28 Nisan 2026 Salı

Kral III. Charles'ın ABD Seferi: 'Özel İlişkiler'i Canlandırma Girişimi

 

Annesi Kraliçe II. Elizabeth'in vefatı sonrasında 2022 yılı sonlarında tahta çıkan ve 2023 yılında Britanya geleneklerine uygun görkemli bir törenle hükümdarlığını tüm dünyaya duyuran İngiltere (Birleşik Krallık) Kralı III. Charles, tüm dünyada ilgiyle takip edilen ve gelenekle modernliğin sentezi olarak genelde takdir toplayan İngiliz Kraliyet ailesi ve Birleşik Krallık devleti adına dış politikada bazı önemli icraatlar yapmaktadır. Öyle ki, ilk yurtdışı ziyaretini Mart 2023'te Almanya'ya gerçekleştiren Charles, daha sonra da Haziran 2023'te Romanya'ya giderek dikkatleri üzerine çekmiştir. Eylül 2023'te üçüncü durağı olarak Fransa'yı tercih eden Charles, bu sayede Avrupa odaklı yaşam biçimi ve siyasal eğilimlerini gözler önüne sermiş ve ülkesi Birleşik Krallık'ın Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği'nin etkili ve lider ülkeleriyle olan ilişkilerini tazelemiştir.

Almanya, Romanya ve Fransa ziyaretleri sonrasında da diplomaside hız kesmeyen Britanya monarkı III. Charles, sırasıyla; Kenya (2023), Birleşik Arap Emirlikleri (2023), Fransa (2024), Avustralya (2024), Samoa (2024), Polonya (2025), İtalya (2025), Vatikan (2025), Kanada (2025) ve yine Vatikan (2025) ziyaretlerini başarıyla tamamlamıştır. Bu ziyaretlerden özellikle Kanada ziyareti büyük ilgi görmüş ve çeşitli analizlere de konu olmuştur. Charles'ın bu sene içerisinde de, ABD ziyaretini müteakiben, Bermuda, Kanada ve Antigua ve Barbuda gibi devletleri ziyaret etmesi beklenmektedir. Charles'ın hâlen Birleşik Krallık'ın yanı sıra 14 ülkenin daha hükümdarı olduğunu da bu noktada hatırlatmak gerekir. Bu ülkeler ise şunlardır: Antigua ve Barbuda, Avustralya, Bahamalar, Belize, Grenada, Jamaika, Kanada, Papua Yeni Gine, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Solomon Adaları, Tuvalu ve Yeni Zelanda.

Ancak Charles'ın bu ziyaretlerin hepsinin ötesinde, uluslararası medya ve siyasetin en yoğun ilgisine mazhar olan ziyareti, şu sıralar gerçekleştirdiği Amerika Birleşik Devletleri (ABD) seferi olmaktadır. Bunun başlıca sebepleri, kuşkusuz, ABD'nin uluslararası siyaset, ekonomi ve medyadaki büyük ağırlığı ve farklı tarzıyla bazı eleştiriler alan ama daima ilgiyle takip edilen ABD Başkanı Donald Trump'ın dahil olduğu diplomatik etkileşimlerin daima yoğun ilgi görmesidir. Ayrıca, Trump'ın yarattığı güncel bazı polemik ve krizler nedeniyle tarihsel olarak "özel ilişkiler" olarak tanımlanan ABD-Birleşik Krallık ilişkilerinde son aylarda yaşanan sorunlar da bu ziyareti medya ve siyaset açısından ilgi çekici hale getirmiştir.

İngiltere Kralı III. Charles ve Kraliçe Camilla, 27-30 Nisan 2026 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri'ne 4 günlük resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirmektedir. Bu ziyaret, bir İngiliz hükümdarının 2007'den bu yana ABD'ye yaptığı ilk devlet ziyareti olma özelliği taşıdığı için önemlidir. Kral ve Kraliçe'nin ziyareti, Washington DC, New York ve Virginia eyaletlerini kapsamaktadır. 27 Nisan tarihinde başkent Washington DC'de Başkanlık konutu Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump ile görüşen Kraliyet çifti, aynı günün akşamında ise İngiliz Büyükelçiliği'nde 600 seçkin konuğun katıldığı bir bahçe partisine katılmışlardırZiyaretin, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik suikast girişimine denk gelmesi ise oldukça üzücü bir gelişme olmuş ve güvenlik önlemlerinin iyice artmasına neden olmuştur. Ek olarak, Başkan Trump'ın Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer'a yönelik sert eleştirileri de gerilen ilişkilerin düzeltilmesi adına Charles'ın ziyaretini siyaseten daha da kritik hale getirmiştir.

Bugün, yani 28 Nisan'da ise, Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'nde askeri törenle resmi bir karşılama yapılmıştır. Burada bir konuşma yapan Başkan Trump, geçtiğimiz sene Windsor Kalesi'nde onları ağırlayan Kraliyet ailesini bu defa kendilerinin Beyaz Saray'da ağırladıklarını belirterek, iki devlet arasındaki tarihsel dostluğu ve müttefikliği övmüştür. Konuşmasında Anglo Sakson köklere ve tarihe atıfta bulunan Başkan Trump, ABD'nin kuruluşunda İngiltere'nin oynadığı rolü vurgulamıştır. Trump, Amerikan bağımsızlıkçılarını da överek, koloni geçmişinin iki ülke arasında bir husumet değil, dostluk hususu olduğunu vurgulamıştır. Trump, ayrıca şahsen tanıdığı Kral III. Charles'ın annesi Kraliçe II. Elizabeth'i övmüştür. ABD Başkanı, aynı dili ve değerleri paylaşan iki devletin birbirlerinin en yakın dostu olduklarını da özellikle belirtmiştir. Trump, annesi tarafından aile köklerinin İskoçya'ya dayandığını da samimiyetle belirtmiştir. Bu şekilde Başkan Trump, İngiliz dostlarını en iyi şekilde ağırlayacağının sinyalini vermiş ve özel konukları ile Britanya halkına duyduğu derin saygıyı göstermiştir. Trump, konuşmasında ayrıca efsanevi İngiliz Başbakanı Winston Churchill'i de anmıştır. 

Karşılama töreni sonrasında, Kral III. Charles, öğleden sonra saat 15:00 sularında ABD Kongresi'ne hitap ederek tarihte bunu yapan ikinci İngiliz hükümdarı (annesi II. Elizabeth'in 1991 tarihli konuşmasının ardından) olmuştur. Alkışlar eşliğinde başlayan ve birçok kez alkışlarla kesilen konuşmasında, Charles, iki ulus ve devletin kaderlerinin bunca süredir birbirleriyle yakından bağlantılı olduğunu belirterek, bazı konularda farklı düşünmelerine rağmen demokrasi ve terörizm karşıtlığı bağlamında iki ülkenin daima aynı sayfada olduklarını vurgulamıştır. Konuşma yaptığı ABD Kongresi'ni "demokrasinin kalesi" olarak tanımlayan Charles, Britanya halkının Amerikan halkına duyduğu muhabbet ve yakınlığı ifade etmiştir. Charles, ABD'nin bağımsızlık sloganı olan "no taxation without representation" (temsil olmadan vergilendirme yok) sözünün de aslında Britanya'nın demokratik geleneklerinden kaynaklandığının altını çizmiş; iki ülkenin yönetimleri arasında zaman zaman gerginlikler olabileceğini, ancak bunun dostluk ve müttefiklik ilişkilerini değiştirmeyeceğini söylemiştir. Bu anlamda, Kral'a göre, iki ülkenin ilişkileri "yeri doldurulamaz" (irreplacable) niteliktedir. Hukuk devleti, liberalizm, özgürlük, insan hakları, denge-fren mekanizması, bağımsız yargı ve demokrasi gibi değerler temelinde oluşan bu müttefiklik ilişkisi, Magna Carta'dan bu yana yaşanan demokratikleşme girişimleri sayesinde bu iki devleti dünyanın en önemli ülkelerinden ikisi haline getirmiştir. Charles, konuşmasında, Hıristiyanlık inancının her iki devlet ve toplum açısından önemini vurgulamış, ancak farklı inançlara duyduğu saygıyı da ayrıca belirtmiştir. ABD-Avrupa/İngiltere ilişkilerinin günümüzde daha da önemli hale geldiğini düşünen Kral III. Charles, ortak değerler temelinde oluşan bu müttefikliğin daima korunması ve geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda konuşmasının sonraki bölümünde savunma/güvenlik konusuna odaklanan Charles, ülkesinin artan güvenlik riskleri nedeniyle savunma harcamaları konusunda yaptığı artışı belirtmiştir. 11 Eylül faciasını da anımsatan Charles, bu bağlamda NATO'nun öneminden bahsetmiş ve günümüzde Ukrayna konusuna ilişkin olarak ABD'nin destek vermesi gerekliliğini vurgulamıştır. AUKUS paktına da atıfta bulunan İngiliz monarkı, hükümdarı olduğu Avustralya'yı da övmüştür. Ekonomik gelişim konusuna da değinen Charles, teknolojik ilerleme ve ekonomik başarının önemini vurgulamış ve doğanın korunmasına ilişkin bazı mesajlar da iletmiştir. Charles, takribemn 30 dakikalık konuşmasını iki devleti de öven sözlerle tamamlamıştır.

ABD saatiyle akşam saatlerine denk gelen şu sıralarda ise, Kral Charles adına Beyaz Saray'da görkemli bir devlet yemeği düzenlenmektedir. Ziyaret, Kral ve Kraliçe'nin 29 Nisan'da New York'a geçerek 11 Eylül Anıtı'nı ziyaret etmeleri ve kurbanların aileleri ile acil müdahale ekipleriyle bir araya gelmeleriyle sürecektir. Ayrıca, bu program kapsamında Harlem'de bir topluluk projesi ziyareti, iş dünyası liderleriyle bir toplantı ve yaratıcı endüstrilere odaklanan bir resepsiyon da yer almaktadır. 30 Nisan'da ise Kraliyet ailesi Virginia'ya geçecek ve ziyaretin son gününde bir ulusal parkı ziyaret ederek, yerel bir çiftlikte Appalachian kültürü ve çevre koruma projeleri hakkında bilgi alacaklardır.

Ziyaretin amacı ve arka planını değerlendirdiğimizde; bu sene ABD'de bu ülkenin Britanya'dan bağımsızlığını kazandığı 250. yıldönümü kutlamalarının (semiquincentennial) yapılması ile 2026 İran Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı ve NATO'nun geleceği gibi konularda ABD ve Birleşik Krallık hükümetleri arasında güncel yaşanan gerginliklerin yarattığı belirsizlikler temaları öne çıkmaktadır. Aslında Charles'ın Trump'la kişisel ilişkilerinin kötü olmadığı bilinirken, bu ziyaretle Londra'nın Washington'la özel ilişkilerini yeniden canlandırmayı düşündüğü de belirtilmektedir. Bu bağlamda açıkça belirtmek gerekir ki, İngiltere ABD'yi daha Rusya karşıtı ve Ukrayna yanlısı NATO eksenli kurumsal bir çizgiye çekmek isterken, ABD tarafının da İngiltere'yi daha İsrail yanlısı ve İran karşıtı bir yönde etkilemek isteyeceği öngörülmektedir. Ancak ABD'nin giderek NATO'dan ayrıksı ve tek taraflı politikalara yönelen bir devlet haline gelmesi, her ne kadar AB üyesi olmasa da çok taraflılığa her daim özen gösteren Londra için olumsuz bir trende işaret etmektedir. Bu bağlamda, tesadüfi değildir ki, Britanya'nın stratejik elitleri, Çin, Hindistan, Türkiye vs. gibi yükselen bölgesel aktörlerle ilişkilerini kıymetlendirmekte ve dış ilişkilerini "Küresel Britanya" (Global Britain) vizyonu doğrultusunda çeşitlendirmeye gayret etmektedir. Fakat Britanya adasının bir kanadının da hâlâ fanatik şekilde Atlantikçi olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda, rahatlıkla iddia edilebilir ki, NATO çatısı altında ilerleyen aylarda yeniden uyum sağlanırsa, Birleşik Krallık'ın sağı ve solunda Atlantikçilik eğilimi daima ağır basacaktır. 

Sonuç olarak, diplomasinin ve yumuşak gücün ön plana çıktığı bu ziyaret önemli olmakla birlikte, daha stratejik konuların başka vesilelerle ABD Başkanı ile Birleşik Krallık Başbakanı arasında konuşulacağı ve karara bağlanacağı ortadadır. Dolayısıyla, Kral III. Charles'ın bu ziyareti, daha ziyade sembolik bir iyi niyet göstergesi olarak değerlendirilmeli ve tarihsel süreçten süzülüp gelen diplomatik teammüllerin gözlemlenmesi adına da dikkatle takip edilmelidir. Ancak Charles'ın Ukrayna konusundaki net mesajı, Trump yönetiminde Rusya ile ilişkileri sıcak tutmaya gayret eden Washington'la bu konuda yaşanan görüş ayrılıklarına işaret etmektedir. Bu da, özel ilişkilerin test edileceği zor bir döneme işaret etmektedir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

26 Nisan 2026 Pazar

ABD Başkanı Donald Trump'a Suikast Girişimi

 

Başkanlık kampanyası döneminde 2024 yılı Temmuz ayında uğradığı suikast girişimi sonrasında ABD içerisindeki halk desteği ciddi şekilde artan Donald Trump, ikinci Başkanlığı döneminde de birkaç kez suikast girişimine uğradı. Trump, Gizli Servis sayesinde bu saldırıları yara almadan atlatmasına karşın, önceki gün Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) yemeğinde bir kez daha ciddi bir saldırının atlatılması, Başkan Trump'ın kutuplaştırıcı siyaset tarzının ABD siyasetini gerdiğini ve güvenlikleştirdiğini ortaya koydu.

25 Nisan 2026 tarihinde ABD'nin başkenti Washington DC'deki Washington Hilton Oteli'nde düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) yemeği, Başkan Trump'ın medya kuruluşları ve çalışanlarına yönelik olumsuz bakışı nedeniyle yıllardır katılmadığı bir etkinlik olarak biliniyordu. Ancak ateşkes kararı ile duraklamasına karşın, hâlâ farklı şekillerde devam eden İran Savaşı nedeniyle tüm dünyada gözlerin çevrildiği Trump, bu defa bu yemeğe katılma kararı almış; bu da çeşitli medya kuruluşları tarafından dünyaya duyurulmuştu.

Akşamüstü saatlerinde etkinlik devam ederken yaşanan olayda, California'dan Washington'a gelen 31 yaşındaki Amerikalı mühendis, öğretmen ve bilgisayar oyunu geliştiricisi Cole Tomas Allen, önceden yerleştiği lüks otelin yemek salonunun dışındaki lobiye silah ve bıçaklarla girmeye çalışırken Gizli Servis çalışanlarınca etkisiz hale getirilerek, canlı olarak yakalandı. Can kaybı yaşanmayan olayda, bir Gizli Servis çalışanı vurulurken çelik yelek sayesinde kurtulduğu açıklandı. Olay yaşanırken Başkan Trump, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve First Lady Melania Trump'ın tahliye edilmesi sırasında yaşanan panik kameralara yansıdı.

Olay hasarsız atlatılmasına karşın, Trump'a yönelik yaşanan müteakip suikast girişimleri, ABD Başkanı'nın kutuplaştırıcı ve provokatif siyaset tarzının şiddete meyilli ve fanatik kişilerde saldırganlığa yol açtığını bir kez daha gösterdi. Olayın ardından Beyaz Saray'da bir basın toplantısı düzenleyen Trump, kendisini suikast sonucu öldürülen eski Başkanlardan Abraham Lincoln'le kıyaslayarak, büyük işler başaran Başkanlara karşı bu tür girişimlerin yapılabildiğini iddia etti.

Konuya dair benzer örnekler düşünüldüğünde, yakın zamanda Slovakya'da Başbakan Robert Fico'nun benzer bir suikast girişimini vurulmasına karşın atlattığı ve bunun kendisine siyaseten olumlu yansıdığı hatırlatılabilir. ABD tarihinde de Ronald Reagan'a yönelik benzer bazı girişimlerin yaşandığı belirtilebilir. Bu bağlamda iddia edilebilir ki Başkan Trump, İran Savaşı'na bağlı olarak gelişen zorlu ekonomik koşullar nedeniyle ülkesinde halk desteğini kaybederken, bu tür girişimleri atlatarak gücünü ve popülaritesini korumayı başarabilir. Ancak elbette bu hipotez, bu olayın teatral bir girişim olduğunu da düşündürmemelidir. Zira Trump'ın tartışmalı politikalarından etkilenen çok sayıda grup ve kişi kendisine yönelik düşmanca hisler beslemektedir. Bu olayın ardından gözlerin çevrildiği İran'ın olayla ilgisine dair basına açıklanmış bir kanıta ise henüz erişilememiştir. 

Dileğimiz, ABD Başkanı'nın yalnızca kendi halkını ve ülkesini değil, küresel lider bir devlet olarak tüm dünyayı ve sistemi önceleyen sorumlu politikalar izlemesi ve içeride de daha az kutuplaştırıcı bir dili tercih etmesidir. Bu vesileyle Amerikan halkına ve devletine de geçmiş olsun dileklerimizi iletmek isteriz...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


25 Nisan 2026 Cumartesi

Macron'un Kıbrıs Ziyareti: Avrupalı Dayanışması Türkiye'yi Rencide Ediyor

 

Avrupa Birliği (AB) yanlısı çizgisiyle bilinen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2005'ten beri Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ve 1974'ten beri fiilen ikiye bölünmüş durumdaki tüm adayı temsil eder şekilde Birliğe üye olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne yaptığı ziyaretle adından söz ettirirken, Fransa'nın Güney Kıbrıs Rumlarıyla olan yakın ilişkileri Türkiye'yi rencide etmeye devam etmektedir. Bu yazıda, Cumhurbaşkanı Macron'un Güney Lefkoşa ziyareti ve bunun Türkiye açısından anlamını analiz edeceğim.

Görev süresinin son yılına giren Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 23 Nisan 2026 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bilinen Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne tarihi bir resmi ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret, 1960 yılından bu yana bir Fransız Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs'a yaptığı ilk resmi ziyaret olması nedeniyle büyük önem ve tarihi bir nitelik taşımaktadır. Nitekim Cyprus Mail ve diğer önde gelen Rum gazeteleri de ziyaretin bu tarihi niteliğini öne çıkarmış ve bu ziyaretle Paris ile Güney Lefkoşa arasındaki ilişkilerin mükemmel seviyede olduğunun gösterildiğini öne sürmüşlerdir.

Fransa'nın genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Nisan gecesi geç saatlerde Güney Lefkoşa'ya ulaşmış ve resmi temaslarına 23 Nisan sabahı başlamıştır. Macron ve beraberindeki Fransız delegasyonu, Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulidis ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda başbaşa ve heyetler arası görüşmeler yapmıştır. Lefkoşa'da çok sıcak karşılanan Macron, Kıbrıs Cumhuriyeti kurucu Devlet Başkanı Makarios'un heykeline çelenk bırakmış ve Güney Kıbrıs'a destek veren açıklamalarda bulunmuştur. Görüşmelerde, iki taraf arasında özellikle savunma ve enerji alanlarında stratejik iş birliği gerekliliği vurgulanmış ve Macron, Rum muhataplarına, "Rumlar bize güvenebilir" mesajını vermiştir. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ise, bu ziyareti, "stratejik iş birliğinin geleceğine dair net bir mesaj" olarak nitelendirmiştir. Macron'un mesajlarında Türkiye veya başka bir üçüncü ülkeye yönelik bir ifade yer almasa da, Türkiye kamuoyu ve özellikle medyada yer alan milliyetçi kesimler, bu ziyaret ve artan Fransız-Rum dayanışmasının Türkiye ve Kıbrıslı Türklere karşı olduğu kanısındadır. Nitekim Macron'un Kıbrıslı Rumlara destek verirken Yunanistan'ın egemenliğine meydan okunması halinde Atina'ya destek vereceklerini açıklaması da Türk medyasınca Fransa'nın Türk aleyhtarı politikasının bir uzantısı olarak değerlendirilmiştir.

Macron'un açıklamalarında özel bir Türkiye karşıtlığı olmasa da, kuşkusuz Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a verilen bu samimi destek, Türkiye ile olan ilişkilerde yaşanan pürüzlere işaret etmektedir. Stratejik açıdan bakıldığında ise, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun Fransız Silahlı Kuvvetleri ile ikili askeri iş birliği programı kapsamında bir askeri tatbikat gerçekleştirmesi Ankara açısından not edilmesi gereken bir gelişmedir. Asıl önemli gelişme ise, kuşkusuz, iki devletin yakın gelecekte bir SOFA (Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi) anlaşması imzalayacaklarının ve savunma ile güvenlik alanındaki iş birliklerinde önemli bir adım daha atacaklarının duyurulmasıdır. Bu anlaşmanın uygulanması halinde, Fransa, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşmalarına aykırı şekilde, Güney Kıbrıs'ta Mari kasabasında kalıcı bir deniz üssü ve askeri varlık elde edecektir. Rum yönetimi lideri Nikos Hristodulidis'in sıcak baktığı yazılan bu tesis ve kalıcı Fransız askeri varlığı, kuşkusuz iki NATO üyesi ülkeyi Kıbrıs'ta karşı karşıya getirebilecek riskli bir jeopolitik hamledir.

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, bu durum, kuşkusuz adanın 1974'ten beri fiilen ikiye bölündüğü ve Türkiye'nin de KKTC olarak bilinen Kuzey Kıbrıs'ta uluslararası hukukun ötesinde asker bulundurduğu düşünüldüğünde, çok daha önemli ve vahim olarak değerlendirilmeyebilir. Ancak hem SAFE mekanizması ve AB'nin güvenlik mekanizmalarının Türkiye karşıtı bir çizgiye yönelmesi, hem de federasyon temelinde çözüm görüşünün zayıflaması bağlamında, bu gelişmeler birçok kimse için alarm niteliğindedir. Türkiye'nin de eşzamanlı olarak adanın garantör devletlerinden Birleşik Krallık (İngiltere) ile önemli bir anlaşmaya imza attığı da düşünülürse, Ankara-Paris hattında ilişkilerin gerildiği açıktır.

Ancak iyimser olmak gerekirse, Kıbrıs Sorunu'nun Türkiye'nin Batılı müttefikleriyle askeri cepheleşmeye dönüşmesi riski, bu sorunun en doğru şekilde çözümlenmesi yönünde bir kaldıraç işlevi de görebilir. Dileğimiz, NATO müttefiklerinin birbirlerinin aleyhine adımlar atmamaları ve dayanışmalarını sürdürmeleridir. Zira AB kadar NATO da çok değerli bir uluslararası kuruluştur ve günümüzde, oluşan jeopolitik riskler nedeniyle, NATO'nun önemi bizce giderek artmaktadır. Daha da önemli bir sorun ise, Türkiye ile çok değerli stratejik bağları olan Fransa'nın Kıbrıs ve Yunanistan uğruna Ankara'yı kaybetmeyi göze almasının yaratacağı jeopolitik, siyasi ve ekonomik risklerdir. Bu bağlamda, Fransa'nın Kıbrıs konusunda daha dengeli bir çizgi izlemesi şarttır. Bunu ise sanıyoruz sonraki Fransız Cumhurbaşkanı gerçekleştirecektir. 

Kapak fotoğrafı: Knews

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Olası ABD-İran Müzakerelerini A Haber'de Değerlendirdi

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 25 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan “Ajans Hafta Sonu” programında Merve Özkan’ın konuğu olarak ABD-İran hattındaki güncel gelişmeleri ve olası yeni müzakere sürecinin parametrelerini değerlendirdi.

24 Nisan 2026 Cuma

Türkiye-Birleşik Krallık İlişkilerinde Olumlu Sinyaller


Giriş

Ortadoğu'daki sıcak gündem nedeniyle gözden kaçan önemli bir gelişme, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan fakat NATO'da önemli roller üstlenen iki Batılı devletin, yani Türkiye ile Birleşik Krallık'ın imzaladıkları, daha doğrusu güncelledikleri Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi oldu. Bu yazıda, bu anlaşma temelinde Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerindeki güncel eğilimleri mercek altına alacağım.

Bakan Fidan'ın Londra Seferiyle Güncellenen Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi

Dün (23 Nisan 2026), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Bakanı Yvette Cooper arasında Londra’da imzalanan antlaşma, BBC'nin haberine göre, taraflar arasındaki mevcut stratejik ortaklığı pekiştirmeyi ve yakın diyalogla güçlenen iş birliğinin kapsamını genişletmeyi amaçlıyor.

T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Yvette Cooper ile Londra’da (23 Nisan 2026)

Antlaşmanın akdi sonrası basına bilgi veren Türk ve İngiliz taraflarının ortak açıklamasında, "Bugün Londra'da imzalanan Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi, tarihi bir dostluğa, mükemmel düzeyde ikili ilişkilere sahip, Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarına yönelik güçlü iradeleri dahil çok çeşitli uluslararası meseleler ve küresel sınamalar hakkında ortak bakış açısını paylaşan, NATO müttefiki ve stratejik ortak olan ülkelerimiz arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmek için sağlam bir temel teşkil etmektedir." ifadelerine yer verildi. Ayrıca açıklamada, küresel ölçekte çok kutuplu ve parçalanmış uluslararası düzene doğru geçişin hızlanmasının Türkiye ve Birleşik Krallık'ı artan riskler dönemine soktuğu belirtilerek, "Güvenliğimizin ve kolektif savunmanın temel taşı olan NATO'nun siyasi ve askeri önemi artmıştır. NATO'nun Stratejik Konsepti'nin yanı sıra temel görevlerinden caydırıcılık ve savunma, Avrupa-Atlantik güvenliğini sağlamada işbirliğimizin temelini oluşturmaya devam edecektir. Güçlü Transatlantik ilişkiler, Avrupa'da barış ve istikrar için vazgeçilmezdir." ifadeleri kullanıldı.

Özellikle Türkiye basınında genişçe yer verilen antlaşma, genelde müspet bir gelişme olarak lanse edildi. Örneğin, konu hakkında bir analize yer veren devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı (AA), Türkiye'nin NATO müttefiki ve stratejik ortağı olan Birleşik Krallık ile ikili ilişkilerinin, başta ticaret, yatırım ve savunma sanayisi olmak üzere her alanda olumlu bir mecrada ilerlediğini vurguladı. Diplomatik konularda önemli bilgiler veren bağımsız gazeteci Murat Yetkin ise, blog yazısında, eskinin süper gücü olan Birleşik Krallık'ın günümüzde daha sınırlı olan kapasitesi ve AB ve ABD ile yaşadığı sorunlar temelinde Ankara ile ilişkilerine büyük kıymet verdiğini vurgulayarak, anlaşmayla Ankara ve Londra arasında dışişleri, savunma ve istihbarat alanlarında düzenli koordinasyon sağlayacak bir yapının oluşturulduğunu yazdı.

Analiz

Temelleri Tony Blair'in Başbakanlığı döneminde atılan ve uzun süren Muhafazakâr Parti iktidarı dönemlerinde de güncellenen Ankara-Londra Stratejik Ortaklık Çerçevesi, günümüzde Keir Starmer ve İşçi Partisi (Labour) iktidarında da güçlenerek devam etmektedir. İki ülkeyi bir araya getiren faktörlerin başında, Avrupa Birliği ile yakın ilişkilerine karşın Birliğe dahil olmamış olmaları gelmektedir. Türkiye, 1999'dan beri devam eden üyelik sürecinde giderek Brüksel'den ümidi keserken, Londra da 2016 Brexit referandumu ile başlayan süreçte nihayet 2020 yılı başında AB'den ayrılmayı başarmıştır. Bu iki devlet, bu anlamda AB ile stratejik ilişkilerde birçok konuda iş birliği yapmaya uygun durumdadır.

Bir diğer önemli konu ise hiç şüphesiz Kıbrıs'tır. İngiltere'nin Kıbrıs adasının yaklaşık yüzde 3'ünü kapsayan egemen askeri üsleri ve garantör statüsüyle etkisini sürdürdüğü Kıbrıs'ta, son dönemde yaşanan bazı gelişmeler her iki devleti de tedirgin etmektedir. Türkiye'nin etkili olduğu KKTC tarafında son aylarda federasyon ve Rumlarla birleşme görüşünün çok güçlenmesi Kıbrıslı Türklerin on yıllardır yaşadıkları izolasyon nedeniyle bir ölçüde anlaşılabilir bir durumken, Kıbrıs Rum Kesimi'nde hiçbir neden yokken egemen İngiliz toprağı statüsündeki İngiliz askeri üslerine yönelik protestolar hayra alamet değildir. Zira her iki devlet de adadaki statülerini Londra ve Zürih antlaşmaları gibi kurucu metinlerden alan yasal güce dayanmakta ve işgalci konumda bulunmamaktadırlar. Hatta bu bağlamda hatırlatmak gerekir ki, garantör devletlerin kabul etmemesi durumunda Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği dahi tartışmaya açık bir konu hâline gelir. Bu bağlamda, Güney Kıbrıs'ta son dönemde artan milliyetçi ve Türkiye ve İngiltere karşıtı eğilimler mânâsızdır ve adanın geleneksel çizgisiyle uyumlu değildir. 

Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinde üçüncü önemli unsur ise kuşkusuz askeri iş birliğidir. Son yıllarda ABD ve Avrupa ülkelerinden istediği desteği alamayan Türkiye, son Eurofighter alımında olduğu gibi, giderek daha yoğun oranda Birleşik Krallık ile iş birliğine yönelmektedir. Bu anlamda, ABD ve Avrupalı devletlerin kaprisleri, Ankara'yı küstürmüş ve İngiltere'ye doğru itmiştir. Londra da, bu fırsatı kaçırmadan Ankara ile ilişkilerini her açıdan geliştirme niyetindedir. Bu iş birliği, KAAN olarak bilinen Türkiye'nin 5. nesil savaş uçağı konusunda da önemli ortaklıklara vesile olabilir.

Son olarak, son aylarda AB'ye dönme yanlısı "Breturn"cülerin sayısındaki artışa rağmen, genel ilke olarak "Küresel Britanya" vizyonu doğrultusunda ilerleyen İngiltere, Türkiye sayesinde Türk dünyası ve Türkiye'nin yakın coğrafyasında Ankara ile birlikte ortak projeler geliştirme ve çeşitli iş birlikleri kurma amacındadır. Bunlar, Londra'nın ekonomik büyümesi ve küresel siyasette ağırlığını koruması açısından gereklidir. 

Tüm bu nedenlerle, iki ülke, stratejik ortaklık konusunda ideal partnerlerdir. Dileğimiz, bu dostluğun derinleşmesi ve Türkiye'nin daha demokratik, İngiliz tipi bir siyasi sistemi benimsemesidir. 

Kapak fotoğrafı: Reuters Connect

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ