11 Mayıs 2026 Pazartesi

Kıbrıslı Rumlar Sandık Başına Gidiyor

 

Giriş

Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi adıyla kabul ettiği, ancak adadaki Kıbrıslı Türklerin siyasal iradesi görmezden gelinerek Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Birleşmiş Milletler'e ve Avrupa Birliği'ne üye olan Kıbrıslı Rumlar, 24 Mayıs 2026 tarihinde ülkedeki Temsilciler Meclisi'nin (Vouli Antiprosopon) 80 üyesinden 56'sının belirleneceği parlamento seçimleri için sandık başına gidecekler. Bu yazıda, 2026 Kıbrıs parlamenter seçimleri analiz edilecektir.

Kıbrıs Cumhuriyeti Siyasal Sistemi

Avrupa kıtasında Başkanlık sistemiyle yönetilen tek devlet olan Güney Kıbrıs, hükümet ve devletin başı olarak görev yapan ve her 5 yılda bir yapılan demokratik seçimlerle belirlenen bir Devlet Başkanı/Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmektedir. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk Devlet Başkanı olan Başpsikopos III. Makarios, 1960-1977 döneminde görev yapmış; ancak 3 garantör devletten biri olan (Yunanistan ve Birleşik Krallık'la birlikte) Türkiye'nin de oluruyla oluşturulan bu adı konmamış "federal" sistemde, Kıbrıslı Türklerin 1964 yılından itibaren parlamentodan çekilmeleri ve 1974'te Kıbrıslı Türklerin katledilmesini önlemek adına Türkiye'nin adaya müdahale edilmesiyle rejim fiilen çökmüştür. Bu dönemde Kıbrıslı Türkler adına Fazıl Küçük'ün Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yaptığını da hatırlatmak gerekir.

Makarios'un ardından 1977-1988 döneminde Spyros Kyprianou, bölünmüş Kıbrıs'ın ikinci Devlet Başkanı olurken, onu 1988-1993 döneminde görev yapan Giorgos Vassiliou izlemiştir. Glafcos Clerides, 1993-2003 döneminde Kıbrıs'ın dördüncü Devlet Başkanı olarak görev yaparken, kritik Annan Planı döneminde görev yapan (2003-2008) aşırı milliyetçi Tassos Papadopoulos, Kıbrıs'ın bu plan doğrultusunda AB içerisinde bütünleşmiş bir devlet olarak federal birleşimine engel olarak tarihe geçen beşinci Devlet Başkanı olmuştur. Papadopoulos dönemini, Kıbrıslı Türklere ve müzakere sürecine çok ılımlı yaklaşan Demetris Christofias'ın dönemi izlemiş (2008-2013) ve solcu Christofias, Güney Kıbrıs'ın altıncı Devlet Başkanı olarak bir dönem görev yapmıştır. Yakın dönemde ise, Crans-Montana Zirvesi (2017) ile doruk noktasına ulaşan Kıbrıs müzakerelerinde yeniden canlanma ve ilerleme sürecinde iktidarda olan Nicos Anastasiades (2013-2023), yedinci Kıbrıs Devlet Başkanı olarak nam salmıştır. Anastasiades'in ardından ise, onun ekibinden gelen sekizinci ve mevcut Devlet Başkanı Nikos Hristodulidis Kıbrıs'ın liderliğine seçilmiştir.

Bunun yanında, 1960 yılından beri Kıbrıs Cumhuriyeti'nde düzenli olarak parlamento seçimleri yapılmakta ve yasama meclisi oluşturularak ülkenin ihtiyaç duyduğu yasalar çıkarılmaktadır. 80 sandalyeli bu mecliste (Vouli Antiprosopon), 24 kişilik milletvekilliği kontenjanı (yaklaşık yüzde 30 oranında) Kıbrıslı Türklere ayrılmıştır. Ancak 1964'ten beri, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumların faşizan uygulamalarını protesto etmek amacıyla meclisten çekilmişlerdir. Bu 24 kişilik kontenjan, Rumlar tarafından doldurulmamış ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönebilmesi için bilinçli olarak boş bırakılmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki, önceden milletvekili sayısı 50 ile sınırlıydı ve bu 50 kişilik kontenjanın 15'i Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılıyordu. Fakat 1980'lerde meclisin kontenjanı 80'e, Kıbrıslı Türklerin sandalye sayısı da 24'e yükseltildi.

Bunların yanı sıra, Kıbrıslı Rumlara ayrılan 56 milletvekilliği 6 seçim bölgesine paylaştırılmış; bunların 19'u başkent Lefkoşa'dan, 12'si Limasol'dan, 11'i Gazimağusa/Famagusta'dan, 6'sı Larnaka'dan, 5'i Baf/Pafos'tan ve 3'ü Girne/Kyrenia'dan seçilmektedir. Milletvekili adayı olmak için gereken şartlar ise şunlardır:

(a) 21 yaşına erişmiş olmak,

(b) Dürüstlük dışı veya ahlaki düşkünlük suçundan mahkum edilmemiş veya yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir karar uyarınca herhangi bir seçim suçu nedeniyle seçilme hakkından mahrum bırakılmamış olmak,

(c) Milletvekili olarak görevlerini yerine getirmesini engelleyen herhangi bir akıl hastalığından muzdarip olmamak. 

Ülkedeki ana akım siyasi partileri saymak gerekirse ise; merkez sağdaki DISY, merkez-merkez sağ çizgisindeki DIKO, aşırı sol çizgideki AKEL, sosyal demokrat EDEK ve aşırı sağ çizgideki ELAM'dır. 2021 yılındaki önceki parlamento seçimleri sonucunda oluşturulan mecliste; DISY 17 milletvekilliği ile ilk sırada yer almış, onu 15 sandalye ile AKEL ve 9 sandalye ile DIKO takip etmiştir. Aşırı sağ ELAM ise yalnızca 3 milletvekilliğiyle yetinmiştir. 

Ancak ülkede AB üyeliğiyle birlikte ciddi değişim ve dönüşümler yaşanmakta; eski tip Rusya yanlısı aşırı sol akım ve partiler güç kaybederken, Batıcı sağ, aşırı sağ ve merkez hareketleriyle birlikte yeni popülist adaylar ve platformlar güçlenmektedir. Bu nedenle, birçok gözlemciye göre 2026 parlamento seçimlerinde ana akım siyasi partilerde ciddi bir oy kaybı yaşanabilir. Özellikle bu seçimler öncesinde, aşırı sağcı ve Kıbrıslı Türklerin çekindiği ELAM'ın ve bazı yeni partilerin çıkış yapmaları yönünde bir kamuoyu algısının oluşturulduğu da gözden kaçmamıştır. 

2026 Parlamento Seçimleri

Seçimlere herşeye karşın favori olarak giren parti, Clerides, Anastasiades ve şimdilerde Hristodulidis gibi önemli merkez sağ liderler çıkarmayı başarmış DISY partisidir. Güncel bazı anketlerde; liderliğini genç kadın bir siyasetçi olan Annita Demetriou'nun üstlendiği DISY'nin oy oranı yüzde 19 ila 22 arasında değişmektedir. Kıbrıs'taki ana akım partilerden olan Stefanos Stefanou liderliğindeki aşırı sol AKEL ise, aynı anketlerde yüzde 17-21 aralığında gözükerek, yine birinciliği zorlayabilecek köklü ve güçlü bir siyasal oluşum olarak dikkat çekmektedir. Babasının izinden giden ama daha merkezde olan Nikolas Papadopoulos liderliğindeki DIKO ise bu defa yüzde 7-9 oy oranında kalarak ilk üçe giremeyecek gibi gözükmektedir. DIKO'dan doğan boşluğu doldurması beklenen parti ise, genç siyasetçi Christos Christou liderliğindeki aşırı sağcı ELAM'dır. ELAM, güncel anketlere göre bu defa yüzde 13-15 civarında oy alarak seçimlerde en büyük çıkış yapan aktör haline gelebilir. 

Ayrıca ELAM'a benzer şekilde, Kıbrıs siyasetine yeni katılan bazı oluşumlar da bu seçim öncesinde anketlerde hayli başarılı bir performans sergilemektedir. Öyle ki, Odysseas Michaelides liderliğindeki ve merkez-merkez sağ çizgideki ALMA, bu ilk seçimlerinde yüzde 9-10 civarında bir oyla muhteşem bir başlangıç yapabilir. Benzer şekilde, 2000 doğumlu Youtuber ve Avrupa Parlamentosu bağımsız milletvekili Fidias Panayiotou'nun kurduğu ADK, bu ilk seçimlerinde yüzde 8-10 arasında bir oyla büyük bir sürprize imza atabilir. Son olarak, yeni kurulan iddialı partilerden bir diğeri de Alexandra Attalides liderliğindeki Avrupacı Volt partisidir. Volt, anketlere göre yüzde 5 ila yüzde 7 arasında ciddi bir oy potansiyeline sahiptir. EDEK ve DIPA gibi diğer köklü partilerin oy oranı ise yüzde 2 ila 3'ü aşamayacak gibi görünüyor. Bu anlamda, Güney Kıbrıs siyaseti, yeni dönemde yeni yüzler ve farklı fikirlerle canlanacak ve belki de biraz karışacak gibi görünüyor. 

Son olarak, parlamento seçimlerinde son yıllarda yüzde 65 düzeyinde seyreden katılım oranı da sonuçlarda hayli etkili olacak. Başkanlık seçimlerinde yüzde 70'leri aşan katılım düzeyi, özellikle genç ve sosyal medyayı iyi kullanan adaylar sayesinde bu seçimde biraz daha artabilir. Bu da, kuşkusuz, sonuçlarda etkili olacaktır.

Sonuç

Sonuç olarak, Kıbrıslı Rumların seçimleri, Kıbrıs Sorunu'nun devam ettiği bir düzlemde, kuşkusuz yarım bir devletin seçimleri niteliğindedir. Her ne kadar Kıbrıs pasaportu olan Kıbrıslı Türkler de bu seçimlere katılsalar da, kuşkusuz onların temsil edilmediği bir meclisin demokratik geçerliliği tartışmalıdır. Dünyada herkese demokrasi dersi vermeyi bilen Avrupalıların bu durumu içselleştirebilmeleri ise kuşkusuz izaha muhtaç ve üzücü bir durumdur. Zira halkın neredeyse üçte birinin mahrum kaldığı seçimler, geçmişteki "apartheid" rejimini anımsatan trajik bir siyasi manzaradır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

8 Mayıs 2026 Cuma

İngiltere'de Yerel Seçimlere Reform Partisi Damgasını Vurdu

 

7 Mayıs 2026 tarihinde İngiltere'de düzenlenen yerel seçimler, Birleşik Krallık siyasetinde son yıllarda yaşanan dönüşümün anlaşılması açısından önemli bir gösterge oldu. Öyle ki, seçimlerde, UKIP ve Brexit Partisi ile Brexit sürecine damga vuran ve son yıllarda ABD Başkanı Donald Trump'la yakın ilişkileri olan popülist sağcı siyasetçi Nigel Farage'ın lideri Birleşik Krallık Reform Partisi (Reform UK), beklentilerin üzerinde bir performans göstererek sandıktan ilk sırada çıktı. Geleneksel iki partili sistemde İngiliz siyasetinin kaleleri olarak kabul edilen Labour (İngiliz İşçi Partisi) ve Muhafazakâr Parti (Toryler) ise beklentilerin altında kaldılar. Bu yazıda, 2026 İngiltere yerel seçimlerini inceleyeceğim.

2026 İngiltere yerel seçimlerinde partilerin kazandıkları sandalye ve önceki seçime göre değişim sayısı

Kaynak: BBC

8 Mayıs'ta kesinleşmeye başlayan seçim sonuçlarına göre, aşırı sağ eğilimli göçmen karşıtı ve Avrupa Birliği (AB) muhalifi Reform UK veya Birleşik Krallık Reform Partisi şu ana kadar 398 belediye meclisi sandalyesi kazanıp seçimde birinciliği göğüslerken, iktidardaki İşçi Partisi ciddi oy kaybına uğrayarak yalnızca 253'te kaldı. Rishi Sunak sonrasında Kemi Badenoch liderliğindeki ana muhalefet partisi Muhafazakâr Parti de Labour gibi ciddi oy kaybetti ve yalnızca 256 belediye meclisi üyeliğiyle sağ siyasette Reform UK'in gölgesinde kaldı. Seçimde Reform Partisi ile birlikte bir diğer kazanan siyasal aktör ise 249 sandalye ile önemli bir çıkış sağlayan Liberal Demokratlar (Lib Dems) oldu. Diğer muhalefet partilerinden Yeşiller Partisi 51, bağımsız adaylar ise 22 sandalye kazandılar. 

Son dönemde "Breturn" (AB'ye dönüş) tartışmalarının yapılmaya başlandığı adada Reform UK'in bu beklenmedik başarısı şaşkınlık yaratırken, Başbakan Keir Starmer üzerindeki istifa baskısı da güçlendi. Seçimleri değerlendiren AlJazeera web sitesi, geleneksel iki partili İngiliz siyasal sisteminin artık çok partili sisteme dönüştüğünü kaydederken, İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti'nin kaleleri olarak bilinen bazı seçim bölgelerinde bile Reform Partisi'nin üstün başarısı, tarihi bir dönüşüm yaşandığı tartışmalarını tetikledi. Başbakan Starmer, istifa talepleri karşısında "çekilip ülkeyi kaosa sürüklemeyeceğini" ilan ederken, 2024'te 5 yıl için aldıkları yönetim ehliyetini sonuna kadar kullanacaklarını açıkladı. Seçimlerin yıldız ismi haline gelen Nigel Farage ise, "İşçi Partisi ve Muhafazakârların bu seçimle silindiğini" ve bunun "Britanya siyasetinde tarihi bir dönüşüm" olduğunu vurguladı.

Bu seçim sonuçları, tüm dünyaya benzer şekilde, aslında şimdiye kadar görece sakin ve demokratik kalmayı başaran Birleşik Krallık'ta da siyasetin aşırılıklar çağında raydan çıkmaya başladığını gösterirken, bu anlamda sağ popülizmin ABD ve Donald Trump'la gösterdiği başarının bir anomali olmadığını da iyice ispatladı. Bu bağlamda, son yıllarda çok kutupluluk yönelimli olarak değişen ve ekonomik olarak Çin'in ve bazı yeni Asyalı aktörlerin yükseldiği yeni dünya düzeninde, ilginç bir şekilde Batı dünyasında aşırı sağcıların ve egemenlikçilerin avantajlı hale geldikleri bir kez daha görüldü. Ancak hiç şüphesiz, bu durum göçmenler, azınlıklar ve dezavantajlı gruplar açısından ciddi riskler taşımaktadır.

Kapak fotoğrafı: Anadolu Ajansı

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

7 Mayıs 2026 Perşembe

L'Affaire D'Amedspor

 

Introduction

Le football continue de jouer un rôle important dans la vie politique turque. Si les matchs de l'équipe nationale turque suscitent souvent un sentiment d'unité et de renouveau national, notamment après des succès lors de compétitions majeures comme la Coupe du Monde de la FIFA 2002 ou l'EURO 2008, il arrive aussi que les clivages ethniques et religieux du pays se reflètent dans le football. Un exemple récent en est la promotion du club turc Amed SFK, également connu sous le nom d'Amedspor, basé à Diyarbakır, en Süper Lig (la première division turque). Dans cet article, j'analyserai le phénomène Amedspor et j'examinerai pourquoi le succès de cette équipe a alimenté des débats politiques en Turquie.

Histoire d'Amedspor

Amed SFK, ou Amedspor, est un club de football turc fondé en 1972 à Diyarbakır, métropole turque à forte population kurde. Le club a débuté sous le nom de Melikahmet Turanspor, avec pour ambition de développer la culture sportive de Diyarbakır, d'initier les jeunes au sport et de transmettre des valeurs sportives durables à la ville. En 1985, il a été rebaptisé Melikahmetspor. En 1990, au plus fort des activités terroristes du PKK dans le pays, qui ont failli plonger le pays dans la guerre civile, le club a été rattaché à la municipalité de Diyarbakır et a continué ses activités sous le nom de Diyarbakır Belediyespor. Fort de cette nouvelle identité, le club a gravi les échelons, passant des ligues amateurs à celles professionnelles, et s'est imposé comme un acteur majeur du sport turc. Durant cette période, le club s'est diversifié au-delà du football pour inclure la boxe, le volley-ball, le basket-ball, le tennis de table, le bridge et d'autres sports, devenant ainsi un club multisports.

En 1993, à la suite de changements administratifs et structurels, le club a été rebaptisé Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor. Dès lors, le développement des jeunes, le soutien aux jeunes athlètes locaux et la promotion du sport dans toutes ses disciplines sont devenus les piliers de son action. Après 1999, le club, qui portait le préfixe DİSKİ, une institution de la municipalité métropolitaine, a fonctionné sous le nom de Diyarbakır Metropolitan Municipality DİSKİspor jusqu'en 2010. Entre 2010 et 2015, le préfixe DİSKİ a été supprimé et le club a repris son appellation de Diyarbakır Metropolitan Municipalityspor.

L'année 2014 a marqué un tournant historique pour le club. Suite à une décision de l'assemblée générale, le nom du club a été modifié en Amed Sportif Faaliyetler Kulübü (Club des activités sportives d'Amed). Ce changement symbolisait le début d'une nouvelle ère, reflétant plus fortement l'appartenance du club à la ville, ses liens culturels et son sens des responsabilités sociales. Cette année (saison 2025-2026), le club a réalisé une performance exceptionnelle et a finalement accédé à la Süper Lig, la première division turque. Cette promotion a été célébrée par les citoyens d'origine kurde de Turquie et perçue comme un pas en avant pour le développement des régions kurdes sous-développées du pays. Cependant, les réactions racistes et séparatistes dont le club a fait l'objet, en raison de son nom (Amed est l'ancien nom kurde de Diyarbakır), de son identité kurde et des agressions physiques répétées dont ses joueurs ont été victimes ces dernières années, ont déclenché une nouvelle polémique politique dans le pays. En ce sens, le club peut être comparé aux partis politiques pro-kurdes de Turquie, qui sont contraints de changer fréquemment de nom en raison de décisions de justice (HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP, DEM, etc.) et ostracisés en raison de leur identité kurde et de leurs liens présumés avec l'organisation terroriste interdite, le PKK.

Polémique autour d'Amedspor

Depuis 2015, Amedspor et ses joueurs font l'objet d'attaques, conséquence des fortes tensions et de la polarisation en Turquie liées au terrorisme du PKK et à la question kurde. Voici un résumé de la chronologie des attaques, établi par le professeur Cem Terzi :

  • La saison 2015-2016 a marqué un tournant dans cette période difficile. Lors d'un match de Coupe de Turquie contre Sakaryaspor, des supporters ont envahi le terrain et agressé des joueurs d'Amedspor. Cet incident dépassait le simple cadre de la violence collective ; il s'agissait d'une forme de ciblage politique sur le terrain.
  • En 2016, Deniz Naki, alors joueur d'Amedspor, a écopé d'une suspension de 12 matchs et d'une amende de la part de la Fédération turque de football (TFF) pour une publication sur les réseaux sociaux appelant à la paix et à la fin du conflit. Cette sanction portait atteinte à la liberté d'expression. L'affaire ne s'est pas arrêtée là. Naki a déclaré être visé, avoir subi une forte pression médiatique et avoir été victime d'une attaque armée sur une autoroute allemande en 2018.
  • Entre 2016 et 2018, les matchs à l'extérieur d'Amedspor ont systématiquement dégénéré en tensions. Slogans racistes, objets jetés sur le terrain, failles de sécurité… Ce n'était pas un hasard. Il s'agissait de la manifestation organisée d'une polarisation sociale dans les tribunes. Pas un seul match ne s'est déroulé sans incident. Amedspor lutte non seulement contre ses adversaires, mais aussi contre les attaques racistes.
  • En 2019, l'enquête ouverte à la suite d'une banderole proclamant « Que les enfants ne meurent pas, qu'ils viennent au match » a marqué un nouveau tournant. Désormais, ce n'était plus seulement l'identité, mais aussi la revendication de paix qui était punie.
  • Ce qui s'est passé lors du match à l'extérieur contre Bursaspor, durant la saison 2022-2023, a été l'un des moments les plus flagrants et symboliques de ce processus. Les banderoles déployées dans les tribunes faisaient directement référence aux régimes violents de l'histoire récente de la Turquie. L'image des « Toros blancs » (Beyaz Toros) et des figures telles que « Yeşil » (Vert), concepts souvent associés aux meurtres non résolus des années 1990 et à l'« État profond » turc (derin devlet), n'étaient pas de simples symboles ; ils constituaient une menace manifeste pour la mémoire collective.
  • Enfin, cette année, après la promotion du club en Super League, les forces de sécurité ont tenté d'empêcher l'attaquant sénégalais Mbaye Diagne de hisser le drapeau de son pays. Elles ont probablement mal interprété ses intentions, car le drapeau sénégalais ressemble à celui du PKK, organisation terroriste interdite.

Commentaire

S'il est compréhensible que ceux qui ont perdu des proches nourrissent encore de la colère envers le PKK et les partis politiques pro-kurdes, le succès d'Amedspor pourrait être une opportunité pour l'unité nationale de la Turquie en ce début de XXe siècle, notamment au moment où le président turc Recep Tayyip Erdoğan et le chef du parti nationaliste turc MHP, le Dr Devlet Bahçeli, tentent de conclure un processus de paix avec le PKK, organisation interdite, et son chef emprisonné, Abdullah Öcalan. Je vais vous expliquer comment et pourquoi…

Tout d'abord, il ne faut pas oublier que Diyarbakır est une ville symbolique pour les citoyens turcs d'origine kurde, et son développement ne peut que renforcer l'unité nationale. En ce sens, les citoyens turcs responsables se réjouiraient du succès d'Amedspor, car cela placerait Diyarbakır au cœur des débats du football turc et contribuerait à l'unité nationale.

Deuxièmement, si l'on se souvient de l'ouvrage majeur de Benedict Anderson, Imagined Communities, le processus de nationalisation à la fin du XVIIIe siècle, au XIXe et au début du XXe siècle a également été impulsé par le « capitalisme de l'imprimé », qui crée un « effet de simultanéité » entre différents segments de la population à la suite de la lecture des mêmes manuels scolaires, des mêmes romans populaires et des mêmes quotidiens. En ce sens, la simultanéité engendre des réactions, des comportements, des idées et des schémas communs chez des individus pourtant très différents au sein d'un même État.

Troisièmement, bien que le capitalisme de l'imprimé soit aujourd'hui souvent remplacé par la télévision, les médias en ligne et les réseaux sociaux, on peut supposer qu'un effet similaire pourrait se produire et que la fraternité turco-kurde pourrait se consolider grâce aux débats populaires autour du succès d'Amedspor. C’est pourquoi la présence d’Amedspor et de Diyarbakır en première division turque, ainsi que les débats qui seront suivis et lus par les citoyens turcs et kurdes de Turquie, pourraient offrir à l’État turc une opportunité de rétablir son unité nationale, parallèlement au processus de paix en cours.

Pour toutes ces raisons, soyons optimistes quant au succès d’Amedspor et considérons ce processus comme une tentative de construire la paix par le sport. N’oublions jamais, comme l’écrivait Simon Kuper dans son célèbre ouvrage « Football contre l’ennemi », que « le football n’est jamais que du football »…

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


6 Mayıs 2026 Çarşamba

Amedspor Phenomenon

 

Introduction

Football continues to play an important role in Turkish political life. While Turkish national team matches often create a sense of unity and national rejuvenation, especially after successes in major tournaments such as the 2002 FIFA World Cup or EURO 2008, at other times, ethnic and religious cleavages within the country can also be reflected in football. A recent example of this is the promotion of Diyarbakır-based Amed SFK, also known as Amedspor, to Türkiye's top-tier football division, the Super League (Süper Lig). In this piece, I will analyse the Amedspor phenomenon and discuss why this team's success has sparked political discussions in Türkiye.

Amedspor's History

Amed SFK, or Amedspor, is a Turkish football team established in 1972 in Diyarbakır, Türkiye's densely Kurdish-populated metropolitan city. The club began its activities under the name Melikahmet Turanspor, aiming to develop Diyarbakır's sports culture, introduce young people to sports, and create lasting sporting values ​​for the city. In 1985, the club's name was updated to Melikahmetspor. In 1990, at the peak of PKK's terrorist activities in the country, which almost led to a civil war situation, the club became part of the Diyarbakır Municipality and continued under the name Diyarbakır Belediyespor. Strengthening its institutional structure with this Belediyespor identity, the club rose from amateur to professional leagues, achieving a stable position in Turkish sports. During this period, the club expanded beyond football to include boxing, volleyball, basketball, table tennis, bridge, and other sports, becoming a multi-sport club.

In 1993, following administrative and structural changes, the club's name was changed to Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor. During this period, the emphasis on youth development, support for young and local athletes, and promotion of sports across various disciplines became the club's core approach. After 1999, the club, which took the prefix of DİSKİ, an institution within the Metropolitan Municipality, operated as Diyarbakır Metropolitan Municipality DİSKİspor until 2010. Between 2010 and 2015, the DİSKİ prefix was removed, and the club competed again as Diyarbakır Metropolitan Municipalityspor.

2014 marked a historic turning point for the club. With a general assembly decision, the club's name was changed to Amed Sportif Faaliyetler Kulübü (Amed Sports Activities Club). This change symbolised the beginning of a new era that more strongly reflected the club's belonging to the city, its cultural ties, and its sense of social responsibility. This year (2025-2026 season), the club delivered an outstanding performance and finally secured promotion to Türkiye's top division, the Super League (Süper Lig). This was celebrated by Kurdish-origin citizens of Türkiye and is embraced as a step towards developing the underdeveloped Kurdish regions of Türkiye. However, the racist and secessionist reactions shown towards the club, due to its title (Amed is the historical Kurdish name of Diyarbakır), its Kurdish identity, and continuous physical attacks towards the club's players in recent years, sparked a new political controversy in the country. In that sense, the club can be compared to pro-Kurdish political parties in Türkiye, which are forced to change their names frequently due to legal decisions (HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP, DEM Party, etc.) and ostracised due to their Kurdish identity and alleged links with the outlawed PKK terrorist organisation.

Amedspor Controversy

Attacks towards Amedspor and its players have been occurring since 2015, due to high tension and polarisation in Türkiye related to PKK terrorism and the Kurdish Question. If we have to summarise the sequence of attacks from Prof. Dr. Cem Terzi;

  • The 2015–2016 season was a turning point in this difficult period. During a Turkish Cup match against Sakaryaspor, some fans invaded the pitch and attacked Amedspor players. This incident went beyond mere crowd violence; it was a manifestation of political targeting on the field.
  • In 2016, Deniz Naki, then playing for Amedspor, was handed a 12-match ban and a fine by the Turkish Football Federation (TFF) for a social media post advocating for an end to conflict and peace. This punishment violated freedom of expression. The incident did not end there. Naki stated that he was being targeted, faced intense media pressure, and was the victim of a gun attack on a highway in Germany in 2018.
  • Between 2016 and 2018, Amedspor's away matches consistently became sources of tension. Racist slogans, objects thrown onto the pitch, security lapses… This was no coincidence. This was the organised manifestation of social polarisation in the stands. Not a single match was played without incident. Amedspor was fighting not only against opposing teams, but also against racist attacks.
  • In 2019, the investigation launched over a banner that read "Let the children not die, let them come to the match" marked another turning point. Now, not only identity, but also the demand for peace was being punished.
  • What happened during the Bursaspor away game in the 2022–2023 season was one of the most blatant and symbolic moments of this process. The banners displayed in the stands directly referenced the violent regimes in Turkey's recent history. The "White Toros" (Beyaz Toros) image and figures like "Yeşil" (Green), concepts often associated with the unsolved murders of the 1990s and the Turkish "deep state" (derin devlet), were not merely visuals; they were a clear threat to the collective memory.
  • Finally, this year, after the club's promotion to Super League, the security forces tried to prevent the club's Senegalian national striker, Mbaye Diagne, from raising the country's flag. The security forces probably misunderstood Diagne's intention, as the Senegalian flag resembles that of the outlawed terrorist organisation, the PKK's flag.

Comment

While it is understandable that people who lost their relatives are still angry towards the PKK and pro-Kurdish political parties, the success of Amedspor can be a chance for Türkiye's national unity in its second century, especially at a time when the Turkish President Recep Tayyip Erdoğan and the leader of the Turkish nationalist MHP party, Dr. Devlet Bahçeli, are trying to conclude a peace process with the outlawed PKK and its imprisoned leader Abdullah Öcalan. Let me explain how and why...

First of all, it should not be forgotten that Diyarbakır is a symbolic city for Türkiye's Kurdish-originated citizens, and its development can only help Türkiye increase its national unity. In that sense, responsible Turkish citizens would be happy with Amedspor's success, as this would make Diyarbakır part of Türkiye's popular football discussions and contribute to national unity.

Secondly, remembering Benedict Anderson's chef d'oeuvre, Imagined Communities, the nationalisation process in the late 18th, 19th and early 20th centuries was also driven by "print capitalism", which creates a "simultaneity effect" across different segments of the population after reading the same textbooks, the same popular novels, and daily newspapers. In this sense, the simultaneity creates common reactions, behaviours, ideas, and patterns among very different individuals of a state.

Thirdly, while today print capitalism is often replaced by television, internet media, and social media, it can be argued that a similar effect could occur, and the Turkish-Kurdish brotherhood might be solidified through popular discussions of Amedspor's success. That is why the presence of Amedspor and Diyarbakır city in Türkiye's top football league, as well as the discussions that will be watched and read by both Turkish and Kurdish-originated citizens of Türkiye, could be a chance for the Turkish State to reestablish its national unity, simultaneously with the ongoing "peace process".

For all these reasons, let us be optimistic about Amedspor's success and view this process as an effort to achieve peace through sports. Never forget, as Simon Kuper wrote in his famous book Football Against the Enemy, "football is never only football"...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


Dr. Nikolaos Stelgias Mülakatı: Doğu Akdeniz'de Artan Gerilim ve AB Liderler Zirvesi'nden Çıkan Mesajlar

 

Dr. Nikolaos (Nikos) Stelgias (Stelya), 1982 yılında İstanbul’da doğdu. Türkiye’deki siyasi partileri 1918-1938 döneminde merceği altına aldığı doktora çalışmasını Yunanistan’daki Panteion Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Tarih bölümünde 2011 yılında tamamlayan Stelya, 2012-2023 döneminde İngilizce, Helence, Türkçe ve İngilizce olmak üzere birçok akademik makale ve kitaba imza attı. Stelya, şimdilerde bilimsel uğraşlarının yanı sıra Kıbrıs Haber Ajansı'nda ve The Levant Files internet sitesinde gazetecilik faaliyetlerini sürdürüyor. Akademik alanda ise Stelya’nın yeni dönemde Yunanistan Komünist Partisi’nin tarihine odaklanan bir Türkçe kitap çalışması ve Türkiye-İran ilişkilerinin güncel gelişimini incelediği bir çalışması devam ediyor.

Prof. Dr. Ozan Örmeci, 6 Mayıs 2026 tarihinde Dr. Stelgias ile Doğu Akdeniz'de Türkiye ile Fransa-Yunanistan-Kıbrıs-İsrail arasında yaşanan gerilim, Güney Kıbrıs'ta düzenlenen AB Liderler Zirvesi'nden çıkan mesajlar, 2026 Güney Kıbrıs parlamento seçimleri, Kıbrıs Sorunu ve yaz aylarında yeniden başlaması olası Kıbrıs barış müzakereleri hakkında bir röportaj gerçekleştirdi.