12 Mayıs 2026 Salı

Başkan Trump'ın Çin Ziyaretinde Gündemde Neler Olacak?

İlk Başkanlığı döneminde Kasım 2017’de Çin’i ilk kez ABD Başkanı olarak ziyaret eden Donald Trump, Ortadoğu'daki gerginliklerin sürdüğü 2026 Mayıs’ında toplamda ikinci kez, ikinci Başkanlık döneminde ise ilk kez Çin’i ziyaret ediyor. Ziyaret, 13-15 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleşecek. İki lider, hatırlanacak olursa, son olarak 2025 yılı Ekim ayı sonunda Güney Kore’nin Busan kentinde görüşmüşlerdi. Bu ziyaret aslında Nisan ayı başında yapılacaktı, ancak İran Savaşı nedeniyle Mayıs ortasına ertelendi.

13-15 Mayıs tarihlerinde üç gün sürecek ziyaretin açıklanan programında, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le ikili görüşmenin yanı sıra Başkan Trump onuruna düzenlenecek resmi yemek ve Pekin’de Cennet Tapınağı’na yapılacak önemli ve sembolik bir gezi yer alıyor. 15. yüzyılda Ming Hanedanı döneminden kalan bu önemli kültür abidesine yapılacak ziyaret, buranın tarihte Çin İmparatorlarının iyi hasat duası için ziyaret ettikleri kutsal bir yer olduğu düşünülünce, Başkan Trump’ın İran Savaşı’na bağlı olarak yaşanan küresel ekonomik krize dair farkındalığını ve medyatik olma çabasını ortaya koyuyor.

Dünyanın en büyük iki ekonomisi ve en güçlü iki devleti arasındaki bu diplomasi, ABD’nin yakın geçmişte ilan ettiği birçok resmi belgesinde en önemli rakibinin Çin olduğunu açıkça belirttiği de düşünülürse, ilişkileri belli bir format ve düzende tutmak adına önemli bir girişim ve temas olarak değerlendirilebilir. Ancak Amerikalı akademisyen Graham Allison'ın yıllar önce vurguladığı "Thucydides Tuzağı" riski de hâlâ var.

Ziyaretin gündemindeki konular ise bence şunlar olacaktır:

1-) İran Savaşı: Hem küresel ekonomiyi olumsuz etkilemesi, hem de Çin’le iyi ilişkileri olan İran’da karışıklığa neden olması nedeniyle Pekin’in tepkisini çeken 2026 İran Savaşı’nda erişilen ateşkes durumu ve devam eden müzakere süreci, bu ziyaretle birlikte yeni bir aşamaya evirilebilir. Çin, Tahran’la doğrudan temastaki ve Pakistan’la birlikte arabulucu kimliği öne çıkan önemli bir diplomatik güç olarak, Başkan Trump’a müzakerelerde müspet netice alması adına yardımcı olabilecek bazı somut önerilerde bulunabilir. Zira her ne kadar savaşın devamının ABD’nin güç ve destek kaybı anlamına geldiği ve Çin’in lehine olduğu düşünülse de, ekonomik olarak güçlenen ve enerji ihtiyacının önemli bölümünü Ortadoğu ülkelerinden ve Hürmüz Körfezi üzerinden karşılayan Pekin için bu durum sürdürülebilir değildir. Nitekim ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, daha önce Çin’le İran’a silah göndermemeleri konusunda anlaştıklarını açıklamıştı. Çin, temkinli ve iyi yönetilen bir devlet olarak her ne kadar birkaç aylık stoklarını halen kullanıyor ve enerji alımlarını çeşitlendirmek adına farklı girişimlerde bulunuyor olsa da, Panama Kanalı’ndan sonra Hürmüz Boğazı ve Malakka Boğazı gibi farklı su yollarının ABD tarafından kontrol altına alınmasından jeopolitik olarak çok olumsuz etkilenebilir. Bu yüzden, Pekin, krizin yatıştırılması ve ticaretin başlaması yönünde fikirler önerecektir. Bu öneriler; Hürmüz Boğazı’nın geçişe açılması, İran’ın nükleer programını uzun bir süre durdurması ve zenginleştirilmiş uranyum stoğunu ülke dışına çıkarması temelinde olabilir. Tahran ise, bunun karşılığında ekonomik yaptırımlardan kurtulabilecek, bloke edilen paralarına erişebilecek ve bir daha kendisine saldırılmaması adına uluslararası kamuoyu önünde çeşitli garantiler alabilecektir.

2-) Ticaret Savaşı: Başkan Trump’ın Çin'le ekonomik rekabet nedeniyle başlattığı ticaret savaşları sonucunda, Başkan Trump ve ekibi başlarda Çin ürünlerine karşı çok yüksek vergi oranlarını yürürlüğe sokmaya çalışsa da, şimdilerde Çin mallarına uygulanan gümrük vergisi Anayasa Mahkemesi (Yüce Mahkeme) kararı sonrasında ancak yüzde 10 düzeyinde tutulmaktadır. Bu, Başkan Trump’ın istediği ticaret savaşı düzeni riskini bertaraf etse de, kuşkusuz ideal bir serbest ticaret düzeni değildir. Çin tarafı, Çin’in üstün olduğu alanlarda Amerikan pazarına daha yoğun girmek ve ilişkileri ekonomik açıdan güçlendirmek isteyecektir. ABD ise, Çin’in devlet destekli şirketlerinin piyasa düzenini bozduğunu iddia ederek, onların Amerikan ve Batılı ülkelerin piyasalarına girişini zorlaştırmaya çalışmaktadır. Trump’a bu ziyaretinde Nvidia, Apple, Exxon, Boeing gibi önemli bazı şirketlerin CEO’ları da eşlik ediyor. Bu yönüyle anlaşıldığı kadarıyla ziyarette ciddi bir ticari gündemin yaşanması ve ABD Başkanı’nın Pekin'den bazı taleplerinin olması beklenmektedir. Ancak Çin’in günümüzde 120’den fazla ülkenin en büyük ticaret ortağı haline geldiği düşünülürse, ABD’nin Çin’in bu konudaki gücünü kısmen sınırlamak dışında pek bir etkisi olmayabilir.

3-) Tayvan Konusu: ABD’nin "tek Çin ilkesi"ne rağmen desteğini sürdürdüğü Tayvan konusunda, son yıllarda Çin de daha agresif davranmakta ve Tayvan’ın etrafında askeri tatbikatlar düzenlemektedir. Bu rekabete son aylarda Japonya da katılmış ve Başbakan Takaichi Sanae, Tayvan’ı olası bir Çin saldırısına karşı koruyacaklarını ifade etmiş, bu sözler de ciddi bir diplomatik krize neden olmuştur. Çinliler için Tayvan Çin’e bağlı bir topraktır ve eninde sonunda Çin ana karasına bağlanacaktır. Bu konuda Çinli şahinler askeri müdahale ve abluka gibi yöntemleri önerirken, daha ılımlılar ekonomik entegrasyonu savunmaktadır. Ancak amaç aynıdır. Son dönemde Çin’in Tayvan'da ana muhalefet partisi durumundaki KMT (Kuomintang) partisinden yetkililerle yakın ilişkiler kurması da dikkat çekmektedir. Aslında büyük güç siyasetine inanan Trump ekibi, Çin’e Batı yarımkürede ve İran’da ABD üstünlüğünü kabul etmesi karşılığında Tayvan konusunda yeşil ışık yakmayı düşünebilirdi. Ancak Tayvan konusunda taviz vermeye hem Japonya’nın kesin muhalefeti, hem de mikroçip üretimi konusunda Tayvan’ın stratejik konumu nedeniyle böyle bir gelişme olması pek mümkün gözükmemektedir. Nitekim ABD daha birkaç ay önce Tayvan’la rekor düzeyde (yaklaşık 11 milyar dolar) önemli bir silah anlaşması imzalamıştır. Bu nedenle, Trump, statükonun devamı konusunda uzlaşı sağlamaya çalışacaktır.

4-) Çin’in Nükleer Kapasitesi: Çin, son 5 yılda nükleer başlıklarının sayısını ikiye katlayarak 300’den 600’e çıkardı. ÇKP'nin yetkili birimlerince 2030’a kadar 1.000 nükleer başlığa erişilmesi planlanıyor ve bu başlıklar hava, kara ve deniz unsurlarından kullanılabilecek şekilde geliştiriliyor. Bu durum ise kuşkusuz dünyanın jandarması olmaya alışmış ABD’nin dikkatini ve tepkisini çekiyor. Ancak bu konuda milli egemenliğine çok özen gösteren Çin yönetiminin tartışmaya dahi yanaşmayacağı düşünülüyor.

Sonuç olarak, Başkan Trump'ın Pekin ziyareti, geçmişteki Nixon-Kissinger ziyaretleri gibi büyük bir dönüşüm vaat etmese de, kuşkusuz ilişkilerdeki kopuş riskini de bertaraf edebilecek önemli bir diplomatik faaliyet olacak ve yakından takip edilecektir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: