7 Nisan 2026 Salı

İsrail İstanbul Başkonsolosluğuna Saldırı Girişimi

 

Dün (7 Nisan 2026), Türkiye’nin ekonomik merkezi ve en kalabalık şehri olan İstanbul’un göbeğinde, Beşiktaş’a bağlı Levent bölgesindeki İsrail Başkonsolosluğu’nun[1] binasına yönelik ciddi bir terör eylemi girişimi yaşandı. Gazze trajedisi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la vardığı anlaşmayla 2 haftalık ateşkes kararının alındığı İran Savaşı’nın devam ettiği bir dönemde İsrail Devleti ve Yahudilere yönelik Türkiye’deki basın-yayın kuruluşları ve halk arasında tepkilerin yükseldiği bir dönemde gerçekleşen bu saldırı, Türk Emniyeti’nin başarılı müdahalesiyle herhangi bir kayıp yaşanmadan atlatılsa da, kuşkusuz ülkedeki hassas fay hatları ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin kurumsal bir temele oturtulması yönündeki zorlukların anlaşılması açısından önemli bir gelişme olarak not edildi.


Olay yerinden Türk televizyon kanallarının geçtiği görüntüler

BBC’nin haberine göre[2], Türk yetkililerin ismini açıktan vermediği radikal dinci bir terör örgütü tarafından gerçekleştirilen (IŞİD/DEAŞ olduğu tahmin ediliyor) eylem, Kocaeli/İzmit’ten kiralık bir araçla İstanbul’a gelen 3 kişilik bir terörist ekibi tarafından gerçekleştirildi.[3] Konsolosluk binası yakınlarında polisle çatışmaya giren teröristler, Türk güvenlik birimlerinin başarılı müdahalesiyle biri ölü, ikisi yaralı olarak etkisiz hale getirilirken, çatışmada iki polis de hafif şekilde yaralandı. Teröristlerin hedefinin binanın 7. katındaki İsrail Başkonsolosluğu olduğu düşünülüyor.[4] Ancak Gazze krizine bağlı olarak Türkiye-İsrail diplomatik ilişkilerinin gerilmesiyle, daha önce de çeşitli tacizlere maruz kalan[5] İsrail Başkonsolosluğu zaten uzun süredir boş durumda.

Olayın yaşandığı bölge ve İstanbul’un haritası[6]

Yıllardır kesintisiz (2003-) Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak iktidarda olan 12. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, lanetlediği bu terör saldırısını kınarken, bu tarz eylemlerin provokatif amaçla ve Türkiye’nin güvenlik iklimine zarar vermek amacıyla yapıldığını söyledi.[7] İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ise, “Teröristlerin kimlikleri tespit edilmiştir. İzmit’ten kiralık araçla İstanbul’a geldikleri tespit edilen şahıslardan birinin dini istismar eden örgüt irtibatı olduğu; ikisi kardeş olan iki teröristten birinin de uyuşturucu kaydı olduğu belirlenmiştir.” açıklamasını yaptı.[8] T.C. İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ise, olay hakkında, “Bu hain saldırı, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘terörsüz bölge’ hedefimize olan inancımızı ve kararlılığımızı asla zayıflatamayacaktır. Devletimiz, her türlü tehdide ve provokasyona karşı mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.” açıklamasını yapmıştır.[9]

Polisin başarılı müdahalesine karşın, bu tarz terör olaylarıyla mücadelede istihbaratın kritik rolü düşünüldüğünde, son yıllarda ülkeye çok sayıda (4 milyon civarında) kayıtlı ve kayıtdışı göçmeni kabul eden ve İslamcı siyasetin son yıllardaki popülaritesi nedeniyle karanlık mahvillerde radikalleşmeye uygun ekonomik sorunları olan yaygın genç nüfusa kaynaklık eden Türkiye’nin İsrail’e yönelik söylem ve eleştirilerini insani, vicdani ve uluslararası hukuk temelinde geliştirilmesi gerektiği ve İslamcı bir söylemin dünyada olumsuz bir algı yaratabileceği bir kez daha teyit edilmiştir. Zira Cumhurbaşkanı ve devlet yetkililerinin ölçülü tavır ve açıklamalarına karşın, özellikle medyada körüklenen Yahudi ve İsrail karşıtlığı, komplo teorileri ve abartılı duygusal yaklaşımlarla desteklenerek ülke içerisinde ciddi bir tehdit kaynağı olabilmektedir. Bunu önlemenin yolu, sorunun Yahudilerle ve İsrail Devleti ile değil, İsrail’deki mevcut iktidarın bazı hukuk-dışı uygulamalarıyla olduğunun net bir biçimde ortaya konmasıdır. Bu, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman yoğunluklu devlet olan Türkiye’nin tarihsel mirası, resmi dış politikası ve söylemi ve toplumsal dokusuyla da gayet uyumludur.

Dileğimiz, ekonomik gelişimini sürdürmek isteyen Türkiye’nin her türlü radikallikten uzak, tüm vatandaşlarını kapsayan ve kucaklayan ve dünyada hiçbir devletle düşman olmayan barışçıl bir çizgide ilerlemesidir. Zira Büyük Atatürk’ün ifade ettiği gibi, Türklerin amacı, “Yurtta sulh, cihanda sulh”tur.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] https://www.eagvs.com/israil/istanbul-baskonsoloslugu.

[2] https://www.bbc.com/news/articles/c3exp8j7yz4o.

[3] https://www.youtube.com/watch?v=K8K8MqTPImM.

[4] https://tr.euronews.com/2026/04/07/istanbuldaki-israil-baskonsoloslugu-cevresinde-silahli-saldiri-sorusturma-acildi.

[5] https://www.youtube.com/shorts/UKeqSZ2AwjM; https://www.aa.com.tr/tr/gundem/israilin-istanbul-baskonsoloslugu-yakininda-silahla-havaya-ates-acildi/3562532.

[6] https://www.bbc.com/news/articles/c3exp8j7yz4o.

[7] https://tr.euronews.com/2026/04/07/istanbuldaki-israil-baskonsoloslugu-cevresinde-silahli-saldiri-sorusturma-acildi.

[8] https://medyascope.tv/2026/04/07/israil-baskonsoloslugu-saldiri-girisimi-su-ana-kadar-bildiklerimiz/.

[9] https://ankahaber.net/haber/detay/israilin_istanbul_baskonsoloslugu_yakinlarinda_catisma_burhanettin_duran__saldiri_terorsuz_turkiye_surecimize_inancimizi_zayiflatmayacak_303426.

Hiç yorum yok: