Giriş
Yeni kurduğumuz AKSAV'a bağlı, Alanya-Antalya merkezli düşünce kuruluşu ESUPA'nın (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) ana çalışma alanlarından biri olarak kararlaştırdığı siber güvenlik konusuna giriş niteliğinde bir yazı ile, bu konuda bilgi sahibi olmayan okurlarımızı aydınlatmak isterim. Bu bağlamda, alanın Türkiye'deki uzman isimlerinden biri olan Dr. Salih Bıçakçı'nın 21. Yüzyılda Siber Güvenlik kitabı temelinde, bu yazıda internet teknolojisinin ortaya çıkışı, Soğuk Savaş döneminde internet teknolojisinin gelişimi ve Soğuk Savaş sonrası dönemde internet teknolojisi ile sosyal medyanın gelişimiyle ortaya çıkan siber güvenlik gereksinimi konuları ele alınacaktır.
İnternetin Ortaya Çıkışı
İnternetin ilk kez ortaya çıkması, 1960'lı yıllarda askeri ve akademik veri paylaşımını güvenli hale getirmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma veya Savaş Bakanlığı (Pentagon) bünyesindeki ARPA tarafından geliştirilen ARPANET projesiyle gerçekleşmiştir. O dönemde SSCB (Sovyetler Birliği) ile her alanda muazzam bir rekabet içerisinde olan ABD, 1957 yılında Sovyetlerin dünya yörüngesine ilk yapay uyduyu yerleştirmesi ve ardından aynı yılın ilerleyen aylarında bir canlı köpekle birlikte Sputnik II'yi uzaya göndermesiyle yarışta geride kaldığı hissine kapılmış; dönemin ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'ın talimatıyla da ABD'nin rekabet gücünü artırmaya yönelik İleri Araştırma Projeleri Ajansı (Advanced Research Projects Agency-ARPA) kurulmuştur. Temel görevi SSCB'yi teknoloji alanında geçmelerini sağlayacak projeler geliştirmek olan ARPA, balistik füze ve nükleer silah gibi alanların yanı sıra bilgisayar projeleriyle de yakından ilgilenmiştir.
ARPANET
Ancak o yıllarda bilgisayar işlemcilerinin çok sayıda kullanıcının bilgisayar sistemine girişini desteklememesi araştırmaların zaman almasına yol açmaktaydı. Buna yönelik bir çözüm olarak 1962 yılında geliştirilen ARPANET, ARPA ve NASA'ya bağlı araştırmacıların birbirleriyle rahatça haberleşebilmeleri ve dosya paylaşabilmeleri amacıyla kurulmuş, dünyanın ilk ciddi bilgisayar ağı sistemidir. Bu sistem sayesinde, ABD'nin yanı sıra, İngiltere'deki Ulusal Fizik Laboratuvarı (National Physical Laboratory) ve Fransa'daki "Cyclades" ağlarıyla da etkileşime geçilmiş ve zamanla tek bir sisteme entegre olunmuştur. Tek bir merkezden yönetilmeyen ve paket anahtarlama teknolojisine dayanan bu ilk ağ, zamanla küresel bir iletişim sistemine dönüşecektir. ARPANET üzerinden ilk etkileşim, 1969 yılında ABD'deki dört farklı üniversite (UCLA, Stanford, UC Santa Barbara ve Utah Üniversitesi) arasında yapılan ilk veri iletimiyle sağlanmıştır.
Creeper'ın meşhur mesajı
Ancak ilk ağın oluşmasıyla ilk "hacking" faaliyetleri de ortaya çıkmış ve 1971 yılında BBN Technologies'de çalışan Bob Thomas'ın yazdığı "Creeper" adlı program, kısa sürede ARPANET'teki tüm bilgisayarlara bulaşmıştır. "Reaper" adlı program yazılıp Creeper durdurulsa da, gelecekte ortaya çıkabilecek ciddi tehlikelerin ilki bu şekilde anlaşılmıştır. Bu dönemde kısaca FTP (File Transfer Protocol) adı verilen dosya aktarım protokolü de oluşturulmuş ve anonim dosyalar üzerinden müttefik devletlerin bilim insanlarının müşterek çalışabilmeleri daha kolay hale gelmiştir. İletişimin dönemin teknolojik imkânlarıyla zor olması nedeniyle zamanla TCP (Transmission Control Protocol) adlı gönderim kontrol protokol sistemi de devreye alınmıştır. Bu dönemde Birleşik Krallık da sürece dahil olmuş ve 26 Mart 1976'da, Kraliçe II. Elizabeth, Kraliyet Sinyal ve Radar Kurumu'ndan ilk e-postayı (e-mail) göndermiştir.
Kraliçe II. Elizabeth, Birleşik Krallık tarihindeki ilk e-postayı gönderiyor (26.03.1976, Malvern, Worcestershire)
Ayrıca yine 1970'lerde, kısaca "PC" (personal computer) olarak bilinen kişisel bilgisayarlar ABD'de üretilmeye ve satılmaya başlanmıştır. Bu dönemin meşhur popüler bilgisayarı ise Altair 8800'dür. MITS firması tarafından 1974 yılı sonunda duyurulan ve 1975'te satılmaya başlanan Intel 8080 işlemcili ilk başarılı mikrobilgisayar örneği olan Altair 8800, PC devrimini başlatan makine olmuş ve Bill Gates ve Paul Allen gibi girişimcilerin Microsoft için ilk yazılımlarını geliştirmesine vesile olmuştur. Ayrıca bu dönemde yaşanan bir diğer kritik gelişme, 1983 yılında MILNET adıyla askeri personelin kullandığı ağ sisteminin ARPANET'ten ayrılması ve ARPANET sivil bilim insanlarının kontrolünde bağımsız bir yapı haline gelmesidir. Özünde verimlilik amacıyla yapılsa da, bu durum, askeri ve sivil alanın ayrılmasına yönelik demokratik gelişime de katkı sağlamıştır.
Altair 8800
Sonuç olarak, henüz keşfedildiği bu ilk dönemde, internet, devletlerin ve genelde devletlerin güvenlik birimleri ile akademik elitlerin elinde olmuş, halka pek duyurulmamış ve geleceğe yatırım adına yavaş bir şekilde geliştirilmeye çalışılmıştır. İnternet teknolojisinin ortaya çıkışındaki temel motivasyon kaynağı ise, yayılmacı komünist faaliyetleri destekleyen Sovyetler Birliği'ni teknolojik olarak geçmek güdüsü olmuş ve bu doğrultuda bilim insanlar ve askerlerin haberleşmeleri adına ağ teknolojileri geliştirilmiştir. Ek olarak, 1983'ten itibaren ARPANET ile MILNET'in ayrılmasıyla, bu alanda askerlerin ayrı bir teknolojisinin (ağ sisteminin) olması ve diğer alanda sivillerin üstünlüğünün kabul edilmesi anlayışı -ABD ve demokratik ülkelerde- benimsenmiştir.
Soğuk Savaş Döneminde İnternet
Soğuk Savaş döneminin sonlarında, zaman zaman yaşanan detant (yumuşama) süreçlerine karşın ABD ile Sovyetler Birliği ve genel olarak Batı (demokrasi, liberalizm, piyasa ekonomisi) ile Doğu (öncü parti, komünizm, kumanda ekonomisi) dünyaları arasında amansız bir rekabet sürdüğü için, internetin kullanımı da daha ziyade güvenlik kaygıları temelinde bilimsel gelişim gösterebilmiş ve diğer alanlara kapalı kalmıştır. Ancak 1980'lerden itibaren ARPANET'e dahil olan bilgisayarların sayıca hızla artması, internet güvenliği meselesini de ilk kez ciddiyetle gündeme taşımıştır. Nitekim 27 Ekim 1980 tarihinde ARPANET mesajlarına bulaşan bir virüs nedeniyle, sistem, 72 saatliğine durmuştur. Yine 1982 yılında, Rich Skrenta adında Amerikalı 15 yaşında bir lise öğrencisi tarafından şaka amaçlı yazılan Elk Cloner virüsü, Creeper hadisesi sonrasında ilk ciddi virüs krizi olmuştur. 1983 yılında ise, ARPANET'teki tüm bilgisayarların farklı bilgisayar ağlarının birbirleriyle sorunsuz konuşabilmesi için oluşturulan TCP/IP (Transmission Control Protocol / Internet Protocol) düzenlemesine geçmeleriyle ilk kez modern anlamda "internet" (interconnected networks) yapısı ortaya çıkmıştır.
Rich Skrenta ve Elk Cloner vakası
Bu dönemin bir diğer ilginç gelişmesi ise, özellikle markalaşan Hollywood sayesinde sinema alanında hızla gelişen ABD'de internet ve siber güvenlikle ilgili kültürel öğelerin de yazılmaya ve popüler olmaya başlanmasıdır. Örneğin, 1982 yılında bilimkurgu yazarı William Gibson, Burning Chrome eserinde yeni gelişen siber alan için "siber uzay" ifadesini ilk kez kullanmış, keza 1984'te yazdığı Neuromancer romanında kavramı detaylı şekilde izah etmeye çalışmıştır.
Neuromancer
Bu dönemdeki bir diğer çok önemli kültürel öğe ise 1983 tarihli "War Games" (Savaş Oyunları) filmidir. Dönemin genç yıldızı Matthew Broderick'in başrolde olduğu ve John Badham tarafından yönetilen iddialı film, ABD ve tüm dünyada hacker kültürünün anlaşılmasına ve kısmen de özendirilmesine katkı sağlamıştır. Hatta tesadüfi değildir ki, filmden etkilenen Milwaukee, Wisconsinli bir grup hacker, 414s koduyla o dönemde ABD'deki birçok önemli kamu ve özel kuruluşunu hackleyerek bilgisayar korsanlığının ilk tehlikeli örneklerini sergilemiştir. Nitekim bu grubun yaptıklarının ardından, ABD'deki ilk yasal düzenleme olan "Computer Fraud and Abuse Act 18 USC 1030" yasası çıkarılmıştır. Yasa ile, özellikle adalet, savunma ve ulusal güvenlik konularındaki devlet bilgisayarların korunmasına dikkat edilmiştir. Bu dönemde bilgisayar korsanlığı ve teknoloji, 1960'lar ve 1970'lerdeki hippi hareketinin devamı niteliğinde; özgürlükleri kısıtlamaya çalışan devletlere karşı devrimci bir eylem olarak algılanmış ve kimi çevrelerde yüceltilmiştir. Hatta 1975'ten itibaren birçok etkili hacker, müşterek bir manifesto oluşturarak görüşlerini tutarlı bir bütün hâline getirmeye gayret etmişlerdir.
414S
Bu döneme dair bir diğer kritik husus ise, ABD'nin Soğuk Savaş koşullarında Varşova Paktı üyesi veya komünist rejime yakın rejimlerle teknolojik ve ticari ilişkilerini kısıtlayan 1947 tarihli COCOM (Çok Taraflı İhraç Kontrol Komitesi - Committee for Multilateral Export Controls) etkisiyle Doğu toplumlarıyla etkileşimlerin sınırlı kalmasıdır. Örneğin, Çin'le ilişkiler bu nedenle uzun süre geliştirilememiş; ancak 1983'te Karlsruhe Üniversitesi'nden Werner Zorn ile Çin'deki Prof. Wang Jungfeng'in çabalarıyla 1987'den itibaren Çin'le de elektronik posta (email) yoluyla iletişime geçilmiştir. Çin'den gelen 14 Eylül 1987 tarihli ilk emailde ise şu ifade geçmektedir: "Über die große Mauer erreichen wir alle Ecken der Welt" (Çin Seddi üzerinden dünyanın her köşesine ulaşıyoruz). Hatta bu dönemde Phil Zimmermann adlı bir Amerikalı programcının yazdığı PGP isimli bir şifreleme programının diğer devletlere satılması nedeniyle ülkesi ABD'de yargılanması da internet teknolojisinin gelişimi adına önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Çin'den Almanya'ya ilk email (1987)
Soğuk Savaş Sonrası Dönem: Her Alanda İnternet ve Siber Güvenlik Gereksinimi
Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle tüm dünyada liberal ve demokratik değerler hızla yayılmaya başlarken, tüm dünya ülkelerinin ABD ve Avrupa ülkeleri gibi olacağı yönündeki iyimser görüş gerçeğe dönüşemese de, kuşkusuz, tüm devletler ve halklar arasındaki etkileşim, gelişen ulaşım ve iletişim imkânlarının da etkisiyle inanılmaz ölçüde artmıştır. Bu ortamda devletlerin tekeli de kırılmaya başlanmış ve Joseph S. Nye'ın meşhur TED konuşmasında söylediği üzere, güç, Batı'dan Doğu'ya ve devletlerden sivil alanlara (şirketler, sivil toplum kuruluşları ve diğer devlet dışı aktörler vs.) kaymaya başlamıştır. Bu ortamda, 1990'larda "World Wide Web" (WWW) sistemi ve "http" protokolünün ortaya çıkmasıyla internetin ve özellikle 2000'lerde sosyal medya uygulamalarının yaygınlaşması ve bunların cep telefonu teknolojisiyle entegre olmasıyla, dünyada artık tam anlamıyla "dijital çağ"a girilmiş; demokratik seçimlerden günlük alışverişe, evliliklerden devlet işlerine ve yayıncılıktan siyasete kadar her konuda internet en önemli boyut haline gelmiştir.
Ancak bu sürecin ticareti hızlandırması, toplumları kaynaştırması, ön yargıları aşması vs. gibi olumlu etkilerine karşın, 1-) terör örgütleri ve kriminal grupların da bu teknolojileri kullanarak faaliyetler (siber suçlar, siber terör saldırıları vs.) gerçekleştirmeye başlamaları ve 2-) devletlerin bu konularda rekabet halinde oldukları diğer devletlere yönelik saldırgan politikalara yönelmeleri gibi iki olumsuz trend yaşanmaya başlamıştır. Özellikle Sovyetler Birliği'nin ardılı olarak halen ciddi bir teknolojik birikimi olan Rusya'nın, yeni yetiştirdiği hackerları kullanarak 1990'lardaki Çeçenistan müdahalesi sırasında ilk kez görülen bazı siber saldırılar gerçekleştirmesi ve sonrasında Gürcistan, Estonya ve Ukrayna gibi ülkelerle girişilen siyasi bilek güreşinde bu ülkelerin NATO ile ilişkilerini gerekçe göstererek kapsamlı saldırılar yapması, bu ülkeye internet teknolojileri alanında kötü bir şöhret kazandırmıştır. Benzer şekilde, Çin hükümetinin resmi bir bağlantıları olmadığını iddia ettiği Çinli hackerlar da zaman zaman Batılı devletlerin resmi kurumlarına ve şirketlerine internet üzerinden çeşitli saldırılar gerçekleştirerek web sitelerini ve faaliyetlerini aksatmaya çalışmışlardır. Örneğin, 2010 yılındaki STUXNET hadisesinden en olumsuz etkilenen ülkenin İran olması -ki saldırıda İran'ın Natanz nükleer tesisindeki uranyum zenginleştirme santrifüjleri de hedef alınmıştır- bu konuda İsrail ve ABD'yi ön plana çıkarmıştır. Batılı devletler de, kuşkusuz, benzer şekilde hasımlarına yönelik saldırı ve propaganda faaliyetlerine girişmişlerdir. Ancak Batılı ülkelerde demokratik rejimlerin ve çeşitli kontrol mekanizmalarının bulunması, bu konuda biraz daha makul hareket edilebileceği algısını yaratmaktadır.
Böyle bir ortamda, kuşkusuz, internet ve siber uzayın daha fazla regüle edilmesi, devletlerin bu alanlarda çeşitli koruma mekanizmaları ve hukuksal düzenlemeler oluşturmaları gibi bir ihtiyaç doğmuştur. Keza, uluslararası ortamda da benzeri bir ihtiyaç vardır. Bu yönde siber suçlarla mücadele için Budapeşte Sözleşmesi'nin (Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi) hazırlanması müspet bir gelişme olurken, Milletlerarası Akitlerde Elektronik İletişimin Kullanımına Dair BM Sözleşmesi olan UNCITRAL ve UNCITRAL Model Kanunları ile Birleşmiş Milletler (BM) de sürece dahil olmuştur.
Bu doğrultuda günümüzde en önemli husus kuşkusuz siber güvenliktir. Siber güvenlik, bilgisayarları, telefonları, ağları, programları ve gizli bilgileri kötü amaçlı dijital saldırılardan koruma eylemlerine verilen genel isimdir. Amaç, verilerin çalınmasını veya sistemlerin bozulmasını önlemektir. Siber güvenlik, temel olarak şu boyutlardan oluşmaktadır:
- Ağ güvenliği: Bilgisayar ağlarını dış tehditlerden korumak,
- Uygulama güvenliği: Yazılımlardaki açıkların kapatılması,
- Veri güvenliği: Gizli ve özel bilgilerin saklanması,
- Kullanıcı eğitimi: İnsanları sahte mesajlara karşı uyarmak.
Bu şekilde, veri hırsızlığını durdurmak, sistemlerin kapanmasını önlemek, para kayıplarının önüne geçmek ve gizli bilgileri güvende tutmak gibi, devlet açısından ulvi ve güvenlik bağlamında kimi zaman gerçekten gerekli amaçlar güdülmektedir.
Dijital Vatan
Türkiye de diğer gelişmiş devletler gibi bu konuda hızla düzenlemelere gitmekte ve gerekli altyapıyı oluşturmaya ve oturtmaya gayret etmektedir. Bir NATO üyesi olan Türkiye, kendisine saldırgan yaklaşmayan tüm devletlerle diplomatik olarak iyi ilişkiler kurmaya gayret ederken, bir yandan da NATO yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Merkeziyetçi, yerli teknoloji odaklı ve yasal olarak bağlayıcı bir yapıya sahip olan "Dijital Vatan" anlayışı doğrultusunda yakın zamanda kurulan ve doğrudan T.C. Cumhurbaşkanlığı'na bağlı T.C. Siber Güvenlik Başkanlığı, 7545 Sayılı Siber Güvenlik Kanunu, Siber Güvenlik Kurulu ve Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2028), bu alanda Türkiye hakkında araştırma yapacakların incelemesi gereken konulardır. Ek olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin TSK Siber Savunma Komutanlığı ile TSK Siber Savunma Merkezi-SİSAMER de bu konuda askeri alanda önemli girişimlerdir.
Sonuç
Sonuç olarak, hâlâ devam eden bir süreç olan siber güvenlik olgusunun Türkiye ve dünyadaki gelişimi, çok daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyan karmaşık bir meseledir. Ancak önce bu konuda yapılmış önceki çalışmalar iyice değerlendirilmeli, ardından yeni ve ihtiyaç duyulan çalışmalara yönelinmelidir. Bu konudaki çalışmalarımız artarak sürecektir... Bu yazı, bu bağlamda gençlere ilk bilgileri aktarmak amacıyla hazırlanmıştır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
KAYNAKÇA
- Bıçaklı, Salih (2013), 21. Yüzyılda Siber Güvenlik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
- Cornell Law School, "18 U.S. Code § 1030 - Fraud and related activity in connection with computers", Erişim Tarihi: 14.08.2026, Erişim Adresi: https://www.law.cornell.edu/uscode/text/18/1030.
- Hacettepe Üniversitesi, "İnternet'in Doğuşu ve Gelişimi", Erişim Tarihi: 14.08.2026, Erişim Adresi: https://yunus.hacettepe.edu.tr/~sadi/dersler/ebb/ebb467-guz2000/umut-p.html.
- Heweso, "İnternet Nasıl Doğdu?, Nasıl Bugünkü Durumuna Geldi?", Erişim Tarihi: 14.08.2026, Erişim Adresi: https://www.heweso.com/blog/internet-nasil-dogdu-nasil-bugunku-durumuna-geldi.
- Our China Story, "14 September 1987China sent out its first email", Erişim Tarihi: 14.08.2026, Erişim Adresi: https://www.ourchinastory.com/en/12766/China-sent-out-its-first-email.
- Queen Elizabeth, "SENDING THE FIRST ROYAL EMAIL, MALVERN, 1976", Erişim Tarihi: 14.08.2026, Erişim Adresi: https://www.queenelizabeth.com/moments/sending-the-first-royal-email-malvern-1976.
- TED, "Joseph Nye ile küresel güç değişimleri üzerine", Erişim Tarihi: 14.08.2026, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=796LfXwzIUk.











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder