Giriş
ABD'nin kendi ulusal çıkarlarını ve milli ekonomisini öncelemesi ve küresel ekonomi ile uluslararası siyasetin ağırlığının kaydığı Asya-Pasifik (Hint-Pasifik) bölgesinde Çin'le rekabet etmek istemesi nedeniyle, önceki Amerikan yönetimlerinden daha farklı bir dış politika çizgisi benimseyen 45. ve 47. ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi, son haftalarda NATO üyesi Avrupalı müttefikleriyle de ciddi polemikler ve krizler yaşıyor. Bu yazıda, NATO'dan çıkma düşüncesini de son dönemde gündeme getirmeye başlayan Başkan Trump'ın Avrupalı müttefikleriyle yaşadığı krizleri ve bunun nedenlerini inceleyeceğim.
Başkan Trump'ın tepkisinin nedenleri
ABD Başkanı Donald Trump ve yönetiminin NATO müttefiki Avrupalı devletlere olan tepkisinin temelinde, son haftalarda küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almasının ardından hiçbir müttefik devletin kendilerini desteklemeye yanaşmaması yer alıyor. Nitekim Hürmüz Boğazı'nda 2026 ABD/İsrail-İran Savaşı nedeniyle yaşanan ve küresel ekonomiyi, başta enerji fiyatları olmak üzere birçok kalemde çok olumsuz etkileyen bu sorun, aslında ABD'den çok Körfez devletlerini, Avrupalı ve Asyalı müttefikleri ve Çin'i etkilemiş; bu konuda ABD, müttefiklerine büyük baskı yapmasına karşın, bugüne kadar hiçbir devlet İran'la bu konuda karşı karşıya gelmeye yanaşmamıştı. Bu da, Başkan Trump'ı fazlasıyla kızdırmış ve özellikle İngiltere (Birleşik Krallık), Almanya, İtalya gibi İkinci Dünya Savaşı sonrasında güvenliklerini büyük ölçüde Amerikan desteği ve NATO yapısı sayesinde sağlayabilmiş devletlerin Trump'ın gözünde "güvenilmez ortak" durumuna düşmelerine neden olmuştu.
Başkan Trump'ın Avrupalı müttefikleriyle arasını açan ikinci önemli konu, Avrupalı devletlerin, ABD'nin aksine, İsrail'deki Netanyahu yönetimine mesafeli durmaları ve Filistin Devleti'ni tanıyarak iki devletli çözüme destek vermeleri olarak belirtilebilir. Bu konuda özellikle İspanya'nın solcu Başbakanı Pedro Sanchez başı çekerken, diğer Avrupalı devletlerin de 7 Ekim saldırısı sonrasında başlarda İsrail'e destek vermelerine rağmen, sonradan İsrail'in Gazze'de uyguladığı akıl almaz şiddet politikaları nedeniyle ABD-İsrail ikilisine mesafeli durmaya başladıkları ve bunu da Filistin Devleti'ni tanıyarak gösterdikleri söylenebilir.
Üçüncü olarak, Başkan Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu gibi sağcı popülist liderlerin uluslararası hukuk, uluslararası kuruluşlar ve anlaşmaları hiçe sayan tek taraflı tavır ve politikalarının Avrupalı müttefiklerde yarattığı alerji nedeniyle, Avrupalı yönetimlerin neredeyse tamamen Demokrat yönetimleri tercih ettikleri; Clinton, Obama veya Biden gibi Avrupa bütünleşmesine destek olacak ve NATO kurumsal perspektifini güçlendiren Amerikan yönetimlerine destek verdikleri belirtilebilir. Bu da, Başkan Trump'ı, Polonya ve Macaristan'daki iktidardan yeni düşen Orban yönetimi gibi bazı istisnalar dışında, Avrupa yerine başka coğrafyalarda dostlar edinmeye yönlendirmektedir. Bu bağlamda İsrail, Arjantin ve Japonya gibi devletler, Trump ABD'sinin yakın müttefikleri olmaya devam etmektedir.
ABD-Almanya gerilimi: Merz'in sözleri bahane oldu, asker çekme kararı geldi
Anketlerde aşırı sağcı AfD-Almanya İçin Alternatif partisinin birinci sıraya yerleşmesi nedeniyle iç siyasette zor günler geçiren Hıristiyan Demokrat Şansölye Friedrich Merz, aslında Mart ayında Washington'a başarılı bir ziyaret gerçekleştirmiş ve Başkan Trump'la müttefiklik ilişkilerini tazelemişti. Hatta bu nedenle Avrupa içerisinde Merz-Von de Leyen hattı ile İspanya (Sanchez) hattı arasında gerilim olduğu yazılmıştı. Ancak daha sonraları Şansölye Merz'in ABD'nin İran Savaşı'nda "küçük düşürüldüğünü" açıklaması, Başkan Trump'a aslında bir süredir üzerinde düşündüğü hamleyi yapma fırsatı sağladı. Buna göre, ABD, Almanya'da bulunan askerlerinin 5.000'inin üzerine bir kısmını geri çekeceğini açıkladı. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius bu kararın "öngörülebilir" olduğunu söylerken, buna rağmen ABD ve Avrupa güvenliğine zarar verebileceğini vurguladı. Bu karar sonucunda, toplamda 36.000 civarındaki Amerikan askerî personelinin yüzde 14 civarında bir kısmının, yani yaklaşık 5.000’inin geri çekilmesi bekleniyor. Bu karar, Almanya ve Avrupa'nın güvenliğini bir anda riske atmayacak olsa bile, kuşkusuz Rusya'nın Avrupa'ya yönelik olası saldırgan politikalarında cesaretlendirici bir adım olabilir.
Arjantin'den İngiltere'ye Falkland tacizi
ABD-Almanya kriziyle eşzamanlı olarak yaşanan bir diğer NATO-içi kriz ise ABD-Birleşik Krallık ekseninde yaşanıyor. Her ne kadar daha birkaç gün önce Birleşik Krallık'ın sembolik lideri Kral III. Charles ABD'ye başarılı bir devlet ziyareti yaparak "özel ilişkiler"i canlandırsa da, Başkan Trump'ın bu ziyarette de ima ettiği gibi, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'la sorunlu ilişkileri, Trump'ın yakın müttefiki olan ve Başkan Trump'ın yeniden seçilmesine bizzat yardımcı olduğu Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'yi cesaretlendirmiş olmalı ki, Milei, daha önce ülkesini 1982 yılında Birleşik Krallık'la savaşa sürükleyen Falkland Adaları konusunda Londra'yı rahatsız eden açıklamalar yapmaya başladı. Malvinas Adaları olarak da bilinen bu toprağın Arjantin'e ait olduğunu belirten Milei, her ne kadar bu konuda bir savaş ilanı yapmasa da, Washington-Londra geriliminden yararlanarak adaları yeniden ülkesine katmayı düşlediği anlaşılmaktadır. Milei'nin arkasında Trump'ın güçlü desteğinin olduğu da düşünülürse, Trump'ın İngiltere'yi Hürmüz konusunda yaptıkları nedeniyle cezalandırmaya çalıştığı iddia edilebilir.
ABD-İspanya gerilimi: İdeolojik husumet düşmanlığa mı dönüşüyor?
ABD'deki popülist sağ Donald Trump yönetiminin, dünya genelinde de güçlü sağcı liderlere destek verdiği ve solcu politikalar ile liderleri tasvip etmediği bilinmektedir. Her ne kadar bu konuda bazı istisnalar olsa da, Trump, İspanya'nın solcu Başbakanı Pedro Sanchez ile öncelikle ideolojik olarak hasım durumundadır. Ancak devletler arası ilişkilerde ideolojilerin etkisi bir yere kadar olduğu ve uluslararası anlaşma ve kuruluşların etkisi daha yoğun yaşandığı için, genelde devletler arası ilişkiler ideolojik farklılıklara rağmen süreklilik gösterebilmektedir.
Sanchez vs. Trump
Buna karşın, Trump'ın Ortadoğu politikaları ve NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını yüzde 5 düzeyine çekmesi gibi uygulamalarına ilkesel olarak karşı çıkan İspanya yönetimi, uluslararası hukuk ve savaş karşıtlığı temelinde Başkan Trump'ı sert bir şekilde eleştirmektedir. Ancak bu da Trump'ı kızdırmakta ve ABD Başkanı'nın İspanya ile ticari ilişkileri kesme ve İspanya'yı NATO'dan atma gibi tehditlerine yol açmaktadır. Bunların gerçekleşmesi kolay olmasa da, ABD yönetiminin yakın gelecekte Almanya'nın ardından İspanya ve İtalya'daki askerlerini de çekmesi beklenmektedir. Bu ise, Akdeniz ülkeleri olan İspanya ve İtalya'yı pratikte belki de hiç etkilemeyecek olsa da, kuşkusuz NATO'nun birlik ruhu adına olumsuz bir gelişme olacaktır. Başkan Trump, Avrupalı müttefiklerine tepkisini göstermek için önceki gün AB menşeli arabalara yüzde 25 tarife uygulamasını da yürürlüğe sokmuştur.
Sonuç
Sonuç olarak, Başkan Trump'ın küresel liderliği korumak adına benimsediği farklı politikalar, ABD-Avrupa hattında gerilimleri körüklemekte ve her iki taraf için de olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Dileğimiz, NATO müttefiklerinin 2026 Ankara Zirvesi'nden başlayarak yeniden uyum sağlamalarıdır. Çünkü NATO, geçmişteki bazı hatalarına karşın, özünde doğru değerler temelinde kurulmuş, faydalı ve dünya barışına katkı sağlayabilecek bir askeri kuruluştur.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ







