Halen Ortadoğu ve İran gündemiyle daha yoğun hemhal olmasına karşın, ABD'deki Donald Trump yönetimi, yıl başında icra edilen Venezuela'daki başarılı Maduro Operasyonu'ndan da cesaret alarak, 66 yılı aşkın süredir önemli bir ideolojik hasmı olarak gördüğü Küba'ya yönelik ablukasını sürdürüyor. Öyle ki, yıl başından beri Küba'ya uygulanan sert petrol ablukası nedeniyle Küba'da yaşam koşulları giderek ağırlaşırken, ABD mahkemeleri de, 1996'da yaşanan bir olay nedeniyle Küba eski Devlet Başkanı Raul Castro ve diğer üst düzey bazı Kübalı yetkilileri "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlayan bir iddianame hazırladılar. Bu yazıda, ABD'nin Küba politikası ve olası senaryolar değerlendirilecektir.
Soğuk Savaş döneminden beri Vietnam'la birlikte ABD'nin en büyük kabusu olan Küba, ABD'nin burnunun dibinde komünist bir rejim olarak, kendi imkânlarıyla ayakta kalabilen etkili bir siyasi entite olmayı başarmış; dünya çapında sempati toplayan bir devlet hâline gelerek adeta Amerikan emperyalizminin gururunu inciten bir örnek olmuştur. 1959 Devrimi'nin ardından Fidel Castro önderliğinde yeni ve SSCB yanlısı bir rejim inşa eden Küba, ilginç bir şekilde ABD'ye çok yakın olmasına karşın komünist rejimini ve iç istikrarını koruyabilmiş; sağlık sistemi ve boks gibi bazı olimpik spor alanlarında da kayda değer ölçüde başarı kazanmayı bilmiştir. Bu nedenle Fidel Castro'ya defalarca suikast düzenleyen ve her seferinde başarısız olan ABD, Başkan J. F. Kennedy döneminde denediği Domuzlar Körfezi çıkarmasında da hüsrana uğramıştır. Ancak 1962-1963 dönemindeki Küba Füze Krizi'nde daha başarılı olan ABD, Küba'ya Sovyet yapımı nükleer başlıkların yerleştirilmesini durdurabilmiştir.
Fidel ve Raul Castro
Soğuk Savaş'ın ardından tüm dünyada komünist rejimler çökerken bile ayakta kalmayı başaran Küba rejimi, Oliver Stone gibi bazı Amerikalıların dahi hayranlığını kazanan Fidel Castro öncülüğünde ilginç bir şekilde ideolojik yapısını korumuş ve aradan geçen bunca yıla rağmen yıkılmamıştır. Castro'nun vefatının ardından kardeşi Raul Castro başa geçerken, 2018 yılında 3. Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel olmuştur. Barack Obama döneminde ABD ile ilişkileri ısınan Küba, ABD ile karşılıklı olarak diplomatik temsilcilikleri açmış ve ABD'den Küba'ya gelen turist sayısında muazzam bir artış yaşanmıştır. Küba rejimi de bu ortamda sınırlı ölçülerde serbest ve özel mülkiyete imkân tanımış ve kiliselerin açılmasına izin vermiş; hatta bu dönemde ABD'nin 50 yıllık ambargoyu kaldırması bile ciddi şekilde gündeme gelmiştir. Ancak Obama'nın ardından başa geçen Donald J. Trump, Soğuk Savaş'tan kalma ideolojik düşmanlıkları canlandırmış ve Küba ile yakınlaşma sürecini tersyüz ederek, hızlı bir şekilde Havana rejimine düşmanlık politikasını sertleştirmiştir.
Miguel Diaz-Canel
Başkan Trump'ın ikinci döneminde ise, hem Trump'ın eski ABD'yi çağrıştıran ideolojik ve emperyal politikaları (Monroe Doktrini'ne Trump eki veya Donroe Doktrini de deniyor), hem de Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun bu konudaki şahin duruşu nedeniyle, Washington'ın Küba'ya yaklaşımı daha da sertleşmiştir. Nitekim ABD, Başkan Trump'ın 30 Ocak'ta imzaladığı kararname sonrasında Küba'ya yönelik enerji ablukası uygulamaya başlamış ve ülkeyi deniz yoluyla kuşatarak, buraya petrol ve gaz tankerlerinin yanaşmasına engel olmuştur. Bu nedenle, Küba'da ciddi bir enerji krizi yaşanmış ve Küba Enerji ve Madenler Bakanı Vicente de la O Levy, ABD ablukası nedeniyle çok zorda olduklarını itiraf etmiştir. Küba'da rejim değişikliğini hedefleyen ve halkı komünist devletiyle karşı karşıya getirmek isteyen Trump yönetimi, bu doğrultuda çalışmalarına özellikle bu yıl ağırlık vermiştir. Venezuela'daki rejimin ehlileştirilmesinin ardından Küba'yı daha da izole eden Washington, bu yönde hem askeri, hem de istihbari çalışmalarını hızlandırmış; ancak İran Savaşı nedeniyle dikkati son aylarda biraz olsun Ortadoğu'ya kaymıştır. Buna karşın, Küba'daki enerji ablukası politikası sürmekte ve halkın yaşam koşulları giderek daha da zorlaşmaktadır.
İşte böyle bir ortamda, Amerikan mahkemeleri, Küba eski Devlet Başkanı Raul Castro ve üst düzey bazı yetkilileri Küba'nın 1996'da insani yardım grubu "Brothers to the Rescue"ya (Kurtarma Kardeşleri) ait uçakları düşürmek ve Amerikan vatandaşlarını öldürmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıştır. Konu hakkında açıklama yapan ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, "Bugün, Raul Castro ve diğer bazı kişileri 4 ABD vatandaşını öldürmek amacıyla komplo kurmakla suçlayan bir iddianameyi duyuruyoruz" ifadelerini kullanarak iddianameyi duyurmuştur. Söz konusu iddianamenin 23 Nisan 2026 tarihinde Miami bölgesinde görev yapan bir büyük jüri tarafından kabul edildiği bilgisini paylaşan Blanche, Küba asıllı Amerikalıların yoğun olarak bulunduğu salonda ABD vatandaşlarına yönelik suçların cezasız kalmayacağını vurgulamıştır. Bill Clinton'ın Başkanlığı döneminde yaşanan olay sırasında Silahlı Kuvvetler Bakanı olarak görev yapan Fidel Castro'nun kardeşi Raul Castro, bugün 95 yaşında olmasına karşın, bu iddianame nedeniyle ABD tarafından yakalanmaya çalışılabilir. Bu da, ABD'nin Küba işgali senaryolarını akla getiren oldukça riskli bir jeopolitik konjonktüre işaret etmektedir.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, suçlamaların yasal temelden yoksun ve siyasi nitelikte olduğunu açıklamasına karşın, Küba'da alarm zilleri çalmaya başlamıştır. Küba rejimi, bu olayın hava sahalarının korunması nedeniyle yaşandığını vurgulamakta ve Castro'nun bu yönde özel bir emri olmadığının altını çizmektedir. Ancak artan tansiyon nedeniyle şimdilerde Maduro Operasyonu'nu akla getiren bir senaryonun Küba'da da yaşanması riski artarken, Küba asıllı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Kübalıları ülkelerindeki rejimi değiştirmeye davet etmiştir. Bu konuda bir haber yayınlayan BBC, 30 yılı aşkın bir süre önce yaşanan ve Küba savaş jetlerinin sivil Amerikan uçaklarını düşürdüğü bu olay nedeniyle ABD'nin Küba'daki sertlik politikasında el yükselttiğini ve rejimi değiştirmek için harekete geçtiğini vurgulamıştır.
ABD yönetiminin bu konuda neler yapabileceğini ilerleyen günler gösterecektir. Ancak ABD'de yakında başlayacak Dünya Kupası gibi bir uluslararası etkinlik sırasında savaş yapılması akla yatkın bir ihtimal olmadığı için, ABD'nin öncelikle Hürmüz Krizi ve İran Sorunu'nu çözmeye çalışacağı, daha sonrasında ise Küba'ya odaklanacağı iddia edilebilir. Ancak elbette herşeyi farklı yapmaya gayret eden ABD yönetiminin uluslararası teammüllere ne derece uyacağı da tartışmalı bir husustur. Ayrıca Küba'daki rejimin de Çin ve Rusya desteği olmadan uzun süre enerjisiz ayakta kalabilmesi hayli zordur.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ










