15 Şubat 2024 Perşembe

Birleşik Krallık’ın Yeni Başbakanı Olması Beklenen Keir Starmer


Giriş

Bu yıl içerisinde veya en genç 2025 yılı Ocak ayı sonuna kadar genel seçimlerin yapılacağı Birleşik Krallık’ta, 2010 yılından beri farklı hükümetler ve Başbakanlarla bir şekilde iktidarda kalmayı başaran Muhafazakâr Parti, anketlere göre artık 13-14 yıllık uzun iktidarını devretmeye hazırlanıyor. Her ne kadar seçime daha aylar olsa da, 2024 yılı Ocak ve Şubat ayında yapılan anketler, Muhafazakâr Parti’nin ezeli rakibi İşçi Partisi karşısında yüzde 20’nin üzerinde bir fark yediğini gösteriyor.[1] Hindistan asıllı Muhafazakâr Başbakan Rishi Sunak, kısa süre önce eski Başbakan David Cameron’ı Dışişleri Bakanlığına getirerek siyasette bir hava değişimi yaratmaya çalıştıysa da[2], Muhafazakâr Parti’nin bir mucize olmadığı sürece bu seçimlerde büyük bir başarı gösterememesi bekleniyor. Bu, elbette, demokratik bir rejim olan Birleşik Krallık’ta, halkın uzun süre iktidarda kalan bir partinin ardından değişim istemesinin doğal bir sonucu olarak görülmeli. Ayrıca, 13-14 yıllık Tory iktidarında Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmak (Brexit) gibi büyük bir badire atlattığını ve bunun da olumsuz bazı yansımalarının -bilhassa ekonomi alanında- iktidara fatura edildiğini belirtmek gerekir.

İşte bu anketleri geçerli kabul edersek, yakın zamanda Birleşik Krallık’ın yeni Başbakanı olması pek muhtemel kişi olan[3] Keir Starmer’ı yakından tanımak, Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinin sağlıklı gelişimi adına oldukça faydalı olabilir. Bu nedenle, bu yazıda, önce Keir Starmer’ın hayatını inceleyecek, daha sonra da önemli ve tartışmalı bazı siyasi konularda yaptığı açıklamalara dayalı olarak, siyasi fikirleri ve ideolojisini değerlendireceğim.

Keir Starmer: Biyografi[4]

2 Eylül 1962 Southwark-Londra doğumlu olan Sir Keir Rodney Starmer, Surrey’de Oxted adlı bir mahallede (civil parish) büyümüştür.[5] Starmer’ın babası bir işçi, annesi ise hemşiredir. Anne-babasının 4 çocuğundan biri olan Starmer, annesinin Erişkin Still hastalığı nedeniyle küçük yaşlarından itibaren sık sık annesinin tedavisi için hastanelere gitmek zorunda kalmış ve devletin ekonomik durumu iyi olmayan kişiler için sağlık hizmetlerini halka ücretsiz sunabilmesinin önemini bizzat yaşayarak öğrenmiştir. Zaten Starmer’ın ebeveynleri de çok iyi bir İşçi Partisi destekçisi olup, oğullarının ismini partinin kurucu liderlerinden Keir Hardie’den esinlenerek seçmişlerdir. İlk eğitimini Surrey’deki Reigate Grammar School’da alan Starmer, bu dönemde ileride şöhret kazanacak müzisyen Norman Cook, Muhafazakâr siyasetçi Andrew Cooper ve gazeteci Andrew Sullivan’la sınıf arkadaşı olmuştur. Emek dostu bir aileden gelen Starmer’ın siyasete ilgisi de henüz bu yıllarda başlamış ve genç Keir, Doğu Surrey’de İşçi Partisi’nin gençlik kollarına katılmıştır. Bu yıllarda müzikle de ilgilenen Starmer, flüt, piyano ve keman gibi farklı müzik enstrümanlarını çalmayı öğrenmiş ve birkaç defa sahneye dahi çıkmıştır.

Keir Starmer, gençliğinde anne ve babasıyla[6]

Üniversite eğitimi için Leeds Üniversitesi’nin Hukuk bölümünü tercih eden genç Keir Starmer, 1985 yılında buradan LLB derecesiyle buradan mezun olmuş ve ailesinin ilk üniversite mezunu olmayı başarmıştır. Hukuk alanındaki lisansüstü eğitimine daha sonra Oxford Üniversitesi’ne bağlı St. Edmund Hall’da devam eden Starmer, 1986 yılında buradan Hukuk alanında BCL derecesini almaya hak kazanmıştır. Mezuniyeti sonrası Troçkist çizgideki bir sosyalist dergi olan Socialist Alternatives’de bir süre editör olarak çalışan Keir Starmer, 1987 yılında ise avukat olarak profesyonel meslek yaşamına atılmıştır. Bu dönemde solcu duyarlılığı nedeniyle genelde mağdur durumda olan insanların davalarını üstlenen Starmer, ilerleyen yıllarda da Doughty Street Chambers üyesi olarak insan hakları konusunda yaptığı çalışmalarla meslektaşları arasında sivrilmeyi başarmıştır. Shell ve McDonalds gibi büyük firmalara karşı verilen bazı hukuki mücadelelerde de yer alan Starmer, ayrıca bu yıllarda bazı Karayip ülkelerinde idam cezasının kaldırılması konusunda da aktif çaba göstermiştir. Starmer, 2003-2008 döneminde de Kuzey İrlanda Polis Kurulu’na insan hakları konusunda danışmanlık hizmeti vermiştir. Bu süreçte Ulusal Sağlık Hizmeti-NHS için çalışan karısı Victoria ile tanışan Starmer[7], 2007 yılında onunla evlenmiş ve çiftin ilerleyen yıllarda iki çocukları dünyaya gelmiştir. 2008 yılında o dönemde Başsavcı olan Patricia Scotland’ın önerisiyle Kraliyet Savcılık Servisi (Crown Prosecution Service) Başkanlığına getirilen Keir Starmer, görev yaptığı dönemde (2008-2013) yaşanan bazı tartışmalı polis olaylarında dengeli tavrıyla devlet karşıtı algılanmamaya özen göstermiş ve kolluk kuvvetleri mensuplarını suçları ispatlanmadığı sürece korumaya gayret etmiştir.

Keir Starmer ve Victoria Starmer (Alexander)

2014 yılında ilk kez İşçi Partisi’nden aktif siyasete atılan Starmer, 2015 genel seçimlerinde Greater London’a bağlı Holborn ve St Pancras seçim bölgesinden milletvekili seçilmeyi başarmıştır. Bu seçimlere Ed Miliband Genel Başkanlığında son derece iddialı giren, ancak sandıkta beklediğini bulamayan İşçi Partisi’nde seçim sonrasında başlayan liderlik yarışında da adı geçen Starmer, buna rağmen siyasi tecrübesizliğini öne sürerek liderlik yarışına dahil olmamıştır. Bu dönemde, Starmer, Genel Başkanlık seçiminde Jeremy Corbyn’in ardından ikinci olan Andy Burnham’ı desteklemiştir. Seçimin ardından yeni Genel Başkan Jeremy Corbyn tarafından Gölge İçişleri Bakanlığı görevine atanan Starmer, 2016 yılında ise Corbyn’i protesto ederek bu görevinden istifa etmiştir. Bu süreçte, Starmer, gölge Göç Bakanı (2015-2016) ve gölge Brexit Bakanı (2016-2020) olarak görev yapmış ve adeta liderliğe hazırlanmıştır. Bu süreçte Brexit yanlısı bir siyasi duruş göstermeyen ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğini savunmaya devam eden Starmer, özellikle anlaşmasız Brexit’in risklerine dikkat çekmiş ve ilerleyen süreçte de eleştirilere rağmen “ikinci referandum” önerisini desteklemiştir. Starmer, ayrıca 2014 yılında ülkesinde adalet sistemine yaptığı hizmetlerden dolayı Şövalyelik (KCB) unvanına hak kazanmıştır. Starmer, 2017 yılında ise Privy Council’da yemin ederek “Sir” (The Right Honorable) unvanına hak kazanmıştır.

Jeremy Corbyn’in Genel Başkanlıktan ayrılacağını açıklamasının ardından lider adayı olarak ön plana çıkan ve en çok sayıda milletvekilinin desteğiyle lider adayı olan Sir Keir Starmer, genelde eski Başbakan Tony Blair çizgisini savunan İşçi Partililerin dahil olduğu “Blairites” (Blairciler) akımı ile parti içerisinde aşırı sol/sosyalist kanadı temsil eden Jeremy Corbyn çizgisinin (Corbynistas) arasında bir yerde konumlanan sosyal demokrat bir isimdir. Nitekim Starmer, Jeremy Corbyn’in aşırı sol politikalarına mesafeli dursa da, Ulusal Sağlık Hizmeti’ne (NHS) ayrılan bütçenin yükseltilmesi, üniversite harçlarının kaldırılması ve zenginlerden daha yüksek vergi alınması gibi konularda sosyal demokrat çizgiyi savunmaktadır. Starmer, kendisinin “Blairite” veya “Corbynista” olarak adlandırılmasına da karşı çıkmakta ve kendi liderliğini inşa etmeye çalışmaktadır. Starmer, dış politikada da uluslararası hukuka uygun askeri müdahaleleri savunmakta ve dahası, Birleşik Krallık’ın insan hakları ihlalleri yapan ülkelere yönelik silah satışlarını iyi değerlendirmesi gerektiğini düşünmektedir. 4 Nisan 2020 itibariyle İşçi Partisi’nin yeni lideri seçilen Starmer, görev yaptığı kısa sürede partiyi iktidarı almaya çok yakın güçlü bir siyasal yapıya dönüştürerek, başarısını ispat etmiştir. Starmer’ın önemli siyasi konulardaki görüşleri, bir sonraki bölümde açıklanacaktır.

Keir Starmer’ın resmi portresi[8]

Gençlik yıllarından beri iyi bir futbolsever olan Keir Starmer -ki gençliğinde amatör Homerton Academicals kulübünde futbol da oynamıştır-, Arsenal FC takımının taraftarıdır. 2007’den beri Hukuk eğitimi almış ama NHS’de çalışan Victoria Starmer (Alexander) ile evli olan Starmer, eşinden iki çocuk sahibidir. Yahudi olan Victoria Starmer nedeniyle, Keir Starmer’ın çocukları da Yahudi inancına göre yetiştirilmiştir. Keir Starmer ise bir ateisttir[9], ancak dindar (inançlı) insanlara saygılı olduğunu belirtmektedir. Uzun süredir Pesketaryen olan Starmer, bu nedenle et ürünleri yerine yalnızca balık tüketmektedir. Çocuklarını da 10 yaşına kadar vejetaryen olarak yetiştiren Starmer çifti, daha sonra ise bu konuda onları özgür bırakmışlardır. Son olarak, Starmer’ın hukuk ve insan hakları alanında ortak editörlüğünü ve ortak yazarlığını yaptığı birçok kitabı da bulunmaktadır. Bunlar; Justice in Error (1993), The Three Pillars of Liberty: Political Rights and Freedoms in the United Kingdom (1996), Signing Up for Human Rights: The United Kingdom and International Standards (1998), Miscarriages of Justice: A Review of Justice in Error (1999), European Human Rights Law: the Human Rights Act 1998 and the European Convention on Human Rights (1999), Criminal Justice, Police Powers and Human Rights (2001), Blackstone’s Human Rights Digest (2001) ve A Report on the Policing of the Ardoyne Parades 12 July 2004 (2004) eserleridir. Starmer’ın kendisi hakkında da daha şimdiden birçok biyografi ve siyaset bilimi temalı eser kaleme alınmıştır ki[10], bu da kendisinin yaklaşan başarısına dair önemli bir işarettir. Ancak YouGov UK’in yaptığı anketlerde Starmer’ın liderliğine verilen destek Ocak 2024 sonu itibariyle yüzde 35 düzeyindedir ki[11], bu da Starmer’dan ziyade İşçi Partisi’nin başarısına işaret etmekte ve Muhafazakâr Parti’ye duyulan tepkinin anket sonuçlarında daha etkili olduğunu düşündürmektedir.

Keir Starmer’ın Önemli Siyasi Konulardaki Tavrı

İşçi Partisi lideri ve büyük olasılıkla Birleşik Krallık’ın müstakbel Başbakanı Keir Starmer’ın siyasi çizgisine dair bugüne kadar “sensible radical” (duyarlı radikal)[12], “soft-left” (yumuşak sol)[13] ve “reluctant politician” (gönülsüz siyasetçi)[14] gibi bazı ilginç ifadeler kullanılmıştır. Starmer’ın siyasi çizgisinin belirginleşmeye başlamasının ardından ise, uluslararası basında, “Starmerism” (Starmerizm) kavramı kullanılmaya başlanmıştır.[15] Starmer, anketler de kendisini ağır favori aday haline getirmeye başlayınca, İngiltere ve dünya basınında dikkat çekmeye başlamış ve hakkında yayınlanan analizler hızla artmıştır. Bu analizlerde, genelde, Starmer’ın bu işi yapmaya uygun olup olmadığı sorgulanmıştır.[16]

Öncelikle şurası bir gerçektir ki, Starmer, Jeremy Corbyn sonrasında genelde İşçi Partisi’ni sosyalist soldan daha merkez sol-sosyal demokrat çizgiye yaklaştıran ılımlı bir isim olarak lanse edilmektedir.[17] Bu manada, gençliğinde aşırı sol çizgiye yakın durmasına karşın -ki QC Gavin Millar, bu dönemde bile Starmer’ın kırmızı-yeşil çizgide olduğunu vurgulamaktadır[18]-, Starmer, merkeze yakın bir sol figürdür. Ancak bu durum, Starmer’ın daha iyi kamu hizmetleri sunabilmek için zenginlerden daha yüksek vergi alınmasını istemesine engel değildir.[19] Keza üniversite harçları konusunda da, Starmer, daha sosyalist mesajlar vermekte ve harçların düşürülmesini/kaldırılmasını savunmaktadır.[20] Bu nedenle, Starmer’ın iyi bir sosyal demokrat olduğu ve piyasa ekonomisi ve devlet müdahalesinin birlikte olacağı bir refah devleti düzenini savunduğu söylenebilir.

Favori Başbakan adayı Keir Starmer, The Economist’in kapağında[21]

Yakın geçmişte Brexit tartışmaları sırasında daima Avrupa Birliği’nde kalınmasını savunan Starmer[22], ancak daha sonra bu süreci kabullenmiş ve günümüzde de AB’ye dönüşten ziyade AB ile iyi ilişkileri savunmaktadır. Nitekim çeşitli analizlere göre, Starmer ve İşçi Partisi, iktidara geldiklerinde Brexit sürecini tersyüz ederek yeniden AB’ye katılmayı planlamamaktadırlar.[23] Ancak Avrupa devletleri ile (özellikle Almanya) tarihsel husumetleri canlı tutmaya gayret eden Muhafazakâr elitlere kıyasla (tipik örneği Boris Johnson idi), kuşkusuz, Starmer, kültürel, siyasal ve ekonomik olarak AB ve Avrupa devletleriyle daha yakın ilişkiler tesis etme potansiyeline haizdir. Nitekim Starmer, seçim öncesinde AB ile daha iyi bir anlaşma yapılabileceğini ilan etmiş ve Birleşik Krallık-AB Ticaret ve İşbirliği Antlaşması’nın (The EU-UK Trade and Cooperation Agreement) gözden geçirileceğini belirtmiştir.[24]

Ülke içerisinde zaman zaman Jeremy Corbyn döneminde belirginleşen İşçi Partisi’nin Filistin yanlısı tavrı nedeniyle partisine yönelik abartılı anti-Semitizm suçlamalarıyla karşılaşan Keir Starmer, elbette yaşamı itibariyle bunlara bir cevap niteliğindedir. Zira hem eşi, hem de çocukları Yahudi olan Starmer, ne İsrail Devleti, ne de Yahudilere karşıt değildir. Yalnızca, İsrail’in Gazze örneğinde artık tüm dünyanın şahit olduğu abartılı güvenlikçi ve askeri yaklaşımlarına eleştirel yaklaşmaktadır. Bu manada, Starmer ve İşçi Partisi, kesinlikle İsrail karşıtı veya özel olarak Müslüman yanlısı değil, evrensel standartlarda insan haklarını savunan demokrat bir çizgidedirler. Bu, Starmer’ın Gazze halkına yardım sağlanması, İsrailli rehinelerin serbest bırakılması, bölgede ateşkes ilan edilmesi, Hamas’ın 7 Ekim’deki gibi bir saldırıyı bir daha yapamayacağına dair İsrail’in ikna edilmesi ve iki devletli çözümün gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten açıklamalarında da açıkça görülmektedir.[25] Ek olarak, Starmer, kısa süre önce anti-Semitik açıklamalar yapan Azhar Ali ve Graham Jones gibi iki adaya desteğini çekmiş ve bu şekilde bir suçlamaya maruz kalmamak adına her türlü önlemi alabileceğini de ortaya koymuştur.[26]

Britanya’da en yakıcı siyasi meselelerden olan İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda ise, Starmer ve partisi, ikinci bir bağımsızlık referandumu ve İskoçya’nın bağımsızlığına açıkça karşıdırlar.[27] Starmer, bu sorunu merkezin yetkilerini kısıtlayarak ve yerele daha fazla güç devrederek barışçıl şekilde çözmek istemekte ve bunu yapabileceğini düşünmektedir.[28]

Seçim öncesinde İşçi Partisi’nin ilan ettiği 5 önceliği; (1) Ekonomik istikrarın sağlanması ve istihdam ve verimliliğinin artırılması, (2) Enerji güvenliğinin sağlanması, (3) Ulusal Sağlık Sistemi’nin (NHS) güçlendirilmesi, (4) Suçla mücadele ve (5) Eğitim sisteminde reform olarak belirleyen Starmer[29], bu bağlamda klasik bir sosyal demokrat lider çizgisini belirginleştirmiştir. Bu vaatler bağlamında, Starmer’ın enerji güvenliği konusunda yeşil enerjiye geçişi sağlamak için yıllık 28 milyar sterlin harcama yapmayı taahhüt etmesi oldukça önemli ve Başbakan adayının çevre ve temiz enerji konusundaki duyarlılığını göstermesi açısından manidardır.[30]

Keir Starmer’ın kurduğu gölge kabinede ise 30 Bakandan 15’inin kadın olması dikkat çekici ve olası bir İşçi Partisi/Starmer hükümetinde kadın Bakanların sayısının artacağına dair önemli bir veridir.[31] Ayrıca Ed Miliband, Yvette Cooper ve Liz Kendall gibi liderlik iddiası olan kişileri gölge kabinesine alması, Starmer’ın birleştirici liderliğine dair önemli bir işarettir. Birleşik Krallık’ın ilk kadın Müslüman milletvekillerinden olan Shabana Mahmood’un gölge kabinedeki varlığı ise, kabinenin ve olası yeni hükümetin kapsayıcılığına dair pozitif bir ön sinyal olarak vurgulanabilir. Nitekim unutulmamalıdır ki, İşçi Partisi’nden Londra Belediye Başkanı seçilmiş Sadık Han da Pakistan asıllı bir Müslümandır. 2 Mayıs 2024 tarihinde düzenlenecek Londra belediye başkanlık seçiminde, Han, Muhafazakâr aday Susan Hall ile yarışacaktır ki, yakın tarihli anketlere göre seçimi kazanması büyük olasılıklı bir ihtimaldir.[32]

Keir Starmer’ın web sitesinde yayınladığı Britanyalı seçmene 10 vaadi ise şöyledir:[33]

  1. Ekonomik adalet: Yüzde 5’lik en zengin kesimden daha yüksek vergi alınması.
  2. Sosyal adalet: NHS’yi güçlendirmek ve üniversite harçlarını kaldırmak.
  3. İklim adaleti: Yeşil Mutabakatı hayata geçirmek.
  4. Barış ve insan haklarını desteklemek: Sebepsiz savaşlara karşı çıkmak ve Birleşik Krallık’ın silah satışlarını insan hakları doğrultusunda düzenlemek.
  5. Ortak mülkiyet: Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı durmak.
  6. Göçmenlerin haklarını savunmak: AB vatandaşlarına seçmen hakkı sağlamak ve göçmenlere yönelik insancıl politikalar uygulamak.
  7. İşçi sendikaları ve işçi haklarını güçlendirmek: Güvencesiz düşük ücretli istihdama karşı çıkmak ve işçi haklarını geliştirmek.
  8. Gücü dağıtmak: Lordlar Kamarası’nı dağıtmak ve yerine seçilmiş yöneticilerden oluşan bir bölgesel kalkınma odası kurarak, bölgesel kalkınma bankaları ile birlikte merkezden ziyade yerel kalkınma ve gelişimi güçlendirmek.
  9. Eşitlik: Eşit ücret yasasını (Equal Pay Act) uygulamak ve ayrımcı politikalara karşı çıkmak.
  10. Muhafazakâr Parti’ye muhalefet etmek: Muhafazakâr Parti ve anti-Semitizm’le mücadele etmek.

Bu vaatlerden özellikle Lordlar Kamarası’nı dağıtmak ve yerine yeni bir bölgesel kalkınma odası kurmak fikri oldukça özgün ama aynı zamanda tartışmalı bir yaklaşımdır. Bu fikri Starmer ve partisinin ne derece uygulayabileceğini elbette zaman gösterecektir. Zira Britanya siyasal sistemi asırlar içerisinde oldukça oturmuş ve yerleşmiştir. Benzer şekilde kamu hizmetlerinin tamamının özelleştirilmesine karşı olunması da pratikte uygulanması kolay bir yaklaşım değildir. Ancak diğer tüm öneriler, İşçi Partisi’nin Tony Blair döneminde oluşan “New Labour” veya "Üçüncü Yol" (Third Way) çizgisiyle uyumludur.

Birleşik Krallık’ın özel ilişkilerinin olduğu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkiler konusunda ise, Starmer, genelde pozitif mesajlar vermektedir. Starmer, bir keresinde “Amerikan yanlısı ama Trump karşıtı” olduğunu da söylemiştir.[34] Buna karşın, Demokratlara ve mevcut Başkan Joe Biden'a daha yakın olduğu düşünülen İşçi Partisi lideri, yeniden ABD Başkanı seçilirse Donald Trump’la da ilişkileri bozmamaya çalışacağını açıklamak zorunda kalmıştır.[35]

Ukrayna-Rusya çatışması konusunda da Muhafazakâr Parti ile uzlaşan Starmer, Ukrayna’ya verilen askeri ve ekonomik desteğin sürdürülmesini savunmakta, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’ye tam destek vermekte ve Rus lider Vladimir Putin’e muhalefet etmektedir.[36] Hatta Starmer, Putin’in Ukrayna’da sergilediği “barbarca eylemleri” nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aldığı karara da desteğini açıklamıştır.[37] Lakin elbette bir realpolitik denge işi olan dış politika alanında, Starmer, bu konuda ABD ve diğer Batılı müttefiklerinin tavrı değişirse farklı pozisyon alabilecektir.

Keir Starmer'ın henüz Türkiye konusunda ise kayda değer bir açıklaması olmamıştır. Bu konu, muhtemelen Başbakan seçilmesi durumunda parti elitlerince değerlendirilecek ve Londra'nın yeni Türkiye politikası belirlenecektir. 

Sonuç

Sonuç olarak, bu yazıda detaylı şekilde tanıtmaya gayret ettiğim İşçi Partisi lideri Keir Starmer, Batılı bir sosyal demokrat olarak uluslararası hukuk ve sistemle uyumlu hareket etmeye gayret eden bir reformist olarak tanımlanabilir. Ancak siyaset, hem ilke ve değerler, hem de güç dengesinde gelişen karmaşık bir denklem olduğu için, Başbakan olması durumunda Starmer’ın kararları gelişen konjonktüre göre değişebilir. Bu da gayet doğaldır; zira sorumluluk makamında olan her siyasetçi, ülkesi için en iyi kararı almak ve hem mevcut halk, hem de gelecek nesiller için en doğru tercihleri yapmaya çalışmaktadır. Burada kritik unsur ise, dünyanın gidişatını doğru algılayabilmek ve halka doğruları söylemektir.

Kapak fotoğrafı: https://www.nationalworld.com/news/people/keir-starmer-labour-leader-knighted-knighthood-sir-3759104

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

[1] Bazı örnekler vermek gerekirse; Deltapoll firmasının 9-12 Şubat 2024 tarihli anketinde İşçi Partisi’nin oy oranı yüzde 45, Muhafazakâr Parti’nin yüzde 27 olarak hesap ediliyor. Bakınız; Deltapoll (2024), “Deltapoll Survey Results”, 09-12/02/2024, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://deltapoll.co.uk/wp-content/uploads/2024/02/Deltapoll-240212_trackers.pdf. FindOutNow anket şirketinin 24 Ocak-12 Şubat 2024 tarihleri arasında yapılan çalışmasında ise, İşçi Partisi yüzde 42, Muhafazakâr Parti yüzde 22 düzeyinde gösteriliyor. Bakınız; John Stevens (2024), “EXCLUSIVE: Bombshell mega-poll predicts Tories will lose three-quarters of seats - full results and map”, Mirror, 14.02.2024, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.mirror.co.uk/news/politics/bombshell-mega-poll-predicts-tories-32121361. Son olarak, Savanta UK firmasının yakın tarihli çalışmasında, İşçi Partisi yüzde 41, Muhafazakâr Parti yüzde 29 oy düzeyinde gösteriliyor. Bakınız; Savanta UK (2024), “NEW Westminster Voting Intention”, X, 14.02.2024, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://twitter.com/Savanta_UK/status/1757687248730861707.

[2] Detaylar için bakınız; Ozan Örmeci (2023), “Birleşik Krallık’ta Kabine Değişikliği: Eski Başbakan David Cameron Yeni Dışişleri Bakanı Oldu”, Uluslararası Politika Akademisi, 13.11.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2023/11/13/birlesik-krallikta-kabine-degisikligi-eski-basbakan-david-cameron-yeni-disisleri-bakani-oldu/.

[3] Ozan Örmeci (2023), “İngiltere’deki Ara Seçim Sonuçları, Yaklaşan İşçi Partisi İktidarının Ayak Sesleri Mi?”, Uluslararası Politika Akademisi, 20.10.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2023/10/20/ingilteredeki-ara-secim-sonuclari-yaklasan-isci-partisi-iktidarinin-ayak-sesleri-mi/.

[4] Keir Starmer’ın biyografisi şu kaynaklardan derlenmiştir:

[5] Keir Starmer’ın sosyal medya hesapları için;

[6] Labour, “Keir Starmer”, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://labour.org.uk/people/keir-starmer/.

[7] Detaylar için bakınız; Sky News (2023), “Who is Keir Starmer's wife, Lady Victoria Starmer?”, 10.10.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://news.sky.com/story/who-is-keir-starmers-wife-lady-victoria-starmer-12981688.

[8] UK Parliament, “Keir Starmer – Official portrait”, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://members.parliament.uk/member/4514/portrait.

[9] Rhiannon Williams (2021), “Keir Starmer: I may not believe in God, but I do believe in faith”, inews, 11.04.2021, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://inews.co.uk/news/politics/keir-starmer-i-may-not-believe-in-god-but-i-do-believe-in-faith-951607.

[10] Bunlar için;

[11] YouGov UK (2024), “How well is Keir Starmer doing as Labour leader?”, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://yougov.co.uk/topics/politics/trackers/keir-starmer-approval-rating.

[12] Patrick Maguire (2020), “Keir Starmer: The sensible radical”, The New Statesman, 31.03.2020, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.newstatesman.com/long-reads/2020/03/keir-starmer-sensible-radical.

[13] Zoe Williams (2020), “Keir Starmer’s soft-left approach is the unifying force that Labour needs”, The Guardian, 21.01.2020, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/jan/21/keir-starmer-soft-left-approach-unifying-labour; Paul Thompson & Frederick Harry Pitts (2020), “A Strategic Left? Starmerism, Pluralism and the Soft Left”, The Political Quarterly, Cilt 92, Sayı: 1, ss. 32-39.

[14] Nigel Cawthorne (2021), Keir Starmer: The Reluctant Politician, Gibson Square.

[15] The Economist (2023), “Sir Keir Starmer on ‘Starmerism’”, 26.04.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.economist.com/britain/2023/04/26/sir-keir-starmer-on-starmerism.

[16] The Economist (2023), “Is Keir Starmer ready for office?”, 27.04.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.economist.com/leaders/2023/04/27/is-keir-starmer-ready-for-office.

[17] The Economist (2022), “Sir Keir Starmer’s transformation of the Labour Party”, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.economist.com/britain/2022/04/21/sir-keir-starmers-transformation-of-the-labour-party.

[18] Patrick Maguire (2020), “Keir Starmer: The sensible radical”, The New Statesman, 31.03.2020, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.newstatesman.com/long-reads/2020/03/keir-starmer-sensible-radical.

[19] Toby Helm (2020), “Labour leadership: Keir Starmer slams free market as divisions grow on left”, The Guardian, 12.01.2020, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2020/jan/11/keir-starmer-tacks-to-left-momentum-makes-its-pick-labour-leader.

[20] Heather Stewart (2020), “Keir Starmer calls for end to 'scandal' of spiralling student debt”, The Guardian, 11.02.2020, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2020/feb/11/keir-starmer-calls-for-end-to-scandal-of-spiralling-student-debt.

[21] The Economist (2023), “Is Keir Starmer ready for office?”, 27.04.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.economist.com/leaders/2023/04/27/is-keir-starmer-ready-for-office.

[22] Patrick Maguire (2020), “Keir Starmer: The sensible radical”, The New Statesman, 31.03.2020, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.newstatesman.com/long-reads/2020/03/keir-starmer-sensible-radical.

[23] Dilek Yiğit (2023), “Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi İç Politikada Anlaşamayabilir ama Dış Politikada Pozisyonları Aynıdır”, Uluslararası Politika Akademisi, 08.11.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2023/11/08/muhafazakar-parti-ve-isci-partisi-ic-politikada-anlasamayabilir-ama-dis-politikada-pozisyonlari-aynidir/.

[24] Dilek Yiğit (2023), “Britanya İşçi Partisi Lideri Keir Starmer’dan Brexit Çıkışı: AB’ye Geri Dönüş Mümkün Mü?”, Uluslararası Politika Akademisi, 26.09.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2023/09/26/britanya-isci-partisi-lideri-keir-starmerdan-brexit-cikisi-abye-geri-donus-mumkun-mu/.

[25] Labour (2023), “Keir Starmer statement”, 01.12.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://labour.org.uk/updates/press-releases/keir-starmer-statement-israel-gaza/#:~:text=The%20people%20of%20Gaza%20need,home%20and%20rebuild%20their%20lives.

[26] Becky Morton & Sam Francis (2024), “Labour withdraws support for Rochdale candidate Azhar Ali over Israel comments”, BBC News, 14.02.2024, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/uk-politics-68280098; Hannah Miller (2024), “Analysis: Tough week tests Keir Starmer's leadership”, BBC News, 14.02.2024, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/uk-politics-68295796.

[27] Andrew Learmonth (2023), “Keir Starmer:' Labour believes very strongly in the union'”, The Herald, 06.10.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.heraldscotland.com/news/23839096.keir-starmer--labour-believes-strongly-union/.

[28] Severin Carrell (2023), “Keir Starmer tells SNP voters: Labour will shift power from London”, The Guardian, 19.02.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/politics/2023/feb/19/keir-starmer-asks-snp-voters-to-put-faith-in-labour-after-sturgeon-resignation.

[29] Dilek Yiğit (2023), “Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi İç Politikada Anlaşamayabilir ama Dış Politikada Pozisyonları Aynıdır”, Uluslararası Politika Akademisi, 08.11.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2023/11/08/muhafazakar-parti-ve-isci-partisi-ic-politikada-anlasamayabilir-ama-dis-politikada-pozisyonlari-aynidir/.

[30] Janan Ganesh (2024), “What Joe Biden can learn from Keir Starmer”, Financial Times, 13.02.2024, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.ft.com/content/988dda33-ef9f-45cd-b9a9-75ce748d3455.

[31] Labour, “Shadow cabinet”, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://labour.org.uk/about-us/the-shadow-cabinet/. Bakanlık bekleyen gölge kabinedeki kadın siyasetçiler şunlardır; Angela Rayner, Rachel Reeves, Bridget Phillipson, Yvette Cooper, Shabana Mahmood, Liz Kendall, Louise Haigh, Thangham Debbonaire, Anneliese Dodds, Jo Stevens, Emily Thornberry, Lisa Nandy, Ellie Reeves, Lucy Powell ve Baroness Angela Smith.

[32] The Standard (2023), “Sadiq Khan leads Susan Hall by 50% to 25% among Londoners in race for City Hall”, 06.11.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.standard.co.uk/news/politics/sadiq-khan-susan-hall-mayoral-election-race-labour-conservative-greens-liberal-poll-b1118297.html; Alastair Boland (2023), “London Mayoral Poll: Mid-November 2023”, FindOutNow, 18.11.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://findoutnow.co.uk/blog/london-mayoral-poll-mid-november-2023/.

[33] Keir Starmer, “My pledges to you”, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://keirstarmer.com/plans/10-pledges/.

[34] Andrew Woodcock (2021), “Labour: Keir Starmer to declare himself ‘pro-American but anti-Trump’”, Independent, 15.01.2021, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.independent.co.uk/news/uk/politics/keir-starmer-joe-biden-donald-trump-labour-b1788092.html.

[35] Politico (2023), “Labour’s Keir Starmer: I’ll make it work if Donald Trump wins”, 28.09.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.politico.eu/article/uk-labour-keir-starmer-make-it-work-if-us-donald-trump-wins/.

[36] BBC News (2023), “Keir Starmer meets Ukraine's President Zelensky in Kyiv”, 16.02.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/uk-politics-64668096.

[37] Gavin Cordon (2023), “Britain welcomes issuing of arrest warrant for Vladimir Putin”, The Standard, 17.03.2023, Erişim Tarihi: 15.02.2024, Erişim Adresi: https://www.standard.co.uk/news/politics/vladimir-putin-britain-james-cleverly-russian-keir-starmer-b1068245.html.


14 Şubat 2024 Çarşamba

Dünyanın En Popüler Siyasi Liderleri


Son birkaç on yılda yaşanan baş döndürücü teknolojik gelişmeler, 1990’ların başında Soğuk Savaş döneminin sona ererek küreselleşmenin hâkim olduğu yeni bir ekonomik ve siyasi düzenin başlaması ve Amerikalı ünlü siyaset bilimci Joseph S. Nye’ın geliştirdiği “yumuşak güç” (soft power) kavramı doğrultusunda devletlerin askeri güçlerinin yanında farklı yöntemlerle diğer ülke halkları ve topluluklar üzerinde etkili olma yöntemleri geliştirmeye çalıştıkları yakın dönemde, Devlet Başkanlarının ve yöneticilerinin tanınırlıkları, olumlu veya olumsuz şöhretleri ve karizmaları, siyaset ve diplomaside önemli bir konu olmaya başlamıştır.

Bu bağlamda, halklar, bilinçli veya bilinçsiz şekilde, farklı devletler, toplumlar veya sosyal gruplar üzerinde sempati uyandıran ve etki sağlayan liderlere yönelerek, ekonomik ve diplomatik rekabette ön sıralarda yer almaya gayret etmektedirler. Bu etkiye açık olan toplumlar/topluluklar/bireyler ise, sevdikleri/sempati duydukları siyasi liderler nedeniyle o ülkeye göç etmek ve turizm faaliyetleri için o ülkeyi tercih etmekten tutun, çocuklarına o ülkenin dilini öğretmek ve ticari işlemlerinde de o ülkenin markalarını tercih etmek gibi farklı arayışlara yönelebilmektedirler. Tam da bu nedenle, ülkelerin yumuşak gücü ve liderlerin popülaritesi ve etki alanının yaygın olması, çok stratejik bir mesele haline gelmektedir.

Aslında bu konu geçmişte de elitler düzeyinde etkili olabilmiştir. Somut bazı örnekler vermek gerekirse; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında eğitim-kültür hayatından başlayarak birçok alanda Fransa’nın yoğun etkisinin olması, aslında biraz da Cumhuriyet’in kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Fransızca bilmesi ve bu ülke kültürüne ve Fransız Devrimi’ne aşinalık duymasından kaynaklanmıştır.[1] Elbette Osmanlı döneminde yetişen Frankofon aydınların da bu süreçte etkisi olmasına karşın, o dönem karar alma mekanizmasında yer alan Atatürk’ün baskın kişiliği ve kült lider mertebesi düşünüldüğünde, ulu önderin tercihlerinin ne derece etkili olduğu anlaşılabilecektir. Keza 1980’lerde Türk siyasal hayatına yön veren merhum Cumhurbaşkanı ve Başbakan Turgut Özal’ın ABD (Amerika Birleşik Devletleri) hayranlığı ve dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush'la dostluğu, Washington’ın o yıllarda Türkiye üzerinde çok etkili olabilmesine ve Türkiye’nin de bu sıcak dostluk sayesinde istediklerini kolay elde edebilmesine zemin hazırlamıştır.[2] Bir diğer örnek ise, Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev’in aslen Rus olmasına karşın Ukrayna’ya duyduğu büyük sevgi nedeniyle Kırım’ı bu ülkeye bırakması hadisesidir.[3] Geçmişte yalnızca elitler (liderler ve kritik karar alıcılar) etkili olan bu faktör, günümüzde ise tüm topluluk ve bireyleri kapsayan girift bir hale gelmiştir.

Günümüzde, bu açıklamaya çalıştığım ve yumuşak gücün bir türevi kabul edilebilecek hayranlık veya sempati unsuru, Kanada Başbakanı Justin Trudeau örneğinde olduğu gibi sempatiklik/yakışıklılık ve kadınlar üzerindeki etki şeklinde olabildiği gibi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin örneğindeki gibi, saygı uyandıran ve hatta korku yaratan kişilik yapısı şeklinde farklı bir düzeyde de tezahür edebilmektedir.

Morning Consult

Günümüzde, siyasi liderlerin dünya çapındaki etkilerini ve destek/sempati düzeylerini ölçen en ciddi araştırmayı ABD merkezli bir ticari istihbarat şirketi olan Morning Consult yapmaktadır.[4]Global Leader Approval Rating Tracker” (Küresel Lider Onaylama Rating Takibi) adlı çalışma[5], birkaç yıldır düzenli olarak gerçekleştirilmekte ve sonuçları uluslararası kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Morning Consult’un 2023 yılı için gerçekleştirdiği en popüler siyasi lider araştırmasının sonuçları geçtiğimiz yılın Eylül ayında ilan edilmiştir. Türkiye gibi bazı ülkelerin dahil edilmediği çalışma sonucunda -ki 2024 yılından itibaren Türkiye ve Arjantin de çalışmaya dahil edilecektir[6]- Hindistan Başbakanı Narendra Modi, yüzde 76’lık rekor bir onayla dünyanın en beğenilen siyasi lideri olmayı başarmıştır.

2023 yılı sonuçları[7]

Hindistan Başbakanı Modi’yi, yüzde 60’lık destekle Meksika Devlet Başkanı AMLO (Andrés Manuel López Obrador) takip ederken, üçüncü sırada yüzde 53 onaylanma oranı ile Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, dördüncü sırada yüzde 52 destekle İsviçre İçişleri Bakanı Alain Berset ve beşinci sırada yüzde 50 destekle Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva yer almıştır. Avrupa ülkeleri arasında en popüler lider İtalya Başbakanı Giorgia Meloni (yüzde 46) olurken, Meloni’yi İspanya Başbakanı Pedro Sanchez (44) takip etmiştir. ABD Başkanı Joe Biden yüzde 40 onayla listede 8. sırada yer alırken, Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak yüzde 29 onayla 15., Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yüzde 26 destekle 16. olabilmişlerdir.

En popüler küresel lider Modi[8]

Bu tabloyu yorumlamak gerekirse; Türkiye’de neredeyse hiç tanınmayan/bilinmeyen ve Pakistan’a duyulan destek ve Hindu-Müslüman gerginliği nedeniyle pek de sevilmeyen Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin küresel çapta çok destek bulduğunu ortaya koyan istisnai başarısı elbette en önemli ve çarpıcı sonuç olmakla birlikte -ki kendisi önceki yıl da yüzde 78 destekle ve açık farkla birinci sıradaydı[9]-, Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın, İtalya Başbakanı Meloni’nin ve İspanya Başbakanı Sanchez’in başarıları da dikkate değerdir. Biden’ın performansı kötü olmamakla birlikte, ABD gibi çok etkili bir ülkenin başarısı elbette daha yüksek olabilirdi. Ayrıca bu çalışmaya Rusya ve Çin gibi ülkelerin dahil edilmediğini de bu noktada hatırlatmakta fayda var. Ek olarak, YouGov’un ABD’de yaptığı çalışmalarda bu ülkedeki en popüler siyasetçinin halen eski Başkan Barack Obama olduğunu belirtmekte de fayda var. Obama dışında beğenilen siyasetçiler ise Arnold Schwarzenegger, Jimmy Carter, Bill Clinton, Bernie Sanders ve Joe Biden.[10] Yeniden Başkan seçilmesi beklenen Donald Trump ise listede daha alt sıralarda yer alıyor.

YouGov’a göre Amerikalıların en beğendiği siyasetçiler[11]

Bizim açımızdan ilginç bir husus ise, 2024’ten itibaren çalışmaya konu olacak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyada nasıl algılandığına dair çıkacak sonuç olacaktır. Zira şurası bir gerçektir ki, dünya Batı’dan ibaret değildir ve küresel güney adı verilen ülkelerin toplumlarında, Batı ile zıtlaşan liderlere (Putin, Erdoğan, Şi Cinping vs.) büyük destek verilebilmektedir. Bu nedenle, bu yıldan itibaren Türkiye’nin de dahil olduğu araştırmanın sonuçları merakla beklenmektedir. Erdoğan’ın özellikle İslam dünyasından aldığı destekle Morning Consult çalışmasında iyi bir skor yapması kimse için şaşırtıcı olmamalıdır.

Kapak fotoğrafı: https://www.jagranjosh.com/general-knowledge/list-of-top-global-leaders-2023-1680525787-1

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

[1] Bu konuda bir çalışma için, bakınız; Taner Aslan (2009), “Mustafa Kemal’de İnkılâp Düşüncesinin Oluşumu ve Gelişimi”, Erdem İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Sayı: 53, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://erdem.gov.tr/tam-metin/240/tur.

[2] Yıldız Yazıcıoğlu (2018), “‘Bush Dönemi Türk–Amerikan İlişkilerinin En Üst Düzeyde Olduğu Bir Dönemdi’”, VOA Türkçe, 01.12.2018, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.voaturkce.com/a/bush-donemi-turk-amerikan-iliskilerinin-en-ust-duzeyde-oldugu-bir-donemdi/4682764.html; Yıldıray Oğur (2018), “Merhaba George, nasılsın?”, 05.12.2018, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://serbestiyet.com/yazarlar/merhaba-george-nasilsin-7023/.

[3] TRT World (2022), “How Ukrainian-origin leaders dominated the Soviet Union”, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.trtworld.com/magazine/how-ukrainian-origin-leaders-dominated-the-soviet-union-53932.

[4] Şirketin web sitesi için, bakınız; Morning Consult, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://morningconsult.com/.

[5] Çalışmanın nedense Türkiye’den erişilemeyen sitesine https://pro.morningconsult.com/trackers/global-leader-approval adresinden ulaşılabilir.

[6] Bakınız; https://twitter.com/MorningConsult/status/1755280767796601008.

[7] Bakınız; https://twitter.com/MorningConsult/status/1701314690951872715. Detaylar için; DH (2023), “PM Modi emerges as most popular global leader again: Survey”, 09.09.2023, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.deccanherald.com/india/pm-modi-emerges-as-most-popular-global-leader-again-survey-2804108.

[8] DH (2023), “PM Modi emerges as most popular global leader again: Survey”, 09.09.2023, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.deccanherald.com/india/pm-modi-emerges-as-most-popular-global-leader-again-survey-2804108.

[9] Nicholas Kristof (2023), “He’s the World’s Most Popular Leader. Beware.”, The New York Times, 18.03.2023, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/2023/03/18/opinion/modi-india.html.

[10] YouGov US (2023), “The Most Popular Politicians (Q4 2023)”, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://today.yougov.com/ratings/politics/popularity/politicians/all.

[11] YouGov US (2023), “The Most Popular Politicians (Q4 2023)”, Erişim Tarihi: 14.02.2024, Erişim Adresi: https://today.yougov.com/ratings/politics/popularity/politicians/all.


13 Şubat 2024 Salı

İslam Ülkelerinde Demokrasinin Durum


Giriş

Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti gibi alternatif başarılı modellerin ortaya çıkmasıyla biraz arka planda kalsa da, kuşkusuz, demokrasi, Batı eksenli insan medeniyeti ve modernleşmenin tarihsel süreçteki gelişiminde ortaya çıkmış en ileri ve başarılı yönetim biçimidir. Efsanevi eski İngiliz Başbakanı Winston Churchill’in veciz ifadesiyle, demokrasi berbat bir yönetim biçimi olmasına karşın, diğer tüm rejim tiplerinden daha iyidir.[1]

Bu yazıda, öncelikle demokrasinin Batı Siyaset Bilimi literatüründeki yaygın kabul gören tanımlara atıf yapılarak kavram açıklanacak, daha sonra demokrasilerin ve demokratikleşmenin kısa tarihçesine yer verilecek, son olarak da İslam ülkelerindeki demokratik rejimlerin durumları açıklanarak örneklendirilecektir.

Demokrasi Nedir, Ne Değildir?

Birçok farklı tanımı olsa da, demokrasiyi, kısaca ABD’nin efsanevi Başkanlarından Abraham Lincoln’ün meşhur tanımıyla, “halkın, halk tarafından halk için yönetimi” olarak açıklayabiliriz.[2][3] Bu tanımın önemli olmasının sebebi, demokrasinin üç unsuru olan temsil (halkın), katılım (halk tarafından) ve denetim (halk için) olgularına dikkat çekiyor olmasıdır.

Ancak demokrasinin unsurları ve prosedürleri netleştirilmedikçe, soyut bir “halkın halk tarafından yönetimi” tanımı, ünlü Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger’nin de belirttiği üzere aslında hiçbir şey söylememektir. Dahası, demokrasinin en önemli özelliği, -Aristo’nun da belirttiği gibi- halkın, devleti, halkın yararına olacak şekilde yönetmesi esasıdır (Aristo’nun siyasal rejimler tasnifindeki “politeia”-demokrasi ayrımı[4]).

Bilindiği üzere, genelde siyasal rejim, bir sosyal grupta yönetenlerle yönetilenler arasındaki ayrımın aldığı biçim olarak tanımlanmaktadır. Duverger, bu bağlamda rejimleri iki büyük grupta toplamaktadır. Bunlar[5];

1-) Yönetenlerin otoritesini yönetilenlerin özgürlüğü yararına sınırlayan liberal eğilim (la tendance liberale),

2-) Yönetenlerin otoritesini yönetilenlerin zararına güçlendiren otoriter eğilim (la tendance autoritaire).

Demokrasi, ideal anlamıyla “insanların sadece vicdanlarının sesini dinledikleri, yönetimin kişilerin rızasına dayandığı ve zorlamanın ortadan kalktığı bir sistem” olarak tanımlanır. Ancak uygulamada durum farklı olup, bizzat demokrasinin kendisi bir iktidar ve kişileri denetim altına alan bir otorite sistemidir. Klasik elit teorilerine (Pareto, Mosca) ve modern elit teorilerine (Schumpeter’in “rekabetçi elitizm” görüşü ya da Wright Mills’in teorisi) göre, demokrasi, aslında tamamen ulaşılması imkânsız bir idealdir. Nitekim Mills’e göre, modern Amerikan demokrasisinde aslında sistem üçlü bir iktidar odağı (askerler, işadamları, bürokrat ve siyasetçiler) tarafından yönlendirilmektedir. Sosyalist deneyimler sonrasında demokrasinin piyasa ekonomisinin varlığı olmadan imkânsız hale geleceği de öne sürülmüştür. Ancak piyasa mekanizmasının da birçok başka demokratik soruna kaynaklık ettiği görülebilmektedir.

Görüldüğü üzere, demokrasi terimi halk ve yönetim kelimelerinden meydana gelmektedir. Dolayısıyla halk kelimesi ile yönetim kelimesine verilecek anlama göre demokrasinin şekli değişecektir. Demokrasinin “olmazsa olmaz” (sine qua non) koşulları olarak ise şu özellikleri sayabiliriz:

1-) İktidara gelişin serbest rekabetçi seçimler yoluyla olması,

2-) İktidara gelenlerin muhalif rakiplerinin iktidara geliş yollarını tıkamaması ve muhalefetin olması,

3-) Seçimlerin belirli aralıklarla yapılması.

Amerikalı siyaset bilimci Robert Dahl’a göre, demokrasinin varlığı için, tüm vatandaşların;

1-) Tercihlerini ifade edebilmeleri,

2-) Bunları bireysel ve kolektif eylemle ortaya koyabilmeleri,

3-) Devletin bu tercihler arasında ayrım yapmaması gerekmektedir.

Demokrasi kavramı, Yunanca “demos” (halk) ve “kratos” (otorite-yönetim) kelimelerinden meydana gelir ve yönetim yetkisinin halkın elinde ve yetkisinde olmasını ifade eder. Ancak demokrasi sürekli gelişen, derinleşen bir yönetim biçimidir ve durağan değildir. Bu nedenle günümüz demokrasilerinin 8 temel unsuru olduğundan söz edilebilir.

1-) Bireye ve kişiliğine saygı: Demokrasi özgür bireye dayanmaktadır. Demokrasiler kişinin adam yerine konması esasına dayanır. Dolayısıyla birey en yüksek demokratik değerdir ve bireyin kişiliğine, fikirlerine saygı duyulması demokrasilerin en temel esasıdır.

2-) Bireysel özgürlük: Bireysel özgürlük kişilik potansiyelinin gerçekleşmesinin ana koşuludur. Eğer köleler gibi bizim hakkımızda başkaları karar verecekse hayat sıradanlaşıp anlamsızlaştığı gibi karakter gelişimi de mümkün olmaz. İnsanların temel amaçlarından birisi de hayatlarını zenginleştirmektir. Dolayısıyla bireye saygı duyulmasının yanında özgürlük sağlanması da gereklidir.

3-) Rasyonelliğe (Akılcılığa) inanç: Demokrasi ideali insanları akıl sahibi (rasyonel) varlıklar olarak görür. Demokrasinin işlemesiyle; bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda akılcı kararlar vererek en doğru seçimi yapacağına dair inanç demokrasinin temelinde vardır.

4-) Eşitlik: Bireysel özgürlük yanında diğer bir önemli demokratik ideal eşitliktir. Ancak eşitliğin farklı yorumları bulunmaktadır. Bazıları eşitliği daha dar olarak tanımlayarak yasalar önünde eşitlik ve genel oy ilkesiyle eş tutarken, kimileri çok daha kapsamlı ekonomik demokrasi olarak adlandırılabilecek uygulamaları savunurlar.

5-) Adalet: Demokrasiyle ilgili ve insanların bir arada yaşamalarını sağlayan diğer bir olgu ise adalet idealidir. Adalet demokrasilerde en temel konulardan biri olmasına rağmen, üzerinde henüz ortak bir tanıma ulaşılamamıştır. Liberaller yeteneğe ve üretime göre paylaşmayı önerirken, Marksistler ihtiyaca göre dağıtımı önerir ve buna göre adalet kurgularlar. Adaletin ilk ve en önemli aşaması kanun önünde eşitliktir. Sosyal demokratlar fırsat eşitliğine vurgu yaparlar.

6-) Yasal Yönetim: Keyfiliği önleyen bir hukuk devletinin varlığı demokrasinin temelindedir.

7-) Anayasacılık: Anayasasız demokrasiler olmaz. Devletin kurum ve kurallarının, demokratik hak ve ödevlerin bir anayasa ile netleştirilmesi ve güvence altına alınması zorunludur.

8-) Halk Yönetimi ve Çoğunluk İlkesi: Demokrasilerde azınlık hakları çok önemlidir ancak çoğunluğun iradesi seçimler yoluyla doğal olarak daha büyük önem kazanmaktadır.

Günümüz Batı demokrasilerinde karşımıza çıkan bazı temel unsurlar şöyle özetlenebilir;

1-) Siyasal demokrasilerde rejimin meşruluğu yönetenlerin belli sınırlar ve denetim mekanizmaları içerisinde istekleri yönünde hareket etmesinden kaynaklanır,

2-) Yönetenlerin meşruluğu, bunların yönetimde kalıp kalmayacaklarının belirli ve makul aralıklarla yapılan seçimlerle belirlenmesine bağlıdır,

3-) Yönetilenlerin siyasal sürece her düzeyde katılma hakkı ve özgürlüğü bulunmaktadır,

4-) Siyasete katılma, siyasal tercihleri şekillendirme ve bunları kamuoyuna duyurma, benimsetme, bu tercihleri benimseyen kadroları örgütleme, iktidar yarışına girmek gibi eylemlerin gerçekleşmesi için vatandaşların düşünce ve ifade, haberleşme, toplanma, örgütlenme özgürlüklerine sahip olması.

Alan Ball da aynı doğrultuda liberal demokrasinin özelliklerini şöyle sıralamıştır;

  • Birden fazla siyasal parti bulunması ve partilerin serbestçe rekabet edebilmesi,
  • Siyasal iktidar için rekabetin açık ve önceden kabul edilmiş prosedüre göre yapılması,
  • Siyasi iktidar pozisyonlarına girişin açık olması,
  • Geniş oy hakkına dayalı periyodik seçimlerin varlığı,
  • Sendikalar ve gönüllü kuruluşlar ile baskı gruplarının sıkı şekilde hükümet kontrolünde olmaması ve hükümet kararlarını etkileme imkânına sahip olması,
  • Düşünce, ifade ve din-vicdan özgürlüğünün varlığı ile keyfi tutuklama, gözaltı olmaması,
  • Bağımsız yargı,
  • Kitle iletişim araçlarının devlet tekelinde ya da sıkı denetiminde olmaması.

Yine Alan Ball’a göre, otoriter rejimlerin özellikleri ise şöyle özetlenebilir;

  • Açık siyasi rekabete önemli sınırlamalar vardır,
  • Tek biçimlilik yaratan total ideolojilerin varlığı,
  • Kişilere ait mahfuz alanın kabulü sorunludur,
  • Siyasi elit zaman zaman kaba güce başvurabilir,
  • Sivil alan ve özgürlükler zayıftır. Kitle iletişim araçları ile yargı bağımsızlığı sorunludur, iktidarın etkisine açıktır,
  • Yönetim ve kurallar halk yerine geleneksel siyasi elite dayanır. Rejimde sık sık krizler, çöküşler yaşanır,
  • Çoğulculuk yerine hâkim bir grup siyasal kontrolü elinde bulundurur.

Robert Dahl’ın poliarşi kavramsallaştırması[6]

Bir diğer önemli demokrasi kavramsallaştırması ise Amerikalı ünlü siyaset bilimci Robert Dahl tarafından yapılmıştır. Dahl’ın geliştirdiği “poliarşi” (polyarchy) kavramına göre, demokrasiler şu özelliklere haizdir;

  • Seçimle iş başına gelen yöneticiler,
  • Özgür ve hilesiz seçimler,
  • Herkese tahsis edilmiş oy hakkı,
  • Ofislere, kurumsal pozisyonlara herkesin ulaşma hakkı,
  • İfade özgürlüğü,
  • Özgür basın,
  • Kurumsal otonomi.

Demokrasinin temelinde özgürlük (hürriyet) kavramı vardır. Tarihsel olarak özgürlük öncelikle devlet müdahalesinin sınırlanması ve kişiye özel alanların dokunulmaz hale gelmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. İngiliz çağdaş filozof ve düşünür Isaiah Berlin’e göre, işte bu, kişinin dokunulmazlık alanlarının ortaya çıkışı negatif özgürlüğe örnektir. Birinci kuşak siyasal haklar daha çok negatif özgürlüklerle alakalıdır. Negatif özgürlükler çok önemli olsa da, özel alanda eşitsizliklerin devamına yol açabilir. Berlin’e göre, sosyal haklarının gelişimiyle beraber pozitif özgürlük adı verilen ve devlete bazı ödevler yükleyen haklar gelişti. Pozitif özgürlükler Berlin’e göre daha tehlikeliydi, zira devlet kendisine yüklenen ödevlerine yerine getirerek negatif özgürlük alanlarını kısıtlayan baskıcı yönetimler kurabilirdi. Bu anlamda, Berlin’e göre, devlet ne kadar küçük olursa o kadar faydalı idi. Ancak pozitif özgürlüklerin olmadığı bir ortamda da demokrasiler çökmeye açıktı. ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’e göre ise, insanlar özgürlükle ekmek arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldıklarında ekmeği seçerlerdi. Bu nedenle Avrupa’da demokrasilerin çökme sebebi halkın demokrasiyi sevmemesi değil, işsizlik, güvensizlik ve ekonomik sıkıntılardı. Bunun ortadan kalkması için pozitif özgürlüklerin varlığı yani sosyal bir devlete ihtiyaç vardı. Yani tarihsel süreç içerisinde, özgürlük kavramı başlarda devlet otoritesinden kaçış, onun sınırlanması olarak ortaya çıkmış, sonrasında ise devletin aktif olarak kişinin özgürlüğü, onurlu yaşamı için düzenlenmesi şeklinde kendini göstermiştir. Bugün hâlâ devletin ölçeği konusunda tartışmalar devam etmektedir. Neo-liberal bakış açısı devleti özgürlük lehinde sınırlandırırken, eşitsizlikleri de arttırmaktadır.

Demokrasilerin Kısa Tarihçesi

Robert Dahl, günümüze kadar gelen demokratik gelişme eğilimini iki döneme ayırmaktadır. İlk demokratik dönem, temelde kent ölçekli olup, sınırları kent devletinin küçük ölçeğiyle belirlenmiştir. İkinci demokratik dönem ise, esas itibariyle temsil anlayışına dayanmakta ve öncekinden farklı olarak daha geniş bir coğrafya ve nüfusa uygunluk arz etmektedir. Dolayısıyla, zaman içerisinde doğrudan temsilden yani direkt demokrasiden, geniş ölçekli temsili demokrasiye yani parlamenter sisteme geçilmiştir. Klasik demokrasiyi hukuki belgelerle açıklama çalışırsak şunlardan söz etmek yerinde olacaktır; Magna Carta (1215), Petition of Rights (1628), Habeas Corpus Act (1679), Bill of Rights (1689), İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1789).

Demokrasilerin var olabilmesi ve yaşayabilmesi için gerekli ön koşullar kısaca şöyle özetlenebilir:

1-) Merkezi otorite karşısında durabilecek bir ara sınıfın (ikincil grup) oluşması. Bu sınıf burjuvazidir ve sivil toplum alanını oluşturmaktadır.

2-) Yönetimin sınırlı ve kaynağının birey olması ve halk tarafından yönetimin gündeme gelmesi.

3-) Bireysel temsilin ifade edildiği yer olarak parlamentonun oluşması.

4-) Parlamentonun kent ötesinde ulus düzeyinde ortaya çıkmasıdır.

Demin sözünü ettiğimiz önemli beyanname ve metinlere baktığımızda;

1-) Merkezi otoritenin yetki ve gücü (erk) sınırlandırılmaktadır ve bu alan giderek genişlemektedir (bu süreç sırayla vergi koyma hakkının sınırlandırılması, ceza, güvenlik ve yargıç güvencesi olarak beliriyor).

2-) Merkezin sınırlandırılması bir kurum aracıyla sağlanmakta ve bu kurum parlamento olup temsil gündeme gelmektedir.

3-) Parlamento merkezin yönetiminde meşruluk sağlayıcı bir kurum olmaktadır.

Robert Dahl, Who Governs (1961) adlı klasik eserinde Amerika’daki plüralist modelin gelişmesinde üç dönemden söz eder:[7]

  • Birinci dönem, 1784-1842 yılları arasında yaşanmış ve daha çok aristokrat aileler ve İngiliz tipi iyi eğitimli kişilerin en üst sosyal basamaklarda yer aldıkları aşamadır.
  • İkinci dönem, 1842-1899 yılları arasında yaşanmış ve sınırlı oy ilkesiyle beraber yüksek vergi veren işadamı ve mali sektör çalışanlarının sistemde üst düzeyde yer aldıkları aşamadır.
  • Üçüncü dönem, 1950’lerden bu yana yaşanan ve daha çok bürokrat-uzman tipinin ön plana çıktığı aşamadır.

Bu noktada plüralist bakışın temel kriterleri şöyle açıklanabilir;

1-) Tek bir grup bir dizi konudan daha fazla alanda sistematik ve yaygın kontrol edinemez.

2-) Önemli gruplar arasında genel bir denge vardır ve birbirlerini karşılıklı dengelerler.

3-) Ekonomik güç siyasi güçten ayrıdır.

4-) Devlet tarafsız ve nötrdür. Yöneten sınıf yoktur.

5-) Hâkim ideoloji yoktur. Pek çok fikir vardır.

6-) Siyaset rekabet ve tercih sürecidir.

Demokratik gelişmeye farklı bakışlar ve açıklamalar getirilmiştir. Bunlardan birincisi, Macpherson’un ekonomik yaklaşımıdır. C. B. Macpherson’a göre, esasen üç tip demokrasi vardır. Bu farklılaşma ise temelde ekonomiyle ilgilidir. Bunlar; (1) liberal demokrasiler (piyasa ekonomileri), (2) liberal olmayan komünist halk demokrasileri (kumanda ekonomileri) ve (3) az gelişmiş ülke demokrasileridir (sağlıksız piyasa ekonomileri). İkinci açıklama, adalet ve hukuk temellidir. Bu teoriye göre, polis devletinden, kanun devletine ve hukuk devletine giden süreç demokratikleşmeyi meydana getirmektedir. Üçüncü bir açıklama ise Norberto Bobbio’nun pazarın denetlenmesiyle demokrasi teorisidir. Bobbio, demokrasiyi asgari anlamıyla şekil (prosedürel) ve bir hükümet biçimi olarak görür ve iki temel soru sorar;

  • Kim yönetiyor ve nasıl yönetiyor?
  • Kimin yöneteceğine kim karar veriyor ve hangi usullerle karar veriyor?

Bu sorular etrafında, Bobbio, 4 temel kriterden söz eder;

1-) Karar verme iktidarının çok sayıda kişiye tanınması,

2-) Kararların çoğunlukla alınması,

3-) Herhangi bir zorlama olmaksızın bireylerin farklı seçenekler arasında tercih yapmasına izin verilmesi,

4-) Ayrıca şiddete başvurmama, hoşgörü, kardeşlik gibi değerlerin toplumda yerleşmesi.

Bunları yapmak için, Bobbio’ya göre, kapitalizm ve demokrasi ayrıştırılmalı ve piyasa ekonomisinin eşitsiz bir düzen kurmasına engel olunmalıdır. Bir nevi “liberal sosyalizm” öneren Bobbio’ya göre, serbest pazar toplumu yok edilmemeli, fakat demokrasiyi yok eden olumsuz özellikleri törpülenmelidir. Bu sebeple aşırı bireycilik, egoizm, eşitsizlik gibi meselelerin üzerine gidilmeli ve daha çoğulcu ve toplumcu bir bakış açısı geliştirilmelidir.

Demokrasilerin atak yaptığı dönemler: Birinci Dünya Savaşı sonrası, İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Dekolonizasyon dönemi ve Komünizm’in düşüşe geçtiği dönemdir.[8]

Ünlü Karşılaştırmalı Politika uzmanı Samuel P. Huntington, The Third Wave (Üçüncü Dalga) adlı eserinde[9], dünya tarihinde üç büyük demokratikleşme dalgasından söz etmektedir. Birinci demokrasi dalgası, Amerikan ve Fransız Devrimleri ile başlamış; 1820’de ABD’de oy hakkının genişlemesiyle ilerlemiş ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından oluşan liberalizm atmosferinde, 1926’ya kadar 29 demokratik ülkenin kurulmasıyla son bulmuştur. 1920’lerin sonlarında oluşan Büyük Buhran’ın da etkisiyle başlayan otoriter rejim dalgası nedeniyle ise zamanla geriye dönüş başlamış ve bunun sonucunda 1942’de demokratik ülke sayısı 12’ye düşmüştür.

İkinci demokrasi dalgası, İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan dekolonizasyon dönemi ile ortaya çıkmış ve 1962’de 36 ülke demokratik rejim haline gelmiştir. 1960-1975 arası dönemde ise yeniden bir geriye dönüş yaşanmış ve demokratik ülke sayısı 30’a inmiştir.

1970’lerin sonlarında başlayan üçüncü demokrasi dalgası ile onlarca ülke daha demokrasiye geçmiş ve SSCB’nin yıkılması sonrası başladığı iddia edilebilecek olan 4. demokrasi dalgası veya 3. demokrasi dalgasının ikinci ayağı ile de demokrasi tüm eksikliklerine rağmen neredeyse alternatifsiz bir rejim haline gelmiştir. Ancak son 10 yılda birçok ülkede demokratikleşmede ciddi geriye gidişler olması da (örneğin Türkiye) söz konusudur. Buna karşın, günümüzde 192 ülkeden 120’sinin bir şekilde demokrasi uygulaması, demokratik rejimin ağır bastığını gösteren önemli bir veridir.

Amerikalı siyaset bilimci Phillips Shively’e göre, demokrasiye geçişin 4 önemli nedeni vardır:

1-) Otoriter rejimlerin yorgunluğu, bozulması ve kamuoyu desteğini kaybetmesi. Farklı sebepler demokrasiye geçişi tetiklemiştir. Arjantin’de İngiltere karşısında alınan askeri mağlubiyet (Falklands Savaşı) demokrasiye geçişi hızlandırırken, İspanya ve Portekiz’de ünlü diktatörlerin (Franco ve Salazar) ölmeleri, komünist ülkelerde ekonomik sıkıntılar bu süreci hızlandırmıştır.

2-) Demokratik olmayan rejimlerin değişmesi yönünde uluslararası baskı. İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Güney Afrika örneklerinde olduğu gibi demokrasiye geçişi dış baskılar da kolaylaştırabilir.

3-) Halkın fiziki güvenlik ile insan hakları ve onurunun korunması ve iktidarın kötüye kullanılmasının önlenmesi yönündeki isteği. Özellikle baskı rejimlerinde halkın birikmiş öfkesi demokrasiye geçişi kolaylaştırıyor.

4-) Ekonomik gelişme isteği. Komünist ülkelerde yaşanan stagflasyon ve Batı ülkelerindeki tüketim mallarının çekiciliği gibi faktörler piyasa ekonomisini ve demokrasiyi daha cazip hale getirmiştir. Piyasa ekonomisine dayalı demokratik rejimlerin ekonomik ve sosyal gelişmeyi kolaylaştırdığı iddia edilmektedir. Ancak güçlü bir sosyal devletin yokluğu durumunda bizzat bu sistemin kendisi bir eşitsizlik ve sosyal sorun yumağı haline gelebilmektedir.

Günümüzde demokratikleşme yönündeki gelişmelere en önemli katkılardan biri de toplumun iç yapısal gelişmeleri dışında uluslararası toplum ve hukuktan gelmektedir. (Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı vs.)

İslam Dünyasında Demokrasi

İslam dünyasında, özellikle de Ortadoğu’da uygulanan yönetim modellerini tasnif etmek gerekirse;

  1. Laik otoriter (askeri yönetim, askerle iç içe geçen seküler milliyetçi partiler (Baas) veya kudretli seküler bir yönetici merkezli) yönetimler,
  2. İslam soslu demokratik rejimler,
  3. İslami esaslar ve hatta radikal İslam ideolojisi temelinde kurulan otoriter/totaliter yönetimlerden söz edilebilir.

Bu rejimleri örneklendirmek gerekirse; Türkiye’de kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk ve tek parti dönemi, Azerbaycan ve diğer Kafkasya/Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Arap dünyasındaki Baas partileri ve Mısır ve benzeri ülkelerde görülen askeri yönetimler özleri itibariyle laik otoriter modele uymaktadır. Buna karşın, Türkiye’de 1950’de çok partili siyasal hayata geçilmesiyle birlikte Demokrat Parti iktidarıyla başlayan ve günümüzde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti ile devam eden popülist İslamcı partilerin önde olduğu seçimli demokrasi ve rekabetçi otoriter sistemler, yine ülkelerde uygulanan İslam soslu ve özgür demokratik seçimlerin yapılabildiği rejimler, ikinci modele daha yakın ve uygundur. Devlet yönetiminin tamamen dine dayandırıldığı ve özgürlüğün en alt seviyelerde olduğu devletler ise, Afganistan ve İran İslam Cumhuriyeti gibi otoriter/totaliter rejimlerdir.

İslam dünyasının demokratikleşmemesi konusunda farklı görüşler olmakla birlikte, bu konuda son yıllarda ortaya atılan en özgün ve ilginç görüş, ABD’de yaşayan Türk akademisyen Ahmet T. Kuru’nun geliştirdiği ulema-siyaset ittifakı ve geçmişte görece özerk ve özgür olan ulemanın (İslam din bilginleri ve din adamları) bağımsız olamamasının İslam dünyasını geri bıraktırdığı tezidir.[10] Klasik Batılı modernist ve Oryantalist paradigmada ise, İslam dini, geri kalmışlığın bizatihi sebebi olarak vurgulanmaktadır. Bu görüş, yakın tarihte de İslamofobi akımı sayesinde yeniden güçlenmeye başlamıştır. İslam dünyasına baktığımızda ise, bilhassa anti-emperyalist ve Üçüncü Dünyacı yaklaşımlarda, Müslüman toplumların Batı/Hıristiyan devletlerce tarihsel süreçte sömürülerek geri bıraktırıldığı ve günümüzde de Ortadoğu coğrafyasının İsrail’e verilen ölçüsüz destek gibi politikalarla karıştırılarak, İslam ülkelerinin demokratikleşmesine izin verilmediği görüşü entelektüeller arasında yaygın kabul görmektedir.

Günümüzde, bu konudaki en önemli otoriterlerden kabul edilen Amerikan menşeli Freedom House kuruluşuna göre, İslam dünyasında (Müslümanların çoğunlukta olduğu 50 bilinen ülke baz alınmıştır) tam demokrasi adedi 0 (free), yarı-demokratik rejimlerin sayısı 21 (partly free) ve demokrasi olmayan rejimlerin adedi 29’dur.[11] Bu ülkeler şunlardır:

Kısmen özgür/demokratik (partly free) devletler ve puanları şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Senegal (68)
  2. Arnavutluk (67)
  3. Sierra Leone (63)
  4. Kosova (60)
  5. Endonezya (58)
  6. Tunus (56)
  7. Malezya (53)
  8. Bosna Hersek (52)
  9. Nijer (51)
  10. Gambiya (48)
  11. Somaliland (44)
  12. Gine-Bissau (43)
  13. Lübnan (43)
  14. Nijerya (43)
  15. Komorlar (42)
  16. Maldivler (41)
  17. Bangladeş (40)
  18. Kuveyt (37)
  19. Fas (37)
  20. Pakistan (37)
  21. Moritanya (36)

Özgür olmayan (not free) ülkeler ve puanları ise şöyledir:

  1. Ürdün (33)
  2. Cezayir (32)
  3. Türkiye (32)
  4. Burkina Faso (30)
  5. Gine (30)
  6. Irak (29)
  7. Mali (29)
  8. Brunei (28)
  9. Kırgızistan (27)
  10. Katar (25)
  11. Cibuti (24)
  12. Umman (24)
  13. Kazakistan (23)
  14. Birleşik Arap Emirlikleri (18)
  15. Mısır (18)
  16. Çad (15)
  17. Bahreyn (12)
  18. İran (12)
  19. Özbekistan (12)
  20. Libya (10)
  21. Sudan (10)
  22. Azerbaycan (9)
  23. Yemen (9)
  24. Afganistan (8)
  25. Somali (8)
  26. Suudi Arabistan (8)
  27. Tacikistan (7)
  28. Türkmenistan (2)
  29. Suriye (1)

Elbette Freedom House verileri tartışmaya açıktır. Yani söz gelimi Kuveyt’in Türkiye’den daha özgür ve demokratik bir ülke olduğunu iddia edebilmek bizce hayli zordur. Benzer şekilde, Azerbaycan'ın en az özgür Müslüman devletlerinden birisi olarak gösterilmesi de gerçekçi bir yaklaşım değildir. Buna karşın, bazı temel değerler açısından yaklaşıldığında, İslam dünyasında halen bir tane bile gerçek demokrasinin olmadığı ve demokrasiyi kısmen uygulayabilen ülkelerin de çoğunlukla eski sömürgeler olduğu (ağırlıkla İngiltere veya Fransa) olduğu görülmektedir. Bu anlamda, sömürgeciliğin bu ülkeleri geride bıraktırmasının yanında, demokratikleşme nüvesini oluşturduğu görüşü de iddia edilebilir. Buna karşın, yakın zamana kadar en başarılı demokrasi kabul edilen Türkiye örneği, hiç sömürgeleştirilmemiş bir Müslüman toplumunun da ne kadar ilerleyebileceğini göstermesi açısından manidar ve önemlidir. İlerleyen yıllarda, Türkiye’nin yeniden demokrasiye dönmesi ve İslam dünyasına bu konuda liderlik etmesi de bizce gayet olası bir senaryodur.

Bir diğer ilginç saptama ise laiklik konusunda yapılabilir. Türkiye’deki genel ön kabul laiklik olmadan demokratik bir rejimin kurulamayacağı olmasına karşın, ilginçtir ki, aslında laik rejimlerin bazıları (Türk Cumhuriyetleri) en otoriter/totaliter yönetimlerdir. Laik rejimler arasında demokrasiye yaklaşabilen Senegal, Arnavutluk, Sierra Leone, Bosna Hersek, Kosova ve kısmen Türkiye gibi rejimler olsa da, İslami rejimler (devletin resmi dininin İslam olduğu ve devlet yönetiminde kısmen İslami usullere yer verilen sistemler arasında da demokrasi olmayı kısmen başarmış Pakistan, Bangladeş ve Tunus gibi örnekler mevcuttur. Lakin şurası kesindir ki, devlet sisteminin tamamen dine dayandığı rejimlerin özgür olma ihtimalleri (Afganistan, İran vs.) hayli düşüktür.

Sonuç

Demokrasiyi tarihsel deneyim sonucunda ortaya çıkmış doğru bir rejim kabul eder ve yukarıda açıklanan verilerden yola çıkarsak, bizce en iyi formül, İslam’ın kültürel esaslarıyla yaşatıldığı, ama devletin tamamen din eksenine oturtulmadığı Müslüman demokrasi modelinin geliştirilmesidir. Bu, elbette uzun ve sancılı bir süreç olacaktır. Ancak laik otoriter modele dönüş, bizce akıntıya karşı su çekmek anlamına gelebilir. Zira Çin’in otoriter sistemde gösterdiği başarı, tamamen bu ülkenin kendisine özgü ve diğer toplumlardan çok farklı kültürel yapısıyla alakalıdır. Oysa İslam toplumlarının birçoğu, Batı dünyası ile daha entegredir ve o ülkelerdeki gelişmelerden daha yoğun etkilenmektedirler. Bu nedenle, izlenmesi gereken yol, kontrollü ve akılcı demokrasiye geçiş planlamasıdır. Demokratik Avrupa ülkelerinde Müslüman toplumların bu yönetim biçimine uyum sağlamakta hiçbir sorun yaşamamaları da bu açıdan cesaretlendirici somut bir örnektir. Bu bağlamda İslam ülkelerinde demokratikleşmeyi teşvik edebilecek en etkili yöntem ise, öncelikle insanların temel ihtiyaçlarını giderecek canlı, verimli ve üretken bir ekonominin inşa edilmesi ve dini radikalizm hareketlerinin çeşitli yöntemlerle (dünyevileşmeyi teşvik eden) zayıflatılmasıdır. Bu konuda başarılı tarihsel deneyimler ise, Arap Baharı sürecinde Tunus'ta 2011-2020 döneminde etkili olan siyasal yaklaşım ve Türkiye'de AK Parti iktidarının 2002-2010 döneminde uyguladığı politikalardır. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Kapak fotoğrafı: https://www.e-ir.info/2015/01/07/what-is-islamic-democracy-the-three-cs-of-islamic-governance/

KAYNAKÇA

[1] Orijinal ifade şöyledir; “Democracy is the worst form of government, except for all the others.” Bakınız; International Churchill Society, “Quotes: The Worst Form of Government”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://winstonchurchill.org/resources/quotes/the-worst-form-of-government/.

[2] Bu bölüm Aytekin Yılmaz’ın Modern Demokrasi Gelişimi ve Sorunları kitabından alınan özet geliştirilerek oluşturulmuştur. Bakınız; Aytekin Yılmaz (2000), Modern Demokrasi Gelişimi ve Sorunları, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.

[3] Orijinal tanım şöyledir; “Of the people, by the people, for the people.” Bakınız; Council of Europe, “Democracy”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://www.coe.int/en/web/compass/democracy.

[4] Lokman Şahin, “Siyasetin İşleyiş Yöntemi ve Düzeni: Siyasal Rejim ve Sistemler”, Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, Ünite 4, Erişim Tarihi: 12.03.2024, Erişim Adresi: https://adm.ataaof.edu.tr/pdf.aspx?du=pliuXMMzRTzMa0hPG%201LMA==#:~:text=Aristoteles%20bu%20tasnifinde%20siyasal%20rejimleri,-demokrasi”%20şeklinde%20tasnif%20etmiştir, s. 4.

[5] Detaylar için bakınız; Maurice Duverger (1965), “La structure des gouvernements”, L’Etude de la société, 8. Bölüm: “L’organisation politique”, Québec: Les Presses de l’Université Laval, ss. 315-327.

[6] Thomas Zittel, “Polyarchy”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://www.researchgate.net/figure/Robert-Dahls-model-of-Polyarchy_fig1_48666054.

[7] Robert Dahl (1961), Who Governs? Democracy and Power in the American City, Yale University Press.

[8] Wikipedia, “Waves of Democracy”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://en.wikipedia.org/wiki/Waves_of_democracy.

[9] Samuel Huntington (1993), The Third Wave: Democratization in the Late 20th Century, University of Oklahoma Press.

[10] Detaylar için, bakınız; Ahmet T. Kuru (2019), Islam, Authoritarianism, and Underdevelopment: A Global and Historical Comparison, Cambridge: Cambridge University Press.

[11] Freedom House, “Countries and Territories”, Erişim Tarihi: 13.02.2024, Erişim Adresi: https://freedomhouse.org/countries/freedom-world/scores.