23 Ekim 2026 Cuma

Kitap Analizi: 'Cyber Strategy: The Evolving Character of Power and Coercion'

Giriş

21. yüzyılın başından itibaren dijital teknolojilerin hızla yaygınlaşması, uluslararası ilişkiler ve ulusal güvenlik literatüründe siber alanın stratejik rolüne ilişkin hararetli tartışmaları beraberinde getirmiştir. İlk dönem siber güvenlik çalışmaları, siber alanın askeri dengeleri kökten değiştireceğini, geleneksel caydırıcılık kuramlarını işlevsiz kılacağını ve "Siber Pearl Harbor" veya "Siber Kıyamet" gibi yıkıcı felaket senaryolarının kaçınılmaz olduğunu öne sürmüştür. Ancak zamanla toplanan ampirik veriler, siber devrimci olarak adlandırılan bu yaklaşımın dramatik öngörülerinin gerçeklikle tam olarak örtüşmediğini göstermiştir.

Brandon Valeriano, Benjamin Jensen ve Ryan C. Maness tarafından yazılan Cyber Strategy: The Evolving Character of Power and Coercion (2018) başlıklı Oxford University Press kitap, siber alanın ulusal güvenlik ve uluslararası politika boyutunu ampirik veri odaklı ve stratejik bir perspektiften ele alan dönüm noktası niteliğinde bir çalışmadır. Yazarlar, siber çatışmaları felaket senaryoları veya sansasyonel söylemler yerine uluslararası politikanın kriz yönetimi ve zorlama (coercion) dinamikleri içinde konumlandırmaktadır.

Cyber Strategy: The Evolving Character of Power and Coercion

Eserin temel argümanı, siber stratejilerin devletler tarafından bir "devrim" yaratmak amacıyla değil, geleneksel askeri güç kullanımının getirdiği risk ve tırmanma (escalation) maliyetlerinden kaçınmak için kullanıldığıdır. Yazarlar; siber gücün bir kitle imha silahı ya da belirleyici bir savaş kazanma aracı olmaktan ziyade, rakip devletleri yıpratma, bilgi toplama ve sınırlı siyasi sinyaller verme işlevi gören düşük yoğunluklu bir "siyasi savaş" (political warfare) enstrümanı olduğunu savunmaktadır. Bu makalede, söz konusu eserin bölüm özetleri sunulacak, ardından teorik ve ampirik katkıları eleştirel bir süzgeçten geçirilecektir.

1. Kitabın Özeti

Bölüm 1: Giriş - Siber Stratejiler Zorlayıcı mıdır? (Introduction: Are Cyber Strategies Coercive?)

Kitabın "Giriş" bölümü, siber çatışma literatüründeki temel teorik ayrışmayı ortaya koyarak başlar: "Devrimciler" (Revolutionaries) ve "Evrimciler" (Evolutionaries). Devrimci kanat siber gücün güç dengesini kökten sarstığını iddia ederken, evrimciler siber alanın mevcut güç ilişkilerinin ve diplomasinin devamı olduğunu savunur. Yazarlar, bu bölümde kendi özgün yaklaşımlarını tanımlar; siber alan, devletlerin taviz koparmak veya stratejik avantaj elde etmek için başvurduğu, ancak etkileri sınırlı ve tırmanma riski düşük bir zorlama mecrasıdır. Eserin metodolojik temelleri ve ana soruları bu bölümde açıklanır.

Bölüm 2: Rakip Devletler Siber Stratejiyi Nasıl Kullanır? (How Rival States Employ Cyber Strategy)

Bu bölümde siber stratejinin teorik taksonomisi oluşturulur. Yazarlar, devletlerin siber eylemlerini üç ana stratejik kategoriye ayırır:

Bozma/Aksatma (Disruption): Düşük seviyeli, kamuoyuna yönelik sembolik saldırılar (örn. web sitesi tahrifatı, DDoS saldırıları).

Casusluk (Espionage): Hassas verilere erişim sağlama, istihbarat toplama ve stratejik bilgi avantajı elde etme.

Bozunma/Tahrip (Degradation): Fiziksel veya işlevsel zarar vermeyi hedefleyen siber saldırılar (örneğin Stuxnet vakası).

Bölümde zorlama stratejilerinin (zorlama ve caydırıcılık) siber alandaki sınırlılıkları ve siber eylemlerin sinyal verme (signaling) kapasitesi incelenmektedir.

Bölüm 3: Siber Stratejinin Ampirik Analizi (The Correlates of Cyber Strategy)

Bu bölümde, yazarlar tarafından geliştirilen İkili Siber Olaylar Veri Seti (Dyadic Cyber Incident and Dispute Dataset/DCID) veri seti tanıtılmakta ve nicel analizler sunulmaktadır. DCID veri seti, 2000-2014 yılları arasındaki devletlerarası siber olayları kapsar. Ampirik bulgular şunları göstermektedir:

  • Siber saldırıların büyük çoğunluğu (yüzde 70'ten fazlası) düşük seviyeli casusluk ve aksatma eylemlerinden oluşmaktadır.
  • Yıkıcı ve tahrip edici siber eylemlerin oranı son derece düşüktür.
  • Siber saldırıların rakip devletlerden politika değişikliği veya taviz koparma başarı oranı son derece sınırlıdır.

Bölüm 4: Birleşik Strateji Olarak Siber Zorlama (Cyber Coercion as a Combined Strategy)

Dördüncü bölüm, siber araçların tek başına mı yoksa geleneksel diplomasi ve askeri güç ile birleştiğinde mi etkili olduğunu inceler. Nitel Karşılaştırmalı Analiz (QCA - Crisp Set Method) metodolojisi kullanılarak yapılan incelemeler, siber stratejilerin tek başlarına kaldıklarında politik sonuçlar üretme kapasitelerinin son derece zayıf olduğunu ortaya koyar. Siber zorlama, yalnızca konvansiyonel askeri tehditler, diplomatik baskı ve ekonomik yaptırımlarla "birleşik" (combined) bir stratejinin parçası olarak kullanıldığında sınırlı bir başarıya ulaşabilmektedir.

Bölüm 5: Komiserler ve Hırsızlar - Rusya’nın Siber Zorlama Stratejisi (Commissars and Crooks: Russian Cyber Coercion)

Beşinci bölüm, Rusya Federasyonu'nun siber güç kullanımını vaka analizi kapsamında ele alır. Rusya'nın siber operasyonları, geleneksel "bilgi savaşı" (informatsionnaya voyna) ve "maskirovka" (yanıltma) doktrinlerinin bir uzantısıdır. Çalışmada, 2007 Estonya saldırıları, 2008 Gürcistan müdahalesi ve 2016 ABD Başkanlık seçimlerine müdahale vakaları analiz edilir. Rusya'nın siber araçları devlet dışı aktörler (hacker grupları, suç örgütleri) üzerinden kullanarak inkar edilebilirlik sağladığı ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmeyi hedeflediği vurgulanır.

Bölüm 6: Çin ve Teknoloji Açığı (China and the Technology Gap)

Bu bölümde, Çin Halk Cumhuriyeti'nin siber stratejisi mercek altına alınır. Çin'in siber yaklaşımının temelinde zorlayıcı güç gösterisinden ziyade siber casusluk ve fikri mülkiyet hırsızlığı yatmaktadır. Çin; Batı ile arasındaki teknolojik ve askeri açığı kapatmak, ekonomik büyümesini desteklemek ve iç güvenlik kontrolünü sağlamak amacıyla siber araçlara başvurmaktadır. Titan Rain ve OPM veri ihlali gibi vakalar üzerinden Çin'in uzun vadeli ve sabırlı bilgi toplama stratejisi örneklendirilir.

Bölüm 7: Amerika Birleşik Devletleri ve Felç Edici Hassasiyet Tercihi (The United States: The Cyber Reconnaissance-Strike Complex)

Yedinci bölüm, dünyadaki en gelişmiş siber kapasiteye sahip ülke olan ABD'nin siber stratejisini inceler. ABD'nin siber alandaki yaklaşımı, "kesif-vuruş kompleksi" (reconnaissance-strike complex) ve hassas angajman doktrini çerçevesinde şekillenmiştir. ABD, siber araçları, genellikle taktiksel istihbarat ve İsrail'le birlikte icra edildiği düşünülen İran siber nükleer sabotajında (Stuxnet) görüldüğü üzere, son derece hedef odaklı, fiziksel yıkımı engellemeye yönelik tahrip operasyonları için kullanmaktadır. Ancak ABD'nin kendi altyapısının karmaşıklığı, onu siber misillemelere karşı kırılgan hale getirmektedir.

Bölüm 8: Sonuç - Sınırlı Etkili Siber Siyasi Savaş (Conclusion: Renewed Political Warfare)

"Sonuç" bölümünde, kitabın ana bulguları özetlenir. Siber alan, beklenen "siber savaş" dehşetini yaratmamış; bunun yerine Soğuk Savaş dönemindeki "siyasi savaş" (political warfare) örtülü operasyonlarının dijital boyuta taşınmasına zemin hazırlamıştır. Siber stratejiler, büyük güçler arasındaki doğrudan askeri çatışma riskini azaltan ve krizleri şiddet tırmanışına yol açmadan yönetmeye yarayan bir "emniyet supabı" işlevi görür.

2. Eleştirel Analiz

Valeriano, Jensen ve Maness'in literatürü zenginleştiren bu eserleri, uluslararası güvenlik ve siber çatışma literatürüne son derece kritik katkılar sunmakla birlikte, bazı teorik ve yöntemsel sınırlılıkları da barındırmaktadır. Bu bölümde, eserin literatüre katkıları ve bazı sınırlılıkları mercek altına alınacaktır. 

2.1. Eserin Güçlü Yönleri ve Literatüre Katkıları

Ampirik Veri Odaklılık: Eserin en büyük gücü, siber güvenlik alanındaki spekülatif ve sansasyonel söylemleri somut ampirik verilerle (DCID Veri Seti) çürütmesidir. Yazarlar, soyut felaket senaryoları yerine devlet davranışlarını istatistiksel ve nitel yöntemlerle analiz ederek literatüre metodolojik bir standart kazandırmıştır.

Kriz Yönetimi ve Tırmanma Dinamikleri: Kitap, siber operasyonların devletler tarafından neden tercih edildiğini "tırmanma kontrolü" (escalation control) kavramıyla mükemmel bir şekilde açıklar. Siber alan, devletlere konvansiyonel savaş riski almadan rakiplerini baskılama imkânı sunduğu için stratejik bir çekim merkezidir.

Büyüklük ve Güç Kavramının Yeniden Tanımlanması: Siber güç kapasitesinin konvansiyonel askeri güç gibi doğrudan siyasi sonuçlara veya kesin zaferlere dönüşmediğini göstererek, "siber alanda küçük devletler büyük devletleri felç edebilir" mitini geçersiz kılmıştır.

2.2. Eleştirel Yaklaşımlar ve Zayıf Noktalar

Veri Setinin Zamansal ve Tematik Sınırları: Kitapta kullanılan DCID veri seti, 2014 yılına kadar olan olayları kapsamaktadır. Ancak 2016 sonrası Rusya'nın dezenformasyon operasyonları, kritik altyapılara yönelik hibrit siber saldırılar (örneğin Ukrayna elektrik şebekesi saldırıları, NotPetya ve SolarWinds) ve fidye yazılımı (ransomware) aktörlerinin devletleşmesi dikkate alındığında, siber eylemlerin yıkıcılık potansiyelinin yazarların öngördüğünden daha hızlı evrildiği söylenebilir.

Casusluk ve Etki Operasyonlarının Hafife Alınması: Yazarlar siber casusluğu ve bilgi operasyonlarını "sınırlı etkili" veya "düşük seviyeli" olarak nitelendirme eğilimindedir. Ancak 2016 ABD seçimleri ve sonrasındaki demokrasilere müdahale süreçleri göstermiştir ki, siber casusluk yoluyla elde edilen verilerin sızdırılması (hack-and-leak), toplumların siyasal meşruiyetini ve demokratik kurumlarını sarsacak boyutta felç edici sonuçlar doğurabilmektedir.

Devlet Dışı Aktörlerin Rolü: Çalışma ağırlıklı olarak "devletlerarası rekabet" (dyadic rivalry) üzerine odaklanmıştır. Ancak siber alanda devlet sponsorlu vekiller (proxies), siber suç çeteleri ve hacking topluluklarının gri alanda yarattığı belirsizlik, devlet merkezli analiz çerçevesini bazen yetersiz bırakabilmektedir.

Sonuç

Brandon Valeriano, Benjamin Jensen ve Ryan C. Maness'in Cyber Strategy: The Evolving Character of Power and Coercion başlıklı eserleri, siber alandaki güç ve zorlama ilişkilerini soğukkanlı, veriye dayalı ve gerçekçi bir bakışla ortaya koymaktadır. Kitap, siber alanın bir "kıyamet alanı" değil, uluslararası politikanın ve devletlerarası rekabetin devamı olduğunu göstermektedir.

Eserin ulaştığı temel sonuç; siber stratejilerin tek başlarına belirleyici bir stratejik zafer veya nitelikli tavizler üretmekte yetersiz kaldığı, ancak konvansiyonel, diplomatik ve ekonomik araçlarla birleştirildiğinde etkili bir siyasi savaş enstrümanına dönüştüğüdür. Günümüz hibrit tehditler ve büyük güç rekabeti çağında, siber güvenlik politikalarını anlamak ve gerçekçi stratejiler geliştirmek isteyen akademisyenler, karar vericiler ve stratejistler için bu kitap vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.

Sonsöz, siber stratejilerin henüz tamamlayıcı bir unsur olarak düşünülmesi ve Siber Kıyamet senaryolarının gerçekçi bulunmaması, kuşkusuz yapay zekâ ve buna dayalı uygulamaların hayatımıza girmeye başladığı 2025/2026 döneminden öncesine ait bir tespittir. Ancak yapay zekâ uygulamalarının çok yaygın hale gelmesi beklenen 2030'lu yıllarda, örneğin, siber saldırılarla düşman/hasım devlete çok daha büyük zararlar verilmesi mümkün hale gelebilir ki, bu da yapay zekâ ve siber güvenlik gibi alanlarda devletlerin yerli ve milli kaynaklara güvenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu da, başta ABD'deki Donald Trump fenomeni ve genel olarak dünyada düşüşe geçen uluslararasıcılık ve çok boyutluluğun nedenlerine dair önemli bir saptamadır. Maalesef bu konuda gerekli uluslararası sözleşmeler ve düzenlemeler hayata geçirilemezse, devletler giderek daha milliyetçi ve içe kapanık bir yönelime girecek ve dünya, yeni ve iki kutbun çok daha ötesinde bir Soğuk Savaş dönemine doğru yönelebilecektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

22 Ekim 2026 Perşembe

Türk Dış Politikasında 'Bedir İttifakı' Dönemi

 

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinin ilerlememesi nedeniyle başlattığı çok boyutlu dış politika yönelim sürecinde bu yılın Ağustos ayında Suudi Arabistan ve Pakistan'la oluşturulan Mekke İttifakı'nın yanı sıra, şimdi de Katar, Pakistan ve Endonezya ile "Bedir İttifakı" olarak adlandırılan bir mutabakat zaptının imzalanması dikkat çekici bir gelişme olmuştur. Bu yazıda, Bedir İttifakı olarak adlandırılan bu mutabakat zaptının içeriği ve önemi değerlendirilecektir.

Ekim 2026'da Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya gibi Müslüman nüfuslu etkili devletler arasında imzalanan ve savunma sanayisi ve askerî iş birliğini güçlendirmek amacındaki çok taraflı bir stratejik pakt olan Bedir İttifakı, Türkiye'nin son yıllarda Avrupa ile yaşadığı sorunlar temelinde Türk ve İslam dünyasına yönelmesinin bir diğer emaresi olmuştur. Katar'ın başkenti Doha'da, önceki gün Katar Başbakan Yardımcısı ve Savunma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Şeyh Saud bin Abdulrahman bin Hasan Al Sani, Endonezya Savunma Bakanı Yardımcısı Yusuf Jauharı, Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammed Asıf ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler tarafından imzalanan pakt, üye devletler arasında askerî üretim alanında iş birliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askerî kabiliyetlerini güçlendirmeyi ve teknik, askerî, eğitim, araştırma ve geliştirme konularında iş birliğini desteklemeyi amaçlamaktadır. Milli Savunma Bakanlığı, bu konudaki açıklamasında, paktın askeri üretimde iş birliğini teşvik etmeyi, dört ülkenin askeri kabiliyetini güçlendirmeyi ve teknik askeri eğitim ile AR-GE konularında iş birliği yapmayı amaçladığını duyurmuştur.

İttifaka adını veren "Bedir" sözcüğü, Arapça'da "dolunay" anlamına gelmekte olup, bu dört ülkenin birleşimiyle gökyüzünde tam bir dolunayın oluşmasını simgelemektedir. Bu mutabakat, daha önce Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke İttifakı'nın ardından İslam dünyasındaki ikinci büyük stratejik savunma adımı olarak öne çıkmaktadır. Ankara, bu şekilde son dönemde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi ikilisi nedeniyle AB ile yaşanan sorunlar temelinde, KKTC'nin yaşatılması, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin deniz yetki alanlarının korunması ve gelişmekte olan Türk savunma sanayisine yeni pazarlar bulunması temelinde İslam dünyasına yönelimini sürdürmektedir. Ancak bu, kuşkusuz, Türkiye'nin laik devlet yapısından vazgeçtiği anlamına gelmemekte ve dış politikada ulusal çıkarların maksimize edilmesini amaçlayan realist bir ton taşımaktadır. 

İngilizce olarak "Badr Agreement" adı verilen ittifak, çatışmaların ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde, Müslüman devletlerin birbirlerine yönelerek, güvenmedikleri Batı dünyasıyla ilişkilerini çeşitlendirme girişimlerini de yansıtmaktadır. Ancak elbette bu tarz yeni ittifak girişimlerinin başarısı ve ciddiyeti, ancak zaman içerisinde çeşitli zorluklarla test edildiğinde ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, bu güzel girişim nedeniyle Türkiye'yi kutlarken, klasik dış politika parametrelerinin de bir anda gözden çıkarılmaması gerektiğini hatırlatıyoruz. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Prof. Dr. Ozan Örmeci'nin Hit.az Mülakatı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 22 Ekim 2026 tarihinde Azerbaycan haber portalı Hit.az'ye verdiği mülakatta 2026 ABD ara seçimleri, Başkan Donald Trump'ın siyaseti, İsrail genel seçimleri ve Rusya-Ukrayna Savaşı hakkında bir mülakat verdi. Aşağıdaki linkten bu mülakatı okuyabilirsiniz. 

20 Ekim 2026 Salı

Kitap Analizi: 'Cyber Persistence Theory: Redefining National Security in Cyberspace'

 

Giriş

Cyber Persistence Theory: Redefining National Security in Cyberspace (Siber Kalıcılık Teorisi: Siber Uzayda Ulusal Güvenliği Yeniden Tanımlamak), Michael P. Fischerkeller, Emily O. Goldman ve Richard J. Harknett (ve kitaba katkıda bulunan Paul M. Nakasone) tarafından yazılmış ve 2022 yılında Oxford University Press tarafından yayımlanmış çığır açıcı bir siber güvenlik kitabıdır. Kitap, "cyber persistence" veya Türkçe adıyla "siber kalıcılık" olarak adlandırılan yeni bir teoriyi ortaya koyarak, bu kavramı alandaki literatüre sokmayı başarmıştır. Bu yazıda, bu kitap özetlenecek ve değerlendirilecektir.

Yazarlar

Kitabın yazarları, ülkeleri ABD'de siber güvenlik alanında uzmanlaşmış önemli isimlerdir.

Michael P. Fischerkeller, Savunma Analizleri Enstitüsü (Institute for Defense Analyses - IDA) bünyesinde araştırmacı ve siber strateji uzmanıdır. Kendisi, ABD Savunma/Savaş Bakanlığı (Pentagon), Genelkurmay Başkanlığı ve istihbarat birimlerine stratejik konsept geliştirme alanında uzun yıllardır danışmanlık yapmaktadır.

Emily O. Goldman, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) bünyesinde siber stratejist olarak görev yapmış, daha önce ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde Siber Strateji Direktörlüğü ve Dışişleri Bakanlığı'nda siber danışmanlık gibi üst düzey görevler üstlenmiş bir politika uzmanıdır.

Richard J. Harknett, Cincinnati Üniversitesi Kamu ve Uluslararası İlişkiler Okulu'nda Profesör ve Siber Strateji ile Politika Merkezi Direktörüdür. Aynı zamanda Ohio Siber Menzil Enstitüsü’nün eş direktörlüğünü yürütmektedir.

Kitabın üç yazarından biri olmayan ama kitaba katkı sağlayan Paul M. Nakasone ise, ABD Ordusu'ndan emekli dört yıldızlı bir Generaldir. 2018–2024 yılları arasında ABD Siber Komutanlığı (USCYBERCOM) komutanlığı ile Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve Merkezi Güvenlik Servisi başkanlıklarını yürütmüş ve Fischerkeller, Goldman ve Harknett’in kaleme aldığı Cyber Persistence Theory kitabına Önsöz bölümü ve stratejik saha tecrübesiyle katkı sunmuştur.

Cyber Persistence Theory: Redefining National Security in Cyberspace

Bölüm 1: Teori ve Politikanın Yanlış Uygulanan Kesişimi (The Misapplied Nexus of Theory and Policy)

Michael P. Fischerkeller, Emily O. Goldman ve Richard J. Harknett tarafından yazılan Cyber Persistence Theory: Redefining National Security in Cyberspace (Siber Kalıcılık Teorisi: Siber Uzayda Ulusal Güvenliği Yeniden Tanımlamak), uluslararası ilişkiler ve ulusal güvenlik çalışmalarında siber alana dair hakim olan Soğuk Savaş kökenli paradoksları sarsan, köklü bir yapısal teori sunmaktadır. Yazarlar, siber alanın stratejik mantığını açıklamak için kullanılan geleneksel kavramların —özellikle caydırıcılık (deterrence), zorlama (coercion) ve savaş (war)— siber alandaki ampirik gerçeklikle köklü bir uyumsuzluk (misalignment) içinde olduğunu savunmaktadır.

Kitabın temel analitik önermesi ve hipotezi şöyle özetlenebilir: Siber alan öncelikle bir zorlama (coercion) veya fiziksel yıkım ortamı değil, bir "sömürü/istismar" (exploitation) ortamıdır. Siber alanda stratejik kazanç elde etmek, rakibin rızasını, taviz vermesini veya karar alma kalkülüsünün değişmesini gerektirmez.

1.1. Paradigma Kayması ve Thomas Kuhn Çerçevesi

Kitap, Thomas Kuhn'un "Bilimsel Devrimlerin Yapısı" eserinde ortaya koyduğu paradigma değişimi kavramını güvenlik çalışmalarına uygular. Mevcut ulusal güvenlik bürokrasileri ve akademisi, siber alanı nükleer veya konvansiyonel silahların yönetildiği nükleer caydırıcılık ve tırmanma yönetimi kalıplarına zorla sokmaya çalışmıştır. Bu durum, gözlemlenen olgu ile kuramsal beklenti arasında bir uyumsuzluk yaratmıştır. Siber Kalıcılık Teorisi, siber alanın kendine özgü teknik ve operasyonel dinamiklerine dayanan alternatif bir paradigma sunar.

1.2. Savaş, Zorlama ve Caydırıcılık Paradoksu

1980'lerden bu yana siber alan, askeri doktrinlerde bir "savaş alanı" (domain of warfare) olarak tanımlanmaktadır. Literatür, onlarca yıl boyunca felaket getirecek bir "Siber Pearl Harbor" ve stratejik altyapıların tamamen çökertilmesi ile "siber savaş" (cyberwar) senaryolarına kilitlenmiştir. Ancak son 20 yıllık ampirik veri incelendiğinde ortaya çıkan tablo şudur:

Silahlı Çatışma Eşiğinin Altında Kalma: Devlet destekli siber operasyonların ezici bir çoğunluğu, konvansiyonel anlamda silahlı saldırı (armed attack) veya güç kullanımı (use of force) eşiğinin altında kalacak şekilde titizlikle kalibre edilmektedir.

Zorlama Yerine Sömürü/İstismar: Devletler, siber imkanları karşı tarafı bir eyleme zorlamak veya caydırmak için değil; daha ziyade fikri mülkiyet hırsızlığı, ekonomik casusluk, yaptırımları delme, bilgi manipülasyonu ve tedarik zinciri müdahaleleri için kullanmaktadır.

Tırmanma (Escalation) Yokluğu: Yoğun siber operasyon ve kampanyalara rağmen, siber alandaki rekabet sıcak çatışmaya veya nükleer bir tırmanışa yol açmamıştır.

Bölüm 2: Stratejik Ortamların Yapısı (The Structure of Strategic Environments)

Uluslararası güvenlik ve güç mücadelesi, günümüzde devletlerin eşzamanlı olarak yönetmek zorunda olduğu üç farklı "Stratejik Ortam" bünyesinde gerçekleşmektedir. Bir ortamı "stratejik" kılan, kullanılan teknolojinin uluslararası güç dağılımını bağımsız olarak etkileme ve değiştirme kapasitesidir.

2.1. Üç Stratejik Ortamın Karşılaştırmalı Analizi

Stratejik Ortam

Temel Yapısal ÖzellikTemel Güvenlik Mantığı

Temel Stratejik Hedef

Konvansiyonel Ortam

Saldırı-Savunma Avantajı DeğişkenliğiSavaşma ve Kazanma (Warfighting)Savaşı Kazanmak (Presence of War)

Nükleer Ortam

Saldırı Baskınlığı (Offense Dominance)

Caydırıcılık (Deterrence)

Savaştan Kaçınmak (Absence of War)

Siber Ortamİnisiyatif Israrı (Initiative Persistence)Sömürü / İstismar (Exploitation)

Savaşa Alternatif (Alternative to War)

 

2.2. Siber Ortamın Doğası ve Yapısal Değişkenleri

Siber stratejik ortam, bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) ve ağa bağlı bilgi işlem altyapısının teknik, taktik ve operasyonel özelliklerinden doğan iki ana ilke ve dört değişkenle tanımlanır:

Yinelemeli Basitlik (Recursive Simplicity): Yazılım ve donanımın temel kod yapılarının üst üste katmanlanarak büyümesi. Bu durum sistemlerde kaçınılmaz olarak organik güvenlik açıkları (vulnerabilities) yaratır.

Ağa Bağlılık (Interconnectedness) ve Sürekli Temas: Küresel ağlar, coğrafi mesafeleri ortadan kaldırır. Devletleri ve tüm aktörleri bir "Sürekli Temas" (Constant Contact) durumuna sokar. Sürekli temas bir tercih değil, sistemik bir koşuldur.

Erişilebilirlik ve Kullanılabilirlik (Accessibility & Availability): Sınırların ötesindeki verilere ve sistemlere eşzamanlı erişim imkânı, bilgi yönetimi krizlerini de beraberinde getirir.

Hız ve Uygun Maliyet (Speed & Affordability): OODA döngüsünün (Gözlem, Yönelim, Karar, Eylem) milisaniyelere inmesi ve siber araçların konvansiyonel silah sistemlerine göre çok daha düşük maliyetli olması.

2.3. Makro-Esneklik ve Mikro-Hassasiyet (Macro-Resilience & Micro-Vulnerability)

Siber altyapılar sistemik düzeyde "makro-esnektir" (çökmez, kendini onarır); ancak bileşenler düzeyinde "mikro-hassastır" (sürekli zafiyetler barındırır). Bu yapı, yıkıcı felaketlere yol açmadan sürekli bir istismar ve sömürü faaliyetine izin verir.

Bölüm 3: Siber Davranışlar ve Dinamikler (Cyber Behavior and Dynamics)

Siber Kalıcılık Teorisi, devletlerin siber alandaki eylemlerini açıklamak üzere yeni bir analitik kavramsallaştırma seti geliştirmiştir:

3.1. Birincil Devlet Davranışı: Siber Oldu-bitti (Cyber Fait Accompli)

Siber oldu-bitti (Cyber fait accompli); bir hedefin kayıptan habersiz olduğu, ya da müdahale edemediği/etmek istemediği durumlarda tek taraflı ve sınırlı kazançlar elde etmesidir. Karşı tarafın karar alma mekanizmasını hedeflemez (coercion değildir); doğrudan siber ortamın konfigürasyonunu değiştirerek güvenlik koşullarını kendi lehine yeniden kurar.

Tek taraflıdır ve bağımsızdır: Pazarlık veya tehdit dili içermez.

Seri halinde kampanyalar: Münferit operasyonlar zaman içinde birikerek (cumulative strategic effects) stratejik güç dengesini değiştirir.

Fırsat odaklıdır: Misilleme korkusundan ziyade, siber alandaki zafiyet bolluğu ve ödül fırsatlarıyla güdülenir.

3.2. İkincil Devlet Davranışı: Doğrudan Siber Etkileşim (Direct Cyber Engagement)

Aktörlerin kilit siber alanlar (operasyonel altyapı, komuta-kontrol sunucuları vb.) üzerinde kontrol sağlamak üzere karşı karşıya geldiği, karşılıklı bağımlı bir rekabet durumudur. Oldu-bittilere kıyasla daha düşük frekansta görülür, ancak kritik altyapıların korunmasında veya tehdidin engellenmesinde ortaya çıkabilir.

3.3. Inter-State Fenomen: Siber Anlaşmalı Rekabet (Cyber Agreed Competition)

Devletler, silahlı saldırı düzeyine varmayan (short of armed-attack equivalence) operasyonlar yürütme konusunda zımni bir uzlaşı (tacit agreement) içindedir. Devletler, tırmanma dinamiklerinden kaçınarak, silahlı çatışma altı sınırda sürekli bir "Rekabetçi Etkileşim" (Competitive Interaction) sürdürürler.

Bölüm 4: Teori ve Ampirik Kanıtlar (Theory and the Empirical Record)

Yazarlar, teorinin hipotezlerini son 20 yıla ait nitel ve nicel ampirik verilerle (vaka analizleri, iddianameler, siber güvenlik raporları) sınamaktadır:

Kuzey Kore (DPRK) ve Yaptırımları Aşma: Kuzey Kore, BM yaptırımlarını askeri güçle değil, küresel bankacılık ağı SWIFT ve kripto para borsalarına yönelik siber oldu-bitti kampanyaları (Lazarus Group) ile aşmıştır. Elde ettiği 2 milyar doları aşkın kaynakla nükleer/füze programını finanse etmiş ve stratejik bir sonuç elde etmiştir.

Çin ve Fikri Mülkiyet Hırsızlığı: Çin, "Orta Gelir Tuzağı"ndan (Middle Income Trap) kaçınmak ve küresel güç dengesini kendi lehine değiştirmek amacıyla ABD savunma ve ticari sanayisine yönelik devasa bir siber sömürü kampanyası (APT1, Cloud Hopper) yürütmüştür. Çinli firmalar (Baosteel, JA Solar vb.) çalınan verilerle 2-3 yıl içinde yerli üretim yapmış ve ABD'nin teknolojik üstünlüğünü erozyona uğratmıştır.

Doğrudan Etkileşim Örnekleri: 2014 yılında Rus APT29'un ABD Beyaz Saray ve Dışişleri ağlarına sızması üzerine NSA ile yaşanan 24 saatlik ağ hâkimiyeti mücadelesi; USCYBERCOM'un Trickbot botnet'ini çökertme operasyonları ve IŞİD/DEAŞ'e karşı yürütülen Glowing Symphony Operasyonu, doğrudan siber etkileşimin ampirik kanıtlarıdır.

Bölüm 5: Siber İstikrar (Cyber Stability)

Sürekli eylem ve siber operasyonların yer aldığı bir ortam, doğası gereği istikrarsız mıdır? Siber Kalıcılık Teorisi buna "Hayır" yanıtını verir. Siber istikrar, devletlerin silahlı saldırı eşiğini aşan eylemlere başvurmadığı durum olarak tanımlanır.

5.1. İstikrarsızlık Yaratabilecek Unsurlar

İnisiyatif Dengesizliği (Imbalance of Initiative): Bir devletin siber alandaki ısrarlı eylemsizliği veya başarısızlığı sonucu aşırı güç kaybetmesi ve çaresizlikten konvansiyonel savaşa başvurması.

Aşırı Kazanma (Winning Too Much): Bir devletin rakibini sistemik olarak tamamen felç edecek düzeyde baskılaması.

Kaza ve Yanlış Hesaplama: Siber operasyonların beklenmedik, yıkıcı sonuçlar doğurması.

5.2. İstikrar Mekanizmaları: Zımni Pazarlık (Tacit Bargaining)

BM GGE (Group of Governmental Experts) gibi resmi ve hukuki diplomatik süreçler yavaş ve etkisiz kalmaktadır. Bunun yerine, istikrar, devletlerin eylemleri ve durum açıklamaları (opinio juris) üzerinden yürüttükleri "Zımni Pazarlık" (Tacit Bargaining) ve "Zımni Koordinasyon" (Tacit Coordination) ile sağlanır. Devletler, operasyonel pratikleriyle kabul edilebilir davranış sınırlarını çizer. 

Bölüm 6: Politika Çıkarımları ve ABD Vaka Analizi (Policy Implications & US Case Study)

Kitap, teorik çerçeveyi ABD ulusal güvenlik stratejisinin dönüşümü üzerinden somutlaştırır ve geleceğe dönük politika önerileri sunar.

6.1. ABD Siber Stratejisinin Evrimi

2010 - 2014 Dönemi: ABD, siber alanını tamamen "savunma ve kolluk kuvveti" (law enforcement) meselesi olarak görmüş, "önce zarar verme" ve pasif savunma doktrinini benimsemiştir. Bu durum, kötü niyetli rakipleri (Rusya, Çin, İran) ise cesaretlendirmiştir.

2015 - 2017 Dönemi: Siber caydırıcılık söylemi geliştirilmiş, ancak odağı felaket getirecek büyük saldırılara (Siber Pearl Harbor) kaydırılmıştır. Günlük stratejik erozyon ise göz ardı edilmiştir.

2018 Paradigma Değişimi: ABD Siber Komutanlığı (USCYBERCOM), "Command Vision" doktriniyle "Sürekli Temas" (Persistent Engagement) ve "İleride Savunma" (Defend Forward) stratejilerine geçmiştir. ABD, rakiplerinin altyapılarına henüz saldırı gerçekleşmeden girmeyi ve inisiyatifi ele geçirmeyi stratejik bir öncelik olarak kabul etmiştir.

6.2. Ulusal Güvenlik Politika Reçeteleri

Kampanya Zihniyeti (Campaign Mindset): Olay bazlı (incident-based) tepkiler yerine, sürekli ve bütüncül operasyonel kampanyalar yürütülmelidir.

İnisiyatif Israrı (Initiative Persistence): Tehditlerin gerçekleşmesini beklemek yerine, rakiplerin sömürü fırsatları önceden engellenmeli (preclusion) ve inisiyatif sürekli olarak elde tutulmalıdır.

Whole-of-Nation Plus Yaklaşımı: Siber alanda kamu, özel sektör, müttefikler ve sivil toplum entegre bir biçimde hareket etmelidir.

Analiz

Michael P. Fischerkeller, Emily O. Goldman ve Richard J. Harknett tarafından kaleme alınan Cyber Persistence Theory (2022), siber güvenlik ve uluslararası ilişkiler literatüründe Soğuk Savaş döneminden kalma pasif caydırıcılık (deterrence) ve askeri zorlama (coercion) kalıplarını kırması bakımından son derece cesur ve yenilikçi bir eserdir. Yazarların geliştirdiği "Siber Kalıcılık" çerçevesi, uluslararası aktörlerin siber alandaki günlük operasyonel davranışlarını ve "silahlı saldırı eşiğinin altında kalan" (short of armed attack) stratejik rekabeti ampirik olarak oldukça güçlü bir şekilde açıklamaktadır.

Bununla birlikte, teorinin kuramsal ve pratik katmanları eleştirel bir süzgeçten geçirildiğinde şu temel riskler ve sınırılıklar ön plana çıkmaktadır:

Tırmanma Risklerinin ve Yanlış Hesaplamaların Hafife Alınması: Teori, siber alanın "makro-esnek" (macro-resilient) yapısı ve operasyonların yıkıcı olmaması nedeniyle sürekli temasın ve eylemselliğin bir "tırmanma"ya (escalation) yol açmayacağını öngörmektedir. Ancak "İleride Savunma" (Defend Forward) ve önleyici sömürü operasyonları, karşı tarafça "savaş öncesi hazırlık" veya fiili bir saldırı olarak algılanabilir. Algılama hatalarının ve gri alandaki belirsizliklerin yüksek olduğu siber dünyada, sürekli temasın tırmanma spiralini tetiklemeyeceği varsayımı aşırı iyimser bir yaklaşım riski taşır.

Aşırı ABD / Batı Merkezli Perspektif: Kitap, "evrensel" bir yapısal teori olma iddiasında bulunsa da, analizlerin ve çözüm önerilerinin büyük bir kısmı ABD Siber Komutanlığı'nın (USCYBERCOM) doktriner gelişimine ve ABD'nin ulusal güvenlik önceliklerine dayanmaktadır. Otoriter rejimlerin, devlet dışı aktörlerin veya siber kapasitesi daha sınırlı olan orta ölçekli devletlerin "sürekli temas" doktrinine nasıl uyum sağlayacağı ya da bu durumun küresel siber rejimi nasıl parçalayacağı yeterince derinlemesine tartışılmamıştır.

Uluslararası Hukuk ve Normların Aşınması: Teori, Birleşmiş Milletler nezdindeki resmi norm arayışlarını (UN GGE/OEWG) "yavaş ve elverişsiz" bularak bir kenara itmekte; bunun yerine devletlerin fiili pratikleri üzerinden şekillenen "Zımni Pazarlık" (Tacit Bargaining) mekanizmasını öne sürmektedir. Bu yaklaşım, pratik bir gerçekçilik sunsa da, egemenlik (sovereignty) ilkelerinin ve müdahale etmeme kuralının zımnen ihlal edilmesini meşrulaştırma ve uluslararası siber hukukun gelişimini zayıflatma tehlikesi taşımaktadır.

Sivil ve Özel Sektörün Yükü: Siber alandaki kilit altyapıların ve veri merkezlerinin büyük bir kısmı özel sektöre aittir. "Sürekli temas" ve "inisiyatif alma" stratejisi, kamu ile özel sektör arasındaki sınırları belirsizleştirmekte ve şirketleri devletlerarası siber gerilimlerin doğrudan hedefi veya tarafı haline getirme riski taşımaktadır.

Sonuç

Sonuç olarak, Cyber Persistence Theory eseri, siber güvenliği Soğuk Savaş’ın nükleer gölgesinden çıkarıp dijital çağın dinamik, akışkan ve kesintisiz gerçekliğine uyarlayan bir dönüm noktası niteliğindedir. Eserin en büyük katkısı, siber alandaki güç mücadelesinin ana ekseninin "savaşı önlemek veya kazanmak" değil, "savaşa alternatif bir kulvarda, sömürü/istismar imkânları üzerinden inisiyatifi ve güvenlik koşullarını sürekli elinde tutmak" olduğunu somut ampirik kanıtlarla ortaya koymuş olmasıdır.

Gerek siber güvenlik akademisyenleri, gerekse de karar alıcı stratejistler için, bu kitap, klasik caydırıcılık ezberlerinin siber dünyadaki yetersizliğini idrak etmek ve "kampanya zihniyeti" ile aktif bir inisiyatif stratejisi kurgulamak adına temel bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Teori, tırmanma ve hukuki gri alanlar hususunda dikkatli bir denge gerektirse de, dijital çağda ulusal güvenliğini korumak isteyen hiçbir devletin göz ardı edemeyeceği yeni bir stratejik kulvar açmıştır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

2026 İsrail Genel Seçimleri: Netanyahu Sonrası Arayış Mı, Siyasi Tıkanma Mı?

 

Giriş

İsrail’de 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan genel seçimler, yalnızca hükümetin kim tarafından kurulacağına ilişkin bir yarış değil; 7 Ekim 2023 Hamas saldırılarının ardından güvenlik siyasetinin nasıl konumlanacağı, Gazze ve bölgesel savaşların ülkeye maliyeti, yargı reformu tartışmaları ve ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yükümlülüğü gibi meseleler hakkında bir referandum niteliği taşıyor.[1] İsrail’in nispi temsil esasına dayanan seçim sistemi nedeniyle, önceki seçimlerde olduğu gibi, bu seçimlerde de tek bir partinin iktidar çoğunluğunu elde etmesi beklenmiyor. Bu bağlamda, İsrail meclisi Knesset’teki 120 sandalyenin en az 61’ini bir araya getirmek, aslına bakılırsa seçim gecesindeki parti sıralamasından daha önemli olacak. Yani seçimlerde önemli olan birinci sırada yer almak değil, 61 sandalyeyi garanti edecek çoğunluğu sağlamaktır.

Bu yazı, 20 Ekim 2026’ya kadar yayımlanan anket ve haberleri esas alarak başlıca siyasi aktörleri, kamuoyu yoklamalarını ve olası koalisyon seçeneklerini incelemektedir. Ancak bu noktada, her yazımızda olduğu gibi hatırlatmak isteriz ki, seçim öncesi anketler kesin bir ön sonuç değil, belirli tarihlerdeki seçmen eğilimlerinin adeta bir fotoğrafıdır. Dahası, İsrail'deki yüzde 3,25'lik seçim barajı, seçimlere katılım oranı ve Arap seçmenlerin sandığa gitme düzeyi gibi diğer faktörler de sandalye dağılımını ciddi ölçüde değiştirebilir.

1. Önemli Oluşum ve Aktörler

1.1. Likud ve Benjamin Netanyahu

Son yıllarda İsrail'in Gazze'de uyguladığı orantısız güç nedeniyle uluslararası toplumda adeta bir nefret objesine dönüşen Başbakan Benyamin Netanyahu ve partisi Likud (Birlik), aslında İsrail'in en köklü ve meşru sağ partilerinden biridir. Partinin köklerinin terör yöntemleri benimseyen bir Siyonist örgüt olan İrgun'a ve Herut partisine dayanması, Likud'un İsrail siyasetindeki güçlü meşruiyetine dair önemli bir veridir. Partinin kuruluş geleneğinin de etkisiyle, deneyimli bir sağ siyasetçi olan ve İsrail siyasetine yıllardır damga vuran Başbakan Benjamin Netanyahu, Likud’u ulusal güvenlik, güçlü devlet ve sağ-milliyetçi siyaset vurgusuyla öne çıkararak seçmenlere adeta "güvenlik" satmaktadır.

1949 doğumlu olan ve 2022'den beri yeniden Başbakan olarak ülkesinin siyasetine yön veren "Bibi" lakaplı Netanyahu, önceki Başbakanlık dönemleriyle (1996-1999, 2009-2021) birliktei, İsrail siyasetinde en uzun süre görev yapan siyasi liderdir. Kendisi, İran’a karşı sert tutumuyla bilinmekte ve bu tutumunu, Tahran'ın İslami/teokratik rejimi ve nükleer ve balistik füze programlarıyla meşrulaştırmaktadır. Netanyahu, ülkesinin ABD ile güvenlik ortaklığını en üst düzeyde savunmakta ve İsrail'in mutlak güvenliğe sahip olabilmesi için Gazze (Filistin), İran, Lübnan ve Yemen gibi bölgelerdeki/ülkelerdeki radikal unsurların askeri ve istihbari operasyonlarla tasfiye edilmesini önermektedir. Netanyahu ve partisi Likud'u aşırı sağcı/dinci fanatik partilerle uzlaştıran kritik bir husus ise, İsrail'in topraklarını genişletmesi konusunda pek de özenli (!) davranmaması ve bu konudaki fırsatları kollamasıdır.

Seçim öncesinde Gazze ve Lübnan'daki askeri operasyonları savunan ve sivil ölümleri görmezden gelen Netanyahu, bu nedenle oldukça yıpranmış ve içerideki yolsuzluk iddiaları nedeniyle kısmen güç kaybetmiştir. Bibi'nin İsrail'deki rakipleri ise onu, kendisine önceden haber verildiği iddia edilen 7 Ekim saldırısının önlenememesi, savaşın çok uzaması ve yargı sistemine yönelik müdahaleler nedeniyle sert bir şekilde eleştirmektedir. Netanyahu, bu eleştiriler karşısında genelde demokratik açıdan olgun bir tavır sergilemesine karşın, Gazze'deki insanlık dramı karşısında duyarsız kalması, kendisinin fanatik sağ eğilimlerinin ne derece tehlikeli olabildiğini göstermektedir. İsrail'in en büyük dostu olan ABD Başkanı Donald Trump’ın 18 Ekim tarihinde yaptığı açıklamada Netanyahu’ya açık destek vermesi, Bibi'nin Washington'la güçlü bağlarının ve dış politika ile güvenlik performansının hâlâ kıymet gördüğünü göstermiştir; ancak bu desteğin seçmen davranışını ne ölçüde değiştireceği belirsizdir.[2]

1.2. Yashar! ve Gadi Eisenkot (Ayzenkot)

İsrail eski Genelkurmay Başkanı, emekli Korgeneral Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar! (Doğru/Dürüst) partisi ise, güncel anketlerde Likud’la başa baş giden veya bazı ölçümlerde birinci sırada çıkan 2026 genel seçimlerinin favori aktörlerindendir. Bu seçimlerde Likud ve Bibi'nin başlıca rakibi olan Eisenkot, askerî kariyerinden gelen güvenlik kimliğini, yönetimde hesap verebilirlik ve Netanyahu döneminden çıkış çağrısıyla birleştirmeye çalışmakta ve seçmende güçlü bir karşılık bulmuşa benzemektedir. Eisenkot, merkezci ve güvenlik odaklı seçmenleri bir araya getirme potansiyeline sahip olsa da, seçim sonrasında hükümeti kurabilmek için kendisinden ideolojik olarak uzak konumda olan bazı siyasi partilerle uzlaşması gerekmektedir. Ancak özellikle Arap partilerine yönelik mesafeli tutumu ve aşırı sağcı/dinci partilerin Likud ve Netanyahu'ya desteği, Eizenkot ve partisinin olası koalisyon hükümetinin sınırlarını daraltmaktadır.[3] Bu nedenle, seçimleri birinci sırada bitirse bile, Yashar! ve Eisenkot'un hükümeti oluşturması kolay değildir.

1.3. Beyachad: Naftali Bennett ve Yair Lapid İttifakı

Eski Başbakanlardan Naftali Bennett ile Yair Lapid’in etrafında şekillenen Beyachad (Birlikte) partisi, Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmayı amaçlayan merkez ve merkez-sağ seçmenler için bir diğer önemli adrestir. Bennett, sağ-milliyetçi geçmişe ve güvenlikçi bir çizgiye sahipken, Lapid daha seküler, liberal ve merkezci bir siyasetçidir. İkilinin iş birliği, Netanyahu karşıtı oyları tek çatı altında toplama girişimi olarak da okunabilir. Nitekim bu iki ismin sinerjisiyle, 2021'de kurulan 8 partili koalisyon, Netanyahu'nun 12 yıllık kesintisiz Başbakanlığına son vermeyi başarmıştır. Bununla birlikte, ikili arasındaki liderlik rekabeti, Filistin Sorunu'na bakıştaki farklılıklar (Lapid, Bennett'e kıyasla çok daha ılımlı bir isimdir), din-devlet ilişkileri ve ultra-Ortodoks partilerin hükümetteki rolü gibi konulardaki farklılıklar, seçim sonrasındaki pazarlıkları ve uyumlu bir hükümeti zorlaştırabilir.[1][4]

1.4. Demokratlar Partisi ve Yair Golan

Yair Golan’ın liderliğindeki Demokratlar Partisi (HaDemokratim), İsrail siyasetinin sol/sosyal demokrat kanadını temsil etmektedir. İsrail'deki geleneksel sol partiler olan İşçi Partisi (HaAvoda) ve Meretz'in birleşmesiyle kurulan parti, başına İsrail Savunma Kuvvetleri'nde (IDF) yedek tümgeneral olan ve ülkede sevilen bir isim olan 1962 doğumlu Yair Golan'ı geçirmiştir. Parti; demokratik kurumların korunması, sivil haklar, seküler kamusal alan ve Netanyahu hükümetinin sağcı-dinî ortaklarına karşı alternatif oluşturma iddiasındadır. Seçim yarışında tek başına birinci parti olması beklenmese de, merkez-sol blok içinde sandalye sayısı ve koalisyon tercihleri bakımından önemlidir. Ilımlı olan partinin Filistinlilerle siyasi çözüm ve işgal altındaki topraklara ilişkin yaklaşımı ise, sağ partilerle arasındaki temel ayrışma alanıdır.[1][4]

1.5. Yisrael Beiteinu ve Avigdor Lieberman

Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu (İsrail Evimiz), seküler milliyetçi ve güvenlikçi bir siyaset izleyen ülkedeki bir diğer önemli sağ partidir. Özellikle Rusça konuşan göçmenler arasında tarihsel desteğe sahip olan parti, ultra-Ortodoks kesimlerin askerlikten muaf tutulmasına ve dinî partilerin devlet üzerindeki etkisine karşı çıkmaktadır. Bu nedenle, parti, Netanyahu’ya karşı bir değişim hükümetini destekleyebilecek olsa da, Arap partileriyle ortaklık ve hükümetin güvenlik politikası gibi meselelerde katı sınırlar koyabilmektedir. Anketlerde yaklaşık 8-9 sandalye bandında görünmesi, partiyi ve Lieberman'ı muhtemel koalisyon aritmetiğinde önemli bir aktör haline getirmektedir.[5]

1.6. Aşırı Sağ ve Dinci Partiler: Otzma Yehudit, Dini Siyonizm, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği

Itamar Ben-Gvir’in Otzma Yehudit’i (Yahudi Gücü) ile Bezalel Smotrich’in Dini/Dindar Siyonizm Partisi (HaTzionut HaDatit), Filistin Sorunu'nda çok sert güvenlik politikalarını, Batı Şeria'daki yerleşimlerin desteklenmesini ve fanatik Yahudi milliyetçiliğini öne çıkaran ülkedeki en sert aşırı sağ ve dinci partilerdir. Bu partiler, Netanyahu’nun sağ koalisyonunun ideolojik sınırlarını belirleyen aktörler durumundadır. Netanyahu ve Likud'un koalisyon ortaklarından Şas (Shas) ve Birleşik Tevrat/Tora Yahudiliği partileri ise, ultra-Ortodoks seçmenlerin dinî, eğitimsel ve ekonomik taleplerini temsil etmektedir. Bu partiler için; ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik yükümlülüğü, dinî okullara kamu desteği ve sosyal yardımlar gibi konular temel pazarlık başlıklarıdır. Bu partilerin Likud’la birlikte hareket etmesi olası görünse de, askerlik muafiyetleri ve bütçe talepleri hükümet kurma görüşmelerinin en çetin dosyaları olacaktır.[1][6]

1.7. Arap Partileri: Ortak Liste ve Ra’am

Arap vatandaşların oylarını temsil eden Ortak Liste (Hadash-Ta’al-Balad) ile Mansur Abbas liderliğindeki Ra’am, seçim sonucunda kilit aktörler arasında yer alabilir. Ortak Liste daha çok eşit yurttaşlık, azınlık hakları ve Filistin meselesine vurgu yaparken, Ra’am, toplumsal hizmetler ve Arap yerleşimlerinde suçla mücadele gibi alanlarda pragmatik iş birliğine daha açık bir çizgi izlemektedir. Unutulmamalıdır ki, İsrail'de Arap vatandaşlar nüfusun yaklaşık beşte birini (yüzde 20) oluşturmaktadır; dolayısıyla bu kesimin seçime katılım oranları sandalye dağılımını ciddi ölçüde etkileyebilir. Bununla birlikte, hem sağ blokla, hem de bazı Siyonist muhalefet partileriyle yaşanan ideolojik mesafe, Arap partilerinin hükümete doğrudan katılmasından ziyade dışarıdan destek veya kritik oylamalarda belirleyici olması ihtimalini arttırmaktadır.[3][7]

1.8. Yeni ve Küçük Partiler

İsrail'de bu seçimde ilk kez yer alacak birkaç küçük ve yeni parti, seçim sonuçlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Örneğin, yedek askerler/subaylar etrafında şekillenen HaMiluimnikim (Yedek Subaylar Partisi) ile ekonomik reform söylemi temelinde oluşan Yeni Ekonomi Partisi (HaMiflagah HaKalkalit HaHadasha) gibi yeni oluşumlar, özellikle savaş yönetiminden hoşnutsuz seçmenlere ve kurumsal değişim isteyen kesimlere seslenerek bu seçimde çıkış sağlayabilir. Ancak bu tarz küçük partiler açısından yüzde 3,25'lik seçim barajını aşmak hayati önem taşımaktadır; nitekim barajın altında kalacak bir listenin oyları sandalye dağılımına yansımayacağı için, son günlerdeki birkaç puanlık değişim dahi blokların toplamını etkileyebilir.[4]

2. Seçim Öncesinde Yapılan Güncel Anketlerin Analizi

18-19 Ekim’de erişilebilen anket ortalamaları, yarışın Likud ile Yashar! arasında sıkıştığını ve hiçbir siyasi kampın tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığını gösteriyor. Nitekim The Petek’in 18 Ekim’de güncellediği son 10 anket ortalamasında; Likud ve Yashar! yaklaşık 22’şer sandalye, Beyachad 12, Demokratlar 9 ve Yisrael Beiteinu 8 sandalye düzeyindedir. Aynı hesaplamada, Netanyahu/Likud bloku 52, Netanyahu karşıtı değişim bloku ise 51 sandalyeye ulaşmaktadır. Bu anketlere göre, Arap partileri ise 13 sandalye civarında görünmektedir.[4] 

Middle East Forum’un 19 Ekim tarihli ve son 14 günde yayımlanan anketlerinin ortalaması ise, Netanyahu blokuna 54, muhalefet partilerine 52 ve Arap partilerine 14 sandalye öngörmektedir. Bu fark, anket kuruluşlarının hangi partileri hangi blokta saydığına ve saha çalışmalarının farklı tarihlerde yapılmasına bağlı. Her iki seri de aynı temel sonuca işaret ediyor: Netanyahu’nun sağ-dinî ortakları çoğunluğun altında; muhalefet de Arap partilerinin en azından dolaylı desteği olmadan çoğunluğa ulaşmakta zorlanıyor.[5]

15 Ekim tarihli Tatika Research/Agenda anketi, Yashar’ı 26 sandalyeyle ilk sıraya, Likud’u 20’yle ikinciliğe, Beyachad’ı ise 11’le üçüncülüğe yerleştiriyor. Aynı ankette, merkez-muhalefet bloku 54, sağ-dinî blok 49, Arap partileri 13 ve bağımsız/kararsız konumda sınıflandırılan küçük oluşumlar 4 sandalye düzeyinde. Bu tekil anket, Eisenkot’un yükseliş potansiyelini gösterse de, diğer anketlerde Likud’un yeniden öne çıkabilmesi nedeniyle kesin bir Yashar üstünlüğünden söz etmek doğru olmaz.[8]

Parti bazındaki sayılar kadar, blokların toplamı ve seçim barajı da önem taşıyor. Anket ortalamaları yaklaşık 49-54 sandalye aralığında değişen Netanyahu karşıtı Siyonist blok ile 49-54 aralığındaki sağ-dinî blok arasında bir sıkışmaya işaret ediyor; Arap partilerinin 13-14 sandalye civarındaki toplamı ise olası denklemin dışında bırakılamayacak kadar büyük. Reuters’ın 19 Ekim tarihli değerlendirmesi de, Arap seçmen katılımının, Netanyahu’nun iktidarda kalması veya Eisenkot’un hükümet kurması açısından belirleyici olabileceğini vurguluyor.[3]

Anketlerin okunmasında üç ihtiyat noktası var. İlk olarak, İsrail’de seçmenler güvenlik krizleri ve liderlerin son açıklamaları karşısında tercihini değiştirebiliyor. İkinci olarak, seçim barajı nedeniyle küçük partilerin birkaç puanlık performansı blok aritmetiğini ciddi biçimde etkileyebilir. Üçüncü olarak, Arap seçmenlerin sandığa katılımı yalnızca Arap partilerinin sandalye sayısını değil, diğer partilerin nispi temsilini ve hükümet kurma ihtimallerini de değiştirebilir. Bu nedenle, anketlerde birinci sırada yer almak, Başbakanlığı veya hükümeti kurma hakkını garanti etmiyor. Dahası, koalisyon görüşmelerinin zorlu geçeceği de ortada... Bu nedenle, İsrail, oldukça karmaşık ve belirsiz bir seçime doğru ilerliyor... 

3. Olası Koalisyon Senaryoları

3.1. Senaryo 1: Netanyahu’nun sağ-dini koalisyonu

Netanyahu’nun, seçimden partisi Likud’u geleneksel 20-30 sandalyelik destekle ilk veya ikinci sırada çıkarması halinde, koalisyon için en doğal seçeneği, aşırı sağ partiler Otzma Yehudit, Dini Siyonizm, Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği ile koalisyon kurmak olacaktır. Ancak güncel anket ortalamaları, Likud'un 25-30'dan ziyade 20'lerin başında, hatta 10'larda kalabileceğini; bu blokun da yaklaşık 49-54 sandalye arasında sıkışacağını gösteriyor. Dolayısıyla, 61’e ulaşmak için Bibi’nin yeni/ek ortaklara veya seçim gecesinde beklenenden daha iyi bir sonuca ihtiyacı var. Askerlik muafiyetleri, ultra-Ortodoks partilere ayrılacak kaynaklar, yargı reformu ve aşırı sağın yerleşim politikaları, bu ortaklığın hem temelini, hem de kırılganlığını oluşturuyor.[5][6]

3.2. Senaryo 2: Eisenkot liderliğinde değişim hükümeti

Yashar!, Beyachad, Demokratlar ve Yisrael Beiteinu’nun bir araya geldiği bir hükümet, Netanyahu’nun görevden ayrılmasını isteyen farklı ideolojik kesimleri bir araya getirebilir. Ancak bu partilerin oy toplamı, şimdilik tek başına meclis çoğunluğu için yeterli görünmüyor. Böyle bir hükümetin kurulması, ya bazı sağ-milliyetçi milletvekillerinin ayrışmasına, ya da Arap partilerinin dışarıdan destek vermesine bağlı olabilir. Lakin Eisenkot’un Arap partileriyle koalisyon ortaklığına mesafeli duruşu, bu senaryonun matematiksel olarak mümkün görünmesine rağmen siyasi açıdan zor olduğunu gösteriyor.[3][4]

3.3. Senaryo 3: Arap partilerinin dışarıdan desteği

Arap partileri, hükümete doğrudan katılmadan güvenoyu veya bütçe oylamalarında dışarıdan destek vererek Netanyahu karşıtı bir çoğunluğun oluşmasına yardımcı olabilir. Bu seçenek, Arap toplumlarında artan suç ve güvenlik sorunlarına, belediye hizmetlerine ve eşit yurttaşlık taleplerine yanıt verme karşılığında mümkün olabilir. Fakat sağ partilerin sert itirazları ve muhalefet içindeki bazı aktörlerin Arap partileriyle iş birliğine dair çekinceleri, bu modeli kırılganlaştırıyor. Üstelik Ortak Liste ile Ra’am’ın öncelikleri de tamamen örtüşmüyor.[3][7]

3.4. Senaryo 4: Ulusal birlik hükümeti veya dar kapsamlı uzlaşma

Seçim sonucunun kilitlenmesi durumunda Likud ile merkezdeki bazı partiler arasında ulusal birlik hükümeti ya da belirli dosyalarla sınırlı bir uzlaşma gündeme gelebilir. Böyle bir model, güvenlik ve bütçe konularında istikrar sağlayabilir; ancak Netanyahu’nun liderliği, yargı reformu ve aşırı sağ/dinî partilerin talepleri temel engeller olarak kalacaktır. Üstelik muhalefet liderlerinin seçim kampanyasını Netanyahu dönemini sona erdirmeye odaklamış olmaları, bu seçeneğin siyasi maliyetini arttırıyor.[4][9]

3.5. Senaryo 5: Uzayan pazarlıklar ve yeniden seçim ihtimali

Hiçbir blok 61 sandalyeye ulaşamaz ve partiler kırmızı çizgilerinden geri adım atmazsa, uzun süren koalisyon görüşmelerinin ardından yeniden seçime gidilmesi ihtimali ortaya çıkacaktır. İsrail’in son yıllardaki sık seçim döngüsü, bu olasılığın yalnızca teorik olmadığını göstermektedir. Böyle bir tabloda ise, geçici hükümet görevini sürdürürken savunma harcamaları, ekonomik belirsizlik, yedek askerlerin yükü ve uluslararası yatırımcıların güveni gibi konular siyasi tıkanmanın maliyetini arttırabilir.[9][10] 

Sonuç

İsrail'deki 27 Ekim genel seçimleri, Netanyahu’nun kişisel siyasi geleceği kadar İsrail’in güvenlik ve devlet yönetimi anlayışının da sınanacağı bir seçim olacaktır. Güncel anketler, Likud ile Yashar! arasında başabaş bir yarışa ve iki ana kampın da çoğunluğu sağlamakta zorlanacağı bir Knesset tablosuna işaret etmektedir. Netanyahu’nun sağ-dinî ortaklarıyla iktidarını sürdürmesi hâlâ mümkündür; buna karşılık, seçimden birinci çıkması  muhtemel Eisenkot’un merkezci değişim kampının Arap partilerinin desteği veya beklenmedik parti geçişleri olmadan çoğunluğu kurmakta zorlanacağı öngörülmektedir.

Bu nedenle, seçim gecesinin en önemli göstergesi, hangi partinin birinci olduğu kadar, seçim barajını aşan partilerin toplamı ve Arap partilerinin sandalye sayısı olacaktır. Seçmenlerin güvenlik performansı, savaşların maliyeti, askerlik yükümlülüğünün adil paylaşımı ve din-devlet ilişkilerine ilişkin değerlendirmeleri koalisyon pazarlıklarını belirleyecektir. Sonuç net bir çoğunluk üretmezse ise -ki bence bu senaryo yüksek bir ihtimaldir-, İsrail, seçim sonrasında yoğun pazarlıklar ve bir tür siyasi belirsizlik dönemine girebilir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Associated Press (2026), “A look at key parties in Israel’s Oct. 27 election seen as a referendum on Netanyahu”, 19 Ekim 2026, https://apnews.com/article/e9295f7ccae3e00f373c5925d1254cd5.

[2] Reuters (2026), “Trump endorses Netanyahu in close Israeli election”, 18 Ekim 2026, https://www.reuters.com/world/middle-east/trump-endorses-netanyahu-israeli-election-2026-10-18/.

[3] Reuters (2026), “Arab voter turnout could make or break Netanyahu in Israeli election”, 19 Ekim 2026, https://www.reuters.com/world/middle-east/arab-voter-turnout-could-make-or-break-netanyahu-israeli-election-2026-10-19/.

[4] The Petek (2026), “Israel Election Polls 2026: Seat Average”, 18 Ekim 2026, https://www.thepetek.com/polls.

[5] Middle East Forum (2026), “Israel Election 2026 Poll of Polls”, 19 Ekim 2026, https://israelvote.meforum.org/.

[6] Unpacked (2026), “Israel elections 2026: A guide to the parties, candidates and issues”, 6 Ağustos 2026, https://unpacked.media/israel-elections-2026-a-guide-to-the-parties-candidates-and-issues/.

[7] Reuters (2026), “Arab voter turnout could make or break Netanyahu in Israeli election”.

[8] The State of Israel (2026), “Tatika Research / Adgenda Poll, Oct 15, 2026”, https://thestateofisrael.com/polls/2026-10-15-tatika-research-adgenda.

[9] The Jerusalem Post (2026), “When are Israel’s 2026 elections? Full timeline and key dates explained”, 13 Ekim 2026, https://www.jpost.com/israel-news/politics-and-diplomacy/article-902333.

[10] Reuters (2026), “Israel’s key election has high economic stakes”, 20 Ekim 2026, https://www.reuters.com/commentary/breakingviews/israels-key-election-has-high-economic-stakes-2026-10-20/.