11 Ekim 2026 Pazar

Devletlerin Yapay Zekâ Gelişmişliği: Uluslararası Endeksler, Lider Ülkeler ve Bileşik Karşılaştırma

 

* Önemli not: Tek ve evrensel kabul görmüş bir “yapay zekâ gücü” endeksi bulunmamaktadır. Bazı araçlar teknoloji üretimini, bazıları kamu yönetiminin hazırlığını, bazıları ise etik yönetişim kapasitesini ölçer. Bu nedenle, rapordaki bileşik sıralama resmî bir uluslararası sıralama değil; kapsamı ve sınırlılıkları açıkça belirtilmiş analitik bir sentezdir.

* Kapsam: Tortoise Global AI Index, Global AI Index (2026 edisyonu), Oxford Insights Government AI Readiness Index, Stanford HAI Global AI Vibrancy Tool ve AI Index Report, IMF AI Preparedness Index, OECD.AI ve UNESCO RAM. Rapor, endekslerin ölçtüğü farklı kapasite türlerini ayırır; son bölümde ise resmî olmayan, kaynaklar arası bir bileşik değerlendirme sunar.

Yönetici Özeti

Bu konuda belirtilen başlıca kaynaklar birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekâ alanında devletlerin gelişmişliğine dair bizce iki temel sonuç ortaya çıkmaktadır. Birincisi, ABD (Amerika Birleşik Devletleri) ve Çin (Halk Cumhuriyeti), model geliştirme, araştırma, sermaye, hesaplama altyapısı ve sanayi ölçeği açısından küresel rekabetin merkezinde ve zirvesindedir. ABD, özellikle özel sektör yatırımı, önde gelen modeller, girişim ekosistemi ve veri merkezi kapasitesiyle öne çıkarken, Çin de yayın hacmi, patentler, sanayi uygulamaları ve devlet destekli teknoloji zincirlerinde güçlüdür[1][2]. İkincisi, “hazırlık” ve “yönetişim” ölçütlerinde Singapur, Birleşik Krallık, Fransa, Güney Kore, Hollanda, Danimarka ve Estonya gibi ülkeler farklı endekslerde üst sıralarda yer alabilmektedir [3][4][5].

Tortoise Media’nın 2024 Global AI Index’i 83 ülkeyi 122 göstergeyle, uygulama–yenilik–yatırım sütunlarında karşılaştırır. Bu endekste; ABD birinci, Çin ikinci, Singapur üçüncü, Birleşik Krallık dördüncü, Fransa beşinci ve Güney Kore altıncıdır. Hindistan ise ilk kez ilk 10’a girmiştir [1]. Ayrı bir yayın olan Global AI Index’in 2026 edisyonu ise, 190 hükümeti 47 göstergeyle dört eşit ağırlıklı sütunda değerlendirir; ABD, Çin, Birleşik Krallık, Singapur ve Güney Kore bu endekste ilk beştedir [2]. İki endeksin adlarının benzer olması, metodolojilerinin veya sıralamalarının aynı olduğu anlamına gelmez.

Oxford Insights’ın 2025 Government AI Readiness Index’i 195 hükümeti, kamu yararı için yapay zekâyı kullanma ve yönlendirme kapasitesi açısından değerlendirir. Bu edisyonda ABD birinci, Fransa ikinci ve Birleşik Krallık üçüncüdür; Çin ise sekizinci sıraya yükselmişdir [3]. IMF’nin AI Preparedness Index’i ise 174 ekonomi için dijital altyapı, beşerî sermaye, yenilik ve düzenleyici çerçeveyi ele alır; IMF, bu göstergenin teknoloji icat etme liderliğinden ziyade ekonomilerin yapay zekâyı benimsemeye ne kadar hazır olduğunu ölçtüğünü özellikle vurgular [4].

Stanford HAI’nin Global AI Vibrancy Tool’u ülke ekosistemlerini araştırma-geliştirme, ekonomi, altyapı, eğitim, politika ve yönetişim gibi boyutlarda karşılaştırır; genel sıralama verileri 2017–2024 dönemini kapsar. Stanford’ın yıllık AI Index Report’u ise tek bir sıralama değil, model performansı, yatırımlar, patentler, güvenlik, benimseme ve iş gücü hakkında kapsamlı bir veri derlemesidir [5][6]. OECD.AI ve UNESCO’nun Readiness Assessment Methodology (RAM) araçları da politika ve etik yönetişim analizi için yararlıdır; ancak bunlar, tüm ülkeleri tek bir listede sıralayan genel “AI güç” lig tabloları değildir [7][8].

Bu raporda kullanılan temel kavramlara dair açıklama:

- Yapay zekâ kapasitesi: Model, araştırma, sermaye, hesaplama gücü, insan kaynağı ve uygulama ekosistemini üretme ve sürdürme yeteneği.

- Kamu yönetimi hazırlığı: Devletin yapay zekâyı kamu hizmetlerinde kullanabilmesi, tedarik edebilmesi, düzenleyebilmesi ve risklerini yönetebilmesi.

- Etik yönetişim: Haklar, hesap verebilirlik, şeffaflık, kapsayıcılık ve denetim mekanizmalarını kurabilme kapasitesi.

- Bileşik sentez: Farklı endekslerin sonuçlarını ve bağımsız göstergeleri birlikte okuyarak oluşturulan analitik değerlendirme; resmî bir endeks değildir.

1. Araştırma Yöntemi ve Karşılaştırılabilirlik Sorunu

Endeksler arasında doğrudan karşılaştırma yapmanın önündeki temel sorun, ölçülen nesnelerin aynı olmamasıdır. Bir endeksin ilk sırası, ülkenin en güçlü temel modelini ürettiği anlamına gelebilir; başka bir endekste birincilik ise dijital kamu hizmetlerinin olgunluğu veya kurumsal düzenlemelerin niteliği anlamına gelebilir. Dolayısıyla, sıralamalar, ölçtükleri sorudan koparılarak yorumlanmamalıdır.

Bu raporda kaynaklar dört kümeye ayrılmıştır:

1-) Ulusal yapay zekâ kapasitesini ölçen endeksler: Tortoise Global AI Index ve Global AI Index’in 2026 edisyonu.

2-) Ekosistem ve yenilik performansını ölçen kaynaklar: Stanford HAI Global AI Vibrancy Tool ve yıllık AI Index Report.

3-) Kamu yönetimi ve ekonominin hazırlığını ölçen endeksler: Oxford Insights Government AI Readiness Index ve IMF AIPI.

4-) Politika ve etik yönetişim araçları: OECD.AI Policy Observatory ve UNESCO RAM.

Raporda kullanılan veri kesim tarihi Ekim 2026’dır. Bununla birlikte, en yeni yayın her zaman en güncel ölçüm yılını da kullanmaz: Tortoise’ın erişilebilen en güncel küresel endeksi 2024 edisyonudur; Stanford Vibrancy Tool’un ülke sıralaması 2024’e kadar uzanır; IMF AIPI’nin gösterge seti 2023 verilerini temel alır. 2026 tarihli bir raporun 2023 veya 2024 verisini kullanması, o veriyi otomatik olarak 2026 performansı yapmaz.

Bileşik sıralama hazırlanırken iki ilke gözetilmiştir. İlk olarak, bir endeksteki puan diğer endeksteki puanla doğrudan toplanmamıştır; ölçekler ve kapsanan göstergeler farklıdır. İkinci olarak, yeni ve metodolojisi yayımlanmış 2026 Global AI Index’i bir referans çıpası olarak kullanmakla birlikte, sonuçlar Tortoise, Stanford, Oxford ve IMF bulgularıyla çapraz kontrol edilmiştir. Kaynaklar arası veri boşlukları ve farklı yıllar nedeniyle raporda sahte bir kesinlik izlenimi yaratacak ondalıklı “küresel bileşik puanlar” üretilmemiştir.

Endeksleri okurken sorulması gereken sorular ise şöyle sıralanabilir:

  • Ülke sayısı kaçtır ve hangi ülkeler kapsam dışındadır?
  • Ölçüm, mutlak ölçeği mi (toplam yatırım, model sayısı, hesaplama gücü) yoksa nüfus/ekonomi başına yoğunluğu mu esas alır?
  • Veri hangi yıla aittir; sıralama tarihi ile ölçüm yılı aynı mıdır?
  • Eksik veriler tahminle mi doldurulmuştur, yoksa veri eksikliği açıkça mı işaretlenmiştir?
  • Endeks özel sektörün teknik üretimini mi, devletin hazırlığını mı, yoksa etik yönetişimi mi ölçmektedir?

2. Tortoise Global AI Index (2024)

Tortoise Media’nın Global Artificial Intelligence Index’i 2019’da başlatılmıştır. Eylül 2024’te yayımlanan beşinci edisyon, 83 ülkeyi 24 kamu ve özel veri kaynağından derlenen 122 göstergeyle değerlendirmiştir. Bu endekste üç ana sütun ve yedi alt sütun vardır: uygulama (yetenek, altyapı, faaliyet ortamı), yenilik (araştırma, geliştirme) ve yatırım (ticari ekosistem, hükümet stratejisi) [1]. Endeks, mutlak kapasiteyi ve nüfus/ekonomi ölçeğine göre yoğunluğu birlikte değerlendirmeye çalışır.

Tortoise Global AI Index 2024 edisyonunda öne çıkan ülkeler

Sıra / konumÜlkeEndekste öne çıkan özellik
1ABDYetenek, altyapı, temel modeller ve özel sektör yatırımı; toplam kapasitede belirgin ölçek avantajıyla, ABD, bu endekste ilk sıradadır.
2ÇinAraştırma, patentler, sanayi uygulamaları ve devlet destekli ekosistem açısından, Çin, bu alanda ABD'nin tek ciddi rakibidir; ancak bazı göstergelerde veri kısıtları söz konusudur.
3SingapurNüfus ve ekonomi ölçeğine göre yüksek yoğunluk; araştırma ve altyapıda güçlü performansla, Singapur, bu alanda lider devletlerdendir.
4Birleşik KrallıkTicari ekosistem, araştırma kurumları ve politika/standartlar alanlarında güçlü konumla, Birleşik Krallık, yapay zekâ alanında lider devletlerden birisidir.
5FransaAçık modeller, temel araştırma, kamu harcamaları ve hesaplama kapasitesindeki ilerlemeyle, Fransa, bu alanda ciddi bir sıçrama içerisindedir.
6Güney KoreSanayiye yönelik uygulama ve teknoloji üretim zincirleriyle, Güney Kore, yapay zekâ konusunda Asya'nın lider ülkelerindendir.
İlk 10İsrail, Kanada, Hindistan ve diğer yüksek kapasiteli ülkelerİsrail, yatırım yoğunluğuyla; Kanada, kamu stratejisiyle; Hindistan ise geniş yetenek havuzuyla bu konuda öne çıkar.

 

Tortoise’a göre, ABD ve Çin, yapay zekâ alanında diğer ülkelerden önemli ölçüde ayrışmaktadır. Singapur, İsrail ve İsviçre gibi daha küçük ekonomiler ise kapasitenin nüfusa ve ekonomiye oranlandığı “yoğunluk” ölçüsünde güçlüdür. Bu ayrım önemlidir: büyük ekonomiler mutlak ölçekte, küçük ve iyi uzmanlaşmış ülkeler ise kişi başına veya ekonomik ölçeğe göre ölçümlerde daha iyi görünebilir [1].

3. Global AI Index – 2026 edisyonu (Tortoise’tan farklı yayın)

Globalaiindex.org adresinde yayımlanan 2026 Global AI Index, Tortoise endeksiyle aynı türde bir çalışma değildir. Kurumun kendi açıklamasına göre, 190 hükümeti 47 gösterge ve 21 kaynakla değerlendirir; puanlar 0–100 aralığına normalize edilir ve dört sütuna eşit ağırlık verilir: kurumsal kapasite, teknik temeller, insan kaynağı ve yönetişim/güvenceler. Endeksin metodolojisi, kanıtlanmamış kapasitenin tahmin edilmesi yerine eksik kanıtın açıkça kaydedilmesini vurgular [2].

1ABD92,6
2Çin78,4
3Birleşik Krallık71,9
4Singapur70,8
5Güney Kore68,2
6Fransa66,4
7Almanya65,7
8Kanada64,9
9Japonya63,5
10İsrail62,8
11Hollanda62,1
12Hindistan60,4
13Birleşik Arap Emirlikleri59,6
14İsviçre58,9
15Avustralya57,8

 

Bu endeksin güçlü yanı, teknik kapasiteyi yönetişim güvenceleriyle birlikte ele almasıdır. Sınırlılığı ise, adından da anlaşılacağı üzere, hükümetlerin kurumsal kapasitesine odaklanması; özel sektörün model performansını, pazar payını veya askerî yapay zekâ kapasitesini tek başına tam olarak temsil etmemesidir. Ayrıca, bu, ikinci edisyonu yayımlanmış nispeten yeni bir ölçüm çerçevesidir; sonuçları köklü endekslerle karşılaştırırken metodoloji ve veri geçmişi dikkate alınmalıdır [2].

4. Oxford Insights Government AI Readiness Index (2025)

Oxford Insights endeksi, hükümetlerin yapay zekâyı kamu yararı için kullanma, yaygınlaştırma ve düzenleme kapasitesini ölçer. 2025 edisyonu 195 hükümeti kapsar ve önceki sürümlere göre yaklaşımını genişleterek devletin yalnızca kamu hizmetlerinde AI kullanmasını değil, aynı zamanda ulusal ekosistemi mümkün kılmasını ve riskleri kontrol altına almasını da dikkate alır [3]. Bu nedenle, endeks, teknoloji şirketlerinin en iyi modeli geliştirip geliştirmediğinden ziyade devlet kapasitesi ve kamu politikası sorusuna cevap verir.

2025 yılı tablosunda ABD 88,36 puanla birinci, Fransa 80,81 ile ikinci, Birleşik Krallık 77,75 ile üçüncü, Hollanda 77,18 ile dördüncü ve Güney Kore 76,89 ile beşincidir. Çin ise sekizinci sıraya yükselmiştir. Oxford Insights, Çin’in araştırma ve yerli teknoloji ekosisteminde kayda değer bir gelişme gösterdiğini belirtirken, dışarıdan yapılan ölçümlerde şeffaflık ve veri erişimi sorunlarının Çin’in konumunu olduğundan daha düşük gösterebileceği uyarısını da yapmaktadır [3].

Bu endeksin önemli katkısı, kamu yönetimi, düzenleyici kapasite, altyapı ve dayanıklılık gibi alanları görünür kılmasıdır. Buna karşılık, yüksek kamu hazırlığı; ileri düzey temel model üretimi, çip tasarımı veya küresel özel sermaye çekimiyle aynı şey değildir. Örneğin, bir ülke dijital kamu hizmetlerinde çok güçlü olabilir, ancak en ileri hesaplama altyapısı ve temel model geliştirme ölçeğinde aynı ölçüde güçlü olmayabilir.

5. IMF AI Preparedness Index (AIPI)

IMF’nin AI Preparedness Index’i, 174 ülke ve ekonominin yapay zekâyı benimsemeye ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirir. Dört boyut kullanılır: dijital altyapı; beşerî sermaye ve iş gücü politikaları; teknolojik yenilik ve ekonomik bütünleşme; düzenleme ve etik. Kaynak veriler, uluslararası kurumların resmî istatistikleriyle anket temelli göstergeleri bir araya getirir [4].

IMF panosunda yüksek hazırlık puanlarına Singapur (yaklaşık 0,80), Danimarka (0,78), ABD (0,77), Hollanda (0,77) ve Estonya (0,75) gibi ekonomiler ulaşmıştır. Çin’in gösterge puanı yaklaşık 0,64 düzeyindedir. Bunlar Tortoise veya Stanford’daki “AI üretme gücü” sıralamalarıyla bire bir aynı değildir. IMF, AIPI’nin yapay zekâ icat etme liderliğini değil, ülkelerin teknolojiyi ekonomi çapında benimsemeye yönelik yapısal hazırlığını ölçtüğünü ve sıralamanın tek başına kesin bir hüküm olarak kullanılmaması gerektiğini açıkça belirtir [4].

IMF yaklaşımının avantajı, ülkelerin yalnızca teknoloji şirketlerine değil, bağlantı altyapısına, eğitim sistemine, iş gücü dönüşümüne ve hukuk düzenine de bakmasını sağlamasıdır. Dezavantajı ise, algı temelli bazı göstergelerin bulunması, verilerin gecikmeli olması ve çok ileri düzey model üretimi ya da askerî kullanım gibi konuları doğrudan ölçmemesidir.

Bu iki endeks neden farklı lider devletler çıkarır?

Oxford, kamu kurumlarının AI’ı kullanabilmesi ve yönetebilmesine; IMF ise bütün ekonominin benimseme koşullarına odaklanır. Bu nedenle, Fransa veya Birleşik Krallık gibi ülkeler hükümet hazırlığı açısından öne çıkarken, Singapur ve Danimarka gibi ülkeler altyapı, insan sermayesi ve düzenleyici ortamın birleşiminde öne çıkabilir. Bu sonuçlar, ülkenin mutlak model üretim hacminin daha yüksek olduğunu tek başına kanıtlamaz.

6. Stanford HAI: Global AI Vibrancy Tool ve AI Index Report

Global AI Vibrancy Tool

Stanford Institute for Human-Centered AI (HAI) tarafından sunulan Global AI Vibrancy Tool, ülke yapay zekâ ekosistemlerini karşılaştıran bir araçtır. Ülke sıralaması, 36 ülke ve 23 göstergeyi yedi sütun içinde karşılaştırır; ayrıca bazı tekil göstergeler için 66 ülkeye kadar uzanan daha geniş zaman serileri sunulur. Kullanıcılar, sütunların ve göstergelerin ağırlıklarını değiştirebilir. Bu esneklik yararlıdır; ancak kullanıcı ağırlıkları değiştiğinde ortaya çıkan sonuç artık tek ve sabit bir resmî sıralama değildir [5].

Stanford’un 2024 Vibrancy Tool sonuçlarına göre; ABD birinci, Çin ikinci, Birleşik Krallık ise üçüncü sıradadır. Hindistan dördüncü, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) beşinci, Fransa altıncı, Güney Kore yedinci ve Almanya sekizinci sırada yer almıştır. Bu tablo, Tortoise’un bazı sıralamalarıyla benzerlik gösterirken, Hindistan ve BAE gibi ülkelerin ekosistem, ekonomi veya araştırma bileşenleri üzerinden daha üst sıralara çıkabildiğini de göstermektedir [5].

Stanford AI Index Report

Yıllık AI Index Report, bir ülke lig tablosu değildir; araştırma ve geliştirme, teknik performans, güvenilir/ sorumlu AI, ekonomi, bilim, tıp, eğitim, politika ve kamuoyu gibi başlıklardaki eğilimleri derleyen geniş kapsamlı bir rapordur. Bu nedenle, bileşik sıralama oluşturulurken tek bir sıra puanı gibi kullanılmamalı; ülkelerin belirli alanlardaki güçlü ve zayıf yönlerini doğrulayan bir kanıt kaynağı olarak değerlendirilmelidir [6].

2026 raporunun öne çıkan bulgularına göre; 2025’te özel AI yatırımı ABD’de yaklaşık 285,9 milyar dolara ulaşmış; Çin’deki özel yatırım ise yaklaşık 12,4 milyar dolar olarak ölçülmüştür. Stanford, özel yatırım verilerinin Çin’in toplam harcamalarını eksik gösterebileceğini, çünkü devlet yönlendirmeli fonların da önemli bir rol oynadığını belirtir. Aynı rapor, ABD ve Çin modelleri arasındaki performans farkının 2025–2026 döneminde çok daraldığını; Çin’in yayın, patent ve sanayi robotları gibi bazı göstergelerde güçlü olduğunu vurgular [6].

2025 raporundaki geçmiş dönem göstergeleri de önemli bir ayrımı ortaya koymuştu: ABD merkezli kurumlar 2024’te 40 dikkat çekici AI modeli üretirken, Çin 15, Avrupa ise 3 model üretmiştir. Buna karşılık, Çin, AI yayınları ve patentlerinde güçlü bir konuma sahiptir [6]. Dolayısıyla, model sayısı, yayın hacmi, patent ve özel sermaye tek bir göstergede birleştirilmemelidir.

Stanford kaynakları hangi soruya cevap verir?

Vibrancy Tool: Ülkelerin araştırma, ekonomi, altyapı, eğitim ve politika bileşiminde göreli ekosistem performansı nedir?

AI Index Report: AI’ın küresel ölçekte hangi teknik, ekonomik, bilimsel ve toplumsal yönleri hızla değişmektedir?

Her iki kaynak da sonuçların bağlam içinde okunmasını gerektirir; AI Index Report’un bulguları tek başına bir ülke sıralaması oluşturmaz.

7. OECD.AI ve UNESCO RAM: Sıralamadan Çok Yönetişim

OECD.AI Policy Observatory

OECD.AI, ulusal yapay zekâ politikaları, ilkeler, uluslararası politika gelişmeleri ve göstergeler için bir gözlemevidir. OECD’nin 2026 tarihli çalışmaları, politika uygulamalarını ve AI yönetişimini karşılaştırmak için yararlıdır; ancak bütün ülkeleri model üretimi, yatırım ve hesaplama gücü bakımından tek bir puanda sıralayan, Tortoise ile aynı türde bir küresel endeks değildir [7].

UNESCO Readiness Assessment Methodology (RAM)

UNESCO RAM, Yapay Zekâ Etiği Tavsiye Kararı’nın uygulanmasına yardımcı olmak için geliştirilmiş bir ülke değerlendirme aracıdır. 195 nitel ve nicel soru; hukuk, sosyal-kültürel yapı, bilim ve eğitim, ekonomi, teknik ve altyapı olmak üzere 5 boyutta toplanır. UNESCO, RAM’in amacı bakımından bunun bir lig tablosu değil, ülkelerin etik ve insan merkezli AI yönetişimi kapasitesini değerlendirmeye ve iyileştirmeye yönelik bir teşhis aracı olduğunu açıkça belirtir [8].

Bu nedenle OECD.AI ve UNESCO RAM için “birinci ülke” ilan etmek metodolojik olarak uygun değildir. Bu kaynaklardan çıkarılabilecek karşılaştırmalar; hangi ülkelerin strateji, mevzuat, hesap verebilirlik, hakların korunması, kamusal denetim ve kapasite geliştirme alanlarında ilerlediği, hangi kurumsal boşlukların devam ettiği gibi nitel sonuçlardır.

Başlıca kaynakların karşılaştırmalı özeti

KaynakTemel ölçümKapsam / veri dönemiLider veya kullanım notu
Tortoise Global AI IndexKapasite: uygulama, yenilik, yatırım83 ülke; 2024 edisyonuABD, Çin, Singapur; teknoloji ekosistemi karşılaştırması.
Global AI Index (2026)Kamu kurumsal/teknik kapasite ve güvenceler190 hükümet; 2026ABD, Çin, Birleşik Krallık; 47 gösterge, dört eşit sütun.
Oxford InsightsHükümetin AI’ı kamu yararına kullanma hazırlığı195 hükümet; 2025ABD, Fransa, Birleşik Krallık; devlet kapasitesi.
IMF AIPIEkonominin AI benimsemesine yapısal hazırlığı174 ekonomi; göstergeler 2023Singapur, Danimarka, ABD; kesin bir AI üretim sıralaması değildir.
Stanford Vibrancy ToolAI ekosistemi ve göreli canlılık36 ülke; 2017–2024 sıralama serisiABD, Çin, Birleşik Krallık; ağırlıklar değiştirilebilir.
Stanford AI Index ReportTeknik, ekonomik, bilimsel ve toplumsal eğilimlerYıllık rapor; 2026 edisyonuLig tablosu değildir; gösterge bazında liderler değişir.
OECD.AIPolitika, yönetişim ve göstergelerOECD odaklı, göstergeye göre değişen kapsamTek bir küresel AI güç sıralaması yok.
UNESCO RAMEtik ve insan merkezli yönetişim hazırlığı70’ten fazla ülkede uygulanmış süreçSıralama değil; ülke teşhisi ve reform yol haritası.

 

8. Liderlik tek bir boyuttan ibaret değildir

Endeksleri bir arada değerlendirmek, küresel yapay zekâ liderliğinin hem yoğunlaştığını, hem de alanlara göre dağıldığını gösterir. ABD ve Çin toplam ölçek ve teknoloji üretimi bakımından merkezî konumdayken, diğer ülkeler belirli alt alanlarda rekabetçi üstünlükler kurabilmektedir.

BoyutÖne çıkan ülke/ülke grubuKanıta dayalı yorum
Özel sektör yatırımı ve girişim sermayesiABDStanford 2026 raporuna göre, 2025 özel AI yatırımı 285,9 milyar dolar; Çin için ise 12,4 milyar dolar. Çin’in devlet fonları, özel yatırım rakamlarında görünmeyebilir [6].
Önde gelen temel modellerABD ve ÇinABD kurumları, model sayısı ve şirket ölçeği açısından güçlü; Çin modelleri ise performans bakımından hızla yaklaşıyor [6].
AI yayınları ve patentlerÇinStanford 2026, Çin’in yayın, atıf ve patent üretimindeki ağırlığını vurgular; patent sayısı tek başına ticari değerin veya kalitenin göstergesi değildir [6].
Küresel AI ekosistemi / kapasiteABD, Çin; ardından Singapur ve önde gelen Avrupa/Asya ekonomileriTortoise ve Global AI Index 2026’nın ilk sıraları bu örüntüyü destekler [1][2].
Kamu yönetimi hazırlığıABD, Fransa, Birleşik Krallık; ayrıca Hollanda ve Güney KoreOxford 2025’te ilk beş; yönetişim ve kamu uygulamalarına odaklanan sonuçlar [3].
Ekonomik benimsemeye hazırlıkSingapur, Danimarka, ABD, Hollanda, EstonyaIMF AIPI’nin yüksek puanlı ekonomileri; yapısal hazırlık ölçümüdür [4].
AI yoğunluğu / kişi başına kapasiteSingapur, İsrail, İsviçreTortoise’un yoğunluk ölçüsü küçük ama uzmanlaşmış ekosistemleri görünür kılar [1].
Sanayi robotları ve endüstriyel ölçekÇinStanford 2026 raporuna göre Çin 2024’te küresel endüstriyel robot kurulumlarının %54’ünü gerçekleştirmiştir [6].
Çip üretim zincirindeki kritik rolTayvan, Güney Kore, ABD, Japonya ve Hollanda’daki belirli aktörlerAI kapasitesi tek bir ülkeye ait değildir; ileri çip tasarımı, üretimi, ekipmanı ve paketleme farklı coğrafyalara yayılmıştır [1][6].
Etik ve kurumsal yönetişimEndekse göre değişir; OECD ve UNESCO doğrudan genel lider sıralaması vermezHukuk, denetim, haklar ve kamu güveni ayrı ayrı değerlendirilmelidir [7][8].

 

ABD–Çin karşılaştırmasının ana eksenleri

ABD’nin üstünlük alanları; büyük özel şirketler, risk sermayesi, ileri model geliştirme, bulut altyapısı, veri merkezleri, araştırmacı çekimi ve küresel yazılım ekosistemidir. Buna karşılık, yarı iletken tedarik zincirinde ABD, uluslararası üretim ortaklarına bağımlıdır. Stanford 2026, ABD’de 5.427 veri merkezi bulunduğunu ve bu sayının diğer ülkelerden on kattan fazla olduğunu bildirir [6].

Çin’in güçlü yanları; büyük iç pazar, sanayi ölçeği, araştırma yayınları, patentler, robotik ve devlet destekli yatırım kapasitesidir. Çin’in gelişmiş AI çiplerine ve bazı dış veri setlerine erişiminin sınırlı olması, ülke sıralamalarını etkileyebilir. Bu nedenle ABD–Çin farkı, endeksten endekse değişir: özel yatırım ve model sayısında ABD lehine daha geniş bir fark; yayın, patent ve sanayi uygulamalarında ise Çin lehine ya da daha dengeli bir tablo görülebilir [3][6].

Avrupa ülkeleri, ABD ve Çin’in toplam ölçeğine ulaşmasalar da araştırma, sanayi uygulamaları, insan sermayesi, kamu politikası ve düzenleyici çerçeveler açısından önemli bir kapasiteye sahiptir. Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Hollanda’nın sıralamalardaki görünürlüğü bu çeşitliliği yansıtmaktadır. Singapur ve İsrail ise ölçekleri görece küçük olsa da uzmanlaşma, yetenek ve yatırım yoğunluğu açısından öne çıkmaktadır.

9. Bileşik karşılaştırma: yöntem ve sınırlılıklar

Aşağıdaki bileşik sıralama, rapordaki kaynakların sonuçlarını birlikte yorumlayan analitik bir sentezdir; herhangi bir uluslararası kuruluş tarafından yayımlanmış resmî bir endeks değildir. Sıralama, farklı ölçüm birimlerini doğrudan toplamak yerine, ülkelerin birden çok bağımsız kaynakta tekrar tekrar üst sıralarda yer almasına ve AI kapasitesinin temel alanlarında gösterdikleri performansa dayanır.

Kullanılan karar çerçevesi

BileşenAğırlık / işlevNeden dahil edildi?
Genel kapasite çıpasıEn yüksek yorum ağırlığı; Global AI Index 2026190 hükümet ve dört eşit sütun üzerinden karşılaştırılabilir 0–100 puan sunar [2].
Araştırma, model, yatırım ve uygulamaÇapraz kontrol; Tortoise 2024 ve Stanford AI IndexTeknik ve ekonomik üretim kapasitesini, model ve sermaye göstergelerini yakalar [1][6].
Ekosistem canlılığıÇapraz kontrol; Stanford Vibrancy ToolAraştırma, ekonomi, eğitim, altyapı ve yönetişimi birlikte okur [5].
Devlet ve ekonomik hazırlıkDestekleyici ölçüt; Oxford 2025 ve IMF AIPIKamu uygulaması ve ekonominin benimseme koşullarını gösterir [3][4].
Etik yönetişimNitel kontrol; OECD.AI ve UNESCO RAMHaklar, denetim ve kurumsal sorumluluk boyutlarının göz ardı edilmesini önler [7][8].

 

Sentezin temel mantığı şöyledir: Bir ülke yalnızca tek bir göstergede yüksek olduğu için üst sıraya taşınmaz. Üst sıralar; temel model ve araştırma üretimi, hesaplama ve dijital altyapı, sermaye/şirket ekosistemi, yetenek ve kamu kapasitesi alanlarının birden fazlasında güçlü kanıt bulunan ülkelere verilir. Stanford Vibrancy Tool’da yer almayan ülkeler için, bu eksiklik otomatik olarak sıfır puan anlamına gelmez; ancak kaynaklar arası karşılaştırmanın güven düzeyini düşürür.

Neden kesin bir matematiksel ortalama verilemez?

İlk olarak kaynaklar aynı yılları ölçmemekte, aynı ülkeleri kapsamamakta ve aynı değişkenleri kullanmamaktadır. Tortoise’un 2024 sıralaması, Stanford Vibrancy’nin 2024’e kadar uzanan serisi, Oxford’un 2025 hükümet hazırlığı ve IMF’nin 2023 göstergeleri doğrudan aynı ölçeğe dönüştürülemez. Bir puan normalizasyonu yapmak mümkün olsa bile, eksik verileri ve ölçüm farklarını açıklamadığı sürece ondalıklı bir sonuç vermek, gerçekte olmayan bir kesinlik yanılsaması yaratır. Bu nedenle, aşağıdaki sıralama analitik bir sıra önerisi olarak okunmalı; özellikle birbirine yakın konumlardaki ülkeler arasında kesin bir fark olduğu iddia edilmemelidir.

Sıralamanın yorum anahtarı

  • 1–2: Küresel ölçekte kapsamlı kapasite; hem üretim, hem de sermaye ve altyapı bakımından öne çıkan iki ana güç.
  • 3–5: Çok güçlü ekosistemler; araştırma, devlet kapasitesi, yetenek veya uzmanlaşma alanlarında küresel ölçekte etkili olan ülkeler.
  • 6–10: Yüksek kapasiteli büyük sanayi ve araştırma ekonomileri; bazı alanlarda öncü, bazı alanlarda ise ilk beşin gerisinde.
  • 11–20: Güçlü, ancak daha spesifik alanlarda uzmanlaşmış veya toplam ölçek/temel model üretiminde sınırlı ekosistemler.
  • İlk 20 dışında kalan ülkeler için sıralama vermek, kaynaklar arası kapsama ve veri kalitesine bağlıdır; Türkiye için özellikle bu belirsizlik korunmuştur.

 

10. Bileşik Yapay Zekâ Gelişmişlik Sıralaması

Aşağıdaki tablo, Ekim 2026 itibarıyla erişilebilen kaynakların ortak örüntülerini yansıtan ilk 20’lik bir bileşik sıralamadır. Bu liste, kaynakların ham sıralamalarının aritmetik ortalaması değildir; genel kapasite, teknoloji üretimi, ekosistem gücü, kamu hazırlığı ve bağımsız kaynaklarda tekrar eden liderlik bulguları birlikte değerlendirilmiştir. 3–10 ve özellikle 11–20 arasındaki sıralar, farklı endekslerin farklı alanları ölçmesi nedeniyle daha düşük kesinlik taşır.

Bileşik sıraÜlkeSentez gerekçesi / başlıca avantaj
1ABDÖzel AI (yapay zekâ) yatırımı, önde gelen modeller, veri merkezleri, şirket ekosistemi ve araştırma kapasitesinde çok güçlü; birden fazla kaynakta lider.
2ÇinAraştırma, patent, sanayi robotları, büyük iç pazar ve devlet destekli teknoloji ekosistemi; bazı ölçümlerde veri ve şeffaflık sınırlılıkları.
3Birleşik KrallıkAraştırma, yetenek, politika/yönetişim ve ticari ekosistem; hem genel kapasite hem kamu hazırlığı sıralamalarında üst düzey.
4SingapurKişi başına yoğunluk, altyapı, kamu hazırlığı ve ekonomik benimseme koşulları güçlü; ölçek bakımından ABD/Çin’den daha küçük.
5Güney KoreYarı iletkenler, sanayi uygulamaları, araştırma ve kamu hazırlığı; teknoloji üretim zincirlerinde güçlü bir konum.
6FransaTemel araştırma, açık modeller, kamu yatırımı ve kamu yönetimi hazırlığı; Avrupa’nın öne çıkan ekosistemlerinden.
7AlmanyaSanayi AI’ı, mühendislik, araştırma ve kurumsal kapasite; temel model ölçeği ABD/Çin’den daha düşük.
8KanadaAraştırma ve yetenek, AI şirketleri ve kamu stratejisi; ABD’ye yakın ekosistem bağlantıları.
9JaponyaRobotik, donanım ve sanayi uygulamaları; temel model ve özel yatırım ölçülerinde farklı profil.
10İsrailYetenek, araştırma, girişimcilik ve nüfusa oranla yüksek yatırım yoğunluğu.
11HollandaDijital altyapı, kamu hazırlığı ve Avrupa teknoloji/yarı iletken ekosistemine bağlantılar.
12HindistanGeniş AI yetenek havuzu, yazılım hizmetleri ve araştırma; hesaplama ve özel sermaye ölçeği büyüyor.
13İsviçreAraştırma kalitesi, kişi başına yetenek ve yüksek teknoloji uzmanlaşması.
14Birleşik Arap EmirlikleriHedefli kamu yatırımları, model geliştirme girişimleri ve ekonomik AI’nin benimsenmesi.
15AvustralyaAraştırma, kamu hazırlığı, eğitim ve dijital altyapı; küresel model üretim ölçeği sınırlı.
16DanimarkaEkonomik hazırlık, dijital altyapı ve düzenleyici/kurumsal olgunluk.
17FinlandiyaEğitim, dijital kamu kapasitesi ve yetenek geliştirme; daha küçük bir ticari ekosistem.
18TayvanKritik yarı iletken üretim zinciri ve teknik altyapı; ulusal AI ekosisteminin bazı ölçümleri endekslere göre farklılık gösterir.
19Suudi ArabistanBüyük ölçekli kamu yatırım taahhütleri ve hesaplama altyapısı hedeflerinin sonuçlarının sürdürülebilirliği, uygulamaya bağlıdır.
20İsveçAraştırma, dijital altyapı, sanayi ve yetenek; toplam model/sermaye ölçeği daha sınırlı.

 

Bu sıralama, her ülkenin her alanda aynı ölçüde güçlü olduğu anlamına gelmez. Örneğin, Tayvan’ın çip tedarik zincirindeki stratejik rolü, bir hükümet hazırlığı endeksinde aynı derecede yüksek bir sıraya yerleşmeyebilir; Hindistan’ın yetenek havuzu ve araştırma ölçeği de kişi başına yoğunluk veya özel yatırım ölçütlerinde farklı sonuçlar verebilir.

11. Türkiye’nin Konumu ve Politika Çıkarımları

Türkiye’nin değerlendirilmesinde dikkat edilmesi gereken nokta, endekslerin aynı ülke profilini ölçmemesidir. 2026 Global AI Index’in kamu kurumsal kapasite odaklı sıralamasında, Türkiye, 190 hükümet arasında 50. sırada yer alır. Aynı tabloda Rusya ise 56. sıradadır [2]. Bu, söz konusu endeksin dört sütununda Türkiye’nin orta grupta bulunduğunu gösterir; ancak ülkenin bütün AI kapasitesine, özel sektörüne veya askerî uygulamalarına dair tek başına nihai bir hüküm değildir.

Stanford Vibrancy Tool’un genel sıralamasında Türkiye yer almadığı için, Türkiye’ye bu araçtan doğrudan bir sıralama atamak mümkün değildir [5]. IMF AIPI, Türkiye ekonomisinin AI’yi benimsemesine hazırlayan altyapı, insan sermayesi, yenilik ve düzenleme koşullarını değerlendirmek için tamamlayıcı bir kaynaktır; Oxford Insights ise kamu uygulamaları ve yönetişim hazırlığı açısından ayrı bir teşhis sunar [3][4]. Bu göstergelerden hareketle, Türkiye’nin bileşik ilk 20 listesine dahil edilmemesi, ülkenin önemsiz olduğu anlamına gelmez; bu raporun, kaynaklar arası ortak liderlik ölçütünü karşılayacak şekilde doğrulanmış, ancak eşzamanlı veri kapsamının yetersiz olduğu anlamına gelir.

Türkiye için izlenmesi gereken alanlar

  • Hesaplama kapasitesi: Yüksek performanslı GPU erişimi, veri merkezi kapasitesi, enerji maliyeti ve ulusal araştırma altyapısı.
  • Araştırma ve insan kaynağı: AI yayınlarının niteliği ve atıf etkisi, doktora eğitimi, araştırmacıların ülkede kalması ve sanayiyle bağlantılar.
  • Ticarileşme: Girişim sermayesi, ölçeklenebilir AI şirketleri, kamu alımları ve yerli çözümlerin üretken sektörlerde kullanımı.
  • Dil ve veri: Türkçe ve diğer yerel dillerde kaliteli veri kümeleri, değerlendirme testleri, açık kaynak katkıları ve güvenli veri paylaşımı.
  • Kamu yönetişimi: Risk sınıflandırması, hesap verebilirlik, bağımsız denetim, kamu kurumlarında yetkinlik ve vatandaşların başvuru/itiraz yolları.
  • Stratejik dayanıklılık: Çip, bulut, model ve yazılım tedarikinde tek kaynağa bağımlılığın azaltılması; uluslararası araştırma iş birliklerinin sürdürülmesi.

Sonuç

Endeksler birlikte değerlendirildiğinde, ABD ve Çin, yapay zekânın küresel teknoloji rekabetindeki iki merkezî aktörü olarak görünmektedir. Bununla birlikte, bu iki ülkenin avantajları aynı değildir: ABD sermaye, model şirketleri ve hesaplama altyapısında; Çin ise araştırma hacmi, patentler, sanayi ölçeği ve devlet destekli teknoloji geliştirmede güçlüdür. Birleşik Krallık, Singapur, Güney Kore, Fransa, Almanya, Kanada, Japonya ve İsrail gibi ülkeler farklı alt alanlarda rekabetçi üstünlükler taşımaktadır.

Kamu yönetiminin hazırlığı ve etik yönetişim, teknik kapasiteden ayrı boyutlardır. Oxford ve IMF gibi kaynakların farklı liderler çıkarması bir tutarsızlık değil, ölçtükleri soruların farklı olmasının sonucudur. OECD.AI ve UNESCO RAM ise genel sıralama üretmek yerine yönetişim kalitesini ve kurumsal eksikleri anlamaya yardım eder.

Bu rapordaki bileşik sıralama, güncel kaynaklar arasında ortak örüntüleri görünür kılmak için hazırlanmış analitik bir araçtır. Akademik veya politika belgelerinde kullanılırken her ülkenin tek bir sıra numarasına indirgenmemesi; kaynak, veri yılı ve ölçüm amacıyla birlikte raporlanması önerilir. En sağlam yaklaşım, tek bir endekse dayanmak yerine teknik üretim, yatırım, insan kaynağı, benimseme ve yönetişimi ayrı sütunlar halinde takip etmektir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

KAYNAKÇA

[1] Tortoise Media (2024, 19 Eylül), "The Global Artificial Intelligence Index 2024; Global AI Index Methodology Report", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://www.tortoisemedia.com/2024/09/19/the-global-artificial-intelligence-index-2024.

[2] Global AI Index (2026), "The 2026 Index: 190 governments, 47 indicators; Methodology and full rankings", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://globalaiindex.org/.

[3] Oxford Insights (2026), "Government AI Readiness Index 2025", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://oxfordinsights.com/ai-readiness/government-ai-readiness-index-2025/.

[4] International Monetary Fund (2023), "AI Preparedness Index", Erişim Tarihi: 11.10.2o26, Erişim Adresi: https://www.imf.org/external/datamapper/AIPI.

[5] Stanford Institute for Human-Centered Artificial Intelligence (2024), "Global AI Vibrancy Tool", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://hai.stanford.edu/ai-index/global-vibrancy-tool.

[6] Stanford Institute for Human-Centered Artificial Intelligence (2026), "The 2026 AI Index Report, including Economy and Research & Development chapters", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://hai.stanford.edu/ai-index/2026-ai-index-report.

[7] OECD, "OECD AI Policy Observatory", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://oecd.ai/.

[8] UNESCO, "AI Ethics and Governance Observatory: Readiness Assessment Methodology (RAM)", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://www.unesco.org/ethics-ai/en/node/321.

[9] Stanford HAI (2025), "The 2025 AI Index Report: Research and Development", Erişim Tarihi: 11.10.2026, Erişim Adresi: https://hai.stanford.edu/ai-index/2025-ai-index-report/research-and-development.

ESUPA Söyleşi: "Büyülü Hegemonya: Harry Potter Estetiği, 'Cool Britannia' ve Türk Özel Okullarında Kurumsal Eşbiçimlilik"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 23 Mayıs 2026 tarihinde, AKSAV (Alaattin Keykubat Siber Akademi Vakfı) Başkanı Hasan Kerem Ünsal ve araştırmacı Burak Üney ile birlikte yeni kurulan ESUPA'nın (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) düzenlediği "Büyülü Hegemonya: Harry Potter Estetiği, 'Cool Britannia' ve Türk Özel Okullarında Kurumsal Eşbiçimlilik" başlıklı bir söyleşiye katıldı. Aşağıdaki linkten bu söyleşiyi izleyebilirsiniz.

Afiş 

 

Etkinlik kaydı


Siber Güvenlik, Güvenlik Politikasıyla Buluşuyor: Karmaşık Teknoloji, Parçalanmış Politika ve Ağlaşmış Bilim

 

Giriş

İsviçre'deki ETH Zürih (Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü) bünyesinde yer alan Center for Security Studies (CSS) bünyesinde görev yapan ve siber güvenlik politikaları ile uluslararası güvenlik alanlarında dünya çapında tanınan iki önemli akademisyen Myriam Dunn Cavelty ile Andreas Wenger'in Contemporary Security Policy dergisinin 2019 tarihli 40. cildinde yayımlanan "Cyber security meets security politics: Complex
technology, fragmented politics, and networked" (Siber güvenlik, güvenlik siyasetiyle buluşuyor: Karmaşık teknoloji, parçalı siyaset ve ağ yapısı) adlı makaleleri, siber güvenlik literatüründe önemli bir dönüm noktası kabul edilen ve çokça atıf alan bir çalışmadır. Bu yazıda, bu makale özetlenecek ve ardından yorumlanacaktır.

Myriam Dunn Cavelty

Makalenin Özeti

Son 10 yılda siber olaylar daha maliyetli, daha yıkıcı ve büyük ölçüde siyasi bir boyut kazanan niteliğe bürünmüştür. Bu gelişmelere paralel olarak, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları alanında siber güvenliğin siyasi boyutlarını inceleyen teorik temelli geniş bir literatür ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada; teknoloji, siyaset ve bilim alanlarından siber güvenlik politikasının şekillenmesinde etkili olan 6 temel yönlendirici faktör belirlenmekte ve incelenmektedir. Ayrıca, bu dinamikler ışığında gelişen 3 tarihsel araştırma kümesi (kümelenmesi) ayrıntılı olarak ele alınmakta ve disiplinlerarasılık, politika üretimine katkı, teknolojik imkânlar ve devlet aktörlerinin siyasi tercihleri arasındaki etkileşimin geleceği tartışılmaktadır.

Andreas Wenger

Dünya genelinde, toplumlar, temel hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için dijital teknolojilerin kesintisiz çalışmasına bağımlı hale gelmiştir. Stuxnet, WannaCry, NotPetya gibi siber saldırılar ve seçimlere müdahale iddiaları, siber tehditlerin giderek daha hedefli, yıkıcı ve stratejik bir nitelik kazandığını göstermiştir. Bu durum, günümüzde siber güvenliği teknik bir risk yönetimi konusu olmaktan çıkarıp ulusal ve uluslararası güvenlik politikalarının en üst sıralarına taşımıştır.

2000'li yılların ortalarında Uluslararası İlişkiler disiplininin siber dünyanın karmaşıklığını teorik olarak açıklamakta zorlandığı ifade edilmekteyken, günümüzde teknoloji, siyaset ve bilim alanlarındaki dönüşümler sayesinde oldukça zengin bir akademik birikim oluşmuştur.

Siber güvenlik kavramının sınırları ve tanımı halen tartışmalı olsa da, siber güvenlik politikasının ortak zemini iki temel faktörle tanımlanmaktadır:

1-) Dijital Teknolojiler ve Kullanımı: İnsan aktörlerin dijital teknolojileri ekonomik, sosyal ve siyasi bağlamlarda kullanımı/kötüye kullanımı; bu teknolojilerin sunduğu imkânlar ve getirdiği kısıtlamalar.

2-) Aktörler Arası Müzakere ve Güç Mücadelesi: Devlet, kamu bürokrasisi, özel sektör ve toplum arasında rollerin, sorumlulukların, yasal sınırların ve kabul edilebilir davranış kurallarının belirlenmesine yönelik resmî ve gayriresmî müzakere süreçleri.

Buzan ve Hansen’in "Uluslararası Güvenlik Çalışmalarının Evrimi" modelinden esinlenen yazarlar, siber güvenlik araştırmalarını ve pratiklerini şekillendiren 6 temel yönlendirici faktörü 3 ana alanda gruplandırmaktadır:

AlanYönlendirici FaktörAçıklama
Teknoloji1. Dijital Teknolojilerin GelişimiTeknolojiler tarafsız araçlar değildir; toplumsal bilgi ve güç ilişkilerinin somutlaşmış halidir. İlk tasarım aşamasındaki serbestlik anlayışı ve güvenliksiz ölçeklenme, bugünkü zafiyetlerin temelini oluşturmaktadır.
2. Kritik OlaylarHem siber alan dışındaki gelişmeler (11 Eylül, Snowden olayı, Arap Baharı), hem de siber aksamalar, politikayı ve araştırmaları tetikleyen katalizör rolü oynamaktadır.
Siyaset3. Uluslararası Güç SiyasetiBüyük güçler arası rekabet, siber gücün yeni bir güç kaynağı olarak görülmesi ve stratejik istikrar arayışları, araştırmaların yönünü belirlemektedir.
4. İç SiyasetDevlet kurumları, özel sektör ve toplum arasındaki yetki, sorumluluk ve denetim paylaşımına ilişkin gündelik tartışma ve çekişmeler bu alandaki iç siyaset süreçlerini kapsamaktadır.
Bilim5. Akademik TartışmalarUluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmaları alanındaki ontolojik ve epistemolojik dönüşümler, siber güvenliğin nasıl ele alındığını doğrudan etkilemektedir.
6. KurumsallaşmaAkademik kadrolar, fon kaynakları, lisansüstü programlar ve uzmanlaşmış dergilerin varlığı bilginin üretimini şekillendirmektedir.

 

Yazarlar, literatürün gelişim seyrinde ortaya çıkan üç temel araştırma kümesi tespit etmektedir:

Küme 1: Siber Çatışmanın Gerçekliği/Devlet İtidalini ve Pratiklerini Açıklamak: Temel yaklaşım olarak kabul edilen bu perspektif, özünde geleneksel Uluslararası İlişkiler ve stratejik araştırmalar kavramlarının siber alana uygulanmasıdır. Odak noktası ise ilk yıllardaki "kıyamet senaryoları" (Electronic Pearl Harbor vb.) yerine, Stuxnet (2010) ve Snowden sızıntıları (2013) sonrasında devletlerin siber alanı stratejik olarak nasıl kullandığıdır. Bu yaklaşımdaki veri setlerine dayalı ampirik çalışmalar, siber operasyonların sanıldığı gibi hemen tırmanmaya (escalation) yol açmadığını ve devletlerin büyük ölçüde itidal (restraint) sergilediğini göstermiştir. Siber operasyonlar, genellikle mevcut siyasi rekabetlerin tamamlayıcı bir unsuru ve istihbarat/casusluk faaliyeti olarak yürütülmektedir. Bu anlamda, siber güvenlik olgusu, hâlen genel güvenlik politikaları içerisinde tamamlayıcı bir unsur olarak değerlendirilmektedir. 

Küme 2: Devletin İçine ve Ötesine Geçmek/Aktörler ve Yönetişim Yaklaşımı: Bu yaklaşım, İktisat ve Kamu Yönetimi disiplinleri ile ağ yönetişimi çerçevelerini kapsar. Odak noktası, devlet dışı aktörlerin ve devlet içindeki özel birimlerin rolüdür. Yaklaşımın ulaştığı ana bulgular; a-) özel siber güvenlik şirketlerinin siber saldırıların kamuoyuna duyurulması ve faillerin belirlenmesinde (attribution) kritik rol oynadığı, b-) siber alandaki gündelik casusluk faaliyetlerinde pratik normları belirleyen ana aktörlerin istihbarat teşkilatları olduğu, c-) yetki ve sorumlulukların parçalanmış olmasının meşruiyet ve şeffaflık sorunlarını beraberinde getirdiği şeklinde özetlenebilir. Yani devletler, bu alanda özel sektörün deneyim, bilgi ve desteğine fazlasıyla ihtiyaç duymakta; ancak mevzuattaki sorunlar nedeniyle henüz üzerinde uzlaşılmış, sağlıklı bir görev paylaşımı yapılamamaktadır.

Küme 3: Güvenlikleştirme, Pratikler ve Birliktelikler (Assemblages): Eleştirel Güvenlik Çalışmaları, Güvenlikleştirme Teorisi (Kopenhag Okulu) ve Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (STS) gibi alt teorileri içeren perspektife verilen isimdir. Bu yaklaşımın odak noktası, siber tehditlerin nasıl kurgulandığı, söylemler, uzmanlık pratikleri ve insan-teknoloji birliktelikleridir. Yaklaşımın temel bulguları; siber güvenliğin sadece devlet adamlarının söylemleriyle değil, siber güvenlik uzmanlarının, hackerların ve teknik raporların oluşturduğu gündelik pratikler ve "kara film" (cyber-noir) anlatıları üzerinden inşa edildiğidir. 

Yazarlar, makalelerinde siber güvenlik politikasının dar bir disiplin alt alanı olarak sınırlandırılmaması gerektiğini de özellikle vurgulamaktadır. Gelecekteki araştırmalar ve politika süreçleri ise uzmanlara göre şu dinamikler etrafında şekillenecektir:

1-) Gelişen Teknolojiler: Yapay zekâ (AI) ve kuantum bilgisayarlar, siber operasyonların hızını, ölçeğini ve özerkliğini değiştirecek; devletlerin özel teknoloji devlerine olan bağımlılığını arttıracaktır.

2-) Uluslararası Normlar ve Stratejik Rekabet: Büyük güçler arasındaki görüş ayrılıkları küresel normların kurgulanmasını zorlaştırsa da, aşağıdan yukarıya (bottom-up) çok paydaşlı iş birlikleri daha da önem kazanacaktır.

3-) Akademik ve Disiplinlerarası İhtiyaçlar: Veri odaklı yeni ampirik yöntemler ile nitel disiplinlerarası yaklaşımların (Bilgisayar Bilimleri, Siyaset Bilimi, İktisat ve Hukuk) birleştirilmesi, siber güvenlik politikalarının toplumsal dayanıklılığını arttırmada kritik bir rol oynayacaktır.

Yorum

Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'ne bağlı Güvenlik Çalışmaları Merkezi (CSS)'nin siber güvenlik alanındaki iki tanınmış uzmanı Myriam Dunn Cavelty ve Andreas Wenger'in bu yazıya konu olan makalesi, siber güvenlik alanındaki gelişmeleri isabetle analiz eden ve gelecek trendlerini belirleyen çok değerli bir yayındır. Makale, bu alanda gelecekte etkili olacak 6 temel faktörü; dijital teknolojilerin gelişimi, kritik olaylar, uluslararası güç siyaseti, iç siyaset, akademik tartışmalar ve kurumsallaşma olarak sıralamıştır. Bu bağlamda, teknoloji, siyaset ve bilim ise 3 önemli kümelenme alanıdır. Bu faktörler ve kümelenme alanlarında yaşanacak değişim-dönüşümler, siber güvenlik olgusunun ve genel olarak internet ve yapay zekâ teknolojisinin çağımızdaki yerinin belirlenmesinde kritik rol oynayacaktır. 

Bu bağlamda, günümüzde yaşanan ve gelecekte yaşanacak iki temel sorun ise; a-) teknolojinin kullanımı veya kötüye kullanımı ve b-) farklı aktörler (devletler, özel sektör, toplumlar) arasındaki güç paylaşımı ve müzakere süreçleridir.

İlk sorun, kuşkusuz, siber uzayı kötü kullanan organize suç örgütleri, terörist gruplar veya kriminal kişilerle etkin bir şekilde mücadele edilerek aşılacaktır. Ancak bu noktada ölçülü ve demokratik standartlara uygun davranmak önemlidir. Örneğin, bir siyasetçiye yönelik saygısız bir ifade kullandığı için genç bir öğrenciye ağır ceza vermek, kuşkusuz siber güvenliği geliştirmekten çok, ülkenin demokratik çıtasını düşürebilecek bir durumdur. Ancak aynı şekilde, internet üzerinden haksız kazanç elde eden, insanları dolandıran, önemli kişilere organize ve yanlış bilgilere dayalı haksız suçlamalar yapan, devleti ve önemli devlet kurumlarını haksız yere ve sistematik şekilde itham ederek küçük düşüren ve devletler, toplumlar ve farklı sosyal gruplar arası ilişkileri toplumsal barışı bozacak şekilde sabote eden kişilere ve gruplara yönelik önlemler arttırılmalıdır.

İkinci sorun ise, demokrasi dışı devletlerde tamamen devlet hâkimiyetiyle neticelenirken, ABD gibi ultra-liberal ve büyük sermayeyi kollayan devletlerde de tamamen teknoloji devlerinin kayrılmasıyla sonuçlanabilmektedir. Ancak iyi bir demokraside olması gereken, kuşkusuz, herkesin birbirini denetleyebileceği ve tüm bu süreçlerin anayasa ve hukuki sisteme uygun olacağı bir düzen/sistem kurmaktır. Bu bağlamda, hukukun en üstte ve denetleyici olacağı; sistemin regülasyon ve kontrol mekanizmalarında devletin üstünlüğünün bulunacağı; ancak devlet tekelinin kötüye kullanılmaması adına çeşitli katılım ve denetim mekanizmalarının oluşturulacağı ve mevzuatın doğru şekilde hazırlanacağı bir düzen oluşturulmalıdır.

Geçtiğimiz 20 yılda yapılan siber güvenlik çalışmalarından elde edilen müspet bir sonuç, devletlerin bu konuyu henüz bir "total savaş" alanı olarak değerlendirmediği ve itidal politikalarını benimseyerek bunu genel güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele aldığıdır. Bu, siber alanı daha da sert bir mücadele zemininden ziyade istihbari bir gri bölge olarak değerlendiren doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, elde edilen bilgilerin kritik mahiyette olması, siber güvenliğin artık genel güvenlik mimarisi içerisinde de birincil derecede önemli olarak algılanmasını şart koşmaktadır. Bu doğrultuda, devletler, siber güvenlik alanında uzman özel şirketler, üniversiteler, araştırma merkezleri ve uzman kişilere fazlasıyla ihtiyaç duymakta ve bu alanda kalifiye personele gereksinim giderek artmaktadır. Daha da önemlisi, alanın önemi, devlet adamlarının konuşmaları kadar popüler kültür öğeleri ve bilimsel/uzmanlık raporları aracılığıyla da kamuoyuna ulaşmaktadır. Bu nedenle, ilgili bileşenler arasında etkileşim ve iş birliği büyük ölçüde gereklidir. 

Yakın gelecekte kuantum bilgisayarlar ve yapay zekâ teknolojisinin ilerlemesi ve yaygınlaşmasıyla adeta yepyeni bir dünya kurulacaktır. Bu, henüz tam olarak idrak edemediğimiz Endüstriyel Devrim benzeri devasa bir tarihsel sıçramanın "Önsöz" bölümü dahi olabilir. Bu süreçte, devlet, siyaset, iş, üniversite, özel hayat vb. insanlar için en temel kavramlar bile klasik içeriklerini ve anlamlarını ciddi ölçüde kaybedebilir. Düşünün ki, yapay zekâ nedeniyle 10-20 yıl içerisinde onlarca meslek grubuna ihtiyaç duyulmayabilecek bir döneme doğru hızla ilerlenmektedir. Böyle devasa bir değişime tamamen ayak uydurmak imkânsız olsa bile, en azından tüm geleneksel bilimsel formasyon ve bölümlerde yapay zekâ ve bilişim teknolojilerini temel bilimsel yaklaşımlarla uyumlu hale getiren yeni müfredat ve yaklaşımlar geliştirilebilir. Bu, belki de bilimi ve insanlığı kurtaracak olan yegâne şeydir; zira aksi takdirde, teknolojileri reddeden geleneksel yapılar ile bu teknolojiyi tamamen benimseyen genç kuşaklar arasında tamiri imkânsız bir nesil/kuşak farkı oluşabilir. Bu ise, birbirini hiç anlamayan iki farklı toplumsal yapı anlamına da gelebilir. 

Sonuç olarak, insanlığın geleceğini yaratacak kritik bir dönemden geçilirken, çok akılcı ve bilime dayalı hareket etmeli, teknolojiyle uyumlu süreçler geliştirmeli, devlet yapılanmasını buna göre ve tepkisellikten uzak inşa etmeli ve oluşabilecek sorunları önceden görecek önleyici mekanizmalar oluşturmalıyız. Bu makale de, bu gibi tartışmaları tetikleyen önemli bir eser olarak siber güvenlik literatürüne girmiş ve daha şimdiden çok sayıda kişiyi etkilemiştir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

10 Ekim 2026 Cumartesi

Tallinn El Kitabı 2.0 ve Siber Savaşın Uluslararası Hukuka Göre Sınırlandırılması

 

Giriş

Tallin El Kitabı, Tallinn Kılavuzu veya İngilizce orijinal adıyla “Tallinn Manual 2.0”, Tallinn, Estonya merkezli NATO Cooperative Cyber Defence Centre of Excellence-NATO İşbirliğine Dayalı Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi’nin (CCDCOE) davetiyle, uluslararası hukuk ve siber güvenlik alanında uzman yaklaşık 20 kişilik profesyonel bir ekip tarafından hazırlanan ve siber operasyonlara ve siber savaşlara uluslararası hukukun nasıl uygulanacağını inceleyen, bağlayıcı niteliği olmayan akademik bir çalışmadır. Ağırlıklı olarak silahlı çatışmalar hukuku ve siber savaş durumuna odaklanan 2013 tarihli Tallinn El Kitabı 1.0’ın ardından 2017’de yayınlanan çalışma, resmi bir antlaşma veya uluslararası yasa olmamasına karşın, kısa sürede devletlere ve hukukçulara rehberlik etmeye başlayan önemli bir kaynak haline gelmiştir. 2021 yılında CCDCOE tarafından yeni bir 5 yıllık çalışma başlatılmış olup, Tallinn El Kitabı 3.0’ın ilerleyen yıllarda hazırlanması ve yayımlanması beklenmektedir. Bu yazıda, Tallinn El Kitabı 2.0 veya Tallinn Kılavuzu 2.0 incelenecektir. Bunun için, 2017 Cambridge University Press basımı Tallinn Manual 2.0 on the International Law Applicable to Cyber Operations kitabı[1] kullanılacaktır.

Tallinn Manual 2.0 on the International Law Applicable to Cyber Operations

Tallinn El Kitabı 2.0

Giriş: Siber uzay ve uluslararası hukukun dönüşümü

İnternetin, dijital iletişim ağlarının ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi, uluslararası ilişkilerde yeni bir güç ve rekabet alanının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Günümüzde, devletler, yalnızca kara, deniz, hava ve uzay alanlarında değil, aynı zamanda siber uzayda da stratejik çıkarlarını korumaya ve rakiplerinin faaliyetlerini etkilemeye çalışmaktadır. Devlet kurumlarının bilgisayar ağlarına sızılması, kritik altyapıların hedef alınması, gizli bilgilerin ele geçirilmesi, seçim süreçlerine müdahale edilmesi ve askerî sistemlerin dijital yollarla etkisizleştirilmesi bu rekabetin başlıca örnekleridir.

Bu gelişmelerin temelindeki hukuki soru şudur: Devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen mevcut uluslararası hukuk, siber uzayda gerçekleştirilen faaliyetlere ne ölçüde uygulanabilir?

İşte Michael N. Schmitt’in genel editörlüğünde hazırlanan Tallinn Manual 2.0, bu soruya kapsamlı bir yanıt vermeyi amaçlamaktadır. Eser, siber uzayı hukukun dışında kalan, kendine özgü ve tamamen kuralsız bir alan olarak değerlendirmez. Bunun yerine, Birleşmiş Milletler Şartı, devlet egemenliği, devletlerin uluslararası sorumluluğu, insan hakları hukuku ve silahlı çatışma hukuku gibi mevcut hukuk alanlarının siber faaliyetlere uygulanabileceğini savunur.

Eserin önemi, yalnızca büyük çaplı siber saldırıları incelemesinden kaynaklanmaz. İlk Tallinn Manual esas olarak savaş veya kuvvet kullanımı düzeyine ulaşabilecek ağır siber operasyonlara odaklanırken, ikinci baskı gündelik devlet faaliyetlerini ve bu eşiklerin altında kalan siber olayları da kapsamına almıştır. Böylece, siber casusluk, ağlara izinsiz erişim, devletlerin yargı yetkisi ve sınır aşan dijital faaliyetler gibi konular daha geniş bir çerçevede ele alınmıştır.

Bununla birlikte, eserin hukuki statüsünü doğru anlamak gerekir. Tallinn Manual 2.0, bir uluslararası antlaşma, bağlayıcı bir NATO doktrini veya tüm devletler tarafından kabul edilmiş resmî bir hukuk kodu değildir. Bağımsız bir uluslararası uzmanlar grubunun, yürürlükteki uluslararası hukukun siber operasyonlara nasıl uygulanması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerini ve yorumlarını içeren bir çalışmadır. Bu nedenle, eser, hukukun içeriğini anlamak açısından son derece etkili olsa da her kuralının tartışmasız veya devletler açısından bağlayıcı olduğu varsayılamaz.

Eserin yapısı ve temel yaklaşımı

Tallinn Manual 2.0, uluslararası hukukun siber operasyonlara uygulanmasını 4 ana bölümde inceler. Kitap, 154 kural çerçevesinde devletlerin haklarını, yükümlülüklerini ve siber faaliyetlere karşı verebilecekleri hukuki tepkileri ele almaktadır.

I-) Genel uluslararası hukuk ve siber uzay: Egemenlik, gerekli özeni gösterme yükümlülüğü, yargı yetkisi, devlet sorumluluğu ve karşı önlemler.

II-) Uluslararası hukukun özel alanları ve siber uzay: İnsan hakları, diplomatik ve konsolosluk hukuku, deniz ve hava hukuku gibi özel hukuk rejimleri.

III-) Uluslararası barış ve güvenlik ile siber faaliyetler: Kuvvet kullanma yasağı, silahlı saldırı eşiği, meşru müdafaa ve Birleşmiş Milletler sistemi.

IV-) Siber silahlı çatışma hukuku: Silahlı çatışmalarda ayrım, orantılılık, askerî gereklilik ve sivillerin korunması.

Bu yapı, siber operasyonların hukuki değerlendirmesinin tek bir ölçüte indirgenemeyeceğini gösterir. Bir olayın hukuka uygunluğu; operasyonun kim tarafından gerçekleştirildiğine, hangi devlette sonuç doğurduğuna, etkilerinin ağırlığına, hedefin niteliğine ve faaliyetin barış zamanında mı yoksa silahlı çatışma sırasında mı yürütüldüğüne göre değişebilir. Örneğin, başka bir devletin kamu kurumuna ait bilgisayarına gizlice erişilmesi, o devletin egemenliği ve devlet sorumluluğu açısından incelenebilir. Aynı operasyon elektrik şebekesini çökertiyor ve fiziksel hasara yol açıyorsa, kuvvet kullanma yasağı veya silahlı saldırı eşiği de gündeme gelebilir. Operasyon bir silahlı çatışmanın parçası hâline gelirse, uluslararası insancıl hukukun özel kuralları devreye girebilir. Dolayısıyla, kitabın temel metodolojik katkısı, siber olayları teknik özelliklerinden ziyade uluslararası hukuktaki sonuçları ve ilgili hukuki eşikler üzerinden sınıflandırmasıdır.

Birinci bölüm: Genel uluslararası hukuk ve siber uzay

Devlet egemenliği

Egemenlik, eserin en temel kavramlarından biridir. Uluslararası hukukta, devletler, kendi ülkeleri ve kamusal yetkileri üzerinde egemenlik hakkına sahiptir. Siber uzayın sınır aşan niteliği bu ilkeyi ortadan kaldırmaz.

Devletlerin ülkelerinde bulunan dijital altyapılar, kamu kurumları ve ağlar üzerinde yetkileri vardır. Başka bir devletin bu sistemlere müdahalesi, müdahalenin niteliğine ve sonuçlarına bağlı olarak egemenlik ihlali teşkil edebilir. Bununla birlikte, her sınır aşan dijital faaliyet otomatik olarak egemenlik ihlali sayılmaz. İnternet trafiğinin başka bir ülkedeki sunuculardan geçmesi, verilerin yabancı bir ülkede depolanması veya bir dijital hizmetin başka ülkelerde erişilebilir olması tek başına yeterli bir hukuki değerlendirme sağlamaz. Devletin kamu yetkilerinin kullanılması, sistemlerin işleyişine müdahale edilmesi ve ortaya çıkan sonuçların ağırlığı gibi unsurların birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle şu iki boyut önemlidir:

  • İç egemenlik: Devletin kendi ülkesindeki sistemler ve faaliyetler üzerinde yetki kullanması.
  • Dış egemenlik: Devletin bağımsızlığı ve diğer devletlerle hukuken eşit statüde olması.

Siber operasyonlar, bu iki boyutu farklı şekillerde etkileyebilir. Örneğin, bir devletin başka bir devletin seçim altyapısına müdahale etmesi, yalnızca teknik bir erişim meselesi değildir; aynı zamanda kamu otoritesinin ve siyasi karar alma süreçlerinin bağımsızlığıyla da ilgilidir. Bununla beraber, egemenlik ilkesinin hangi teknik müdahalelerde ve hangi eşiklerde ihlal edildiği konusunda uluslararası hukukta görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu yüzden, Tallinn Manual 2.0’ın yaklaşımını her tür siber faaliyeti kesin biçimde yasaklayan yeknesak bir kural olarak okumamak gerekir.

Gerekli özeni gösterme yükümlülüğü (due diligence)

Kitabın önemli tartışmalarından biri, devletlerin kendi ülkelerinden veya denetimleri altındaki altyapılarından kaynaklanan ve diğer devletleri etkileyen siber faaliyetler karşısındaki sorumluluğudur.

Gerekli özen ilkesi, genel hatlarıyla, devletlerin uluslararası yükümlülükleriyle bağdaşmayan zararlı faaliyetlere karşı uygun önlemleri alma meselesini gündeme getirir. Siber uzayda bu konu özellikle önemlidir; çünkü saldırıların kaynağını belirlemek zor olabilir ve saldırganlar üçüncü devletlerin sunucularını, ele geçirilmiş cihazları veya özel şirketlerin ağlarını kullanabilir. Örneğin, A Devleti'nin ülkesinde bulunan bir sunucu, B Devleti'nin hastane sistemlerine yönelik bir saldırıda kullanılmış olsun. Sunucunun A Devleti'nin topraklarında bulunması, saldırıyı otomatik olarak A Devleti'ne atfetmek için yeterli değildir. Ayrıca, devletin saldırıdan haberdar olup olmadığı, ne tür bir kontrol imkânına sahip olduğu ve uygulanabilir bir hukuki yükümlülüğün bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.

Bu noktada iki ayrı soru birbirinden ayrılmalıdır:

  1. Devletin zararlı siber faaliyeti gerçekleştiren aktörle hukuken ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği.
  2. Devletin kendi yükümlülüklerini yerine getirmek için gereken özeni gösterip göstermediği.

Bu ayrım önemlidir; zira bir devletin belirli bir saldırıyı bizzat gerçekleştirdiğinin kanıtlanamaması, o devletin tüm uluslararası yükümlülüklerinin kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Öte yandan, gerekli özen ilkesi, devletlerin dünyadaki tüm siber saldırıları önlemek zorunda olduğu anlamına gelmez. Yükümlülüğün hukuki niteliği ve kapsamı, uygulanabilir uluslararası hukuka göre belirlenmelidir. Tallinn Manual 2.0, bu konuyu özel bir bölümde inceleyerek siber güvenliğin yalnızca saldırı yapan devletin eylemlerinden ibaret olmadığını ortaya koyar.

Devletlerin yargı yetkisi

Siber faaliyetler çoğu zaman birden fazla devletin ülkesini, vatandaşını, şirketini veya altyapısını aynı anda ilgilendirir. Bu durum, devletlerin hangi olaylar hakkında soruşturma yapabileceği, hangi kişilere kendi hukukunu uygulayabileceği ve sınır ötesi kolluk faaliyetlerini nasıl yürütebileceği sorularını doğurur. Bir devletin kendi ülkesinde bulunan sunucular üzerinde yetki kullanması ile başka bir devletin ülkesindeki sunucuya doğrudan müdahale etmesi aynı hukuki durum değildir. Örneğin, bir soruşturma makamı, kendi ülkesindeki bir bilgisayarda bulunan dijital delilleri inceleyebilir. Fakat başka bir ülkedeki sisteme, o ülkenin rızası olmadan uzaktan girerek delil toplaması, egemenlik ve ülke dışında icra yetkisi açısından farklı sorunlar doğurabilir. Bu nedenle, eser, siber uzayda sınırların ortadan kalktığı varsayımına karşı çıkar. Fiziksel sınırlar dijital iletişimi durdurmasa da devletlerin ülkesel yetkileri uluslararası hukuk bakımından önemini korur.

Devletlerin uluslararası sorumluluğu

Siber operasyonlarda en zor hukuki sorunlardan biri, gerçekleştirilen faaliyetin hangi devlete atfedileceğidir. Bir saldırının belirli bir ülkeden kaynaklanması, o ülkenin hükümetinin saldırıyı gerçekleştirdiğini tek başına kanıtlamaz. Faaliyet; bağımsız suç grupları, devlet destekli aktörler, özel şirketler veya devlet organları tarafından yürütülmüş olabilir. Uluslararası sorumluluk hukukunda temel mesele, ilgili davranışın hukuken devlete atfedilip atfedilemeyeceği ve uluslararası bir yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğidir.

Bu çerçevede farklı durumlar ortaya çıkar:

  • Bir devlet organının gerçekleştirdiği siber operasyon, uluslararası sorumluluk açısından doğrudan önem taşır.
  • Devlet adına yetkilendirilmiş bir kuruluşun faaliyetleri, ilgili hukuki koşullara göre devlete atfedilebilir.
  • Özel bir grubun saldırısı, sırf siyasi hedefleri devletin hedefleriyle örtüşüyor diye otomatik olarak devlete atfedilemez.
  • Özel aktörlerle devlet arasında talimat, yönlendirme veya kontrol ilişkisi bulunması, olayın hukuki değerlendirmesini değiştirebilir.

Bu ayrım, devletlerin sorumluluğu reddetmek için saldırıları dolaylı aktörler aracılığıyla yürüttüğü iddiaların değerlendirilebilmesi açısından önemlidir. Ancak teknik göstergeler, istihbarat değerlendirmeleri ve siyasi açıklamalar ile uluslararası hukuk anlamında atıf arasında fark vardır. Bir devletin saldırının faili olduğunu açıklaması siyasi açıdan önemli olabilir; fakat hukuki değerlendirme, uygulanabilir atıf kurallarının ve delillerin ayrıca incelenmesini gerektirir.

Karşı önlemler ve devletlerin tepkileri

Bir devlet uluslararası hukuka aykırı bir siber operasyonun mağduru olduğunda nasıl karşılık verebilir? Eser, bu soruyu devlet sorumluluğu ve karşı önlemler çerçevesinde ele alır. Uluslararası hukukta karşı önlemler, belirli koşullarda sorumlu devleti yükümlülüklerine uymaya yöneltmek amacıyla alınan ve normal şartlarda hukuka aykırı olabilecek bazı tedbirlerin geçici olarak uygulanmasıyla ilişkilidir.

Ancak her misilleme hukuken geçerli bir karşı önlem değildir. Karşı önlemlerin amacı, kapsamı, gerekli prosedürleri ve diğer uluslararası yükümlülüklerle ilişkisi değerlendirilmelidir. Ayrıca karşı önlemler ile meşru müdafaa birbirinden ayrılmalıdır: Birincisi devlet sorumluluğu hukukuna, ikincisi ise belirli koşullarda silahlı saldırıya karşı güç kullanma hakkına ilişkindir. Bu nedenle, bir siber saldırıya verilen yanıtın teknik açıdan etkili olması, uluslararası hukuk bakımından da hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

İkinci bölüm: Uluslararası hukukun özel alanları ve siber uzay

Kitabın ikinci bölümü, siber faaliyetlerin yalnızca devlet egemenliği ve devlet sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. İnsan hakları, diplomatik ilişkiler, konsolosluk faaliyetleri, deniz ve hava hukuku gibi alanlar da siber operasyonlarla doğrudan bağlantılıdır.

İnsan hakları ve siber operasyonlar

Dijital teknolojiler, devletlerin bilgi toplama, iletişimi izleme ve bireylerin faaliyetlerini denetleme kapasitesini arttırmıştır. Bu durum, özellikle özel hayatın korunması, ifade özgürlüğü ve kişisel verilerin gizliliği açısından önemli sonuçlar doğurur. Devletlerin siber faaliyetleri, uygulanabilir insan hakları yükümlülükleri kapsamında değerlendirilmelidir. Örneğin, gazetecilerin, siyasetçilerin veya insan hakları savunucularının cihazlarına yönelik izinsiz erişim ya da gözetim faaliyetleri, olayın koşullarına bağlı olarak mahremiyet ve ifade özgürlüğü gibi haklarla ilgili sorunlara yol açabilir.

Ancak her dijital izleme faaliyeti aynı hukuki sonuca yol açmaz. Uygulanabilir insan hakları rejimi, devletin ilgili kişi üzerindeki yetkisi veya yargı yetkisi, müdahalenin amacı, hukuki dayanağı ve ölçülülüğü gibi hususlar önem taşır. Bu bölümün temel sonucu, ulusal güvenlik gerekçesinin dijital ortamda devletlere sınırsız yetki vermediğidir.

Diplomatik ve konsolosluk hukuku

Diplomatik misyonlar ve konsolosluklar, devletlerin dış ilişkilerini yürütmesinde özel bir hukuki statüye sahiptir. Dijitalleşme, diplomatik haberleşmenin, gizli belgelerin ve konsolosluk kayıtlarının korunmasını daha karmaşık hâle getirmiştir. Bir elçiliğin iletişim sistemlerine siber yollarla müdahale edilmesi, yalnızca bir bilgi güvenliği sorunu değildir. Müdahalenin niteliğine bağlı olarak diplomatik haberleşmenin dokunulmazlığı, misyonun işlevlerini yerine getirebilmesi ve devletler arasındaki ilişkiler de gündeme gelebilir. Buradaki önemli husus, dijital yöntemlerin kullanılmasıyla diplomatik hukukun önemini kaybetmemesidir. Fiziksel bir binaya girmekle elektronik iletişim sistemine müdahale etmek aynı teknik davranış olmasa da her ikisi de ilgili uluslararası hukuk kuralları açısından incelenebilir.

Deniz ve hava hukuku

Siber operasyonlar, deniz ve hava ulaşımının güvenliği açısından da hukuki sonuçlar doğurabilir. Gemilerin seyir sistemleri, limanların lojistik altyapısı, hava trafik kontrol sistemleri ve havacılık ağları dijital sistemlere bağlıdır. Bu sistemlerin hedef alınması, yalnızca bilgi kaybına değil, ulaşımın aksamasına ve fiziksel güvenlik risklerine de yol açabilir. Örneğin, bir limanın yönetim ağının devre dışı bırakılması ticareti aksatabilir; bir hava trafik sistemine müdahale ise uçuş güvenliği açısından ciddi riskler doğurabilir. Böyle olayların hukuki değerlendirmesi, uygulanabilir genel uluslararası hukuk kurallarının yanı sıra ilgili özel hukuk rejimlerini de gerektirebilir. Bu yaklaşım, siber güvenliğin yalnızca bilgisayarların korunmasından ibaret olmadığını; ekonomik ve fiziksel altyapıların sürekliliğiyle de ilişkili olduğunu ortaya koyar.

Üçüncü bölüm: Uluslararası barış ve güvenlik 

Kitabın üçüncü bölümü, siber operasyonların uluslararası barış ve güvenliği nasıl etkileyebileceğine odaklanır. Bu bölümün merkezinde Birleşmiş Milletler Şartı'nın kuvvet kullanma yasağı ve meşru müdafaa hakkı bulunur.

Kuvvet kullanma yasağı 

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2(4). maddesi, devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmasını ya da kuvvet kullanma tehdidinde bulunmasını yasaklar; Şart'ta yer alan istisnalar ve hukuki çerçeve saklıdır.

Siber operasyonlar bakımından temel soru, hangi faaliyetlerin bu anlamda kuvvet kullanma düzeyine ulaştığıdır. Nitekim her siber saldırı kuvvet kullanımı değildir. Bir devletin kamu kurumuna ait verilerin kopyalanması, bir internet sitesinin geçici olarak erişilemez hâle getirilmesi veya bir bilgi sistemine sızılması, tek başına otomatik olarak kuvvet kullanma eşiğini aşmaz. Buna karşılık, bir siber operasyon insanların ölümüne, fiziksel yaralanmaya veya maddi yıkıma yol açıyorsa, kuvvet kullanma yasağı açısından çok daha ciddi bir değerlendirme gerektirir.

Değerlendirmede genellikle şu unsurların önemi tartışılır:

  • Operasyonun sonuçlarının ağırlığı.
  • Fiziksel zarar veya işlevsel çöküşün boyutu.
  • Operasyonun niteliği ve hedefi.
  • Geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen bir saldırıya benzerlik.
  • Oluşan etkinin kapsamı ve süresi.

Bu unsurlar, her olayda mekanik biçimde uygulanabilecek tek bir formül değildir. Esas amaç, siber faaliyetin uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanımı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini belirlemektir.

Silahlı saldırı ve meşru müdafaa

Kuvvet kullanımı ile Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi bağlamındaki silahlı saldırı aynı hukuki kavram değildir. Meşru müdafaa hakkının doğması için daha ağır bir eşik söz konusu olabilir. Siber operasyonlar bu eşiğe ulaştığında, saldırıya uğrayan devletin meşru müdafaa hakkı gündeme gelebilir. Ancak bu sonuç, her siber olayın askerî karşılık verme hakkı doğurduğu anlamına gelmez. Örneğin, bir saldırının bir elektrik şebekesini uzun süre devre dışı bırakarak geniş çaplı fiziksel zarara ve can kaybına yol açması ile sınırlı bir veri ihlali aynı hukuki ağırlıkta değildir. Meşru müdafaa değerlendirmesinde saldırının ağırlığı kadar, alınacak tedbirin gerekliliği ve orantılılığı da önem taşır. Devletin saldırıya karşılık vermesi, sınırsız güç kullanma yetkisi doğurmaz. Ayrıca saldırının hangi devlete atfedilebileceği, saldırının sürüp sürmediği ve başka hukuki seçeneklerin bulunup bulunmadığı gibi meseleler de önemlidir.

Siber caydırıcılık ve uluslararası istikrar

Siber operasyonların düşük maliyetle, uzaktan ve kimi zaman kimliği gizlenerek yürütülebilmesi, caydırıcılık stratejilerini karmaşıklaştırır. Geleneksel askerî caydırıcılıkta, saldırının kaynağının belirlenmesi ve karşılık verme kapasitesinin gösterilmesi önemli bir rol oynar. Siber alanda ise saldırganın kimliğinin belirsizliği, saldırının farklı ülkelerdeki altyapılardan gerçekleştirilmesi ve etkilerin kademeli olarak ortaya çıkması bu süreci zorlaştırabilir. 

Uluslararası hukuk, bu ortamda iki işlev görür. Birincisi, devletlerin hangi koşullarda hangi eylemleri gerçekleştirebileceğini netleştirir. İkincisi, siber olayların yanlış yorumlanması sonucunda ortaya çıkabilecek tırmanma risklerini değerlendirmek için ortak bir dil sağlar. Bununla birlikte, hukuki normların varlığı, devletler arasındaki tüm anlaşmazlıkları ortadan kaldırmaz. Kuralların yorumu, delillerin değerlendirilmesi ve devletlerin uygulamaları farklılık gösterebilir

Dördüncü bölüm: Siber silahlı çatışma hukuku 

Eserin dördüncü bölümü, siber operasyonların silahlı çatışmalar sırasında nasıl yürütüleceğini ele alır. Bu alanda uluslararası insancıl hukuk, yani silahlı çatışma hukuku belirleyici önemdedir. Temel yaklaşım, bir silahlı çatışmanın mevcut olması hâlinde siber operasyonların da uygulanabilir insancıl hukuk kurallarına uygun biçimde yürütülmesi gerektiğidir. Siber yöntemlerin kullanılması, sivillerin korunması ve saldırıların sınırlandırılması gibi yükümlülükleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Ayrım ilkesi

Ayrım ilkesi, silahlı çatışmanın taraflarının askerî hedefleri sivillerden ve sivil nesnelerden ayırmasını gerektirir. Siber operasyonlarda bu ilkenin uygulanması özellikle zordur; çünkü askerî ve sivil kullanıcılar aynı ağları, sunucuları, iletişim sistemlerini veya yazılımları paylaşabilir. Örneğin, bir askerî iletişim sistemini hedef alan zararlı yazılım, aynı altyapıya bağlı sivil hastanelerin veya kamu hizmetlerinin işleyişini de etkileyebilir. Bu durumda operasyonun hedefi, teknik yayılım biçimi ve siviller üzerindeki sonuçları birlikte değerlendirilmelidir. Bir sistemin askerî amaçlarla kullanılması, o sistemle bağlantılı her unsurun otomatik olarak hukuken hedef alınabileceği anlamına gelmez. Hedefin askerî hedef sayılmasına ilişkin koşullar ve uygulanabilir saldırı kuralları ayrıca incelenmelidir.

Orantılılık ilkesi

Orantılılık ilkesi, beklenen somut ve doğrudan askerî avantaja kıyasla aşırı olan ve sivil zarara yol açabilecek saldırıları sınırlar. Siber operasyonlarda sivil zararın öngörülmesi özellikle önemlidir. Bir zararlı yazılımın yalnızca belirli bir askerî ağı hedeflemesi planlanmış olsa bile yazılımın diğer sistemlere yayılması, veri tabanlarını bozması veya kritik kamu hizmetlerini aksatması mümkündür. Bu nedenle, operasyonun planlanması sırasında yalnızca hedef sistem üzerindeki doğrudan etkinin değil, öngörülebilir dolaylı sonuçların da değerlendirilmesi gerekir. Örneğin, askerî bir tesiste kullanılan enerji yönetim sistemine yönelik bir saldırı, yakın çevredeki sivil altyapıyı da etkileyebiliyorsa, bu sonuçlar hukuki değerlendirmede önem kazanabilir.

Askerî gereklilik ve insancıl muamele

Askerî gereklilik, silahlı çatışma hukukunun diğer kurallarından bağımsız, sınırsız bir zarar verme yetkisi değildir. Askerî faaliyetlerin yürütülmesi, uygulanabilir uluslararası insancıl hukuk sınırları içinde kalmalıdır. Siber operasyonların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Askerî bir avantaj elde etmek amacıyla yürütülen bir faaliyet, sivillere yönelik yasaklanmış davranışları veya insancıl hukuk tarafından korunan kişilere ve nesnelere ilişkin yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Benzer şekilde, bir siber operasyonun fiziksel hasar vermemesi, onun otomatik olarak insancıl hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Operasyonun niteliği, hedefi, etkileri ve yürütüldüğü çatışmanın koşulları dikkate alınmalıdır. 

Sivil altyapının korunması

Hastaneler, enerji şebekeleri, su sistemleri ve acil durum iletişim ağları, siber saldırıların toplumsal etkilerinin en ciddi olabileceği alanlardır. Bu altyapılara yönelik operasyonlar, özellikle sivil nüfusun temel ihtiyaçlarını etkilediğinde önemli hukuki sorunlar yaratır. Hastanelerin dijital sistemlerinin devre dışı bırakılması, elektrik veya su hizmetlerinin kesilmesi ve acil müdahale sistemlerinin aksaması, yalnızca teknik kesintiler olarak değerlendirilemez. Bu örnekler, siber operasyonların sonuçlarının fiziksel dünyanın dışında kalmadığını gösterir. Bir bilgisayar ağında başlayan faaliyet, sağlık hizmetlerinin, ulaşımın veya temel kamu hizmetlerinin işleyişini etkileyebilir. Dolayısıyla, siber silahlı çatışma hukukunun temel amacı, teknolojik araçların çeşitlenmesine rağmen sivillerin korunmasına ilişkin ilkelerin geçerliliğini sürdürmektir.

Siber casusluk, gizli operasyonlar ve hukuki gri alanlar 

Tallinn Manual 2.0'ın önemli katkılarından biri, tüm zararlı siber faaliyetleri tek bir hukuki kategoriye yerleştirmemesidir. Özellikle siber casusluk, bu ayrımın belirgin olduğu alanlardan biridir. Bir devletin başka bir devlet hakkında gizli bilgi toplaması, uluslararası ilişkilerde uzun süredir görülen bir faaliyettir. Bunun siber araçlarla yapılması, faaliyetin her durumda otomatik olarak hukuka aykırı sayılmasını gerektirmez. Ancak casusluğun kendisi ile casusluk sırasında kullanılan yöntemlerin hukuka uygunluğu birbirinden ayrılmalıdır. Örneğin, başka bir devletin ağından gizli belgelerin alınması, tek başına her koşulda aynı hukuki sonuca yol açmaz. Operasyonun ilgili devletin egemenliğini ihlal edip etmediği, korunan iletişime müdahale içerip içermediği, başka bir uluslararası yükümlülüğü ihlal edip etmediği ve özel bir hukuki rejimin uygulanıp uygulanmadığı incelenmelidir. 

Benzer biçimde, bir devletin siber operasyonları başka bir devletin ülkesinde sonuç doğurduğunda, faaliyetin casusluk amacı taşıması hukuki değerlendirmeyi ortadan kaldırmaz. Bu yaklaşımın stratejik sonucu açıktır: Devletler arasındaki siber rekabette tüm faaliyetler açık silahlı çatışma kapsamında değildir. Bazıları istihbarat toplama, siyasi nüfuz sağlama, bilgi operasyonları yürütme veya rakip devletin karar alma süreçlerini etkileme amacı taşıyabilir. Bu faaliyetlerin hukuki niteliği, kullanılan yönteme ve ortaya çıkan sonuçlara göre değişebilir. Dolayısıyla, siber uzayda hukuki değerlendirme, yalnızca saldırganın niyetine dayanamaz. 

Kitabın temel katkıları ve sınırlılıkları

Tallinn Manual 2.0’ın başlıca katkısı, uluslararası hukukun siber uzaya uygulanmasını sistematik bir biçimde ele almasıdır. 

Birinci olarak eser, siber uzayın hukuki bir boşluk olmadığını vurgular. Devletlerin dijital alandaki faaliyetleri de uluslararası hukuk kapsamındadır. 

İkinci olarak, kitap, farklı hukuki eşikleri birbirinden ayırır. Egemenlik ihlali, uluslararası hukuka aykırı eylem, kuvvet kullanımı, silahlı saldırı ve silahlı çatışma sırasında gerçekleştirilen operasyonlar aynı kavramlar değildir. 

Üçüncü olarak eser, teknik olayların hukuki analizinde atıf sorununu öne çıkarır. Bir saldırının nereden geldiği ile hangi devletin hukuken sorumlu olduğu farklı sorulardır.

Dördüncü olarak çalışma, insan hakları ve sivil altyapıların korunması gibi meseleleri siber güvenliğin merkezine yerleştirir. 

Bununla birlikte eserin bazı sınırlılıkları da vardır. İlk sınırlılık, bağlayıcılık meselesidir. Eserin kendisi bir antlaşma değildir ve devletlerin resmî görüşlerinin yerine geçmez. İçindeki hukuki değerlendirmeler, uluslararası hukuk tartışmalarında önemli bir başvuru kaynağı olsa da her devlet için bağlayıcı bir yorum oluşturmaz. 

İkinci sınırlılık, hukuki görüş ayrılıklarıdır. Egemenlik ihlallerinin sınırları, gerekli özen yükümlülüğünün niteliği ve bazı siber faaliyetlerin kuvvet kullanma eşiğine ulaşıp ulaşmadığı gibi konular tartışmalıdır. 

Üçüncü sınırlılık, teknik gelişmelerin hızıdır. 2017'de yayımlanan eser, yapay zekâ destekli operasyonların, gelişen dijital altyapıların ve güncel siber tehditlerin sonraki boyutlarını kapsayamaz. Bu nedenle, güncel olaylar değerlendirilirken daha sonraki devlet uygulamaları, uluslararası belgeler ve yeni hukuk tartışmaları da dikkate alınmalıdır. 

Son olarak, kitabın kuralları somut olaylara uygulanırken teknik, siyasi ve hukuki değerlendirmeler birbirinden ayrılmalıdır. Bir saldırının teknik olarak başarılı olması, hukuken meşru olduğunu göstermez. Aynı şekilde bir faaliyetin siyasi açıdan düşmanca olması da tek başına belirli bir uluslararası hukuk ihlalini kanıtlamaz.

Türkiye açısından çıkarımlar

Türkiye’nin siber güvenlik politikaları ve dış politikası açısından Tallinn Manual 2.0 üç temel alanda önem taşır. 

Siber egemenlik ve kritik altyapılar

Enerji, ulaştırma, sağlık, finans, telekomünikasyon ve kamu yönetimi sistemlerinin dijitalleşmesi, siber olayların ulusal güvenlik üzerindeki etkisini arttırmaktadır. Bu nedenle, siber güvenlik yalnızca teknik savunma kapasitesiyle sınırlı görülmemelidir. Devletin yetkileri, uluslararası yükümlülükleri ve sınır aşan olaylara karşı izleyebileceği hukuki yollar da önemlidir. Türkiye bakımından siber egemenlik kavramı, ulusal sistemlerin korunması kadar uluslararası hukukla uyumlu politika geliştirilmesi açısından da ele alınmalıdır. 

Atıf ve kriz yönetimi 

Türkiye'yi hedef alan bir siber olayın ardından saldırının kaynağını belirlemek, teknik bulguları doğrulamak ve hukuki sorumluluğu değerlendirmek farklı aşamalardır. Bu süreçlerde aceleci atıf açıklamaları, diplomatik krizlerin büyümesine yol açabilir. Buna karşılık saldırının kaynağının belirlenmesindeki zorluklar da etkili karşılık verme ve uluslararası iş birliği süreçlerini karmaşıklaştırabilir. Bu nedenle teknik inceleme, istihbarat değerlendirmesi, hukuki analiz ve diplomatik iletişimin koordinasyonu önemlidir. 

Siber caydırıcılık ve uluslararası iş birliği 

Siber caydırıcılık, yalnızca karşı saldırı kapasitesi oluşturmakla sınırlı değildir. Savunma kapasitesi, olayların tespiti, kritik altyapıların dayanıklılığı, uluslararası iş birliği ve hukuki öngörülebilirlik de caydırıcılığın unsurlarıdır. Türkiye açısından uluslararası hukuk kurallarını anlamak, siber olaylara karşı hangi seçeneklerin hangi koşullarda kullanılabileceğini değerlendirmeye yardımcı olur. Bunun yanında müttefiklerle, uluslararası kuruluşlarla ve diğer devletlerle bilgi paylaşımı ile hukuki iş birliği de önem taşır. Bu noktada Tallinn Manual 2.0, Türkiye’nin siber güvenlik doktrini ve dış politika yaklaşımını geliştirirken kullanılabilecek bir analiz çerçevesi sunar; ancak doğrudan bir ulusal doktrin veya bağlayıcı bir hukuk kaynağı olarak değerlendirilmemelidir.

Sonuç

Tallinn Manual 2.0, siber uzayın uluslararası ilişkilerde bağımsız bir stratejik rekabet alanı hâline gelmesiyle ortaya çıkan hukuki sorunları kapsamlı biçimde incelemektedir. Eserin temel tezi, teknolojideki değişimin uluslararası hukukun temel ilkelerini kendiliğinden ortadan kaldırmadığıdır. Devlet egemenliği, devlet sorumluluğu, yargı yetkisi, insan hakları, kuvvet kullanma yasağı, meşru müdafaa ve silahlı çatışma hukuku; siber operasyonların değerlendirilmesinde farklı bağlamlarda önemini korumaya devam eder. Kitabın en önemli analitik katkısı, siber faaliyetleri tek bir kategori altında toplamamasıdır. Bir siber casusluk operasyonu, kritik altyapıya zarar veren bir saldırı ve silahlı çatışma sırasında yürütülen bir siber harekât, farklı hukuki sorular doğurabilir. Bu olayların değerlendirilmesinde faaliyetin kaynağı, hedefi, etkileri ve bağlamı birlikte incelenmelidir. 

Bununla birlikte kitap, tüm hukuki tartışmaları sona erdiren kesin bir kod değildir. Uzmanların görüşlerini sistematikleştirir; mevcut hukukun nasıl yorumlanabileceğine ilişkin önemli bir çerçeve sunar. Devletlerin uygulamaları, hukuki görüşleri ve teknolojik gelişmeler bu çerçevenin sürekli yeniden değerlendirilmesini gerektirir. 

Sonuç olarak, Tallinn Manual 2.0, siber güvenliği salt teknik bir savunma meselesi olarak değil, uluslararası hukuk ve devletler arası ilişkilerle iç içe geçmiş bir konu olarak ele alır. Türkiye açısından da eserin temel değeri, siber tehditlere karşı savunma kapasitesini geliştirmenin yanı sıra hukuki sorumluluk, kriz yönetimi ve uluslararası iş birliği boyutlarını birlikte değerlendirmeye imkân sağlamasıdır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] https://www.cambridge.org/core/books/tallinn-manual-20-on-the-international-law-applicable-to-cyber-operations/E4FFD83EA790D7C4C3C28FC9CA2FB6C9.