Avrupa'nın en önemli devletlerinden ve ekonomilerinden olan Almanya'da, yıllardır yükselişi bir türlü durdurulamayan aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin önüne set çekilmesi konusunda yapılan tüm girişimlere karşın, bu parti, hem merkez sol (SPD) ve merkez sağ (CDU/CSU) siyasetin son yıllarda yeterli olamaması, hem de partinin devlet tarafından sürekli engellenmesinin seçmende yarattığı tepkinin etkisiyle giderek güçleniyor. Öyle ki, ortalama Alman seçmenlerin İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Nazi dönemini çağrıştıran bazı söylem ve politika önerileri nedeniyle çok çekindikleri parti, Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçimini yüzde 44 düzeyinde rekor bir düzeyde oyla ve açık farkla kazanmayı başardı. Oylarını önceki seçime kıyasla neredeyse ikiye katlayan AfD'nin ardından ikinci olan Başbakan Friedrich Merz'in partisi CDU (Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi) ise ancak yüzde 17,7 oy alabildi. Bu başarıya karşın, partinin eyalette iktidara gelip gelemeyeceği henüz kesin değil; zira bu yüksek oy bile partinin tek başına çoğunluk sağlamasına yeterli olmuyor.
AfD'nin seçim performansları incelendiğinde; 2013 federal seçimlerinde yüzde 4,7 oyla barajın hemen altında kalan partinin oy oranını 2017'de yüzde 12,6'ya yükselttiği, 2021'de ise yüzde 10,3'e gerilediği görülmektedir. AfD karşıtı hukuki önlemler ve medyadaki olumsuz söylemlerin etkisiyle o dönemde yükselişi kısmen durdurulmuş gibi gözükmesine karşın, parti, yılmamış ve 2024 eyalet seçimlerinde Thüringen, Saksonya ve Brandenburg gibi doğu eyaletlerinde yüzde 30 bandını aşarak sandıktan birinci veya ikinci parti olarak çıkmış ve geleneksel merkez partileri koalisyon krizlerine sürüklemiştir. Buna karşın, parti karşıtı ön yargı ve korkuların ağır basmasıyla, AfD'nin herhangi bir eyalette hükümeti kurması formülüne diğer partiler tarafından izin verilmemiştir. AfD, 2025 federal seçimlerinde de oyunu yüzde 20,8'e yükseltmiş ve Bundestag'da 152 sandalye elde ederek, artık Almanya'nın merkez partilerinden biri haline geldiğini bir kez daha ispatlamıştır. Bundan sonra artık federal iktidar yürüyüşünün başlamasından endişe edilen AfD, nitekim 2026 Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçimini de yüzde 44 gibi rekor düzeyde oyla kazanmıştır. Bu trendin sürmesi halinde, SPD ve CDU'nun kötü performans gösterdiği bir düzlemde, sonraki federal seçimlerde AfD'nin iktidara gelmesi artık yüksek olasılıklı bir senaryo haline gelmiştir.
Buna karşın, AfD'ye yönelik hukuki mücadele de sürmektedir. "Militan demokrasi" anlayışı temelinde yürütülen mücadele kapsamında, Almanya anayasası-temel yasanın (Grundgesetz) 21. maddesi uyarınca, partinin anayasal düzeni ortadan kaldırma tehdidi nedeniyle kapatılması halen gündemdedir. Nitekim Berlin merkezli Özgürlük Hakları Derneği'nin (GFF) bir raporuna göre, AfD, kullandığı ırkçı kavramlar ve siyasi rakipleri yıldırma yoluyla anayasayı ihlal etmektedir. Bu nedenle, bu aşamadan sonra partinin kapatılması da gündeme gelebilir. Ancak şurası bir gerçektir ki, Türkiye'nin geçmişte İslamcı ve Kürt kimliği temelinde siyaset yapan partilere karşı geliştirdiği bir anayasal çözüm olan parti kapatma, genelde bu tarz hareketlere en fazla zaman kaybettirmekte, hatta zaman zaman seçmende oluşan mağdur imajı nedeniyle bu tarz partilerin işine bile gelebilmektedir. Tam da bu nedenle, birçok Alman uzman da parti kapatma yöntemine sıcak yaklaşmamaktadır. Örneğin, Alman anayasa uzmanı Prof. Dr. Ulrich Battis ve Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Berlin Eyalet Meclisi üyesi Dr. Ersin Nas gibi isimler de, önceki açıklamalarında, partiyi kapatmak yerine siyaseten mağlup etmek gerektiğini ifade etmişlerdir.
Bu nedenle, daha güvenli ikinci yöntem, partinin Almanya'nın iç istihbarat servisi olan Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından yakından gözlemlenmesi ve suça ve anayasaya aykırı eylemlere karışan kişilerin cezalandırılarak partinin seçmen nezdinde gözden düşürülmesidir. Nitekim yapılan çalışmalar sonucunda, partinin Thüringen, Saksonya ve Saksonya-Anhalt eyalet teşkilatları, yerel istihbarat birimleri tarafından yasal olarak "kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum" olarak tescil edilmiştir. Bu durum, partinin anayasa karşıtı faaliyetlerinin hukuki olarak belgelenmesini kolaylaştırmaktadır.
Üçüncü bir yöntem, partinin maddi kaynaklarının kesilmesi olabilir. Daha önce aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti'ye (NPD) uygulanan bu yöntemde, partinin hazine yardımı kesilerek siyasi faaliyetlerine engeller çıkarılmakta ve bu şekilde aşırı sağcı yükselişin önüne geçilmeye çalışılmaktadır.
Dördüncü bir yöntem ise, kuşkusuz, partiye oy getiren karizmatik liderlerin karıştıkları bireysel suç eylemlerinin araştırılarak onlara el çektirilmesi yolu olabilir. Nitekim partinin eski karizmatik kadın lideri Frauke Petry'e geçmişte bu şekilde yaklaşılmış ve partiden ayrılarak yeni bir parti kurması sağlanmıştır. Keza partinin kurucu lideri Alexander Gauland'e de yakın geçmişte vergi kaçakçılığı nedeniyle bir soruşturma başlatılmış ve siyaseten önü kesilmiştir. Almanya için Alternatif (AfD) partisinin mevcut lideri Alice Weidel hakkında yasa dışı bağış aldığı yönünde geçmişte bir soruşturma yürütülmüş; ancak Weidel'e bir ceza verilmemiştir.
Bu noktada en garantili beşinci yöntem ise, kuşkusuz, akademi, medya, sanat ve kültür yoluyla aşırı sağcı fikirler ve Nazi döneminin olumsuzluklarının sürekli olarak Alman halkına hatırlatılması ve günümüzün demokratik, çağdaş ve gelişmiş Almanya'sının geçmişe kıyasla çok daha başarılı olduğunun vurgulanmasıdır. Ayrıca, merkez sağ ve merkez sol partilerde daha karizmatik ve ideolojik genç liderlerin yetiştirilmesi (ABD'de Cumhuriyetçiler için J.D. Vance, Demokratlar için Zohran Mamdani örneğinde olduğu gibi), liberaller (FDP) ve aşırı solun (Die Linke) desteklenmesi gibi öneriler gündeme alınabilir.
Ancak şurası bir gerçektir ki, günün birinde yeniden Almanya'da aşırı sağcı bir iktidar oluşabilir. Bu durumda, ülkenin 1930'lara dönmemesi adına en garantili yöntem ise, hukuki önlemlerin şimdiden alınması, anayasal ve yasal düzenlemelerin zorlaştırılması, AfD'nin aşırılıklarının ayıplanması vs. şeklinde olmalıdır. Almanya'da demokrasinin düşmesi, kuşkusuz tüm dünya adına bir felaket olabilir. O nedenle, bu konuya salt bir Almanya meselesi olarak bakılmamalı ve tüm Batı medeniyetinin geleceği adına dikkatli olunmalıdır. İyimser bir yorum yapmak gerekirse ise, İtalya'daki Meloni iktidarının korkulduğu kadar sert politikalar izlememesini de örnek göstererek, Almanya'da olası bir AfD veya Fransa'da olası bir RN (Jordan Bardella-Marine Le Pen) iktidarının bir distopya olmama olasılığını tartışmak da meşrudur. Ancak kuşkusuz, Almanya örneğinde bu durum Nazi geçmişi nedeniyle daha da büyük tedirginlik yaratmaktadır.
Bu nedenle, dileğimiz Alman demokrasisinin gerekli önlemleri alması ve aşırı sağa teslim olmamasıdır. Bu noktada diğer devletlerin, özellikle de ABD, Fransa ve diğer Avrupalı devletlerin de Almanya'da Nazi dönemini çağrıştıran bir partiyi desteklemek konusunda dikkatli olmaları gereklidir. Türkiye de, Türk kökenli nüfusun yoğun olarak yaşadığı Almanya'da aşırı sağcı bir hükümeti desteklemez, desteklememelidir...
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ










