14 Ağustos 2024 Çarşamba

İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngilizce) Bölümü Tanıtım Videosu


İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngilizce) Bölümü Başkanı ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci'nin bölümüyle ilgili katıldığı tanıtım videosunu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

13 Ağustos 2024 Salı

Türkiye ile Fransa Arasında 'Fransız Okulları' Krizi

Türkiye ile Fransa arasında 2018-2021 döneminde artarak devam eden diplomatik sorunlar (bu bağlamda geleneksel kabul edilebilecek Ermeni Sorunu ve Kürt Sorunu’na ek olarak son yıllarda Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusundaki anlaşmazlıklar ön plana çıkmıştır) ve liderler arası polemikler, 2021 yılı içerisinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında yapılan verimli telekonferans görüşmesi sonrasında adeta bıçak gibi kesilmiş ve iki ülke arasındaki anlaşmazlık ve sorunlar devam etse de, bu konunun liderler tarafından kamuoyu önünde dile getirilmesine son verilirken, ayrıca Galatasaray Üniversitesi’nde çalışan Fransız akademisyenlerin dil yeterliliği konusu da çözüme ulaştırılmıştı. Ancak geçtiğimiz gün Türkiye ve Fransız basınına düşen bir haber, iki ülke arasındaki gerginlik siyasetinin yeniden başlayabileceğini göstermesi açısından önemlidir. Bu yazıda, Türkiye ile Fransa arasında başlayan ‘Fransız okulları’ krizini değerlendireceğim.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde İmparatorlukta yaşayan ve görev yapan Avrupalı ailelerin çocuklarıyla birlikte Rumlar, Ermeniler, Levantenler ve diğer gayrimüslim tebaaya eğitim vermek ve Hıristiyanlık dinini yaymak (misyonerlik) amacıyla kurulan ve zaman içerisinde Türk ve diğer Müslüman unsurların da yabancı dil eğitimi ve pozitif bilim esaslarına göre düzenlenmiş modern eğitim sistemi nedeniyle tercih ettiği Fransız okulları ve diğer yabancı menşeli (Amerikan, İngiliz, Alman, Avusturya, İtalyan vs.) okullar, Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Atatürk önderliğinde yeni ve modern bir ulus-devlet olarak kurulmasının ardından ilk kez Lozan Antlaşması’nda gündeme gelmiştir. Okullara, Milli Mücadele döneminde gayrimüslimlerin Türk bağımsızlık mücadelesine genelde karşıt duruşu nedeniyle pek sıcak bakmayan ulu önder ve genç Cumhuriyet yönetimi, bu konuyu Lozan’da gündemde tutmuş ve yabancı okulları kapatmayı dahi gündemine almıştır. Ancak daha sonra yapılan müzakereler ve bu okulların yabancı dil eğitiminin sağladığı faydaların da etkisiyle üzerinde uzlaşılan Antlaşma’nın 40. maddesinden[1], yabancı okullar ve bunlarla birlikte azınlık okullarının serbest olacağı, ancak Türk yasalarına uygun hareket etmeleri gerektiği anlaşılmaktadır.[2] Bu şekilde, Lozan Antlaşması’na eklenen hükümler ve sonrasında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile, yüce Atatürk ve silah arkadaşları, eğitimde birliği ve bu bağlamda tek tip, laik, milliyetçi, cumhuriyetçi, halkçı ve laik eğitim sistemimi benimsemişlerdir.[3] Bu doğrultuda, tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlanmış ve okulların içerisindeki haç sembollerini kaldırmayan, Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine konuşan, Müslüman öğrencilerin Hıristiyanlığa geçişine izin veren ve Türkçe eğitim yapmayan bazı okullar tek parti döneminde kapatılmıştır.[4]

Bu konu ilerleyen yıllarda Türk devlet adamlarının sağduyulu ve çağdaş yaklaşımları sayesinde dengeli bir şekilde götürülmüş; yabancı okullar Atatürk milliyetçiliği çizgisinde ve laik eğitim vermeleri ve devlete ve topluma hizmet eden başarılı bireyler yetiştirmeleri nedeniyle, Türkiye için bir sorundan çok genelde bir iftihar kaynağı olmuştur. Bu konuyu zaman zaman gündeme getiren ve bir sorun olarak göstermek isteyenler ise, Batı karşıtı katı (radikal) İslamcı ve aşırı milliyetçi küçük gruplar olagelmiştir. Zaten şimdilerde yeniden Türkiye ile Fransa arasında küçük çaplı bir krize neden olan da yabancı okullar veya halk arasındaki genel adıyla “Saint’ler” (Sen’ler) olarak bilinen Fransız okulları değil, İstanbul ve Ankara’da yaşayan Fransız devlet görevlileri ve vatandaşlarının çocuklarına eğitim vermesi için özel olarak kurulmuş olan iki kolej veya lisedir. Bunlardan biri olan ve ismini efsanevi Fransız devlet adamı Charles de Gaulle'den alan Lycée Français Charles de Gaulle (Ankara Charles de Gaulle Fransız Lisesi)[5], 1942 yılında Ankara’da açılmış ve doğrudan Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmuştur. Benzer şekilde, eski adı “Papillon” olan ve ismini İstanbul aşığı ünlü Fransız gezgin ve yazar Pierre Loti’den alan Lycée Français Pierre Loti (Pierre Loti Fransız Lisesi)[6], ilerleyen yıllarda İstanbul’da Fransız vatandaşlarına hizmet amacıyla yine doğrudan Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak açılmıştır. Fakat Fransız eğitim sisteminin popülaritesi sayesinde, bu okullara zaman içerisinde diğer gayrimüslim aileler ve Türk ve Müslüman ailelerin çocukları da eğitim amacıyla başvurmaya ve kabul almaya başlamışlardır. Ancak bu iki ortaöğretim kurumunun eğitim sistemleri ve müfredatlarının Fransa’ya uygun olması nedeniyle, geçtiğimiz yıllarda da bu konu zaman zaman ilgili Bakanlık nezdinde sıkıntı yaratmıştır. Zaten şimdilerde iki devlet arasında tartışmaya neden olan okullar da Türkiye’deki MEB’e bağlı Fransız okulları veya diğer yabancı okullar değil, özel statüdeki bu iki Fransız kolejidir.

Bu iki okulun Türkiye’de faaliyet göstermesi ve Türk ve Müslüman ailelerden öğrencileri de kabul etmesi nedeniyle son dönemde konuyu yeniden gündemine alan Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye’den resmi onayı olmayan bu iki okulun Fransız Milli Eğitim Bakanlığı ve Yurtdışı Fransız Eğitim Ajansı (AEFE) tarafından koordine edilen müfredatlarına yönelik değişiklik (kamuoyuna yansıyan bilgilere göre müfredata Türkçe ve Din Kültürü derslerinin eklenmesi ve bu iki okulda Türk öğretmenlerin çalıştırılması gibi hususlar gündeme getirilmiştir[7]) talep etmiş, bu talepleri karşılanmayınca da okula artık Türk öğrenci kaydedilemeyeceğini kamuoyuna duyurmuştur.[8] Ayrıca, Fransız basınına göre, Türkiye, bu konuda bu iki koleje benzer şekilde Fransa’da da Türk vatandaşlarına eğitim verebilecek okulların açılmasını talep etmiş, ancak “karşılıklılık” ilkesine dayalı bu talebi olumlu karşılanmamıştır.[9] Konu hakkında konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Fransa’yı eleştirerek, “Fransa, sadece müstemleke ülkelerine yakışan şekilde davranıyor. Öğrencilerin yüzde 90’ı Türk. Bu çocuklar yabancı öğrenciler için yapılan yükseköğrenim sınavına giriyorlar. Adaletsizlik bu.” demiştir.[10] Tekin, Paris’in yaklaşımını “kibir” kavramıyla da somutlaştırmak istemiştir.[11] Ancak ilerleyen günlerde taraflar arasında devam eden müzakereler neticesinde, MEB tarafından, Türk öğrencilerin de bu iki okula kaydolabilmesi için üzerinde çalışılan dört maddeye açıklık getirilmiştir. Buna göre;[12]

  1. Fransa’da yaşayan Türk öğrencilerin ‘Türkçe’ öğrenimini de içeren kapsamlı bir eğitim iş birliği anlaşması çalışmalarına başlanması ve en kısa sürede tamamlanması,
  2. Yasal statü verilmesini öngören uluslararası anlaşma karara bağlanana kadar adı geçen okullara yeni Türk öğrenci kaydı yapılmaması,
  3. 2024 yılının Ocak ayı itibarıyla okullarda mevcut Türk öğrencilerin listesi ile AEFE (Fransız Yurt Dışı Eğitim Ajansı) tarafından marka verilen okulların bilgilerinin önümüzdeki ders yılı başlamadan önce Bakanlığına teslim edilmesi,
  4. Bu okullar yasal bir statüye kavuşturuluncaya kadar, ilgili sınıf düzeylerinde ‘Türk Dili’, ‘Türk Kültürü’, ‘Türk Edebiyatı’, ‘Türk Tarihi’ ve ‘Coğrafya’ derslerinin MEB’in görevlendireceği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğretmenlerce okutulması kararlaştırılmıştır.

Bu açıklama sonrasında bir açıklama yapan Fransız Büyükelçiliği ise, MEB tarafından açıklanan kararların ailelere iletilmesi sonrasında alınacak karar doğrultusunda müzakerelere devam edileceğini belirtmiştir.[13] Elçilik, bu konunun çözümlenmesi konusunda kararlı olduklarını da belirterek, olumlu bir resim çizmiştir. Nitekim Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont da, Türk-Fransız ilişkilerine on yıllardır büyük katkı yapan bu okulların yeni öğrenci kaydı yapabilmesi konusundaki müzakerelerin olumlu neticelendirilmesini beklediğini açıklamıştır.[14]

Isabelle Dumont

Ancak genelde Türk hükümetinin her türlü politikasını İslamcılık ve otoriterlik bağlamında değerlendirmeyi tercih eden Fransız basını, konuyu Büyükelçilik kadar iyimser yorumlamamış ve genelde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’yi eleştiren çizgide yayınlar yapmayı tercih etmişlerdir. Örneğin, L’Express gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönettiği Türk hükümetinin kararı nedeniyle “Türk öğrencilerin Fransız okullarında eğitim alamayacaklarını” yazmıştır.[15] Fransızların ünlü Le Monde gazetesi de Fransız okullarına yeni kayıtların yasaklandığını manşetinden duyururken[16], bu kararın sadece MEB’e bağlı olmayan iki küçük okulu kapsadığı bilgisini de metin içinde vurgulamıştır. Bir diğer popüler Fransız gazetesi olan Le Figaro da haberi benzer şekilde okuyucularına sunmuş ve Türkiye’nin Fransız kibrinden rahatsız olduğunu manşetine taşımıştır.[17]

Konuyu genel anlamda değerlendirmek gerekirse, öncelikle, burada Türkiye kamuoyunda Fransız okulları olarak bilinen, müfredat bağlamında MEB’e bağlı olan ve öğrenci sayısı hayli fazla olan onlarca okulun değil, yalnızca iki küçük ve özel durumdaki ortaöğretim kurumunun tartışma konusu olduğunu belirtmek gerekir. Bu iki okul, tarihleri ve kuruluş amaçları itibariyle zaten Fransız vatandaşlarına (özellikle de diplomatik personelin çocuklarına) hizmet maksadıyla kurulmuş, ancak Fransız eğitim sisteminin başarısı ve Fransa’daki iş olanakları sayesinde zamanla Türk ailelerin de ilgisini çekmiştir. Bu anlamda, Türk hükümetinin yıllardır bu konuda bir sorun yaşanmadığı halde bir anda konuyu gündeme taşıyan tavrı eleştiri konusu yapılabilecekse de, aslında hukukilik anlamında herhangi bir hata yoktur. Ancak elbette Türkiye-Fransa ilişkilerinin krizli yakın geçmişin ardından düzelmeye başladığı ve dünyada herkesin Olimpiyatlar nedeniyle Fransa’ya kilitlendiği bir dönemde bu konunun gündeme getirilmesi biraz talihsiz olmuş ve Fransa ve Avrupa’daki Türk hükümeti alerjisini tetiklemiştir. Bu bağlamda, genel ilke olarak özellikle temel eğitimlerin verildiği ilk ve ortaöğretim kurumlarının -Türkiye ve diğer ülkelerde de- devletlerce düzenlenmesi gerektiği ortadayken, elbette özel statülü okullara veya yükseköğretimde daha farklı dil, müfredat ve eğitim anlayışı benimseyen kurumlara da -hükümetler arası anlaşmalar yoluyla- izin verilebilir. Zira günümüzde ekonomide, siyasette ve diğer her alanda olduğu gibi, insanların çok çeşitli alanlarda başarılı olabilecek birbirlerinden farklı donanımlara uygun yetiştirilmesi hem bireysel özgürlükler, hem de ülkenin ekonomik ve siyasi başarısı anlamında daha faydalı olacaktır.

Bu nedenle, bu küçük çaplı krizin bir an önce aşılması ve iki devletin orta yolu bulmasını dileyerek, Olimpiyatları başarıyla düzenleyen dost ülke Fransa’ya tebriklerimi iletmek istiyorum. Sonsöz, bu konularda geçmişten kalma aşırı hassas ve milliyetçi yaklaşımların da gerçekçi olmadığını belirtmek isterim. Zira günümüzde ne iki ülke arasında bir toprak mücadelesi ve bağımsızlık savaşı yaşanmaktadır, ne de varoluşsal bir rekabet söz konusudur. Bu nedenle, ekonomik ilişkilerin yalnızca Fransa değil, tüm Frankofon ülkelerle gelişmesi -ki bu doğrultuda Afrika ülkeleriyle yakın ilişkiler konusunda da Fransızca ciddi bir avantajdır- için Türkiye'de Fransızca eğitim veren kurumlara da, diğer yabancı dillerde (Rusça, Arapça, Farsça, Çince, Japonca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca vs.) kurumlara da ihtiyaç vardır. Bunların sayısı ve düzeyi ise, kuşkusuz, Türk devlet adamlarının ve ilgili Bakanlıkların vereceği stratejik kararlara bağlı olacaktır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Tam madde şöyledir: “Madde 40 — Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.” Bakınız; İnönü Vakfı, “Lozan Barış Antlaşması Tam Metni”, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.ismetinonu.org.tr/lozan-baris-antlasmasi-tam-metni/.

[2] İlhan Aksoy (2014), “Lozan Antlaşmasında Azınlık Okulları ve Yabancı Okullar”, Akademik Hassasiyetler, Cilt 1, Sayı: 1, s. 75.

[3] Sezen Kılıç, “Atatürk Döneminde Yabancı Okullar”, Atatürk Ansiklopedisi, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ataturk-doneminde-yabanci-okullar/.

[4] A.g.e.

[5] Web sitesi için; https://www.lcdgankara.org/.

[6] Web sitesi için; https://pierreloti-lycee.skolengo.com/.

[7] Anka Haber Ajansı (2024), “Türkiye ile Fransa arasında ‘Türkiye’deki Fransız okulları’ krizi… MEB, Fransızlara nota verdi: Anlaşma imzalanmazsa, Fransız okullarına Türk öğrenci alınmayacak”, 13.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://ankahaber.net/haber/detay/turkiye_ile_fransa_arasinda_turkiyedeki_fransiz_okullari_krizi_meb_fransizlara_nota_verdi_anlasma_imzalanmazsa_fransiz_okullarina_turk_ogrenci_alinmayacak_187681.

[8] Begum Tunakan (2024), “Türkiye'deki Fransız okulları krizi: Fransa'dan Ankara'ya heyet geliyor”, Euronews, 16.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://tr.euronews.com/2024/07/16/turkiyedeki-fransiz-okullari-krizi-fransadan-ankaraya-heyet-geliyor.

[9] L’Express (2024), “Ecoles françaises en Turquie : pourquoi la crise couve entre Paris et Ankara”, 13.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.lexpress.fr/monde/proche-moyen-orient/ecoles-francaises-en-turquie-pourquoi-la-crise-couve-entre-paris-et-ankara-AAE2CSXUVFFU5M43DF4ZTO4XIA/.

[10] T24 (2024), “MEB'in Charles De Gaulle ve Pierre Loti'de Türk öğrencilerin kayıtlarını durdurmasının ardından Fransa Büyükelçiliği'nden açıklama: Müzakereler yeniden başlayacak”, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://teststage.t24.com.tr/haber/meb-charles-de-gaulle-ve-pierre-loti-okullarina-turk-ogrencilerin-kayitlari-durduruldu,1178633.

[11] L’Express (2024), “Ecoles françaises en Turquie : pourquoi la crise couve entre Paris et Ankara”, 13.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.lexpress.fr/monde/proche-moyen-orient/ecoles-francaises-en-turquie-pourquoi-la-crise-couve-entre-paris-et-ankara-AAE2CSXUVFFU5M43DF4ZTO4XIA/.

[12] Fransa Postası (2024), “Türkiye ile Fransa arasında okul krizi: İki Fransız okulu yeni Türk öğrenci alamayacak”, 01.08.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.fransapostasi.fr/turkiye/turkiye-ile-fransa-arasinda-okul-krizi-iki-fransiz-okulu-yeni-turk-ogrenci-alamayacak/.

[13] T24 (2024), “MEB'in Charles De Gaulle ve Pierre Loti'de Türk öğrencilerin kayıtlarını durdurmasının ardından Fransa Büyükelçiliği'nden açıklama: Müzakereler yeniden başlayacak”, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://teststage.t24.com.tr/haber/meb-charles-de-gaulle-ve-pierre-loti-okullarina-turk-ogrencilerin-kayitlari-durduruldu,1178633.

[14] Le Figaro (2024), “Ecoles françaises en Turquie: Ankara dénonce «l'arrogance» de la France”, 13.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.lefigaro.fr/international/ecoles-francaises-en-turquie-ankara-denonce-l-arrogance-de-la-france-20240713.

[15] L’Express (2024), “Ecoles françaises en Turquie : pourquoi la crise couve entre Paris et Ankara”, 13.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.lexpress.fr/monde/proche-moyen-orient/ecoles-francaises-en-turquie-pourquoi-la-crise-couve-entre-paris-et-ankara-AAE2CSXUVFFU5M43DF4ZTO4XIA/.

[16] Le Monde (2024), “La Turquie interdit toute nouvelle inscription dans les écoles françaises”, 10.08.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.lemonde.fr/international/article/2024/08/10/la-turquie-interdit-toute-nouvelle-inscription-dans-les-ecoles-francaises_6275227_3210.html.

[17] Le Figaro (2024), “Ecoles françaises en Turquie: Ankara dénonce «l'arrogance» de la France”, 13.07.2024, Erişim Tarihi: 13.08.2024, Erişim Adresi: https://www.lefigaro.fr/international/ecoles-francaises-en-turquie-ankara-denonce-l-arrogance-de-la-france-20240713.

11 Ağustos 2024 Pazar

Olimpiyat Oyunlarına Dair

 

Giriş

2024 Paris Yaz Olimpiyat Oyunları'nın yarattığı sansasyonel tartışmalar ve organizasyona yönelik eleştirilerle bir kez daha gündeme gelen Olimpiyat oyunları veya kısaca Olimpiyatlar, kuşkusuz, insan oğlunun uluslararası, evrenselleşme veya küreselleşme arzusu ve kendi grubunu temsilen diğer bireyler ve topluluklar karşısında düzeyli ve önceden üzerinde uzlaşılmış kurallara göre rekabet etmesi gibi temalar üzerinden siyaset ve diplomasiyle de yakından alakalıdır. Elbette bayrakların, milli marşların ve ulusal sembollerin yer aldığı bir etkinlik, temel amacı siyaset olmasa da, doğası itibariyle siyasidir. Bu bağlamda, Olimpiyat başarısı, bir devletin ülkesinin vatandaşlarını sportif açıdan ne ölçüde yetiştirebildiği ve spor kültürü ve altyapısının ne kadar ileri olduğunu göstermesi bakımından gelişmişlik düzeyi açısından da bir kriter olarak kabul edilebilir. Daha da önemlisi, Olimpiyatlarda gördüğümüz barışçıl ve düzeyli ulusal rekabetin, sıklıkla savaş, terörizm ve gerginliklerle gündeme gelen uluslararası siyaset ve diplomasi alanlarına da bir model olması gerektiği gerçeğidir. Öyle ya, devletler ve farklı gruplar arasındaki siyasi mücadeleler de -Olimpiyatlardaki spor müsabakaları gibi- savaşsız, kansız ve şiddetsiz şekilde, belirli kurallara ve yetkili ve meşru mercilerin kararlarına göre çözümlenebilse, yerküre her millet ve birey için çok daha mutlu ve yaşanabilir bir yer haline gelebilirdi. Bu yazıda, 2024 Paris Yaz Olimpiyat Oyunları'ndan yola çıkarak Olimpiyatları ve Türkiye'nin Olimpiyatlardaki performansını değerlendireceğim.

Olimpiyatların Tarihçesi ve İlginç Bilgiler 

İlk kez Antik Yunan medeniyeti döneminde, milattan önceki asırlarda Zeus uğruna düzenlenen spor etkinlikleriyle gündeme gelen Olimpiyat kavramı, ilerleyen asırlarda modernizmin ve ulusal devlet kavramının beşiği olan Fransa'da, eğitimci ve tarihçi Baron Pierre de Coubertin’in 1894’te kurduğu Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin önderliğinde yapılan çalışmalarla yeniden gündeme gelmiş ve buna benzer etkinliklerin dünya çapında düzenlenmesi için çalışmalara başlanmıştır. Bu sayede, Coubertin'in çalışmaları neticesinde, ilk kez 1896 yılında, Antik Yunan dönemindeki Olimpiyatlardan takriben 2.000 yıl kadar sonra, Atina'da yeniden Olimpiyat Oyunları düzenlenmeye başlamış ve her 4 yılda bir benzeri bir etkinliğin yapılması kararlaştırılmıştır.

Baron Pierre de Coubertin

2.000 yıl sonra yeniden Olimpiyatları başlatması anlamında son derece ilerici bir isim olan Baron Pierre de Coubertin, buna karşın, Viktorya Dönemi'nde yetişmesinin de etkisiyle olsa gerek, kadın-erkek ilişkilerine bakışı tartışmalı bir isim olmuştur. Öyle ki, Coubertin, kadınların Olimpiyatlarda erkeklerle birlikte kamusal alanda yer almasının organizasyonu olumsuz etkileyeceğini söylemiş ve kadınların Olimpiyatlarda yer almasına şiddetle karşı çıkmasa da, etkinliğin temelde bir erkek etkinliği olması gerektiğini savunmuştur. Bu nedenle, 1896'da Atina'da düzenlenen etkinliğe kadınların katılmasına izin verilmezken, 1900 yılında Paris'te düzenlenen ikinci Olimpiyatlarda kadınlar müsabakalara katılabilmiş ve bu etkinliğe katılan toplam 22 kadın atlet arasında yer alan İsviçreli yelkenci Hélène de Pourtalès, Olimpiyatlarda sahaya çıkan ilk kadın sporcu olarak tarihe geçmiştir. İlerleyen yıllarda ise kadınların Olimpiyatlara katılımı çok daha yaygın hale gelecektir.

Jesse Owens, Nazilerin arasında altın madalyasını alırken

İlerleyen yıllarda Olimpiyat Oyunları uluslararası siyasetin nabzının attığı etkinlikler olarak diplomaside de sivrilecektir. Öyle ki, Almanya'da beyaz Aryan ırkın diğer ırklar karşısında üstünlüğünü savunan Nazi Partisi ve Adolf Hitler'in iktidara gelmesinden sonra Berlin'de düzenlenen 1936 Olimpiyatlarında Afrikalı Amerikalı atlet Jesse Owens, kendisinin elini sıkmayı bile reddeden Nazi yetkililerinin karşısında tam 4 Olimpiyat altın madalyası alırken, ortaya çok ilginç bir siyasi tartışma ve tablo koymayı başarmıştır. Keza 1972 Münih Olimpiyat Oyunları da, Filistin davasına dikkat çekmek isteyen Kara Eylül örgütü üyesi teröristlerin İsrailli sporculara saldırması nedeniyle çok olaylı bir etkinlik olarak tarihe geçmiş ve Münih Katliamı olarak bilinen olay neticesinde birçok İsrailli sporcu öldürülmüştür. Ek olarak, 1980 Moskova Olimpiyatlarına ABD başta olmak üzere birçok Batılı ülke Sovyetler Birliği'nin Afganistan işgali nedeniyle katılmazken, 1984 Los Angeles Olimpiyatlarına da SSCB ve komünist ülkeler ABD'yi protesto etmek için katılmamışlardır.

Olimpiyatlara ev sahipliği yapmak da, başlı başına diplomatik ve sportif gücü yansıtan bir husus olup, bu konuda öncülüğü ve liderliği Batılı ülkeler yapmaktadır. Dünya Savaşları nedeniyle Olimpiyatların yapılamadığı 1916, 1940 ve 1944 yılları dışında, Olimpiyat Oyunlarını düzenleyen şehirler şöyledir:

  • 1896 - Atina (Yunanistan)
  • 1900 - Paris (Fransa)
  • 1904 - St. Louis (ABD)
  • 1908 - Londra (Birleşik Krallık)
  • 1912 - Stockholm (İsveç)
  • 1920 - Antwerp veya Anvers (Belçika)
  • 1924 - Paris (Fransa)
  • 1928 - Amsterdam (Hollanda)
  • 1932 - Los Angeles (ABD)
  • 1936 - Berlin (Almanya)
  • 1948 - Londra (Birleşik Krallık)
  • 1952 - Helsinki (Finlandiya)
  • 1956 - Melbourne (Avustralya)
  • 1960 -Roma (İtalya)
  • 1964 - Tokyo (Japonya)
  • 1968 - Meksiko/Mexico City (Meksika)
  • 1972 - Münih (Doğu Almanya-Almanya)
  • 1976 - Montreal (Kanada)
  • 1980 - Moskova (SSCB-Rusya)
  • 1984 - Los Angeles (ABD)
  • 1988 - Seul (Güney Kore)
  • 1992 - Barcelona (İspanya)
  • 1996 - Atlanta (ABD)
  • 2000 - Sidney (Avustralya)
  • 2004 - Atina (Yunanistan)
  • 2008 - Pekin (Çin)
  • 2012 - Londra (Birleşik Krallık)
  • 2016 - Rio de Janeiro (Brezilya)
  • 2020/2021 - Tokyo (Japonya)
  • 2024 - Paris (Fransa)
  • 2028 - Los Angeles (ABD)
  • 2032 - Brisbane (Avustralya)

Bu bağlamda, düzenleneceği ülkeler ve şehirler kararlaştırılan 2028 ve 2032 Olimpiyatları da hesaba katıldığında, 32 Yaz Olimpiyat Oyunlarından 5'i ABD'de, 3'ü Avustralya'da, 3'ü Birleşik Krallık'ta, 3'ü Fransa'da, 2'si Almanya'da, 2'si Japonya'da, 2'si Yunanistan'da, 1'i Belçika'da, 1'i Brezilya'da 1'i Çin'de, 1'i Finlandiya'da, 1'i Güney Kore'de, 1'i Hollanda'da, 1'i İspanya'da, 1'i İsveç'te, 1'i İtalya'da, 1'i Japonya'da, 1'i Kanada'da ve 1'i Meksika'da düzenlenmiştir. Bu listede Türkiye ve Hindistan gibi uluslararası siyaset ve tarih açısından önemli ülkelerin yer almaması ise kuşkusuz organizasyonun büyük bir eksikliğidir. Nitekim bu konuda yıllardır çalışmalar yürüten İstanbul, 2036 Yaz Olimpiyat Oyunları için iddialı adaylarından birisidir. Bu anlamda Olimpiyatların şimdiye kadar hiçbir Müslüman yoğunluklu ülkeye verilmemiş olması da Batı-merkezcilik ve İslamofobi iddialarını güçlendirmekte ve İstanbul'un şansını arttırmaktadır.

2020 Olimpiyatlarına kadar olan madalya sıralaması

Olimpiyatlara sportif başarı açısından yaklaşıldığında ise, ABD, Rusya (bir dönem Çarlık Rusyası ve Sovyetler Birliği), Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Çin, İtalya, Avustralya, Macaristan, İsveç ve Japonya gibi ülkelerin ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir. 2024 Paris Yaz Olimpiyat Oyunlarında da durum pek değişmemiş ve yine en çok madalya ve en çok altın madalya gibi alanlarda Çin, ABD, Avustralya, Japonya, Fransa ve Birleşik Krallık gibi ülkeler en üst sıralarda yer almışlardır.

Olimpiyat Oyunlarında Türkiye

Çok zor şartlarda kurulmasının da etkisiyle her zaman ekonomik sorunlarla boğuşan gelişmekte olan bir ülke statüsündeki Türkiye, hem ülkenin genel ekonomik tablosundaki yapısal sorunlar, hem de futbol dışında diğer spor dallarına toplumda ve medyada yoğun ilgi gösterilmemesi ve bütçe ayrılmamasının da etkisiyle, 85 milyonluk yüksek nüfusuna karşın Olimpiyatlarda genelde pek başarılı olamamıştır. 2024 Paris Olimpiyatlarını 3 gümüş ve 5 bronz madalya ile 64. sırada kapatan Türkiye, aslında bu oyunlara kadar bazı spor dallarında oldukça başarılı bir performans göstermeyi başarmıştır.

Türkiye, bugüne kadar Olimpiyat Oyunlarında 41 altın madalya kazanırken, bunların 29'u güreş, 8'i de halter branşlarından gelmiştir. Bu anlamda, ülkemiz, özellikle güreş ve kısmen de halter alanında ciddi bir ekol olmayı başarmış önemli bir spor ülkesidir. Gümüş ve bronz madalyalar açısından da ülkemizin en iddialı olduğu spor branşı güreş olup, boks, taekwondo ve karate gibi branşlarda da ülkemizin kısmi başarısından söz edilebilir. Bu anlamda, Türkiye, takım sporlarında başarısız ve daha çok bireysel güç gerektiren konularda spor kültürü oluşturabilmiş bir devlet olarak dikkat çekmektedir. Ülkemizin en başarılı olduğu oyunlar ise 1960 Roma Olimpiyatları olup, bu etkinlikte, ayyıldızlılar, tamamı güreşte olmak üzere tam 7 altın madalya elde etmeyi başarmıştır.

Üçer Olimpiyat altın madalyalı küçük dev adamlar: Halil Mutlu ve Naim Süleymanoğlu

İlk altın madalyasını 1936 Berlin Olimpiyat Oyunlarında Yaşar Erkan'ın güreş alanındaki başarısıyla kazanan ülkemizin Olimpiyatlardaki en başarılı sporcuları ise; 3'er altın madalya kazanan haltercilerimiz Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu, ikişer altın madalyası olan güreşçilerimiz Mithat Bayrak, Mustafa Dağıstanlı ve Hamza Yerlikaya ile 1 altın, 1 gümüş, 1 bronz Olimpiyat madalyası olan güreşçimiz Hamit Kaplan ve 1 gümüş ve 2 bronz madalya kazanmayı başarmış güreşçimiz Rıza Kayaalp'tir. Olimpiyatlarda madalya kazanan ilk kadın sporcumuz 1992 Barcelona Olimpiyatlarında bronz madalya kazanan judocu Hülya Şenyurt olurken, ilk altın madalya kazanan kadın sporcumuz ise 2004 Atina'da altın madalya kazanan halterci Nurcan Taylan olmuştur. 

Türkiye, son yıllarda takım sporlarında da atılım göstermeyi başarmış ve 2024 Paris Olimpiyatlarında yarışan "Filenin Sultanları" lakaplı voleybol milli takımız madalyayı az farkla kaçırarak dördüncü olmuştur. Bu anlamda, Türkiye'nin ilerleyen yıllarda hem Olimpiyat ev sahipliği, hem de sportif başarı anlamında ciddi şansı bulunmakta olup, bu konuda en temel eksiklikler ülke ekonomisinin kötü gidişi ve spor tesis ve eğitiminin yetersizliğidir. Ayrıca ülke sporunun gelişmesi adına devşirme yöntemi de son derece gerekli ve faydalı olup, tüm İmparatorluk geleneğinden gelen devletler gibi, Türkiye'nin de özellikle eski Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasından yetenekli sporcuları kendisine çekmeyi başarması son derece akılcı ve doğru bir politika olacaktır. 

Sonuç

Sonuç olarak, ülkemizin her alanda gelişmesini istediğimiz gibi, spor alanında da daha başarılı bir yönetim ve performans beklemek Türk(iye) halkı olarak bizim en doğal hakkımızdır. Bunun için, devletin kaynaklarını akılcı ve halk odaklı şekilde kullanması, gereksiz masraflar ve önlenebilir savaşlardan kaçınması ve daha iyi bir spor kültürü ve altyapısı oluşturması şarttır. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

5 Ağustos 2024 Pazartesi

2024 ABD Başkanlık Seçimleri ve 2025 Projesi Vizyonu

 

Giriş

Amerika Birleşik Devletleri'nde (kısaca ABD) artık Başkanlık seçimleri için en kritik son birkaç aylık sürece girilirken, uğradığı suikast girişimi sonrasında ağır favori aday haline gelen Cumhuriyetçi Parti Başkan adayı ve 45. ABD Başkanı Donald Trump'ın olası ikinci Başkanlığı döneminde nasıl bir yol izleyeceği konusunda halen büyük belirsizlikler bulunuyor. Bunun sebebi, dış politikada daha çok güç ve güvenliği temel alan Realizm esaslarına uygun hareket etmesine karşın, günlük politikalar ve diplomatik ilişkilerde oldukça pragmatik bir kişi olan ve daha çok ABD'nin anlık ulusal çıkarlarını ön planda tutan Trump'ın politikaları ve hareketlerinin önceden hesap edilmesinin oldukça zor olması. Buna karşın, Donald Trump'ın yeni dönemdeki çizgisine yön vermesi beklenen ve -1973 yılında kurulmasına karşın- siyasi çizgisi Trump'a oldukça benzeyen Ronald Reagan'ın Başkanlığı döneminde 1980'lerde ABD'de çok etkin bir muhafazakâr/sağ düşünce kuruluşu haline gelen The Heritage Foundation'ın açıkladığı "Project 2025" (2025 Projesi) vizyonu, Trump'ın olası ikinci Başkanlık döneminde neler yaşanabileceğine dair bizlere bazı fikirler verebilir. Bu yazıda, 2025 Projesi vizyonunu kısaca özetlemeye çalışacağım.

Project 2025 Nedir?

ABD'de çok etkili bir düşünce kuruluşu olan Heritage Foundation'ın 2024 ABD Başkanlık seçimlerini muhafazakâr/sağ çizgideki Cumhuriyetçi Parti Başkan adayının (Donald Trump) kazanması için özel olarak tasarladığı 2025 Projesi (Project 2025), organizasyon kapsamında ilk kez 2022 yılında hazırlanmaya başlanmıştır. 2024 yılı Ağustos ayına kadar Direktörlüğünü Paul Dans'ın yürüttüğü proje, kuruluşun Başkanı Kevin Roberts'ın önderliğinde, geçtiğimiz 2,5 yıllık süreçte -22 milyon dolarlık bütçesiyle- birçok etkinlik düzenlemiş ve ayrıca "Mandate for Leadership" adıyla bir kitap serisi oluşturmuştur. Bu seri kapsamında yayınlanan eserlerden özellikle Mandate for Leadership: The Conservative Promise isimli çok yazarlı kitap basın-yayın organlarında dikkat çekmiş ve bu eserde işlenen fikir ve projelerin Trump'ın yeni dönemdeki politikalarına yön vereceği iddia edilmiştir. Trump ise, projeyle bir alakasının olmadığını ve projede öne sürülen bazı fikirlere karşı olduğunu sosyal medya hesaplarından açıklamasına karşın, projede yer alan Paul Dans ve Russell Vought gibi isimlerin birinci Trump döneminde önemli pozisyonlarda bulunmaları, projenin "Trump dostu" bir yaklaşımı olduğunu göstermektedir. Proje web sitesinde, Kevin Roberts dışında yönetici olarak Spencer Chretien ve Troup Hemenway gibi isimler de yer almaktadır.

Project 2025'in Temel Hedefleri Nelerdir?

Heritage'ın web sitesinden bakıldığında, projenin temel hedefleri şöyle belirtilmektedir:

  • Sağ siyasete daha dostane yaklaşan bir Beyaz Saray çizgisinin oluşturulması,
  • Bu çizginin oluşturulması için 350 kadar önde gelen muhafazakâr düşünürün katılımıyla Mandate for Leadership eserinin ortaya konması,
  • ABD'de siyaset sınıfının sonraki muhafazakâr hükümete hazırlanması gibi, muhafazakâr siyasetin de siyaset sınıfına hazırlanmasının sağlanması ve bu doğrultuda "Conservative LinkedIn" ve "Presidential Administration Academy" gibi projelerle önemli bir veri tabanı ve insan kaynağı havuzu oluşturularak, yeni dönemde yapılacak atamalara ve devlet bürokrasisinin yeniden oluşturulmasına dair hazırlıklara başlanması.

'Project 2025: The Conservative Promise' Kitabından Bazı Önemli Bilgiler

Paul Dans ve Steven Groves tarafından editörlüğü yapılan ve Önsöz kısmını Kevin Roberts'ın yazdığı Project 2025: The Conservative Promise (2025 Projesi: Muhafazakâr Vaat) adlı eser, 5 bölümden oluşan yaklaşık 900 sayfalık kapsamlı bir kitaptır. Kitabın "Taking the Reins of Government" başlıklı birinci bölümü, daha çok yeni dönemde Beyaz Saray bürokrasisinin nasıl yapılandırılacağına dair bilgiler içermekte olup, toplam 3 farklı makaleye yer vermektedir. "The Common Defense" başlıklı ikinci bölüm, yeni dönemde ABD Savunma Bakanlığı-Pentagon'un ve diğer kritik güvenlik birimlerinin nasıl yeniden yapılandırılacağına dair çeşitli proje ve fikirler içeren 6 farklı makaleden oluşmaktadır. "The General Welfare" başlıklı üçüncü bölümde, 11 farklı makale ile ABD'deki önemli Bakanlıkların yeni dönemde nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda fikirler yer almaktadır. "The Economy" başlıklı dördüncü bölümde, 6 özgün makale ile ABD ekonomisinin yeni dönemde nasıl yönetilmesi gerektiğine dair fikir ve projeler tartışılmaktadır. "Independent Regulatory Agencies" başlıklı beşinci ve son bölümde ise, 4 özgün makale ile farklı bazı bağımsız düzenleyici birimlerin yeni dönemde nasıl oluşturulacağı/reforme edileceği açıklanmaktadır.

Project 2025'in Tartışma Yaratan Unsurları

Heritage imzalı Project 2025 vizyonunun tartışma yaratan ve özellikle sol-liberal çevrelerde endişelere neden olan bazı unsurları bulunmaktadır. Bunlar, şu şekilde kategorize edilebilir:

  • İlk ve önemli tartışma yaratan konu, projede ABD Adalet Bakanlığı başta olmak güçler ayrılığı açısından kritik devlet kurumlarının "üniter yürütme teorisi" (unitary executive theory) ilkesi doğrultusunda ABD Başkanlığı kontrolüne alınmak istenmesidir. Bu durumda, ABD Başkanı'nın yapacağı atamalarla yeniden yapılandırılacak olan bürokratik kurumların siyasileşmesi riski gündeme gelmekte ve bunun demokrasiye aykırı olabileceğinden endişe edilmektedir.
  • İkinci tartışma yaratan husus, daha özgür ve aykırı yaşam biçimlerinin de yaygın olarak görüldüğü ABD'de, Project 2025 vizyonunda aile ve Judeo-Hıristiyan değerlere vurgu yapılmasıdır. Projenin amaçları arasında, Amerikan tarzı yaşamda ailenin temel değer olduğu vurgulanmaktadır (Restore the family as the centerpiece of American life and protect our children, sayfa 3).
  • Projede yer alan ve bazı kesimlerce tepki çeken üçüncü önemli konu, ABD'nin kendisi tarihsel olarak neredeyse tamamen dış göçlerle oluşmuş bir ülke olmasına karşın, kayıt dışı göçü büyük bir sorun olarak gören muhafazakâr Amerikalı seçmenden daha yoğun destek sağlamak amacıyla, göçle mücadele konusunda ABD Ulusal Güvenlik Bakanlığı'nın feshi ve göçle mücadelede farklı birimlerin katılımıyla daha sert ve ortak yeni bir politikanın belirlenmesi düşüncesidir. Nitekim Cumhuriyetçi Parti'den önemli bazı isimler de, ABD tarihinin en büyük "deportation" (tehcir) programını uygulamaya sokmaktan söz ederek, bu konudaki endişeleri doğrulamaktadırlar.
  • Dördüncü önemli bir konu ise kürtaj hakkındadır. Her ne kadar projede federal düzeyde kürtajı yasaklayan bir öneri bulunmasa da, bu konuda, proje, İncil'e dayalı (biblically based) daha muhafazakâr ve Sağlık Bakanlığı destekli katı bir politikayı tavsiye etmektedir.
  • Beşinci ve bir diğer önemli husus, yenilenebilir enerji olgusuna karşı çıkılmamakla birlikte, petrol ve doğalgazın daha yoğun kullanımı ve yenilenebilir enerji araştırmaları konusundaki fonların kesilmesinin vurgulanmasıdır.

Project 2025'in Yorumlanması

Elbette, "2025 Projesi", seçilirse Başkan Trump'ın birebir uygulayacağı bir yol haritası değilse de, burada yer alan ve tartışma yaratan bazı fikirlerin olası Trump Başkanlığında nelere yol açabileceğine dair öngörülerde bulunmak gerekmektedir. Bu bağlamda, Trump'ın, seçilmesi halinde yeni dönemde izolasyonist bir mantıkla ABD'nin küresel jandarmalık rolünden ayrılarak, yeni oluşan çok kutuplu düzene uygun şekilde diğer 200 kadar devlet gibi normal bir devlet haline gelmesi ve daha çok kendi ulusal çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışması hususunda ülkesinde büyük bir değişime giderek, güvenlik bürokrasisi başta olmak üzere bürokrasiyi baştan şekillendirmek isteyeceği düşünülebilir. Bu vizyonun uzun vadeli bir programı gerektirmesi nedeniyle, Trump'tan sonra Başkan Yardımcısı adayı J. D. Vance veya başka bir ismin de bu programı uygulamaya devam etmesi ve bu proje kapsamında Cumhuriyetçilerin 12 yıllık kesintisiz bir iktidarı hedefleri de vurgulanabilir. Bir diğer husus, ABD'nin Trump'ın Başkanlığında bir marjinallikler ülkesi olmaktan çıkarılarak, yeniden koyu Hıristiyan ve muhafazakâr değerlere dönmesinin istendiği ve özellikle aile kurumunun korunarak, yeni nesillerin sağlıklı gelişiminin hedeflendiği vurgulanabilir. Keza kürtaj konusunda da, yine daha ahlakçı ve kısıtlayıcı Hıristiyan yaklaşımının benimsendiği söylenebilir. Benzer şekilde, ABD'nin organik yapısının korunması adına kayıt dışı veya yasa dışı göçe engel olunması ve büyük bir tehcir programıyla ABD'deki kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmesinin hedeflendiği de vurgulanabilir.

Elbette popülist bir siyasetçi olan Donald Trump ve iktidara ulaşmayı hedefleyen köklü bir siyasi parti olan Cumhuriyetçi Parti için bunlar iktidara ulaşmak için ABD'deki statükodan rahatsız olan kesimlerin desteğini sağlamak bağlamında seçim öncesinde ve özellikle kampanya döneminde faydalı unsurlar olarak görülse de, kuşkusuz, hem siyasetçilerin iktidara gelmeleri durumunda tüm ülkeyi gözeterek hareket etmek zorunda kalmaları, hem de benzer şekilde seçilmiş siyasetçilerin mevcut uluslararası dengelere göre ve ülkelerinin önceden verdikleri sözlere -ahde vefa gereği olarak- hareket etmeleri nedeniyle, bu vaatlerin ne kadarının ve ne zaman yapılabileceği konusunda kesin konuşmak gerçekçi olmayabilir. Lakin Cumhuriyetçilerin 2024 seçimlerine büyük bir fırsat ve tarihi bir seçim olarak yaklaştıkları ve Trump'ın seçilmesi için her türlü kozu oynayacakları kesin gibidir. 

Sonuç

Sonuç olarak, 2025 Projesi, ABD'deki muhafazakâr sağın izolasyonist eğilimlerinin Ukrayna'da yaşanan başarısızlık tablosu ve artan ekonomik sorunlar nedeniyle yükseldiği bir ortamda üretilmiş ve ABD'ye daha çok iç meselelerine odaklanmayı öneren farklı bir vizyon olsa da, ABD'nin muazzam askeri ve ekonomik gücü nedeniyle hiçbir zaman sıradan ve normal bir devlet olamayacağını bilmek gerekir. Bu anlamda, ABD, diğer büyük güçlerle uyumlu ve kendi öncelikli çıkar alanlarını koruyacak yeni siyasasını Trump döneminde belirleyerek, İsrail'in güvenliği, küresel ekonominin canlılığını koruması ve Amerikan vatandaşlarının korunması gibi ilkeler doğrultusunda hareket etmeye devam edecektir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

1 Ağustos 2024 Perşembe

Doç. Dr. Ahu Özmen Akalın Mülakatı: Fransa'daki Güncel Gelişmeler

 

İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngilizce) Bölümü Başkanı ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci, 1 Ağustos 2024 tarihinde İstanbul Kent Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Başkanı ve Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ahu Özmen Akalın ile 2024 Paris Yaz Olimpiyat Oyunları, 2024 Fransa parlamento seçimleri ve Fransa siyaseti ve toplumsal hayatındaki güncel gelişmeler konulu bir mülakat gerçekleştirdi.