22 Ocak 2024 Pazartesi

2024 Hindistan Genel Seçimleri


Giriş

Dünyanın en büyük demokrasisi olarak nitelendirilen Hindistan, kendisine özgü tarihi, kültürü ve özellikleriyle ülkemizde pek tanınmayan ancak dünya siyasetinde büyük ağırlığı olan bir devlettir. Güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve Pakistan, kuzeydoğusunda Çin Halk Cumhuriyeti, Nepal ve Bhutan ve doğusunda Bengal Körfezi, Bangladeş ve Myanmar gibi ülkelerin bulunduğu Hindistan, aynı zamanda Sri Lanka, Maldivler ve Endonezya’ya çok yakın konumdadır. 1947 yılında bağımsızlığını Britanya İmparatorluğu’ndan (İngiltere) kazanan Hindistan, geçtiğimiz yıllar içerisinde giderek güçlenmiş ve günümüzde küresel ekonomi ve siyaset açısından kilit ülkelerinden birisi haline gelmiştir. Bu yazıda, 2024 Hindistan genel seçimlerini analiz etmek için, öncelikle Hindistan tarihi ve ülkenin önemli özellikleri hakkında bilgi verilecek, daha sonra da 2024 genel seçimleri değerlendirilecektir.

Hindistan haritası

Hindistan’ın Kısa Tarihi[1]

Hindistan tarihi çok gerilere uzansa da, Hindistan’ın modern tarihi 1857-1858 yıllarında ülkede İngiliz koloni idaresinin kurulmasıyla başlar. Bu dönemin Hindistan üzerinde kötü bazı tecrübeleri olmakla beraber, Hindistan’da modern bir bürokrasinin inşa edilmesi, ticaret ve özel mülkiyet geleneğinin başlatılması (Doğu Hindistan Şirketi-British East India Company) ve İngilizce konuşan ve dünyaya açık bir nüfusun yetiştirilmesi gibi bazı unsurlar, koloni döneminden kalma önemli artılardır. Hindistan Cumhuriyeti, bağımsızlığını ise 15 Ağustos 1947 tarihinde ilân etmiştir. Bu süreçte, ülkenin ilk Cumhurbaşkanı Rajendra Prasad ve ilk Başbakanı Jawaharlal Nehru olmuştur. Elbette bu bağımsızlığın kazanılması kolay olmamış ve bunun öncesinde ülkenin Mahatma Gandhi’nin kişiliğinde sembolleşen önemli bir siyasi mücadele dönemi yaşanmıştır. Bir sivil itaatsizlik tekniği olan Satyagraha stratejisini geliştiren Gandhi, 1906 yılından başlayarak Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesine önderlik etmiş ve İngiliz emperyalizminin büyük gücüne rağmen, kararlılığı ve Hindistan halkını birleştiren müthiş azmiyle bunun olmasını sağlamıştır. Bu süreçte Hindistan Ulusal Kongresi veya Hindistan Kongre Partisi de Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasını sağlayan siyasi parti/yapı olarak sivrilmiştir.

Gandhi sonrasında Kongre hareketinin (Hindistan Ulusal Kongresi) lideri ve ülkenin ilk Başbakanı Jawaharlal Nehru olmuştur. 1947’den başlayarak öldüğü 1964 yılına kadar iktidarda kalan Nehru, Hindistan’ın kalkınması yolunda önemli adımlar atmış ve Hindistan’ın üçüncü dünyacı dış politik çizgisinin netleşmesini sağlamıştır. Bu dönemde Bağlantısızlar Hareketi’nin lider ülkelerinden olan Hindistan, her iki blokla da dostane ilişkiler kurabilmeyi başarmış ve dünya siyasetinde yükselen bir ülke olarak dikkat çekmiştir.

Nehru’nun ölümünün ardından, ülkede kısa süre (1964-1966) Hindistan Ulusal Kongresi’nden Başbakan olan Lal Bahadur Shastri’nin iktidarı yaşanmış, onun yerine ise 1966 yılında Nehru’nun kızı Indira Gandhi (Nehru ailesi, saygı gereği Gandhi soyadını kullanmaya başlamıştır) geçmiş ve kendisi Hindistan’ın ilk kadın ve üçüncü Başbakanı olmuştur. En az babası kadar otoriter bir politikacı olan Indira Gandhi, yoksulluğu yok etmek adına hayata geçirdiği politikalarla özellikle fakir kesimden büyük destek almasına karşın, giderek artan otoriter yönetiminin ülkede yarattığı sorunlar, 1975 yılında ülkede olağanüstü hâl ilan edilmesine neden olmuştur. Yine hızla artan nüfusun kontrol altına alınması için kısırlaştırma politikalarının uygulanması, Indira Gandhi döneminin en önemli ve akılda kalan icraatlarındandır. 1977 yılında iki yıllık olağanüstü halin ardından demokrasiye dönen Hindistan’da, yapılan seçimleri 30 yıllık Kongre iktidarını yıkan (yeni kurulan) Bharatiya Janata Partisi (Hindistan Halk Partisi-BJP) kazanmış -ki bu dönemde Morarji Desai (1977-1979) ve Charan Singh (1979-1980) ülkenin dördüncü ve beşinci Başbakanı olarak görev yapmışlardır-, ancak bu hükümetin tecrübesizliği nedeniyle başarısız olması neticesinde, üç yıl içerisinde Indira Gandhi yeniden iktidara dönmüştür. Indira Gandhi’nin ikinci döneminde (1980-1984), ülkedeki istikrarsızlıklar, farklı etnik-dini gruplar arasında çatışmalar ve Punjab (Pencab) ve Keşmir bölgesindeki sorunlar nedeniyle daha da artmış, nitekim 1984 yılında Gandhi, Punjab bölgesinde bir kez daha olağanüstü hâl ilan etmek zorunda kalmıştır. Amritsar’daki Sih tapınağına bir askeri operasyon da düzenleten Indira Gandhi, birkaç ay sonra Sih bir korumasının suikasti sonucu öldürülmüştür. Ülkeyi neredeyse babası kadar (16 yıl) uzun bir süre yöneten Indira Gandhi, babasına göre daha çatışmacı ve sert politikalar izlemiştir. Ölümünün ardından, yerine oğlu Rajiv Gandhi geçmiştir.

1984 seçimlerinde, annesine yönelik suikastın yarattığı atmosfer içerisinde büyük bir zafer kazanan Rajiv Gandhi, büyükbabası ve annesinin devletçi-sosyalist uygulamalarını serbest piyasa reformlarıyla değiştiren ve 5 yıl iktidarda kalan önemli bir isim olmuş ve Hindistan’ın altıncı Başbakanı olarak görev yapmıştır. 1991 yılında bir Tamil suikastçısı tarafından öldürülen Rajiv Gandhi’nin ölümü ve Hindistan Ulusal Kongresi’nin (Hindistan Kongre Partisi) zayıflaması üzerine, ülkede koalisyonlar dönemi başlamış ve bu dönemde Kongre’nin herkesi kucaklayan seküler vizyonuna güçlü bir alternatif geliştiren Hindu milliyetçiliği çizgisindeki Bharatiya Janata Partisi (Hindistan Halk Partisi-BJP), Hindistan siyasetinde daha ön plana çıkmaya başlamıştır. Bilhassa ülkedeki Hindularla diğer gruplar arasında yaşanan etnik-dini temelli çatışmalar (1992 Ayodha, 2002 Gucerat ve 2008 Mumbai olayları buna örnek gösterilebilir), çoğunluğu temsil eden BJP’nin elini güçlendirmiş ve bu partinin seçim zaferlerinde kilit rol oynamıştır. Bu dönemde Hindistan’da birçok farklı Başbakan görev yapmıştır. Bunları sıralamak gerekirse; ülkenin 7. Başbakanı 1989-1990 döneminde görev yapan Vishwanath Pratap Singh, 8. Başbakanı 1990-1991 döneminde görev yapan Chandra Shekhar, 9. Başbakanı 1991-1996 döneminde görev yapan P. V. Narasimha Rao, 10. Başbakanı 1996 yılında kısa süre görevde kalan ve daha sonra 1998-2004 döneminde tekrar Başbakan olan Atal Bihari Vajpayee, 11. Başbakanı 1996-1997 döneminde iktidarda kalan H. D. Deve Gowda, 12. Başbakanı 1997-1998 döneminde işbaşında olan Inder Kumar Gujral olmuşlardır.

2004 ve 2009 yıllarında Rajiv Gandhi’nin İtalyan asıllı dul karısı Sonia Gandhi liderliğinde yeniden siyaset sahnesinde ağırlığını hissettiren Hindistan Ulusal Kongresi, yurtdışında doğması nedeniyle BJP’nin aleyhine başlattığı kampanya sonrasında Başbakanlık koltuğunu bir süre sonra Sih bir politikacı olan Manmohan Singh’e bırakan Sonia Gandhi’nin liderliğinde, ülke siyasetinde en temel iki siyasal yapıdan biri olmaya devam etmiştir. Sonia Gandhi sonrasında ise, bir dönem oğlu Rahul Gandhi Hindistan Ulusal Kongresi’ne liderlik etmiştir. 2004-2014 döneminde Hindistan’ı yöneten Manmohan Singh’in ardından, 2014 ve 2019 seçimlerini kazanan BJP’li Hindu milliyetçisi doktor siyasetçi Narendra Modi iktidara gelmiştir. Hindistan’ın küresel siyaset ve ekonomide ağırlık kazandığı bu dönemde başta kalan Modi, bu şekilde oldukça popüler bir siyasetçi olmuş, ancak Müslümanlarla Hindular arasındaki gerilimin artması da beraberinde çeşitli eleştiriler getirmiştir. Modi döneminde Hindistan’ın bilişim başta olmak üzere bazı sektörlerde önemli atılımlar yapması ve ABD-Çin gerginliğinden faydalanarak dış yatırım almaya başlaması, ülke adına pozitif gelişmeler olarak nitelendirilebilir.

Hindistan’ın Önemli Özellikleri

Hindistan denince akla gelen ilk unsur devasa nüfusudur. Hindistan, 2023 yılı itibariyle Çin Halk Cumhuriyeti’ni geçerek dünyanın en kalabalık ülkesi haline gelmiştir. Hindistan’ın mevcut nüfusu 1,425 milyar, yani 1 milyar 425 milyon olarak öngörülmektedir.[2] Bu devasa nüfusa etnik açıdan bakıldığında; nüfusun yüzde 72’si Hint-Aryan, yüzde 25’i Dravidyanlardan ve yüzde 3’ü de diğer etnisitelerden oluşmaktadır.[3] Dini açıdan değerlendirildiğinde ise, ülkenin yaklaşık yüzde 80’i Hindu inancına mensup, yüzde 14’ü Müslüman, yüzde 2,3’ü Hıristiyan ve yüzde 1,7’si de Sih inancına mensup kişilerden meydana gelmektedir. Birçok dile kaynaklık eden Hindistan’da, nüfusun yüzde 43,6’sı Hintçe (Hindi), yüzde 8’i Bengalce (Bengali), yüzde 7’si Marathice, yine yaklaşık yüzde 7’si Teluguca, yaklaşık yüzde 6’sı Tamilce, yüzde 4,6’sı Güceratça, yüzde 4’ü Urduca, yüzde 3,6’sı Kannada dili, yüzde 3,1’i Oriya (Odia) dili, yaklaşık yüzde 3’ü Malayalamca ve yine yaklaşık yüzde 3’ü Pencapça dilini ana dili olarak konuşmaktadır.

2023 yılı Uluslararası Para Fonu-İMF verilerine göre, Hindistan, 3,7 trilyon dolarlık ekonomisiyle -ABD, Çin, Japonya ve Almanya’dan sonra- dünyanın en büyük dördüncü ekonomisidir.[4] Hindistan’ın, bir veya en geç iki-üç yıl içerisinde 4 küsur trilyon dolarlık ekonomileri olan Japonya ve Almanya’yı geçerek dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olmasına kesin gözüyle bakılmaktadır. Ancak kişi başına düşen yıllık gelir (GDP per capita) açısından bakıldığında, Hindistan, 2.850 dolarla halen çok fakir bir devlet durumundadır.[5] Hindistan, insani gelişmişlik düzeyini ölçen UNDP raporlarına göre de halen dünyada 191 ülke arasında kendisine ancak 132. sırada yer alan oldukça geri kalmış bir ülke durumundadır.[6] Hindistan, ayrıca yaklaşık 3,3 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile dünyanın en büyük 7. ülkesidir.[7]

Federal devlet yapısına sahip olan Hindistan, 29 Eyalet ile 7 Bölge’den (Birlik Toprakları) oluşmakta olup, eyaletler kendi hükümetlerine ve Parlamentolarına sahiptirler. Yönetim; Merkezi Hükümet ve Eyalet Hükümeti arasında bölüşülmüştür. Bölgeler ise Merkezi Hükümet’in yönetimi altında olup, Cumhurbaşkanı tarafından atanan Valilerce yönetilmektedir. Sadece Puducherry ve Federal Başkent olan Delhi, Bölge olmaların karşın, diğer 5 Bölge’den farklı olarak kabineye ve seçilmiş bir meclise sahiptirler[8] Hindistan’da yetkileri büyük ölçüde sembolik düzeyde kalan bir Devlet Başkanlığı makamı da bulunmaktadır. Japonya ve Birleşik Krallık’ta olduğu gibi seremonik düzeyde yetkileri olan Hindistan’ın Devlet Başkanları şu kişiler olmuştur:

  1. Rajendra Prasad (1950-1962),
  2. Sarvepalli Radhakrishnan (1962-1967),
  3. Zakir Hüseyin (1967-1969),
  4. Varahagiri Venkata Giri (1969-1974),
  5. Fakhruddin Ali Ahmed (1974-1977),
  6. Neelam Sanjiva Reddy (1977-1982),
  7. Giani Zail Singh (1982-1987),
  8. Ramaswamy Venkataraman (1987-1992),
  9. Shankar Dayal Sharma (1992-1997),
  10. Kocheril Raman Narayanan (1997-2002),
  11. Abdul Kelam (2002-2007),
  12. Pratibha Patil (2007-2012) -ki kendisi ilk kadın Devlet Başkanı olmuştur-,
  13. Pranab Mukherjee (2012-2017),
  14. Ram Nath Kovind (2017-2022),
  15. Draupadi Murmu (2022-).

Hindistan’da yürütmeden sorumlu esas kişi ise Başbakan’dır. Tipik bir Westminster modeli olan Hindistan hükümeti, Başbakan ve Bakanlar Kurulu’ndan oluşur. Yasama seçimleri sonucunda Parlamento’da çoğunluğu elde eden partinin lideri Başbakanlık koltuğuna oturur. Ülkede halihazırdaki Başbakan ise sağ popülist ve Hindu milliyetçisi özellikleri ağır basan BJP partisinin lideri Narendra Modi’dir. Çok partili parlamenter demokrasiyle yönetilen Hindistan’da, Parlamento’nun Eyaletler Meclisi (Rajya Sabha) ve Halk Meclisi (Lok Sabha) olmak üzere iki kanadı bulunmaktadır. Halk Meclisi 543 sandalyeye sahiptir ve seçimleri her 5 yılda bir yapılmaktadır. Halk Meclisi’ne Eyaletler’den en fazla 530 üye, Birlik Toprakları’ndan (Bölgelerden) ise en fazla 20 üye seçilebilmektedir. 290 milletvekilliği olan BJP, halen meclisteki en büyük parti durumundadır. Eyaletler Meclisi ise 245 sandalyeye sahiptir. Üyeleri genel seçimlerle değil, Eyalet Parlamentoları ve Birlik Toprakları tarafından seçilmektedir. Üyelerinin üçte biri her 6 yılda bir yenilenmektedir. Eyaletler Meclisi’nin 12 üyesi Devlet Başkanı tarafından atanmaktadır. Hindistan’da seçme yaşı 18, seçilme yaşı Halk Meclisi için 25, Eyaletler Meclisi için 30’dur. Ülkedeki seçim sistemi de, fazlasıyla İngiliz modelinden esintiler taşımaktadır. Nitekim bu doğrultuda, ülke 543 seçim bölgesine bölünmüş ve çoğunluk sistemine (SMDP) uygun olarak, her bölgeden en fazla oyu alan adayın Parlamento’ya hak kazanması sistemi getirilmiştir.

Başkenti Yeni Delhi şehri olan Hindistan, önemli bir yükselen güç olarak önemli uluslararası kuruluşlara üyedir. Nitekim Birleşmiş Milletler (BM) dışında, Hindistan, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), Asya Kalkınma Bankası, Afrika Kalkınma Bankası, Avustralya Grubu, İngiliz Uluslar Topluluğu, G-15, G-20, G-77, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (İMF), Bağlantısızlar Hareketi gibi kuruluşlara üyedir.[9] Hindistan, 200 milyonu aşkın Müslüman nüfusu nedeniyle -ki Endonezya ve Pakistan’dan sonra dünyanı en çok Müslüman nüfusa sahip ülkesidir- İslam İşbirliği Teşkilatı’na da (eski adıyla İslam Konferansı Örgütü) katılmak istemekte, ancak Pakistan’la tarihsel ve aktüel sorunlar nedeniyle bu üyelik gerçekleştirilememektedir.[10] Hindistan, ayrıca, ABD, Avustralya ve Japonya ile birlikte Dörtlü Güvenlik Diyaloğu-QUAD’ın da bir üyesidir ki, bu durum, ülkenin Batı dünyası ile bağlarını sıkı tutma ve yükselen Çin karşısında güçlenme isteğini göstermektedir.

2024 Hindistan Genel Seçimleri

Hindistan’da Nisan-Mayıs aylarında, yaklaşık 6 hafta sürecek olan genel seçimler yapılacaktır. Ülkenin devasa nüfusu -ki ülkede 600 milyonun üzerinde seçmen bulunmaktadır[11]- ve geniş coğrafyası nedeniyle, genel seçimlerin yapılması bu kadar zahmetli olmakta ve uzun sürmekte, buna karşın Hindistan halkı bu zorluklara göğüs gelerek demokratik seçimleri düzenlemeye devam etmektedirler. Bu yönüyle, Hindistan, tüm zorluklara rağmen demokrasisini sürdüren istisnai bir Doğu ülkesi olarak çok takdir edilmektedir.

Narendra Modi

BJP partisi ile 2014’ten beri ülkeyi yöneten Narendra Modi, bu seçimde de favori aday durumundadır. BJP liderliğinde kurulan Ulusal Demokratik Birlik (Rāṣhṭrīya Jānātāntrik Gaṭhabandhan-NDA) ittifakına önderlik eden Modi, Hindu milliyetçiliği temelinde kutuplaştırıcı bir isim olmasına karşın, ülkedeki halkı son yıllarda birleştirmeyi başarabilmiş en önemli popülist siyasetçidir. Aralık 2023 tarihli güncel anketlere[12] göre, Modi ve partisi BJP’nin kurduğu ittifak, bu seçimden de zaferle ayrılacaktır. Modi ve NDA ittifakının bu seçimlerde yüzde 42-44 civarında bir oy oranına ulaşması ve 300-340 milletvekilliği kazanarak mecliste çoğunluğu sağlaması beklenmektedir. Modi, genel seçimler öncesinde gıda yardımı programının devam ettiğini duyurmuş ve bu şekilde ekonomik açıdan kötü durumda olan kitlelerin oyuna talip olduğunu göstermiştir.[13] Modi, Hindu-Müslüman çatışmasını kültürel açıdan da iyi kullanmaya çalışmış ve kısa süre önce tarihi Babür Camisi'nin (Babri Masjid) yerine inşa edilen Hindu tapınağının açılışını görkemli bir tören ve ayinle gerçekleştirerek, Hindu fanatiklerin desteğini sağlamaya çalışmıştır.[14]

Mallikarjun Kharge

Genel Başkanlığını şimdilerde Mallikarjun Kharge’nin yaptığı Hindistan Ulusal Kongresi’nin başını çektiği ve tam 26 farklı siyasi partiden oluşan[15] Hindistan Ulusal Kalkınma Kapsayıcı İttifakı (Bhāratīya Rāṣhṭrīya Vikāsātmaka Samāveśhī Gaṭhabandhan-I.N.D.I.A.) ise, anketlere göre yüzde 38-40 düzeyinde bir oy ve 160-210 milletvekilliği ile yetinecek ve ana muhalefet konumunu sürdürecektir. Kharge’nin liderliğindeki 26 parti, Bengaluru kentinde yapılan toplantı sonrasında bir ortak bildiri yayınlamış ve bu bildiride şu ifadelere yer vermişlerdir: “Cumhuriyetimizin itibarı, BJP partisi tarafından sistematik saldırı altında ve Hindistan anayasasının temelleri, laik, demokratik, ekonomik egemenlik, toplumsal adalet ve federalizm, metodik ve acımasız bir şekilde sarsılıyor”.[16]

Bu anlamda, iki büyük blok arasında oldukça rekabetçi bir ortamda geçecek gibi gözüken seçimlerde, yine de ibre Başbakan Modi ve popülist sağ ittifakından yanadır. Bu ise, tarihsel süreçte uzun yıllar iktidarda kalan Hindistan Ulusal Kongresi’ne yönelik tepkiler, Hindu kimliğini siyasallaştıran BJP partisinin başarısı ve Modi’nin Hindistan’ı yerellikten çıkarıp küresel bir aktör haline getiren karizmatik liderliğiyle alakalı bir durumdur. Nitekim İngiliz The Guardian gazetesi için durumu değerlendiren Hannah Ellis-Petersen de aynı sonuca ulaşmış ve Modi, partisi ve ittifakının Aralık ayında 3 eyalet seçiminde (Chhattisgarh/Çatisgar, Madhya Pradesh/Madya Pradeş ve Rajasthan/Racastan) gösterdiği üstün başarıya dikkat çekerek, genel seçimi kazanmalarının neredeyse kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır.[17] Bu seçimlerde Hindistan Ulusal Kongresi’nin tek ciddi başarıyı Telangana eyaletinde göstermesi ise Modi’yi seçim öncesinde rahatlatan bir faktör olmuştur.[18] The Economist dergisi ise, bu konuda yaptığı kapsamlı yayınlarda, Modi’nin durdurulamaz olması[19] ama siyasi illiberalizminin ülkesinin ekonomik gelişimini yavaşlatabileceği gibi görüşleri işlemiştir[20].

Sonuç

Sonuç olarak, 21. yüzyıl dünya siyasetinin en önemli aktörlerinden birisi olacak Hindistan, dev nüfusu, yakın gelecekte ABD-Çin ikilisinin ardından küresel liderliğe doğru ilerlemeye başlayacak büyük ve halen gelişmekte olan ekonomisi, birçok farklı ülkede (ABD, Birleşik Krallık vs.) artan diaspora gücü ve Bağlantısızlar Hareketi geleneğinden türeyen kendisine özgü dış politikası ile, bu asırda ABD-Çin rekabetinin belirleyici unsurlarından olacaktır. Hindistan, şimdilik hem Batı (ABD), hem de Doğu ile ilişkilerini iyi tutmaya ve birçok uluslararası kuruluşa üye olmaya gayret ederken, Pakistan ve Çin’le yaşadığı ve güvenlikleşme riskleri de olan siyasal sorunlar, ülkenin önündeki en ciddi meselelerdir. Ülkemizde neredeyse hiç bilinmeyen Hindistan’ı araştırmak ise kuşkusuz gerekli ve önemlidir.

Kapak fotoğrafı (soldan sağa): Başbakan Narendra Modi, Batı Bengal Eyalet Başkanı Mamata Banerjee, Ticaret ve Sanayi Bakanı Anupriya Patel ve anamuhalefet Hindistan Ulusal Kongresi partisinin lideri Sonia Gandhi.

Kaynak: https://news.abplive.com/elections/lok-sabha-elections-2024-india-26-vs-nda-38-what-are-the-parties-strength-in-lok-sabha-full-list-1616942

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Şu yazıdan özetlenmiştir; Ozan Örmeci (2014), “Siyasal Sistemler: Hindistan”, Uluslararası Politika Akademisi, 15.12.2014, Erişim Tarihi: 22.01.2024, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/2014/12/15/siyasal-sistemler-hindistan/.

[2] https://www.bbc.com/news/world-asia-india-65322706.

[3] https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/india/#people-and-society.

[4] https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database/2023/October/weo-report.

[5] https://www.imf.org/external/datamapper/NGDPDPC@WEO/OEMDC/ADVEC/WEOWORLD.

[6] https://www.undp.org/india/press-releases/india-ranks-132-human-development-index-global-development-stalls.

[7] https://www.worldometers.info/geography/largest-countries-in-the-world/.

[8] Bilgiler buradan özetlenmiştir, bakınız; Patrick H. O’Neil & Karl Field & Don Share (2010), Cases in Comparative Politics (third edition), W. W. Norton & Company, ss. 327-367.

[9] https://www.jagranjosh.com/general-knowledge/list-of-international-organisations-in-which-india-is-a-member-1586441817-1.

[10] https://timesofindia.indiatimes.com/india/why-is-india-not-an-oic-member/articleshow/90397984.cms?from=mdr.

[11] https://www.iiss.org/sv/events/2023/062/india-towards-the-next-general-election-in-2024/.

[12] Bakınız; https://news.abplive.com/news/india/abp-cvoter-lok-sabha-elections-2024-opinion-poll-bjp-india-opposition-alliance-seats-narendra-modi-congress-news-1652373; https://www.timesnowhindi.com/india/times-now-navbharat-etg-opinion-poll-who-will-win-fight-of-lok-sabha-polls-2024-know-full-details-article-105966010.

[13] https://www.indyturk.com/node/688801/d%C3%BCnya/modi-2024-se%C3%A7imlerine-yoksullara-destek-ve-hindu-milliyet%C3%A7i%C4%9Fini-canland%C4%B1rarak.

[14] https://tr.euronews.com/2024/01/22/babur-camisi-hindu-tapinagina-cevrildi-acilisi-basbakan-modi-secim-oncesi-yapti.

[15] https://www.haberturk.com/hindistan-da-26-parti-2024-genel-secimleri-nde-modi-nin-karsisina-cikmak-icin-birlesti-3608178.

[16] https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/hindistanda-26-parti-2024-genel-secimlerinde-modinin-karsisina-cikmak-icin-birlesti-2100600.

[17] https://www.theguardian.com/world/2023/dec/31/bjp-modi-india-general-election-2024.

[18] https://carnegieendowment.org/2023/12/07/decoding-india-s-2024-election-contest-pub-91178.

[19] https://www.economist.com/briefing/2024/01/18/narendra-modis-electoral-juggernaut-looks-unstoppable.

[20] https://www.economist.com/leaders/2024/01/18/narendra-modis-illiberalism-may-imperil-indias-economic-progress.


19 Ocak 2024 Cuma

Chi Ci Talks: Doç. Dr. Ozan Örmeci (Ocak 2024)

 

UPA yazarı ve dünya gezgini Çiğdem Yorgancıoğlu, Chi Ci Talks adlı programı kapsamında diplomat, bilim insanları, hukukçular, özel sektör çalışanları, sporcular, sanatçılar, fikir üreticileri, mucitler ve sosyal sorumluluk projesi profesyonelleri gibi alanında uzman olup multi-disipliner çalışarak merak duygusunu diri tutan ve topluma değer katan değerli insanlar ve kurum temsilcileri ile söyleşiler yapmaktadır. Chi Ci Talks söyleşileri, eğitimi, okumayı, bilimi, araştırmayı ve öğrenmeyi teşvik etmekte, tüketmekten ziyade üretmeyi, onarmayı, inşa etmeyi ve yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır.

Doç. Dr. Ozan Örmeci-Çiğdem Yorgancıoğlu (17.01.2024, İstanbul Aydın Üniversitesi)

Çiğdem Yorgancıoğlu'nun 17 Ocak 2024 tarihindeki Chi Ci Talks konuğu ise, İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) bölümü öğretim üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci idi. Söyleşi kapsamında, Doç. Dr. Ozan Örmeci’nin Peter Lang basımı yeni kitabı 2023 Turkish Elections In All Aspects’in yanı sıra, küresel ölçekte gelişen yeni trendler ve ekonomik kalkınma fırsatları, güvenlik politikaları ve terörle mücadele, jeopolitik gerilimler, yeni bölgesel ittifaklar, 2023-2024 Türkiye seçimlerinde iktidar ve muhalefetin medya söylem farklılıkları, 2024 İstanbul yerel seçimleri, Türkiye'deki yükseköğretim sistemi ve Türk-Amerikan ilişkileri gibi farklı konular ele alındı. Aşağıdaki linkten bu söyleşiyi izleyebilirsiniz. 

2024 Endonezya Başkanlık ve Parlamento Seçimleri

 

Giriş

Güneydoğu Asya ve Okyanusya’nın en önemli devletlerinden birisi olan Endonezya’da, 2024 Başkanlık ve parlamento seçimleri heyecanı yaşanıyor. 14 Şubat tarihinde yapılacak olan seçimlerde, ülkeyi 5 yıl süreyle yönetecek yeni Devlet Başkanı ve aynı zamanda 575 üyeli Parlamento (Dewan) üyeleri/milletvekilleri seçilecektir. Bu yazıda, 2024 Endonezya seçimlerini mercek altına alacağım.

Endonezya Hakkında Genel Bilgiler

Hint ve Pasifik Okyanusları arasında, Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da toprakları bulunan bir ülke olan Endonezya, toplam 17.000’den fazla adadan oluşmaktadır ve dünyanın en büyük ada ülkesi durumundadır -ki bu adalar arasında en büyüğü de Sumatra’dır-. 1.904.569 km²’lik yüzölçümüyle dünyada coğrafi büyüklük konusunda 15. sırada olan Endonezya[1], 279,5 milyonluk nüfusuyla da dünyanın en kalabalık dördüncü (Hindistan, Çin ve ABD’den sonra) ülkesidir[2]. Endonezya nüfusunun yüzde 87’si Müslümanlardan, yüzde 7’si Protestan Hıristiyanlardan, yüzde 3’ü Katolik Hıristiyanlardan, yaklaşık yüzde 2’si Hindulardan ve yüzde 1’i de Budist ve Konfüçyüs inancına mensup kişilerden oluşmaktadır.[3] Etnik kökenler açısından bakıldığında ise; nüfusun yüzde 40’ı Java veya Cavalardan, yüzde 15,5’i Sundalardan, yüzde 3,7’si Malaylardan, yüzde 3,6’sı Bataklardan yüzde 3’ü Maduralardan, yüzde 2,9’u Betavilerden, yüzde 2,7’si Minangkabaulardan, yine yüzde 2,7’si Bugislerden oluşmaktadır.[4] Ülkenin başkenti Cakarta şehridir. Endonezce olarak bilinen ülkenin resmi dili ise, yerel dillerden Bahasia dilidir.[5] Buna karşın, ülkede İngilizce konuşma oranı hayli yüksektir.

Endonezya haritası

2022 Dünya Bankası verilerine göre 1,319 trilyon dolarlık ekonomisiyle dünyanın en büyük 16. ekonomisi olan Endonezya[6], kişi başına düşen yaklaşık 4.800 dolarlık gayrisafi milli hasıla ile orta gelir seviyesinin bile ardında kalan oldukça fakir bir devlettir[7]. Freedom House’a göre 58 puanla “kısmen özgür” (partly free) statüsünde olan Endonezya, bu yönüyle 32 puanda kalan ve “özgür değil” (not free) kategorisinde değerlendirilen Türkiye’den epey önde ve Müslüman devletler arasında iyi bir konumdadır.[8] Dünyada 50 Müslüman devleti arasında sadece 7 demokrasinin olduğu düşünüldüğünde (Arnavutluk, Burkina Faso, Endonezya, Kosova, Senegal, Sierra Leone, Tunus), Endonezya’nın önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.[9] Ayrıca, Endonezya, insani gelişmişlik endeksinde de “high” yani yüksek performanslı ülkeler arasında gösterilmektedir.[10]

Endonezya, birçok uluslararası kuruluşa üye bir devlettir. Bunlar arasında kayda değer olanlar; Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Ticaret Örgütü, İslam İşbirliği Teşkilatı, G-15, G-20, Bağlantısızlar Hareketi, D-8, ASEAN ve G-77+ Çin Grubu’dur.[11] Ülkenin yükselen profili nedeniyle, Amerikalı analist Cliff Kupchan, Endonezya’yı Türkiye, Brezilya, Hindistan, Suudi Arabistan ve Güney Afrika ile birlikte 21. yüzyıl dünya siyasetine yön verecek 6 sarkaç devletten (swing states) biri olarak değerlendirmiştir.[12] Endonezya’nın dış politikasında kalkınma, bölgesel ve iç istikrarın korunması ve toprak bütünlüğü en temel üç değer olarak açıklanmaktadır.[13] Bu bağlamda, ülke, kutuplaşmalara karşı ve daha çok kendi iç güvenliği, iç istikrarı ve ekonomik gelişimiyle ilgilenen bir devlet olarak nitelendirilebilir.

Endonezya’nın dış ticaret rakamlarına bakıldığında ise, 2021 yılı itibariyle ülkenin en büyük dış ticaret ortağı Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Çin, Endonezya’nın toplam ihracatının yüzde 23,2’ine, toplam ithalatının ise yüzde 28,7’sine kaynaklık etmektedir.[14] Çin’in ardından Endonezya’nın en büyük dış ticaret ortağı ise Amerika Birleşik Devletleri’dir (ABD). Bu anlamda, Endonezya, ticari olarak Çin’e daha yakın ama ABD’nin de etki alanında olan bir devlettir. Cakarta’nın diğer önemli ticaret ortakları ise; Japonya, Singapur, Malezya, Hindistan, Güney Kore, Tayland, Avustralya ve Tayvan’dır.[15] Endonezya’nın en önemli ihracat metaları ise; palmiye yağı ve kömür ve kömür ürünleridir. İthalatta ise petrol ön plana çıkmaktadır. Endonezya, bu ekonomik tablosuyla, dış politikadaki üçüncü dünyacı ve kutuplaşmalara karşı çizgisine paralel olarak, hem ABD, hem de Çin’le yakın ilişkiler geliştirebilen bir devlet hüviyetindedir.

Endonezya’nın Kısa Tarihi

16. yüzyıldan itibaren uzun asırlar boyunca Portekiz ve Hollanda’nın sömürgesi olarak kalan, fakat Hollanda’dan bağımsızlığını 1945 yılında kazanarak 1950 yılında Birleşmiş Milletler (BM) üyesi bir devlet haline gelen Endonezya[16], Cumhuriyet rejimiyle yönetilmektedir. Ülkenin kurucu lideri olan Sukarno, koloni yönetimine karşı gösterdiği direnişle sivrilmiş ve 1945-1967 döneminde ülkesinin Devlet Başkanı olarak kalmıştır. Sukarno, bir anlamda Endonezya’nın Atatürk’ü olarak ülkesini modernleştirmeye ve ulusal birliğini sağlamaya çalışmıştır. Endonezya’nın kurucu felsefesine “Pancasila” yani “beş ilke” denilmektedir. Bu ilkeler şunlardır; (1) Tanrı inancı, (2) İnsani yaklaşım, (3) Endonezya’nın ulusal birliği, (4) Demokrasi ve (5) Sosyal adalet.[17] İslamcı gruplar, ülkenin kuruluş döneminde Müslümanlara Şeriat hukuku uygulanması konusunda ısrar etseler de, bu konuda başarılı olamamışlar ve ilerleyen yıllarda da ülkenin yalnızca küçük bir bölgesinde Şeriat uygulamasını hayata geçirebilmiştir.

1968-1998 döneminde ise ülkeyi tam 30 yıl boyunca yöneten asker kökenli devlet adamı General Suharto ise, Sukarno sonrasında Endonezya’ya damgasını vurmuştur. Ülkeyi askeri diktatörlük tarzı bir yönetimle idare eden Suharto’nun ardından ise, ülkede görece demokratikleşme dönemi başlamıştır. 2001 yılında özerklik elde eden Sumatra Adası’nın kuzey ucunda bulunan 5 milyon nüfusa sahip Açe bölgesi ise, Şeriat hukuku ile yönetilmesi bakımından Endonezya’nın geri kalanından farklılık göstermektedir.[18] Ancak Endonezya’nın genelinde seküler devlet sistemi hakimdir ve anayasada bu konuda özel bir madde (laiklik) olmasa da, devletin siyasi sistemi ve hukuk düzeni laik temelde -Açe dışında- uygulanmaktadır.[19]

Başkanlık sistemiyle yönetilen Endonezya’da, 1945 tarihli anayasada 1998-2002 döneminde yapılan değişikliklerin ardından, 2004 yılında ilk kez halk oyuyla Devlet Başkanı seçilmiştir. Bu seçimi kazanan Susilo Bambang Yudhoyono, ülkenin halk oyuyla seçilen ilk, toplamda ise 6. Başkanı olmuştur. Yudhoyono öncesindeki Başkanlar ise, 1945-1967 döneminde görev yapan Kurucu Devlet Başkanı Sukarno, 1968-1998 döneminde 30 yıl ülkeyi demir yumrukla yöneten Suharto, 1998-1999 döneminde bir buçuk yıl Başkanlık yapan B. J. Habibie, 1999-2001 döneminde görevde kalan ve bu tarihte parlamento tarafından azledilerek Başkanlıktan ayrılan Abdurrahman Wahid ve 2001-2004 döneminde iş başında kalan ülkenin ilk kadın Devlet Başkanı olan Megawati Sukarnoputri’dir. 2004 yılında ilk kez halk oyuyla seçilen Susilo Bambang Yudhoyono, 2009 yılında tekrar seçilmiştir. 2014 ve 2019 seçimlerinde ise, iki dönem üst üste seçilen ve görev yapan Joko Widodo, ülkenin yedinci Devlet Başkanı olmuştur.

2024 Seçimleri

Endonezya anayasası uyarınca, Başkanlık seçimi doğrudan halk oyuyla yapılmasına karşın, Başkan adaylarının aday gösterilmesi hususunda siyasal partilerin büyük önemi bulunmaktadır. Şöyle ki, Başkan adayları, bir önceki seçimde parlamentoda en az yüzde 20 milletvekilliği kazanmış veya en az yüzde 25 oy almış adaylar siyasal partiler/ittifaklar tarafından aday gösterilebilmektedir.[20] 5 yıl süreyle seçilen Başkan, 38 Bakanı seçerek görev yapmakta ve yürütme erkini üstlenmektedir. İlk turda hiçbir aday yüzde 50+1 oya ulaşamazsa, en çok oyu alan iki aday arasında ikinci tur seçimi yapılmaktadır. 575 koltukluk meclis için ise, toplam 80 farklı seçim bölgesinde nispi temsil (PR) yöntemiyle seçim düzenlenmektedir. Ülke genelinde yüzde 4’lük bir seçim barajı uygulaması da mevcuttur.

General Prabowo Subianto

Endonezya’da, 14 Şubat’ta yapılacak seçim için aday olan üç Başkan adayı vardır. Güncel anketlerde yüzde 50-52 desteği gözüken[21] ve bu nedenle seçilmesi beklenen favori aday Prabowo Subianto’dur. 1951 doğumlu Subianto, 2019’dan beri Endonezya Savunma Bakanı olarak görev yapan bilindik bir siyasetçidir. 2008 yılından beri kendisinin kurduğu milliyetçi ve sağ popülist Gerindra Partisi’nde (Büyük Endonezya Hareketi Partisi) siyaset yapan Subianto, asker kökenli ve uzun yıllar Özel Kuvvetleri yönetmiş bir devlet adamıdır. “General” lakabıyla tanınan Subianto, aristokrat bir aileden gelmektedir ve eski Devlet Başkanı Suharto’nun kızlarından biriyle evlidir. İdam cezasına özel bazı durumlarda destek veren Prabowo Subianto, geçmişte uyguladığı sert yöntemler ve insan hakları ihlalleri nedeniyle ABD’ye girmesi yasaklanmış sert bir isimdir.[22] Subianto, 2014’te de Başkan adayı olmuş ama Joko Widodo’ya mağlup olmuştur.[23] 2019’da bir adaya aday olan Subianto, yine Widodo’ya geçilmiş ve Başkan seçilememiştir.[24] Prabowo Subianto, Widodo’nun iki dönem süresinin dolmasıyla, şimdi Başkan olmak için kolları sıvamış durumdadır.

Ganjar Pranowo

Anketlerde oy oranı yüzde 20-25 düzeyinde değişen bir diğer iddialı olabilecek aday ise 1968 doğumlu Ganjar Pranowo’dur. 2013-2023 döneminde Java (Cava) eyaleti Valisi olarak görev yapan Pranowo, PDI-P (Endonezya Demokratik Mücadele Partisi) adlı merkez partinin üyesidir. Pranowo, 2004-2013 döneminde milletvekilliği de yapmış siyasi tecrübesi yüksek bir kişidir. Pranowo'nun Çin'e yakın bir siyasetçi olduğu yönünde çeşitli eleştiriler de mevcuttur. 

Anies Baswedan

Anketlerde destek düzeyi yüzde 20-25 düzeyinde gezinen bir diğer aday ise 1969 doğumlu akademisyen ve siyasetçi Anies Baswedan’dır. 2017-2022 döneminde başkent Cakarta’nın Valisi olan Baswedan, siyasete girmeden önce Endonezyalı ünlü din alimi Cak Nur’un kurduğu Paramadina Üniversitesi’nde Rektörlük yapmış bir İktisat Profesörüdür. Rektörlüğü sonrasında Devlet Başkanı Joko Widodo tarafından Kültür ve Eğitim Bakanı olarak atanan Baswedan, 2014-2016 döneminde Bakan olarak görev yapmıştır. Bağımsız aday olarak seçime giren Baswedan, ABD deneyimi olan önemli bir isim olmasına karşın, bu seçimden zaferle ayrılması beklenmemektedir.

Bölge uzmanı Muhammad Zulfikar Rakhmat’a göre, üç iddialı aday arasında Çin’e en yakın olan Başkan adayı Ganjar Pranowo’dur.[25] Ancak Rahmat’a göre, General Prabowo Subianto da Joko Widodo döneminde Çin’le geliştirilen yakın ilişkileri sürdürmek isteyecektir. Zira daha önce ifade edildiği gibi, Endonezya için öncelikli siyasi hedef kalkınmadır. Lakin Prabowo, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki iddialarını uluslararası hukuka aykırı bulmakta ve bunları aşmak için bağımsız ve bağlantısız bir dış politika çizgisiyle çözüm elde etmeyi ummaktadır. Endonezya ile Çin arasında bu bölgedeki temel mesele ise, Natuna Adaları’dır.[26] 2019-2023 döneminde Savunma Bakanı olarak Çinli muhataplarıyla sık sık görüşen Prabowo, 2+2 Çin-Endonezya Forumu’nun kurulmasına öncülük etmiş ve iki ülke arasında “kapsamlı stratejik ortaklık” kurulması yönündeki isteğini belirtmiştir.[27] Anies Baswedan ise, adaylar arasında en Batı (ABD) yanlısı kişi gibi gözükmekte ve özel olarak Çin karşıtı bir söylemi olmasa da, daha çok Batılı ülkelerle siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmek istemektedir. Bu bağlamda, ülkenin tanınmış gazetecisi Wahyu Dhyatmika’ya göre, Baswedan’ın Başkan seçilmesi durumunda Çin’le başlatılan kapsamlı ekonomik projeler durdurulabilir.[28]

Parlamento seçimlerine bakıldığında ise, 128 milletvekilliği ise şu an parlamentodaki en güçlü parti olan PDI-P’nin bu seçimde üstünlüğü General Prabowo Subianto’nun milliyetçi partisi Gerindra’ya kaptırması beklenmektedir.[29] Ancak iki partinin oy oranları yakın olacak (yüzde 20’nin biraz üstü ve biraz altı) gibi gözükmektedir. Ayrıca Golkar ve Demokrat Parti’nin de (PD) çok sayıda milletvekilliği kazanması olasıdır.

Sonuç

Sonuç olarak, Endonezya’da son yıllara damgasını vuran Joko Widodo’nun ardından, 2024 Başkanlık ve parlamento seçimleri, ülkenin yeni lideri ve siyasi dengelerini belirlemesi bakımından önemli olacaktır. Anketler hatalı değilse, General Prabowo Subianto, iki sefer yaşadığı hüsranın ardından bu defa Başkanlığa uzanacak ve milliyetçi partisi Gerindra da parlamentoda çoğunluğu elde edecektir. Endonezya’nın küresel siyaset açısından önemi ise, coğrafi konumu nedeniyle ABD-Çin rekabeti bağlamında önem kazanan devletin Pekin ve Washington’la ilişkilerini nasıl sürdürmek isteyeceğidir. Kalkınmayı öncelikli hedef olarak belirleyen Cakarta için Çin’le ilişkiler ekonomik olarak önemliyse de, hem bu ülkeyle yaşanan Natuna Adaları sorununun derinleşmesi riski, hem de ABD’nin bu bölgeye AUKUS gibi paktlarla girmeye başlaması, bu konudaki kriz potansiyelini de ortaya koymaktadır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

DİPNOTLAR

[1] https://www.worldometers.info/geography/largest-countries-in-the-world/.

[2] https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/indonesia/#people-and-society; https://www.worldometers.info/world-population/population-by-country/.

[3] https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/indonesia/#people-and-society.

[4] https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-endonezya/#:~:text=%40%20Java%2C%20%15%20Sunda,b%C3%BCy%C3%BCk%20%C3%A7o%C4%9Funlu%C4%9Fu%20yerel%20etnik%20gruplard%C4%B1r.)&text=Tropikal%20iklim%20g%C3%B6r%C3%BCl%C3%BCr.

[5] https://gezimanya.com/endonezya/endonezyada-konusulan-diller.

[6] https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.MKTP.CD?most_recent_value_desc=true&year_high_desc=true.

[7] https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.CD?locations=ID.

[8] https://freedomhouse.org/countries/freedom-world/scores.

[9] https://www.institute.global/insights/geopolitics-and-security/ulema-state-alliance-barrier-democracy-and-development-muslim-world.

[10] https://worldpopulationreview.com/country-rankings/hdi-by-country.

[11] https://kemlu.go.id/portal/en/list/halaman_list_lainnya/95/membership-and-decision-making.

[12] https://foreignpolicy.com/2023/06/06/geopolitics-global-south-middle-powers-swing-states-india-brazil-turkey-indonesia-saudi-arabia-south-africa/.

[13] https://kemlu.go.id/washington/en/pages/kebijakan_luar_negeri_ri/716/etc-menu.

[14] https://repository.unescap.org/rest/bitstreams/da2ad285-9266-47b7-a039-14f1098fb58c/retrieve.

[15] https://repository.unescap.org/rest/bitstreams/da2ad285-9266-47b7-a039-14f1098fb58c/retrieve.

[16] https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2020/646149/EPRS_BRI(2020)646149_EN.pdf.

[17] https://kitalararasi.com/2021/10/06/islam-dunyasinda-reform-endonezya-turkiyenin-yapamadigina-talip-ahmet-kuru/.

[18] https://tr.euronews.com/2021/08/20/seriat-ile-yonetilen-ulkeler-hangileri-ve-aralar-ndaki-farklar-ne.

[19] https://www.institute.global/insights/geopolitics-and-security/ulema-state-alliance-barrier-democracy-and-development-muslim-world.

[20] https://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/BRIE/2020/646149/EPRS_BRI(2020)646149_EN.pdf.

[21] Bakınız; https://www.cnbcindonesia.com/news/20240117000354-4-506416/hasil-11-survei-terbaru-pilpres-2024-anies-vs-prabowo-vs-ganjar; https://www.cnbcindonesia.com/news/20240117101143-4-506499/hasil-survei-terbaru-capres-2024-anies-vs-prabowo-vs-ganjar.

[22] https://www.smh.com.au/world/prabowo-subianto-opens-up-on-jakarta-elections-and-the-2019-presidency-20170505-gvz52o.html.

[23] https://web.archive.org/web/20141020050428/http://www.indonesianews.net/index.php/sid/224021039/scat/f9295dc05093c851/ht/Jakarta-governor-Widodo-wins-Indonesian-presidential-election.

[24] https://www.thejakartapost.com/news/2019/05/21/kpu-names-jokowi-winner-of-election.html.

[25] https://www.voanews.com/a/indonesian-candidates-differ-on-solutions-for-south-china-sea-disputes/7437824.html.

[26] https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/guney-cin-denizinde-yeni-kriz-natuna-adalari/597003.

[27] https://en.tempo.co/read/1733532/indonesia-china-discuss-improving-defense-cooperation.

[28] https://www.voanews.com/a/indonesian-candidates-differ-on-solutions-for-south-china-sea-disputes/7437824.html.

[29] Bakınız; https://news.detik.com/pemilu/d-7142529/survei-spin-8-parpol-lewati-ambang-batas-masuk-dpr-psi-3-8; https://news.detik.com/pemilu/d-7144310/survei-ips-gerindra-22-1-pdip-18-8-golkar-9-8.

18 Ocak 2024 Perşembe

Ünlü Fransız Düşünür Emmanuel Todd'dan Batı Dünyasının Geleceğine Dair Fikirler

Giriş

1951 doğumlu Fransız tarihçi, antropolog, demograf, sosyolog ve siyaset bilimci Emmanuel Todd, sosyal bilimlerin neredeyse her dalıyla yakından ilgilenmiş ve kendi içerisinde tutarlı özgün teoriler geliştirmiş önemli bir bilim insanıdır. Yıllardır Paris merkezli Ulusal Nüfus Etütleri Enstitüsü-INED'de çalışan ve Annales tarih ekolünü devam ettiren Sovyetler Birliği’nin yıkılacağını yıllar öncesinden (1976) öngörmesinin yanı sıra (çocuk ölüm oranlarına dayalı olarak), aile yapısı kavramını merkeze alarak geliştirdiği sosyal teorilerle politik tartışmaları ve jeopolitik olayları çok farklı açılardan yorumlayabilen son derece ilginç bir bilim insanıdır. Todd, son dönemde Batı dünyasının geleceğiyle ilgili karamsar öngörülerde bulunmakta ve bu konuda çok sayıda röportaj vermektedir. Bu yazıda, bu röportajlardan yola çıkarak yazarın gelecek öngörüleri değerlendirilecektir.

La Défaite de l'Occident (Batı'nın Yenilgisi)

Batı'nın Çöküşü Mü?

1976 tarihli La Chute finale : Essai sur la décomposition de la sphère soviétique (Son Çöküş: Sovyet Bölgesinin Dağılması) adlı eserinde Sovyetler Birliği'nin yıkılacağını öngören ve şekilde büyük bir şöhrete kavuşan Emmanuel Todd, günümüzde ise Batı dünyasının geleceğine dair karamsar fikirler ortaya atmaktadır. Todd, bu fikirlerini La Défaite de l'Occident (Batı'nın Yenilgisi) adlı yeni eserinde de açıklamaya çalışmıştır. Öncelikle, Ukrayna'nın topraklarını işgal eden Rusya'ya karşı direnerek bir zafer elde edebilmesi konusunda son derece karamsar olan Todd, Batılı ülkelerin günümüzde liberal demokrasiden ziyade liberal oligarşi niteliğinde olduklarını, buna karşın Rusya'nın otoriter bir demokrasi karakteristiği gösterdiğini iddia etmektedir. Bu görüşleriyle Batı dünyasında daha ziyade "Rusya yanlısı Fransız entelektüel" olarak eleştirilen Todd, Batılı ülkelerin ABD'nin silah zoruyla İkinci Dünya Savaşı sonrasında bir düzene sokulduklarını, ancak bu düzenin ve değerlerinin son yıllarda ahlaki olarak çöktüğünü iddia etmektedir.

Sud Radio adlı radyo kanalında geçtiğimiz gün katıldığı yayında, Emmanuel Todd, öncelikle, Batılı ülkelerin şirketlerini Asya ülkelerini taşımasına benzer şekilde, Ukrayna Savaşı'nda Ukrayna'yı büyük bir cephaneliğe çevirip, ancak kendisi savaşa dahil olmayarak farklı bir politika izlediğini, ancak Ukrayna'ya verilen askeri destek ve Rusya'ya uygulanan ekonomik yaptırımlarla yıkılması beklenen Moskova'nın savaşta mağlup edilemediğini belirtmektedir. Tam tersine, ABD ve NATO'nun Rusya-Ukrayna Savaşı'nda mağlup edildiğini iddia eden Todd, buna gerekçe olarak da Ukrayna Ordusu'na artık yeterli askeri desteğin verilememesini göstermektedir. Daha sonra "Batı" kavramını sorgulayan Todd, Batılı ülkeleri, tarihsel süreçte liberal demokrasiyi ve onun değerlerini yaratan ABD, Fransa ve Birleşik Krallık (İngiltere) gibi ülkeler ve liberal değerlerden ziyade farklı türde modernleşme modelleri yaratan Almanya ve İtalya gibi diğer Batılı ülkeler olarak kategorize etmektedir. Bu bağlamda, Samuel Huntington'ın "Medeniyetler Çatışması" tezinde öngördüğü gibi bütünleşmiş tek bir Batı medeniyeti olmadığının altını çizen Fransız düşünür, ayrıca din olgusunun da medeniyetin tek kriteri olmadığını ve her ülkede dini kimliğin devlet politikalarına yön veren temel unsur olmadığını vurgulamaktadır.

Daha sonra daha önce de araştırma konusu olan aile yapısı konusuna odaklanan Todd, birçok Batılı ülkede ataerkil aile düzeninin gelişen kadın hakları, feminizm söylemleri ve LGBT hakları nedeniyle bozulduğunu ve bunun toplumsal değerlerin korunması bağlamında çeşitli sorunlara yol açtığına işaret etmektedir. Bu bağlamda, Batı'nın tarihsel olarak yükselişini Max Weber'in ünlü eserine (Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu) atıfla Martin Luther'in başlattığı Reformasyon hareketinin yol açtığı Protestanlık mezhebinin Avrupa kültürüne hâkim olmasıyla açıklayan Todd, Fransa gibi Katolik nüfusu yoğun ülkelerin ise laikleşerek ve Protestan ülkeleriyle eklemlenerek bu süreçte gelişebildiklerini düşünmektedir. Bu bağlamda, yazar, Batılı ülkelerde halkların üreticiden ziyade tüketici pozisyonuna dönüşmelerine de eleştirel yaklaşmaktadır. Bunun, Batılı ülkeleri Batı-dışı ülkelere bağımlı hale getiren bir süreç olduğuna değinen Todd, bu doğrultuda COVID-19 pandemisi döneminde Avrupa'da halkların Çin'de veya Türkiye'de üretilen maskeleri beklemesini görüşlerine somut bir örnek olarak göstermektedir. Bu sürecin Batılı ülkeleri kırılgan hale getirdiğini ifade eden Todd, ayrıca dinin etkisinin azalması ve eşcinsel evlilikleri gibi konularda da Batılı toplumların yaşadığı hızlı dönüşüme dikkat çekmekte, ancak kendisinin bir ahlak rehberi değil, istatistikçi olduğunun altını çizmektedir.

Emmanuel Todd, konuşmasının son bölümünde, Batı dünyasında son dönemde Ukrayna işgali nedeniyle başlayan Rusofobinin rasyonel düşünce altyapısını bozduğunu vurgulamakta ve kendisinin Rus düşmanı/karşıtı (Rusofob) olmadığının altını çizmektedir. Rusya'yı anlamaya çalışan ve Moskova'nın savaşı kaybetmeyeceğine yönelik görüşleri/öngörüleri nedeniyle kendisine tepki gösterilmesini de eleştiren Todd, kendisinin yeni bir Snowden olmadığını ve tam anlamıyla bir Batılı olduğunu da sözlerine eklemektedir. Ayrıca Batı dünyasının Ukrayna Savaşı nedeniyle uyguladığı Rusya karşıtı tavrın dünya genelinde azınlıkta kaldığını yazan Fransız yazar, bazı değerlerin savunulmasını haklı bulmakla birlikte, Ukrayna konusunda krizi provoke edenin Batılı ülkeler olduğunu iddia etmektedir. Bu noktada, yazar, ilginç bir iddia da ortaya atmakta ve zaten kadın hakları konusunda ileri düzeyde olan Batılı ülkelerde gelişen Feminizm akımının evrensel olmadığı ve dünyanın geri kalan ataerkil bölümünde bir anlam teşkil etmediği tespitini yapmaktadır. 

Sonuç

Emmanuel Todd, özgün ve ilginç fikirleriyle her zaman ciddiye alınması gereken bir Batılı düşünürdür. Bu çalışması ve söylemleriyle de, Todd, yine tartışma yaratmayı başarmıştır. Ancak bu noktada yazarın bazı açılardan fazla karamsar olduğunu ve bu kısaca özetlediğim dekadans tezahüründe Batı'nın güçlü taraflarını ve faziletlerini görmezden geldiğini düşünüyorum. Öncelikle, Rusya'nın Ukrayna'da kazandığı askeri başarıyı vurgulayan Todd, ABD ve NATO'nun askeri gücü tükenmiş gibi bir hava yaratmaktadır ki, ABD'nin askeri gücü, tarihinin en yüksek düzeylerindedir. Benzer şekilde, son dönemde hem ABD-Avrupa Birliği arasında NATO aracılığıyla iyi bir uyum yakalanmış, hem de Avrupa'nın kendi savunmasına yönelik bazı girişimler (PESCO gibi) hız kazanmıştır. Bu bağlamda, yazarın karamsar görüşlerini yenilgiyi kabul eden kesin bir sonuç tespitinden ziyade, tehlikeli bir trende dikkat çeken bir ön uyarı olarak okumak bence daha doğru olacaktır. Daha da önemlisi, Rusya, Ukrayna'da savaşı kazandığı takdirde dahi, hem çok ağır kayıplar vererek savaştan yıpranmış çıkmış olacak, hem de savaşın olumsuz etkileri savaş bitince hemen anlaşılmayacaktır. Hatırlanacak olursa, ABD Ordusu da Irak'ta askeri açıdan zafere kısa sürede ulaşmış, ancak sonrasında bu ülkeyi yönetmekte ciddi zorluklarla karşılaşmıştı. Arasına kan giren toplulukların rehabilitasyon süreçlerinin en az bir veya birkaç nesil sürdüğü düşünülürse, Ukrayna'yı daha nötr bir ülke haline getirse bile, Ukraynalıların Rusya'ya yönelik husumetleri hemen bitmeyecek ve Rusya'nın bölgedeki ağırlığını sürdürmesi kolay olmayacaktır. Dahası, Rusya'nın bu tavrından çekinen bölge ülkeleri, artık güvenlik konusunda Moskova'ya daha az güvenecek ve alternatif girişimlerini hızlandıracaklardır. Rusya'nın Putin gibi güçlü ve karizmatik bir liderin yokluğunu ilerleyen yıllarda nasıl gidereceği de Moskova açısından bir diğer ciddi mesele olacaktır. 

Bunlara ek olarak, Batı'nın ekonomik gücünü koruması halinde askeri ve diğer alanlarda da güçlenmesi halen mümkündür ki, Batılı ülkelerin en yoğun göç alan ülkeler olduğu da düşünüldüğünde, Avrupa ülkeleri veya ABD'nin askeri alanda bir zafiyet yaşaması (asker bulmakta zorlanması vs.) gerçekçi bir ihtimal değildir. Ancak adeta Donald Trump'ın Batı'nın kalbi olan ABD'de iktidara dönüşünün sinyallerini veren uyarılar yapan Todd'un haklı olduğu bir unsur, hakikaten de Batı'nın ekonomik ağırlığının küresel ekonomide azalması ve dev Asya ekonomileri (Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore vs.) sayesinde, artık küresel ticaretin merkezinin Asya'ya kaymış olmasıdır. Bu, elbette ABD ve özellikle Avrupa için ciddi bir sorun olmakla birlikte, Batı'nın görece düşüşünü çöküş olarak değerlendirmek için kanımca henüz elde yeterince veri yoktur ve dahası, birçok veri, Batı'nın halen büyük gücünü ortaya koymaktadır. Son olarak, Batılı özgürlük değerleri de, yeri geldiğinde bir dezavantaj değil, avantaj unsuru haline gelebilir. Zira nesiller değişmekte ve değişen nesillerle birlikte değerler de farklılaşmaktadır. Evrensellik iddiasında olan ve tüm dünya çapında geniş bir alana uzanan Batılı ülkeler, bu nedenle her zaman son tahlilde baskıcı otoriter rejimlere karşı daha avantajlıdırlar. Ancak elbette, Todd'un söylediği gibi, Rusya'nın politikalarına eleştirel gözle bakma ile Rusofobi arasında kalınca bir çizgi vardır ki, yazarın da belirttiği gibi, son dönemde bu konuda Batı dünyasında toptancı yaklaşımların olması (sporcuların, sanatçıların, bilim insanlarının hedef alınması vs.), çok hatalı bir eğilimdir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

16 Ocak 2024 Salı

Türkiye’de Yükseköğretim Sektörü Üzerine Bazı İstatistikler ve Düşünceler


Türkiye, halen gelişmekte olan bir devlet olarak yükseköğretim sektörüne büyük önem vermekte ve yatırım yapmaktadır. Bu bağlamda, 2002’den beri ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti/AKP) iktidarı da, özellikle bu alanda yaptığı yenilik ve ataklarla uluslararası kamuoyunda adından söz ettirmeyi başarmış ve ülkemize önemli hizmetler yapmıştır. Bu önemli çabalara karşın, yükseköğretim sektörünün ciddi sorunlarının olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu yazıda, Türkiye’de yükseköğretim sektörünün durumuna dair bazı verileri paylaşarak, bu konudaki görüşlerimi açıklayacağım.

Türkiye’de mevcut yükseköğretim kurumlarının sayısı 208’i bulmuştur. Bunlardan 129 tanesi devlet üniversitesi (11 teknik üniversite, 2 güzel sanatlar üniversitesi ve 1 yüksek teknoloji enstitüsünün yanı sıra Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi, Polis Akademisi ve Milli Savunma Üniversitesi), 75 tanesi vakıf üniversitesi ve 4 tanesi de vakıf meslek yüksekokulu statüsündedir.[1]

Yükseköğretim kurumları açısından en gelişmiş şehir, nüfusun da etkisiyle İstanbul’dur. İstanbul’da toplam 13 devlet üniversitesi, 44 de vakıf üniversitesi yani toplamda 57 üniversite bulunmaktadır. İstanbul’un ardından gelen başkent Ankara’da ise 10’u devlet, 13’ü vakıf olmak üzere toplam 23 yükseköğretim kurumu bulunmaktadır. Üçüncü sıradaki İzmir’de ise 6’sı devlet, 3’ü vakıf olmak üzere toplam 9 üniversite vardır. Diğer şehirlerimizden önemli üniversiter yapılanması olanlar ise; 3 devlet, 2 vakıf üniversitesi olan Konya, 3 devlet, 1 vakıf üniversitesine sahip Kayseri, 3 devlet üniversitesine ev sahipliği yapan Eskişehir, 2 devlet, 3 vakıf üniversitesi olan Antalya, 2 devlet, 2 de vakıf üniversitesi olan Gaziantep, 2 devlet, 2 vakıf üniversitesi olan Mersin ve 2 devlet ile 1 vakıf üniversitesi bulunan Bursa’dır. Ülkemizde yükseköğretim kurumu bulunmayan ise hiçbir şehir (il) kalmamıştır. Bu üniversitelerden tam 123 tanesi AK Parti iktidarı döneminde (2002-) açılmış olup, bu, partinin İslamcı eleştirilerine karşın modernleşmeci yönünü gösterir niteliktedir.

Türkiye’de toplam 208 yükseköğretim kurumunda 6.950.142 öğrenci ve 184.566 öğretim elemanı bulunmaktadır.[2] 6.950.142 öğrencinin 6.204.078’i devlet üniversitelerinde, 735.433’ü vakıf üniversitelerinde, 10.631’i de vakıf meslek yüksekokullarında eğitim-öğrenim görmektedir. Toplam 184.566 öğretim elemanının 154.981’i devlet üniversitelerinde, 29.338’i vakıf üniversitelerinde, 247’si ise vakıf meslek yüksekokullarında görev yapmaktadır. Öğretim elemanlarının 34.280’i Profesör, 22.462’si Doçent, 44.216’sı Doktor Öğretim Üyesi, 37.039’u Öğretim Görevlisi ve 46.569’u Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktadır.

En büyük üniversiter şehir olan İstanbul’da toplam 802.131 öğrenci eğitim almakta ve 35.034 öğretim üyesi görev yapmaktadır.[3] Başkent Ankara’da 131.572 öğrenci ve 17.615 öğretim üyesi bulunurken, İzmir’de bu rakamlar 173.611 öğrenci ve 8.477 öğretim üyesi düzeyindedir. Dolayısıyla, İstanbul ve İzmir, Ankara’ya kıyasla, çok öğrencisi ve az öğretim üyesi bulunan ihmal edilmiş şehirler görünümündedir. Bu, merkezi hükümet ve Yükseköğretim Kurumu’nun (YÖK) öğrenci-öğretim üyesi dengesi gözetmediğini de net şekilde ortaya koymaktadır. Zira Ankara’da öğrenciye düşen öğretim üyesi oranı yüzde 13,38, İstanbul’da yüzde 4,36 ve İzmir’de ise yüzde 4,88’dir. Bu kadar büyük eşitsizlikler, elbette, merkezi hükümet ve YÖK’ün adil yönetim anlayışına gölge düşürmektedir.

Buna karşın, YÖK’ün başarılı olduğu bir husus, Türkiye’de yükseköğretimi uluslararasılaştırmaktır. Nitekim 2000 yılında Türkiye’de toplam 18.000 kayıtlı uluslararası öğrenci var iken, 2022 yılı itibarıyla, 198 ülkeden gelen 300.000’den fazla uluslararası öğrenci sayısına ulaşılmıştır.[4] Bu, Türkiye’nin yükseköğretimi bir sektör haline getirmeyi ve Türk üniversitelerini dış eğitim pazarlarına açmayı başardığının anlaşılması açısından önemlidir. Ancak genel toplamda, toplam öğrenciler içerisindeki yabancı öğrenci sayısı (şu an yüzde 4 düzeylerinde), gelişmiş ülkelere kıyasla halen çok geridedir.[5] Bu konuda Lüksemburg, Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere, İsviçre, Avusturya ve Kanada gibi yükseköğretimi stratejik ve büyük bir sektör haline getirmeyi başaran başarılı örnekler vardır. Türkiye’nin, Ortadoğu, Türk Cumhuriyetleri, Afrika ve Balkanlar gibi pazarlarda daha etkili olması ve yükseköğretim kurumlarını markalaştırarak eğitim kalitesi ve işgücü koşullarının geliştirilmesi gibi açılımlar yaparak, bu alanda daha da başarılı olması mümkündür. Yükseköğretim, stratejik bir sektördür ve bu alanda yetişen geleceğin profesyonelleri, o ülkeye duydukları sevgi ve sempati sayesinde, gelecekte de ikili siyasi, ekonomik ve toplumsal/kültürel ilişkilerin gelişimine katkıda bulunabilirler. Nitekim bu konuda öncü ülkelerden olan Birleşik Krallık (İngiltere), bu sayede Ortadoğu ülkeleri ve daha birçok ülkenin yeni elitlerini yetiştirerek bir nevi yumuşak güç yöntemleriyle buralardaki gücü ve etkisini korumaya çalışmaktadır.

Bir diğer atılım yapılan alan ise uluslararası endeksli yayınlardır. Nitekim önceki kuşaklarda en düzey bilgi sahibi akademisyenlerde bile uluslararası endeksli yayın sayısı genelde sıfır düzeyindeyken, 2015 yılı itibariyle YÖKAK’ın başlattığı çalışmaların neticesinde, 5 yıl içerisinde bu konuda gözle görülür bir ilerleme sağlanmıştır.[6] Ancak bu konuda yabancı dil eksikliği, Türkiye’nin dış politikasında yaşanan sorunlar, güvenlikçi bakış açısı nedeniyle her görüşün özgürce araştırılamaması gibi kısıtların da etkisiyle, henüz istenilen seviyelere ulaşılamamıştır.

Türkiye, zengin yeraltı kaynaklarına sahip bir ülke değildir. Bu nedenle, petrol ve doğalgaz gibi ihtiyaçlarını neredeyse tamamen ithalatla karşılamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin birçok farklı alanda olduğu gibi, yükseköğretim alanında da sektörleşmeye, profesyonelleşmeye ve planlı bir şekilde kalkınmaya ihtiyacı vardır. Akademide siyasi engellemeler, çalışma koşullarının iyi olmaması ve yalnızca güvenlikçi perspektiflerin kabul görmesi gibi sorunların önüne geçilemezse, Türkiye, bu alanda çok zaman kaybedecektir. Bu ise, kuşkusuz, ülkenin ekonomik olarak yerinde sayması ve entelektüel anlamda da çölleşmesi demektir. Akademi, bilimsel veri ve yöntemlerle desteklendiği sürece her görüşün konuşulabildiği ve tartışılabildiği özgür bir alandır. Üniversitelerin bu şekilde kalması ve daha da gelişmesi ise, Türkiye’yi her açıdan daha güçlü bir devlet yapacaktır. Çünkü en iyi güvenlik anlayışı, rasyonel temellere ve geniş bir uzlaşıya dayalı olarak oluşturulan politikalar temelinde olacaktır. Son olarak, bu konudaki gelişmelerin parti siyasetinin üzerinde ve devlet/toplum temelinde değerlendirilmesi gerekmektedir ki, kısır iç siyasi tartışmalar, bizim büyük hayallerimize engel olmamalıdır. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] https://www.yok.gov.tr/universiteler/universitelerimiz.

[2] https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/2023/yuksekogretimde-yeni-istatistikler.aspx.

[3] https://www.yok.gov.tr/universiteler/universitelerimiz.

[4] https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/2022/yuksekogretimde-uluslararasilasma-ve-turkiye-deki-universitelerin-uluslararasi-gorunurlulugunu-artirma-calistayi.aspx#:~:text=T%C3%BCrkiye'de%202000%20y%C4%B1l%C4%B1nda%20yakla%C5%9F%C4%B1k,%C3%B6%C4%9Frenciye%20sahip%20olman%C4%B1n%20gururunu%20ya%C5%9Famaktay%C4%B1z..

[5] https://tr.euronews.com/2022/02/14/turkiye-uluslararas-ogrenci-oran-nda-oecd-de-sondan-4-s-rada.

[6] https://yokak.gov.tr/Common/Docs/Site_Activity_Reports/EK4.pdf.