Giriş
Ortadoğu'daki sıcak gündem nedeniyle gözden kaçan önemli bir gelişme, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan fakat NATO'da önemli roller üstlenen iki Batılı devletin, yani Türkiye ile Birleşik Krallık'ın imzaladıkları, daha doğrusu güncelledikleri Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi oldu. Bu yazıda, bu anlaşma temelinde Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerindeki güncel eğilimleri mercek altına alacağım.
Bakan Fidan'ın Londra Seferiyle Güncellenen Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi
Dün (23 Nisan 2026), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Bakanı Yvette Cooper arasında Londra’da imzalanan antlaşma, BBC'nin haberine göre, taraflar arasındaki mevcut stratejik ortaklığı pekiştirmeyi ve yakın diyalogla güçlenen iş birliğinin kapsamını genişletmeyi amaçlıyor.
T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Yvette Cooper ile Londra’da (23 Nisan 2026)
Antlaşmanın akdi sonrası basına bilgi veren Türk ve İngiliz taraflarının ortak açıklamasında, "Bugün Londra'da imzalanan Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi, tarihi bir dostluğa, mükemmel düzeyde ikili ilişkilere sahip, Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarına yönelik güçlü iradeleri dahil çok çeşitli uluslararası meseleler ve küresel sınamalar hakkında ortak bakış açısını paylaşan, NATO müttefiki ve stratejik ortak olan ülkelerimiz arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmek için sağlam bir temel teşkil etmektedir." ifadelerine yer verildi. Ayrıca açıklamada, küresel ölçekte çok kutuplu ve parçalanmış uluslararası düzene doğru geçişin hızlanmasının Türkiye ve Birleşik Krallık'ı artan riskler dönemine soktuğu belirtilerek, "Güvenliğimizin ve kolektif savunmanın temel taşı olan NATO'nun siyasi ve askeri önemi artmıştır. NATO'nun Stratejik Konsepti'nin yanı sıra temel görevlerinden caydırıcılık ve savunma, Avrupa-Atlantik güvenliğini sağlamada işbirliğimizin temelini oluşturmaya devam edecektir. Güçlü Transatlantik ilişkiler, Avrupa'da barış ve istikrar için vazgeçilmezdir." ifadeleri kullanıldı.
Özellikle Türkiye basınında genişçe yer verilen antlaşma, genelde müspet bir gelişme olarak lanse edildi. Örneğin, konu hakkında bir analize yer veren devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı (AA), Türkiye'nin NATO müttefiki ve stratejik ortağı olan Birleşik Krallık ile ikili ilişkilerinin, başta ticaret, yatırım ve savunma sanayisi olmak üzere her alanda olumlu bir mecrada ilerlediğini vurguladı. Diplomatik konularda önemli bilgiler veren bağımsız gazeteci Murat Yetkin ise, blog yazısında, eskinin süper gücü olan Birleşik Krallık'ın günümüzde daha sınırlı olan kapasitesi ve AB ve ABD ile yaşadığı sorunlar temelinde Ankara ile ilişkilerine büyük kıymet verdiğini vurgulayarak, anlaşmayla Ankara ve Londra arasında dışişleri, savunma ve istihbarat alanlarında düzenli koordinasyon sağlayacak bir yapının oluşturulduğunu yazdı.
Analiz
Temelleri Tony Blair'in Başbakanlığı döneminde atılan ve uzun süren Muhafazakâr Parti iktidarı dönemlerinde de güncellenen Ankara-Londra Stratejik Ortaklık Çerçevesi, günümüzde Keir Starmer ve İşçi Partisi (Labour) iktidarında da güçlenerek devam etmektedir. İki ülkeyi bir araya getiren faktörlerin başında, Avrupa Birliği ile yakın ilişkilerine karşın Birliğe dahil olmamış olmaları gelmektedir. Türkiye, 1999'dan beri devam eden üyelik sürecinde giderek Brüksel'den ümidi keserken, Londra da 2016 Brexit referandumu ile başlayan süreçte nihayet 2020 yılı başında AB'den ayrılmayı başarmıştır. Bu iki devlet, bu anlamda AB ile stratejik ilişkilerde birçok konuda iş birliği yapmaya uygun durumdadır.
Bir diğer önemli konu ise hiç şüphesiz Kıbrıs'tır. İngiltere'nin Kıbrıs adasının yaklaşık yüzde 3'ünü kapsayan egemen askeri üsleri ve garantör statüsüyle etkisini sürdürdüğü Kıbrıs'ta, son dönemde yaşanan bazı gelişmeler her iki devleti de tedirgin etmektedir. Türkiye'nin etkili olduğu KKTC tarafında son aylarda federasyon ve Rumlarla birleşme görüşünün çok güçlenmesi Kıbrıslı Türklerin on yıllardır yaşadıkları izolasyon nedeniyle bir ölçüde anlaşılabilir bir durumken, Kıbrıs Rum Kesimi'nde hiçbir neden yokken egemen İngiliz toprağı statüsündeki İngiliz askeri üslerine yönelik protestolar hayra alamet değildir. Zira her iki devlet de adadaki statülerini Londra ve Zürih antlaşmaları gibi kurucu metinlerden alan yasal güce dayanmakta ve işgalci konumda bulunmamaktadırlar. Hatta bu bağlamda hatırlatmak gerekir ki, garantör devletlerin kabul etmemesi durumunda Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği dahi tartışmaya açık bir konu hâline gelir. Bu bağlamda, Güney Kıbrıs'ta son dönemde artan milliyetçi ve Türkiye ve İngiltere karşıtı eğilimler mânâsızdır ve adanın geleneksel çizgisiyle uyumlu değildir.
Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinde üçüncü önemli unsur ise kuşkusuz askeri iş birliğidir. Son yıllarda ABD ve Avrupa ülkelerinden istediği desteği alamayan Türkiye, son Eurofighter alımında olduğu gibi, giderek daha yoğun oranda Birleşik Krallık ile iş birliğine yönelmektedir. Bu anlamda, ABD ve Avrupalı devletlerin kaprisleri, Ankara'yı küstürmüş ve İngiltere'ye doğru itmiştir. Londra da, bu fırsatı kaçırmadan Ankara ile ilişkilerini her açıdan geliştirme niyetindedir. Bu iş birliği, KAAN olarak bilinen Türkiye'nin 5. nesil savaş uçağı konusunda da önemli ortaklıklara vesile olabilir.
Son olarak, son aylarda AB'ye dönme yanlısı "Breturn"cülerin sayısındaki artışa rağmen, genel ilke olarak "Küresel Britanya" vizyonu doğrultusunda ilerleyen İngiltere, Türkiye sayesinde Türk dünyası ve Türkiye'nin yakın coğrafyasında Ankara ile birlikte ortak projeler geliştirme ve çeşitli iş birlikleri kurma amacındadır. Bunlar, Londra'nın ekonomik büyümesi ve küresel siyasette ağırlığını koruması açısından gereklidir.
Tüm bu nedenlerle, iki ülke, stratejik ortaklık konusunda ideal partnerlerdir. Dileğimiz, bu dostluğun derinleşmesi ve Türkiye'nin daha demokratik, İngiliz tipi bir siyasi sistemi benimsemesidir.
Kapak fotoğrafı: Reuters Connect
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

















