17 Haziran 2026 Çarşamba

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Holguin'in Temasları Sürüyor

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi olan eski Kolombiya Dışişleri Bakanı (2000-2018) Maria Angela Holguin Cuellar, uluslararası hukuk ve BM düzeninin tartışmaya girdiği çatışmalı, karanlık ve zor bir dönemde, Kıbrıs'ta tarafları müzakere masasında buluşturmak ve siyasi sorunların diplomasi yoluyla çözümlenebileceğini göstermek için şu sıralar yoğun çaba göstermekte ve çeşitli temaslarda bulunmaktadır. Holguin'in temasları, Kıbrıs'taki iki taraf ve garantör devletlerin (Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan) katılımıyla planlanan genişletilmiş 5+1 toplantısının Temmuz ayı sonu veya Ağustos ayı başında düzenlenmesiyle ilgilidir.

Ada'da taraflarla yürütülen istişarelerin ve Holguin'in önceki günlerde gerçekleşen Ankara/Atina temaslarının öne çıkan detayları şu şekildedir:

Kıbrıs'ta Liderlerle Görüşmeler: Maria Holguin, Kıbrıs'ta KKTC Cumhurbaşkanı ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile ayrı ayrı kritik görüşmeler gerçekleştirmiştir. Bu görüşmelerde, Rum Yönetimi, yapılacak genişletilmiş toplantının doğrudan resmi müzakerelerin yeniden başlamasını ilan etmesini hedeflemektedir. Bu kapsamda, Holguin'e yeni geçiş noktalarının açılması gibi başlıkları içeren 5 maddelik bir paket de sunulmuştur. KKTC kanadı ise (Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman), önceden açıklanan yeni metodoloji doğrultusunda, sadece "toplantı yapmak için" 5+1 masasına oturulmaması gerektiğini ve sonuç odaklı olması zorunlu olan bu toplantı öncesinde konuların Ada'da olgunlaşması gerektiğini vurgulamaktadır

Garantör Ülkeler ve Başkentler Turu: Ada temaslarının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör devletlerinden biri olan Türkiye’ye geçen Holguin, T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya gelmiştir. Görüşmede, Fidan, Kıbrıs meselesinde en gerçekçi çözümün Ada'daki iki devletin yan yana var olmasından (iki devletlilik) geçtiğini ve Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsü teslim edilmeden bir sonuç alınamayacağını vurgulamıştır. Ankara'nın ardından Yunanistan'a geçen Holguin, burada Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis (Gerapetritis) ile bir araya gelerek süreçteki ivmenin korunmasını görüşmüştür. Görüşmenin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Yerapetritis'in, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Sorunu'na kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasına yönelik çabalarına Atina'nın duyduğu güven açıklanmış ve çözümün BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde bulunması gerektiği vurgulanarak, son 2,5 yılda Kıbrıs Sorunu konusunda oluşturulan ivmenin korunmasının önemine dikkat çekilmiştir.

Holguin ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis

AB'den Destek: Üye devletler Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan ile aday ülke statüsündeki Türkiye üzerindeki etkisi nedeniyle son yıllarda sorunun bir mutabatı olarak hareket eden Avrupa Birliği'ni (AB) de sürece dahil etmek isteyen Holguin, BM'nin Kıbrıs Sorunu'na ilişkin yürüttüğü yeni girişimi şekillendirmek ve AB'nin sürece daha aktif katkısını görüşmek üzere Brüksel'de de diplomatik temaslarda bulunacaktır. Fileleftheros gazetesinin haberine göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Avrupa (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, çözüm çabalarına yardımcı olacağı kanaatiyle Kıbrıs Sorunu'nu Türkiye-AB ilişkilerine bağlama yöntemlerini görüşmektedirler. Kulislere göre, Brüksel, Türkiye'nin uluslararası hukuka uygun olarak Kıbrıs'ta müzakere sürecini desteklemesine paralel olarak, AB ile ilişkilerini geliştirecek Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize muafiyeti, Türkiye’nin SAFE olarak bilinen Avrupa Savunma Programı'na katılması  ve mali yardım gibi konuları içeren bir paket hazırlamaktadır. 

Dileğimiz, Kıbrıs Türk halkının normal bir devlette yaşamalarını sağlayacak siyasi çözümün, hangi formül en uygunsa, bir an önce sağlanmasıdır. Çünkü hiçbir devlet, gençlerinin, iş insanlarının ve genel olarak vatandaşlarının dünyadan izole halde yeteneklerini sergileyemeden bir köşede kalmalarını istemez. Ancak elbette Türkiye olarak öncelikli tercihimiz, "iki devletlilik" formülüyle çözümdür... Bu olamıyorsa ise, Kıbrıs Türk halkının esenliği ve Türkiye'nin çıkarlarına uygun şekilde federasyon görüşü de tartışılabilir ve müzakere edilebilir. 

Kapak fotoğrafı: Holguin ile Hakan Fidan

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

15 Haziran 2026 Pazartesi

Prof. Dr. Ozan Örmeci Tercüman İçin Yazdı: "ABD-İran Barışı Yakın Mı?"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 15 Haziran 2026 tarihinde Tercüman.com haber portalı için bu Cuma günü İsviçre'de imzalanması beklenen ABD-İran anlaşmasını yorumladı.

Tercüman

11 Haziran 2026 Perşembe

Kıbrıs'ta Siyasi Çözüm İçin 'Yaz Diplomasisi'

 

Onlarca yıldır ilgili taraflar arasında devam eden federasyon müzakerelerinde bir türlü olumlu netice elde edilemeyen Kıbrıs'ta, son yıllarda baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Bu yazıda, Kıbrıs'ta son yıllarda yaşanan önemli gelişmeleri kısaca hatırlattıktan sonra, bu yaz aylarında başlaması muhtemel diplomasi sürecini anlatacağım.

Kıbrıs'ta günümüzdeki statükoyu yol açan gelişmeleri kısaca özetlemek gerekirse, şu hususlar üzerinde durulabilir; 2000'lerden itibaren Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi'nin çeşitli devletlerle yaptığı deniz yetki alanı anlaşmaları, benzer şekilde büyük enerji şirketleriyle yaptığı enerji anlaşmaları ve bütün adayı temsilen Avrupa Birliği (AB) tam üyesi olarak başlattığı dış politika açılımıyla yakaladığı ivmeli grafik, KKTC ve Türkiye'nin 2020'lerde "iki devletlilik" formülünü gündeme getirmesiyle birlikte Güney Lefkoşa'nın diplomaside giderek daha meşru ve etkili bir aktör haline gelmesine yol açtı. Öyle ki, o güne kadar geçmişte Kıbrıslı Rum fanatiklerin Kıbrıslı Türklere yaptığı katliamlar nedeniyle mağdur durumda olan ve uluslararası kamuoyunda da genelde bu şekilde algılanan Türk tarafı, "iki devletlilik" tezinin yaygın şekilde dillendirilmeye başlamasıyla birlikte barış ve çözüm sürecini tıkayan aktör olarak dünyadan tepki görmeye başladı. Hatta bu durum, Kıbrıslı Rumların Türkiye'nin soydaşlık bağıyla yakın ilişkileri olan Türk devletleriyle bile ilişkilerini stratejik seviyeye yükseltmesine imkân sağladı. Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı demokratik gerileme ve AB ile bozulan ilişkiler de bu süreçte Rumların elini kuvvetlendirirken, Türkiye'de bürokratik kurumların (silahlı kuvvetler ve Dışişleri Bakanlığı) esneklikten uzak katı yaklaşımları da Ankara'ya sürekli bir güç kaybı olarak yansıdı. Bu şekilde, "iki devletli çözüm" diye yola çıkan Ankara, Kıbrıs Rum Kesimi'nin tarihinin en güçlü ve meşru haline getirmeyi başardı!

Kıbrıs'ta devam eden sorun, günümüzde yalnızca Türkiye-AB ilişkilerini bozmanın da ötesinde, Batı'nın en önemli iki ittifakı olan NATO ile AB arasında bilgi paylaşımının yapılmasına bile engel olacak düzeyde önemli bir problem haline geldi. Bu nedenle, Kıbrıs'taki sorunun çözümü noktasında stratejik vizyon sahibi kişilerin sayısı da giderek artmaya başladı. Tesadüfi değildir ki, Kıbrıslı Türkler de gidişatı fark ederek, geçtiğimiz yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açıktan federasyonu savunan Tufan Erhürman'ı yeni liderleri seçtiler. Türkiye de, bürokrasinin gerçekliklerden uzak tavırlarının ötesinde, yeni sistemin tek merkezi olan T.C. Cumhurbaşkanlığı kanalıyla müzakerelere yeşil ışık yakan mesajlar vermeye başladı. Bu, elbette Ankara'nın milli davalardaki zayıf duruşundan değil, AB kanalıyla uygulanan uluslararası baskıdan kaynaklanıyor. Zira Türkiye'nin en yoğun ticari ilişkileri olan AB ile ilişkilerinin Kıbrıs nedeniyle kopma noktasına gelmesi, ekonomik durumun zaten iyi olmadığı bir ortamda felaket senaryolarına neden olabilir. Bu nedenle, Ankara, Kıbrıs'taki müzakere sürecini kullanarak Batı ile güven tazelemeyi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve T.C. vatandaşlarına vize muafiyeti gibi bazı hakları elde etmeyi ve bir ihtimal AB üyelik sürecini yeniden canlandırmayı istemektedir. 

Bu noktada, geçtiğimiz aylarda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve onun Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin'in girişimleriyle başlayan Hristodulidis-Erhürman görüşmeleri, bu yaz aylarında garantör devletleri de içerecek yeni bir formatta ilerleyecek ve federal çözüm seçeneği ciddiyetle masaya yatırılacak gibi görünüyor. Kıbrıs Rum basını,  Rum lider Nikos Hristodulidis'in görüşmeler için "hazır", Erhürman'ın ise "mütereddit" olduğunu yazarken, Holguin'in yaz aylarında garantör devletleri de içeren 5+1 görüşmeleri için Ankara, Atina ve Londra'yı ziyaret edeceği belirtiliyor. Bunun için Temmuz veya Ağustos ayları işaret edilirken, kapsamlı müzakerelerin de sonbahar aylarında (Eylül veya Ekim) başlayabileceği öngörülüyor. Bu şekilde, Kıbrıs konusunda sıcak bir "yaz diplomasisi" bizleri beklerken, Türkiye'nin meseleyi kendi kamuoyuna doğru şekilde lanse etmesinin artık kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiği görülüyor. 

Dileğimiz, KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı'nın Türkiye ile uyumlu şekilde federasyonu samimiyetle müzakere ederek, barışa engel olanın Türk tarafı olmadığını ispatlaması ve bu sayede ya federal çözüme ya da Erhürman'ın metodolojisinde dile getirdiği bazı açılımlara kapı aralamasıdır. Çünkü her şeyi başarmaya muktedir olan Kıbrıslı Türklere yapılabilecek en büyük kötülük, onları çözümsüzlük ve çaresizliğe mahkum etmektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

10 Haziran 2026 Çarşamba

Macaristan Başbakanı Peter Magyar'ın İlk İcraatları

 

Orta Avrupa'nın etkili ülkesi Macaristan'da, 16 yıllık güçlü Viktor Orban iktidarını yıkarak ülkenin yeni Başbakanı olan genç siyasetçi Peter Magyar, bu tarihten itibaren uluslararası gözlemcilerin ve demokrasi yanlılarının dikkatle takip ettiği yeni bir siyasi figür haline geldi. Bu anlamda, Magyar'ın ülkesinde iktidara geldikten sonra uyguladığı politikalar ve yaptığı ilk icraatlar, birçok kesim tarafından ilgiyle takip edilmektedir.

Başbakan seçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretlerini Varşova (Polonya) ve Viyana’ya (Avusturya) gerçekleştiren Magyar, ülkesinin dondurulmuş Avrupa Birliği (AB) fonlarını serbest bırakmaya ikna etmek üzere Brüksel'i de ziyaret etmeyi planlamaktadır. Magyar, ayrıca Vişegrad Grubu ile ülkesinin ilişkilerini geliştirmeyi ve Orban dönemine kıyasla daha Avrupa-merkezli bir dış politika belirlemeyi planlamaktadır. Ek olarak, Macaristan'ın genç Başbakanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tutuklama kararlarına saygı duyulacağını ve yasadışı göçe karşı güney sınır çitinin korunarak eksikliklerin giderileceğini belirtmiştir.

Magyar, oldukça merakla beklenen Ukrayna politikası konusunda ise, Kiev ile ilişkilerin iyileştirilmesini desteklemiş, ancak Macaristan'ın bu ülkeye silah veya asker göndermeme politikasını sürdüreceğini ifade etmiştir. Magyar, bunun yanı sıra, Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne de destek veren bazı açıklamalar yapmıştır. Magyar'ın bu sene Temmuz ayı başlarında Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılması ve bu şekilde önemli devlet adamlarıyla ilk kez birlikte poz vererek dünya liderleri arasına katılması beklenmektedir. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Mayıs ayı sonunda Brüksel'de bir araya gelen Magyar'a, bu görüşmede Rutte tarafından bu önemli zirvenin hazırlıkları hakkında bizzat bilgi verilmiştir. Görüşmenin temel amacı, müttefiklerin savunma yatırımlarını arttırma, savunma üretimini hızlandırma ve Ukrayna'ya yönelik yardımları sürdürme gibi taahhütlerini Ankara'da somut sonuçlara dönüştürmesini sağlamaktır. Magyar da, bu doğrultuda ülkesinin müttefiklere olan desteğini vurgulamıştır.

Magyar, ülke içerisinde ise, seçim kampanyasında vurguladığı şekilde yolsuzlukla mücadele, kurumların yeniden güçlendirilmesi ve şeffaflık vaatlerini hayata geçirebilmek için bazı somut adımlar atmıştır. Örneğin, kısa süre önce milletvekili maaşlarını yüzde 40 oranında azaltma yönünde bir karar alan Magyar, bu şekilde ekonomik sorunların olduğu ülkesinde temiz siyaset ve mütevazı duruş mesajlarıyla halkın gönlünde taht kurmayı başarmıştır. En önemlisi, 16 yılın ardından ülkede yeniden demokrasi ve rekabet kanallarını işletmeye başlayan Magyar, bu yönüyle Macaristan'a ve genel olarak Avrupa'ya büyük bir dinamizm kazandırmıştır.

Tüm bu nedenlerle, Peter Magyar'ın ülkesi Macaristan'da henüz yeni başlayan liderliği, büyük değişim ve dönüşümlere gebe görünmektedir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

9 Haziran 2026 Salı

Güney Kıbrıs-Fransa Savunma İş Birliği Anlaşması İmzalandı

 

Görev süresinin son yılına giren Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un geçtiğimiz günlerde, 23 Nisan 2026 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bilinen Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne yaptığı ziyarette temelleri atılan ve Fransa'nın Kıbrıs'ın güneyinde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kuran garanti anlaşmalarına aykırı olarak asker bulundurmasını içeren savunma iş birliği anlaşması, önceki gün atılan resmi imzalarla birlikte hayata geçirildi. Türkiye'nin tepkisini çeken ve uluslararası hukuka aykırılık teşkil eden anlaşma, belki de Kıbrıs'ta yeniden "iki devletlilik" formülü yönünde gelişmeleri tetikleyebilecek önemli bir adım. Bu yazıda, bu anlaşmayı mercek altına alacağım.

8 Haziran 2026 tarihinde başkent Lefkoşa'da düzenlenen Avrupa Birliği (AB) Savunma Bakanları gayriresmi toplantısını müteakiben, Birliğin iki üye devleti olan Fransa ile Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi) Savunma Bakanları Catherine Vautrin ile Vasilis Palmas, kısaca SOFA (Statü Kuvvetler Anlaşması) olarak nitelendirilen bir askeri düzenlemeye imza attılar. "Kuvvetlerin Düzenlenmesine İlişkin Anlaşma" başlıklı belge, askeri kuvvetlerin birbirlerinin topraklarında konuşlandıkları durumlardaki hak ve yükümlülüklerini belirlemekte; operasyonel koordinasyonu ve ikili savunma iş birliğini geliştirmenin yasal zeminini sağlamaktadır. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis tarafından da duyurulan bu anlaşma, Fransız askeri unsurlarının Güney Kıbrıs topraklarında konuşlandırılmasına ve adadaki askeri altyapının kullanılmasına yasal bir zemin hazırlamaktadır.

Anlaşmayı yorumlayan uzmanlar, SOFA kapsamında Fransa'nın artık askeri personeli ve unsurlarını belirli şartlar çerçevesinde Güney Kıbrıs'ta konuşlandırılabileceğinin altını çiziyor. Bu bağlamda, Kıbrıs'ta var olan Kıbrıs Rum, Kıbrıs Türk, Türkiye, İngiltere (Birleşik Krallık) ve Yunan askeri unsurlarının yanı sıra, Fransa da yeni bir askerî güç olarak adaya yerleşiyor. Türk basın-yayın organlarında yer alan haberler, anlaşmanın yalnızca askeri konuşlanmayı değil, iki taraf arasında savunma alanındaki iş birliğini de kapsadığını belirtirken, askeri teknoloji paylaşımı, ortak tatbikatların düzenlenmesi ve stratejik diyalog mekanizmalarının geliştirilmesi gibi başlıklar da anlaşmanın içeriğinde yer alıyor. Anlaşmanın arka planında ABD/İsrail-İran Savaşı sırasında Kıbrıs'ın güneyine İran kaynaklı bir insansız hava aracının düşmesinin etkili olduğu belirtilirken, son aylarda Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile diplomaside atağa kalkan Kıbrıslı Rumların, Türkiye ve yalnızca Ankara'nın tanıdığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni diplomaside yalnızlaştırarak zora sokmak istediği de ortada. Bu mânâda, Hürriyet'in haber analizine göre, SOFA anlaşmasıyla, Paris yönetimi, Rumların Mari kasabasındaki askeri limanı ile Baf kentindeki Andreas Papandreu askeri üssünü kullanmayı istiyor. Rum yönetimi de, Türkiye’ye karşı cephe oluşturmak amacıyla Batı ülkelerine topraklarını açıyor. Bu şekilde, Fransa'nın Cumhurbaşkanı Macron ile sınırlı kalabileceği düşünülen Kıbrıs politikasının da sürdürülebilir bir zemine oturtulduğu söylenebilir. 

Türkiye ve KKTC ise anlaşmaya sert tepki göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ve KKTC yetkilileri, bu adımın 1960 Garanti Anlaşmaları'na açıkça aykırı olduğunu belirtmektedir. Yapılan açıklamalarda, adadaki hassas dengeleri bozan bu tür tek taraflı askeri hamlelerin Doğu Akdeniz'deki istikrarı tehdit ettiği ve Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesindeki çözüm çabalarını olumsuz etkilediği vurgulanmaktadır.

Bu gelişmeler, kuşkusuz Ankara'nın hoşuna gitmemekle birlikte, Kıbrıs'ta bugüne kadar açıktan Türkiye karşıtı bir çizgiye yönelmemiş olan Fransa'nın soruna müdahil olması, orta ve uzun vadede Kıbrıs'ta yeniden "iki devletlilik" yönünde gelişmeleri tetikleyebilir. Zira bu yaz aylarında son bir kez şans verilmesi düşünülen "federasyon" veya "federal çözüm" konusunda adanın iki asli unsuru olan Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında bir kez daha anlaşma sağlanamazsa, bu durumda AB ile Türkiye arasında ciddi bir stratejik krize ve hatta ilerleyen yıllarda bir tür askeri çatışmaya neden olabilecek Kıbrıs Sorunu'nun bir şekilde hallolması ihtimali yeniden gündeme gelebilir. Bu ise, kuşkusuz, Türkiye'nin Batılı kurumlara (NATO, Avrupa Konseyi ve AB) bağlılığı veya stratejik iş birliği temelinde KKTC'nin NATO üyesi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından korunmasını daha makul bir zemine taşıyabilir. Zira Türkiye ve TSK'nın Avrupa'nın kayıt dışı göçten, organize suç gruplarından ve terör örgütlerinden korunması konusunda da ciddi faydaları bulunmaktadır. Bu da, Fransa gibi etkili Batılı ülkelerin stratejistlerinin gayet yakından bildiği bir husus. 

Sonuç olarak, Fransa-Güney Kıbrıs yakınlaşmasının Cumhurbaşkanı Macron'la sınırlı kalmayacağının anlaşılması açısından önemli olan bu gelişme, Fransa'ya Kıbrıs'ta asker bulundurma ve askeri üsleri kullanma hakkı tanıyarak adadaki dengeleri yeniden oluşturabilir. Kartların yeniden dağıtıldığı böyle bir ortamda ise, farklı düzeylerde iş birliği ve anlaşmalar için şartlar oluşabilir. Ancak bunun için federasyon formülünün bu yaz aylarında BM gözetiminde son bir kez denenmesi gerekmektedir ki, bu süreç, kuşkusuz Kıbrıslıların geleceği adına son derece kritik olacaktır. 

Kapak fotoğrafı: Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Catherine Vautrin ile Rum Savunma Bakanı Vasilis Palmas anlaşmayı imzalarken.

Kaynak: https://www.bagimsiz.com/guney-kibris-ile-fransa-arasinda-savunma-is-birligi-anlasmasi-imzalandi

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ