24 Mayıs 2026 Pazar

Rumların 2026 Seçimi

 

24 Mayıs 2026 tarihinde yapılan Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi (resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti) parlamento seçimleri, beklenildiği üzere merkezi partilerin kısmen güç kaybettiği ve yeni siyasal oluşumların siyaset sahnesinde yer edindiği ilginç bir neticeyle sonuçlandı. Buna karşın, seçim öncesinde felaket senaryolarının aksine, DISY ve AKEL gibi güçlü merkezi aktörler de siyasi sahnedeki ağırlıklarını korumayı başardılar. Üstelik aşırı sağcı ELAM da sandıkta korkulduğu ölçüde başarılı olamadı ve siyasi partiler arasında 3. sıraya yükselmesine ve oyunu ciddi anlamda arttırmasına karşın, Kıbrıs'ta yeniden güçlenmesi muhtemel etnik milliyetçiliğin adanın güneyinde henüz alarm düzeyinde kök salmadığını teyit etti. Bu anlamda, adanın güneyinde, parlamento içerisinde ve ülke siyasetinde yeni dengelerin oluşacağı ancak komple bir altüst oluş veya deprem senaryosunun gerçekleşmediği olağan bir siyasi süreç yaşandı.

Kıbrıslı seçmenler, bugün (24 Mayıs 2026), 753 aday arasından 5 yıl süreyle parlamentoda görev yapacak 56 milletvekilini seçmek için oy kullandılar. Seçimlere katılım yüzde 66,4 düzeyinde olurken, bu, 2021 parlamento seçimlerindeki yüzde 63,9'a kıyasla ciddi bir artışa işaret etti. Adanın güneyinde, sabah 07:00'den akşamüstü 18:00'e kadar süren oy verme işleminde  toplam 568.587 kayıtlı seçmenin oy kullanma hakkı bulunuyordu. Barışçıl geçen seçim süreci sonucunda 56 sandalyeli Kıbrıs Rum parlamentosunda yer alacak siyasi partilerin yaklaşık oy oranları ve tahmini milletvekili sayıları şu şekilde gerçekleşti:

  • DISY - % 27,1 - 17 milletvekili,
  • AKEL - % 23,9 - 15 milletvekili,
  • ELAM - % 10,9 - 8 milletvekili,
  • DIKO - % 10 - 8 milletvekili,
  • ALMA - % 5,8 - 4 milletvekili,
  • ADK (Doğrudan Demokrasi Kıbrıs) - % 5,4 - 4 milletvekili,
  • EDEK - % 3,3,
  • Aktif Vatandaşlar-Avcılar Hareketi - % 3,2,
  • DIPA - % 3,1
  • Volt Kıbrıs - 3,1,
  • Çevreciler Hareketi - % 2.

Bu sonuçları yorumlamak gerekirse; DISY ve AKEL'in güçlerini korumasının ve oyların yarıdan fazlasını toplamasının, Kıbrıs Rum siyasetinde dengelerin henüz sarsılmadığını gösterdiği söylenebilir. Buna karşın, ELAM'ın yükselen performansı ve DIKO'nun devam eden milliyetçi potansiyeli, ülkedeki aşırı sağ tehlikesine dikkat çekmekte ve bu anlamda yaz aylarında başlaması muhtemel Kıbrıs barış müzakerelerine dair Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in elini zayıflatmaktadır. Ayrıca ADK ve ALMA gibi yeni siyasi oluşumların ilk seçimlerinde görece başarılı bir performans sergilemeleri, Kıbrıs siyasetinde köklü merkezi partilerin yeterince heyecan yaratamadığını düşündürmektedir. Bu doğrultuda, yeni, genç ve başarılı siyasetçilerin DISY ve AKEL gibi merkezi partiler tarafından fark edilmesi ve parti bünyelerine katılması, Kıbrıs'ın siyasi istikrarı açısından gereklidir.

Fidias

Örneğin, yeni kurduğu ADK partisiyle milletvekili seçilen Fidias'ın Avrupa Parlamentosu ile Kıbrıs parlamentosu milletvekilliği arasında bir seçim yapması gerekecektir. Cumhurbaşkanı Hristodulidis'in yeniden adaylığı konusu da bundan sonra sağ partiler arasında önemli bir müzakere konusu olacaktır. Nitekim önceki seçimde Hristodulidis'i desteklemiş olan EDEK ile DIPA'nın parlamento dışı kalması, Rum liderin sonraki dönemde adaylığı için şansını zayıflatmaktadır. Ancak 2028 yılı başlarındaki seçime kadar daha oldukça uzun bir süre vardır ve Hristodulidis'in Kıbrıs müzakerelerinde ilerleme sağlaması halinde seçmenle yeniden güven bağı kurması ve bağımsız olarak seçilmesi mümkündür.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

23 Mayıs 2026 Cumartesi

ESUPA Webinarı: Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklığında Aile Vizyonu, Dijitalde Sınırlar ve Uluslararası Sosyal Politika Modeli

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 20 Mayıs 2026 tarihinde, AKSAV (Alaattin Keykubat Siber Akademi Vakfı) Başkanı Hasan Kerem Ünsal ile birlikte, UPA uzmanı Dr. Serdar Çukur, sosyolog Ayşe Çukur ve Buray Üney'in de katıldığı "Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklığında Aile Vizyonu, Dijitalde Sınırlar ve Uluslararası Sosyal Politika Modeli" başlıklı önemli bir webinar düzenledi. ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) adına düzenlenen etkinlikten elde edilen çıktılar, ilerleyen günlerde T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na rapor olarak da sunulacaktır. Aşağıda etkinliğe dair bazı videoları ve fotoğrafları bulabilirsiniz.

Afişler


Tanıtım Videoları


Etkinlik Kaydı

22 Mayıs 2026 Cuma

Décision de 'nulité absolue' pour le congrès du CHP de 2023

La 36e chambre civile de la Cour d'appel régionale d'Ankara a conclu à la nullité absolue du congrès du CHP de 2023 (38e congrès ordinaire). Elle a ordonné la destitution du président du CHP, Özgür Özel, et la réintégration à titre conservatoire de l'ancien président, Kemal Kılıçdaroğlu. Cette décision a surpris la nouvelle direction du CHP, qui avait remporté une victoire éclatante aux élections locales de 2024 face au parti au pouvoir, l'AKP. Kemal Kılıçdaroğlu reprendra ainsi la tête du parti. De plus, cela entraînera la réintégration des membres du Conseil du Parti et du Haut Conseil de Discipline élus lors du 37e Congrès ordinaire, tenu les 25 et 26 juillet 2020. En conséquence, les 20e, 21e et 22e Congrès extraordinaires du CHP, ainsi que le 39e Congrès ordinaire, qui ont tous élu le gouvernement d'Özgür Özel, sont également annulés.

Cette décision fait suite à des enquêtes sur des irrégularités lors du 38e congrès ordinaire du parti en 2023. Parmi ceux qui ont dénoncé ces irrégularités figure Lütfü Savaş, ancien chef du parti au sein de la municipalité métropolitaine de Hatay. La vive controverse suscitée par cette décision tient au fait qu'en plus de changer la direction du principal parti d'opposition, le CHP, elle annule les résultats validés par le Conseil électoral suprême (YSK), dont les décisions n'avaient jamais été contestées ni modifiées auparavant. De ce fait, l'opposition dénonce un véritable « coup d'État politique » perpétré au mépris de la Constitution. Désormais, Özgür Özel et son équipe pourraient tenter de contourner cette procédure en convoquant un nouveau congrès extraordinaire. Ils pourraient également opposer une résistance physique et créer des obstacles afin d’empêcher Kılıçdaroğlu et son équipe de retourner au siège du parti. Cependant, dans le contexte du système politico-juridique turc actuel, le retour de Kılıçdaroğlu à la tête du CHP est attendu.

Kılıçdaroğlu disposera de plusieurs options. La première, et la plus logique, serait de parvenir à un accord avec la direction d'Özgür Özel, de préparer le parti aux prochaines élections et d'adopter une nouvelle direction reflétant un certain équilibre ou un compromis entre les deux camps. Dans ce cas, Kılıçdaroğlu pourrait tenter d'apaiser la réaction de l'ancienne administration en désignant İmamoğlu ou Özel comme candidat à la présidence. Cependant, cette option est plus difficile à mettre en œuvre compte tenu des réactions hostiles à l'égard de Kılıçdaroğlu. Une autre possibilité serait que Kılıçdaroğlu purge l'équipe d'Özgür Özel de la direction du parti, voire du parti lui-même, et reprenne le contrôle avec des délégués de son choix. Dans un tel scénario, il est possible que le CHP se scinde en deux et que plusieurs personnalités, dont Özgür Özel et Ekrem İmamoğlu, s'orientent vers la création d'un nouveau parti politique. Une troisième possibilité est qu'Özel et son équipe poursuivent leur rôle d'opposition interne, permettant ainsi au parti de maintenir ses activités politiques sans scission. Cependant, si aucun compromis n'est trouvé après un incident aussi grave, le risque de scission du parti demeure important.

L'impact de cet événement sur la politique turque sera sans aucun doute une augmentation de la méfiance à l'égard de l'opposition. Dans un contexte où le succès du président Recep Tayyip Erdoğan et de son parti est remis en question en raison de graves difficultés économiques, l'image fragmentée, divisée et problématique de l'opposition renforcera la position du parti au pouvoir auprès de l'électorat. En effet, l'électeur turc moyen, qui accorde une grande importance à la stabilité, aura du mal à croire qu'un parti d'opposition incapable de se souder puisse gouverner le pays sereinement. Par conséquent, cet événement constitue indéniablement un tournant historique qui ouvre la voie à un troisième mandat présidentiel pour Erdoğan. Dans ce contexte, on peut également penser que le président pourrait décider de convoquer des élections anticipées à l'automne prochain, à la suite de quelques avancées dans le processus « Turquie sans terrorisme » (Terörsüz Türkiye) et de quelques améliorations économiques ponctuelles.

Les événements récents en Turquie illustrent les régressions démocratiques observées dans les démocraties lors de périodes marquées par l'ascension de dirigeants populistes influents et par la concentration du pouvoir. Bien entendu, la Turquie renouera avec la démocratie dans les années à venir et sortira de cette période de transition. Toutefois, les causes de cette situation doivent être recherchées dans les périodes précédentes, notamment : l'intensification de la compétition et des conflits géopolitiques à l'échelle mondiale ; le désir de revanche des groupes islamistes et kurdes autrefois marginalisés ; le succès d'Erdoğan, qui comprend parfaitement l'opinion publique ; et la méfiance engendrée par l'incapacité de l'opposition à proposer un programme de gouvernance solide. Nous souhaitons que la Turquie surmonte les obstacles majeurs à ce processus, tels que l'adoption d'une constitution civile et le démantèlement de l'organisation terroriste PKK, et qu'elle achève sa préparation en vue de la prochaine étape.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

'Absolute Nullity' Decision for the 2023 CHP Congress

 

The 36th Civil Chamber of the Ankara Regional Court of Appeals concluded that the CHP's 2023 congress (38th ordinary congress) was "absolutely void"; it ordered the removal of CHP Chairman Özgür Özel from office and the reinstatement of former chairman Kemal Kılıçdaroğlu as a precautionary measure. The decision came as a shock to the new CHP leadership, who were very successful in the 2024 local elections by defeating the ruling AK Parti. The decision will lead to Kemal Kılıçdaroğlu's return as the party's chair. Moreover, this will lead to the reinstatement of the members of the Party Council and the High Disciplinary Board who were elected at the 37th Ordinary Congress held on July 25-26, 2020. In that sense, the 20th Extraordinary Congress of the CHP, the 21st Extraordinary Congress, the 22nd Extraordinary Congress, and the 39th Ordinary Congress, all of which elected Özgür Özel's administration, have also been cancelled.

The decision was based on allegations of irregularities at the party's 38th ordinary congress in 2023. Among those voicing these allegations was Lütfü Savaş, the party's former municipal leader of Hatay Metropolitan Municipality. The reason the decision has generated so much controversy is that, in addition to changing the leadership of the main opposition party, CHP, it also annulled the results accepted by the Supreme Election Board (YSK), whose decisions had never been questioned or altered before. In this respect, opposition circles claim that this is a kind of "political coup" carried out in defiance of the constitution. From now on, Özgür Özel and his team may try to circumvent this process by calling a new extraordinary congress. They may also create physical resistance and obstacles to prevent Kılıçdaroğlu and his team from returning to the party headquarters. However, within Türkiye's current legal-political system, Kılıçdaroğlu's return to the CHP chairmanship is expected.

Kılıçdaroğlu will have several different options. The first and most logical option would be to reach an agreement with Özgür Özel's leadership, prepare the party for the next elections, and adopt a new party leadership that reflects a kind of balance or compromise between the two. In such a situation, Kılıçdaroğlu could try to appease the previous administration's reaction by declaring İmamoğlu or Özel as the presidential candidate. However, this is more difficult to achieve due to the reactions against Kılıçdaroğlu. Another possibility is that Kılıçdaroğlu purges Özgür Özel's team from the party leadership and even from the party itself, and regains control of the party with delegates of his own choosing. In such a scenario, it is possible that the CHP will split in two, and many figures, including Özgür Özel and Ekrem İmamoğlu, will move towards forming a new political party. A third possibility is that Özel and his team continue as an internal party opposition, allowing the party to maintain its political activities without splitting. However, if a compromise is not reached after such a harsh incident, the possibility of the party splitting is quite strong.

The impact of this event on Turkish politics will undoubtedly be an increase in distrust towards the opposition. In an environment where the success of President Recep Tayyip Erdoğan and his party is being questioned due to serious economic problems, the opposition's fragmented, divided, and problematic image will strengthen the ruling party's hand in the eyes of the electorate. This is because the average Turkish voter, who places great importance on stability, will not have strong faith that an opposition party unable to achieve internal unity can govern the country smoothly. Therefore, this event is, without a doubt, a historic turning point that paves the way for Erdoğan's third term as President. In this context, it is also thought that the President may decide to hold snap elections in the coming autumn months, following a few positive steps in the "Terror-Free Türkiye" (Terörsüz Türkiye) process and partial economic improvements. 

In conclusion, recent events in Türkiye exemplify the democratic regressions seen in democracies during periods marked by the rise of highly successful and powerful populist leaders and the concentration of power. Of course, Türkiye will return to democracy in the coming years and emerge from this transitional period. However, the reasons for this period must be sought in previous periods, including: the intensification of geopolitical competition and conflicts worldwide; the desire for revenge from Islamist and Kurdish groups who were previously marginalised in the country; Erdoğan's success as a leader who understands public sentiment well; and the distrust created among the public due to the opposition's inability to present a sound governance program. Our wish is for Türkiye to overcome critical hurdles in this process, such as the adoption of a civilian constitution and the dismantling of the terrorist organisation (PKK), and to complete its preparations for the next period.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

21 Mayıs 2026 Perşembe

ABD'nin Küba Ablukası Sürüyor


Halen Ortadoğu ve İran gündemiyle daha yoğun hemhal olmasına karşın, ABD'deki Donald Trump yönetimi, yıl başında icra edilen Venezuela'daki başarılı Maduro Operasyonu'ndan da cesaret alarak, 66 yılı aşkın süredir önemli bir ideolojik hasmı olarak gördüğü Küba'ya yönelik ablukasını sürdürüyor. Öyle ki, yıl başından beri Küba'ya uygulanan sert petrol ablukası nedeniyle Küba'da yaşam koşulları giderek ağırlaşırken, ABD mahkemeleri de, 1996'da yaşanan bir olay nedeniyle Küba eski Devlet Başkanı Raul Castro ve diğer üst düzey bazı Kübalı yetkilileri "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlayan bir iddianame hazırladılar. Bu yazıda, ABD'nin Küba politikası ve olası senaryolar değerlendirilecektir.

Soğuk Savaş döneminden beri Vietnam'la birlikte ABD'nin en büyük kabusu olan Küba, ABD'nin burnunun dibinde komünist bir rejim olarak, kendi imkânlarıyla ayakta kalabilen etkili bir siyasi entite olmayı başarmış; dünya çapında sempati toplayan bir devlet hâline gelerek adeta Amerikan emperyalizminin gururunu inciten bir örnek olmuştur. 1959 Devrimi'nin ardından Fidel Castro önderliğinde yeni ve SSCB yanlısı bir rejim inşa eden Küba, ilginç bir şekilde ABD'ye çok yakın olmasına karşın komünist rejimini ve iç istikrarını koruyabilmiş; sağlık sistemi ve boks gibi bazı olimpik spor alanlarında da kayda değer ölçüde başarı kazanmayı bilmiştir. Bu nedenle Fidel Castro'ya defalarca suikast düzenleyen ve her seferinde başarısız olan ABD, Başkan J. F. Kennedy döneminde denediği Domuzlar Körfezi çıkarmasında da hüsrana uğramıştır. Ancak 1962-1963 dönemindeki Küba Füze Krizi'nde daha başarılı olan ABD, Küba'ya Sovyet yapımı nükleer başlıkların yerleştirilmesini durdurabilmiştir.

Fidel ve Raul Castro

Soğuk Savaş'ın ardından tüm dünyada komünist rejimler çökerken bile ayakta kalmayı başaran Küba rejimi, Oliver Stone gibi bazı Amerikalıların dahi hayranlığını kazanan Fidel Castro öncülüğünde ilginç bir şekilde ideolojik yapısını korumuş ve aradan geçen bunca yıla rağmen yıkılmamıştır. Castro'nun vefatının ardından kardeşi Raul Castro başa geçerken, 2018 yılında 3. Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel olmuştur. Barack Obama döneminde ABD ile ilişkileri ısınan Küba, ABD ile karşılıklı olarak diplomatik temsilcilikleri açmış ve ABD'den Küba'ya gelen turist sayısında muazzam bir artış yaşanmıştır. Küba rejimi de bu ortamda sınırlı ölçülerde serbest ve özel mülkiyete imkân tanımış ve kiliselerin açılmasına izin vermiş; hatta bu dönemde ABD'nin 50 yıllık ambargoyu kaldırması bile ciddi şekilde gündeme gelmiştir. Ancak Obama'nın ardından başa geçen Donald J. Trump, Soğuk Savaş'tan kalma ideolojik düşmanlıkları canlandırmış ve Küba ile yakınlaşma sürecini tersyüz ederek, hızlı bir şekilde Havana rejimine düşmanlık politikasını sertleştirmiştir.

Miguel Diaz-Canel

Başkan Trump'ın ikinci döneminde ise, hem Trump'ın eski ABD'yi çağrıştıran ideolojik ve emperyal politikaları (Monroe Doktrini'ne Trump eki veya Donroe Doktrini de deniyor), hem de Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun bu konudaki şahin duruşu nedeniyle, Washington'ın Küba'ya yaklaşımı daha da sertleşmiştir. Nitekim ABD, Başkan Trump'ın 30 Ocak'ta imzaladığı kararname sonrasında Küba'ya yönelik enerji ablukası uygulamaya başlamış ve ülkeyi deniz yoluyla kuşatarak, buraya petrol ve gaz tankerlerinin yanaşmasına engel olmuştur. Bu nedenle, Küba'da ciddi bir enerji krizi yaşanmış ve Küba Enerji ve Madenler Bakanı Vicente de la O Levy, ABD ablukası nedeniyle çok zorda olduklarını itiraf etmiştir. Küba'da rejim değişikliğini hedefleyen ve halkı komünist devletiyle karşı karşıya getirmek isteyen Trump yönetimi, bu doğrultuda çalışmalarına özellikle bu yıl ağırlık vermiştir. Venezuela'daki rejimin ehlileştirilmesinin ardından Küba'yı daha da izole eden Washington, bu yönde hem askeri, hem de istihbari çalışmalarını hızlandırmış; ancak İran Savaşı nedeniyle dikkati son aylarda biraz olsun Ortadoğu'ya kaymıştır. Buna karşın, Küba'daki enerji ablukası politikası sürmekte ve halkın yaşam koşulları giderek daha da zorlaşmaktadır. 

İşte böyle bir ortamda, Amerikan mahkemeleri, Küba eski Devlet Başkanı Raul Castro ve üst düzey bazı yetkilileri Küba'nın 1996'da insani yardım grubu "Brothers to the Rescue"ya (Kurtarma Kardeşleri) ait uçakları düşürmek ve Amerikan vatandaşlarını öldürmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıştır. Konu hakkında açıklama yapan ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, "Bugün, Raul Castro ve diğer bazı kişileri 4 ABD vatandaşını öldürmek amacıyla komplo kurmakla suçlayan bir iddianameyi duyuruyoruz" ifadelerini kullanarak iddianameyi duyurmuştur. Söz konusu iddianamenin 23 Nisan 2026 tarihinde Miami bölgesinde görev yapan bir büyük jüri tarafından kabul edildiği bilgisini paylaşan Blanche, Küba asıllı Amerikalıların yoğun olarak bulunduğu salonda ABD vatandaşlarına yönelik suçların cezasız kalmayacağını vurgulamıştır. Bill Clinton'ın Başkanlığı döneminde yaşanan olay sırasında Silahlı Kuvvetler Bakanı olarak görev yapan Fidel Castro'nun kardeşi Raul Castro, bugün 95 yaşında olmasına karşın, bu iddianame nedeniyle ABD tarafından yakalanmaya çalışılabilir. Bu da, ABD'nin Küba işgali senaryolarını akla getiren oldukça riskli bir jeopolitik konjonktüre işaret etmektedir.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, suçlamaların yasal temelden yoksun ve siyasi nitelikte olduğunu açıklamasına karşın, Küba'da alarm zilleri çalmaya başlamıştır. Küba rejimi, bu olayın hava sahalarının korunması nedeniyle yaşandığını vurgulamakta ve Castro'nun bu yönde özel bir emri olmadığının altını çizmektedir. Ancak artan tansiyon nedeniyle şimdilerde Maduro Operasyonu'nu akla getiren bir senaryonun Küba'da da yaşanması riski artarken, Küba asıllı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Kübalıları ülkelerindeki rejimi değiştirmeye davet etmiştir. Bu konuda bir haber yayınlayan BBC, 30 yılı aşkın bir süre önce yaşanan ve Küba savaş jetlerinin sivil Amerikan uçaklarını düşürdüğü bu olay nedeniyle ABD'nin Küba'daki sertlik politikasında el yükselttiğini ve rejimi değiştirmek için harekete geçtiğini vurgulamıştır.

ABD yönetiminin bu konuda neler yapabileceğini ilerleyen günler gösterecektir. Ancak ABD'de yakında başlayacak Dünya Kupası gibi bir uluslararası etkinlik sırasında savaş yapılması akla yatkın bir ihtimal olmadığı için, ABD'nin öncelikle Hürmüz Krizi ve İran Sorunu'nu çözmeye çalışacağı, daha sonrasında ise Küba'ya odaklanacağı iddia edilebilir. Ancak elbette herşeyi farklı yapmaya gayret eden ABD yönetiminin uluslararası teammüllere ne derece uyacağı da tartışmalı bir husustur. Ayrıca Küba'daki rejimin de Çin ve Rusya desteği olmadan uzun süre enerjisiz ayakta kalabilmesi hayli zordur. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ