13 Eylül 2010 Pazartesi

Referandumun Ardından İyimser Bir CHP Değerlendirmesi



12 Eylül 2010 tarihinde yapılan ve aslına bakılırsa vatandaşa 26 değişikliğe dair tek bir “evet” ya da tek bir “hayır” oyu verme hakkı sunarak demokrasiden oldukça uzak ve otoriter-faşist yönetimlerde görülen plebisiter bir uygulamaya sahne olan referandumun sonucunda, Cumhuriyet Halk Partisi “hayır” oylarının % 42 oranında kalması sonrası ciddi bir yenilgiye uğramış gibi gözüküyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa seçilmesi ve sonrasında başlattığı dinamik ve heyecanlı kampanya ile iktidar alternatifi haline gelen ve klasik sol-Kemalist seçmenlerinde ve AKP’nin otoriter eğilimlerinden rahatsız olan kesimlerde büyük umut uyandıran CHP’nin referandum sonrasında liberal medyada kendisine biçilen rolü kabul etmeyerek seçim sonuçlarını daha dikkatli okuması gerekiyor.

Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin % 42 düzeylerindeki “hayır” oyları değerlendirilirken; bu oyun en az % 30-32’lik kısmının kendisine verildiği ve bunun partinin 2002 ve 2007 genel seçimlerinde üzerine oturduğu % 20-22’lik bandın üzerine % 8-10 civarında bir artış anlamına geldiği fark edilmelidir. Sosyolojik olarak AKP ile büyük şehirler haricinde birebir aynı tabana oturan MHP’nin seçmenlerinin bir bölümünün, üst yönetimin cılız kalan propaganda faaliyetlerine karşın “evet” oyu verdiği düşünülürse, CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde başlayan yeni dönemi için henüz umutsuz olma vakti değildir. Zira partinin Kılıçdaroğlu ile başlayan yeni döneminde söyleminin merkezine oturan bireysel özgürlükleri önemseyen ve neo-liberal ekonomik düzenin örselediği bireye sosyal demokratik mekanizmalarla (aile sigortası, sosyal devlet vs.) sahip çıkan tavrı 2011 genel seçimlerinde referandumdan çok daha fazla seçmene hitap edebilir. Referandum sonucunda çıkan “evet” kararıyla, Danıştay’ın yerindelik denetiminin kalkmasına da güvenerek milli değerleri elden çıkarmaya hazırlanan ve bu anlamda küresel sermayeye göz kırpan AKP hükümeti; tüm çabalarına karşın ülkenin alt ve orta kesimlerinin ekonomik sorunlarına ancak geçici çözümler (yardımlar, cemaat dayanışması vs.) üretebilmekte ve Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranına ulaşan işsizlik sorununa kalıcı bir çözüm yolu geliştirememektedir. Zaten AKP’nin çok boyutluluktan hızla İslamcılığa kayan dış politikasına rağmen halen Batı’dan en çok destek alan parti olmasında temel unsur küresel sermaye ile geliştirdiği bu yakın ilişkiler ve CHP’nin sol söyleminin bu elit çevrelerin düzenini kısmen de olsa tehdit ediyor olmasıdır. Ancak CHP için gün dışarıdan ziyade içeriyi fethetme günüdür. 2002 ve 2007 seçimleriyle kıyaslandığında partinin yükselen bir trendle tüm Batı ve Güney sahil şeridine sahip olduğu (2007 genel seçimlerinde sadece 5 ilde birinci parti olan CHP bu defa 19 ilde hayır çıkmasını sağlayabilmiştir), dahası içeriye doğru bir yayılma eğilimi gösterdiği (Manisa, Uşak, Denizli ve Aydın gibi illerdeki yüksek hayır oyları) fark edilmektedir. Bu anlamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin aynı 1969 genel seçimlerinde olduğu gibi yeni başlayan süreçten vazgeçmemesi ve ekonomik-sosyal politikalarını somutlaştırarak çizgisinde ısrar etmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere 1965’te başlayan “ortanın solu” politikası 1969 seçimlerinde ilk meyvelerini vermiş olmasına karşın CHP Adalet Partisi’nin % 46,5 oyunun ardından ancak % 27 oy alabilmiştir. CHP’nin esas çıkışı ise 1973 ve 1977 genel seçimlerinde olacaktır. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu ile başlayan sürecin de hızlanarak devam etmesi, partinin kadrolarını hızla gençleştirmesi ve örgütlenmeye daha büyük önem vermesi, başarısız ve hantallaşmış yönetimleri görevden alarak daha hırslı ve dinamik yönetici ve örgütlere yol açması gerekmektedir. 16 küsur milyon “hayır” oyu veren seçmen olduğu düşünüldüğünde CHP’nin halen çok büyük bir gücü bulunmaktadır. Önemli olan bu gücü mobilize etmek, doğru yere kanalize etmek ve tabii ki genişletmeye çalışmaktır.

Referandum çalışmalarında CHP’nin AKP’den çok daha aktif ve çalışkan bir genel başkanının olduğunun ortaya çıkması parti adına büyük bir avantajdır. Ancak aynı şeyin örgüt için de geçerli olması gerekir. Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin yeni söylem ve çizgisiyle daha uyumlu çalışacak kendisine yakın kadrolar oluşturması kritik bir husustur. Liberal basında referandum yenilgisinin üzerine CHP’nin liberalleşmesi ve sınıf siyasetinden koparak kimlik siyasetine yönelmesini teşvik eden yazılar çıkmaya başlamıştır ve bunlar artarak devam edecektir. Ancak CHP’nin 1990’larda SHP’nin düştüğü hataya düşmemek adına Kürt sorunu konusunda dengeli bir dil benimsemesi ve ekonomik ve sınıf temelli politikasından caymaması oldukça önemli bir faktör olacaktır. Kılıçdaroğlu’nun sosyalist sol tarafından da dikkatle ve umutla izlendiği hesaba katılırsa, partinin ekonomizm söyleminin dozunu arttırması ve aile sigortası ve benzeri somut projeler üretmesi ciddi ekonomik sıkıntıları bulunan seçmende olumlu bir etki yaratabilir. Son tahlilde henüz umutsuz olma günü değildir. Seçim sürecinde Tayyip Erdoğan’ın soy ve mezhep temelli aşırı milliyetçi ve ırkçı açıklamaları CHP’nin solla olan bağlarını güçlendirmiş, partinin oy oranını yüzde 20’lerden yüzde 30’lara taşımıştır. CHP’nin oylarını biraz daha arttırabilmesi durumunda 2011 genel seçimlerinde iktidar olabilmesi hala mümkündür. Ancak bunun için partinin çizgisinde ısrarcı olması ve seçmeni birçok konuda (laiklik meselesindeki ılımlı tutum, Kürt meselesine yeniden verilen önem) inandırması gerekmektedir. Değişim ve umut genç Türkiye seçmeni için en cazip motiflerdir. CHP’nin bu iki unsuru daha iyi kullanabilmesi gereklidir.

Ozan Örmeci


7 yorum:

Everfever dedi ki...

"Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin % 42 düzeylerindeki “hayır” oyları değerlendirilirken; bu oyun en az % 30-32’lik kısmının kendisine verildiği ve bunun partinin 2002 ve 2007 genel seçimlerinde üzerine oturduğu % 20-22’lik bandın üzerine % 8-10 civarında bir artış anlamına geldiği fark edilmelidir."

Öncelikle yukarıda kullandığınız "en az" ifadesi bence yanlış. Bunun yerine "iyimser bir oranla" demeniz daha doğru olurdu. Ayrıca BDP başta olmak üzere toplumun kabaca %10'unu oluşturan bir kesimin boykot kararı verdiği bir seçimin sonuçlarını genel seçim sonuçlarıyla kıyaslamak kafa karıştırır. BDP ve diğer boykotçuların oylarının da yüzdelik dilime gireceği bir genel seçimde dediğiniz %30'luk oy yine iyimser bir tahminle %27 civarında olacaktır. Elbette bu oran DSP ve diğer tüm sol partilerle oluşturulacak bir ittifakla mümkündür.

Toplumun farklı kesimlerini yok sayarak oy oranı yükseltilmez.

Ozan Örmeci-Makaleler dedi ki...

Teşekkürler katkınız için. Ancak kimseyi yok saydığımı düşünmüyorum. 2007 genel seçimlerinde 7 milyon oyu olan CHP bu referandumda 16 milyon "hayır" oyu çıkarabilmiştir. MHP'nin 2007 genel seçimlerinde oyu da 5 milyon dolayındadır. Buna bakmak lazım bence.

BUYUKAKIN dedi ki...

"REFERANDUMUN ARDINDAN İYİMSER BİR CHP DEĞERLENDİRMESİ" oldukça yerinde bir değerlendirme.

Henüz yolun başı. Kılıçdaroğlu halkın içinden gelen biri. CHP içerinideki oligarşiyi bilmeden kendisini negatif anlamda değerlendirmek yanlış. Daha düne kadar yurdun herhangi bir noktasından partiye üye olmak için genel sekterin istihbaratından geçmek gerekti.
Gençlik kolları kadın kolları uykuya yatırılmıştı CHP çalışmak isteyen onlarca yurtsever değil partiye üye olmak, -365 günün 300 günü kapalı- ilçe, belde parti ofislerine bile girememekte idi.
CHP kendi dışındaki sol'u yok saymakta idi.

Bu gun diğer siyasal solun mitinglerine gidebilen CHPlileri, il başkanları görmekteyiz. CHP'nin % 20 kemikleşmiş seçkinci oydan ibaret olmadığını düşünen ve bunu her türlü örtülü oligarşik engellemeye rağmen aşmayı, partiyi kitleselleştirmeyi hedefleyen, devletin "sosyal devlet" olduğunu hatırlatan bir genel başkan var; Adı kılıçdaroğlu..

Zaman tanımak, destek olmak gerek..

Everfever dedi ki...

CHP-MHP hayır ittifakı oy sayısını 12 milyondan 16 milyona çıkarmış (MHP oyunu AKP'ye, daha doğrusu evetçilere kaptırmasına rağmen). AKP-SP-BBP evet ittifakı da 2007 genel seçimlerine göre yaklaşık 17 milyon olan oy sayısını 21 milyona çıkarmış. (Hatırlarsanız %47 gibi rekor bir oranla kazanmıştı AKP o seçimi de. Rakamlara göre rekorun da rekoru oldu yani)

Bu referandumu da istediğini alamadığı halde kazançlı çıktık şeklinde yorumlayan CHP özeleştiri yapmayacaktır. Başarılı olduğu sanrısıyla burnunun dikine gidecektir. Hayırcı bloğu sadece kendisinden ibaret görecek. Sonuç olarak 16 milyon oyun içinde önümüzdeki genel seçimlerde DP'ye, MHP'ye ve diğer sol partilere gidecek oy da bolcadır.

Genel seçimler çok uzak değil. Birlikte göreceğiz.

havadelisi dedi ki...

Çok güzel bir yazı, teşekkürler. Umarız önümüzdeki dönemde CHP eline geçen fırsatı değerlendirir, daha önce yaptığı hataları yapmaz. Tabii destekçilerine de iş düşüyor. Elimizi taşın altına koyup CHP'yi gerçek sola ne kadar yaklaştırabilirsek o kadar iyi...

Everfever dedi ki...

Cengiz Çandar'ın bugünkü yazısından:
"Basit bir aritmetik bilgisi: Türkiye’de ülke çapında yapılan son seçimler olan 29 Mart 2009’da referandumda “Hayır” pozisyonu alan CHP, MHP, DP ve DSP’nin toplam oyu 18 milyon idi. Bir yıl içinde 2,5 milyon daha yeni seçmen katıldı. Referandumda “Hayır” oylarının toplam sayısı 15 milyon küsur. Arada 3 milyonluk bir fark var."

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15774409.asp?yazarid=215

Erkan Bayir dedi ki...

Ben bu sonuçlara niye üzülmemiz gerektiğini anlamış değilim. Kaç seçimdir üst üste AKP'ye oy veren Bilecik ve Denizli HAYIR oyu verdi. Manisa gibi, Bülent Arınç'ın yüklendiği bir ilde HAYIR oyu çıktı. Adana gibi, genel-yerel seçimlerde AKP'...ye birkaç kez seçim kazandıran bir ilde HAYIR oyu çıktı.

Türkiye'de referanduma katılım oranı %77. EVET %58. 22 milyon kişi var EVET oyu veren. Toplam seçmen sayısı 49 milyon. Bölünce %44.8 ediyor yani yuvarlayınca %45. Bu %45'in içinde 2 milyon Saadet Partili de vardı 2-3 milyon MHP'li de vardı. AKP 15-16 milyon oy almış oluyor. Türkiye'de, toplam 49 milyon seçmen bulunduğuna göre, AKP'nin oy oranı %31-33'ü geçmiyor. Sandığa gitmeyenlerin bir kısmı AKP'li bile olsa, AKP şu an %35 bandında seyrediyor.

Ankara'da, MHP adayı Mansur Yavaş %28 oy almıştı, CHP'li Karayalçın'ın oyu ise %31 idi. HAYIR oyları %46'da kaldı, demek ki MHP'li seçmen yarı yarıya EVET dedi. Ankara'da MHP'li belediyelerin bulunduğu Etimesgut ve Kızılcahamam gibi ilçelerde yüksek EVET oranları çıktı. CHP'nin kaleleri pek fire vermedi, MHP'ye kıyasla.

İzmir'de AKP'nin 14 oy farkla CHP'den kazandığı Bayındır'da bile "%65'lik" HAYIR çıktı. İzmir'in tüm ilçeleri HAYIR dedi. CHP'nin sadece Zonguldak'ta kılpayı EVET çıkmasına üzülmesi gerekir, ki orda da 300 oy fark var. Yine, Yalova'da kılpayı EVET çıktı. Burdur'da az farkla EVET çıktı.

Kılıçdaroğlu 2 aydır genel başkan. 73 il ve 162 ilçeyi gezdi. Kılıçdaroğlu'ya suçu atamayız. CHP'nin örgütleri yeterince çalışmadı. İzmir'de, HAYIR'ları %70 beklerken %64 elde edebildik. Tembel sosyal demokratlar yazlıktan eve gelmeye üşenmiş olabilirler, sonuçta 4 günlük bayram tatiliydi. Yazın yapılan bütün seçimlerde, CHP'nin seçmen kitlesi bu olduğu sürece, "fark yeriz".

8 ay sonra seçim var, moralleri yüksek tutmak lazım. Kılıçdaroğlu olayı da ders olsun, bundan sonra CHP'nin bütün seçmenleri hem YSK'nın internet sitesinden, hem mahalle muhtarlıklarında askıya çıkan listelerden, hem de ilçe seçim kurullarından seçmen kayıtlarını bizzat kendileri kontrol etsinler. Seçmen kartlarını unutmasınlar; hatta, ailelerindeki çok yaşlı ya da engelli seçmenleri bile sandık başına taşısınlar. 1 oy, 1 oydur. 14 oy farkla seçim kaybetmiş ve belediyeyi AKP'ye hediye etmiş bir partiyiz.

Referandumda sırf "Bir şeyler değişsin" diye oy verenler de var. Darbeyi sevmediği için, AKP'nin yalanlarına kanıp, "Darbe ile hesaplaşacağız" diye EVET verenler de var. Biz de, kendimizin dışındaki seçmene kendimizi çok iyi anlatıp, daha önce giremediğimiz Doğu ve Güneydoğu'ya gidip, hatta, varoşlarda iyi örgütlenip, emekçilerin yoğun olduğu yerlerde aktif çalışma yapıp, 2011'e hazırlanmamız gerekiyor.

%42 kötü bir oran değil. AKP'nin 3 Kasım 2002 seçimindeki oranı %34 idi. AKP'nin 2004 yerel seçimindeki oranı %42 idi. AKP'nin 2007 oranı %47 idi ve AKP'nin 2009 yerel seçimindeki oranı %38 idi. Bu tabloda %42 HAYIR çok da dövünülecek bir sonuç değil.

58-42=16 puanlık fark gibi görünüyor; ancak işin aslı öyle değil. Seçmeni sandık başına götüremeyen bir CHP fark yiyor gibi görünüyor. Seçmenin sandık başına taşınabilmesi için ulaşım organizasyonunu daha iyi yapmak gerek. Partinin 800.000'e yakın üyesine tek tek ulaşıp, seçmen kayıtlarını kontrol etmelerini sağlamak gerek. Onlar da kendi çevrelerinde seçmenin sandığa gitmesini sağlayacak özveriyi göstermeliler.

Kemal Kılıçdaroğlu'ya, iki aylık kısa bir sürede, 73 ilde ve 162 ilçede miting yapabilecek çalışkanlığa ve bu enerjiye sahip olduğu için teşekkür ederim ve kendisine "seçmen kaydı bile yoktu, oy bile kullanamadı." diye saldıran Fethullahçı cemaatçi AKP'ci tipleri 'zerre kadar umursamadığımı' belirtmeyi görev bilirim. Kılıçdaroğlu'nun memleketi Tunceli'de %81 HAYIR çıktı. MHP lideri, kendi kalesi Osmaniye'de de MHP'nin belediyelerinde de kaybetti.