7 Mart 2013 Perşembe

Çözüm Süreci Mi?

Türkiye siyasetinin merkezi haline gelen İmralı Adası

Son haftalarda Türkiye’de en çok konuşulan konu kuşkusuz, PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan “barış” müzakereleridir. MİT’in başlattığı ve Başbakan Erdoğan ile iktidar partisinin büyük bir hevesle sahiplendiği bu sürece ilişkin benimse bazı endişelerim mevcut. Bu endişelerimin kaynağı herhangi bir şekilde siyasi rant elde etmek değil (zaten bir siyasetçi değil, akademisyenim), sürecin meşruiyetine dair kaygılarım ve felaketle sonuçlanabileceğine dair yaptığım öngörülerdir. Ayrıca toplumun büyük çoğunluğunun kabul edeceği gerçek ve meşru bir barış sürecini herkesten fazla isteyen sosyal demokrat biri olduğumu da belirtmek isterim.

Öncelikle sürecin meşruiyetine dair kaygılarımı ifade etmek isterim. 2011 yılındaki genel seçimlerde % 50 oy alan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), seçim öncesinde terör örgütüyle müzakere yapmak konusunda halka herhangi bir vaatte bulunmamış, kendisine güvenen seçmene bu yönde bir irade beyan etmemiştir. Dolayısıyla bu süreçle ilgili bir referandum yapılmadığı ve sürecin devamına ilişkin halktan onay alınmadığı sürece, yaşananlar gayrimeşru ve anti-demokratiktir. Geçmişte birçok konuda demokrasiye uygun şekilde referanduma giden AKP’li yöneticilerin, bu kadar önemli bir konuda neden sandığa gitmekten korktuğu ise sanırım herkesin anlayabileceği bir şekilde bu sürecin gayrimeşruluğuna işaret etmektedir.

Süreçle ilgili ikinci önemli meşruiyet sorunu ise son seçimlerde yüzde 40’lık bir oy oranına ulaşmış muhalefet partileri CHP ve MHP’nin bu sürece dâhil olmamaları ve destek vermemeleridir. Kuşkusuz CHP’siz, MHP’siz ve hatta BDP’siz bir barış süreci gerçek anlamda bir sonuç vermeyecektir. Toplumun sadece yarısına hitap etmek, diğer yarısına hitap etmemek anlamına gelir ki bu da toplumu karpuz gibi ortadan ikiye bölmek demektir. Siyasi iradenin bu konuda çok daha dikkatli olması gerekir.

Üçüncü önemli bir sorun müzakerelerin daha çok Öcalan’ın tutukluluk koşulları ve PKK’nın silahlı kuvvetlerinin (terör güçleri) yurtdışına çıkarılması (silah bırakması olmadığına dikkat çekerim) olması, aslında bu sürecin Kürt sorunu adıyla ifade edilen sorunu çözmeyeceği ve hatta daha karmaşık hale getireceğini göstermektedir. Eğer Kürtlerin tek derdi Öcalan’ın iyi yaşaması olsaydı eminim sorun kolaylıkla çözülebilirdi. Oysa talepler kimlik-bazlı ve siyasaldır, dolayısıyla bir çözüm olacaksa bu da ancak siyasal olabilir.

Dördüncü önemli bir sorun, sözde çözüm sürecinin zamanlamasıyla alakalıdır. Türkiye’nin Suriye içsavaşı nedeniyle komşuları Irak ve İran başta olmak üzere Rusya ve hatta Çin’le karşı karşıya geldiği böylesi bir dönemde bu süreci başlatmak, sabotajlara açık çok tehlikeli bir girişimdir ve her an için ülkede Sinop ve Samsun’da görüldüğü gibi içsavaş riski doğurabilir.

Beşinci önemli bir sorun, bu sürecin başarıya ulaşsa bile PKK’nın siyasallaşmasının önünü açacak ve ülkede daha gergin bir siyasal atmosfer oluşturacak olmasıdır. Öcalan’ın gazetelere, televizyonlara demeçler vereceği, belki de TBMM’de yer alacağı bir süreci Türkiye kamuoyunun kaldırabileceğini sanmıyorum. Medyanın halkı hazırlamak için yaptığı şişirme haberlere rağmen bu sürecin toplumdan destek almadığını çok yakından görüp, anlayabiliyorum. Genel Koordinatörü olduğum Uluslararası Politika Akademisi (UPA) adına Anadolu’daki 35 farklı şehirde ve 50 farklı üniversitede 2000’den fazla öğrenciyle yapılan “Bugün Seçim Olsa” temalı anket çalışmamızın yakında açıklanacak sonuçlarının da bunu ispatlayacağını tahmin ediyorum.

Bu süreçle ilgili altıncı önemli sorun ise, sürecin daha çok Kürt milliyetçisi ve Kürt kimliğiyle siyaset yapan çevrelerin Başbakan Erdoğan’ın Başkanlığına destek vermesi için tasarlanmış bir kişisel kariyer projesi olmasıyla ilgilidir. Her ne kadar kendisini Türkiye’ye büyük hizmetleri olmuş önemli bir siyaset adamı olarak görsem de, Başbakan Erdoğan’ın Başkanlık hevesi ve kariyer planlaması, Türk milletinin birliği ve bütünlüğünden ya da demokrasinin bizatihi kendisinden daha önemli değildir. Bu nedenle bu sürecin başlatılma amacı dahi sakat ve yanlıştır.

Yedinci ve son sorun olarak da, bugüne kadar 35.000 insanın ölümüne neden olan silahlı bir terör örgütüne liderlik eden Öcalan’ın affedilmesinin silahla hak kazanıldığı görüşünü toplumda yayacağını ve eski Genelkurmay Başkanlarımız “terörist” yaftasıyla hapisteyken Öcalan’ı affedecek olmanın toplumda çok büyük bir adaletsizlik duygusu yaratacağını düşünüyorum.

Tüm bu sebeplerle bu sürecin çok riskli ve yanlış olduğuna inanıyor ve ileride hepimizin tarihe ve gelecek nesillere hesap vereceğimizi bilerek, bu yanlışa destek vermediğimi kamuoyu önünde açıkça ifade etmeyi bir insanlık ve vatan görevi kabul ediyorum.

Dr. Ozan ÖRMECİ


1 yorum:

burakhan gezer dedi ki...

Usta o zamandan ileriyi görmüşsün saygılar