstericileri “marjinal”, “çapulcu” ve benzeri sözlerle küçümsemişlerdir. Marjinal kelimesi, daha önce Başbakan Erdoğan’ın “ahlaksızlığını” aldığımızı söylediği Batı dillerinden Türkçe’ye geçmiş ve “kıyıda, kenarda olan, sayısı az ve etkisiz” anlamına gelmektedir. Bir Başbakan’ın kendi yurttaşlarının bir bölümünü ötekileştirmeye çalışması, onları sayıları az ya da farklı yaşam biçimlerinin olması sebebiyle (ki olayların aldığı destek öyle olmadıklarını gösteriyor) diğer yurttaşlardan ayırması, hem demokrasiye, hem de anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı bir tutumdur. Başbakan Erdoğan elbette bunu bilmeyecek seviyede bir siyasi lider değildir. Dolayısıyla bu üslubu seçimler öncesinde sağ kesimi yeniden bir araya getirmek için kasıtlı olarak kullandığı ifade edilebilir. Hakikaten de bugüne kadar Erdoğan’ın ötekileştirici ve sert üslubu kendisine içeride birçok seçim kazandırmıştır. Ancak olayın bir de dış politika ve prestij boyutu vardır.

Son dönemde gözlemlediğim kadarıyla Başbakan Erdoğan’ın sert üslubu Türkiye’ye dış politikada, özellikle de modern hayatı benimsemiş dış Türklerle olan ilişkilerimizde büyük zarar vermeye başlamıştır. Örneğin, uzunca bir süredir yaşadığım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklerle yaptığım görüşmelerde fark ettiğim bir husus; Erdoğan’ın sert ve kibirli sözleri ve Batı ve modern yaşam karşıtı tavırlarının, Avrupalılaşmış Türklerden olan Kıbrıslı Türkleri çok rahatsız ettiği şeklindedir. Erdoğan daha önce de Kıbrıslı Türkler için “besleme” tabirini kullanmış ve buradaki insanları çok rahatsız etmiştir. Bu gibi hatalar nedeniyle bugün Kıbrıslı Türkler giderek artan bir biçimde Türkiye’den ziyade Rum Kesimi ile ortak bir gelecek kurma noktasına gelmektedirler. Yani Erdoğan’ın iç politikadaki üslubu, dış politikada da Türkiye’nin elini ciddi şekilde zayıflatmaya başlamıştır. Erdoğan’ın üslubu Türkiye içerisindeki iyi eğitimli ve modern gençlerimizi de rahatsız etmekte ve binlerce gencimiz artık kendi ülkelerinden umudu keserek yurtdışına yerleşmeyi planlamaktadırlar.

Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarındaki tavırları tüm dünya medyasında eleştiri konusu yapılmış, Türkiye’nin imajına büyük darbe vurmuştur. Bu nedenle Türkiye’nin 2020 Olimpiyat Oyunları öncesinde de eli ciddi oranda zayıflamıştır. Oysa Başbakan Erdoğan yumuşak bir üslupla olayları yatıştırabilse ve polis müdahalesini önleseydi, bugün Türkiye’deki demokrasinin kalitesi tüm dünyada övgü konusu yapılabilirdi. Başbakan Erdoğan’ın bu olayları bir komplo teorisi düzleminde “faiz lobisi” kavramıyla açıklamaya gayret etmesi de inandırıcılıktan uzaktır. Zira “faiz lobisi” diye bir şey varsa, Erdoğan aynı lobinin bugüne kadar neden kendisini açıkça desteklediği konusunda da bir açıklama yapmalıdır. Bir diğer konu olarak, Başbakan Erdoğan’ın bugüne kadar yaptığı konuşmalarda bir kez olsun bile Türk kimliğini sahiplenmemesi ve dış Türkler adını verdiğimiz dünyadaki Türklere yönelik politikalar geliştirmemesi nedeniyle Iraklı Türkmenler de giderek artan bir şekilde Türkiye’den umudu kesmektedirler.

Erdoğan’ın sert söylemleri İslam dinine de aslına bakılırsa büyük zarar vermektedir. Zaten terörizm ve fanatiklikle ilgili ciddi imaj sorunları olan İslam dinimiz, Erdoğan’ın tavırlarıyla dünyada iyiden iyiye moderniteye izin vermeyen, demokrasi ile bağdaşması zor bir din olarak algılanmaya başlamıştır. Erdoğan’ın üslubundan korkan dış dünyada da, Müslümanlara yönelik tavırlar giderek sertleşmektedir. Bu nedenle aslında Erdoğan’a en büyük tepkiyi aslında kendisine İslamcı diyen kesim göstermelidir. Ancak maalesef bu kesimde Erdoğan’ın hataları, kutsiyet atfedilen kişiliği nedeniyle bırakın eleştirilmeyi daha da sahiplenilmektedir.    

Tüm bu nedenlerle Başbakan Erdoğan’ın üslup ve politikalarını düzeltmesi Türkiye’nin iç ve dış politikasının selameti ve demokrasinin bizatihi kendisi açısından da artık acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Erdoğan’ın etrafında bulunan, ancak anlaşıldığı kadarıyla hatalarını kendisine aktaramayan danışmanlarının bu konuda ivedilikle harekete geçmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ne yazık ki Türkiye’yi çok zor günler beklemektedir. Erdoğan’ın önceki gün yaptığı konuşmada ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik söylemleri ilerleyen aylarda yönetimde kalması durumunda bu partiye yönelik bir kapatma davası açtırabileceğini akıllara getirmektedir. Türkiye’de hukuk sisteminin son dönemde siyasi iktidardan gelen talimatlarla iş yaptığı, daha önce Erdoğan’ın açıklamaları sonrası açılan davalarla (örneğin İstanbul siluetini bozan binaya yönelik dava) açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak Erdoğan’ın böyle bir yola tevessül etmesi kuşkusuz Türkiye’de demokrasinin sona erdiği ve her türlü demokrasi dışı metotların haklı duruma geçeceği anlamına gelir. Türkiye’yi bu noktalara getirmemek hepimizin görevi olmalıdır.  

Son olarak binlerce asker ve polisimizi şehit eden PKK’lıları Türkiye’de barış sağlanması adına affeden bir hükümetin, aynı hoşgörüyü neden sol gruplara ve çevrecilere göstermediğini izah etmesi son derece güçtür. Halkımız da bu gerçeği yavaş yavaş anlamaya ve büyük oyunu çözmeye başlamıştır. Bu nedenle Erdoğan muhalefet partilerinin zayıflığı nedeniyle şimdilik alternatifsiz gözükmesine karşın, oy oranının düşme ihtimalinin sonraki seçimlerde hayli yüksek olduğunu ve iyi bir alternatif lider ya da partinin ortaya çıkması halinde kolaylıkla alt edilebileceğini düşünüyorum.  

Dr. Ozan ÖRMECİ

4 yorum:

LimeLiMe dedi ki...

Hocam selamlar; RTE için bir alternatif sol/ sosyal demokrat partilerden çıkamayacakmış gibi duruyor. En iyisi bile AKP'nin seçmenini ikna etme konusunda yeterli gözükmüyor. AKP'den kopmuş ve RTE'nin politikalarına ciddi muhalif olabilecek bir lider, süreci ne şekilde etkiler?

Ozan Örmeci Makaleleri (Ozan Örmeci Articles) dedi ki...

Merhaba, ben de sizin gibi düşünüyorum AKP'den kopacak demokrat isimlerin sol ve sağdan liberal takviyelerle özgürlükçü bir merkez parti inşa etmesi bence AKP'yi en çok zorlayacak adım olacaktır.

LimeLiMe dedi ki...

Peki bu liderin CHP'ye de alternatif yaratacak, daha doğrusu zorlayacak, kendine çeki düzen vermeye mecbur bırakacak bir lider olarak yer alması ne kadar olasıdır? Bu arada Gorky ben...

Ozan Örmeci Makaleleri (Ozan Örmeci Articles) dedi ki...

Gorky merhaba, dediğin gibi de olabilir CHP'nin toparlanması da kazanç olacaktır Türkiye demokrasisi için. Demokrasilerde her zaman denge ve fren mekanizmaları gereklidir ama Türkiye'de bu durum kalmamıştır.