Giriş
Türkiye’nin siber güvenlik deneyimi tek bir saldırı türüyle açıklanamayacak kadar çeşitlidir. Alan adı altyapısına yönelik hizmet engelleme saldırıları, kamu sitelerinin tahrif edilmesi, kişisel verilerin sızdırılması, gazetecilerin hesaplarına müdahaleler ve sağlık ya da finans hizmetlerini etkileyen olaylar farklı amaçlara ve farklı kanıt standartlarına sahiptir. Bu nedenle, “Türkiye’ye yönelik siber saldırılar” başlığı altında incelenen her olayın aynı ölçüde doğrulanmış olduğu varsayılmamalıdır. Üstelik söz konusu siber güvenlik olunca, bir saldırının gerçekleştiğine dair teknik veya resmî bir kayıt bulunması, saldırganın kimliğinin ve siyasi motivasyonunun da kesin olarak bilindiği anlamına gelmez.
Bu yazı, kamuya açık resmî açıklamalar, düzenleyici kurum kayıtları, akademik çalışma ve güvenilir haber kaynaklarında belgelenen başlıca örnekleri ele almaktadır. Olayların seçimi, yalnızca teknik büyüklüklerine değil, ulusal internet altyapısı, kamu hizmetleri, kişisel veriler ve siyasi iletişim açısından yarattıkları etkiye de dayanmaktadır. Kullanılan tarihler ise olayın başlangıcını veya kamuoyuna yansıdığı günü göstermektedir.
1. Aralık 2015: .tr alan adı altyapısına ve bankalara yönelik DDoS saldırıları
14 Aralık 2015 tarihinde Türkiye’nin .tr alan adı altyapısını yöneten NIC.tr sistemlerine yönelik yoğun dağıtık hizmet engelleme (DDoS) trafiği başladı. Saldırı, alan adlarının çözümlemesini sağlayan DNS altyapısını hedef aldığı için yalnızca tek tek web sitelerini değil, çok sayıda kamu kurumu, şirket ve çevrim içi hizmetin erişilebilirliğini de etkileyebilecek bir darboğaza yöneldi. Reuters’ın aktardığı NIC.tr açıklamasına göre, saldırı Türkiye dışındaki organize kaynaklardan geliyordu; ancak güvenlik uzmanları, ilk aşamada belirli bir ülkeyi veya grubu sorumlu tutmak için yeterli kanıt olmadığını vurguladı.[1]
Takip eden günlerde bankacılık hizmetleri de hedef oldu. 24 Aralık civarında Ziraat Bankası, İş Bankası ve Garanti Bankası'nın çevrim içi hizmetlerinde ve kart/POS işlemlerinde kesintiler yaşandığı bildirildi. Saldırılara dair başta Rusya kaynaklı yorumlar yapılsa da, Anonymous, Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği iddiasıyla saldırıları üstlendiğini açıkladı. Bu ifade, saldırganların ilan ettiği siyasi gerekçeyi gösterir, ancak saldırının arkasında bir devlet aktörü bulunduğu anlamına gelmez. DDoS saldırılarında trafik kaynaklarının taklit edilmesi ve farklı ülkelerdeki ele geçirilmiş cihazların kullanılması, teknik köken ile siyasi sorumluluğu birbirinden ayırmayı da zorlaştırır.[2]
Olayın önemi, tek bir kurumun veri tabanından ziyade ulusal dijital erişimin ortak altyapısına yük bindirmesidir. DNS gibi merkezî işlevlerde yaşanan kesintiler, hedef kurumların kendi sunucuları sağlam olsa bile hizmetlerini görünmez hâle getirebilir. Bu nedenle, olay, kritik internet altyapısında yedeklilik, trafik filtreleme, olay müdahalesi ve kamu-özel sektör koordinasyonunun önemini ortaya koyan ciddi bir örnektir.
2. 2015’te kamu sitelerinin tahrif edilmesi: Yaygın fakat çoğu kez düşük karmaşıklıklı saldırılar
Türkiye’deki kamu sitelerine yönelik risk yalnızca yüksek profilli, dış kaynaklı operasyonlardan ibaret değildir. Çakır, Yalçın ve Kılıç’ın 2017’de yayımlanan araştırmaları, Zone-H kayıtlarından 2015 yılında .gov.tr uzantılı kamu sitelerine yönelik 848 tahrif (defacement) kaydını incelemiştir. Yazarlar, kayıtların takma adlar, mesajlar ve paylaşılan materyallerine dayanarak 25 ülkeden 131 kişi veya grup belirlemiş; kayıtların yaklaşık yüzde 70’inin Türkiye kaynaklı göründüğünü ve hedeflenen sitelerin yüzde 35’inin daha önce de saldırıya uğradığını bildirmiştir.[3]
Bu bulgular, her olayın devlet destekli veya jeopolitik amaçlı olduğu yönündeki yorumu desteklemez. Web sitesi tahrifi çoğu zaman zayıf parola, güncellenmemiş içerik yönetim sistemi, hatalı yapılandırma veya bilinen bir yazılım açığından yararlanılmasıyla gerçekleşebilir. Saldırganların ana sayfaya siyasi sloganlar yerleştirmesi ideolojik bir mesaj taşıyabilir; ancak bu mesaj, saldırganın gerçek kimliğini veya bir devletle bağlantısını tek başına kanıtlamaz. Hatta bu tarz durumlarda, siyasi mesaj çoğu zaman saldırganların gerçek siyasi görüşleriyle çelişen bir şaşırtma amacı da taşıyabilir. Bahsedilen çalışmanın asıl katkısı, kamu sitelerindeki tekrarlayan açıklara ve temel siber hijyen eksikliklerine dikkat çekmesidir.
3. Mart–Nisan 2016: Yaklaşık 50 milyon kişinin verilerinin internete sızdırılması
2016 yılının ilkbaharında, Türkiye’de yaklaşık 50 milyon kişiye ait kişisel bilgileri içerdiği belirtilen büyük bir veri seti internette yayımlandı. Olay, 4 Nisan 2016 dolaylarında geniş biçimde haberleştirildi; 6 Nisan’da, Anadolu Ajansı, savcılığın konuyla ilgili soruşturma başlattığını ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın verilerin MERNİS’ten sızdırıldığı iddiasını reddettiğini aktardı.[4] Bu nedenle, olayın kendisi—çok sayıda vatandaşın kişisel bilgilerinin çevrim içi dolaşıma girmesi—ile verinin hangi sistemden ve hangi tarihte alındığına ilişkin iddialar ayrı tutulmalıdır.
İnternette yayımlanan veri seti saldırganlar tarafından siyasi mesajlarla sunulmuş olsa da, kamuya açık kaynaklar saldırganın kimliğini ve kesin motivasyonunu güvenilir bir biçimde ortaya koymamaktadır. Veri ticareti, siyasi itibarsızlaştırma ve kamu kurumlarının güvenliğine ilişkin güvensizlik yaratma olası açıklamalardır; ancak bunlar doğrulanmış sonuçlar değil, yalnızca ihtimallerdir. Olayın temel güvenlik dersi, kişisel verilerin uzun süre saklanması, farklı kurumlarda kopyalanması ve erişim yetkilerinin yeterince sınırlandırılmaması hâlinde tek bir sızıntının milyonlarca kişiyi etkileyebilmesidir.
4. Eylül 2016: RedHack’in Bakan Berat Albayrak’ın email hesabını ele geçirmesi
Eylül 2016’da sol görüşlü hacktivist grup RedHack, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın kişisel email hesabına eriştiğini duyurdu ve 26 Eylül’de sorumluluğu üstlendi. Grup, ilk açıklamalarında tutuklu sol aktivistlerin serbest bırakılması yönünde siyasi taleplerde bulundu. Sonraki haftalarda çeşitli email paketleri yayımlandı ve bunların içeriği Türkiye’de çevrim içi siyasi iletişim, medya ve hükümet yanlısı sosyal medya faaliyetleri hakkındaki tartışmalarda kullanıldı.[5]
Bu hususta şu da belirtilmelidir ki, öncelikle bu tarz olaylarda kanıt düzeyleri dikkatle ayrılmalıdır: RedHack’in hesabı ele geçirdiğini ilan etmesi ve dosyalar yayımlaması, grubun kendi üstlenme beyanıdır; sızdırılan her belgenin özgünlüğü, eksiksizliği ve bağlamı ayrıca doğrulanmalıdır. Dolayısıyla, yayımlanan yazışmalardan yapılan siyasi çıkarımlar, bağımsız doğrulama yapılmadan tüm içerik için kesin hüküm olarak sunulmamalıdır. Ayrıca, içerik doğru olsa bile, kişisel bilgilerin izinsiz olarak aktarılması kesinlikle bir suçtur. Bu nedenle, suçu işleyen grubun da ayrıca cezalandırılması gerekmektedir. Bununla birlikte, bu olay, Türkiye'de üst düzey kamu görevlilerinin ve siyasilerin kişisel hesaplarının siyasi saldırı amacıyla hedef olabileceğini ve bu tarz olayların ciddi güvenlik ve itibar riskleri doğurduğunu göstermiştir. Bu bağlamda, Türkiye'de siyasi iktidardan rahatsız olan muhalif çevrelerin de duyarlı olması gerekmektedir; çünkü bugün bir iktidara yapılan, yarın öbür gün başka bir iktidara da yapılabilir ve Türkiye'ye yönelik hasım devlet ve terör örgütlerine yarayacak ciddi zarar verebilir. Bu anlamda, siber güvenlik, siyaset üstü, birleştirici, ulusal ve önemli bir konu olarak ele alınmalıdır.
5. Mayıs 2016: Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelere yönelik saldırı girişimi
T.C. Sağlık Bakanlığı, 18 Mayıs 2016 tarihli resmî açıklamasında Diyarbakır, Siirt, Tekirdağ ve Kocaeli’de bulunan bazı hastanelere yönelik siber saldırı girişimi olduğunu bildirdi. Açıklamaya göre, saldırıda yalnızca Diyarbakır’daki hastaneler kısmen etkilendi; yedekleme mekanizması sayesinde veri kaybı önlendi ve bilgi sistemlerindeki kısmi aksama kısa sürede giderildi. Bakanlık, saldırgan kişi veya kuruluşların henüz belirlenemediğini ve incelemenin başlatıldığını belirtti.[6]
Bu resmî açıklama, saldırı girişiminin ve sınırlı hizmet aksamasının belgelenmesi bakımından güçlü bir kaynaktır; fakat saldırının arkasındaki aktör, kullanılan yöntem ve motivasyon hakkında kesin bilgi sunmaz. Sağlık sistemlerine yönelik saldırılar, veri hırsızlığı, fidye, hizmet aksatma veya kritik hizmetleri test etme gibi farklı amaçlar taşıyabilir. Bu olayda, bunlardan hangisinin geçerli olduğu kamuya açık bir açıklamadan anlaşılamaz. Sağlık sektörünün acil hizmetlerle bağlantısı nedeniyle, kısa süreli bir kesinti dahi hasta güvenliği ve operasyonel süreklilik açısından ciddiye alınmalıdır.
6. Mart 2021: Yemeksepeti veri ihlali
Türkiye’deki en büyük ölçekli kişisel veri ihlallerinden biri, çevrim içi yemek sipariş platformu Yemeksepeti’nde 18 Mart 2021’de başlayan yetkisiz erişimdir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu'nun 23 Aralık 2021 tarihli karar özetine göre, web uygulama sunucusundaki bir açıklıktan yararlanılarak sunucuya erişilmiş; ancak olay, 25 Mart’ta şüpheli alarmların incelenmesi sırasında fark edilmiştir. İhlalden 21.504.083 kullanıcının etkilendiği, kullanıcı adı, adres, telefon, e-posta, parola ve IP bilgilerinin risk altında olduğu bildirildi. Kurum, güvenlik uyarılarının izlenmesi ve üçüncü taraf hizmetlerin denetimi konusunda eksiklikler bulunduğunu değerlendirdi.[7]
Bu vakada saldırganların kimliği kamuya açık resmî kayıtlarda tespit edilmemiştir. Veri toplama ve uzaktaki bir sunucuya trafik gönderme bulguları veri sızdırma ile uyumludur; ancak saldırının kesin motifi—satış, şantaj, başka saldırılar için hesap ele geçirme veya başka bir amaç—kaynakta kanıtlanmamıştır. Bu yüzden, olayı belirli bir devlet ya da hacker grubuna atfetmek doğru olmaz. Yemeksepeti vakası, özel sektörün tuttuğu geniş ölçekli veri havuzlarının ulusal siber güvenlik açısından önemini ve alarm yönetimi, yamalama, erişim kontrolü ve olay müdahalesindeki gecikmelerin etkisini göstermektedir.
7. 2021: e-Devlet ve belediye verileri hakkındaki iddialar
Freedom House’un Türkiye’ye ilişkin 2022 raporu, Ekim 2021’de e-Devlet portalının hacklendiği ve kullanıcı verilerinin tehlikeye girdiği yönündeki haberleri ve Mayıs 2021’de Konya Büyükşehir Belediyesi veri tabanından 1 milyon kişiye ait verilerin sızdırıldığı iddiasını da kayda geçirmiştir.[8] Aynı rapor, Kasım 2021’de güvenlik soruşturmalarına konu yaklaşık 10.000 kişi hakkındaki özel bilgilerin ele geçirilip karaborsada satıldığına dair haberleri de aktarır; bu son olayda FETÖ mensuplarının sorumlu olduğu iddiası yer almıştır, ancak bu aşamada, tam doğrulanmadan, bunun bağımsız olarak kesinleştirilmiş bir teknik sonuç gibi algılanmaması gerekir.
Bu tarz olaylar, kamuya açık haber ve raporlarda yer alsa da, her birinin teknik kapsamı, veri kaynağı ve saldırganın kimliği aynı açıklıkta değildir. Özellikle e-Devlet gibi çok sayıda hizmete erişim sağlayan bir platform hakkında “hacklendi” iddiası, merkezi sistemin bütünüyle ele geçirildiği anlamına gelmeyebilir; farklı veri tabanlarından elde edilen bilgilerin platforma aktarılması veya kullanıcı hesaplarının ele geçirilmesi de benzer bir algı yaratabilir. Bu nedenle, olayın kapsamı konusunda resmî teknik inceleme ve doğrulanmış ihlal bildirimi öncelikli kaynaklar olarak kabul edilmelidir.
Genel Değerlendirme
İncelenen örnekler, Türkiye'ye dair 4 temel risk kümesine işaret etmektedir. Birincisi, 2015’teki .tr altyapısı saldırısı gibi hizmet erişilebilirliğini hedef alan DDoS operasyonlarıdır. İkincisi, kamu sitelerinin tahrifi ve siyasi e-posta sızıntıları gibi mesaj verme, itibar zedeleme veya gündem oluşturma amacı taşıyabilen hacktivist eylemlerdir. Üçüncüsü, 2016’daki geniş çaplı veri sızıntısı ve 2021’deki Yemeksepeti ihlali gibi kişisel verilerin gizliliğini ve bireylerin güvenliğini etkileyen vakalardır. Dördüncüsü, sağlık ve kamu hizmetleri gibi kritik sektörlere yönelik saldırı girişimleridir.
Kanıt/kaynak konusunda ise 3 ayrı kanıt kategorisi kullanılmalıdır: (1) olayın gerçekleştiğini doğrulayan resmî açıklama, düzenleyici karar veya teknik kayıt; (2) saldırganın kendi üstlenme beyanı ya da medyada yer alan iddia; (3) devlet desteği, ülke bağlantısı veya siyasi motivasyona ilişkin bağımsız teknik ve istihbarî değerlendirme. Birinci kategori olayın gerçekleştiğini kanıtlayabilir, ancak üçüncü kategoriyi otomatik olarak kanıtlamaz. Bu yazıda, henüz doğrulanamayan aktör ve motif bilgileri kesin olgu olarak sunulmamıştır.
Türkiye açısından öncelikler; kamu ve özel sektör arasında olay bildirimi ve tehdit istihbaratı paylaşımının güçlendirilmesi, kritik altyapılarda yedekli mimarinin kurulması, kişisel veri erişimlerinin asgari yetki ilkesiyle sınırlandırılması, güvenlik alarmlarının kesintisiz izlenmesi, düzenli sızma testleri ve bağımsız denetimlerin yaygınlaştırılmasıdır. Ayrıca, kamuoyuna yapılan açıklamalarda saldırının etkisi ile saldırganın kimliği arasındaki ayrımın açıkça kurulması, yanlış atıfların ve gereksiz jeopolitik tırmanmanın önüne geçebilir.
Ayrıca genel ilke olarak, devlet destekli/kaynaklı siber saldırılara hedef olmamak adına Türkiye'nin komşuları başta olmak üzere tüm devletlerle daha iyi ilişkiler kurması, siber saldırıları gerçekleştiren iç ve dış gruplara yönelik cezai yöntemlere başvurarak caydırıcılık yaratması (ki bu kapsamda yaşı küçük ve genç bireylerin yaptığı bağlantısız saldırılar değil, organize ve art niyetli saldırılar üzerinde durulmalıdır) ve bu konudaki uluslararası çabaları desteklemesi gibi politika önerileri bu noktada vurgulanabilir. Bu kapsamda özellikle Türkiye'nin dahil olduğu NATO'nun kapsamlı doktrin ve uygulamalar geliştirmesi ise bu çağda bir zaruriyettir ki, bu konuda da, askeri alyans, uzun süredir ciddi çalışmalar yapmaktadır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
DİPNOTLAR
[1] Reuters (2015), “Turkish Internet servers under sustained cyberattack: internet body”, 23 Aralık 2015, https://www.investing.com/news/technology-news/turkish-internet-servers-under-sustained-cyberattack%3A-internet-body-377324.
[2] Freedom House (2016), “Turkey: Freedom on the Net 2016”, https://freedomhouse.org/country/turkey/freedom-net/2016.
[3] Hüseyin Çakır & Nursel Yalçın & Mehmet Serkan Kılıç (2017), “İnternet Sitelerine Yapılan Siber Saldırılar: 2015 Yılı Türk Kamu Siteleri İncelemesi”, Güvenlik Stratejileri Dergisi, 13 (25), ss. 149–192. https://doi.org/10.17752/guvenlikstrtj.309404.
[4] Anadolu Ajansı (2016), “Minister: Turkish data leak not from central system”, 6 Nisan 2016, https://www.aa.com.tr/en/turkey/minister-turkish-data-leak-not-from-central-system/550444.
[5] The Cyber Security Incident Database, “Berat Albayrak” olay kaydı; Eylül 2016’daki RedHack iddiası ve sonraki sızıntılar. https://www.csidb.net/csidb/incidents/81eb635c-0ca9-4088-966a-ed1d3f2e1f2d/.
[6] T.C. Sağlık Bakanlığı (2016), “Sağlık Bakanlığı Hastanelerine Yönelik Siber Saldırı Girişimine İlişkin Basın Açıklaması”, 18 Mayıs 2016, https://www.saglik.gov.tr/TR%2C3501/saglik-bakanligi-hastanelerine-yonelik-siber-saldiri-girisimine-iliskin-basin-aciklamasi-18052016.html.
[7] Kişisel Verileri Koruma Kurumu (2021), “Yemek Sepeti Elektronik İletişim Perakende Gıda Lojistik AŞ veri ihlal bildirimi hakkında”, Karar Özeti 2021/1324, 23 Aralık 2021, https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/7168/2021-1324.
[8] Freedom House (2022), “Turkey: Freedom on the Net 2022”, https://freedomhouse.org/uk/node/5673.











