13 Ekim 2026 Salı

Recent Azerbaijan-Türkiye Tension Should Not Jeopardize Strategic Relations

Tension has recently emerged between Türkiye (Turkey) and Azerbaijan, reflected in statements by state officials and media coverage in both countries. However, this is a natural development stemming from the differing geopolitical circumstances and socioeconomic realities of the two nations; it should not—and likely will not—escalate to a level that jeopardizes the strategic nature of their relationship. This article analyzes the causes of the tension between Türkiye and Azerbaijan.

The recent friction between Ankara and Baku stems primarily from religious freedom issues, regional allies (particularly Israel), and shifting power dynamics following the Karabakh victory. Although official bodies have attempted to downplay it, this rift between the two allies—who operate under the principle of "one nation, two states" (tek millet, iki devlet)—has brought deep-seated policy disagreements to the surface.

One of the root causes of the tension has been the recent implementation of a de facto ban on headscarves (turbans) in Azerbaijan—a state that maintains a very strict stance on preserving its secular structure. While the current Turkish government—having long battled such a ban itself—views this measure as an assault on fundamental rights and freedoms, the Azerbaijani state regards it as a necessary step to safeguard its secular character and prevent encroachment upon Azerbaijani society by nations that do not embrace secularism, such as the Islamic Republic of Iran and certain Gulf/Arab states. These differing perspectives have sparked a crisis of sorts between the two nations; notably, however, both sides—and particularly Türkiye—have so far refrained from making critical statements that might further escalate tensions. For its part, Azerbaijani President Ilham Aliyev has expressed irritation over interference in his country's internal affairs—criticizing it without naming names—and has declared that such interference will not be tolerated.

Another point of contention between the two fraternal states concerns relations with Israel. While Türkiye has recently brought its ties with Israel to the brink of a complete rupture and adopted harsh rhetoric, Azerbaijan continues to maintain a robust partnership—spanning military, intelligence, and economic spheres—with Israel, a nation that supported it during its most difficult times when the Western world remained unresponsive to Armenia's illegal occupation of Nagorno-Karabakh. Naturally, this situation creates a profound geopolitical misalignment between the two partners.

A third point of contention between the two Turkic states stems from Baku's efforts—after transferring Karabakh entirely to Azerbaijani control—to dictate the terms of normalization and border opening between Turkey and Armenia, a stance that has caused unease in Ankara. Ankara wants to normalize relations with its neighbor Armenia following Azerbaijan's territorial gains and seeks to support Nikol Pashinyan's government, which has shown a very positive attitude toward Türkiye on this matter. In principle, Azerbaijan is not opposed to this either; however, the two Turkic capitals still disagree on certain priorities. Furthermore, the downplaying of the Turkish military support (such as Bayraktar UAVs) that contributed to the Karabakh victory, combined with the perception that history is being rewritten, has sparked a backlash within Turkish nationalist circles.

However, it is certainly unrealistic—at least for now—to interpret this disagreement as a rupture in relations. Indeed, in a statement on October 7, 2026, AK Party Spokesperson Ömer Çelik said there was no political tension between Turkey and Azerbaijan, alleging instead that third countries were trying to sow discord between the two fraternal states. Turkish diplomatic circles tend to regard the matter as closed, maintaining that Türkiye will not interfere in Azerbaijan's internal affairs and that no official response will be issued regarding Aliyev's criticisms. In fact, during a recent visit to Baku, Turkish Foreign Minister Hakan Fidan conveyed solidarity, describing the two nations as "two islands of stability" in the region.

Indeed, the strength of the two states' strategic ties makes such a rupture unlikely. Relations rooted in shared language, ancestry, and culture have acquired a strategic character based on the Shusha Declaration (2021); furthermore, they have progressively deepened through concrete projects such as the Baku-Tbilisi-Ceyhan (BTC) Oil Pipeline, the Baku-Tbilisi-Erzurum (BTE) Natural Gas Pipeline, and the Trans-Anatolian Natural Gas Pipeline (TANAP). More importantly, the two societies' bonds have strengthened significantly over the years, and their brotherhood has evolved from rhetoric into reality. The visa-free travel arrangement also has a positive impact in this regard. Additionally, both states attach great importance to their membership in the Organization of Turkic States and seek to strengthen it. In this context, while they may undoubtedly act differently on certain issues, it is unrealistic to imagine that the ties between Baku and Ankara would be severed.

For these reasons, these issues should be viewed as the diverging policies of two independent Turkic states and should not be allowed to escalate into hostility.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

12 Ekim 2026 Pazartesi

Yapay Zekâ Çağında İnsanlığın Geleceği: Popüler Yazar Yuval Noah Harari'nin Tehdit Analizi

 

Özet: Bu makale, son yıllarda yazdığı best-seller kitaplarla adından söz ettiren tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin yapay zekâ teknolojilerine yönelik felsefi, toplumsal ve siyasal analizlerini incelemektedir. Harari’ye göre, yapay zekâ, insanlık tarihindeki diğer teknolojik devrimlerden niteliksel olarak farklıdır; zira tarihte ilk kez bir teknoloji kendi başına karar alma, fikir üretme ve insan zihnini manipüle edebilme yeteneğine sahiptir. Harari; yapay zekânın illüzyon perdesi, verilerin yoğunlaşması sonucu ortaya çıkabilecek "dijital diktatörlükler", istihdam pazarlarındaki "gereksizler sınıfı" ve insanlığın anlatı oluşturma yeteneğinin bilgisayar algoritmalarına devredilmesi gibi temel risklere dikkat çekmektedir. Makale, Harari’nin tespit ettiği bu varoluşsal tehditleri ve çözüm olarak sunduğu küresel düzenleme (regülasyon) önerilerini akademik bir çerçevede ele almaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yuval Noah Harari, Yapay Zekâ, Dijital Diktatörlük, Anlatı Devrimi, Veri Sömürgeciliği, Gereksizler Sınıfı.

********************************************************************************

Giriş

21. yüzyılın en büyük teknolojik kırılması olarak kabul edilen yapay zekâ (YZ) teknolojisi, yalnızca mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin değil; felsefe, sosyoloji ve siyaset biliminin de temel inceleme konularından biri hâline gelmiştir. Bu alanda multidisipliner bir yaklaşımla en çok ses getiren isimlerden biri de popüler yazar ve tarihçi Yuval Noah Harari’dir. Sapiens, Homo Deus, 21. Yüzyıl İçin 21 Ders ve son eseri Nexus kitaplarında, Harari, teknolojinin insan türünün evrimsel ve toplumsal yapısı üzerindeki etkilerini tarihsel bir süzgeçten geçirerek analiz etmektedir.[1]

Harari’nin yapay zekâya yönelik temel tezi, YZ’nin basit bir araç (tool) olmadığı; aksine kendi hedeflerini belirleme ve bağımsız bir aktör (agent) olma potansiyeline sahip ilk teknoloji olduğu yönündedir. Matbaa, atom bombası veya sanayi makineleri insan iradesine bağımlı araçlar iken; YZ, insan kültürünün temeli olan "dil" mecrasını ele geçirerek insan bilincini ve toplumsal kurumları dönüştürme gücüne sahiptir.[2]

1. Dilin Ele Geçirilmesi ve "İllüzyon Perdesi"

Harari’ye göre, homo sapiens’in dünyadaki egemenliğinin temelinde "ortak mitler" yaratabilme yeteneği yatar. Dinler, devletler, para ve hukuk sistemleri, aslında insan zihninin dil aracılığıyla kurduğu kurgusal gerçekliklerdir.[3] Yapay zekânın üretken modeller (Generative AI) ile ulaştığı seviye, algoritmaların insan dilinde yetkinleşmesini (mastery of language) sağlamıştır.

Harari, YZ’nin dili bu derece iyi kullanmasının insan kültürünün denetimini bilgisayar sistemlerine devretme riski taşıdığını belirtir. Algoritmalar, insanların duygusal zafiyetlerini analiz ederek siyasi tercihleri, dini inançları ve tüketim alışkanlıklarını yönlendirebilir. Eski Yunan mitolojisindeki Maya (illüzyon) kavramına atıfta bulunan yazar, insanlığın yakında tamamen yapay zekâ tarafından üretilmiş metinler, görseller, müzikler ve fikirlerle dolu bir "illüzyon perdesi" arkasında yaşayabileceği uyarısında bulunur.[4]

2. Siyasi Tehditler: Dijital Diktatörlükler ve Demokrasinin Erimesi

Harari’nin en sert uyarılarından biri, yapay zekâ ve biyoteknolojinin birleşimiyle ortaya çıkabilecek gözetim toplumları ve dijital diktatörlüklerdir.

2.1. Hacking Humans: İnsanların Hacklenmesi

Harari, tarihsel süreçte hiçbir diktatörün vatandaşlarının ne düşündüğünü, kalplerinin nasıl çarptığını veya ne zaman öfkelendiklerini anlık olarak takip edemediğini hatırlatır. Ancak biyometrik sensörler, akıllı cihazlar ve güçlü YZ algoritmaları sayesinde artık insanları kendilerinden daha iyi tanıyan sistemler kurulabilmektedir.[5] İnsanın hacklenebilir bir canlı hâline gelmesi, liberal demokrasilerin dayandığı "özgür irade" kavramını kökünden sarsmaktadır.[6]

2.2. Veri Sömürgeciliği ve Uluslararası Eşitsizlik

Verinin yeni petrol olarak tanımlandığı günümüzde, verinin merkezileşmesi küresel ölçekte yeni bir sömürgecilik türü doğurmaktadır. Harari, az sayıda teknoloji devinin (Big Tech) ve otoriter devletin küresel veri akışını kontrol etmesi durumunda, gelişmekte olan ülkelerin tamamen bağımlı "veri sömürgelerine" dönüşeceğini de savunur.[7]

3. Ekonomik ve Sosyal Riskler: "Gereksizler Sınıfı"

Yakın geçmişteki Endüstri Devrimi (Sanayi Devrimi) sürecinde kas gücünün yerini makineler almış, ancak insanlar zihinsel becerilerini kullanarak yeni iş alanlarına geçiş yapabilmiştir. YZ devriminde ise makineler insan zihnini ve bilişsel yeteneklerini geride bırakmaya başlamıştır. Harari, bu durumun kitlesel işsizlikten ziyade daha tehlikeli bir olguya yol açacağını öngörür: "Gereksizler Sınıfı" (Useless Class). Bu sınıf, yalnızca işsiz olan insanları değil; mevcut ekonomik sistemde yeniden eğitilmesi ve istihdam edilmesi imkânsız hâle gelen bireyleri ifade eder.[8] Sürücüsüz araçlar, otomatik tıbbi teşhis yazılımları ve hukuk analizi yapan algoritmalar, hem vasıfsız, hem de yüksek vasıflı meslek gruplarını tehdit etmektedir.

4. Nexus ve Bilgi Ağlarının Krizi

Harari’nin 2024 yılında yayımlanan Nexus: A Brief History of Information Networks from the Stone Age to AI başlıklı eserinde, yapay zekânın bilgi ağları üzerindeki yıkıcı etkisi geniş bir tarihsel perspektiften ele alınır.[9] Harari, bilginin her zaman "gerçek" üretemediğini; bilgi ağlarının sıklıkla düzen ve güç kurmak amacıyla hakikati feda ettiğini belirtir. Yapay zekâ, hakikat arayışından ziyade etkileşim ve düzen odaklı tasarlandığında toplumsal kutuplaşmayı tırmandırmakta ve sahte haberlerin (dezenformasyon) yayılmasını otomatikleştirmektedir. Kendi kendini düzelten mekanizmalara (özgür basın, bağımsız yargı, bilimsel denetim) sahip olmayan YZ destekli bilgi ağları, zamanla toplumsal çöküşe dahi yol açabilir.[10]

Sonuç

Yuval Noah Harari, yapay zekâ konusunda bir kıyamet tellallığı yapmaktan ziyade, insanlığın önündeki tehlikelere karşı acil eylem çağrısında bulunur. Harari’ye göre atılması gereken temel adımlar şunlardır:

YZ Bağımsız Aktör Olarak Tanımlanmalı ve Düzenlenmeli: YZ sistemleri, tıpkı ilaçlar veya nükleer teknolojiler gibi sıkı güvenlik testlerinden geçirilmeden piyasaya sürülmemelidir.[11]

İnsan Kılığında YZ Yasa Dışı Olmalı: Bir YZ algoritmasının kendisini insan gibi tanıtması (botlar, sahte sosyal medya hesapları) yasal olarak engellenmelidir. Bilgi ekosisteminin güvenliği için "insan ile makine" ayrımı netleştirilmelidir.[12]

Küresel İş Birliği: YZ riskleri ulusal sınırlar içinde çözülemez. Nükleer silahların denetimine benzer şekilde, küresel bir üst kurul kurulmalıdır.

Veri Mülkiyeti ve İnsan Hakları: Veri akışı kamusal denetime tabi tutulmalı, bireylerin kendi verileri üzerindeki hakları korunmalıdır.

Sonuç olarak, popüler yazar Yuval Noah Harari, yapay zekânın insanlığın sonunu getirebilecek varoluşsal bir tehdit olduğunu, ancak bu geleceğin kaçınılmaz olmadığını vurgular. Teknoloji kader değildir; onu nasıl tasarlayacağımız ve denetleyeceğimiz insanlığın ortak siyasi ve felsefi iradesine bağlıdır. Bu doğrultuda en gerekli husus, bu konuyu bir teknoloji yarışı ve milliyetçilik mücadelesine dönüştürmemek ve iş birliği içinde doğru hukuki adımları atmaktır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

DİPNOTLAR

[1] Yuval Noah Harari (2014), Sapiens: A Brief History of Humankind, Londra: Harvill Secker, ss. 75-80.

[2] Yuval Noah Harari (2023), "AI and the future of humanity", Yuval Noah Harari Keynote Speech at Frontiers Forum, Mayıs 2023, Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?reload=9&v=LWiM-LuRe6w.

[3] Yuval Noah Harari (2016), Homo Deus: A Brief History of Tomorrow, Londra: Harvill Secker, ss. 120-135.

[4] Science Time (2023), "Yuval Noah Harari's Warning About AI", Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=7k6MYV-Z8fA.

[5] Yuval Noah Harari (2018), 21 Lessons for the 21st Century, New York: Spiegel & Grau, ss. 45-58.

[6] A.g.e., s. 62.

[7] Yuval Noah Harari (2018), "Why Technology Favors Tyranny", The Atlantic, Ekim 2018 sayısı, Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2018/10/yuval-noah-harari-technology-tyranny/568330/.

[8] Yuval Noah Harari (2016), Homo Deus: A Brief History of Tomorrow.

[9] Yuval Noah Harari (2024), Nexus: A Brief History of Information Networks from the Stone Age to AI, Londra: Fern Press, ss. 112-145.

[10] A.g.e., ss. 205-220.

[11] Yuval Noah Harari & Tristan Harris & Aharon Levkowitz (2023), "You Can Have the Blue Pill or the Red Pill, and We’re Out of Blue Pills", The New York Times, 24 Mart 2023, Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/2023/03/24/opinion/yuval-harari-ai-chatgpt.html.

[12] Yuval Noah Harari (2024), Nexus: A Brief History of Information Networks from the Stone Age to AI, Londra: Fern Press, s. 310.

11 Ekim 2026 Pazar

Devletlerin Yapay Zekâ Gelişmişliği: Uluslararası Endeksler, Lider Ülkeler ve Bileşik Karşılaştırma

 

* Önemli not: Tek ve evrensel kabul görmüş bir “yapay zekâ gücü” endeksi bulunmamaktadır. Bazı araçlar teknoloji üretimini, bazıları kamu yönetiminin hazırlığını, bazıları ise etik yönetişim kapasitesini ölçer. Bu nedenle, rapordaki bileşik sıralama resmî bir uluslararası sıralama değil; kapsamı ve sınırlılıkları açıkça belirtilmiş analitik bir sentezdir.

* Kapsam: Tortoise Global AI Index, Global AI Index (2026 edisyonu), Oxford Insights Government AI Readiness Index, Stanford HAI Global AI Vibrancy Tool ve AI Index Report, IMF AI Preparedness Index, OECD.AI ve UNESCO RAM. Rapor, endekslerin ölçtüğü farklı kapasite türlerini ayırır; son bölümde ise resmî olmayan, kaynaklar arası bir bileşik değerlendirme sunar.

Yönetici Özeti

Bu konuda belirtilen başlıca kaynaklar birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekâ alanında devletlerin gelişmişliğine dair bizce iki temel sonuç ortaya çıkmaktadır. Birincisi, ABD (Amerika Birleşik Devletleri) ve Çin (Halk Cumhuriyeti), model geliştirme, araştırma, sermaye, hesaplama altyapısı ve sanayi ölçeği açısından küresel rekabetin merkezinde ve zirvesindedir. ABD, özellikle özel sektör yatırımı, önde gelen modeller, girişim ekosistemi ve veri merkezi kapasitesiyle öne çıkarken, Çin de yayın hacmi, patentler, sanayi uygulamaları ve devlet destekli teknoloji zincirlerinde güçlüdür[1][2]. İkincisi, “hazırlık” ve “yönetişim” ölçütlerinde Singapur, Birleşik Krallık, Fransa, Güney Kore, Hollanda, Danimarka ve Estonya gibi ülkeler farklı endekslerde üst sıralarda yer alabilmektedir [3][4][5].

Tortoise Media’nın 2024 Global AI Index’i 83 ülkeyi 122 göstergeyle, uygulama–yenilik–yatırım sütunlarında karşılaştırır. Bu endekste; ABD birinci, Çin ikinci, Singapur üçüncü, Birleşik Krallık dördüncü, Fransa beşinci ve Güney Kore altıncıdır. Hindistan ise ilk kez ilk 10’a girmiştir [1]. Ayrı bir yayın olan Global AI Index’in 2026 edisyonu ise, 190 hükümeti 47 göstergeyle dört eşit ağırlıklı sütunda değerlendirir; ABD, Çin, Birleşik Krallık, Singapur ve Güney Kore bu endekste ilk beştedir [2]. İki endeksin adlarının benzer olması, metodolojilerinin veya sıralamalarının aynı olduğu anlamına gelmez.

Oxford Insights’ın 2025 Government AI Readiness Index’i 195 hükümeti, kamu yararı için yapay zekâyı kullanma ve yönlendirme kapasitesi açısından değerlendirir. Bu edisyonda ABD birinci, Fransa ikinci ve Birleşik Krallık üçüncüdür; Çin ise sekizinci sıraya yükselmişdir [3]. IMF’nin AI Preparedness Index’i ise 174 ekonomi için dijital altyapı, beşerî sermaye, yenilik ve düzenleyici çerçeveyi ele alır; IMF, bu göstergenin teknoloji icat etme liderliğinden ziyade ekonomilerin yapay zekâyı benimsemeye ne kadar hazır olduğunu ölçtüğünü özellikle vurgular [4].

Stanford HAI’nin Global AI Vibrancy Tool’u ülke ekosistemlerini araştırma-geliştirme, ekonomi, altyapı, eğitim, politika ve yönetişim gibi boyutlarda karşılaştırır; genel sıralama verileri 2017–2024 dönemini kapsar. Stanford’ın yıllık AI Index Report’u ise tek bir sıralama değil, model performansı, yatırımlar, patentler, güvenlik, benimseme ve iş gücü hakkında kapsamlı bir veri derlemesidir [5][6]. OECD.AI ve UNESCO’nun Readiness Assessment Methodology (RAM) araçları da politika ve etik yönetişim analizi için yararlıdır; ancak bunlar, tüm ülkeleri tek bir listede sıralayan genel “AI güç” lig tabloları değildir [7][8].

Bu raporda kullanılan temel kavramlara dair açıklama:

- Yapay zekâ kapasitesi: Model, araştırma, sermaye, hesaplama gücü, insan kaynağı ve uygulama ekosistemini üretme ve sürdürme yeteneği.

- Kamu yönetimi hazırlığı: Devletin yapay zekâyı kamu hizmetlerinde kullanabilmesi, tedarik edebilmesi, düzenleyebilmesi ve risklerini yönetebilmesi.

- Etik yönetişim: Haklar, hesap verebilirlik, şeffaflık, kapsayıcılık ve denetim mekanizmalarını kurabilme kapasitesi.

- Bileşik sentez: Farklı endekslerin sonuçlarını ve bağımsız göstergeleri birlikte okuyarak oluşturulan analitik değerlendirme; resmî bir endeks değildir.

1. Araştırma Yöntemi ve Karşılaştırılabilirlik Sorunu

Endeksler arasında doğrudan karşılaştırma yapmanın önündeki temel sorun, ölçülen nesnelerin aynı olmamasıdır. Bir endeksin ilk sırası, ülkenin en güçlü temel modelini ürettiği anlamına gelebilir; başka bir endekste birincilik ise dijital kamu hizmetlerinin olgunluğu veya kurumsal düzenlemelerin niteliği anlamına gelebilir. Dolayısıyla, sıralamalar, ölçtükleri sorudan koparılarak yorumlanmamalıdır.

Bu raporda kaynaklar dört kümeye ayrılmıştır:

1-) Ulusal yapay zekâ kapasitesini ölçen endeksler: Tortoise Global AI Index ve Global AI Index’in 2026 edisyonu.

2-) Ekosistem ve yenilik performansını ölçen kaynaklar: Stanford HAI Global AI Vibrancy Tool ve yıllık AI Index Report.

3-) Kamu yönetimi ve ekonominin hazırlığını ölçen endeksler: Oxford Insights Government AI Readiness Index ve IMF AIPI.

4-) Politika ve etik yönetişim araçları: OECD.AI Policy Observatory ve UNESCO RAM.

Raporda kullanılan veri kesim tarihi Ekim 2026’dır. Bununla birlikte, en yeni yayın her zaman en güncel ölçüm yılını da kullanmaz: Tortoise’ın erişilebilen en güncel küresel endeksi 2024 edisyonudur; Stanford Vibrancy Tool’un ülke sıralaması 2024’e kadar uzanır; IMF AIPI’nin gösterge seti 2023 verilerini temel alır. 2026 tarihli bir raporun 2023 veya 2024 verisini kullanması, o veriyi otomatik olarak 2026 performansı yapmaz.

Bileşik sıralama hazırlanırken iki ilke gözetilmiştir. İlk olarak, bir endeksteki puan diğer endeksteki puanla doğrudan toplanmamıştır; ölçekler ve kapsanan göstergeler farklıdır. İkinci olarak, yeni ve metodolojisi yayımlanmış 2026 Global AI Index’i bir referans çıpası olarak kullanmakla birlikte, sonuçlar Tortoise, Stanford, Oxford ve IMF bulgularıyla çapraz kontrol edilmiştir. Kaynaklar arası veri boşlukları ve farklı yıllar nedeniyle raporda sahte bir kesinlik izlenimi yaratacak ondalıklı “küresel bileşik puanlar” üretilmemiştir.

Endeksleri okurken sorulması gereken sorular ise şöyle sıralanabilir:

  • Ülke sayısı kaçtır ve hangi ülkeler kapsam dışındadır?
  • Ölçüm, mutlak ölçeği mi (toplam yatırım, model sayısı, hesaplama gücü) yoksa nüfus/ekonomi başına yoğunluğu mu esas alır?
  • Veri hangi yıla aittir; sıralama tarihi ile ölçüm yılı aynı mıdır?
  • Eksik veriler tahminle mi doldurulmuştur, yoksa veri eksikliği açıkça mı işaretlenmiştir?
  • Endeks özel sektörün teknik üretimini mi, devletin hazırlığını mı, yoksa etik yönetişimi mi ölçmektedir?

2. Tortoise Global AI Index (2024)

Tortoise Media’nın Global Artificial Intelligence Index’i 2019’da başlatılmıştır. Eylül 2024’te yayımlanan beşinci edisyon, 83 ülkeyi 24 kamu ve özel veri kaynağından derlenen 122 göstergeyle değerlendirmiştir. Bu endekste üç ana sütun ve yedi alt sütun vardır: uygulama (yetenek, altyapı, faaliyet ortamı), yenilik (araştırma, geliştirme) ve yatırım (ticari ekosistem, hükümet stratejisi) [1]. Endeks, mutlak kapasiteyi ve nüfus/ekonomi ölçeğine göre yoğunluğu birlikte değerlendirmeye çalışır.

Tortoise Global AI Index 2024 edisyonunda öne çıkan ülkeler

Sıra / konumÜlkeEndekste öne çıkan özellik
1ABDYetenek, altyapı, temel modeller ve özel sektör yatırımı; toplam kapasitede belirgin ölçek avantajıyla, ABD, bu endekste ilk sıradadır.
2ÇinAraştırma, patentler, sanayi uygulamaları ve devlet destekli ekosistem açısından, Çin, bu alanda ABD'nin tek ciddi rakibidir; ancak bazı göstergelerde veri kısıtları söz konusudur.
3SingapurNüfus ve ekonomi ölçeğine göre yüksek yoğunluk; araştırma ve altyapıda güçlü performansla, Singapur, bu alanda lider devletlerdendir.
4Birleşik KrallıkTicari ekosistem, araştırma kurumları ve politika/standartlar alanlarında güçlü konumla, Birleşik Krallık, yapay zekâ alanında lider devletlerden birisidir.
5FransaAçık modeller, temel araştırma, kamu harcamaları ve hesaplama kapasitesindeki ilerlemeyle, Fransa, bu alanda ciddi bir sıçrama içerisindedir.
6Güney KoreSanayiye yönelik uygulama ve teknoloji üretim zincirleriyle, Güney Kore, yapay zekâ konusunda Asya'nın lider ülkelerindendir.
İlk 10İsrail, Kanada, Hindistan ve diğer yüksek kapasiteli ülkelerİsrail, yatırım yoğunluğuyla; Kanada, kamu stratejisiyle; Hindistan ise geniş yetenek havuzuyla bu konuda öne çıkar.

 

Tortoise’a göre, ABD ve Çin, yapay zekâ alanında diğer ülkelerden önemli ölçüde ayrışmaktadır. Singapur, İsrail ve İsviçre gibi daha küçük ekonomiler ise kapasitenin nüfusa ve ekonomiye oranlandığı “yoğunluk” ölçüsünde güçlüdür. Bu ayrım önemlidir: büyük ekonomiler mutlak ölçekte, küçük ve iyi uzmanlaşmış ülkeler ise kişi başına veya ekonomik ölçeğe göre ölçümlerde daha iyi görünebilir [1].

3. Global AI Index – 2026 edisyonu (Tortoise’tan farklı yayın)

Globalaiindex.org adresinde yayımlanan 2026 Global AI Index, Tortoise endeksiyle aynı türde bir çalışma değildir. Kurumun kendi açıklamasına göre, 190 hükümeti 47 gösterge ve 21 kaynakla değerlendirir; puanlar 0–100 aralığına normalize edilir ve dört sütuna eşit ağırlık verilir: kurumsal kapasite, teknik temeller, insan kaynağı ve yönetişim/güvenceler. Endeksin metodolojisi, kanıtlanmamış kapasitenin tahmin edilmesi yerine eksik kanıtın açıkça kaydedilmesini vurgular [2].

1ABD92,6
2Çin78,4
3Birleşik Krallık71,9
4Singapur70,8
5Güney Kore68,2
6Fransa66,4
7Almanya65,7
8Kanada64,9
9Japonya63,5
10İsrail62,8
11Hollanda62,1
12Hindistan60,4
13Birleşik Arap Emirlikleri59,6
14İsviçre58,9
15Avustralya57,8

 

Bu endeksin güçlü yanı, teknik kapasiteyi yönetişim güvenceleriyle birlikte ele almasıdır. Sınırlılığı ise, adından da anlaşılacağı üzere, hükümetlerin kurumsal kapasitesine odaklanması; özel sektörün model performansını, pazar payını veya askerî yapay zekâ kapasitesini tek başına tam olarak temsil etmemesidir. Ayrıca, bu, ikinci edisyonu yayımlanmış nispeten yeni bir ölçüm çerçevesidir; sonuçları köklü endekslerle karşılaştırırken metodoloji ve veri geçmişi dikkate alınmalıdır [2].

4. Oxford Insights Government AI Readiness Index (2025)

Oxford Insights endeksi, hükümetlerin yapay zekâyı kamu yararı için kullanma, yaygınlaştırma ve düzenleme kapasitesini ölçer. 2025 edisyonu 195 hükümeti kapsar ve önceki sürümlere göre yaklaşımını genişleterek devletin yalnızca kamu hizmetlerinde AI kullanmasını değil, aynı zamanda ulusal ekosistemi mümkün kılmasını ve riskleri kontrol altına almasını da dikkate alır [3]. Bu nedenle, endeks, teknoloji şirketlerinin en iyi modeli geliştirip geliştirmediğinden ziyade devlet kapasitesi ve kamu politikası sorusuna cevap verir.

2025 yılı tablosunda ABD 88,36 puanla birinci, Fransa 80,81 ile ikinci, Birleşik Krallık 77,75 ile üçüncü, Hollanda 77,18 ile dördüncü ve Güney Kore 76,89 ile beşincidir. Çin ise sekizinci sıraya yükselmiştir. Oxford Insights, Çin’in araştırma ve yerli teknoloji ekosisteminde kayda değer bir gelişme gösterdiğini belirtirken, dışarıdan yapılan ölçümlerde şeffaflık ve veri erişimi sorunlarının Çin’in konumunu olduğundan daha düşük gösterebileceği uyarısını da yapmaktadır [3].

Bu endeksin önemli katkısı, kamu yönetimi, düzenleyici kapasite, altyapı ve dayanıklılık gibi alanları görünür kılmasıdır. Buna karşılık, yüksek kamu hazırlığı; ileri düzey temel model üretimi, çip tasarımı veya küresel özel sermaye çekimiyle aynı şey değildir. Örneğin, bir ülke dijital kamu hizmetlerinde çok güçlü olabilir, ancak en ileri hesaplama altyapısı ve temel model geliştirme ölçeğinde aynı ölçüde güçlü olmayabilir.

5. IMF AI Preparedness Index (AIPI)

IMF’nin AI Preparedness Index’i, 174 ülke ve ekonominin yapay zekâyı benimsemeye ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirir. Dört boyut kullanılır: dijital altyapı; beşerî sermaye ve iş gücü politikaları; teknolojik yenilik ve ekonomik bütünleşme; düzenleme ve etik. Kaynak veriler, uluslararası kurumların resmî istatistikleriyle anket temelli göstergeleri bir araya getirir [4].

IMF panosunda yüksek hazırlık puanlarına Singapur (yaklaşık 0,80), Danimarka (0,78), ABD (0,77), Hollanda (0,77) ve Estonya (0,75) gibi ekonomiler ulaşmıştır. Çin’in gösterge puanı yaklaşık 0,64 düzeyindedir. Bunlar Tortoise veya Stanford’daki “AI üretme gücü” sıralamalarıyla bire bir aynı değildir. IMF, AIPI’nin yapay zekâ icat etme liderliğini değil, ülkelerin teknolojiyi ekonomi çapında benimsemeye yönelik yapısal hazırlığını ölçtüğünü ve sıralamanın tek başına kesin bir hüküm olarak kullanılmaması gerektiğini açıkça belirtir [4].

IMF yaklaşımının avantajı, ülkelerin yalnızca teknoloji şirketlerine değil, bağlantı altyapısına, eğitim sistemine, iş gücü dönüşümüne ve hukuk düzenine de bakmasını sağlamasıdır. Dezavantajı ise, algı temelli bazı göstergelerin bulunması, verilerin gecikmeli olması ve çok ileri düzey model üretimi ya da askerî kullanım gibi konuları doğrudan ölçmemesidir.

Bu iki endeks neden farklı lider devletler çıkarır?

Oxford, kamu kurumlarının AI’ı kullanabilmesi ve yönetebilmesine; IMF ise bütün ekonominin benimseme koşullarına odaklanır. Bu nedenle, Fransa veya Birleşik Krallık gibi ülkeler hükümet hazırlığı açısından öne çıkarken, Singapur ve Danimarka gibi ülkeler altyapı, insan sermayesi ve düzenleyici ortamın birleşiminde öne çıkabilir. Bu sonuçlar, ülkenin mutlak model üretim hacminin daha yüksek olduğunu tek başına kanıtlamaz.

6. Stanford HAI: Global AI Vibrancy Tool ve AI Index Report

Global AI Vibrancy Tool

Stanford Institute for Human-Centered AI (HAI) tarafından sunulan Global AI Vibrancy Tool, ülke yapay zekâ ekosistemlerini karşılaştıran bir araçtır. Ülke sıralaması, 36 ülke ve 23 göstergeyi yedi sütun içinde karşılaştırır; ayrıca bazı tekil göstergeler için 66 ülkeye kadar uzanan daha geniş zaman serileri sunulur. Kullanıcılar, sütunların ve göstergelerin ağırlıklarını değiştirebilir. Bu esneklik yararlıdır; ancak kullanıcı ağırlıkları değiştiğinde ortaya çıkan sonuç artık tek ve sabit bir resmî sıralama değildir [5].

Stanford’un 2024 Vibrancy Tool sonuçlarına göre; ABD birinci, Çin ikinci, Birleşik Krallık ise üçüncü sıradadır. Hindistan dördüncü, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) beşinci, Fransa altıncı, Güney Kore yedinci ve Almanya sekizinci sırada yer almıştır. Bu tablo, Tortoise’un bazı sıralamalarıyla benzerlik gösterirken, Hindistan ve BAE gibi ülkelerin ekosistem, ekonomi veya araştırma bileşenleri üzerinden daha üst sıralara çıkabildiğini de göstermektedir [5].

Stanford AI Index Report

Yıllık AI Index Report, bir ülke lig tablosu değildir; araştırma ve geliştirme, teknik performans, güvenilir/ sorumlu AI, ekonomi, bilim, tıp, eğitim, politika ve kamuoyu gibi başlıklardaki eğilimleri derleyen geniş kapsamlı bir rapordur. Bu nedenle, bileşik sıralama oluşturulurken tek bir sıra puanı gibi kullanılmamalı; ülkelerin belirli alanlardaki güçlü ve zayıf yönlerini doğrulayan bir kanıt kaynağı olarak değerlendirilmelidir [6].

2026 raporunun öne çıkan bulgularına göre; 2025’te özel AI yatırımı ABD’de yaklaşık 285,9 milyar dolara ulaşmış; Çin’deki özel yatırım ise yaklaşık 12,4 milyar dolar olarak ölçülmüştür. Stanford, özel yatırım verilerinin Çin’in toplam harcamalarını eksik gösterebileceğini, çünkü devlet yönlendirmeli fonların da önemli bir rol oynadığını belirtir. Aynı rapor, ABD ve Çin modelleri arasındaki performans farkının 2025–2026 döneminde çok daraldığını; Çin’in yayın, patent ve sanayi robotları gibi bazı göstergelerde güçlü olduğunu vurgular [6].

2025 raporundaki geçmiş dönem göstergeleri de önemli bir ayrımı ortaya koymuştu: ABD merkezli kurumlar 2024’te 40 dikkat çekici AI modeli üretirken, Çin 15, Avrupa ise 3 model üretmiştir. Buna karşılık, Çin, AI yayınları ve patentlerinde güçlü bir konuma sahiptir [6]. Dolayısıyla, model sayısı, yayın hacmi, patent ve özel sermaye tek bir göstergede birleştirilmemelidir.

Stanford kaynakları hangi soruya cevap verir?

Vibrancy Tool: Ülkelerin araştırma, ekonomi, altyapı, eğitim ve politika bileşiminde göreli ekosistem performansı nedir?

AI Index Report: AI’ın küresel ölçekte hangi teknik, ekonomik, bilimsel ve toplumsal yönleri hızla değişmektedir?

Her iki kaynak da sonuçların bağlam içinde okunmasını gerektirir; AI Index Report’un bulguları tek başına bir ülke sıralaması oluşturmaz.

7. OECD.AI ve UNESCO RAM: Sıralamadan Çok Yönetişim

OECD.AI Policy Observatory

OECD.AI, ulusal yapay zekâ politikaları, ilkeler, uluslararası politika gelişmeleri ve göstergeler için bir gözlemevidir. OECD’nin 2026 tarihli çalışmaları, politika uygulamalarını ve AI yönetişimini karşılaştırmak için yararlıdır; ancak bütün ülkeleri model üretimi, yatırım ve hesaplama gücü bakımından tek bir puanda sıralayan, Tortoise ile aynı türde bir küresel endeks değildir [7].

UNESCO Readiness Assessment Methodology (RAM)

UNESCO RAM, Yapay Zekâ Etiği Tavsiye Kararı’nın uygulanmasına yardımcı olmak için geliştirilmiş bir ülke değerlendirme aracıdır. 195 nitel ve nicel soru; hukuk, sosyal-kültürel yapı, bilim ve eğitim, ekonomi, teknik ve altyapı olmak üzere 5 boyutta toplanır. UNESCO, RAM’in amacı bakımından bunun bir lig tablosu değil, ülkelerin etik ve insan merkezli AI yönetişimi kapasitesini değerlendirmeye ve iyileştirmeye yönelik bir teşhis aracı olduğunu açıkça belirtir [8].

Bu nedenle OECD.AI ve UNESCO RAM için “birinci ülke” ilan etmek metodolojik olarak uygun değildir. Bu kaynaklardan çıkarılabilecek karşılaştırmalar; hangi ülkelerin strateji, mevzuat, hesap verebilirlik, hakların korunması, kamusal denetim ve kapasite geliştirme alanlarında ilerlediği, hangi kurumsal boşlukların devam ettiği gibi nitel sonuçlardır.

Başlıca kaynakların karşılaştırmalı özeti

KaynakTemel ölçümKapsam / veri dönemiLider veya kullanım notu
Tortoise Global AI IndexKapasite: uygulama, yenilik, yatırım83 ülke; 2024 edisyonuABD, Çin, Singapur; teknoloji ekosistemi karşılaştırması.
Global AI Index (2026)Kamu kurumsal/teknik kapasite ve güvenceler190 hükümet; 2026ABD, Çin, Birleşik Krallık; 47 gösterge, dört eşit sütun.
Oxford InsightsHükümetin AI’ı kamu yararına kullanma hazırlığı195 hükümet; 2025ABD, Fransa, Birleşik Krallık; devlet kapasitesi.
IMF AIPIEkonominin AI benimsemesine yapısal hazırlığı174 ekonomi; göstergeler 2023Singapur, Danimarka, ABD; kesin bir AI üretim sıralaması değildir.
Stanford Vibrancy ToolAI ekosistemi ve göreli canlılık36 ülke; 2017–2024 sıralama serisiABD, Çin, Birleşik Krallık; ağırlıklar değiştirilebilir.
Stanford AI Index ReportTeknik, ekonomik, bilimsel ve toplumsal eğilimlerYıllık rapor; 2026 edisyonuLig tablosu değildir; gösterge bazında liderler değişir.
OECD.AIPolitika, yönetişim ve göstergelerOECD odaklı, göstergeye göre değişen kapsamTek bir küresel AI güç sıralaması yok.
UNESCO RAMEtik ve insan merkezli yönetişim hazırlığı70’ten fazla ülkede uygulanmış süreçSıralama değil; ülke teşhisi ve reform yol haritası.

 

8. Liderlik tek bir boyuttan ibaret değildir

Endeksleri bir arada değerlendirmek, küresel yapay zekâ liderliğinin hem yoğunlaştığını, hem de alanlara göre dağıldığını gösterir. ABD ve Çin toplam ölçek ve teknoloji üretimi bakımından merkezî konumdayken, diğer ülkeler belirli alt alanlarda rekabetçi üstünlükler kurabilmektedir.

BoyutÖne çıkan ülke/ülke grubuKanıta dayalı yorum
Özel sektör yatırımı ve girişim sermayesiABDStanford 2026 raporuna göre, 2025 özel AI yatırımı 285,9 milyar dolar; Çin için ise 12,4 milyar dolar. Çin’in devlet fonları, özel yatırım rakamlarında görünmeyebilir [6].
Önde gelen temel modellerABD ve ÇinABD kurumları, model sayısı ve şirket ölçeği açısından güçlü; Çin modelleri ise performans bakımından hızla yaklaşıyor [6].
AI yayınları ve patentlerÇinStanford 2026, Çin’in yayın, atıf ve patent üretimindeki ağırlığını vurgular; patent sayısı tek başına ticari değerin veya kalitenin göstergesi değildir [6].
Küresel AI ekosistemi / kapasiteABD, Çin; ardından Singapur ve önde gelen Avrupa/Asya ekonomileriTortoise ve Global AI Index 2026’nın ilk sıraları bu örüntüyü destekler [1][2].
Kamu yönetimi hazırlığıABD, Fransa, Birleşik Krallık; ayrıca Hollanda ve Güney KoreOxford 2025’te ilk beş; yönetişim ve kamu uygulamalarına odaklanan sonuçlar [3].
Ekonomik benimsemeye hazırlıkSingapur, Danimarka, ABD, Hollanda, EstonyaIMF AIPI’nin yüksek puanlı ekonomileri; yapısal hazırlık ölçümüdür [4].
AI yoğunluğu / kişi başına kapasiteSingapur, İsrail, İsviçreTortoise’un yoğunluk ölçüsü küçük ama uzmanlaşmış ekosistemleri görünür kılar [1].
Sanayi robotları ve endüstriyel ölçekÇinStanford 2026 raporuna göre Çin 2024’te küresel endüstriyel robot kurulumlarının %54’ünü gerçekleştirmiştir [6].
Çip üretim zincirindeki kritik rolTayvan, Güney Kore, ABD, Japonya ve Hollanda’daki belirli aktörlerAI kapasitesi tek bir ülkeye ait değildir; ileri çip tasarımı, üretimi, ekipmanı ve paketleme farklı coğrafyalara yayılmıştır [1][6].
Etik ve kurumsal yönetişimEndekse göre değişir; OECD ve UNESCO doğrudan genel lider sıralaması vermezHukuk, denetim, haklar ve kamu güveni ayrı ayrı değerlendirilmelidir [7][8].

 

ABD–Çin karşılaştırmasının ana eksenleri

ABD’nin üstünlük alanları; büyük özel şirketler, risk sermayesi, ileri model geliştirme, bulut altyapısı, veri merkezleri, araştırmacı çekimi ve küresel yazılım ekosistemidir. Buna karşılık, yarı iletken tedarik zincirinde ABD, uluslararası üretim ortaklarına bağımlıdır. Stanford 2026, ABD’de 5.427 veri merkezi bulunduğunu ve bu sayının diğer ülkelerden on kattan fazla olduğunu bildirir [6].

Çin’in güçlü yanları; büyük iç pazar, sanayi ölçeği, araştırma yayınları, patentler, robotik ve devlet destekli yatırım kapasitesidir. Çin’in gelişmiş AI çiplerine ve bazı dış veri setlerine erişiminin sınırlı olması, ülke sıralamalarını etkileyebilir. Bu nedenle ABD–Çin farkı, endeksten endekse değişir: özel yatırım ve model sayısında ABD lehine daha geniş bir fark; yayın, patent ve sanayi uygulamalarında ise Çin lehine ya da daha dengeli bir tablo görülebilir [3][6].

Avrupa ülkeleri, ABD ve Çin’in toplam ölçeğine ulaşmasalar da araştırma, sanayi uygulamaları, insan sermayesi, kamu politikası ve düzenleyici çerçeveler açısından önemli bir kapasiteye sahiptir. Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Hollanda’nın sıralamalardaki görünürlüğü bu çeşitliliği yansıtmaktadır. Singapur ve İsrail ise ölçekleri görece küçük olsa da uzmanlaşma, yetenek ve yatırım yoğunluğu açısından öne çıkmaktadır.

9. Bileşik karşılaştırma: yöntem ve sınırlılıklar

Aşağıdaki bileşik sıralama, rapordaki kaynakların sonuçlarını birlikte yorumlayan analitik bir sentezdir; herhangi bir uluslararası kuruluş tarafından yayımlanmış resmî bir endeks değildir. Sıralama, farklı ölçüm birimlerini doğrudan toplamak yerine, ülkelerin birden çok bağımsız kaynakta tekrar tekrar üst sıralarda yer almasına ve AI kapasitesinin temel alanlarında gösterdikleri performansa dayanır.

Kullanılan karar çerçevesi

BileşenAğırlık / işlevNeden dahil edildi?
Genel kapasite çıpasıEn yüksek yorum ağırlığı; Global AI Index 2026190 hükümet ve dört eşit sütun üzerinden karşılaştırılabilir 0–100 puan sunar [2].
Araştırma, model, yatırım ve uygulamaÇapraz kontrol; Tortoise 2024 ve Stanford AI IndexTeknik ve ekonomik üretim kapasitesini, model ve sermaye göstergelerini yakalar [1][6].
Ekosistem canlılığıÇapraz kontrol; Stanford Vibrancy ToolAraştırma, ekonomi, eğitim, altyapı ve yönetişimi birlikte okur [5].
Devlet ve ekonomik hazırlıkDestekleyici ölçüt; Oxford 2025 ve IMF AIPIKamu uygulaması ve ekonominin benimseme koşullarını gösterir [3][4].
Etik yönetişimNitel kontrol; OECD.AI ve UNESCO RAMHaklar, denetim ve kurumsal sorumluluk boyutlarının göz ardı edilmesini önler [7][8].

 

Sentezin temel mantığı şöyledir: Bir ülke yalnızca tek bir göstergede yüksek olduğu için üst sıraya taşınmaz. Üst sıralar; temel model ve araştırma üretimi, hesaplama ve dijital altyapı, sermaye/şirket ekosistemi, yetenek ve kamu kapasitesi alanlarının birden fazlasında güçlü kanıt bulunan ülkelere verilir. Stanford Vibrancy Tool’da yer almayan ülkeler için, bu eksiklik otomatik olarak sıfır puan anlamına gelmez; ancak kaynaklar arası karşılaştırmanın güven düzeyini düşürür.

Neden kesin bir matematiksel ortalama verilemez?

İlk olarak kaynaklar aynı yılları ölçmemekte, aynı ülkeleri kapsamamakta ve aynı değişkenleri kullanmamaktadır. Tortoise’un 2024 sıralaması, Stanford Vibrancy’nin 2024’e kadar uzanan serisi, Oxford’un 2025 hükümet hazırlığı ve IMF’nin 2023 göstergeleri doğrudan aynı ölçeğe dönüştürülemez. Bir puan normalizasyonu yapmak mümkün olsa bile, eksik verileri ve ölçüm farklarını açıklamadığı sürece ondalıklı bir sonuç vermek, gerçekte olmayan bir kesinlik yanılsaması yaratır. Bu nedenle, aşağıdaki sıralama analitik bir sıra önerisi olarak okunmalı; özellikle birbirine yakın konumlardaki ülkeler arasında kesin bir fark olduğu iddia edilmemelidir.

Sıralamanın yorum anahtarı

  • 1–2: Küresel ölçekte kapsamlı kapasite; hem üretim, hem de sermaye ve altyapı bakımından öne çıkan iki ana güç.
  • 3–5: Çok güçlü ekosistemler; araştırma, devlet kapasitesi, yetenek veya uzmanlaşma alanlarında küresel ölçekte etkili olan ülkeler.
  • 6–10: Yüksek kapasiteli büyük sanayi ve araştırma ekonomileri; bazı alanlarda öncü, bazı alanlarda ise ilk beşin gerisinde.
  • 11–20: Güçlü, ancak daha spesifik alanlarda uzmanlaşmış veya toplam ölçek/temel model üretiminde sınırlı ekosistemler.
  • İlk 20 dışında kalan ülkeler için sıralama vermek, kaynaklar arası kapsama ve veri kalitesine bağlıdır; Türkiye için özellikle bu belirsizlik korunmuştur.

 

10. Bileşik Yapay Zekâ Gelişmişlik Sıralaması

Aşağıdaki tablo, Ekim 2026 itibarıyla erişilebilen kaynakların ortak örüntülerini yansıtan ilk 20’lik bir bileşik sıralamadır. Bu liste, kaynakların ham sıralamalarının aritmetik ortalaması değildir; genel kapasite, teknoloji üretimi, ekosistem gücü, kamu hazırlığı ve bağımsız kaynaklarda tekrar eden liderlik bulguları birlikte değerlendirilmiştir. 3–10 ve özellikle 11–20 arasındaki sıralar, farklı endekslerin farklı alanları ölçmesi nedeniyle daha düşük kesinlik taşır.

Bileşik sıraÜlkeSentez gerekçesi / başlıca avantaj
1ABDÖzel AI (yapay zekâ) yatırımı, önde gelen modeller, veri merkezleri, şirket ekosistemi ve araştırma kapasitesinde çok güçlü; birden fazla kaynakta lider.
2ÇinAraştırma, patent, sanayi robotları, büyük iç pazar ve devlet destekli teknoloji ekosistemi; bazı ölçümlerde veri ve şeffaflık sınırlılıkları.
3Birleşik KrallıkAraştırma, yetenek, politika/yönetişim ve ticari ekosistem; hem genel kapasite hem kamu hazırlığı sıralamalarında üst düzey.
4SingapurKişi başına yoğunluk, altyapı, kamu hazırlığı ve ekonomik benimseme koşulları güçlü; ölçek bakımından ABD/Çin’den daha küçük.
5Güney KoreYarı iletkenler, sanayi uygulamaları, araştırma ve kamu hazırlığı; teknoloji üretim zincirlerinde güçlü bir konum.
6FransaTemel araştırma, açık modeller, kamu yatırımı ve kamu yönetimi hazırlığı; Avrupa’nın öne çıkan ekosistemlerinden.
7AlmanyaSanayi AI’ı, mühendislik, araştırma ve kurumsal kapasite; temel model ölçeği ABD/Çin’den daha düşük.
8KanadaAraştırma ve yetenek, AI şirketleri ve kamu stratejisi; ABD’ye yakın ekosistem bağlantıları.
9JaponyaRobotik, donanım ve sanayi uygulamaları; temel model ve özel yatırım ölçülerinde farklı profil.
10İsrailYetenek, araştırma, girişimcilik ve nüfusa oranla yüksek yatırım yoğunluğu.
11HollandaDijital altyapı, kamu hazırlığı ve Avrupa teknoloji/yarı iletken ekosistemine bağlantılar.
12HindistanGeniş AI yetenek havuzu, yazılım hizmetleri ve araştırma; hesaplama ve özel sermaye ölçeği büyüyor.
13İsviçreAraştırma kalitesi, kişi başına yetenek ve yüksek teknoloji uzmanlaşması.
14Birleşik Arap EmirlikleriHedefli kamu yatırımları, model geliştirme girişimleri ve ekonomik AI’nin benimsenmesi.
15AvustralyaAraştırma, kamu hazırlığı, eğitim ve dijital altyapı; küresel model üretim ölçeği sınırlı.
16DanimarkaEkonomik hazırlık, dijital altyapı ve düzenleyici/kurumsal olgunluk.
17FinlandiyaEğitim, dijital kamu kapasitesi ve yetenek geliştirme; daha küçük bir ticari ekosistem.
18TayvanKritik yarı iletken üretim zinciri ve teknik altyapı; ulusal AI ekosisteminin bazı ölçümleri endekslere göre farklılık gösterir.
19Suudi ArabistanBüyük ölçekli kamu yatırım taahhütleri ve hesaplama altyapısı hedeflerinin sonuçlarının sürdürülebilirliği, uygulamaya bağlıdır.
20İsveçAraştırma, dijital altyapı, sanayi ve yetenek; toplam model/sermaye ölçeği daha sınırlı.

 

Bu sıralama, her ülkenin her alanda aynı ölçüde güçlü olduğu anlamına gelmez. Örneğin, Tayvan’ın çip tedarik zincirindeki stratejik rolü, bir hükümet hazırlığı endeksinde aynı derecede yüksek bir sıraya yerleşmeyebilir; Hindistan’ın yetenek havuzu ve araştırma ölçeği de kişi başına yoğunluk veya özel yatırım ölçütlerinde farklı sonuçlar verebilir.

11. Türkiye’nin Konumu ve Politika Çıkarımları

Türkiye’nin değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken nokta, endekslerin aynı ülke profilini ölçmemesidir. 2026 Global AI Index’in kamu kurumsal kapasite odaklı sıralamasında, Türkiye, 190 hükümet arasında 50. sırada yer alır. Aynı tabloda Rusya ise 56. sıradadır [2]. Bu, söz konusu endeksin dört sütununda Türkiye’nin orta grupta bulunduğunu gösterir; ancak ülkenin bütün AI kapasitesine, özel sektörüne veya askerî uygulamalarına dair tek başına nihai bir hüküm değildir.

Stanford Vibrancy Tool’un genel sıralamasında Türkiye yer almadığı için, Türkiye’ye bu araçtan doğrudan bir sıralama atamak mümkün değildir [5]. IMF AIPI, Türkiye ekonomisinin AI’yi benimsemesine hazırlayan altyapı, insan sermayesi, yenilik ve düzenleme koşullarını değerlendirmek için tamamlayıcı bir kaynaktır; Oxford Insights ise kamu uygulamaları ve yönetişim hazırlığı açısından ayrı bir teşhis sunar [3][4]. Bu göstergelerden hareketle, Türkiye’nin bileşik ilk 20 listesine dahil edilmemesi, ülkenin önemsiz olduğu anlamına gelmez; bu raporun, kaynaklar arası ortak liderlik ölçütünü karşılayacak şekilde doğrulanmış, ancak eşzamanlı veri kapsamının yetersiz olduğu anlamına gelir.

Türkiye için izlenmesi gereken alanlar

  • Hesaplama kapasitesi: Yüksek performanslı GPU erişimi, veri merkezi kapasitesi, enerji maliyeti ve ulusal araştırma altyapısı.
  • Araştırma ve insan kaynağı: AI yayınlarının niteliği ve atıf etkisi, doktora eğitimi, araştırmacıların ülkede kalması ve sanayiyle bağlantılar.
  • Ticarileşme: Girişim sermayesi, ölçeklenebilir AI şirketleri, kamu alımları ve yerli çözümlerin üretken sektörlerde kullanımı.
  • Dil ve veri: Türkçe ve diğer yerel dillerde kaliteli veri kümeleri, değerlendirme testleri, açık kaynak katkıları ve güvenli veri paylaşımı.
  • Kamu yönetişimi: Risk sınıflandırması, hesap verebilirlik, bağımsız denetim, kamu kurumlarında yetkinlik ve vatandaşların başvuru/itiraz yolları.
  • Stratejik dayanıklılık: Çip, bulut, model ve yazılım tedarikinde tek kaynağa bağımlılığın azaltılması; uluslararası araştırma iş birliklerinin sürdürülmesi.

Sonuç

Endeksler birlikte değerlendirildiğinde, ABD ve Çin, yapay zekânın küresel teknoloji rekabetindeki iki merkezî aktörü olarak görünmektedir. Bununla birlikte, bu iki ülkenin avantajları aynı değildir: ABD sermaye, model şirketleri ve hesaplama altyapısında; Çin ise araştırma hacmi, patentler, sanayi ölçeği ve devlet destekli teknoloji geliştirmede güçlüdür. Birleşik Krallık, Singapur, Güney Kore, Fransa, Almanya, Kanada, Japonya ve İsrail gibi ülkeler farklı alt alanlarda rekabetçi üstünlükler taşımaktadır.

Kamu yönetiminin hazırlığı ve etik yönetişim, teknik kapasiteden ayrı boyutlardır. Oxford ve IMF gibi kaynakların farklı liderler çıkarması bir tutarsızlık değil, ölçtükleri soruların farklı olmasının sonucudur. OECD.AI ve UNESCO RAM ise genel sıralama üretmek yerine yönetişim kalitesini ve kurumsal eksikleri anlamaya yardım eder.

Bu rapordaki bileşik sıralama, güncel kaynaklar arasında ortak örüntüleri görünür kılmak için hazırlanmış analitik bir araçtır. Akademik veya politika belgelerinde kullanılırken her ülkenin tek bir sıra numarasına indirgenmemesi; kaynak, veri yılı ve ölçüm amacıyla birlikte raporlanması önerilir. En sağlam yaklaşım, tek bir endekse dayanmak yerine teknik üretim, yatırım, insan kaynağı, benimseme ve yönetişimi ayrı sütunlar halinde takip etmektir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

KAYNAKÇA

[1] Tortoise Media (2024, 19 Eylül), "The Global Artificial Intelligence Index 2024; Global AI Index Methodology Report", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://www.tortoisemedia.com/2024/09/19/the-global-artificial-intelligence-index-2024.

[2] Global AI Index (2026), "The 2026 Index: 190 governments, 47 indicators; Methodology and full rankings", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://globalaiindex.org/.

[3] Oxford Insights (2026), "Government AI Readiness Index 2025", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://oxfordinsights.com/ai-readiness/government-ai-readiness-index-2025/.

[4] International Monetary Fund (2023), "AI Preparedness Index", Erişim Tarihi: 11.10.2o26, Erişim Adresi: https://www.imf.org/external/datamapper/AIPI.

[5] Stanford Institute for Human-Centered Artificial Intelligence (2024), "Global AI Vibrancy Tool", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://hai.stanford.edu/ai-index/global-vibrancy-tool.

[6] Stanford Institute for Human-Centered Artificial Intelligence (2026), "The 2026 AI Index Report, including Economy and Research & Development chapters", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://hai.stanford.edu/ai-index/2026-ai-index-report.

[7] OECD, "OECD AI Policy Observatory", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://oecd.ai/.

[8] UNESCO, "AI Ethics and Governance Observatory: Readiness Assessment Methodology (RAM)", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://www.unesco.org/ethics-ai/en/node/321.

[9] Stanford HAI (2025), "The 2025 AI Index Report: Research and Development", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://hai.stanford.edu/ai-index/2025-ai-index-report/research-and-development.

ESUPA Söyleşi: "Büyülü Hegemonya: Harry Potter Estetiği, 'Cool Britannia' ve Türk Özel Okullarında Kurumsal Eşbiçimlilik"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 23 Mayıs 2026 tarihinde, AKSAV (Alaattin Keykubat Siber Akademi Vakfı) Başkanı Hasan Kerem Ünsal ve araştırmacı Burak Üney ile birlikte yeni kurulan ESUPA'nın (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) düzenlediği "Büyülü Hegemonya: Harry Potter Estetiği, 'Cool Britannia' ve Türk Özel Okullarında Kurumsal Eşbiçimlilik" başlıklı bir söyleşiye katıldı. Aşağıdaki linkten bu söyleşiyi izleyebilirsiniz.

Afiş 

 

Etkinlik kaydı


Siber Güvenlik, Güvenlik Politikasıyla Buluşuyor: Karmaşık Teknoloji, Parçalanmış Politika ve Ağlaşmış Bilim

 

Giriş

İsviçre'deki ETH Zürih (Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü) bünyesinde yer alan Center for Security Studies (CSS) bünyesinde görev yapan ve siber güvenlik politikaları ile uluslararası güvenlik alanlarında dünya çapında tanınan iki önemli akademisyen Myriam Dunn Cavelty ile Andreas Wenger'in Contemporary Security Policy dergisinin 2019 tarihli 40. cildinde yayımlanan "Cyber security meets security politics: Complex
technology, fragmented politics, and networked" (Siber güvenlik, güvenlik siyasetiyle buluşuyor: Karmaşık teknoloji, parçalı siyaset ve ağ yapısı) adlı makaleleri, siber güvenlik literatüründe önemli bir dönüm noktası kabul edilen ve çokça atıf alan bir çalışmadır. Bu yazıda, bu makale özetlenecek ve ardından yorumlanacaktır.

Myriam Dunn Cavelty

Makalenin Özeti

Son 10 yılda siber olaylar daha maliyetli, daha yıkıcı ve büyük ölçüde siyasi bir boyut kazanan niteliğe bürünmüştür. Bu gelişmelere paralel olarak, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları alanında siber güvenliğin siyasi boyutlarını inceleyen teorik temelli geniş bir literatür ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada; teknoloji, siyaset ve bilim alanlarından siber güvenlik politikasının şekillenmesinde etkili olan 6 temel yönlendirici faktör belirlenmekte ve incelenmektedir. Ayrıca, bu dinamikler ışığında gelişen 3 tarihsel araştırma kümesi (kümelenmesi) ayrıntılı olarak ele alınmakta ve disiplinlerarasılık, politika üretimine katkı, teknolojik imkânlar ve devlet aktörlerinin siyasi tercihleri arasındaki etkileşimin geleceği tartışılmaktadır.

Andreas Wenger

Dünya genelinde, toplumlar, temel hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için dijital teknolojilerin kesintisiz çalışmasına bağımlı hale gelmiştir. Stuxnet, WannaCry, NotPetya gibi siber saldırılar ve seçimlere müdahale iddiaları, siber tehditlerin giderek daha hedefli, yıkıcı ve stratejik bir nitelik kazandığını göstermiştir. Bu durum, günümüzde siber güvenliği teknik bir risk yönetimi konusu olmaktan çıkarıp ulusal ve uluslararası güvenlik politikalarının en üst sıralarına taşımıştır.

2000'li yılların ortalarında Uluslararası İlişkiler disiplininin siber dünyanın karmaşıklığını teorik olarak açıklamakta zorlandığı ifade edilmekteyken, günümüzde teknoloji, siyaset ve bilim alanlarındaki dönüşümler sayesinde oldukça zengin bir akademik birikim oluşmuştur.

Siber güvenlik kavramının sınırları ve tanımı halen tartışmalı olsa da, siber güvenlik politikasının ortak zemini iki temel faktörle tanımlanmaktadır:

1-) Dijital Teknolojiler ve Kullanımı: İnsan aktörlerin dijital teknolojileri ekonomik, sosyal ve siyasi bağlamlarda kullanımı/kötüye kullanımı; bu teknolojilerin sunduğu imkânlar ve getirdiği kısıtlamalar.

2-) Aktörler Arası Müzakere ve Güç Mücadelesi: Devlet, kamu bürokrasisi, özel sektör ve toplum arasında rollerin, sorumlulukların, yasal sınırların ve kabul edilebilir davranış kurallarının belirlenmesine yönelik resmî ve gayriresmî müzakere süreçleri.

Buzan ve Hansen’in "Uluslararası Güvenlik Çalışmalarının Evrimi" modelinden esinlenen yazarlar, siber güvenlik araştırmalarını ve pratiklerini şekillendiren 6 temel yönlendirici faktörü 3 ana alanda gruplandırmaktadır:

AlanYönlendirici FaktörAçıklama
Teknoloji1. Dijital Teknolojilerin GelişimiTeknolojiler tarafsız araçlar değildir; toplumsal bilgi ve güç ilişkilerinin somutlaşmış halidir. İlk tasarım aşamasındaki serbestlik anlayışı ve güvenliksiz ölçeklenme, bugünkü zafiyetlerin temelini oluşturmaktadır.
2. Kritik OlaylarHem siber alan dışındaki gelişmeler (11 Eylül, Snowden olayı, Arap Baharı), hem de siber aksamalar, politikayı ve araştırmaları tetikleyen katalizör rolü oynamaktadır.
Siyaset3. Uluslararası Güç SiyasetiBüyük güçler arası rekabet, siber gücün yeni bir güç kaynağı olarak görülmesi ve stratejik istikrar arayışları, araştırmaların yönünü belirlemektedir.
4. İç SiyasetDevlet kurumları, özel sektör ve toplum arasındaki yetki, sorumluluk ve denetim paylaşımına ilişkin gündelik tartışma ve çekişmeler bu alandaki iç siyaset süreçlerini kapsamaktadır.
Bilim5. Akademik TartışmalarUluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları alanındaki ontolojik ve epistemolojik dönüşümler, siber güvenliğin nasıl ele alındığını doğrudan etkilemektedir.
6. KurumsallaşmaAkademik kadrolar, fon kaynakları, lisansüstü programlar ve uzmanlaşmış dergilerin varlığı bilginin üretimini şekillendirmektedir.

 

Yazarlar, literatürün gelişim seyrinde ortaya çıkan üç temel araştırma kümesi tespit etmektedir:

Küme 1: Siber Çatışmanın Gerçekliği/Devlet İtidalini ve Pratiklerini Açıklamak: Temel yaklaşım olarak kabul edilen bu perspektif, özünde geleneksel Uluslararası İlişkiler ve stratejik araştırmalar kavramlarının siber alana uygulanmasıdır. Odak noktası ise ilk yıllardaki "kıyamet senaryoları" (Electronic Pearl Harbor vb.) yerine, Stuxnet (2010) ve Snowden sızıntıları (2013) sonrasında devletlerin siber alanı stratejik olarak nasıl kullandığıdır. Bu yaklaşımdaki veri setlerine dayalı ampirik çalışmalar, siber operasyonların sanıldığı gibi hemen tırmanmaya (escalation) yol açmadığını ve devletlerin büyük ölçüde itidal (restraint) sergilediğini göstermiştir. Siber operasyonlar, genellikle mevcut siyasi rekabetlerin tamamlayıcı bir unsuru ve istihbarat/casusluk faaliyeti olarak yürütülmektedir. Bu anlamda, siber güvenlik olgusu, hâlen genel güvenlik politikaları içerisinde tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilmektedir. 

Küme 2: Devletin İçine ve Ötesine Geçmek/Aktörler ve Yönetişim Yaklaşımı: Bu yaklaşım, İktisat ve Kamu Yönetimi disiplinleri ile ağ yönetişimi çerçevelerini kapsar. Odak noktası, devlet dışı aktörlerin ve devlet içindeki özel birimlerin rolüdür. Yaklaşımın ulaştığı ana bulgular; a-) özel siber güvenlik şirketlerinin siber saldırıların kamuoyuna duyurulması ve faillerin belirlenmesinde (attribution) kritik rol oynadığı, b-) siber alandaki gündelik casusluk faaliyetlerinde pratik normları belirleyen ana aktörlerin istihbarat teşkilatları olduğu, c-) yetki ve sorumlulukların parçalanmış olmasının meşruiyet ve şeffaflık sorunlarını beraberinde getirdiği şeklinde özetlenebilir. Yani devletler, bu alanda özel sektörün deneyim, bilgi ve desteğine fazlasıyla ihtiyaç duymakta; ancak mevzuattaki sorunlar nedeniyle henüz üzerinde uzlaşılmış, sağlıklı bir görev paylaşımı yapılamamaktadır.

Küme 3: Güvenlikleştirme, Pratikler ve Birliktelikler (Assemblages): Eleştirel Güvenlik Çalışmaları, Güvenlikleştirme Teorisi (Kopenhag Okulu) ve Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (STS) gibi alt teorileri içeren perspektife verilen isimdir. Bu yaklaşımın odak noktası, siber tehditlerin nasıl kurgulandığı, söylemler, uzmanlık pratikleri ve insan-teknoloji birliktelikleridir. Yaklaşımın temel bulguları; siber güvenliğin sadece devlet adamlarının söylemleriyle değil, siber güvenlik uzmanlarının, hackerların ve teknik raporların oluşturduğu gündelik pratikler ve "kara film" (cyber-noir) anlatıları üzerinden inşa edildiğidir. 

Yazarlar, makalelerinde siber güvenlik politikasının dar bir disiplin alt alanı olarak sınırlandırılmaması gerektiğini de özellikle vurgulamaktadır. Gelecekteki araştırmalar ve politika süreçleri ise uzmanlara göre şu dinamikler etrafında şekillenecektir:

1-) Gelişen Teknolojiler: Yapay zekâ (AI) ve kuantum bilgisayarlar, siber operasyonların hızını, ölçeğini ve özerkliğini değiştirecek; devletlerin özel teknoloji devlerine olan bağımlılığını arttıracaktır.

2-) Uluslararası Normlar ve Stratejik Rekabet: Büyük güçler arasındaki görüş ayrılıkları küresel normların kurgulanmasını zorlaştırsa da, aşağıdan yukarıya (bottom-up) çok paydaşlı iş birlikleri daha da önem kazanacaktır.

3-) Akademik ve Disiplinlerarası İhtiyaçlar: Veri odaklı yeni ampirik yöntemler ile nitel disiplinlerarası yaklaşımların (Bilgisayar Bilimleri, Siyaset Bilimi, İktisat ve Hukuk) birleştirilmesi, siber güvenlik politikalarının toplumsal dayanıklılığını arttırmada kritik bir rol oynayacaktır.

Yorum

Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'ne bağlı Güvenlik Çalışmaları Merkezi (CSS)'nin siber güvenlik alanındaki iki tanınmış uzmanı Myriam Dunn Cavelty ve Andreas Wenger'in bu yazıya konu olan makalesi, siber güvenlik alanındaki gelişmeleri isabetle analiz eden ve gelecek trendlerini belirleyen çok değerli bir yayındır. Makale, bu alanda gelecekte etkili olacak 6 temel faktörü; dijital teknolojilerin gelişimi, kritik olaylar, uluslararası güç siyaseti, iç siyaset, akademik tartışmalar ve kurumsallaşma olarak sıralamıştır. Bu bağlamda, teknoloji, siyaset ve bilim ise 3 önemli kümelenme alanıdır. Bu faktörler ve kümelenme alanlarında yaşanacak değişim-dönüşümler, siber güvenlik olgusunun ve genel olarak internet ve yapay zekâ teknolojisinin çağımızdaki yerinin belirlenmesinde kritik rol oynayacaktır. 

Bu bağlamda, günümüzde yaşanan ve gelecekte yaşanacak iki temel sorun ise; a-) teknolojinin kullanımı veya kötüye kullanımı ve b-) farklı aktörler (devletler, özel sektör, toplumlar) arasındaki güç paylaşımı ve müzakere süreçleridir.

İlk sorun, kuşkusuz, siber uzayı kötü kullanan organize suç örgütleri, terörist gruplar veya kriminal kişilerle etkin bir şekilde mücadele edilerek aşılacaktır. Ancak bu noktada ölçülü ve demokratik standartlara uygun davranmak önemlidir. Örneğin, bir siyasetçiye yönelik saygısız bir ifade kullandığı için genç bir öğrenciye ağır ceza vermek, kuşkusuz siber güvenliği geliştirmekten çok, ülkenin demokratik çıtasını düşürebilecek bir durumdur. Ancak aynı şekilde, internet üzerinden haksız kazanç elde eden, insanları dolandıran, önemli kişilere organize ve yanlış bilgilere dayalı haksız suçlamalar yapan, devleti ve önemli devlet kurumlarını haksız yere ve sistematik şekilde itham ederek küçük düşüren ve devletler, toplumlar ve farklı sosyal gruplar arası ilişkileri toplumsal barışı bozacak şekilde sabote eden kişilere ve gruplara yönelik önlemler arttırılmalıdır.

İkinci sorun ise, demokrasi dışı devletlerde tamamen devlet hâkimiyetiyle neticelenirken, ABD gibi ultra-liberal ve büyük sermayeyi kollayan devletlerde de tamamen teknoloji devlerinin kayrılmasıyla sonuçlanabilmektedir. Ancak iyi bir demokraside olması gereken, kuşkusuz, herkesin birbirini denetleyebileceği ve tüm bu süreçlerin anayasa ve hukuki sisteme uygun olacağı bir düzen/sistem kurmaktır. Bu bağlamda, hukukun en üstte ve denetleyici olacağı; sistemin regülasyon ve kontrol mekanizmalarında devletin üstünlüğünün bulunacağı; ancak devlet tekelinin kötüye kullanılmaması adına çeşitli katılım ve denetim mekanizmalarının oluşturulacağı ve mevzuatın doğru şekilde hazırlanacağı bir düzen oluşturulmalıdır.

Geçtiğimiz 20 yılda yapılan siber güvenlik çalışmalarından elde edilen müspet bir sonuç, devletlerin bu konuyu henüz bir "total savaş" alanı olarak değerlendirmediği ve itidal politikalarını benimseyerek bunu genel güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele aldığıdır. Bu, siber alanı daha da sert bir mücadele zemininden ziyade istihbari bir gri bölge olarak değerlendiren doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, elde edilen bilgilerin kritik mahiyette olması, siber güvenliğin artık genel güvenlik mimarisi içerisinde de birincil derecede önemli olarak algılanmasını şart koşmaktadır. Bu doğrultuda, devletler, siber güvenlik alanında uzman özel şirketler, üniversiteler, araştırma merkezleri ve uzman kişilere fazlasıyla ihtiyaç duymakta ve bu alanda kalifiye personele gereksinim giderek artmaktadır. Daha da önemlisi, alanın önemi, devlet adamlarının konuşmaları kadar popüler kültür öğeleri ve bilimsel/uzmanlık raporları aracılığıyla da kamuoyuna ulaşmaktadır. Bu nedenle, ilgili bileşenler arasında etkileşim ve iş birliği büyük ölçüde gereklidir. 

Yakın gelecekte kuantum bilgisayarlar ve yapay zekâ teknolojisinin ilerlemesi ve yaygınlaşmasıyla adeta yepyeni bir dünya kurulacaktır. Bu, henüz tam olarak idrak edemediğimiz Endüstriyel Devrim benzeri devasa bir tarihsel sıçramanın "Önsöz" bölümü dahi olabilir. Bu süreçte, devlet, siyaset, iş, üniversite, özel hayat vb. insanlar için en temel kavramlar bile klasik içeriklerini ve anlamlarını ciddi ölçüde kaybedebilir. Düşünün ki, yapay zekâ nedeniyle 10-20 yıl içerisinde onlarca meslek grubuna ihtiyaç duyulmayabilecek bir döneme doğru hızla ilerlenmektedir. Böyle devasa bir değişime tamamen ayak uydurmak imkânsız olsa bile, en azından tüm geleneksel bilimsel formasyon ve bölümlerde yapay zekâ ve bilişim teknolojilerini temel bilimsel yaklaşımlarla uyumlu hale getiren yeni müfredat ve yaklaşımlar geliştirilebilir. Bu, belki de bilimi ve insanlığı kurtaracak olan yegâne şeydir; zira aksi takdirde, teknolojileri reddeden geleneksel yapılar ile bu teknolojiyi tamamen benimseyen genç kuşaklar arasında tamiri imkânsız bir nesil/kuşak farkı oluşabilir. Bu ise, birbirini hiç anlamayan iki farklı toplumsal yapı anlamına da gelebilir. 

Sonuç olarak, insanlığın geleceğini yaratacak kritik bir dönemden geçilirken, çok akılcı ve bilime dayalı hareket etmeli, teknolojiyle uyumlu süreçler geliştirmeli, devlet yapılanmasını buna göre ve tepkisellikten uzak inşa etmeli ve oluşabilecek sorunları önceden görecek önleyici mekanizmalar oluşturmalıyız. Bu makale de, bu gibi tartışmaları tetikleyen önemli bir eser olarak siber güvenlik literatürüne girmiş ve daha şimdiden çok sayıda kişiyi etkilemiştir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ