15 Ocak 2012 Pazar

AKP Neden Kazanır? CHP Neden Kaybeder?


Reklamcı Ateş İlyas Başsoy’un kaleme aldığı “AKP Neden Kazanır? CHP Neden Kaybeder” kitabı son dönemde okuduğum en ilgi çekici ve özgün çalışmalardan biri olarak dikkat çekiyor. Kitap elbette bir reklamcının kaleminden çıktığı için, siyaseti ve seçim sonuçlarını doğrudan etkileyen siyaset bilimi, sosyoloji ve tabii ki uluslararası ilişkiler gibi disiplinlerin verilerini ele almasa da, siyasal iletişim ve algı yönetimi konusunda çok ciddi saptamalar içeriyor. Bu nedenle kitabı herkese özellikle de tüm CHP’lilere tavsiye ediyorum. Bu yazıda kitapta dikkatimi çeken bazı önemli noktaları özetlemeye çalışacağım.


Kitabın ilk kısmı, Ateş İlyas Başsoy’u tanımayanlar için kendisinin bir nevi takdiminin yapıldığı ve 2009 Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin CHP adayı Prof. Dr. Mustafa Akaydın tarafından nasıl kazanıldığının anlatıldığı Başbakan Erdoğan’ın bir sözünden alınarak “Çok ama çok anormal bir durum” adı verilen bir bölüm. Bu sözü Başbakan Erdoğan 2009 Antalya Büyükşehir Belediyesi seçim sonuçlarını aldıktan ve büyük bir şaşkınlıkla bu şehirde seçimleri kaybettiğini öğrendikten sonra kullanıyor. Bu bölümde Başsoy, CHP’nin aslında ideolojik olarak en katı ve geniş parti tabanına sahip olduğunu fakat “Selim Türkhan” adını verdiği yüzde 20-25’lik ideolojisiz seçmeni kazanmakta başarısız olduğu için katı ideolojik tabanı yüzde 12-15’lerde gezinen AKP gibi yüksek oylara ulaşamadığını iddia ediyor. Kendisi ciddi ve başarılı bir reklamcı olan ve Selim Türkhan’lara senelerce farklı ürünler pazarlayan Başsoy, CHP’nin katı ideolojik söyleminin ve anti pozisyon alışının ortadaki ideolojisiz seçmeni kendisinden uzaklaştırdığını ve CHP’nin AKP’nin aksine sadece kendi tabanına yönelik mesajlar verdiğini ifade ediyor. AKP ise zaten cepte gördüğü İslamcı-muhafazakâr oyların yanında ortadaki ideolojisiz, hatta farklı yelpazedeki katı olmayan ideolojik oyları toplamayı başarabiliyor. Bunun sırrı Başsoy’a göre siyasal iletişim ve algı yönetiminde yatıyor. AKP post-modern bir parti olarak her kesime gül dağıtıyor ve ideolojik katılıklardan kaçınıyor, CHP ise modern bir parti olarak hala ideolojiyi ön plana çıkarıyor ve daha çok kendi seçmenine yönelik söylemler geliştiriyor. CHP, AKP’nin söylem ve icraatlarına karşıt söylemler geliştiriyor ve “takipçi” konumuna düşüyor, bu nedenle oyunun düzlemini kendisi belirleyemiyor. Başsoy 2009 yerel seçimlerinde Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın seçim kampanyasında bu durumu nasıl değiştirebildiklerini anlatmaya çalışıyor. Bunun için klasik CHP seçim stratejilerini ters yüz ediyor ve kampanya sürecinde yaptıklarıyla Başbakan Erdoğan’ı “Bir de slogan bulmuşlar ‘Yaparsa hoca yapar’ diye. Görelim bakalım ne yapacak?” şeklinde konuşmaya zorlayarak, belki de siyasal kariyerinde ender olarak “takipçi” konumuna düşürüyor. Kampanya sürecinde Başsoy Hoca’nın (Akaydın) formasyonuna uygun şekilde projeler geliştiriyor. Projeler Selim Türkhan’ı heyecanlandırmak ve ikna etmek için çok temel bir görev ifa ediyor. CHP’li olmayan seçmenin Antalya’da o dönemde sıklıkla dile getirdiği “CHP kazanırsa Ankara’dan yardım gelmez, Antalya gelişemez” söylemini kırmak için merak uyandırıcı ve dikkat çekici “Antalya Ankara’dan zengin” sloganını geliştiren Başsoy ve ekibi sonuçta bu ve benzeri stratejileriyle Akaydın’ı zafere taşıyorlar.


Kitabın “Bir Seçim Nasıl Kaybedilir?” adlı ikinci bölümünde ise Başsoy, CHP’nin 2011 genel seçim stratejisini inceliyor ve bu stratejinin nasıl seçimlerden yenilgiyle çıkılmasına neden olduğunu araştırıyor. Başsoy’a göre CHP yine tabanından gelen katı ideolojik seslere yenik düşerek 2011 genel seçimlerinde de önceki seçimlerde olduğu gibi “bulut algı” yaratmayı başaramıyor ve sadece kendi tabanına yönelik söylemler geliştiriyor. CHP’nin bir kitle partisi olmak için denediği stratejiler ise (“Herkes için CHP”, “CHP varsa herkes için var” sloganları) ise partinin elitist ve kendi tabanı odaklı söylemini zayıflatmak bir yana, daha da güçlendiriyor. “Bakın biz partiyi herkese açıyoruz” şeklindeki bir propaganda aslında farklı yelpazedeki seçmenlerinin gözlerine soka soka “biz sizin partiniz değiliz ama oluyormuş gibi yapıyoruz” algısı yaratıyor ve yeni Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yarattığı heyecanı ve onun çalışkanlığını da gölgeleyerek partiyi ancak yüzde 26 oya taşıyabiliyor. Başsoy’a göre CHP’liler Antalya’da Akaydın’ı zafere taşıyan stratejiyi görmediği veya görmek istemediği için “eski tas, eski hamam” yöntemlerle seçime hazırlanıyor ve AKP’nin bile ilgisini uyandıran iletişim stratejilerini seçimde denemeyi akıl edemiyor. Başsoy’a göre “Herkes rahat bir nefes alacak” söylemi Selim Türkhan’ları heyecanlandırmıyor ve sürekli “Büyüyen Türkiye”, “Büyük Düşünmek”, “Hayalleri gerçek yapmak” gibi motifleri kullanan Erdoğan ve AKP karşısında mağlubiyeti kaçınılmaz hale getiriyor. Başsoy seçim yenilgisinin temelinde Kılıçdaroğlu’nun bir hatası veya eksikliğinden ziyade yanlış seçim stratejisinin yattığına inanıyor ve doğru bir strateji ile CHP’nin bu seçimde yüzde 35 oyla birinci olmuş olabileceğini iddia ediyor. Başsoy’a göre “Recep Bey” söylemi de CHP tabanında ve AKP iktidarından zarar görmüş kesimlerde ses getirse de, aslında Kılıçdaroğlu’nu yine “takipçi” konumuna düşüren bir strateji. Kemal Kılıçdaroğlu kendini ön plana almak ve kendini yükseltmek yerine rakibini zayıflatmak adına “Recep Bey” dedikçe aslında Erdoğan’ın reklamını yapmış oluyor. Sonuçta Başsoy’un düşüncesine göre CHP’nin olağanüstü gelişmeler, sağlık sorunları ya da ara rejim dönemi dışında bir dahaki seçimlerde zafer kazanabilmesi için mutlaka bir “Nizam-ı Cedit” ekibi kurması ve parti içerisindeki engellere rağmen doğru insanları doğru yerlerde görevlendirmesi gerekiyor.


Başsoy’ın kitabı düşündüren, yaratıcı ve bir reklamcının elinden çıktığı belli olan bir kitap. Fakat siyaset bilimi açısından kitaba çeşitli eleştiriler de getirmek mümkün. Öncelikle Başsoy’un “Selim Türkhan” adını verdiği ve yüzde 20-25 hatta yüzde 25-30 civarında olduğunu iddia ettiği ideolojisiz seçmenin de çeşitli kimlikleri var ve Erdoğan “Sünni”, “Türk”, “muhafazakâr” kimliklerini ve buna uygun söylemleri kullanarak bu seçmen üzerinde “Atatürkçü”, “laik”, “modern” CHP’den daha fazla etkili olmayı başarabiliyor. Dünya Değerler Araştırması verilerine göre AKP Türkiye’de her 4 seçmenden 3’ünün yer aldığı merkez, merkez sağ, aşırı sağ seçmene hitap ederken, CHP ise her 4 seçmenden 1’inin yer aldığı merkez sol seçmene oynamaya çalışıyor. Bu anlamda CHP kendi konumlanması açısından başarılı bir parti ve alabileceği oyların fazlasını almayı başarıyor. Bir diğer önemli nokta, AKP’nin seçim stratejilerinde hizmet ön, ideoloji arka planda kalmasına karşın, AKP’li çekirdek kadrosu ve Başbakan Erdoğan’ın aslında katı ideolojik yapıdan gelen ve hala belli ölçülerde bu katılıkları koruyan kişiler olması. Bu durumda ya AKP’nin seçim stratejisi o kadar başarılı ki bu ideolojik katılıkları törpüleyebiliyor, ya da Selim Türkhan Başsoy’un iddia ettiği kadar ideolojisiz bir seçmen grubu değil. Kitaba yönelik bir diğer önemli eleştiri noktası siyasetin doğasıyla ilgili. Siyaset sadece iktidar olmak için değil, öncelikli seçmen grubunuzun çıkarlarını korumak ve belli bazı idealleri ve değerleri yaşatmak için de yapılabiliyor. Elbette iktidar olmadan bunların ne ölçüde başarılabileceği ayrı bir tartışma konusu. Fakat AKP’nin bazı konulardaki ideolojik aşırılıkları nedeniyle siyaset bir denge işi olduğuna göre, CHP de doğal olarak Türkiye açısından bir dengeleme görevi yapıyor. Son olarak Başsoy mesleği gereği ekonomi ve dış politika gibi unsurları değerlendirmelerinde dikkate almıyor fakat AKP’nin başarısında ekonomi ve dış politikadaki konjonktürlerin belki de en temel faktörler olduğunu iddia etmek kanımca mümkün. Yine de bana kalırsa kitaptaki görüş ve stratejiler CHP yönetimi tarafından ciddiye alınmalı ve bilimsel düzlemde mutlaka daha ayrıntılı şekilde incelenmeli.


Dr. Ozan Örmeci


2 yorum:

AVRAM dedi ki...

Ozan Hocam, AKP'ye "Post-Modern" parti dersek, 80 lerin ANAP'ına ne dememiz lazım sayın reklamcımıza göre? Seçim stratejileri,slogan ve söylemlerin yarattığı algı ve bireylerin anlamdırması elbette önemli ama bunlarla seçim kazanılır-dı demek... Tam bir reklamcıya göre söylem sanırım.:) Hele ki Antalya'da son durum (bildiğim kadarı ile) Mustafa Akaydın, CHP'yi devraldığı oy oranının da gerisine çektiği.
Ülke genelinde (dünyada yaşanan ile paralel) artık açık açık gözlenen - bizlerin 80 lerin ortasından beri ağır ama etkili ilerletişini tespit edebildiğimiz- muhazakârlaşma ortada dururken CHP ne yaparsa yapsın değil iktidar olmak, %30 u zor aşar.

Ozan Örmeci Makaleleri (Ozan Örmeci Articles) dedi ki...

Üstad bence de siyasal iletişim ve algı yönetimi ile ancak belli bir oranda etki sağlanabilir. Özellikle de Erdoğan gibi güçlü ve toparlayıcı bir lider karşısında. Ancak her oyun önemi varsa işin bu boyutunu da araştırması gerekiyor siyasetçilerin.