21 Nisan 2026 Salı

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın 2026 ADF Konuşması

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin (kısaca ABD) Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak görev yapan ve aile köklerinin Lübnan’a dayanması nedeniyle Ortadoğu bölgesine özel bir ilgi besleyen Amerikalı iş insanı ve diplomat Thomas J. Barrack (kısaca Tom Barrack), geçtiğimiz günlerde Antalya'da düzenlenen 2026 yılı 5. Antalya Diplomasi Forumu'nda (kısaca ADF) önemli bir konuşma yapmıştır. Daha önce de Ortadoğu ülkelerinde monarşik yönetimlerin daha başarılı olduğu, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki sorunların daha ziyade retorik düzeyde kaldığı ve Türkiye ile İsrail arasında yakın bir iş birliğinin başlayacağı yönündeki açıklamalarıyla sansasyon yaratan ve tepki toplayan Amerikalı Büyükelçi, bu konuşmasıyla da yine yankı yaratmış; Türkiye'de anamuhalefet partisi CHP'nin lideri Özgür Özel tarafından "persona non grata" (istenmeyen adam) ilan edilmesi talep edilmiştir. Bu yazıda, Barrack'ın bu konuşması özetlenecektir. 


Açık sözlülüğüyle bilinen ABD Büyükelçisi, Antalya'daki konuşmasında da yine gündem yaratan ilginç sözler söylemiştir. Konuşmasının ilk bölümünde Lübnan sorununa değinen ve Hizbullah'ın Batı dünyasında bir terör örgütü olarak kabul edildiğini vurgulayan Barrack, Lübnan İç Savaşı'na son veren Taif Antlaşması'na da değinmiştir. Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda İran'ın verdiği desteğin altını çizen Amerikalı diplomat ve iş insanı, bu sorunun askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtmiş ve İbrahim Anlaşmaları'nın önemini vurgulamıştır. Bölgedeki tek güçlü ekonomi olan Türkiye'nin uluslaşma bağlamında da bölgedeki istisnai bir başarı örneği olduğunu düşünen Tom Barrack, Türkiye'nin başarısından yola çıkarak ekonomik başarı ve refahın istikrarsızlığı önlemedeki kilit unsur olduğu görüşünü işlemiştir. Ayrıca dini özgürlüklerin önemini vurgulayan Amerikalı diplomat, bu konuda herhangi bir kısıtlama olmaması gerektiğini belirterek, dini özgürlüklerin de devletlerin istikrarına katkı sağladığını ifade etmiştir. 

Konuşmasında askeri yöntemler ve savaşların bölgede yeni çatışma ve savaşlara neden olacağı görüşünü işleyen Tom Barrack, buna karşın Ortadoğu bölgesinde "güç" olgusunun çok önemli olduğunu söylemiş ve Suriye örneğinden yola çıkarak bu bölgede zayıflığın kabul görmediğini iddia etmiştir. Ahmed Şara'nın farklı görüşleri ve radikal geçmişine rağmen "güçlü adam" algısıyla ülkesi Suriye'de görece istikrarlı bir yönetim kurabildiğine dikkat çeken Barrack, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da güçlü bir lider olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda daha önce de tartışma yaratan Türkiye ile İsrail arasındaki sorunların daha ziyade retorik (söylemsel) olduğu yönündeki görüşünü tekrarlayan Amerikalı konuşmacı, Türkiye'de işlenen Büyük İsrail projesi veya İsrail'de işlenen Yeni Osmanlı iddiasının ekonomik gerçeklerle bağdaşmadığını açıklamaktadır. Birçok kritik metanın Doğu-Batı temelli olarak ulaşımı/taşınması bağlamında Türkiye, İsrail, Suriye ve Körfez ülkelerinin aynı cephede olduğunun altını çizen Amerikalı deneyimli devlet adamı, bu nedenle zaman içerisinde Ankara ile Tel Aviv (Kudüs) arasındaki polemiklerin azalacağını ve iş birliğinin artacağını ifade etmiştir. 

Daha sonra Türkiye'nin asla uğraşılmayacak güçlü bir devlet olduğunu anımsatan Tom Barrack, Körfez ülkelerinin de iyiliksever monarşi (benevolent monarchy) modeliyle diğer bölge ülkelerine kıyasla özellikle ekonomide çok başarılı olduklarını vurgulamıştır. Kendisine yöneltilen sert eleştirilere rağmen dürüst konuşmak gerekirse, Ortadoğu bölgesinde başarılı olan tek yönetim modelinin güçlü liderler (monarşiler veya seçim yoluyla başa geçen karizmatik liderler) olduğunun altını çizen Barrack, Arap Baharı sürecinde bölgeyi demokratikleştirmeye yönelik girişimlerin sonuçsuz kaldığını anımsatmıştır. Bu bağlamda, İsrail'in bölgedeki Körfez ülkeleri gibi iyi işleyen monarşiler ve Türkiye ile Suriye gibi güçlü liderler tarafından köklü medeniyetlerle iş birliğinin bölge halklarına istikrar ve refah getireceğini düşünen/uman Amerikalı diplomat, Müslümanlarla Yahudilerin tarihsel olarak hiçbir sorunlarının olmadığını da sözlerine ekleyerek geleceğe dair ılımlı mesajlar ve pozitif sinyaller vermiştir. Bu görüşlerini İsrailli muhataplarına da daima ilettiğini söyleyen Amerikalı diplomat, bölgedeki istikrarı sağlayacak kritik unsurun ekonomik başarı (refah) olduğunu bir kez daha dile getirmiştir.

Konuşmasının sonraki bölümünde soru üzerine Gazze krizine odaklanan Ekselansları Tom Barrack, Gazze'nin geleceği için oluşturulan uluslararası güce Türkiye'nin katılmasının İsrail açısından çok faydalı olacağını düşünmekte ve Türkiye'nin Hamas'ı terör örgütü olarak kabul etmemiş olmasının bölgedeki istikrarı sağlamak açısından Ankara'ya, Tel Aviv'e ve diğer başkentlere çeşitli avantajlar sağlayacağını düşünmektedir. Bu bağlamda ABD'nin İran'da askeri açıdan büyük bir zafer kazandığı İran Savaşı'nı örnek olarak vurgulayan Barrack, ülkesinin havada ve denizde sağladığı üstünlüğe karşın İranlıların kalplerini kazanamadığı için nihai bir zafer kazanamadığını belirterek, Türkiye'nin Hamas ve Filistinlilerle kurduğu yakın ilişkilerin bölge istikrarı açısından bir kaldıraca dönüşebileceğini ifade etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve başta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan olmak üzere tüm ekibinin Başkan Trump'a Gazze ateşkesi (Gazze barış planı) konusunda daima yardımcı olduğunu anlatan Amerikalı diplomat, 7 Ekim saldırısı öncesinde Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerinin çok iyi seviyede olduğunu da sözlerine eklemiştir.

Değerlendirme

ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın 2026 ADF konuşması, önceki iyimser yaklaşımlarını sürdüren yapıcı bir konuşma olmuştur. Konuşmanın bu kadar tepki çekmesi oldukça gariptir; zira Amerikalı diplomat konuşmasında sürekli olarak Türkiye'yi övmüş, Türkiye'nin bölgesel istikrar için kilit bir aktör olduğunu vurgulamış ve bu bağlamda adeta üstü kapalı olarak İsrail yönetimini eleştirmiştir. Barrack'ın bölgede ancak güçlü liderlerin iş yapabildiği görüşü de, bizce Müslümanlara yönelik bir hakaret olarak kabul edilmemelidir. Zira Türkiye gibi bölgenin her açıdan en gelişmiş ülkelerinden biri olan bir devletin tarihinde bile başarı figürleri Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Milli Şef İsmet İnönü ve 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü liderler var ise, bu, bölgede güçlü liderlerin başarılı olabildiği görüşünün o kadar da temelsiz ve abartılı kabul edilmemesi gerektiğini gösterir. Ancak elbette Türkiye'nin de Avrupalı devletler gibi tam anlamıyla demokratik bir devlete dönüşümünü talep etmek buna bir engel değildir. Dileğimiz, Türkiye'nin tüm bölge devletleriyle iyi ilişkiler kurması ve savaşların bir an önce sona ermesidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

19 Nisan 2026 Pazar

Prof. Dr. Ozan Örmeci İran-ABD Diplomasisindeki Güncel Gelişmeleri A Haber'de Yorumladı

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 19 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan "Ajans Hafta Sonu" programında Merve Özkan'ın konuğu olarak ABD-İran hattındaki güncel gelişmeleri yorumladı. 

18 Nisan 2026 Cumartesi

Prof. Dr. Ozan Örmeci'den Yeni Ders: "Uluslararası Örgütler ve Diplomasi"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 18 Nisan 2026 tarihinde Rumeli Üniversitesi'nde RUBASAM Diplomasi Bilimi ve Uygulamaları Sertifika Programı kapsamında "Uluslararası Örgütler ve Diplomasi" konulu özel bir ders verdi. Aşağıda bu dersle ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sunum (ppt)











17 Nisan 2026 Cuma

Prof. Dr. Ozan Örmeci Macaristan Seçimlerini Türkiye Araştırmaları Vakfı İçin Yorumladı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 2026 Macaristan genel seçimlerinde Peter Magyar'ın gösterdiği üstün başarıyı Türkiye Araştırmaları Vakfı için yorumladı.

16 Nisan 2026 Perşembe

Çin, Tayvan'da Muhalefete Destek Veren Diplomasiyi Tercih Ediyor

 

2026 ABD/İsrail-İran Savaşı nedeniyle son dönemde pek dikkat çekmeyen sürpriz bir diplomatik gelişme, 2024 Başkanlık seçimlerini Çin karşıtı ve bağımsızlık yanlısı DPP (Demokratik İlerici Partisi) adayı Lai Ching-te veya yaygın bilinen ismiyle William Lai'nin kazanması ve Japonya'da Tayvan Sorunu konusunda şahin duruşu olan LDP'li Sanae Takaichi'nin Başbakan olmasıyla yeniden alevlenen Tayvan-Çin hattında yaşanan ilginç bir diplomatik ziyaret oldu. Öyle ki, 10 Nisan 2026 tarihinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, başkent Pekin'de Tayvan'ın kurucu ve şimdilerde ana muhalefet partisi durumundaki Kuomintang (KMT) Partisi Genel Başkanı Cheng Li-wun ile bir araya geldi.

Bilindiği üzere, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu sürecinde ÇKP (Çin Komünist Partisi) güçleri karşısında bozguna uğrayan KMT'li milliyetçiler, Çan Kay Şek liderliğinde Tayvan adasına kaçmış ve burada Çin Cumhuriyeti olarak da bilinen Tayvan'ı kurmuştur. Anti-komünist çizgideki Çan Kay Şek ve KMT'liler, buna karşın her zaman Çin'le birleşme konusunda istekli olmuş, ancak bu birleşmenin ÇKP liderliğinde ve komünist bir sistemde değil, kendileri gibi milliyetçi ve demokratik bir sistemde olması gerektiğini savunmuş ve kendilerini Çin'in gerçek temsilcileri olarak görmüşlerdir. Çan Kay Şek (1948-1975) sonrasında da 2000 yılına kadar Başkanlık makamını her seçimde kazanmayı başaran ve Yen Chia-kan (1975-1978), Chiang Ching-kuo (1978-1988), Lee Teng-hui (1988-2000) gibi milliyetçi Başkanlar çıkaran KMT, ilk kez 2000 seçimlerinde Tayvan'ın bağımsızlığını ve Çinli Hanlardan farklı bir "Tayvanlı" kimliği üzerine politika inşa eden DPP'li Chen Shui-bian'ın (2000-2008) liderliğine tanıklık etmişlerdir. 2008-2016 döneminde Ma Ying-jeou ile iktidara dönen KMT, son yıllarda ise Tsai Ing-wen (2016-2024) ve William Lai (2024-) gibi DPP'li Başkanlar nedeniyle adadaki gücünü kaybetmeye başlamıştır.

KMT, aslında ÇKP'nin tarihsel düşmanı ve ezeli rakibi olsa da, ilginç bir şekilde "tek Çin ilkesi"ni savunması bağlamında Pekin'le aynı kulvardadır. Tek Çin ilkesi, Tayvan'ın hiçbir koşulda tanınmamasını amaçlayan ve Pekin tarafından desteklenen çizgiden farklı olarak, Tayvan'la ilişkilerin geliştirilerek bu konudaki stratejik belirsizliğin sürdürülmesini savunan bir yaklaşımdır. Ancak bu bağlamda ÇKP ile KMT'yi ayıran faktör, tek bir Çin ulusundan söz eden iki siyasi entitenin Çin'in geleceği konusundaki görüşlerinin birbirine oldukça zıt olmasıdır. DPP ise, daha önce de belirttiğim üzere, Taipei'nin Çin'den tamamen farklı ve ayrık bir şekilde bağımsızlığını savunmaktadır. ABD, Çin'in son yıllarda kazandığı ekonomik ve siyasi güç nedeniyle DPP'ye daha yakın durmaktadır.

Bu bağlamda, Çin Devleti'nin Kuomintang (KMT) Partisi Genel Başkanı Cheng Li-wun'u sıcak bir şekilde Pekin'de ağırlaması, 2016'dan beri kesilen Tayvan-Çin hattında ilişkilerin sonraki dönemde yeniden tesis edilmesi bağlamında önemli bir sinyal ve büyük ihtimalle Pekin'in bu konuda benimsediği yeni stratejinin öncü bir sinyalidir. Nitekim Cheng'in ziyaretinden 6 gün sonra, Pekin, Tayvan ile ekonomik ve kültürel alışverişi genişletmeyi amaçlayan 10 maddelik bir önlem paketi açıklamıştır. Bu önlemler arasında uçuşların yeniden başlatılması, turizm kanallarının yeniden açılması, tarım ticaretinin kolaylaştırılması ve kültürel erişimin genişletilmesi gibi önemli maddeler yer almaktadır. Bu, Pekin'in son yıllarda geliştirdiği iki boyutlu siyasetin yeni bir veçhesidir; bir yandan baskı (DPP ve ayrılıkçılara), diğer yandan teşvik (muhalefete). Nitekim Atlantik Konseyi'nden (Atlantic Council) bölge uzmanı Wen-Ti Sung, Çin'in stratejisinin ÇKP ile KMT arasında özel bir bağ kurarak Tayvan'ın gelecekte barışçıl şekilde Çin'e bağlanmasını sağlamak olduğu görüşündedir.

Cheng Li-wun ziyareti vesilesiyle Tayvan heyetinin KMT partisinin kurucu babası kabul edilen Sun Yat-Sen'in türbesini ziyaret etmesi ve Şanghay'da iş çevreleri ile görüşmeler yapılması, sonraki Başkanlık seçimlerinde KMT'nin Çin desteğiyle daha farklı ve dengeli bir strateji izleyerek iktidara gelmeyi amaçladığını ve bunun Pekin tarafından da desteklendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Cheng'le görüşmesinde ortaya koyduğu 4 maddelik öneri bu anlamda dikkat çekicidir:

a-) İki taraf arasında ortak kimlik anlamında fikir birliği yapılması,

b-) Ortak vatanın korunması anlayışının benimsenmesi,

c-) Entegrasyon yoluyla karşılıklı refahın arttırılması,

d-) Çin halkının büyük yeniden dirilişinin gerçekleştirilmesi.

Sonuç olarak, Tayvan ana muhalefet lideri Kuomintang (KMT) Partisi Genel Başkanı Cheng Li-wun'un 10 Nisan 2026 tarihli Çin ziyareti, Çin'in KMT'ye destek sunan yeni Tayvan politikasının sertlik değil, diplomasi öncelikli olduğunu gösteren ve ABD'nin İran politikasına alternatif niteliğindeki daha barışçıl ve doğru bir yaklaşımdır. Umuyoruz ki, bu politika sayesinde binlerce insanın ölmesi önlenir ve siyasi sorunlar daha barışçıl bir şekilde çözülebilir. Ayrıca ABD'nin de bu konuda destekleyici olması önemli ve gereklidir; zira bu şekilde, Pekin de İran krizinin çözümlenmesi yolunda daha aktif hale gelebilecektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ