28 Eylül 2010 Salı

Amerikan Devrimi



Amerikan Devrimi iki yüzyıllık İngiliz sömürgesine karşı yapılmış ve 1775-1783 yılları arasında gerçekleşmiş olan tarihi olaydır. Birçokları Amerikan Devrimi’nin ateşinin 1775’te ilk silah sıkıldıktan çok daha önce başladığına inanmasına karşın, İngiliz koloni rejimine karşı 1763 tarihine kadar ciddi hiç bir tepkinin var olmadığını görmekteyiz. Fransız Devrimi’ni tetiklemesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasına neden olması açısından çok önemli olan bu tarihi olaya kısaca bir göz atalım.

Amerikan Devrimi’nin gerçekleşmesinin altında çok önemli siyasal ve ekonomik sebepler yatmaktadır. Siyasal sebeplerle başlamak gerekirse öncelikle söylenmesi gereken şey, İngiliz koloni hükümetlerinin bir buçuk asırdan fazla sürmüş iktidarları nedeniyle ekonomik güç ve kültürel kazanımlar alanında büyük ölçüde gelişme sağlamış ve hemen hemen hepsinin uzun özyönetim yılları geçirmiş olmalarıdır. Zaten koloniler 1760’lardan başlayarak birbirleriyle dayanışma içine girerek Birleşik Krallık'ın üzerlerindeki etkilerini kırmanın yollarını aramaktaydılar. Kolonilerde iç savaşların nispeten hız kesmesi ve yerleşik düzenin, ekonomik faaliyetlerin istikrarlı devam edecek bir şekilde kurulmasıyla, ekonominin gelişmesine paralel olarak, hızlı bir kentleşme ve nüfus artışı süreci yaşanmıştır. Buna ek olarak Fransız ve Kızılderili savaşından sonra İngiltere yeni bir imparatorluk düzeni gereksinimi içinde bulunuyor ancak Amerika’daki durum değişime elverişli gözükmüyordu. Yaygın özgürlüklere alışmış bulunan koloniler, Fransız tehlikesi de ortadan kaldırılmış olduğu için daha az değil daha çok özgürlük istiyorlardı ancak İngiltere’nin planları bu doğrultuda değildi. İngiltere parlamentosu denetimi yoğunlaştırmak ve kendi kendini yönetme deneyimine sahip olan ve dış müdahalelerden hoşlanmayan kolonicilerle başa çıkmak için ilk olarak ülke içi düzenlemelere giriştiler. Kanada’nın ve Ohio Vadisi’nin ele geçirilmesi, o yörelerde yaşayan Fransızları ve Kızılderilileri küstürmeyecek bir siyaset uygulanmasını gerektiriyordu; fakat bu konuda İngilizlerin çıkarları kolonicilerle çatışıyordu. Topraklarını genişletmek isteyen kolonicilerin Kızılderililer ve Fransızlarla yeni savaşların başlamasına neden olmasından korkan İngiltere hükümeti, 1673’te yayınlanan kraliyet bildirgesi ile aslında kolonicilerin toprak ilerleyişine son vermeyi ve Kızılderililere toprak ayırmayı amaçlamıştı. Ancak materyalizm felsefesi üzerine kurulu yenidünyada aç gözlülük ve hırsın bir sınırı yoktu ve İngilizlerin kararı hiç bir zaman tam olarak uygulanamadı. Bunlara ek olarak para birliğinin olmaması ve İngiliz parasının her yerde kullanılmaması ve oluşan yeni sosyokültürel atmosfer koloni yerleşimcilerinin İngiltere’ye olan aidiyet duygularını oldukça düşürüyordu. 1763 tarihinde Pontiac İsyanı ile uğraşmak zorunda kalan İngiltere, kolonicilerden gelen parlamentoda temsil edilebilme isteklerine de sürekli red yanıtı vermekteydi. Yenidünyanın nimetlerinden sınırsız yararlanmak isteyen Amerikalılar İngiltere’nin vergilendirme politikasından da büyük rahatsızlık duymaktaydılar. Genişleyen imparatorluğu finanse etmekte zorlanmaya başlayan “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” İngiltere, vergi mükelleflerinin kolonilerin savunulması için gerekli tüm parayı sağlayamaması üzerine kolonilerden alınan vergi oranlarını yükseltmeye başladı. İngilizlere göre kolonilerin güvenliklerini sağladıkları için yüksek oranda vergi almaları doğaldı. Ancak Massachusetts’li idealist avukat James Otis 1761 yılında temsil hakkı olmadan yapılacak vergilendirmenin “tiranlık” olduğunu söyleyerek devrim ateşini yakıyordu.

İngilizler 1764 tarihli şeker yasası benzeri yasalarla yabancı mallara gümrük vergisi getirerek İngiliz ürünlerini tekel haline getirmeyi ve ticari rakiplerini saf dışı bırakmayı amaçlamıştır. Bu yasalar nedeniyle ciddi bir enflasyon sorunu yaşanmış ve çok pahalı hale gelen İngiliz ürünleri Amerikan halkını öfkelendirmiştir. Bu ekonomik sorunların yanı sıra koloniciler temsil hakları olmadığı halde getirilen bu vergilendirme yasasının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Samuel Adams önderliğinde krallığı protesto etmeye başlamıştır. İngiltere’nin hayalindeki yeni koloni düzenini kurmaya yönelik girişimlerden en önemlisi ise 1765 tarihli pul yasasıdır (stamp act). Sons of Liberty (özgürlük çocukları) ismiyle ilk yurtsever Amerikalı örgütlenmesine neden olan pul yasası uyarınca tüm gazetelere, el ilanlarına, broşürlere, ruhsatlara, kira sözleşmelerine ve diğer yasal belgelere damga pulu yaptırılacak ve Amerikan gümrük memurları tarafından toplanacak gelir, kolonilerin savunulması için kullanılacaktır. Gelişmeler üzerine Sons of Liberty, 13 koloniden 9’unun delegelerini yolladığı toplantıda New York’ta pul yasasını reddetmeyi kararlaştırır ve The Declaration of Rights and Grievances’ı hazırlar. Bu deklarasyona göre yalnızca kolonilerin vergi toplama hakkı olduğu, koloni vatandaşlarının İngilizlerle aynı haklara sahip oldukları ve oy hakkı verilmeden meclisin Amerikalıları temsil edemeyeceği vurgulanır. 1767 yılında ise yangına körükle gitmekte ısrar giden İngiltere, maliye bakanı Charles Townshend’in hazırladığı yeni mali programla gümrük denetimini sıkılaştırır. Townshend yasaları denilen bu yasalarla, kolonilerce ithal edilen mallardan alınan resimlerin yasal olduğu, buna karşın pul vergisi gibi iç vergilerin yasal olmadığı görüşü hâkim oluyordu. Bu yasalara tepki olarak Amerikalılar yerli mallara rağbet etmeye başlarken, vergi tahsili için gelen gümrük memurlarına da şiddetli tepkiler gösterildi. 1768’de Bostonlu bir tüccar olan bağımsızlıkçı John Hancock’un “The Liberty” isimli gemisine kaçakçılık şüphesiyle el konulması sonrası özellikle Boston’da İngiliz karşıtı kitlesel gösteriler başladı. Gerilen ortam neticesinde 5 Mart 1770’te Boston katliamı (Boston massacre) adı verilen olayda İngiliz askerlerinin aşırı güç kullanması ve birçok kişiyi öldürmesi bardağı taşıran son damla olmuştur. Zaten bağımsızlık hisseleri doruklara çıkmış koloni vatandaşları Birleşik Krallık yönetime son vermek konusunda kesin kararlarını bu saatten sonra almışlardır. İngilizlerin geri adımlar atmalarına karşın özellikle Samuel Adams’ın örgütlediği bağımsızlıkçı hareket hızla güç kazanmaya başladı. Ekonomik sıkıntı içerisindeki British East India Company hükümetle birleşerek kolonilere çok ucuz bir fiyata çay satmaya başladı. Bu durumdan oldukça rahatsız olan koloni tüccarları ve kaçakçılar kar marjlarının çok düşmesi üzerine bağımsızlıkçılara katıldılar. British East India Company’nin mümessilleri, Atlantik kıyısındaki tüm limanlarda istifaya zorlandılar ve yeni gelen çay partileri ya İngiltere’ye geri gönderildi ya da antrepolarda depolandı. 16 Aralık 1773 gecesi, Mohawk Kızılderilileri kılığına bürünmüş bazı bağımsızlıkçılar, Boston limanında demirli bulunan üç İngiliz gemisine çıkarak, malları denize attılar. Boston Çay Partisi olarak bilinen bu olay sonra İngiliz hükümeti yeni zorlayıcı yasalar çıkararak gelişmelere karşılık verdi. Alınan önlemlerin Boston Liman Yasası (Boston Port Act) denilen ilki uyarınca, Boston Çay Partisi olayıyla imha edilen çayın bedeli ödeninceye kadar Boston limanı kapatıldı. Ayrıca ek yasalarla yerel yönetimlerin yetkisi kısıtlandırılıyor ve ticaret geliri düşen ve hatta limanın kapatılmasıyla ticaret imkânı elinden alınan Amerikan tüccarları zor duruma düşürülüyordu. Bu yasalar, parlamentonun istediği gibi, Massachusetts’i zor duruma düşürüp yalnız bırakacağına, diğer kolonilerin yardıma koşmalarına neden oldu. Akli dengesi iyiden iyiye kaybeden İngiliz kralı 3. George’un baskısıyla çıkarılan 1774 tarihli “Quartering act” ve “Quebec act” gibi yasalarla İngiltere’nin koloniler üzerindeki yasal ve ekonomik gücü güvence altına alınmaya çalışılmış ancak kolonicilerden tepkiler gün geçtikçe artmıştır.

Bu yasalara karşı bağımsızlıkçılar 5 Şubat 1774’te Philadelphia’da toplandılar. Birinci Kıtasal Kongre (First Continental Congress) olarak bilinen toplantıya katılan delegeler, bölgesel meclisler tarafından ya da halk toplantılarında seçilmişlerdi. Georgia eyaleti dışındaki tüm koloniler bu kongreye en az bir delege gönderdiler. İngiltere’ye karşı toplu bir tepki gösterilmesi açısından büyük önem taşıyan Birinci Kıtasal Kongre, Articles of Association kararları ile İngiliz ürünlerini boykot kararı alırken, halkın devrim duygularını ve bilincini fazlasıyla körükledi. Bu kongre sonrası tüm kolonilerde bağımsızlıkçı liderlerin önderlik ettiği kuruluşlar oluşturuldu ve propaganda faaliyetleri sonucu sadece işçi ve köylü kesiminin değil ekonomik durumları iyi olan büyük çiftlik sahiplerinin ve zengin tüccarların da desteği sağlandı. Askeri malzemelerin toplanması ve ilk defa askeri birliklerin oluşturulması da bu tarihlere tekabül eder. 19 Nisan 1775 günü Lexington’da başlayan çatışma Amerika Bağımsızlık Savaşı’nın ve Amerikan Devrimi’nin başlangıcı oldu. Savaş devam ederken 4 Temmuz 1776’da Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Deklarasyonu (Bağımsızlık Bildirgesi) ile birlikte Amerika’daki 13 İngiliz kolonisinin bağımsızlığı ilan edildi. 8 yıl süren Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonucunda 1783’te yenilen Britanya, Amerikan bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı ve son Britanya birlikleri de New York’u terk etti. 7 Eylül 1787’de bir anayasa kabul edildi ve federal bir yönetim biçimi benimsendi. 1789 başındaki ilk seçimleri çoğunluğu bağımsızlıkçılardan oluşan federalistler kazandı ve George Washington ilk ABD başkanı seçildi, federal bir hükümet oluşturuldu. 1791’de Haklar Bildirisi (Bill of Rights) çıkarıldı. 1792’de ise çeşitli konulardaki farklılıklar etrafında politik partiler ve akımlar şekillenmeye başladı. Amerikan devrimindeki iki ana akım güçlü bir merkezi yönetimden yana olan George Washington, Hamilton ve John Adams’ın önderliğindeki federalistler ile tek tek devletlerin varlık hakkını vurgulayan Cumhuriyetçiler (sonraları demokratlar) idiler. Kongre, her eyaletin nüfusuna göre temsil edildiği bir Temsilciler Meclisi ve her eyaletin iki oyunun bulunduğu bir Senato teşkil edildi.

Fransız Devrimi ile birlikte tarihin ilk burjuva devrimi kabul edilebilecek olan Amerikan Devrimi böylelikle ilk aşamasını tamamlamıştır. Ancak kapitalist sistemin ve serbest piyasa ekonomisinin tam olarak oturması ve burjuva demokrasisinin şekillenmesi ancak 100 yıl sonra patlak vermiş olan Amerikan İç Savaşı (1861-65) ile mümkün olmuştur.


Ozan Örmeci

Hiç yorum yok: