17 Ekim 2026 Cumartesi

2026 KKTC Seçimleri Öncesindeki Gelişmeler


Ağustos ayı başlarında, henüz seçim takvimi kesinleşmeden önce yaptığımız ilk analizde incelediğimiz 2026 KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) genel ve yerel seçimleri, öngördüğümüz şekilde 6 Aralık 2026 tarihinde düzenlenecek. Seçimler, Cumhurbaşkanlığını federal çözüm yanlısı ama Türkiye ile iyi ilişkiler isteyen dengeli bir isim olan hukukçu Dr. Tufan Erhürman'ın geçen yıl kazanmasının ardından ciddi gelişmelerin yaşandığı Kıbrıs'ta, Türkiye-KKTC ilişkilerinin seyrini belirleyebilecek önemli bir aşama olacak. Bu yazıda, 2026 KKTC seçimlerini kısaca analiz edecek ve önceki analizimizden sonra yaşanan bazı gelişmeleri yorumlayacağım.

İyi eğitimli ve değişimi seven bir halkı olan Kuzey Kıbrıs'ta, seçmenler, genelde iradelerini bir seçimden diğerine sıklıkla değiştirmekte ve bu şekilde siyasi dengeleri, demokratik düzeni ve siyasetçilerin uzun süre iktidarda kalarak klikleşmesini önleyecek bir eğilimi tercih etmektedir. Ülkenin kısa tarihindeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bile bakıldığında, bir sağ, bir sol Cumhurbaşkanı (Rauf Denktaş, Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu, Mustafa Akıncı, Ersin Tatar, Tufan Erhürman) izleğini görmek mümkündür. Bunun yanı sıra, KKTC'de Kıbrıslı Türk mikro milliyetçiliğinin de oldukça etkili olduğunu belirtmek gerekir. Bu anlamda, Kıbrıs'ın yerlisi olmak ve Türkiye göçmeni olmamak gibi değerler de Kıbrıslı Türk yerli seçmende zaman zaman karşılık bulabilen bir olgudur. Bu bağlamda, son dönemde KKTC'de yaşanan ekonomik ve siyasi sorunları çözemediği düşünülen iktidardaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Başbakan Ünal Üstel'e yönelik tepkiler, UBP'nin Türkiye ile çok yakın duruşu nedeniyle Ankara'nın uzantısı gibi algılanmasının da etkisiyle son dönemde siyasi rüzgarı federasyon yanlısı sosyal demokrat Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) doğru yönlendirmiştir.

Bu gelişmelerin üzerine, 30 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye'den adaya doğru hareket eden bir feribotun batması nedeniyle yaşanan ve onlarca kişinin ölümüne neden olan deniz faciası da özellikle iktidarın küçük ortağı olan Erhan Arıklı liderliğindeki ve Türkiye yanlısı Yeniden Doğuş Partisi'ni (YDP) olumsuz yönde etkilemiş; nitekim olay sonrasında Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olan Arıklı istifa etmiştir. Arıklı'nın istifasının ardından, yerine, yakın geçmişte Başbakanlık yapmış ve haksız yere görevden alınmış algısı nedeniyle toplumda oldukça sevilen Faiz Sucuoğlu getirilirken, feribotla ilgili denetimsizlikler nedeniyle KKTC hükümetine ve Türkiye'ye yönelik tepkiler de artmıştır.

Ancak Kıbrıslı Rumlarla devam eden müzakerelerde müspet bir sonuca ulaşabilmenin -karşı tarafın inatçılığı ve makuliyetten uzak yapısı nedeniyle- zorluğu ve KKTC'yi tek tanıyan ve ekonomisine ciddi desteklerde bulunan Türkiye ile ilişkileri bozmanın yaratacağı sorunlar da düşünülürse, Kıbrıslı Türkler için seçim öncesinde hem Cumhurbaşkanlığı, hem de hükümette federasyon yanlısı CTP'nin yer alacağı bir formül daha az cazip hale gelmeye başlayabilir. Öyle ki, Tufan Erhürman'ın genel olarak Ankara ve özel olarak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la iyi ilişkiler kurma konusundaki gayretine karşın, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uygun şekilde federasyon müzakerelerine destek verilmesi, Türkiye'deki milliyetçi ve İslamcı sağ çevrelerde tepkilere neden olmakta ve genelde bir tür "hainlik" olarak algılanmaktadır. Bunun üzerine, Türkiye göçmenlerine yönelik Kıbrıslı Türkler arasındaki olumsuz ön yargılar ve Erhan Arıklı ile partisine yapılan siyasi linç de düşünülünce, Türkiye'den bakıldığında KKTC'de CTP'nin başını çektiği iktidarın yaptığı/yapabileceği uygulamalar bir tür "isyan" gibi algılanmaktadır. Bu da, Ankara'nın KKTC üzerindeki siyasi ve ekonomik gücü nedeniyle, seçmende UBP ve YDP'ye yönelik desteğin yeniden artmasına yol açabilir.

Adada, Demo Ajans koordinasyonunda, 28 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında, toplam 6 ilçede ve 814 seçmenle yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda yapılan anketin verileri de bu trendi doğrulamaktadır. Ankete göre, kararsız oylar da dağıtıldığında, seçimleri yüzde 37,5 oya ulaşan CTP kazanmakta, UBP ise yüzde 33,1 düzeyinde iyi bir oyla ikinci olmaktadır. Ankete göre, seçimler sonucunda Türkiye göçmenlerinin desteklediği YDP yüzde 13 civarında oyla üçüncü olurken, sosyalist Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) yüzde 4,7, merkez sağ çizgideki Demokrat Parti (DP) de yüzde 4,4 oy almaktadır. Yüzde 5 seçim barajı uygulamasının olduğu KKTC'de, bu oranlar CTP, UBP ve YDP'den oluşacak üç parçalı bir meclise işaret etmektedir; bu sonuçlara göre ise CTP 23, UBP 20 ve YDP 7 milletvekili çıkarabilmektedir. Bu, her ne kadar CTP'nin hâlâ önde olduğu ve seçimi kazanacağı bir duruma işaret etse de, yakın zamana kadar CTP'nin tek başına iktidar olacağı yönündeki algının da giderek zayıfladığı görülmektedir. Öyle ki, eğer bu rakamlar doğru çıkarsa, CTP, 23 milletvekili çıkarmasına rağmen hükümeti kurabilecek çoğunluğa ulaşamamaktadır. Bu da, UBP ile YDP arasında Cumhurbaşkanı Erhürman'ın federal çözüm girişimlerini dengeleyecek bir sağ koalisyon hükümetine yol açılması anlamına gelebilecektir.

Elbette seçime kadar hâlâ oldukça uzun bir süre var ve 6 Aralık'a kadar dengeler değişebilir. Ayrıca sayıca az bir seçmen kitlesi üzerinde siyasi partilerin yoğun şekilde çalışması, özellikle barajın hemen altındaki partilerin barajı geçmesine de neden olabilir. Ancak bu anketin sonuçları ve adadaki genel ruh hali, CTP'nin seçimleri birinci sırada tamamlayacağının neredeyse kesin olduğunu göstermektedir. Bu, önceki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminde kabul edilen ve Ankara tarafından da desteklenen "iki devletlilik" politikasında hiçbir somut ilerleme kaydedilmemesi ve adadaki ekonomik koşulların kötüleşmesiyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca UBP hükümetlerinde Türkiye göçmenlerinin daha iyi konumlara gelmesi de Kıbrıslı mikro milliyetçileri daha yerli ve milli olan sola (CTP'ye) doğru yönlendirmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki, Ankara ile ilişkilerin bozulması durumunda ekonomik krizin daha da derinleşmesi riski, Kıbrıslı Türk seçmenleri ihtiyatlı hareket etmeye ve Türkiye ile ilişkileri germemeye itmektedir. Bu da, kuşkusuz, UBP ve YDP gibi partilerin yeniden toparlanma sürecine girmesine neden olabilmektedir. Nitekim daha birkaç hafta önce oy oranı yüzde 20'lerle ölçülen UBP'nin şimdilerde yüzde 30'ları aştığının iddia edilmesi ve yine YDP'nin oy oranındaki kısmi artış, bu trende işaret ediyor olabilir. Bu nedenle, seçimden zaferle çıkması muhtemel CTP'nin hükümeti kurması ve parti lideri Sıla Usar İncirli'nin Başbakan olması seçim sonrasında zor olabilir. Almanya'daki "büyük koalisyon" formülüne benzer şekilde CTP'nin UBP ile koalisyon kurması ise, geçmişte yalnızca Ömer Kalyoncu'nun Başbakanlığı döneminde (2015-2016) gerçekleşmiş istisnai bir seçenektir. Bu bağlamda, bu öngörüler gerçekleşirse, Ünal Üstel Başbakanlığında bir UBP-YDP koalisyonu formülü daha gerçekçi hale gelebilir. 

Neticede, 6 Aralık'taki genel ve yerel seçimler, Kıbrıs Türk halkının özgür iradesinin sandığa yansıyacağı önemli bir test olacaktır. Zor bir küresel konjonktürde, jeopolitik rekabetin arttığı bir düzlemde, KKTC'nin işi de Türkiye'ye benzer şekilde güçtür. Dileğimiz, Kıbrıslı Türklerin en doğru kararı vermesidir. Ancak Türkiye ile ilişkileri bozmak, bizce bu aşamada doğru bir hamle olmaz.

 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

15 Ekim 2026 Perşembe

Brezilya'da Lula-Oğul Bolsonaro Düellosunda İkinci Tur Öncesi: Kutuplaşma, Vaatler ve Dış Etkiler

 

Giriş

Hatırlanacak olursa, Brezilya’da 4 Ekim 2026’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda hiçbir aday geçerli oyların yarısından fazlasını alamamış; Yüksek Seçim Mahkemesi'nin resmi verilerine göre, Liberal Parti (PL) adayı Flávio Bolsonaro yüzde 47,03 (56,1 milyon) oy alırken, görevdeki Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva da yüzde 45,16 (53,9 milyon) oy almıştı. Böylelikle, 25 Ekim tarihinde düzenlenecek olan ikinci tur seçimler, yaklaşık iki puanlık farkla ve son derece kutuplaşmış bir siyasi ortamda gerçekleşecek. Ayrıca ilk tur sonuçlarına dair en önemli husus, anketlerin Lula'yı önde göstermesine rağmen sandıkta oğul Bolsonaro’nun öne geçmesi ve anketlerin seçmen davranışını kesin biçimde öngöremediğinin bir kez daha anlaşılması oldu. [1][2]

Bu bağlamda, ikinci turun temel konusu yalnızca iki adayın kişisel performansları değil; ilk turda diğer adaylara oy veren seçmenlerin, sandığa gitmeyenlerin ve kararsızların hangi yönde hareket edeceği olacaktır. Ekonomi ve yaşam maliyeti, suçla mücadele, sosyal yardımlar, çalışma koşulları ve Brezilya’nın ABD ile Çin arasında izleyeceği diplomatik denge, bu sürecin ana eksenleri olarak öne çıkıyor.

Flávio Bolsonaro: 'Değişim', Güvenlik ve Vergi Yükünün Azaltılması

Genç sağcı/milliyetçi lider Flávio Bolsonaro, ilk turdaki sonucunu ülkedeki değişim talebinin somut bir göstergesi olarak sunuyor. Eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu olan Senatör, babasının siyasi tabanını korurken, kendisini ekonomik ve idari değişim, daha sert suçla mücadele politikaları ve özel sektörün önünü açma vaatleriyle tanıtmaya ve pazarlamaya çalışıyor. Kampanyasında, oğul Bolsonaro, özellikle gelir vergisi ve genel vergi yükünü azaltma, kamu harcamalarını kısma ve bürokrasiyi azaltma mesajlarıyla öne çıkıyor. Ayrıca, Başkanlıkta yeniden seçilme uygulamasının sona erdirilmesini, suç örgütlerinin terör örgütü olarak sınıflandırılmasını ve yüksek güvenlikli cezaevleri kurulmasını savunuyor. [3][4]

Bununla birlikte, genç Bolsonaro, rakibinin sosyal yardımların kesileceği yönündeki eleştirilerini etkisizleştirmek için Bolsa Família, Minha Casa, Minha Vida ve Farmácia Popular gibi programları sürdürme sözü verdi. Bu yaklaşım, genç ve akıllı siyasetçinin, sağ seçmenin güvenlik ve ekonomi taleplerini karşılamaya çalışırken, düşük gelirli seçmenleri de ürkütmemek için çaba gösterdiğini gösteriyor. Vergi indirimleri ve harcama kısıntılarının, zorunlu sosyal harcamalar ve kamu borcu baskısı altında nasıl finanse edileceği ise kampanyanın yanıtlaması gereken temel mali sorulardan biridir. [3][5]

Lula: Sosyal Koruma, Çalışma Hayatı ve Deneyim

Deneyimli siyasetçi Lula da Silva, kampanyasını sosyal programların sürdürülmesi, istihdam, ücretlerin reel olarak arttırılması, eğitim yatırımları ve çalışma hayatında iyileştirmeler üzerine kuruyor. Lula, ikinci tur öncesi mesajlarında, Flávio Bolsonaro’nun seçilmesi halinde sosyal politika ve eğitim alanlarında gerileme yaşanabileceğini ileri sürüyor; Bolsa Família, lise öğrencilerine yönelik Pé-de-Meia programı ve teknik eğitim yatırımlarını savunuyor. Lula ayrıca haftada altı gün çalışma düzeninin (6x1) sona erdirilmesine yönelik girişimlere destek veriyor. [3][6]

Rakibinin güçlü olduğu güvenlik konusunda ise Lula, yalnızca yerel kolluk kuvvetlerine bırakılmayan, daha güçlü bir federal koordinasyon ve suçla mücadele yaklaşımı vaat ediyor. Bu, seçmenin önemli kaygılarından birine doğrudan yanıt verme çabasıdır. Ancak Lula açısından temel zorluk, görevdeki Başkan olmanın sağladığı görünürlük ve sosyal politika mirasını, değişim talebinin ve ekonomik memnuniyetsizliğin önüne geçebilmesidir. Lula'nın artık oldukça ilerleyen yaşı ve uzun siyasi geçmişi de kampanyada deneyim ve süreklilik ile yenilenme ve gençlik tartışmalarını birlikte gündeme getirmektedir.

Anketler ne söylüyor?

İkinci tur anketleri Flávio Bolsonaro lehine sınırlı bir fark gösterse de, aslında bu farklar hata payı dahilinde kalıyor. Örneğin, Quaest’in 10–13 Ekim tarihlerinde 2.154 seçmenle yaptığı ve 14 Ekim’de açıklanan araştırmada Flávio yüzde 46, Lula yüzde 44 düzeyinde ölçüldü; hata payı yaklaşık 2 puan. Bu nedenle, 2 puanlık fark, araştırmanın hata payı içinde ve yarışın başa baş niteliğini değiştirmiyor. [7]

BTG/Nexus araştırmasının 13 Ekim’de yayımlanan sonuçlarında geçerli oylar üzerinden Flávio yüzde 52, Lula yüzde 48; PoderData’nın aynı gün açıklanan ölçümünde ise Flávio yüzde 51, Lula yüzde 49 olarak aktarıldı. AtlasIntel/Bloomberg’in 3–8 Ekim döneminde 5.026 kişiyle gerçekleştirdiği araştırma da geçerli oylar hesabında yüzde 52,8’e yüzde 47,2’lik bir dağılım bildirdi. Datafolha’nın 8 Ekim tarihli araştırması da benzer bir tablo ortaya koydu. Bununla birlikte kurumlar arasında örneklem, görüşme yöntemi, saha tarihleri ve hata payı farklılıkları var; bu rakamlar tek bir kesin sonuç gibi birleştirilmemeli. [7][8]

İlk turda anketlerin Lula’yı önde göstermesine karşın Flávio Bolsonaro’nun birinci çıkması, ikinci tur tahminlerinde temkinli olmayı gerektiriyor. Ancak anketlerde de oğul Bolsonaro lehine oluşan küçük fark, sağcı adayın bu defa daha şanslı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Trump ve uluslararası boyut

ABD Başkanı Donald Trump, ilk turun ardından Flávio Bolsonaro’nun performansını “yakın, ama çok büyük bir zafer” sözleriyle nitelendirmiş ve ikinci turun oldukça çekişmeli geçeceğini söylemiştir. Trump, ayrıca Brezilya’daki oy sayımının aynı gün tamamlanmasını da övmüştür. Bu açıklamalar, Flávio’nun kampanyası tarafından uluslararası destek göstergesi olarak yorumlanabilir; ancak Trump’ın ilk tur öncesinde bir adaya açık ve doğrudan kampanya desteği vermekten kaçındığı da Amerikan makamları tarafından belirtilmiştir. Dolayısıyla, bu açıklamalar, ABD yönetiminin seçim sonucunu belirleyebileceği veya seçimlere müdahale edebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. [9][10]

Seçim, Washington ile Brasília arasındaki ilişkiler açısından da önem taşıyor. Lula, Brezilya’nın egemenliğini, çok taraflılığı ve BRICS+ içindeki rolünü vurgularken, Çin ile ekonomik ilişkilerin sürdürülmesini, hatta geliştirilmesini savunuyor. Flávio Bolsonaro ise, Trump’a daha yakın bir siyasi çizgiye sahip ve ABD ile ilişkileri geliştirmeye daha açık bir profil çiziyor. ABD’nin Brezilya’ya uyguladığı tarifeler, kritik mineraller ve nadir toprak elementlerine erişim, Çin’e bağımlılığı azaltma arayışı ve organize suç örgütlerine yaklaşım, iki ülke ilişkilerinin olası gündem maddeleri arasında yer alıyor. Bununla birlikte, her iki aday da Brezilya’nın en büyük ticaret ortakları olan ABD ve Çin ile ilişkilerinde ekonomik çıkarları göz önünde bulundurmak zorunda kalacaktır. [10] Yani ABD yanlısı ve Çin karşıtı bir söylem kullansa bile, seçimi kazanması durumunda Bolsonaro'nun da Çin'le ilişkileri koparması gerçekçi bir siyasa değil.

Flávio Bolsonaro’nun ikinci tur öncesinde ülkedeki sağ ve merkez sağ partilerden destek alması dikkat çekiyor. Nitekim Reuters’ın 15 Ekim tarihli haberine göre, PP, União Brasil, Republicanos ve Podemos gibi partiler Bolsonaro'ya desteğini açıkladı; ilk turda yarışan Ronaldo Caiado ve Romeu Zema da Flávio’ya destek verdiler. Bu destekler, seçimi kazanması halinde parlamentoda daha geniş bir koalisyon kurma ihtimalini arttırabilir. Buna karşılık, koalisyon ortaklarına verilecek siyasi tavizler ve farklı partilerin önceliklerini uzlaştırma ihtiyacı, olası bir yönetimin sınırlarını da belirleyecek. [11]

Sonuç

15 Ekim itibarıyla kamuya açık anketler, Flávio Bolsonaro’nun bazı ölçümlerde küçük bir farkla önde olduğunu doğruluyor; ancak anketlerin önemli bir bölümündeki fark hata payı içinde ve ilk turdaki anket sapması, kesin bir sonuç çıkarmayı riskli kılıyor. Bu nedenle, şimdilik en gerçekçi değerlendirme, bir adayın kazanacağını ilan etmek yerine ikinci turun hangi değişkenlerle şekilleneceğini vurgulamaktır.

Birinci belirleyici, ilk turda diğer adaylara oy veren seçmenlerin dağılımıdır. Sağ seçmenlerin Flávio etrafında birleşmesi onun oy tabanını genişletebilir; ancak bazı adayların destek açıklamaları, seçmenlerinin tamamının aynı yönde oy vereceği anlamına gelmez. İkinci olarak, güvenlik ve yaşam maliyeti konularının seçmen önceliklerini ne ölçüde belirleyeceği önem taşıyor. Üçüncü olarak, Lula’nın sosyal yardımlar, istihdam ve çalışma koşulları üzerinden katılımı arttırıp arttıramayacağı kritik bir husus olabilir. Lula, rakibinin iktidarını geniş kitlelere bir felaket senaryosu gibi algılatabilirse, ikinci turda kazanma şansı artabilir. Dördüncü olarak kampanyaların kararsız ve sandığa gitme olasılığı düşük seçmenlere ulaşma kapasitesi takip edilmeli. Beşinci olarak, Brezilya uzmanları, aşırı sağ/sağın başarısında etkili olan Evanjelizm hareketinin etkisinden söz ediyorlar. Ancak bunun için elimizde sağlam doneler yok. 

Sonuç olarak, Brezilya'da 25 Ekim’deki ikinci tur, yalnızca Lula ile Bolsonaro ailesi arasındaki rekabetin yeni bir aşaması değil; Brezilya’nın sosyal devlet anlayışı, kamu güvenliği, maliye politikası ve büyük güçler arasındaki diplomatik dengesi üzerine bir tercih olacaktır. Güncel anketler Flávio Bolsonaro’ya sınırlı bir avantaj gösterse de, mevcut veriler güvenilir bir şekilde bir kazanan tahmin etmeye yetmemektedir. Bunun yerine, seçim gecesine kadar yeni anketlerin yöntemleri ve saha tarihleriyle birlikte izlenmesi ve siyasi açıklamaların oy davranışına doğrudan kanıt olarak sayılmaması gerekiyor. Ancak elbette, ilk tur sonuçları ardından rüzgar net şekilde oğul Bolsonaro'dan yana...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


KAYNAKLAR

[1] Ozan Örmeci (2026), “Brezilya’da Başkanlık Seçiminin İlk Turda Galibi Yok!”, Uluslararası Politika Akademisi, 5 Ekim 2026, https://politikaakademisi.org/2026/10/05/brezilyada-baskanlik-seciminin-ilk-turda-galibi-yok/.

[2] Agência Brasil (2026), “Flávio Bolsonaro, Lula head for runoff in Brazil’s presidential race”, 5 Ekim 2026, https://agenciabrasil.ebc.com.br/en/politica/noticia/2026-10/flavio-bolsonaro-lula-head-runoff-brazils-presidential-race.

[3] UOL (2026), “Na TV, Lula e Flávio Bolsonaro falam em ‘mudança’ e ‘prosperidade’”, 9 Ekim 2026, https://noticias.uol.com.br/eleicoes/2026/10/09/horario-eleitoral-tv-lula-flavio.ghtm.

[4] Reuters (2026), “Brazil’s two main presidential candidates promise fiscal fixes, but leave hard choices unsaid”, 24 Eylül 2026, https://www.reuters.com/world/americas/brazils-two-main-presidential-candidates-promise-fiscal-fixes-leave-hard-choices-2026-09-24/.

[5] UOL (2026), “Lula cita riscos se rival vencer; Flávio diz que manterá programas sociais”, 9 Ekim 2026, https://noticias.uol.com.br/eleicoes/2026/10/09/propaganda-eleitoral-radio-flavio-lula.ghtm.

[6] Folha de S.Paulo (2026), "İkinci tur radyo kampanyaları ve vaatler", Ekim 2026. https://www1.folha.uol.com.br/poder/2026/10/na-volta-da-propaganda-flavio-bolsonaro-fala-22-vezes-em-mudanca-e-lula-alerta-para-retrocesso.shtml.

[7] Reuters (2026), “Flavio Bolsonaro slightly leads Lula in Brazil runoff, Quaest poll shows”, 14 Ekim 2026, https://www.reuters.com/world/americas/flavio-bolsonaro-slightly-leads-lula-brazil-runoff-quaest-poll-shows-2026-10-14/.

[8] UOL (2026), “Segundo turno pesquisa: veja levantamentos para presidente atualizados”, 14 Ekim 2026, https://noticias.uol.com.br/eleicoes/2026/10/14/segundo-turno-pesquisa-veja-levantamentos-para-presidente-atualizados.ghtm. 

[9] CNN Brasil (2026), “Trump diz que desempenho de Flávio no 1° turno é ‘vitória muito grande’”, 5 Ekim 2026, https://www.cnnbrasil.com.br/internacional/trump-diz-que-desempenho-de-flavio-no-1-turno-e-vitoria-muito-grande/.

[10] Reuters (2026), “Brazil election to reshape trade with US, with tariffs and minerals at stake”, 9 Ekim 2026, https://www.reuters.com/world/americas/brazil-election-reshape-trade-with-us-with-tariffs-minerals-stake-2026-10-09/.

[11] Reuters (2026), “Brazil’s Bolsonaro racks up endorsements, shaping potential governing bloc”, 15 Ekim 2026, https://www.reuters.com/world/americas/brazils-bolsonaro-racks-up-endorsements-shaping-potential-governing-bloc-2026-10-15/.

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Tvnet'te Türkiye-AB Vize Serbestisi Görüşmelerini Yorumladı

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 14 Ekim 2026 tarihinde Tvnet kanalında yayınlanan ve Gökhan Pakkanlılar'ın sunduğu "Haber Merkezi" programına bağlanarak, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında yoğunlaşan vize serbestisi görüşmelerini yorumladı.

13 Ekim 2026 Salı

Recent Azerbaijan-Türkiye Tension Should Not Jeopardize Strategic Relations

Tension has recently emerged between Türkiye (Turkey) and Azerbaijan, reflected in statements by state officials and media coverage in both countries. However, this is a natural development stemming from the differing geopolitical circumstances and socioeconomic realities of the two nations; it should not—and likely will not—escalate to a level that jeopardizes the strategic nature of their relationship. This article analyzes the causes of the tension between Türkiye and Azerbaijan.

The recent friction between Ankara and Baku stems primarily from religious freedom issues, regional allies (particularly Israel), and shifting power dynamics following the Karabakh victory. Although official bodies have attempted to downplay it, this rift between the two allies—who operate under the principle of "one nation, two states" (tek millet, iki devlet)—has brought deep-seated policy disagreements to the surface.

One of the root causes of the tension has been the recent implementation of a de facto ban on headscarves (turbans) in Azerbaijan—a state that maintains a very strict stance on preserving its secular structure. While the current Turkish government—having long battled such a ban itself—views this measure as an assault on fundamental rights and freedoms, the Azerbaijani state regards it as a necessary step to safeguard its secular character and prevent encroachment upon Azerbaijani society by nations that do not embrace secularism, such as the Islamic Republic of Iran and certain Gulf/Arab states. These differing perspectives have sparked a crisis of sorts between the two nations; notably, however, both sides—and particularly Türkiye—have so far refrained from making critical statements that might further escalate tensions. For its part, Azerbaijani President Ilham Aliyev has expressed irritation over interference in his country's internal affairs—criticizing it without naming names—and has declared that such interference will not be tolerated.

Another point of contention between the two fraternal states concerns relations with Israel. While Türkiye has recently brought its ties with Israel to the brink of a complete rupture and adopted harsh rhetoric, Azerbaijan continues to maintain a robust partnership—spanning military, intelligence, and economic spheres—with Israel, a nation that supported it during its most difficult times when the Western world remained unresponsive to Armenia's illegal occupation of Nagorno-Karabakh. Naturally, this situation creates a profound geopolitical misalignment between the two partners.

A third point of contention between the two Turkic states stems from Baku's efforts—after transferring Karabakh entirely to Azerbaijani control—to dictate the terms of normalization and border opening between Turkey and Armenia, a stance that has caused unease in Ankara. Ankara wants to normalize relations with its neighbor Armenia following Azerbaijan's territorial gains and seeks to support Nikol Pashinyan's government, which has shown a very positive attitude toward Türkiye on this matter. In principle, Azerbaijan is not opposed to this either; however, the two Turkic capitals still disagree on certain priorities. Furthermore, the downplaying of the Turkish military support (such as Bayraktar UAVs) that contributed to the Karabakh victory, combined with the perception that history is being rewritten, has sparked a backlash within Turkish nationalist circles.

However, it is certainly unrealistic—at least for now—to interpret this disagreement as a rupture in relations. Indeed, in a statement on October 7, 2026, AK Party Spokesperson Ömer Çelik said there was no political tension between Turkey and Azerbaijan, alleging instead that third countries were trying to sow discord between the two fraternal states. Turkish diplomatic circles tend to regard the matter as closed, maintaining that Türkiye will not interfere in Azerbaijan's internal affairs and that no official response will be issued regarding Aliyev's criticisms. In fact, during a recent visit to Baku, Turkish Foreign Minister Hakan Fidan conveyed solidarity, describing the two nations as "two islands of stability" in the region.

Indeed, the strength of the two states' strategic ties makes such a rupture unlikely. Relations rooted in shared language, ancestry, and culture have acquired a strategic character based on the Shusha Declaration (2021); furthermore, they have progressively deepened through concrete projects such as the Baku-Tbilisi-Ceyhan (BTC) Oil Pipeline, the Baku-Tbilisi-Erzurum (BTE) Natural Gas Pipeline, and the Trans-Anatolian Natural Gas Pipeline (TANAP). More importantly, the two societies' bonds have strengthened significantly over the years, and their brotherhood has evolved from rhetoric into reality. The visa-free travel arrangement also has a positive impact in this regard. Additionally, both states attach great importance to their membership in the Organization of Turkic States and seek to strengthen it. In this context, while they may undoubtedly act differently on certain issues, it is unrealistic to imagine that the ties between Baku and Ankara would be severed.

For these reasons, these issues should be viewed as the diverging policies of two independent Turkic states and should not be allowed to escalate into hostility.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

12 Ekim 2026 Pazartesi

Yapay Zekâ Çağında İnsanlığın Geleceği: Popüler Yazar Yuval Noah Harari'nin Tehdit Analizi

 

Özet: Bu makale, son yıllarda yazdığı best-seller kitaplarla adından söz ettiren tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin yapay zekâ teknolojilerine yönelik felsefi, toplumsal ve siyasal analizlerini incelemektedir. Harari’ye göre, yapay zekâ, insanlık tarihindeki diğer teknolojik devrimlerden niteliksel olarak farklıdır; zira tarihte ilk kez bir teknoloji kendi başına karar alma, fikir üretme ve insan zihnini manipüle edebilme yeteneğine sahiptir. Harari; yapay zekânın illüzyon perdesi, verilerin yoğunlaşması sonucu ortaya çıkabilecek "dijital diktatörlükler", istihdam pazarlarındaki "gereksizler sınıfı" ve insanlığın anlatı oluşturma yeteneğinin bilgisayar algoritmalarına devredilmesi gibi temel risklere dikkat çekmektedir. Makale, Harari’nin tespit ettiği bu varoluşsal tehditleri ve çözüm olarak sunduğu küresel düzenleme (regülasyon) önerilerini akademik bir çerçevede ele almaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yuval Noah Harari, Yapay Zekâ, Dijital Diktatörlük, Anlatı Devrimi, Veri Sömürgeciliği, Gereksizler Sınıfı.

********************************************************************************

Giriş

21. yüzyılın en büyük teknolojik kırılması olarak kabul edilen yapay zekâ (YZ) teknolojisi, yalnızca mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin değil; felsefe, sosyoloji ve siyaset biliminin de temel inceleme konularından biri hâline gelmiştir. Bu alanda multidisipliner bir yaklaşımla en çok ses getiren isimlerden biri de popüler yazar ve tarihçi Yuval Noah Harari’dir. Sapiens, Homo Deus, 21. Yüzyıl İçin 21 Ders ve son eseri Nexus kitaplarında, Harari, teknolojinin insan türünün evrimsel ve toplumsal yapısı üzerindeki etkilerini tarihsel bir süzgeçten geçirerek analiz etmektedir.[1]

Harari’nin yapay zekâya yönelik temel tezi, YZ’nin basit bir araç (tool) olmadığı; aksine kendi hedeflerini belirleme ve bağımsız bir aktör (agent) olma potansiyeline sahip ilk teknoloji olduğu yönündedir. Matbaa, atom bombası veya sanayi makineleri insan iradesine bağımlı araçlar iken; YZ, insan kültürünün temeli olan "dil" mecrasını ele geçirerek insan bilincini ve toplumsal kurumları dönüştürme gücüne sahiptir.[2]

1. Dilin Ele Geçirilmesi ve "İllüzyon Perdesi"

Harari’ye göre, homo sapiens’in dünyadaki egemenliğinin temelinde "ortak mitler" yaratabilme yeteneği yatar. Dinler, devletler, para ve hukuk sistemleri, aslında insan zihninin dil aracılığıyla kurduğu kurgusal gerçekliklerdir.[3] Yapay zekânın üretken modeller (Generative AI) ile ulaştığı seviye, algoritmaların insan dilinde yetkinleşmesini (mastery of language) sağlamıştır.

Harari, YZ’nin dili bu derece iyi kullanmasının insan kültürünün denetimini bilgisayar sistemlerine devretme riski taşıdığını belirtir. Algoritmalar, insanların duygusal zafiyetlerini analiz ederek siyasi tercihleri, dini inançları ve tüketim alışkanlıklarını yönlendirebilir. Eski Yunan mitolojisindeki Maya (illüzyon) kavramına atıfta bulunan yazar, insanlığın yakında tamamen yapay zekâ tarafından üretilmiş metinler, görseller, müzikler ve fikirlerle dolu bir "illüzyon perdesi" arkasında yaşayabileceği uyarısında bulunur.[4]

2. Siyasi Tehditler: Dijital Diktatörlükler ve Demokrasinin Erimesi

Harari’nin en sert uyarılarından biri, yapay zekâ ve biyoteknolojinin birleşimiyle ortaya çıkabilecek gözetim toplumları ve dijital diktatörlüklerdir.

2.1. Hacking Humans: İnsanların Hacklenmesi

Harari, tarihsel süreçte hiçbir diktatörün vatandaşlarının ne düşündüğünü, kalplerinin nasıl çarptığını veya ne zaman öfkelendiklerini anlık olarak takip edemediğini hatırlatır. Ancak biyometrik sensörler, akıllı cihazlar ve güçlü YZ algoritmaları sayesinde artık insanları kendilerinden daha iyi tanıyan sistemler kurulabilmektedir.[5] İnsanın hacklenebilir bir canlı hâline gelmesi, liberal demokrasilerin dayandığı "özgür irade" kavramını kökünden sarsmaktadır.[6]

2.2. Veri Sömürgeciliği ve Uluslararası Eşitsizlik

Verinin yeni petrol olarak tanımlandığı günümüzde, verinin merkezileşmesi küresel ölçekte yeni bir sömürgecilik türü doğurmaktadır. Harari, az sayıda teknoloji devinin (Big Tech) ve otoriter devletin küresel veri akışını kontrol etmesi durumunda, gelişmekte olan ülkelerin tamamen bağımlı "veri sömürgelerine" dönüşeceğini de savunur.[7]

3. Ekonomik ve Sosyal Riskler: "Gereksizler Sınıfı"

Yakın geçmişteki Endüstri Devrimi (Sanayi Devrimi) sürecinde kas gücünün yerini makineler almış, ancak insanlar zihinsel becerilerini kullanarak yeni iş alanlarına geçiş yapabilmiştir. YZ devriminde ise makineler insan zihnini ve bilişsel yeteneklerini geride bırakmaya başlamıştır. Harari, bu durumun kitlesel işsizlikten ziyade daha tehlikeli bir olguya yol açacağını öngörür: "Gereksizler Sınıfı" (Useless Class). Bu sınıf, yalnızca işsiz olan insanları değil; mevcut ekonomik sistemde yeniden eğitilmesi ve istihdam edilmesi imkânsız hâle gelen bireyleri ifade eder.[8] Sürücüsüz araçlar, otomatik tıbbi teşhis yazılımları ve hukuk analizi yapan algoritmalar, hem vasıfsız, hem de yüksek vasıflı meslek gruplarını tehdit etmektedir.

4. Nexus ve Bilgi Ağlarının Krizi

Harari’nin 2024 yılında yayımlanan Nexus: A Brief History of Information Networks from the Stone Age to AI başlıklı eserinde, yapay zekânın bilgi ağları üzerindeki yıkıcı etkisi geniş bir tarihsel perspektiften ele alınır.[9] Harari, bilginin her zaman "gerçek" üretemediğini; bilgi ağlarının sıklıkla düzen ve güç kurmak amacıyla hakikati feda ettiğini belirtir. Yapay zekâ, hakikat arayışından ziyade etkileşim ve düzen odaklı tasarlandığında toplumsal kutuplaşmayı tırmandırmakta ve sahte haberlerin (dezenformasyon) yayılmasını otomatikleştirmektedir. Kendi kendini düzelten mekanizmalara (özgür basın, bağımsız yargı, bilimsel denetim) sahip olmayan YZ destekli bilgi ağları, zamanla toplumsal çöküşe dahi yol açabilir.[10]

Sonuç

Yuval Noah Harari, yapay zekâ konusunda bir kıyamet tellallığı yapmaktan ziyade, insanlığın önündeki tehlikelere karşı acil eylem çağrısında bulunur. Harari’ye göre atılması gereken temel adımlar şunlardır:

YZ Bağımsız Aktör Olarak Tanımlanmalı ve Düzenlenmeli: YZ sistemleri, tıpkı ilaçlar veya nükleer teknolojiler gibi sıkı güvenlik testlerinden geçirilmeden piyasaya sürülmemelidir.[11]

İnsan Kılığında YZ Yasa Dışı Olmalı: Bir YZ algoritmasının kendisini insan gibi tanıtması (botlar, sahte sosyal medya hesapları) yasal olarak engellenmelidir. Bilgi ekosisteminin güvenliği için "insan ile makine" ayrımı netleştirilmelidir.[12]

Küresel İş Birliği: YZ riskleri ulusal sınırlar içinde çözülemez. Nükleer silahların denetimine benzer şekilde, küresel bir üst kurul kurulmalıdır.

Veri Mülkiyeti ve İnsan Hakları: Veri akışı kamusal denetime tabi tutulmalı, bireylerin kendi verileri üzerindeki hakları korunmalıdır.

Sonuç olarak, popüler yazar Yuval Noah Harari, yapay zekânın insanlığın sonunu getirebilecek varoluşsal bir tehdit olduğunu, ancak bu geleceğin kaçınılmaz olmadığını vurgular. Teknoloji kader değildir; onu nasıl tasarlayacağımız ve denetleyeceğimiz insanlığın ortak siyasi ve felsefi iradesine bağlıdır. Bu doğrultuda en gerekli husus, bu konuyu bir teknoloji yarışı ve milliyetçilik mücadelesine dönüştürmemek ve iş birliği içinde doğru hukuki adımları atmaktır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

DİPNOTLAR

[1] Yuval Noah Harari (2014), Sapiens: A Brief History of Humankind, Londra: Harvill Secker, ss. 75-80.

[2] Yuval Noah Harari (2023), "AI and the future of humanity", Yuval Noah Harari Keynote Speech at Frontiers Forum, Mayıs 2023, Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?reload=9&v=LWiM-LuRe6w.

[3] Yuval Noah Harari (2016), Homo Deus: A Brief History of Tomorrow, Londra: Harvill Secker, ss. 120-135.

[4] Science Time (2023), "Yuval Noah Harari's Warning About AI", Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=7k6MYV-Z8fA.

[5] Yuval Noah Harari (2018), 21 Lessons for the 21st Century, New York: Spiegel & Grau, ss. 45-58.

[6] A.g.e., s. 62.

[7] Yuval Noah Harari (2018), "Why Technology Favors Tyranny", The Atlantic, Ekim 2018 sayısı, Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2018/10/yuval-noah-harari-technology-tyranny/568330/.

[8] Yuval Noah Harari (2016), Homo Deus: A Brief History of Tomorrow.

[9] Yuval Noah Harari (2024), Nexus: A Brief History of Information Networks from the Stone Age to AI, Londra: Fern Press, ss. 112-145.

[10] A.g.e., ss. 205-220.

[11] Yuval Noah Harari & Tristan Harris & Aharon Levkowitz (2023), "You Can Have the Blue Pill or the Red Pill, and We’re Out of Blue Pills", The New York Times, 24 Mart 2023, Erişim Tarihi: 12.10.2026, Erişim Adresi: https://www.nytimes.com/2023/03/24/opinion/yuval-harari-ai-chatgpt.html.

[12] Yuval Noah Harari (2024), Nexus: A Brief History of Information Networks from the Stone Age to AI, Londra: Fern Press, s. 310.