26 Ağustos 2026 Çarşamba

Prof. Dr. Ozan Örmeci Haberler.com İçin Ortadoğu Gündemini Değerlendirdi

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü ve ESUPA Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 26 Ağustos 2026 tarihinde Haberler.com internet platformunda Melis Yaşar’ın konuğu oldu ve Ortadoğu'daki güncel gelişmeleri yorumladı.

25 Ağustos 2026 Salı

Prof. Dr. Ozan Örmeci, İyiokur.com İçin Kitap Seçkilerini Paylaştı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü ve ESUPA Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, yeni açılan İyiokur.com platformunda küratör olarak Türk Dış Politikası ve ABD-Çin rekabeti hakkında okunması gereken eserleri listedi. Aşağıdaki linkten bu seçkilere ulaşabilirsiniz.

24 Ağustos 2026 Pazartesi

Siber Yönetişim Olgusu ve Türkiye’nin Çabaları

 

Giriş

Son dönemde yayınlarımızda sıklıkla yer verdiğimiz siber güvenlik olgusunun önemli bir boyutunu da siber yönetişim oluşturmaktadır. Siber yönetişim veya siber güvenlik yönetişimi, bir kuruluşun veya devletin bilgi sistemlerini ve verilerini korumak amacıyla stratejik kuralları, sorumlulukları, süreçleri ve denetim mekanizmalarını belirleyen üst düzey bir yönetim çerçevesidir.[1] İnternet teknolojisinin yaygınlaşması ve tüm devletleri ile vatandaşları da kapsayan yaygın kullanım ve erişime ulaştığı 2000’li yıllarla birlikte gündeme gelen ve önem kazanan siber yönetişim, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında önemli bir konumda bulunan ülkemiz Türkiye’de de ciddiyetle ele alınmaya başlanmıştır. Bu bağlamda, Havelsan’ın katkılarıyla ve Bilgi Güvenliği Derneği’nin çabalarıyla Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu ve Mustafa Şenol editörlüğünde hazırlanan Siber Güvenlik ve Savunma: Problemler ve Çözümler adlı eser, bu konudaki öncü çalışmalardan birisi olan dikkat çekmektedir.

Siber Güvenlik ve Savunma: Problemler ve Çözümler

Siber Yönetişim: Kavramsallaştırma

Siber alanın devletler ve bireyler tarafından yaygın şekilde kullanılmaya başlandığı 2000’li yıllarda, devletler, şirketler ve bireyler gibi, terör örgütleri, kriminal gruplar ve organize yapılar da interneti kendi habis amaçları doğrultusunda kullanmak amacıyla harekete geçmişlerdir. Bu bağlamda, önceki makalelerimizde de yer verdiğimiz siber suç, siber tehdit, siber casusluk, siber sabotaj ve siber savaş gibi birçok farklı tehditle yüzleşen[2] devletler, kurumlar ve bireylerin haklarını korumak için, bireylerin, kurumların, ve devletlerin hak ve egemenliklerini yasal temelde ve belirli kurallara göre koruyabilecek yeni hukuksal mekanizmalar ve uygulamalar bir zaruriyet haline gelmiştir. İşte bu süreç, siber yönetişim dediğimiz olguya yol almış; devletlerin sınırlarını korumak kadar önemli bir sorunsal da internette karşılaşılan tehdit ve tehlikelerle yüzleşme haline gelmiştir.

Siber yönetişim, en iyi şekilde birbirine kenetlenen uluslararası anlaşmalar, stratejiler, yasalar, önlemler, düzenlemeler ve standarlar düzeneği şeklinde anlaşılabilir.[3] Bu parçalar, birlikte veri koruma, kritik altyapı, şifreleme, internet içeriğini geliştirme ve koruma yanında bilgi teknolojileri endüstrisinin çıkarlarını destekleme kurallarını da kapsamak durumundadır. Günümüzde, siber alan sadece kişisel ve sosyal değil, siyasal, askeri ve ekonomik ilişkilere de nüfuz etmektedir. Bu nedenle, siber yönetişim, devlet yönetiminin ayrılmaz bir fonksiyonu hâline gelmiş ve önemi giderek daha da artmaktadır. Bunun sebebi, cep telefonlarının akıllı telefon teknolojsiyle bütünleşmesi neticesinde artık ticari faaliyetlerin, siyasetin ve hatta diplomasinin bile en önemli unsurlarından biri haline gelmesidir. Yalnızca ABD Başkanı Donald Trump’ın Truth Social ve X (Twitter) gibi sosyal medya platformlarını iç siyaset ve diplomasideki kullanımı bile bu konudaki devekuşu politikalarının başarısızlıkla sonuçlanacağına dair somut bir örnektir. Türkiye'de de, T.C. İletişim Başkanlığı, bu konuda doğru haberler yaymayı amaçlayan önemli bir kurumdur. 

Bu bağlamda, giderek önemi artan siber yönetişim konusunda şu soruyla karşılaşılmaktadır: “Siber alanı kim yönetmeli ve nasıl yönetmelidir?”... Bu soruya en doğru cevabı verebilmek için, öncelikle konunun teknik ve hukuki boyutlarının iyi bilinmesi gerekmektedir.

Siber Alanda “Yönetişim” Eksikliği

Günümüzde siber alanla ilgili en ciddi sorunu bilişim hukukunun gelişimi konusundaki yetersizlikler oluşturmaktadır. Kişisel verilerin izinsiz toplanmasından tutun farklı siber suç türlerine, ticari faaliyetleri olumsuz etkileyen sanal karalama kampanyalarından tutun devletlerin seçim süreçlerini etkilemeye yönelik siber casusluk girişimlerine kadar aslında her alanda gelişmiş ve toplumlar tarafından içselleştirilecek bir bilişim hukuku düzenine ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu konuda dünyada da, Türkiye’de de durum pek umut verici değildir. Nitekim bu makalenin derlendiği ve Havelsan’ın katkılarıyla ve Bilgi Güvenliği Derneği’nin çabalarıyla Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu ve Mustafa Şenol editörlüğünde hazırlanan Siber Güvenlik ve Savunma: Problemler ve Çözümler adlı eser 2019’da yayımlandığında, siber yönetişim alanında referans yapılabilecek herhangi bir Türkçe eser (makale veya kitap) dahi bulunamamıştır.

Bu bağlamda, siber yönetişim; bilişim hukuku temelinde ve kamu yönetimi, siyaset bilimi, uluslararası hukuk, yönetim bilişim sistemleri ve güvenlik çalışmaları bileşkesinde geliştirilmesi gereken çok kritik bir alan haline gelmektedir. Devletler, ancak siber yönetişim alanını net bir şekilde tanımlayarak ve bu alanda gerekli mevzuatı oluşturarak iç ve dış tehditlerle nasıl etkili bir şekilde mücadele edebileceklerini anlayacaklardır. Keza bireyler de, ancak bu şekilde kötü niyetli grup ve kişiler karşısında nasıl hareket etmeleri gerektiğini daha iyi bileceklerdir.

Siber Teröre Karşı Siber Güvenlik Yönetişimi

Bu bağlamda çok önemli bir diğer husus ise siber terör veya siber terörizme karşı mücadele konusunda siber güvenlik yönetişimin efektif hale getirilmesidir. Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojisine her yerden ve herkes tarafından erişilmesinin bazı avantajları olsa da, kötü niyetli kişi ve gruplar nedeniyle, bunun bazı riskleri de oluşmaktadır. Nitekim terör örgütleri, hasım grup veya devletleri internet üzerinden kolaylıkla hedef alabilmekte; yalan bilgiler ve dezenformasyon yoluyla siyasete müdahalede edebilmekte ve insanları haksız yere zan altında bırakabilmektedir. Dahası, siber terörün sabotajla ilgili boyutu nedeniyle kamu hizmetlerinde veya piyasa faaliyetlerinde de ciddi zorluklar ve kısıtlamalar yaşanabilmektedir.

Bu alanda kuşkusuz bazı uluslararası girişimler de bulunmaktadır. Örneğin, Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde yer alan Silahlı Çatışma Yasaları (LOAC), güvenlik ve casusluk sorunlarını yönetmek için genel bir çerçeve sunmaktadır. Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi de, bu alanda atılmış çok önemli bir adımdır. Keza NATO’nun Tallinn Rehberi de (Tallinn Manual)[4] bir siber operasyonun güç kullanımı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine dair ciddi bir dayanak sağlamaktadır. Bu rehbere göre, 1-) şiddet (ölen olup olmadığı veya kaç kişinin öldüğü), 2-) anilik (saldırının ne kadar yakında hissedilmeye başlandığı), 3-) doğrudanlık (yapılan eylemle sonuçlar arasında illiyet olup olmadığı), 4-) kuşatıcılık (eylemin odak noktasının hedef ülke olup olmadığı), 5-) ölçülebilirlik (eylemin etkilerinin sayısallaştırılmasıyla ortaya çıkan etki düzeyi), 6-) askeri nitelik (askeri birimlerin dahil olup olmadığı), 7-) devletin müdahil olması (devletlerin dahli olup olmadığı) ve 8-) varsayımsal yasallık (eylemin kategorik olarak güç kullanımı olarak karakterize edilip edilemeyeceği) gibi kriterler temelinde bir siber saldırının siber terör eylemi olup olmadığına hükmedilebilir.

Artık siber alan da ulusal güvenliğin bir parçası haline geldiği ve devletlerin sorumluluk sahibi olduğu bir konuya dönüştüğü için, devletlerin bu konuda ulusal mekanizmalar düzenlemesi de şarttır. Devletler, Tallinn Rehberi’ni örnek alarak, bu alanda kendilerine, kamu görevlilerine, şirketlere ve vatandaşlarına yönelik eylemleri bu kriterler temelinde değerlendirebilecekleri makul, ölçülü ve genel kabul görecek bir yasal mevzuat oluşturmalıdır. Ayrıca siber suçlarla mücadele için, caydırıcı olabilecek cezalar da öngörülebilir ve yasalaştırılabilir. Ek olarak, siber güvenlik yönetişimini sağlayacak ilgili tüm aracı kurumları hazır hale getirecek ve koordinasyonu sağlayacak bir üst kuruma da ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de bu kurum T.C. Siber Güvenlik Başkanlığı olup, 2025 yılı başında faaliyetlerine başlamıştır.[5] Avrupa Birliği’nde bu sorumluluk ENISA’da, ABD’de ise CISA adlı kuruluşun sorumluluğundadır.

T.C. Siber Güvenlik Başkanlığı

Türkiye’nin Siber Yönetişim Alanındaki İlk Çabaları: Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı

Siber saldırılardan çok etkilenen bir ülke olan Türkiye’nin ilk Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve 2013-2014 Eylem Planı, 20 Haziran 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu ilk adım; kamu verilerinin korunması, kritik altyapı güvenliği ve USOM (Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi) gibi temel siber güvenlik yapı taşlarının kurulmasını sağlamıştır.[6] Daha sonra edinilen tecrübeler temelinde, 2016-2019 dönemi için Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yapılan güncellemelerle şekillenen 2016-2019 Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı ilan edilmiştir.[7] Bunu müteakiben, 2020 yılında 2020-2023 Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı kabul edilmiştir.

Daha güncel olarak ise, Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2028), insan, savunma, caydırıcılık ve iş birliği temalarıyla siber güvenliği güçlendirmek amacıyla Resmi Gazete’de yayımlanmış ve Eylül 2024’te yürürlüğe girmiştir.[8] Eylem Planı’nda temel amaç ve hedefler şöyle sıralanmıştır:[9]

  • 7/24 Mücadele: Artan siber tehditlere karşı kesintisiz koruma sağlamak.
  • Risk Azaltma: Kritik altyapıların siber risklerini en aza indirmek.
  • Yerli Ekosistem: Yerli ve milli siber güvenlik ürünleri ile insan kaynağını geliştirmek.

Eylem Planı’nda Türkiye’nin güç projeksiyonu kapsamında işlenen temalar ise şöyle kategorize edilebilir:

  • İnsan: Nitelikli siber güvenlik uzmanı sayısını arttırmak ve toplumsal farkındalık yaratmak.
  • Savunma: Kritik altyapıların güvenliğini proaktif olarak sağlamak ve zaafiyetleri gidermek.
  • Caydırıcılık: Siber saldırılara karşı operasyonel ve hukuki tepki kapasitesini güçlendirmek.
  • İş Birliği: Kamu, özel sektör, akademi ve uluslararası paydaşlar arasındaki koordinasyonu arttırmak.

Bu bağlamda, Türkiye, büyük ve gelişmiş devletlere kıyasla biraz daha geç olmakla birlikte, bu konuya ehemmiyet vermeye başlamış ve devlet düzeyinde bu konuyla ilgilenen özel bir birim oluşturmuştur. Bu konudaki mevzuat da gelişmeye devam etmektedir. Ancak elbette, bu alanda uzmanlaşacak kalifiye akademisyen ve personel için daha yoğun eğitim ve sertifika programlarına ihtiyaç vardır. Dahası, Türkiye'nin "Siber Vatan" doktrini doğrultusunda partiler üstü bir uzlaşı temelinde devletini, kurumlarını, özel sektörünü ve vatandaşlarını koruması şarttır.

Sonuç

Sonuç olarak, 21. yüzyılın en önemli yenilikleri ve konuları arasında yer alan yapay zekâ yönetişimi ve siber yönetişim konularında devletlerin, kurumların ve bireylerin daha ciddi araştırmalar yapmaları şarttır. Bu konuda halen emekleme aşamasında olan devletler, olası bir savaş/çatışma durumunda vatandaşlarının ciddi risk altında kalmalarına neden olabilirler. Bu bağlamda, uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatla, tüm kuruluşlar ve bireyler için daha güvenli bir internet düzeninin oluşturulması şarttır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

 

DİPNOTLAR

[1] Anne Gomez (2025), “Siber Güvenlik Yönetişimi Nedir ve Neden Önemlidir?”, OLLU, 06.01.2025, Erişim Tarihi: 24.08.2026, Erişim Adresi: https://www-ollusa-edu.translate.goog/blog/what-is-cybersecurity-governance.html?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=sge.

[2] Detaylar için bakınız; Gökhan Bayraktar (2015), Siber Savaş ve Ulusal Güvenlik Stratejisi, İstanbul: Yeniyüzyıl Yayınları.

[3] Şeref Sağıroğlu & Mustafa Şenol (2019), Siber Güvenlik ve Savunma: Problemler ve Çözümler, BGD Siber Güvenlik ve Savunma Kitap Serisi 2, Ankara: Grafiker Yayınları, ss. 329-330.

 [4] CCDCOE, “The Tallinn Manual”, Erişim Tarihi: 24.08.2026, Erişim Adresi: https://ccdcoe.org/research/tallinn-manual/.

[5] Bakınız; T.C. Siber Güvenlik Başkanlığı, Erişim Tarihi: 24.08.2026, Erişim Adresi: https://siberguvenlik.gov.tr/.

[6] Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, “Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı”, Erişim Tarihi: 24.08.2026, Erişim Adresi: https://www.btk.gov.tr/siber-guvenlik-stratejisi-ve-eylem-plani.

[7] Şeref Sağıroğlu & Mustafa Şenol (2019), Siber Güvenlik ve Savunma: Problemler ve Çözümler, s. 341.

[8] T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı (2024), “Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2028) Yayımlandı”, Erişim Tarihi: 24.08.2026, Erişim Adresi: https://hgm.uab.gov.tr/duyurular/ulusal-siber-guvenlik-stratejisi-ve-eylem-plani-2024-2028-yayimlandi.

[9] Zümbül (2024), “Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2028) Yayınlanmıştır”, Erişim Tarihi: 24.08.2026, Erişim Adresi: https://www.zumbul.av.tr/tr/duyurular/siber-guvenlik-projesi.

23 Ağustos 2026 Pazar

ABD-Kanada Ticaret Krizi Derinleşiyor

 

Giriş

Dünyadaki en uzun kara sınırını paylaşan, NATO gibi önemli bir askeri alyans içinde ortak olarak yer alan, eski adı NAFTA olan USMCA (ABD-Meksika-Kanada Anlaşması) ile ekonomik entegrasyon sağlamış ve tarihsel kökleri de olan güçlü bir ittifak ilişkisi içerisinde bulunan iki Kuzey Amerika devleti, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Kanada, şimdilerde beklenmedik bir şekilde ciddi bir kriz yaşamaktadır. Ticaret tarifelerine yönelik olarak ABD Başkanı Donald Trump'ın başlattığı politikalarla başlayan kriz, geçtiğimiz aylarda kısmen yatıştırılabildiyse de, önceki gün yaşanan restleşme ile ekonominin ötesine geçerek artık siyasi bir krize dönüşmüştür. Bu yazıda, ABD-Kanada krizi değerlendirilecektir.

Trump'ın Ticaret Tarifeleri Politikası Tarihsel Müttefikliği Yıprattı

Yeniden seçilen ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'le ve diğer devletlerle rekabette ülkesi ABD'ye avantaj sağlamak adına ülkesini yeniden endüstrileştirmek, yurt dışına giden Amerikan sermayesini ana vatana getirmek ve diğer devletlerle ilişkilerinde tamamen ulusal çıkarlar temelinde hareket etmek istediği zaten biliniyordu. Nitekim göreve yeniden başlar başlamaz, birçok devlete karşı yüksek gümrük tarifelerini uygulamaya sokan Trump, daha sonra ABD Yüce (Yüksek) Mahkemesi'nin Şubat 2026 tarihli kararıyla bu kararlarını istediği şekilde uygulayamamıştı. Başkan Trump tarafından yürürlüğe konulan tarifelerin dayandırıldığı Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası'nın (IEEPA) Başkan'a tarife koyma yetkisi vermediğine hükmeden en üst mahkeme, bu yetkinin ABD Kongresi'nde olduğuna hükmetmiş; bu da Trump'ın istediği korumacı ve kapsamlı tarifelere dayalı ekonomik düzenin oluşmasını engellemişti.

Donald Trump ile Mark Carney

Bu kararın ardından yeniden tarifelerle ilgili görüşmelere başlayan taraflar, geçtiğimiz gün yaşadıkları şiddetli anlaşmazlığın ardından rest çektiler. Aslında, kriz patlak vermeden saatler önce, iki ülke heyetlerinin çelik, alüminyum ve otomotiv sektorlerindeki gümrük vergilerini düşürecek ve Amerikan alkollü içeceklerinin Kanada pazarına dönüşünü sağlayacak kapsamlı bir uzlaşıya oldukça yakın olduğu belirtiliyordu. Ancak ABD'nin yaklaşık 20 milyar dolar değerindeki Kanada ürününe yüzde 50 oranında ek gümrük tarifesi uygulayarak yürürlüğe koymasının ardından başlayan son kriz sürecinin ardından ipler tamamen atıldı ve Kanada'nın ticaret müzakerelerini askıya almasını müteakiben, iki müttefik devlet, ticaret ve egemenlik temelinde ciddi bir sürtüşme sürecine girdiler. Öyle ki, Kanada Başbakanı Mark Carney, önceki gün yaptığı açıklamada, sert ifadeler kullanarak, ABD'nin değiştiğini ve Kanada'nın tüm iyi niyetine karşın egemenliklerinin çiğnendiğini belirterek, ABD ile ilişkilerde fırtınalı bir döneme girildiğini resmen ilan etti. ABD Başkanı Donald Trump da, Kanada'nın bir ABD eyaleti olmamasına karşın eyalet olma haklarından yararlanmak istediğini söyleyerek Kanada yönetimini eleştirdi.

Krizin yapısına bakıldığında; ABD tarafı, Kanada’nın ABD menşeli alkollü içeceklere, otomobillere ve süt ürünlerine karşı "ayrımcı muamele" uyguladığını ve önceden kararlaştırılan şartlara uymadığını iddia etmektedir. Ayrıca, Trump ve ekibi, Yüce Mahkeme tarafından iptal edilen önceki uygulamalar nedeniyle, bu defa uygulamaya sokulan yüksek tarifeleri 1930 tarihli Tarife Yasası'nın 338. maddesine başvurarak devreye sokmuş ve olası bir yasal kısıtlamadan kaçınmayı başarmıştır. Kanada ise, ABD'nin önerilerinin adaletsiz olduğunu ve Washington'daki mevcut yönetimle yapılacak bir anlaşmaya güven duymadıklarını vurgulamaktadır. Bu bağlamda, taraflar arasında oluşan bir güven bunalımından söz etmek de yerinde olacaktır. Nitekim Kanada Başbakanı Mark Carney, bu yıl başında Davos Ekonomik Forumu'nda yaptığı konuşmayla da bunun sinyallerini vermiş; Washington'ın güven vermediği bir ortamda çok kutupluluk ve orta ölçekli devletler arasında kurulacak ittifakı öne çıkaran tarihi bir konuşma yapmıştı. Trump ise, şovmen kişiliğiyle Kanada'yı küçük düşüren bazı konuşmalar yapmış ve Kanadalıları kızdırmıştı.

Sonuç

Gelinen noktada, dünyanın en sağlam müttefikliği olarak tanımlanabilecek ABD-Kanada ilişkilerindeki krizin ciddi bir aşamaya geldiği belirtilmelidir. Ticaret savaşı ve tarifeler temelinde başlayan kriz, tarafların birbirlerini suçlayan açıklamaları neticesinde ilişkileri kısa sürede siyasi bir krize dönüştürmüştür. Bu durumda, taraflardan birinde lider değişikliği yaşanmadan krizin çözümlenmesi beklenmemektedir. Zira Kanadalıların Trump'a güvenleri yok denecek kadar azdır. Trump ise, haklı olduğunu düşünmekte ve politikalarında ısrar etmektedir. Krizin iki ülke halkı ve küresel ekonomiye yansıması ise, kuşkusuz daha fazla ekonomik sorun olacaktır. Daha büyük resmen bakıldığında ise, ABD-Çin rekabetinde Washington'a hem coğrafi, hem siyasi, hem askeri, hem de iktisadi açılardan en yakın Batı müttefiklerinden Kanada'nın ABD karşıtı ve daha dengeli bir dış politikaya yönelmesi ve Çin'le ilişkilerini geliştirmesi, kuşkusuz Batı dünyası adına da ciddi bir risktir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


20 Ağustos 2026 Perşembe

Siber Savaş

 

Giriş

21. yüzyılda iletişim ve ulaşım imkânlarının hızla artması, devletler ve toplumlar arası her türlü (siyasal, askeri, ekonomik, kültürel vs.) ilişkinin yoğunlaşması, gelişen internet ortamı ve sosyal medya platformlarının akıl almaz popülaritesi nedeniyle devletlerin de bazı faaliyetlerini (örneğin Türkiye'deki E-Devlet uygulaması) bu alana taşıması gibi sebeplerle stratejik açıdan çok önemli bir konu haline gelen siber güvenlik, son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ciddi akademik araştırmalara konu olmaya başlamıştır. Bu yazıda, Gökhan Bayraktar'ın Siber Savaş ve Ulusal Güvenlik Stratejisi (2015) kitabı temelinde siber savaş olgusunu ve bunun ulusal güvenliğe etkilerini değerlendireceğim.

Siber Savaş ve Ulusal Güvenlik Stratejisi 

Siber Güvenlik ve Siber Savaş: Terminolojik bir özet

Siber Güvenlik; bilgisayarları, ağları, programları ve hassas verileri kötü niyetli dijital saldırılardan, yetkisiz erişimlerden veya hasardan koruma sanatı veya uğraşı olarak tanımlanabilecek profesyonel faaliyetlere verilen genel isimdir. Bu alandaki ağ, bulut ve uygulama güvenliği gibi farklı unsurları içeren tüm savunma mekanizmaları için genel olarak kullanılan bir tabirdir. Bu noktada internet ortamında yer alan sistemlerin güvenlik açıklarını önlemek adına devletler, şirketler ve diğer kuruluşlar; güvenlik duvarı (firewall), şifreleme (encryption) ve çok faktörlü doğrulama (MFA) gibi çeşitli koruma yöntemlerini uygulamaktadır. Buna karşın, gerek diğer devletler, gerek terör örgütleri, gerekse de organize suç grupları ve sorunlu bireyler temelinde, günümüzde çok sayıda siber güvenlik riski yaşanmakta ve bu olaylara genel olarak siber saldırı adı verilmektedir. Keza birçok siber suç vakası da günümüzde dünyanın her ülkesinde yaşanabilmektedir.

Siber Savaş ise, klasik siber saldırı veya siber suç vakalarından farklı ve daha spesifik eylemler için kullanılan bir terimdir. Siber savaş, bir devletin ya da devlet destekli grupların başka bir ülkenin bilgisayar ağlarına, verilerine ve kritik altyapılarına zarar vermek veya bunları durdurmak için yaptığı dijital saldırılara verilen isimdir. Genelde birbirleriyle stratejik rekabet ve/veya husumet yaşayan devletler veya gruplar arasında yaşanan siber savaş, tarafların birbirlerinin bilgisayar sistemlerine ve ağlarına sızarak önemli bilgileri çalma, kritik altyapı sistemlerini bozma veya aksatmaya yönelik daha ciddi suçları içerir. Bu mânâda, siber savaş, geleneksel kara, deniz, hava ve günümüzde uzay boyutunun yanı sıra, savaşın 5. ve en az diğerleri kadar tehlikeli bir boyut oluşturur. Başta daha masum algılanabilse de, siber savaş, kritik altyapıları hedef alabilmesi, halkın günlük hayatını aksatabilmesi ve devletlere, halklara ve şirketlere ciddi ekonomik zarar vermesi bağlamında çok tehlikeli ve hayati bir meseledir.

Devletler, askeri operasyonlar, telekomünikasyon ve enerji tedariki gibi temel hizmetler için giderek daha fazla dijital sistemler ve internet ortamına bağımlı hale geldikçe, siber savaş tehdidi hükümetlerin ve güvenlik uzmanlarının ilgisini çekmiştir. Teknolojinin evrimi, devlet destekli ve başka bir ülkenin varlıklarını hedef alan siber suçlarda önemli bir artışa yol açmıştır ki, zamanla bu suçlar siber savaş eylemlerine de dönüşebilir. Siber savaşın tanımları konusunda tartışmalar mevcuttur; bazı uzmanlar bunun geleneksel savaşla yakından bağlantılı olması gerektiğini savunurken, diğerleri siber casusluk ve siber terörizmle örtüşmelerine dikkat çekmektedir.

DiLascio'ya göre, 2007'deki Estonya'ya yönelik siber saldırı ve Rusya'nın dahil olduğu çatışmalar sırasında yaşanan sonraki saldırılar gibi tarihi olaylar, siber savaşın karmaşıklığını ve etkilerini örnekleyen en önemli vakalardır. ABD askeri ve hükümet sistemlerinde yaşanan önemli ihlallerle vurgulanan saldırıların giderek artan karmaşıklığı, siber güvenlikte savunma ve saldırı stratejileri arasındaki süregelen tartışmayı ön plana çıkarmaktadır. Özellikle seçimlere müdahale ve siber operasyonların kritik rol oynadığı uluslararası çatışmalar gibi son olaylar ışığında, bazı siber faaliyetlerin savaş eylemi olarak sınıflandırılması tartışmalarını alevlendirmeye devam ediyor. Teknolojik gelişmeler çatışma ortamını şekillendirmeye devam ettikçe, siber savaşın sonuçları küresel güvenlik için önemli bir endişe kaynağı olmaya devam edecektir.

Bu noktada Gökhan Bayraktar'ın yaptığı (2015, s. 51) siber savaş-siber casusluk-siber terör- siber sabotaj kategorizasyonu faydalı olabilir:

TürMotivasyonHedef KitleYöntemler
Siber SavaşAskeri, siyasi veya ekonomik faydaKritik bilgi sistem altyapıları, askeri bilgi sistemleri, devletler, kurumlar, şirketlerSiber taarruz yöntemlerinin kullanımı
Siber CasuslukKritik bilgi elde edilmesi, askeri ve ekonomik faydaAskeri bilgi sistemleri, devletler, kurumlar, şirketlerGüvenlik açıklarının kullanımı
Siber TerörSiyasi faydaDevletlerBilgisayar tabanlı şiddet ve tatmin
Siber SabotajEkonomik fayda ve kişisel tatminDevletler, kurumlar, şirketlerİnsan faktörünün kullanımı

Siber Savaş-Klasik Savaş Farkları

Siber savaş eylemleri ile klasik savaş arasındaki farklılıkları araştıran Gökhan Bayraktar, bu konuda yazdığı kapsamlı eserinde şu hususlar üzerinde durmuştur (2015, ss. 48-50):

Saldırı kaynağı: Klasik savaşlarda saldırı kaynaklarını tespit etmek görece kolaydır. Ancak siber savaşlarda, saldırının nereden kaynaklandığını tespit etmek çok zor olabilir. Hatta hacker teknolojisi ileri devletler, saldırıları başka bir kaynaktan yapılmış gibi göstererek farklı devletlerin ilişkilerini dahi bozabilirler.

Hız: Her ne kadar savunma sanayiinde yaşanan göz kamaştırıcı ilerlemelerle füze, uçak vb. gibi çok hızlı saldırı silahları olsa da, ışık hızıyla gerçekleşen siber saldırı ve siber savaşlarla mücadele çok daha zordur.

Hasar tespiti: Klasik savaşlarda hasar tespitini yapmak görece kolay olurken, siber savaşlarda tüm sistem ve unsurların uğradığı zararların tespiti çoğu zaman imkânsızdır.

Silah sistemleri: Klasik savaşlarda bildiğimiz savunma sanayii üretimi silahlar kullanılırken, siber savaşlarda çipler, programlar, yazılımlar ve donanımlar kullanılarak daha farklı silah sistemleri kullanılmaktadır.

Teknoloji ihtiyacı: Klasik savaşlarda da artık ileri teknoloji ihtiyacı varken, yine de daha az gelişmiş devletler insan unsurunu kullanarak gelişmiş devletlere karşı başarı (ABD'nin Vietnam Savaşı'nı kaybetmesi vs.) gösterebilir. Siber savaşlarda ise bu durumun yaşanması daha zordur; çünkü az sayıda gelişmiş devletin sahip olduğu ileri teknoloji ürünü programlar, donanımlar ve yapay zekâ uygulamaları gibi unsurlar, teknolojik gelişim ve bunların sürdürülebileceği güçlü bir ekosistem gerektirdiğinden, bunu başarabilecek yeni devletlerin ortaya çıkması kolay değildir. Nitekim gelişmiş devletler, teknoloji transferi konusunda da her zaman cömert davranmayabilir.

Maliyet: Klasik savaşlar çok pahalı olabilmekte ve bu da gelişmiş devletlere zarar verebilmektedir. ABD'nin İran saldırıları nedeniyle uğradığı maddi zarar buna örnek gösterilebilir. Siber savaşlar ise görece daha ucuzdur; uygun koşullar oluşturulduğunda tek bir bilgisayarla bile ciddi saldırılar yapılabilir.

Etki: Klasik savaşlar çoğunlukla fiziksel alanda etkili olurken, siber savaşların temel etki alanı bilgi ve iletişim sistemleridir. Ancak bu sistemlerin toplumların hayatlarında önemli bir yeri olduğu için, siber savaşlar da artık insanlara ve devletlere fiziksel zarar verebilir hale gelmiştir.

Siber Terör

Siber terör; siyasi, dini veya ideolojik amaçlara ulaşmak için bilgisayar ve internet ağlarına yönelik, toplumsal korku ve panik yaratan zarar verici dijital saldırılardır. Genelde bir ülkedeki siyasi ve sosyal mercilere, kişi veya kurumlara gözdağı vermek ve baskı kurmak amacıyla kritik bilgi sistemlerine yönelik olarak yapılır. T.C. İçişleri Bakanlığı'na göre (2022), siber uzamı hedef alan ve toplumun hayatını aksatacak fiziki veya dijital sonuçlar doğuran eylemlerdir. Maddi kazanç hedefleyen siber suçlardan farklı olarak, korku ve kaos yaratmayı amaçlar. Siber terör eylemlerin genel karakteristiği ise şöyle sıralanmıştır:

  1. Toplumda güvensizlik ve panik havası yaratır.
  2. Elektrik, su, sağlık ve ulaşım gibi kritik altyapıları hedef alır.
  3. Eylemler genellikle sessiz ve görünmez başlar.

Klasik terör eylemleri ile siber terör eylemleri kıyaslandığında, şu farklılıklar (Bayraktar, 2015: ss. 77-78) ön plana çıkar:

Kullanılan araçlar: Klasik terörde silah ve bomba gibi araçlar kullanılırken, siber terör eylemlerinde çipler, bilgisayarlar, donanımlar ve yazılımlar gibi farklı cihazlar kullanılır.

Amaç: Klasik terör eylemleri, genelde siyasi bir mesajı iletmek için bir araç olarak kullanılır. Terör eylemi yapan grubun belirli siyasi amaçları vardır. Siber terörde ise bazı siyasi amaçlar olabileceği gibi, hasım bellenen devlet ve topluma yönelik toptan zarar verme güdüsü de etkili olabilir.

Etki alanı: Klasik terör, genelde saldırının yapıldığı alanla sınırlı olurken, siber terörde ulusal, hatta uluslararası çapta etkiler yaratılabilir.

Karşılaşılan risk: Klasik terörde, teröristler yaşamsal risk altında eylem yaparken, siber terör eylemleri, özellikle de gizleme yöntemleri kullanıldığında, herhangi bir ciddi risk içermeyebilir.

Denetim: Klasik terörle etkin denetim yöntemleriyle mücadele etmek nispeten daha kolaydır. Terörün yuvalandığı alanların tespiti, teröre destek veren kişilerin cezalandırılması ve halkın bilinçlendirilmesi vb. yöntemlerle, devletler, terörün fiziki boyutuyla -eğer hareket çok toplumsal bir temele dayanmıyorsa- rahatlıkla başedebilirler. Ancak siber terörün zorluğu, teröristleri tespit etmenin ve onlarla mücadele etmenin zorluğudur. Bu nedenle, siber terörizmle mücadele konusunda devletlerin bir atılım yapması gerekir.

Uygulanacak ceza: Klasik terör eylemlerinde uygulanacak ceza önceden öngörülmüş ve belirlidir. Özel durumlarda, devletler, terör örgütlerini tasfiye etmek için çeşitli özel düzenlemelerle terörün kökünü kazıma yolunda bazı stratejik adımlar da (örneğin, Türkiye'nin PKK'nın tasfiyesi için yeni çıkardığı çerçeve yasa vsb.) atabilirler. Siber terörde ise, temel zorluklardan biri, suçun niteliğine göre uygulanacak cezanın daha belirsiz, hatta bu konuda henüz yasal düzenleme yapmayan ülkelerde belirsiz olabilmesidir.

Siber Savaş Yöntemleri

Siber savaş yöntemlerinde sıklıkla kullanılan temel yöntemler şunlardır (Bayraktar, 2015: ss. 83-95):

1-) Kötücül yazılımlar: Siber suçların veya saldırıların en yaygın yöntemlerinden biridir. Siber savaş ve siber terör eylemlerinde de sıkça kullanılır. Buradaki temel mantık, gizlice hedef alınan sisteme kötücül yazılımların yerleştirilerek buradan bilgi sızdırılması veya virüs bulaştırılarak sistemin zarara uğratılmasıdır. Birçok farklı alt türü bulunmaktadır.

Bilgisayar virüsleri:Bilgisayar virüsleri, kendi kendini çoğaltabilen ve başka bilgisayarlara bulaşarak onları da etkileyen zararlı yazılımlardır. Kötücül yazılımların en sık kullanılan örneklerinden biridir. Virüslerle mücadele için anti-virüs ve koruma programları da mevcuttur.

Kurtçuk (worms): Bilgisayarların açık ve zayıf noktalarını kullanarak bilgisayardan bilgisayara kendi kopyalarını gönderebilen zararlı yazılımlardır. Virüsten farkı, başka bir dosya ya da programa ihtiyaç duymadan ağ üzerinde dolaşabilmesidir.

Truva atı: Antik Yunan mitolojisindeki "Trojan Horse" vakasından ismini alan truva atları, bir bilgisayara kullanıcının haberi olmadan kötü amaçla yerleştirilen gizli programlara verilen genel isimdir. Bu şekilde, gizli bilgiler edinilebildiği gibi, bilgisayarlara zarar da verilebilmektedir.

Tavşanlar (rabbits): Girdikleri sistem içerisinde sürekli ve hızla çoğalan, yerleştiği bilişim sisteminin belleğini ve diskteki alanı koloni kurmak suretiyle dolduran, sisteme sürekli gereksiz komutlar göndermek suretiyle yavaşlatan ve sonunda durma noktasına getiren yazılımlardır.

Mantık bombaları: Truva atının bir türüdür. Zararsız bir yazılım görünümü ile sisteme girer ve normal şekilde çalışarak herhangi bir zarar verici işlemde bulunmaz. Ancak belirli bir zamanda, bir olayla veya kullanıcı tarafından gerçekleştirilen bir işlemle tetiklenir ve önceden üretilen virüsü veya ağ solucanını etkinleştirir.

Bukalemun (chameleon):Bir tür Truva atı yazılımdır. Programın özelliklerini taklit edebilen ve bu sayede girdiği ssitemdeki verileri kopyalayıp gizli bir şekilde saklayabilen programlardır. Siber espiyonaj (siber casusluk) faaliyetlerinde sıklıkla kullanılır.

Klavye izleme (key logger): Bütün klavye hareketlerini izleyen ve kaydeden programlardır. Bu şekilde kredi kartı bilgileri veya kullanıcı bilgileri gibi kritik bilgiler toplanarak terör veya suç eylemleri gerçekleştirilebilir.

Casus yazılımlar (spyware): Kişinin bilgisi dışında bilgi sistemlerindeki bilgileri toplayan, ayarları değiştiren ve haberleşme hızını azaltarak iletişimi zorlaştıran kötücül yazılımlardır.

İstem dışı gönderilen ticari tanıtımlar (adware): Kişilerin bilgilerini, internetteki sörf alışkanlıklarını vb. toplayan ve bunları gizlice firmalara ya da devletlere satan zararlı yazılımlardır.

2-) Mikroçipler: Yazılımlarda olduğu gibi donanımların da rahatlıkla kendinden beklenen fonksiyonun dışında, son kullanıcının bilmediği bir veya birden fazla fonksiyonu yapacak şekilde tasarlanması mümkündür. Bunun için belirli bir fonksiyon için üretilmiş entegre devrelere ilave fonksiyonlar kazandırılarak, bu haliyle kullanıldığı elektronik cihazlara monte edilebilir. Bu mikroçipler sayesinde üretici firmalar, her türlü elektronik cihazı siber tehditlere açık hale getirebilir; istenildiği zaman elektronik cihazlar kontrol altına alınabilir veya devre dışı bırakılabilir.

3-) Spam mailler: İstem dışı alınan elektronik postalar yani e-maillerdir. Bir fikrin propagandası, bir bilginin yayılması amacıyla çok sayıda kişiye yayılması amacıyla yollanır. Hem internet iletişimini yavaşlatır, hem de zaman kaybına neden olabilmektedir. Bilgi toplayabilen daha zararlı ve tehlikeli versiyonları da vardır.

4-) Servis dışı bırakma saldırıları: DoS (Denial of Service attack) saldırıları olarak da bilinen, aşırı miktarda hizmet talebinde bulunarak sunucunun istekleri yavaşlatmasına veya çökmesine neden olan siber saldırılardır. Sistemin bant genişliğini ve kaynaklarını tüketen bu saldırılar, "bot" veya "zombi" denilen bilgisayarlar aracılığıyla gerçekleştirilir.

5-) Eşzamansız saldırılar: Bu tür saldırılarda sistem tüm saldırılara eşzamanlı olarak cevap veremediğinde, sistemdeki bilgiler toplanabilmekte veya değiştirilebilmektedir.

6-) Süper darbe (super zapping): Bu tür programlar, bilgisayar sistemlerinde hatalar oluştuğunda sistemin kilitlenmesi ve çalışamaz hale gelmesi durumunda yeniden eski haline getirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu tarz programlar, tüm güvenlik duvarlarını aşarak sistemi ilk haline döndürebilir. Ancak yanlış kişilerin elinde bir suç aracına da dönüşebilir.

7-) Kaynak kod istismarı (code exploit): Sistemde kullanılan tüm yazılımlarda var olabilecek ara bellek taşması (buffer overflow) ve şifreleme hataları gibi yazılım kusurları, bir bilgisayar sisteminin beklenmedik bir şekilde çalışmasına veya kontrolünün ele geçirilmesine neden olabilir. Bu şekilde bilgi toplanabildiği gibi, sistemlere yönelik bir güvensizlik ortamı da oluşabilmektedir. 

8-) Veri aldatmacası (data diddling): Basit, güvenilir ve ortaya çıkarılması zor olduğu için en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Verinin bilişim sistemlerine girilirken değiştirilmesi yani yanlış veri girilmesi olarak tanımlanabilir.

9-) Çöpe dalma (scavenging): Değerli bilgilerin ele geçirilmesi için kullanılır. Toplama olarak adlandırılan bir siber suç türüdür.

10-) Web sayfası yönlendirmesi: Bir sayfanın, kullanıcının onayı olmadan başka bir sayfaya yönlendirilmesi esasına dayanır. Ancak bu şekilde kredi kartı bilgileri veya kullanıcı bilgileri gibi kritik bilgiler edinilerek, farklı siber suçlar da işlenebilmektedir.

11-) Yemleme (phishing): Dolandırıcılık amacıyla kişi veya kurumların hassas bilgilerini ele geçirmeye yönelik eylemdir. Bunun için çeşitli programlar ve yazılımlar kullanılmaktadır.

12-) Gizlice dinleme (sniffing/monitoring): Adı üzerinde, çeşitli yazılımlar kullanılarak kişilerin konuşmalarının gizlice dinlenmesi eylemidir.

13-) Hackleme (hacking): Çok sık kullanılan bir yöntem olup, web sayfalarının saldırılar sonucu kontrolünün el değiştirilmesi eylemlerine verilen genel isimdir. Bu tarz eylemlerde, saldırganlar, kendilerini yansıtan bazı slogan veya sembollere yer verirler.

Siber Savunma Yöntemleri

Siber saldırı ve tehditlere karşı, devletler, şirketler ve kişiler, kendilerini korumak adına çeşitli savunma yöntemleri (programları) kullanmaktadırlar. Siber savunma için kullanılan temel yazılımlar ise şunlardır:

Anti-virüs yazılımları: Virüs ve benzeri yazılımları etkisiz hale getirmek ve enfekte bilgisayarları temizlemek için kullanılan özel programlardır. Virüsler sürekli çoğaldığından ve ilerlediğinden, anti-virüs programlarının da sürekli olarak geliştirilmesi gerekmektedir.

Güvenlik duvarları: "Firewall" olarak bilinen güvenlik duvarları, bilgisayar ağlarını güvenli tutmaya yönelik sistemlerdir.

Network erişim kontrolleri: Farklı tipteki kullanıcılara farklı erişim yetkileri sağlayan yazılımlardır. Kullanıcıların ağa bağlanma yetkilerini belirleyen bu yazılımlar, ağdaki en alt seviyede olarak tanımlanan kullanıcıdan, en üst seviyedeki sistem yöneticisine kadar tüm kullanıcılar için belirlenmelidir.

Saldırı tespit ve önleme sistemleri: Siber saldırıları önceden belirleyebilmek için geliştirilmiş özel programlardır. Sistemlerin açık noktalarını bularak bunları güçlendirmeyi amaçlar.

Açıklık tarayıcı yazılımlar (vulnerability scanner): Sistem yöneticisi veya kullanıcı kaynaklı zayıflıkları belirlemek amacıyla kullanılan yazılımlardır.

Geçerli kullanıcı ve şifre yönetimi: Kullanıcıların sistem üzerindeki hak ve sorumluluklarını belirleyen ve yetki alanlarını düzenleyen sistemlerdir.

Sanal özel ağ (virtual private network/VPN): Bilgisayar ağları arasında gizli ve özel bilgi akışını sağlamaya yönelik tünelleme protokolleri ve güvenlik yazılımları kullanılarak oluşturulan özel veri hatlarıdır.

Kripto cihazları: Haberleşmeyi şifreli hale getiren özel programlar veya cihazlardır.

Tuzak sistemler (honeypot): Siber saldırıları tespit etmek için oluşturulmuş aldatıcı sistemlerdir.

Siber Saldırılarla Mücadelede Karşılaşılan Zorluklar

Siber saldırılarla mücadele ederken, devlet veya bireylerin karşılaştıkları zorlukları 3 ana başlıkta toplamak mümkündür:

A-) Teknik sorunlar: İnternette iz sürmenin zor olması, IP adresleri tespit edilse dahi bunun kişinin suçlu olduğuna dair kesin bir kanıt oluşturmaması, dahası IP klonlama sistemlerinin yaygın olması gibi sebeplerle, siber suçlarla mücadelede ciddi teknik zorluklar yaşanabilmektedir. Bu tarz olayların çok sık ve genelde küçük nitelikli olması da, adli birimlerin konuya ilgisizliğine neden olmaktadır. 

B-) Hukuki sorunlar: Uluslararası sistemde bu konuda mutlak uzlaşı olmaması, devletlerin siber alanlarının tanımının yapılamaması, hukuki mevzuat ve altyapılardaki yetersizlikler, bu alandaki en ciddi meselelerdir. 

C-) Uluslararası hukuki sorunlar: Devletler arasındaki sorunlar nedeniyle, siber suçlarla mücadelede iş birliği bir yana, çoğu zaman hasım devletler birbirlerine zarar veren gruplara destek olmaktadır. Bu konuda Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi gibi önemli bir belge olsa da, henüz tam bir iş birliği ortamı ve uyumlu mevzuat oluşturulamamıştır. 

Siber Savaş ve Ulusal Güvenlik

Realist perspektifte ulusal güvenlik, her şeyin üzerinde tutulan en önemli konudur. Devletlerin anarşik uluslararası sistemde var olma amaçları güvenlikli kalabilmek ve ulusal çıkarlarını maksimize edebilmektir. Bu anlamda, Clausewitzçi bir yaklaşımla, siber alan da diğer mücadele alanları gibi politikanın farklı şekillerde yürütüldüğü bir ortamdır. Bu yüzden, devletler, güvenlikleştirilen bu alanda da daha fazla söz sahibi olmak ve alanı kontrol etmek istemektedirler. Bu, kuşkusuz siber suçlar ve tehditlerle mücadele açısından olumlu bir gelişme olacaktır.

Ancak devletlerin bu tür alanları tekellerine almalarına yönelik bazı eleştiriler de vardır. Bunun temel sebebi, özellikle demokratik olmayan devletlerde, bu yetkilerin genelde farklı düşünen ve hareket eden muhalif grupların gözetlenmesi ve cezalandırılması için hukuk-dışı şekilde kullanılması riskidir. Böyle bir durumda, devletler farklı düşünen herkesi tehdit gibi algılayarak onlara zarar vermeye çalışabilir ve eşit yurttaşlığın ötesinde, bazı vatandaşlarını sakıncalı olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden, tüm konularda olduğu gibi, siber güvenlik alanında da ciddi hukuki düzenleme ve sınırlamaların getirilmesi şarttır. Bunun için de, insanların eğitilmesi ve gerekli mevzuatın çıkarılması gerekmektedir. Keza ilgili faaliyetler için profesyonel kurumların oluşturulması da bir diğer zaruriyettir. 

Siber terör ve siber savaşlar konusunda ise, devletlerin bunlara yönelik hazırlık yapmaları, ilgili yeni askeri birimler oluşturmaları, klasik askeri mantığın ötesinde yeni şeylere açık ve hazırlıklı olmaları gereklidir. ABD, bu konuda oldukça gelişmiş bir ülke durumundayken, Türkiye'de de son yıllarda ciddi bir atılım söz konusudur.

Sonuç

Sonuç olarak, 21. yüzyılın en önemli konularından biri olacak olan siber güvenlik alanında daha fazla çalışma ve araştırma yapmak şarttır. Türkiye, bu konuda emin adımlarla ilerlemektedir. Ancak bu konuda üniversiteler ve düşünce kuruluşlarında yeni ve uzmanlaşma amacındaki özel birimlerin oluşturulması durumunda, kuşkusuz, ilerlemeler daha hızlı sağlanabilir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

KAYNAKÇA