14 Şubat 2017 Salı

Asya'da Değişen Dengeler


Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi dünyanın yakın gelecekteki iki süper gücünün[1] ve Japonya ve Güney Kore gibi gelişmiş demokrasilerin yer alması nedeniyle giderek daha önemli bir coğrafya haline gelen Güney ve Güneydoğu Asya’da son dönemde çok ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bu yazıda, Türkiye basınında pek yazılmayan Güney Asya ve Güneydoğu Asya’da son dönemde yaşanan gelişmeleri farklı makaleler ışığında özetlemeye çalışacağım.

Güneydoğu Asya haritası

ABD’nin Yeni Yönetimi Asya-Pasifik’e Verdiği Önemi Gösteriyor
ABD’nin önceki Başkanı Barack Obama döneminde başlatılan “Asia Pivot” hamlesinin, iç politik sorunlar ve dış politikada Orta Doğu odaklı bir seçim kampanyası yürüterek seçilen yeni Başkan Donald Trump döneminde iptal edilebileceği yönünde oluşan dünya kamuoyunda oluşan kaygılara karşın, yeni yönetimin işbaşı yapmasının ardından yaptığı ilk hamleler, bizlere ABD’nin Asya-Pasifik açılımının önceden düşünülmüş stratejik bir plan kapsamında ilerlemeye devam ettiğini düşündürüyor. Zira ABD’nin yeni Savunma Bakanı James Mattis, göreve gelir gelmez ilk iş olarak Güney Kore ve Japonya’yı ziyaret ederek, Çin’in son dönemdeki -ekonomik, siyasi ve askeri- hızlı yükselişinden endişe eden bu iki ülkeye olan geleneksel Amerikan desteğini bir kez daha gösterdi.[2] Mattis, tartışmalı Senkaku Adaları (Diaoyu Adaları) konusunda da Japonya’ya destek veren açıklamalar yaptı. ABD Başkanı Donald Trump ise, seçilmesi ardından ilk telefon görüşmesini Tayvan lideri Tsai Ing-Wen’le yapması[3] ve ABD’nin “tek Çin politikası”ndan vazgeçebileceğini ima eden önceki sözlerine karşın, Çin lideri Şi Cinping’le yaptığı ilk telefon görüşmesinde “tek Çin politikası”na saygılı olduklarını belirtti ve ortalığı biraz olsun yatıştırdı.[4] En son gelişme ise, Donald Trump’ın Japonya Başbakanı Shinzo Abe ile buluşması oldu. Bu görüşmede, Trump, Japonya’ya verdikleri büyük desteği belirtti ve ABD’nin ekonomik partneri Çin karşısında siyasal olarak Japonya’ya daha yakın durduğunu gösterdi.[5] Sonuçta, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinde geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere, tüm ülkelere yönelik Obama döneminde başlatılan açılımını devam ettireceği görülüyor. Ancak yeni Başkan Trump’ın, iç ekonomik öncelikleri (daha fazla iş yaratmak ve Amerikan sermayesini ABD’ye döndürmek) nedeniyle, TPP ve benzeri Amerikan halkına faydalı olmadığına inandığını anlaşmaları ve ittifak ilişkilerini iptal etmesi de mümkün.

Yeni Dönemde ABD-Çin İlişkileri
ABD’nin son yıllarda Çin’in küresel ekonomik liderliği kendisinden almasından duyduğu rahatsızlık net şekilde görülebiliyor. Ancak bu konuda daha önce de yazdığım gibi “liberal optimistler” ve “alarmcı realistler” arasındaki mücadele ABD içerisinde de devam ediyor[6] ve ABD ile Çin arasındaki simbiyotik ilişki biçimi nedeniyle, ilişkileri bir anda koparmak, her iki ülke açısından da, akla yatkın bir seçenek olarak görülmüyor. Buna rağmen, ABD Başkanı Donald Trump’ın dünya kamuoyunda tepki yaratan küreselleşme ve serbest ticaret karşıtı bazı sözlerine karşın[7], Çin’in küresel liderlik konusunda artık daha istekli davranmaya başladığı ve Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping’in yaptığı küreselleşme ve liberalleşme yanlısı[8] ve nükleer yayılma tehlikesine dikkat çeken[9] barışçıl konuşmanın da gösterdiği üzere, ABD karşısında önceki dönemlerdeki gibi çekingen bir tavır almadığı görülüyor.  

Dünya siyasetinin kaderine önümüzdeki birkaç yılda yön verecek olan iki lider: Şi Cinping ve Donald Trump

Donald Trump-Şi Cinping ikilisi döneminde ABD-Çin ilişkilerinin nasıl bir seyir alabileceği hakkında kısa bir süre önce The Diplomat dergisine yorum yapan Amerikalı ve Çinli bazı akademisyenler, çok ilginç saptamalarda bulundular.[10] Örneğin, Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Amerika uzmanı Da Wei, Trump’ın ilk yılı olan 2017’nin ABD-Çin ilişkileri açısından çok zor geçeceğini söylerken, Deng Xiaoping’in sözlerini hatırlatarak, bu iki ülkenin bir şekilde geçinmek zorunda olduklarını belirtti. Wilson Center’a bağlı Kissinger ABD-Çin İlişkileri Enstitüsü yöneticisi Robert Daly ise, Çin-ABD ilişkilerinin bir süredir Çin’in bir dünya gücüne dönüşmesi ve ABD’nin buna alışması döneminde olduğunu söyleyerek, Trump-Cinping ikilisi döneminde de bunun devam edeceğini söyledi. Ancak Daly, iki ülke halkının bir süredir birbirlerine hakkında olumsuz görüşlere sahip olduklarını da belirterek, özellikle Çin’in düşüşte olduğuna inandığı ABD’nin kendisine yönelik bir “çevreleme politikası” geliştirdiğinden endişe ettiğini vurguladı. Pekin Üniversitesi’nden Wang Jisi ise, Şi Cinping’in de belirttiği gibi, ABD ve Çin arasındaki çıkar ortaklıklarının farklılıklarından daha önemli olduğunun altını çizdi. The Heritage Foundation’dan Dean Cheng, Çin-ABD ilişkilerinin büyük ölçüde Çin’in izleyeceği dış politika ve içerisinde yaşayacağı dönüşümlere bağlı olduğuna dikkat çekerken, EastWest Institute’den David J. Firestein ise Trump dönemi için “ihtiyatlı kötümserlik” (cautiously pessimistic) yaklaşımını benimsediğini söyledi.

Rodrigo Duterte

Filipinler, Duterte Başkanlığında ABD’den Çin Eksenine Doğru Kayıyor
Çılgın kişiliği ve aykırı açıklamalarıyla uluslararası basında son dönemde adından çok söz ettiren Filipinler’in yeni Devlet Başkanı Rodrigo Duterte ise, bu rekabete eşzamanlı olarak, ülkesinin yörüngesini geleneksel müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri’nden çıkarıyor ve rotayı Pekin istikametine doğru kırıyor.[11] Uzun yıllar bu bölgede ABD’nin askeri ve ekonomik yardımlarının en büyük merkezlerinden biri olan Filipinler, ayrıca Amerikan sempatisinin de en yüksek olduğu Asya ülkelerinden birisi.[12] Ayrıca 2014 yılında iki ülke arasında kapsamlı bir askeri işbirliği anlaşması da imzalanmıştı.[13] Buna karşın, Çin’in özellikle ekonomi alanındaki hızlı yükselişinden etkilenmiş gibi görünen Duterte, 102-103 milyonluk kalabalık ülkesinin ekonomide atılım yapması için Çin sermayesine (özellikle Çin’in uzman olduğu altyapı projeleri açısından) ihtiyaç duyduğunu da düşünerek, Amerikan müttefikliğini tartışmaya açıyor ve bu ülke aleyhine adımlar atmasıyla dikkat çekiyor.

Uzayda Çin-Hindistan Rekabeti
Tüm bunların yanı sıra, pek dikkat çekmeyen ama kıyasıya bir rekabet de uzay çalışmaları konusunda yaşanıyor. Güney Asya’nın etkili ülkelerinden olan Hindistan ile Çin arasında, son dönemde uzayda da bir rekabet yaşanıyor.[14] Bu konuyu ulusal bir onur meselesi haline getiren Hindistan Başbakanı Narendra Modi, uzaya 104 uydu fırlatarak bu alanda Rusya’nın rekorunu kırdı. Bu konuda Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin de kapsamlı modernleşme planları bulunmakta. Dolayısıyla, Asya’da rekabetin uzayda da devam edeceği açık…


Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] Bu konuda Pricewaterhouse Coopers tarafından hazırlanan “The World in 2050” (2050 Yılında Dünya) adlı rapor için; http://politikaakademisi.org/2017/02/14/pwcnin-the-world-in-2050-raporu/.
[7] Trump, ilk iş olarak Trans Pasifik Ortaklığı’ndan (TPP) ABD’nin çekildiğini açıklamıştır. Bakınız; https://www.theguardian.com/us-news/2017/jan/23/donald-trump-first-orders-trans-pacific-partnership-tpp.

Hiç yorum yok: