24 Haziran 2026 Çarşamba

Prof. Dr. Ozan Örmeci Tercüman.com İçin Yazdı: "Birleşik Krallık’ta siyasi istikrar sağlanamıyor"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 24 Haziran 2026 tarihinde Tercüman.com haber portalı için Birleşik Krallık'ta Başbakan Keir Starmer'ın istifasıyla sonuçlanan siyasi süreci ve sonrası muhtemel gelişmeleri yazdı. 

Tercüman

AKSAV ve ESUPA’dan Türk-İngiliz İlişkilerine Işık Tutan Kapsamlı Eğitim Programı


Alaaddin Keykubat Siber Akademi Vakfı-AKSAV'a bağlı olarak Uluslararası Politika Akademisi (UPA) kadrolarınca kurulan Alanya merkezli düşünce kuruluşu ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü), 6-21 Haziran tarihleri arasında "Türk-İngiliz İlişkileri" konulu 6 ders ve 12 saatlik bir sertifika programı düzenledi. AKSAV Başkanı Hasan Kerem ÜNSAL ile ESUPA Başkanı Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ öncülüğünde gerçekleştirilen organizasyona Alanya ve Türkiye'nin çeşitli illerinden değerli konuşmacı ve katılımcılar iştirak ettiler. Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Prof. Dr. Ozan Örmeci, Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa, Doç. Dr. Cenk Özgen, Dr. Nurcan Özkaplan Yurdakul ve Dr. Hande Ortay'ın konuşmacı olarak katıldığı program, Türk-İngiliz ilişkilerinin son 200 yılı ve günümüzdeki gelişmelere ışık tutan önemli bilgileri dinleyicilere aktarma olanağı sağladı. Konferansla ilgili olarak Son Alanya gazetesinin yaptığı habere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yeni Kitap: Uluslararası Siyasetin Merkezinde Kıbrıs

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci'nin Kıbrıs adasındaki iki siyasi entite olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi (resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti) devletlerindeki seçimleri ve siyasi dinamikleri Kıbrıs Sorunu ve Kıbrıs müzakereleri ışığında değerlendirdiği yeni eseri Uluslararası Siyasetin Merkezinde Kıbrıs, Bursa merkezli akademik kitabevi Sayda Kitap tarafından yayımlandı. XXX sayfalık eser, Kıbrıs Sorunu'nun tarihçesi ve Kıbrıslı Türklerin haklı direnişlerinin yanı sıra, adada onlarca yıldır süren siyasi sorunun çözümü için yapılan müzakerelere ve barış çabalarına da odaklanıyor. Bu bağlamda, kitap, özellikle son yıllarda adanın iki yakasına damga vuran iki genç ve başarılı lider, Dr. Tufan Erhürman ile Nikos Hristodulidis'in siyasi fikirlerini inceliyor. Yazar, Kıbrıs'taki barış çabalarına ihtiyatlı iyimser bir düzlemden yaklaşırken, bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye'nin bu süreçteki endişelerini de vurguluyor. Aşağıdaki linklerden kitap hakkında bilgi edilebilir ve kitabı satın alabileceğiniz linklere erişebilirsiniz.

Kitaptan bölümler;

Yazar sayfası

İçindekiler

Önsöz

Sonsöz


Kitabı satın alabileceğiniz bazı linkler;

D&R

İdefix

KitapYurdu

Sayda Kitap

22 Haziran 2026 Pazartesi

Kıbrıs'ta Yeni Formül Gevşek Federasyon

 

On yıllardır çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Holguin'in geliştirdiği "sonuç alıcı" yeni formülün parametreleri belli olmaya başladı. Politis gazetesinden Dionysis Dionysiou'nun dün yayınladığı haber analiz, bu anlamda önemli bilgiler içeriyor. Bu yazıda, bu makale özetlenecektir.

Yaz aylarında yeniden gündeme gelmesi ve hatta başlaması beklenen Kıbrıs müzakerelerinde, bu defa olumlu sonuç almak adına deneyimli diplomat Maria Holguin Cuellar'ın adadaki ve iki garantör devlet olan Türkiye ve Yunanistan'daki temasları sonucunda oluşturduğu yeni formülün ana hatları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, Türkiye'nin ısrarı neticesinde artık klasik federasyon formülü gündemde değil. Bunun yerine, deneyimli diplomatın Rumların "federasyon", Türklerin ise "konfederasyon" olarak adlandırabilecekleri ve kabul edebilecekleri daha gevşek bir çözüm önerisi var.

Bu formülün siyasi özü açık: iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon için Kıbrıs Rumlarının pozisyonu ile egemen eşitlik ve ayrı siyasi statüsünün tanınması konusundaki Kıbrıs Türklerinin ısrarı arasındaki uçurumu, yapıcı bir belirsizlik yoluyla bile olsa, kapatmak. Holguín, önceki arabuluculara kıyasla çok daha dinamik ve uzlaştırıcı bir şekilde hareket ediyor. Sadece iki liderle görüşmekle sınırlı kalmıyor; siyasetçiler, akademisyen grupları, her iki topluluktan sivil toplum temsilcileri, garantör güçler ve Avrupa Birliği (AB) ile de temas kuruyor. Anlaşıldığı üzere, amacı, bilindik çerçeveyi tekrarlamak değil, müzakereye yol açacak kadar spesifik ve her iki tarafça da baştan reddedilmeyecek kadar esnek bir öneri oluşturmak. Bu bağlamda, taraflardan edindiği bilgiler doğrultusunda, deneyimli diplomat, taraflara yol göstermesi adına planını şekillendirmeye çalışıyor.

Yeni çözümün temel parametreleri şöyle özetlenebilir:

1-) Tanınma karşılığında toprak: Yeni formülde, Crans-Montana'da da gündeme gelen önemli bir husus, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya'daki bazı bölgelerin Kıbrıslı Rumlara iadesi karşılığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (kısaca KKTC) yeni konfederal devletin içinde tanınmasıdır. Bu şekilde, Kıbrıslı Türkler en büyük özlemleri olan tanınmayı, konfederal bir düzende, AB üyesi bir devlet içinde iki bölgelilik formülüyle sağlarken; Rumlar da en büyük motivasyonları olan kayıp topraklarının bir bölümünü kazanmayı gerçekleştirebileceklerdir. 

2-) Gevşek Federasyon formülü: Yeni devlet, birçok yetkinin ortak olduğu sert bir federasyon yerine, bir konfederasyona benzer şekilde, paylaşılan yetkilerin daha az ve seçici olduğu ve merkezi devletin daha ziyade AB ile ilişkiler, dış politika ve güvenlik gibi konularda devreye girdiği gevşek bir nitelikte olacaktır. Edinilen kulis bilgilerine göre, yeni modelde, iki kurucu devlet, iki parlamento ve federal konular için daha çok üst düzey bir Konsey görevi görecek bir organ yer alacaktır. Doğrudan seçilmiş bir federal parlamento olmayacak; bunun yerine, bazıları tarafından Avrupa Konseyi tipi bir kurumsal mantığa benzetilen, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk milletvekillerinden oluşacak bir yasama organı olacaktır. Bu organ, yalnızca iki kurucu devlete bırakılamayacak ortak konuları ele alacaktır. Bu, Kıbrıs Türklerinin vetolarıyla Kıbrıs Rumlarının felç olma korkusunu ve Kıbrıs Türklerinin de Kıbrıs Rum çoğunluğu tarafından sayısal olarak absorbe edilme korkusunu azaltmayı amaçlayan mantıksal bir yapıdadır.

3-) Esnek Dönüşümlü Başkanlık: Yürütme gücü düzeyinde tartışılan senaryo ise, Rum Kesimi'nin 2-1 veya 3-1 oranında temsil edildiği, dönüşümlü olarak görev yapan iki topluluk liderinin başkanlık ettiği bir Başkanlık Konseyi'ni öngörüyor. Bu fikir, klasik "dönüşümlü başkanlık" sistemine göre daha esnek bir şekilde siyasi eşitliği yeniden kurmayı amaçlıyor. Edinilen bilgilere göre, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, gerçek yürütme yetkisinin daimi bir Rum Başbakanı'na devredildiği, dönüşümlü, federal ancak büyük ölçüde sembolik bir Cumhurbaşkanlığı sisteminin varlığını görüşmeye hazır olduğunu göstermiş görünüyor. Bu fikir, Rum kamuoyuna işlevselliğin garantisi olarak sunulabilir; ancak siyasi eşitliğin güçlü güvenceleriyle birlikte gelmedikçe Türk tarafının kabul etmesi zor olacaktır. Bu noktada kritik bir şart devreye giriyor: Bakanlar Kurulu'nda en az bir Kıbrıs Türkü Bakan'ın belirleyici oyu. Bu, görüşmelerdeki en büyük tıkanma noktalarından biri olmaya devam eden, etkili katılım meselesidir. Kıbrıs Türkleri için, böyle bir oy olmadan gerçek bir siyasi eşitlik söz konusu değildir. Kıbrıs Rumları için ise, belirleyici bir oy günlük bir tıkanma mekanizmasına dönüşme riski taşımaktadır. Bu nedenle, zorluk, ya böyle bir oylamanın kapsamını belirli hayati konularla sınırlayarak, ya da çıkmaz çözüm mekanizmaları aracılığıyla, felç olmadan katılımı sağlayacak bir ara formül bulmaktır.

4-) Garantiler: En zorlu meselelerden biri olan garantiler konusunda, Kıbrıslı Rumlar, 1960'lı yıllardaki garanti sisteminin kaldırılmasını istiyor. Kıbrıslı Türkler ise ya garantilerin devam etmesi, ya da Türk birliklerinin Kıbrıs'tan ayrılmasından önce uzun bir süre geçmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Orta yol olarak Birleşmiş Milletler'in ise NATO'ya olumlu baktığı görülüyor. Kıbrıs'ın bir bütün olarak NATO'ya katılması, adanın güvenliğini garanti altına alacak ve küçük bir NATO gücü veya üsleri çerçevesinde Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Amerikan birliklerinin adada bulunmasına olanak sağlayacaktır. Holguín'in Ankara'daki görüşmelerine dayanarak konuşursak, bu konu Türkiye tarafından tamamen dışlanmamıştır; ancak her zaman daha geniş bir çözümün parçası olarak ele alınmaktadır.

5-) Geçiş aşaması: Çözümün uygulanması için 2 veya 3 yıllık bir geçiş dönemi görüşülüyor. Bu dönemde, Maraş'ın en belirgin örneği olduğu üzere, ilk toprak iadelerinin gerçekleşmesi gerekecek; aynı zamanda Kıbrıs Türk tarafının talep ettiği "3D" olarak adlandırılan unsurlar da kademeli olarak hayata geçirilecektir: doğrudan ticaret, doğrudan temaslar ve doğrudan uçuşlar. Aynı dönemde, Kıbrıs uçakları için Türk FIR'ındaki kısıtlamalar kaldırılabilir ve Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına erişimine izin verilebilir. Bu şekilde, çözüm kağıt üzerinde kalmayacak, her iki taraf için de anında ve ölçülebilir faydalar sağlamaya başlayacaktır. Aynı zamanda, Kıbrıs'ta son yıllarda keşfedilen ve çıkarılan doğalgazın kullanımı konusunda da görüşmeler başlayabilir. Edinilen bilgilere göre, Türkiye, Kıbrıs'a boru hattı inşa etmeye hazır olduğunu ifade ederek, Kıbrıs doğalgazını -belirtildiği gibi- "Mısır ile görüşülen fiyatlardan çok daha yüksek fiyatlarla" satın alma isteğini açıkça ortaya koymuştur. 

Bu bağlamda, yazın başlaması muhtemel müzakerelerde bu defa çözüm umudu var gibi görünüyor. Zira her iki tarafta da liderliğin (Hristodulisi ve Tufan Erhürman) ve halkların çözüm yönünde güçlü iradeleri söz konusu. Özellikle Kıbrıs Türklerinin dünyadan izole olmama istekleri artık gizlenemez bir boyuta gelmiş halde. Bu nedenle, çözüm için ada halklarına samimiyetle son bir deneme şansı vermek, bizce tüm kesimlerin ve uluslararası sistemin lehine bir gelişme olacaktır...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ 

Birleşik Krallık'ta Başbakan Starmer'ın İstifası

 

Giriş

Birleşik Krallık'ta, demokratik seçimler sonucunda kurulan parlamento çoğunluğuna sahip hükümetlere rağmen siyasi istikrar tablosu bir türlü sağlanamıyor. Öyle ki, 2024 genel seçimleri sonrasında Avam Kamarası'nda büyük bir çoğunluğa sahip İşçi Partisi'nin lideri olan Sir Keir Starmer, henüz 2 yılını dahi doldurmadan Başbakanlıktan istifa kararı aldı. Starmer'ın bu kararı, geçtiğimiz haftalarda yapılan yerel seçimlerde partisinin gösterdiği düşük performans ve parti içindeki muhalefetin tepkileri neticesinde alındı. Bu nedenle, adada, 2016 Temmuz'dan bu yana 10 yıl içerisindeki 7. Başbakan yakında göreve başlayacak. Bu yazıda, Başbakan Starmer'ı istifaya sürükleyen süreci ve yeni Başbakan adaylarını değerlendireceğim.

Starmer'ın İstifasının Nedenleri

BBC ve diğer bazı ciddi haber kuruluşlarının haberlerinden derlendiğinde, Başbakan Starmer'ı istifaya sürükleyen süreci tetikleyen 3 önemli unsur öne çıkıyor: Mayıs 2026 yerel seçimlerindeki tarihi yenilgi, kronik hayat pahalılığı ve hükümet içindeki Bakanların peşpeşe istifasıyla büyüyen parti içi isyan.

İlk olarak, Başbakan Starmer, kendi liderliğindeki İşçi Partisi'nin Mayıs 2026'daki yerel seçimlerde tarihinin en kötü performanslarından birini sergilemesi ve Reform UK (Birleşik Krallık Reform Partisi) ile Muhafazakâr Parti'ye geçilmesi neticesinde kamuoyu önünde yara almış; yerel seçim sonuçları da genelde Başbakan'ın ve hükümetin performansına yönelik bir güvensizlik oyu olarak değerlendirilmiştir.

İkinci önemli sebep, uluslararası ekonomiyi olumsuz etkileyen Ortadoğu ve Ukrayna'daki savaşların da etkisiyle Birleşik Krallık'ta son aylarda artan fiyatlar ve halkın alım gücünü olumsuz etkileyen yüksek enflasyon olmuştur. Bu süreçte, özellikle emeklilere yönelik kışlık yakıt desteğinin kaldırılması ve işveren sigorta primlerinin artırılması halkta ve parti içinde büyük tepki toplamış, Starmer üzerindeki baskıyı da artırmıştır.

Üçüncü olarak ise, İşçi Partisi içerisinde Sağlık Bakanı Wes Streeting'in başını çektiği birçok önemli ismin geçtiğimiz günlerde Starmer'ın liderliğini eleştirerek istifa etmesi ve parti liderliği için yarışa başlayacağını açıklaması Başbakan'ı zor durumda bırakmıştır. Streeting'e kısa sürede Savunma Bakanı John Healey, İçişleri Bakanı Şabana Mahmud (Shabana Mahmood) ve Enerji Güvenliği Bakanı Ed Miliband gibi birçok önemli isim de eklenmiştir.

İngiliz kamuoyu önünde Keir Starmer'ı beceriksiz duruma düşüren ve halkın güvenini kaybetmesine yol açan bu üç gelişmenin yanı sıra, kuşkusuz ABD'deki aşırı sağ eğilimli popülist Donald Trump yönetimiyle yaşadığı uyumsuzluk da Başbakan Starmer'ı istifaya zorlayan sebeplere eklenebilir.

Starmer'ın Yerine Kim Geçebilir?

Başbakan Starmer'dan sonra Labour liderliği ve Başbakanlık için adı geçen en önemli isim, eski Manchester Belediye Başkanı ve daha önce iki defa parti liderliğine aday olup kaybetmiş olan deneyimli siyasetçi Andy Burnham'dır. Parti içi muhaliflerden Wes Streeting'in de desteğini alan Burnham, Makerfield ara seçimlerinde Reform UK karşısında başarılı bir performans sergileyerek parti içi bir değişimle İşçi Partisi'nin sonraki seçimi de kazanabileceği algısını yaratmış ve bu sayede parti içinde şimdilerde çok ciddi bir destek sağlamıştır. Everton futbol takımı taraftarı ve indie müzik tutkunu olan 1970 Liverpool doğumlu olan Burnham, Cambridge Üniversitesi'nde İngilizce eğitimi almış ve genç yaşlarından itibaren sol siyasete destek vererek İşçi Partisi'ne katılmıştır. Genç yaşlarından itibaren halkla kurduğu iyi diyalog ve sosyal yönüyle öne çıkan Burnham, parti liderliği yarışında 2010 yılında Ed Miliband, 2015 yılında ise Jeremy Corbyn'e geçilmiş; ancak mücadelesine devam etmiştir. İngiltere'nin AB (Avrupa Birliği) üyeliğine dönmesine (Breturn) sıcak bakan Burnham, bazı kamu hizmetlerinde devletçiliği savunmasıyla da bilinmektedir.

Andy Burnham

Sonuç

Sonuç olarak, önümüzdeki haftalarda Labour içerisindeki liderlik yarışını kazanacak Andy Burnham'ın Birleşik Krallık'ın yeni Başbakanı olması beklenmektedir. Ancak elbette Burnham'ın Başbakanlığının uzun süreli olup olamayacağını sonraki genel seçim belirleyecektir ki, şimdilik İşçi Partisi'nin durumu düzeltmek adına yeterli zamanı var gibi gözükmekle birlikte, işlerin pek iyi gitmediği ve aşırı sağ ve sağ akımların son aylarda İngiltere'de güç kazandığı da ortadadır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ