1 Aralık 2010 Çarşamba

Behzat Ç.



Henüz etkisi izlenme (rating) oranlarına tam olarak yansımadığı için (belki de hiç yansımayacak gerçi) Star Tv tarafından yayından kaldırılmasının düşünüldüğü iddia edilse de, son haftalarda özellikle Ekşi Sözlük ve benzeri platformlar ve sosyal paylaşım sitelerinde yakaladığı popülarite ile fenomen olma yolunda hızla ilerleyen bir dizi var biliyorsunuz; Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi... Bu yazıda Behzat Ç. dizisinin ve karakterinin neden bu kadar seviliyor olduğu üzerinde biraz kafa yoracağım. Ancak öncelikle konuya aşina olmayanlar için dizi hakkında biraz bilgi verelim.
Behzat Ç.; Emrah Serbes’in “Her Temas İz Bırakır” ve “Son Hafriyat” romanlarının karakteri olarak ilk kez karşımıza çıkmış, ancak esas tanınmışlığını dizide Erdal Beşikçioğlu’nun canlandırdığı karakter olarak elde etmiş bir cinayet şubesi başkomiseri. Akademiden 1985 yılında mezun olmuş ancak kendi döneminden arkadaşları Emniyet’te hızla yükselirken o yerinde saymış. Zaten onun için önemli olan amirine itaat ve yazılı kurallara uymaktan çok kendi ahlak kurallarına uygun davranmak ve vicdanının sesini dinlemek. Dünyevi hırslardan uzak, delikanlı, Angaralı bir karakter. Mutsuz bir evlilik yapmış ve çok sevdiği kızından uzak yaşamak zorunda kalmış. Dahası kızı dizinin henüz ilk bölümünde intihar edince iyice bunalıma girip bir süre akıl hastanesinde bulunmuş bir mağdur karakter. Ağabeyi Şevket’le (Ege Aydan) sıklıkla tartışıyor, 7/24 pejmürde dolaşıyor. Gençlik aşkı olan ve kendisi gibi başarısız bir evlilik yapmış iki çocuklu Bahar’a (Ayça Varlıer) yeniden tutuluyor ama şimdilik onun tarafından da reddediliyor. Geçmişte amatör kümede top oynamış ancak önünde parlak bir futbol kariyeri olabilecekken polisliği tercih etmiş. CSI Ankara da denilen cinayet masasında Behzat başkomisere bağlı olarak çalışan karakterlere gelirsek; sorgu ve araştırma sırasında dahi bisküvi ve cips yiyen iştahlı ve halis muhlis Angaralı Harun (Fatih Artman), gecekonduda yaşayan ve kentsel dönüşüm projesi nedeniyle gecekondusu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan ekibin en kulağı delik ismi Hayalet (İnanç Konukçu), ölülerin kokusunu aldığı gerekçesiyle Akbaba lakabını alan İsmet (Berkan Şal), manken kılıklı teşkilatın medyatik yüzü Selim (Hakan Hatipoğlu) ve onun sevgilisi Eda (Seda Bakan) en önemli karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca Savcı Esra (Canan Ergüder) ve pavyon şarkıcısı Gönül (Pelin Su Pir) dizinin diğer önemli karakterleri ve Behzat Ç. ile zaman zaman yakınlaşmalarıyla dikkat çekiyorlar. Ayrıca kalacak yeri olmadığı için Behzat’ın evinde kalan ODTÜ öğrencisi Şule (Ayça Eren) dizinin bir diğer önemli karakteri. Dizinin genel yönetmeni ise ilginç ve kimilerince kült sayılabilecek filmleriyle tanıdığımız Serdar Akar. Dizinin her bölümünde bir cinayet işleniyor ve Behzat Ç. liderliğindeki ekip ortak bir çalışmayla gerçek katilleri bulmaya çalışıyorlar. Kimi zaman kendi teşkilatları içerisindekiler veya diğer teşkilatlar (istihbarat) tarafından engellenseler bile korkmadan sonuna kadar gidiyorlar ve suçluları adalete teslim ediyorlar.
Şimdi dizinin neden bu kadar çok sevildiği üzerinde bazı gözlemlerimi aktarmak isterim. Türk siyasal hayatında da çok partili yaşama geçilmesinden bu yana gördüğümüz kanımca en önemli unsurlardan biri olan halkın kendine benzeyeni karşısında görmek istemesi, Behzat Ç. karakterinde de şehirli orta sınıf aydın kesimler için geçerli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Belki halkın önemli bir bölümü kendi gibi feodal geleneklere bağlı ama kendi yapamadıklarını gerçekleştiren ağa (Asmalı Konak), bey, mafya, mahalle delikanlısı (Geniş Aile), Polat Alemdar görmek istiyor ama bir diğer bölümü de kendisi gibi orta gelirli, devlette çalışan ve küçük burjuva eğilimli karakterler izlemek istiyor. Behzat Ç. de polislik gibi sıra dışı ve birçoklarına göre zor ve sevimsiz bir meslek sahibi olmasına karşın, aslına bakılırsa orta gelirli bir devlet memuru. Aynı bizim gibi -dar gelirliler kadar olmasa da- ekonomik zorluklar çekebiliyor, bizim gibi küfrediyor, bara, meyhaneye, pavyona gidiyor, âşık oluyor ve kavga ediyor. Mükemmel özellikleri olan bir süper kahraman değil, hatta birçok yönden eksiklikleri çok daha ön planda olan bir kaybeden (loser). Ama her şeyden önce doğal ve bizden biri. Bizim gibi hataları, eksiklikleri var. Mükemmel ya da dokunulmaz değil. İşte Behzat Ç.’nin çok sevilmesinde temel faktör bu doğallığı ve bize benzemesi. Bu noktada dizi bir diğer polisiye olan Arka Sokaklar’dan farklı olarak gerçeği olduğu gibi yansıtıyor ve başarısında kanımca bunun da büyük rolü var. Bu algılamanın oluşmasında kuşkusuz Erdal Beşikçioğlu’nun muhteşem oyunculuğunun da etkisi büyük. Ayrıca Behzat Ç. belki klasik ahlakçılık açısından çok sevilesi bir karakter değil ancak genel olarak karakteri incelediğimizde kendine göre bir ahlak anlayışı olduğu ve bunun dışına çıkmadığı görülebiliyor. Evinde her gece kalmasına izin verdiği genç ve şirin Şule’ye bekâr olmasına karşın bir kez olsun yan gözle bakmaması, ya da ekibine ne olursa olsun sırt çevirmemesi ve her şeyden önemlisi gerçeğe ulaşmak için gerekirse kendi üstlerine dahi kafa tutabilmesi onun bu kendine göre dürüstlüğü ve ahlakçılığının önemli ispatları. Behzat, Bahar’ın deyimiyle “kötülerin arasında kala kala kötü olmuş” bir karakter ama kesinlikle vicdansız değil. Kendisi ihmal ettiği için intihar ettiğini düşündüğü kızı nedeniyle intihara meyilli ve çoğu geceler onla ilgili kâbuslar görüyor. Bir teröristin bile haksız yere öldürülmesini kabullenemiyor ve o gencin başına gelenleri onaylar şekilde konuşan berbere “onun da anası babası var” şeklinde çıkışıyor. O gencin gerçek katillerini ortaya çıkarabilmek için başını büyük belalara soksa da geri adım atmıyor ve sonunda gerçeği ortaya çıkarıyor.
Behzat Ç. karakterinin sevilmesinde bir diğer önemli özellik kanımca bize çok benzemesinin yanında, bizim yapamadığımız bazı işleri korkusuzca yapabilmesi ve bu sayede gönüllerimizi fethetmesi. Yetersizlikleri ve ahlaksızlıklarına şahit olduğumuz amirlerimize, üstlerimize hepimiz içimizden kızıyoruz belki ama kaçımız herkesin önünde böylelerinin yüzüne “senin ağzını yüzünü s……” diye bağırabiliyor? Dolayısıyla Behzat Ç. bize benziyor benzemesine ve süper kahraman özellikleri yok belki ama o bizim yapamadıklarımızı yaparak yine de kahramanımız olabiliyor. Geçmişte Korkusuz Korkak ve benzeri filmlerde Kemal Sunal’ın komedi karışık yaptığı kabadayılığı o daha gerçekçi bir temelde ve bizi rahatlatacak şekilde yapıyor. Yine karakter ve dizinin çok sevilmesinde etkili olan bir faktör Ankara pardon Angaralılık. Milyonlarca insanın yaşadığı, üniversite eğitimini aldığı ya da devlet hizmetinde bulunduğu başkent Ankara son yıllarda fazlasıyla ihmal edilmiş, küskün ve her zamankinden bile daha gri. Bu yazıda siyasi değerlendirmelere girmek istemem ama devletin ve devlet kurumlarının son yıllarda yaşanılan siyasal kutuplaşma ortamında yıprandığı ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı herkesin kabul ettiği bir gerçek. Dolayısıyla Behzat Ç. Ankara’nın bu gri ve umutsuz günlerinde tüm Ankaralılar için bir umut oluyor. Gerçek bir Angaralı gibi “la” diyor, “bebe” diyor, misket oynuyor, Konur’a, Bahçeli’ye, Maltepe pavyonlarına gidiyor. İstanbul fetişizmi kokan ya da kırsalı yansıtan televizyon dizilerine alternatif bir merkez olarak Ankara’yı tüm çirkinliği ya da kendine özgü güzelliğiyle karşımıza getiriyor. Orada bizim gezdiğimiz sokaklarda Behzat Ç. de geziyor. Gençlerbirliği maçı izliyor, Çankayalı teyzelerle karşılaşıyor, hayat kadınlarıyla, rockçılarla, harbi solcularla, tikilerle konuşuyor. Ve hepsiyle yakınlık kurabilecek bir karaktere sahip. Bir dönem SSK işhanında Gölge’de sahne alan Pilli Bebek’in melodileri eşliğinde Ankara sokaklarını aşındırıyor.
Behzat Ç.’nin gücü gerçekliğinde ve doğallığında… Şimdilik bu kadar.

KAYNAKLAR
- ODA Tv, “Ankara’yı Behzat Ç. mi kurtaracak?”, http://www.odatv.com/n.php?n=ankarayi-behzat-c.-mi-kurtaracak-2809101200
- Star Tv/Behzat Ç., http://www.startv.com.tr/behzatc/

Ozan Örmeci

4 yorum:

Şenol Gündoğdu dedi ki...

Üstad; akıl hastanesine girmesinin sebebi sadece kızının intihar etmiş olması değil, Kurtuluş Parkı'ndaki öldürdüğü adamdan sonraki hakkındaki soruşturmanın da burada kalmasında etkisi var.

Ozan Örmeci Makaleleri (Ozan Örmeci Articles) dedi ki...

Şenol bey dostum çok teşekkürler katkın için. İlk 2 bölümü izleyemedim internetten kesik kesik baktım ondan atlatmışım o detayı. Sağol, görüşürüz.

volkansener dedi ki...

güzel bir çalışma olmuş tebrik ederim ancak bir sorum olacak. burada değindiğnizin aksine küçük sırlar dizisini ele alırsak, ne gibi sonuçlara ulaşırız? kaçımız kapitalist sınıfın bir üyesiyiz ki bu dizi de izlenme rekorları kırıyor? veya yabancı diziler? onların kültürleri bize benzemiyor ama gençler arasında yabancı dizi izleyen çok fazla. şimdiden teşekkür ederim.

Ozan Örmeci Makaleleri (Ozan Örmeci Articles) dedi ki...

Volkan Bey teşekkürler. O diziyi pek bilmiyorum ama reklamlarından gördüğüm kadarıyla o dizi daha çok ortaokul-lise yaşlarındaki gençlere hitap ediyor. Daha yüksek yaş grubundaki izleyiciler için ise izlenme nedenleri güzel ve genç kadın ve erkeklerin dizide oynuyor olması olabilir.