Ağustos ayı başlarında, henüz seçim takvimi kesinleşmeden önce yaptığımız ilk analizde incelediğimiz 2026 KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) genel ve yerel seçimleri, öngördüğümüz şekilde 6 Aralık 2026 tarihinde düzenlenecek. Seçimler, Cumhurbaşkanlığını federal çözüm yanlısı ama Türkiye ile iyi ilişkiler isteyen dengeli bir isim olan hukukçu Dr. Tufan Erhürman'ın geçen yıl kazanmasının ardından ciddi gelişmelerin yaşandığı Kıbrıs'ta, Türkiye-KKTC ilişkilerinin seyrini belirleyebilecek önemli bir aşama olacak. Bu yazıda, 2026 KKTC seçimlerini kısaca analiz edecek ve önceki analizimizden sonra yaşanan bazı gelişmeleri yorumlayacağım.
İyi eğitimli ve değişimi seven bir halkı olan Kuzey Kıbrıs'ta, seçmenler, genelde iradelerini bir seçimden diğerine sıklıkla değiştirmekte ve bu şekilde siyasi dengeleri, demokratik düzeni ve siyasetçilerin uzun süre iktidarda kalarak klikleşmesini önleyecek bir eğilimi tercih etmektedir. Ülkenin kısa tarihindeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bile bakıldığında, bir sağ, bir sol Cumhurbaşkanı (Rauf Denktaş, Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu, Mustafa Akıncı, Ersin Tatar, Tufan Erhürman) izleğini görmek mümkündür. Bunun yanı sıra, KKTC'de Kıbrıslı Türk mikro milliyetçiliğinin de oldukça etkili olduğunu belirtmek gerekir. Bu anlamda, Kıbrıs'ın yerlisi olmak ve Türkiye göçmeni olmamak gibi değerler de Kıbrıslı Türk yerli seçmende zaman zaman karşılık bulabilen bir olgudur. Bu bağlamda, son dönemde KKTC'de yaşanan ekonomik ve siyasi sorunları çözemediği düşünülen iktidardaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Başbakan Ünal Üstel'e yönelik tepkiler, UBP'nin Türkiye ile çok yakın duruşu nedeniyle Ankara'nın uzantısı gibi algılanmasının da etkisiyle son dönemde siyasi rüzgarı federasyon yanlısı sosyal demokrat Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) doğru yönlendirmiştir.
Bu gelişmelerin üzerine, 30 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye'den adaya doğru hareket eden bir feribotun batması nedeniyle yaşanan ve onlarca kişinin ölümüne neden olan deniz faciası da özellikle iktidarın küçük ortağı olan Erhan Arıklı liderliğindeki ve Türkiye yanlısı Yeniden Doğuş Partisi'ni (YDP) olumsuz yönde etkilemiş; nitekim olay sonrasında Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olan Arıklı istifa etmiştir. Arıklı'nın istifasının ardından, yerine, yakın geçmişte Başbakanlık yapmış ve haksız yere görevden alınmış algısı nedeniyle toplumda oldukça sevilen Faiz Sucuoğlu getirilirken, feribotla ilgili denetimsizlikler nedeniyle KKTC hükümetine ve Türkiye'ye yönelik tepkiler de artmıştır.
Ancak Kıbrıslı Rumlarla devam eden müzakerelerde müspet bir sonuca ulaşabilmenin -karşı tarafın inatçılığı ve makuliyetten uzak yapısı nedeniyle- zorluğu ve KKTC'yi tek tanıyan ve ekonomisine ciddi desteklerde bulunan Türkiye ile ilişkileri bozmanın yaratacağı sorunlar da düşünülürse, Kıbrıslı Türkler için seçim öncesinde hem Cumhurbaşkanlığı, hem de hükümette federasyon yanlısı CTP'nin yer alacağı bir formül daha az cazip hale gelmeye başlayabilir. Öyle ki, Tufan Erhürman'ın genel olarak Ankara ve özel olarak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la iyi ilişkiler kurma konusundaki gayretine karşın, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uygun şekilde federasyon müzakerelerine destek verilmesi, Türkiye'deki milliyetçi ve İslamcı sağ çevrelerde tepkilere neden olmakta ve genelde bir tür "hainlik" olarak algılanmaktadır. Bunun üzerine, Türkiye göçmenlerine yönelik Kıbrıslı Türkler arasındaki olumsuz ön yargılar ve Erhan Arıklı ile partisine yapılan siyasi linç de düşünülünce, Türkiye'den bakıldığında KKTC'de CTP'nin başını çektiği iktidarın yaptığı/yapabileceği uygulamalar bir tür "isyan" gibi algılanmaktadır. Bu da, Ankara'nın KKTC üzerindeki siyasi ve ekonomik gücü nedeniyle, seçmende UBP ve YDP'ye yönelik desteğin yeniden artmasına yol açabilir.
Adada, Demo Ajans koordinasyonunda, 28 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında, toplam 6 ilçede ve 814 seçmenle yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda yapılan anketin verileri de bu trendi doğrulamaktadır. Ankete göre, kararsız oylar da dağıtıldığında, seçimleri yüzde 37,5 oya ulaşan CTP kazanmakta, UBP ise yüzde 33,1 düzeyinde iyi bir oyla ikinci olmaktadır. Ankete göre, seçimler sonucunda Türkiye göçmenlerinin desteklediği YDP yüzde 13 civarında oyla üçüncü olurken, sosyalist Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) yüzde 4,7, merkez sağ çizgideki Demokrat Parti (DP) de yüzde 4,4 oy almaktadır. Yüzde 5 seçim barajı uygulamasının olduğu KKTC'de, bu oranlar CTP, UBP ve YDP'den oluşacak üç parçalı bir meclise işaret etmektedir; bu sonuçlara göre ise CTP 23, UBP 20 ve YDP 7 milletvekili çıkarabilmektedir. Bu, her ne kadar CTP'nin hâlâ önde olduğu ve seçimi kazanacağı bir duruma işaret etse de, yakın zamana kadar CTP'nin tek başına iktidar olacağı yönündeki algının da giderek zayıfladığı görülmektedir. Öyle ki, eğer bu rakamlar doğru çıkarsa, CTP, 23 milletvekili çıkarmasına rağmen hükümeti kurabilecek çoğunluğa ulaşamamaktadır. Bu da, UBP ile YDP arasında Cumhurbaşkanı Erhürman'ın federal çözüm girişimlerini dengeleyecek bir sağ koalisyon hükümetine yol açılması anlamına gelebilecektir.
Elbette seçime kadar hâlâ oldukça uzun bir süre var ve 6 Aralık'a kadar dengeler değişebilir. Ayrıca sayıca az bir seçmen kitlesi üzerinde siyasi partilerin yoğun şekilde çalışması, özellikle barajın hemen altındaki partilerin barajı geçmesine de neden olabilir. Ancak bu anketin sonuçları ve adadaki genel ruh hali, CTP'nin seçimleri birinci sırada tamamlayacağının neredeyse kesin olduğunu göstermektedir. Bu, önceki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminde kabul edilen ve Ankara tarafından da desteklenen "iki devletlilik" politikasında hiçbir somut ilerleme kaydedilmemesi ve adadaki ekonomik koşulların kötüleşmesiyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca UBP hükümetlerinde Türkiye göçmenlerinin daha iyi konumlara gelmesi de Kıbrıslı mikro milliyetçileri daha yerli ve milli olan sola (CTP'ye) doğru yönlendirmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki, Ankara ile ilişkilerin bozulması durumunda ekonomik krizin daha da derinleşmesi riski, Kıbrıslı Türk seçmenleri ihtiyatlı hareket etmeye ve Türkiye ile ilişkileri germemeye itmektedir. Bu da, kuşkusuz, UBP ve YDP gibi partilerin yeniden toparlanma sürecine girmesine neden olabilmektedir. Nitekim daha birkaç hafta önce oy oranı yüzde 20'lerle ölçülen UBP'nin şimdilerde yüzde 30'ları aştığının iddia edilmesi ve yine YDP'nin oy oranındaki kısmi artış, bu trende işaret ediyor olabilir. Bu nedenle, seçimden zaferle çıkması muhtemel CTP'nin hükümeti kurması ve parti lideri Sıla Usar İncirli'nin Başbakan olması seçim sonrasında zor olabilir. Almanya'daki "büyük koalisyon" formülüne benzer şekilde CTP'nin UBP ile koalisyon kurması ise, geçmişte yalnızca Ömer Kalyoncu'nun Başbakanlığı döneminde (2015-2016) gerçekleşmiş istisnai bir seçenektir. Bu bağlamda, bu öngörüler gerçekleşirse, Ünal Üstel Başbakanlığında bir UBP-YDP koalisyonu formülü daha gerçekçi hale gelebilir.
Neticede, 6 Aralık'taki genel ve yerel seçimler, Kıbrıs Türk halkının özgür iradesinin sandığa yansıyacağı önemli bir test olacaktır. Zor bir küresel konjonktürde, jeopolitik rekabetin arttığı bir düzlemde, KKTC'nin işi de Türkiye'ye benzer şekilde güçtür. Dileğimiz, Kıbrıslı Türklerin en doğru kararı vermesidir. Ancak Türkiye ile ilişkileri bozmak, bizce bu aşamada doğru bir hamle olmaz.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ








