26 Nisan 2026 Pazar

ABD Başkanı Donald Trump'a Suikast Girişimi

 

Başkanlık kampanyası döneminde 2024 yılı Temmuz ayında uğradığı suikast girişimi sonrasında ABD içerisindeki halk desteği ciddi şekilde artan Donald Trump, ikinci Başkanlığı döneminde de birkaç kez suikast girişimine uğradı. Trump, Gizli Servis sayesinde bu saldırıları yara almadan atlatmasına karşın, önceki gün Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) yemeğinde bir kez daha ciddi bir saldırının atlatılması, Başkan Trump'ın kutuplaştırıcı siyaset tarzının ABD siyasetini gerdiğini ve güvenlikleştirdiğini ortaya koydu.

25 Nisan 2026 tarihinde ABD'nin başkenti Washington DC'deki Washington Hilton Oteli'nde düzenlenen Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) yemeği, Başkan Trump'ın medya kuruluşları ve çalışanlarına yönelik olumsuz bakışı nedeniyle yıllardır katılmadığı bir etkinlik olarak biliniyordu. Ancak ateşkes kararı ile duraklamasına karşın, hâlâ farklı şekillerde devam eden İran Savaşı nedeniyle tüm dünyada gözlerin çevrildiği Trump, bu defa bu yemeğe katılma kararı almış; bu da çeşitli medya kuruluşları tarafından dünyaya duyurulmuştu.

Akşamüstü saatlerinde etkinlik devam ederken yaşanan olayda, California'dan Washington'a gelen 31 yaşındaki Amerikalı mühendis, öğretmen ve bilgisayar oyunu geliştiricisi Cole Tomas Allen, önceden yerleştiği lüks otelin yemek salonunun dışındaki lobiye silah ve bıçaklarla girmeye çalışırken Gizli Servis çalışanlarınca etkisiz hale getirilerek, canlı olarak yakalandı. Can kaybı yaşanmayan olayda, bir Gizli Servis çalışanı vurulurken çelik yelek sayesinde kurtulduğu açıklandı. Olay yaşanırken Başkan Trump, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve First Lady Melania Trump'ın tahliye edilmesi sırasında yaşanan panik kameralara yansıdı.

Olay hasarsız atlatılmasına karşın, Trump'a yönelik yaşanan müteakip suikast girişimleri, ABD Başkanı'nın kutuplaştırıcı ve provokatif siyaset tarzının şiddete meyilli ve fanatik kişilerde saldırganlığa yol açtığını bir kez daha gösterdi. Olayın ardından Beyaz Saray'da bir basın toplantısı düzenleyen Trump, kendisini suikast sonucu öldürülen eski Başkanlardan Abraham Lincoln'le kıyaslayarak, büyük işler başaran Başkanlara karşı bu tür girişimlerin yapılabildiğini iddia etti.

Konuya dair benzer örnekler düşünüldüğünde, yakın zamanda Slovakya'da Başbakan Robert Fico'nun benzer bir suikast girişimini vurulmasına karşın atlattığı ve bunun kendisine siyaseten olumlu yansıdığı hatırlatılabilir. ABD tarihinde de Ronald Reagan'a yönelik benzer bazı girişimlerin yaşandığı belirtilebilir. Bu bağlamda iddia edilebilir ki Başkan Trump, İran Savaşı'na bağlı olarak gelişen zorlu ekonomik koşullar nedeniyle ülkesinde halk desteğini kaybederken, bu tür girişimleri atlatarak gücünü ve popülaritesini korumayı başarabilir. Ancak elbette bu hipotez, bu olayın teatral bir girişim olduğunu da düşündürmemelidir. Zira Trump'ın tartışmalı politikalarından etkilenen çok sayıda grup ve kişi kendisine yönelik düşmanca hisler beslemektedir. Bu olayın ardından gözlerin çevrildiği İran'ın olayla ilgisine dair basına açıklanmış bir kanıta ise henüz erişilememiştir. 

Dileğimiz, ABD Başkanı'nın yalnızca kendi halkını ve ülkesini değil, küresel lider bir devlet olarak tüm dünyayı ve sistemi önceleyen sorumlu politikalar izlemesi ve içeride de daha az kutuplaştırıcı bir dili tercih etmesidir. Bu vesileyle Amerikan halkına ve devletine de geçmiş olsun dileklerimizi iletmek isteriz...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ


25 Nisan 2026 Cumartesi

Macron'un Kıbrıs Ziyareti: Avrupalı Dayanışması Türkiye'yi Rencide Ediyor

 

Avrupa Birliği (AB) yanlısı çizgisiyle bilinen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2005'ten beri Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ve 1974'ten beri fiilen ikiye bölünmüş durumdaki tüm adayı temsil eder şekilde Birliğe üye olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne yaptığı ziyaretle adından söz ettirirken, Fransa'nın Güney Kıbrıs Rumlarıyla olan yakın ilişkileri Türkiye'yi rencide etmeye devam etmektedir. Bu yazıda, Cumhurbaşkanı Macron'un Güney Lefkoşa ziyareti ve bunun Türkiye açısından anlamını analiz edeceğim.

Görev süresinin son yılına giren Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 23 Nisan 2026 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bilinen Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne tarihi bir resmi ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret, 1960 yılından bu yana bir Fransız Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs'a yaptığı ilk resmi ziyaret olması nedeniyle büyük önem ve tarihi bir nitelik taşımaktadır. Nitekim Cyprus Mail ve diğer önde gelen Rum gazeteleri de ziyaretin bu tarihi niteliğini öne çıkarmış ve bu ziyaretle Paris ile Güney Lefkoşa arasındaki ilişkilerin mükemmel seviyede olduğunun gösterildiğini öne sürmüşlerdir.

Fransa'nın genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Nisan gecesi geç saatlerde Güney Lefkoşa'ya ulaşmış ve resmi temaslarına 23 Nisan sabahı başlamıştır. Macron ve beraberindeki Fransız delegasyonu, Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulidis ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda başbaşa ve heyetler arası görüşmeler yapmıştır. Lefkoşa'da çok sıcak karşılanan Macron, Kıbrıs Cumhuriyeti kurucu Devlet Başkanı Makarios'un heykeline çelenk bırakmış ve Güney Kıbrıs'a destek veren açıklamalarda bulunmuştur. Görüşmelerde, iki taraf arasında özellikle savunma ve enerji alanlarında stratejik iş birliği gerekliliği vurgulanmış ve Macron, Rum muhataplarına, "Rumlar bize güvenebilir" mesajını vermiştir. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ise, bu ziyareti, "stratejik iş birliğinin geleceğine dair net bir mesaj" olarak nitelendirmiştir. Macron'un mesajlarında Türkiye veya başka bir üçüncü ülkeye yönelik bir ifade yer almasa da, Türkiye kamuoyu ve özellikle medyada yer alan milliyetçi kesimler, bu ziyaret ve artan Fransız-Rum dayanışmasının Türkiye ve Kıbrıslı Türklere karşı olduğu kanısındadır. Nitekim Macron'un Kıbrıslı Rumlara destek verirken Yunanistan'ın egemenliğine meydan okunması halinde Atina'ya destek vereceklerini açıklaması da Türk medyasınca Fransa'nın Türk aleyhtarı politikasının bir uzantısı olarak değerlendirilmiştir.

Macron'un açıklamalarında özel bir Türkiye karşıtlığı olmasa da, kuşkusuz Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a verilen bu samimi destek, Türkiye ile olan ilişkilerde yaşanan pürüzlere işaret etmektedir. Stratejik açıdan bakıldığında ise, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun Fransız Silahlı Kuvvetleri ile ikili askeri iş birliği programı kapsamında bir askeri tatbikat gerçekleştirmesi Ankara açısından not edilmesi gereken bir gelişmedir. Asıl önemli gelişme ise, kuşkusuz, iki devletin yakın gelecekte bir SOFA (Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi) anlaşması imzalayacaklarının ve savunma ile güvenlik alanındaki iş birliklerinde önemli bir adım daha atacaklarının duyurulmasıdır. Bu anlaşmanın uygulanması halinde, Fransa, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşmalarına aykırı şekilde, Güney Kıbrıs'ta Mari kasabasında kalıcı bir deniz üssü ve askeri varlık elde edecektir. Rum yönetimi lideri Nikos Hristodulidis'in sıcak baktığı yazılan bu tesis ve kalıcı Fransız askeri varlığı, kuşkusuz iki NATO üyesi ülkeyi Kıbrıs'ta karşı karşıya getirebilecek riskli bir jeopolitik hamledir.

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, bu durum, kuşkusuz adanın 1974'ten beri fiilen ikiye bölündüğü ve Türkiye'nin de KKTC olarak bilinen Kuzey Kıbrıs'ta uluslararası hukukun ötesinde asker bulundurduğu düşünüldüğünde, çok daha önemli ve vahim olarak değerlendirilmeyebilir. Ancak hem SAFE mekanizması ve AB'nin güvenlik mekanizmalarının Türkiye karşıtı bir çizgiye yönelmesi, hem de federasyon temelinde çözüm görüşünün zayıflaması bağlamında, bu gelişmeler birçok kimse için alarm niteliğindedir. Türkiye'nin de eşzamanlı olarak adanın garantör devletlerinden Birleşik Krallık (İngiltere) ile önemli bir anlaşmaya imza attığı da düşünülürse, Ankara-Paris hattında ilişkilerin gerildiği açıktır.

Ancak iyimser olmak gerekirse, Kıbrıs Sorunu'nun Türkiye'nin Batılı müttefikleriyle askeri cepheleşmeye dönüşmesi riski, bu sorunun en doğru şekilde çözümlenmesi yönünde bir kaldıraç işlevi de görebilir. Dileğimiz, NATO müttefiklerinin birbirlerinin aleyhine adımlar atmamaları ve dayanışmalarını sürdürmeleridir. Zira AB kadar NATO da çok değerli bir uluslararası kuruluştur ve günümüzde, oluşan jeopolitik riskler nedeniyle, NATO'nun önemi bizce giderek artmaktadır. Daha da önemli bir sorun ise, Türkiye ile çok değerli stratejik bağları olan Fransa'nın Kıbrıs ve Yunanistan uğruna Ankara'yı kaybetmeyi göze almasının yaratacağı jeopolitik, siyasi ve ekonomik risklerdir. Bu bağlamda, Fransa'nın Kıbrıs konusunda daha dengeli bir çizgi izlemesi şarttır. Bunu ise sanıyoruz sonraki Fransız Cumhurbaşkanı gerçekleştirecektir. 

Kapak fotoğrafı: Knews

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Olası ABD-İran Müzakerelerini A Haber'de Değerlendirdi

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 25 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan “Ajans Hafta Sonu” programında Merve Özkan’ın konuğu olarak ABD-İran hattındaki güncel gelişmeleri ve olası yeni müzakere sürecinin parametrelerini değerlendirdi.

24 Nisan 2026 Cuma

Türkiye-Birleşik Krallık İlişkilerinde Olumlu Sinyaller


Giriş

Ortadoğu'daki sıcak gündem nedeniyle gözden kaçan önemli bir gelişme, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan fakat NATO'da önemli roller üstlenen iki Batılı devletin, yani Türkiye ile Birleşik Krallık'ın imzaladıkları, daha doğrusu güncelledikleri Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi oldu. Bu yazıda, bu anlaşma temelinde Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerindeki güncel eğilimleri mercek altına alacağım.

Bakan Fidan'ın Londra Seferiyle Güncellenen Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi

Dün (23 Nisan 2026), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Bakanı Yvette Cooper arasında Londra’da imzalanan antlaşma, BBC'nin haberine göre, taraflar arasındaki mevcut stratejik ortaklığı pekiştirmeyi ve yakın diyalogla güçlenen iş birliğinin kapsamını genişletmeyi amaçlıyor.

T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Yvette Cooper ile Londra’da (23 Nisan 2026)

Antlaşmanın akdi sonrası basına bilgi veren Türk ve İngiliz taraflarının ortak açıklamasında, "Bugün Londra'da imzalanan Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi, tarihi bir dostluğa, mükemmel düzeyde ikili ilişkilere sahip, Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarına yönelik güçlü iradeleri dahil çok çeşitli uluslararası meseleler ve küresel sınamalar hakkında ortak bakış açısını paylaşan, NATO müttefiki ve stratejik ortak olan ülkelerimiz arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmek için sağlam bir temel teşkil etmektedir." ifadelerine yer verildi. Ayrıca açıklamada, küresel ölçekte çok kutuplu ve parçalanmış uluslararası düzene doğru geçişin hızlanmasının Türkiye ve Birleşik Krallık'ı artan riskler dönemine soktuğu belirtilerek, "Güvenliğimizin ve kolektif savunmanın temel taşı olan NATO'nun siyasi ve askeri önemi artmıştır. NATO'nun Stratejik Konsepti'nin yanı sıra temel görevlerinden caydırıcılık ve savunma, Avrupa-Atlantik güvenliğini sağlamada işbirliğimizin temelini oluşturmaya devam edecektir. Güçlü Transatlantik ilişkiler, Avrupa'da barış ve istikrar için vazgeçilmezdir." ifadeleri kullanıldı.

Özellikle Türkiye basınında genişçe yer verilen antlaşma, genelde müspet bir gelişme olarak lanse edildi. Örneğin, konu hakkında bir analize yer veren devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı (AA), Türkiye'nin NATO müttefiki ve stratejik ortağı olan Birleşik Krallık ile ikili ilişkilerinin, başta ticaret, yatırım ve savunma sanayisi olmak üzere her alanda olumlu bir mecrada ilerlediğini vurguladı. Diplomatik konularda önemli bilgiler veren bağımsız gazeteci Murat Yetkin ise, blog yazısında, eskinin süper gücü olan Birleşik Krallık'ın günümüzde daha sınırlı olan kapasitesi ve AB ve ABD ile yaşadığı sorunlar temelinde Ankara ile ilişkilerine büyük kıymet verdiğini vurgulayarak, anlaşmayla Ankara ve Londra arasında dışişleri, savunma ve istihbarat alanlarında düzenli koordinasyon sağlayacak bir yapının oluşturulduğunu yazdı.

Analiz

Temelleri Tony Blair'in Başbakanlığı döneminde atılan ve uzun süren Muhafazakâr Parti iktidarı dönemlerinde de güncellenen Ankara-Londra Stratejik Ortaklık Çerçevesi, günümüzde Keir Starmer ve İşçi Partisi (Labour) iktidarında da güçlenerek devam etmektedir. İki ülkeyi bir araya getiren faktörlerin başında, Avrupa Birliği ile yakın ilişkilerine karşın Birliğe dahil olmamış olmaları gelmektedir. Türkiye, 1999'dan beri devam eden üyelik sürecinde giderek Brüksel'den ümidi keserken, Londra da 2016 Brexit referandumu ile başlayan süreçte nihayet 2020 yılı başında AB'den ayrılmayı başarmıştır. Bu iki devlet, bu anlamda AB ile stratejik ilişkilerde birçok konuda iş birliği yapmaya uygun durumdadır.

Bir diğer önemli konu ise hiç şüphesiz Kıbrıs'tır. İngiltere'nin Kıbrıs adasının yaklaşık yüzde 3'ünü kapsayan egemen askeri üsleri ve garantör statüsüyle etkisini sürdürdüğü Kıbrıs'ta, son dönemde yaşanan bazı gelişmeler her iki devleti de tedirgin etmektedir. Türkiye'nin etkili olduğu KKTC tarafında son aylarda federasyon ve Rumlarla birleşme görüşünün çok güçlenmesi Kıbrıslı Türklerin on yıllardır yaşadıkları izolasyon nedeniyle bir ölçüde anlaşılabilir bir durumken, Kıbrıs Rum Kesimi'nde hiçbir neden yokken egemen İngiliz toprağı statüsündeki İngiliz askeri üslerine yönelik protestolar hayra alamet değildir. Zira her iki devlet de adadaki statülerini Londra ve Zürih antlaşmaları gibi kurucu metinlerden alan yasal güce dayanmakta ve işgalci konumda bulunmamaktadırlar. Hatta bu bağlamda hatırlatmak gerekir ki, garantör devletlerin kabul etmemesi durumunda Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği dahi tartışmaya açık bir konu hâline gelir. Bu bağlamda, Güney Kıbrıs'ta son dönemde artan milliyetçi ve Türkiye ve İngiltere karşıtı eğilimler mânâsızdır ve adanın geleneksel çizgisiyle uyumlu değildir. 

Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinde üçüncü önemli unsur ise kuşkusuz askeri iş birliğidir. Son yıllarda ABD ve Avrupa ülkelerinden istediği desteği alamayan Türkiye, son Eurofighter alımında olduğu gibi, giderek daha yoğun oranda Birleşik Krallık ile iş birliğine yönelmektedir. Bu anlamda, ABD ve Avrupalı devletlerin kaprisleri, Ankara'yı küstürmüş ve İngiltere'ye doğru itmiştir. Londra da, bu fırsatı kaçırmadan Ankara ile ilişkilerini her açıdan geliştirme niyetindedir. Bu iş birliği, KAAN olarak bilinen Türkiye'nin 5. nesil savaş uçağı konusunda da önemli ortaklıklara vesile olabilir.

Son olarak, son aylarda AB'ye dönme yanlısı "Breturn"cülerin sayısındaki artışa rağmen, genel ilke olarak "Küresel Britanya" vizyonu doğrultusunda ilerleyen İngiltere, Türkiye sayesinde Türk dünyası ve Türkiye'nin yakın coğrafyasında Ankara ile birlikte ortak projeler geliştirme ve çeşitli iş birlikleri kurma amacındadır. Bunlar, Londra'nın ekonomik büyümesi ve küresel siyasette ağırlığını koruması açısından gereklidir. 

Tüm bu nedenlerle, iki ülke, stratejik ortaklık konusunda ideal partnerlerdir. Dileğimiz, bu dostluğun derinleşmesi ve Türkiye'nin daha demokratik, İngiliz tipi bir siyasi sistemi benimsemesidir. 

Kapak fotoğrafı: Reuters Connect

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

23 Nisan 2026 Perşembe

Prof. Dr. Ozan Örmeci Daily Sabah Gazetesine Konuştu: Türkiye ve İspanya, Birlikte Hareket Eden İddialı Küresel Sesler Olarak Öne Çıkıyor

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, Daily Sabah gazetesinden Emine Gider'in yazdığı "Türkiye, Spain emerge as aligned voices taking assertive global position" başlıklı köşe yazısı için yazara Türkiye-İspanya ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu. İki ülkenin 2000'lerde başlatılan "Medeniyet İttifakı" girişimi sayesinde, farklı siyasal geleneklerden gelen iktidarlara rağmen dış politikada benzer tepkiler gösterdiğine dikkat çeken Örmeci, iki devletin şimdilerde de İsrail ve ABD'nin Ortadoğu politikasına yönelik olarak insan hakları, uluslararası hukuk ve insancıl hukuk temelinde benzer reaksiyonlar gösterdiğini vurguladı. Aşağıdaki linkten bu makaleyi İngilizce olarak okuyabilirsiniz.