7 Nisan 2026 Salı

Kıbrıs'ta Liderler Arası Görüşmeler Devam Ediyor

 

Giriş

KKTC'de federal çözüme sıcak bakan CTP'li hukukçu ve sosyal demokrat siyasetçi Dr. Tufan Erhürman'ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle yeniden gündeme gelen Kıbrıs barışı girişimleri, henüz resmi müzakereler için uygun koşullar oluşmasa da, liderler arası temas ve görüşmelerle hız kesmeden ilerlemeye devam ediyor. Nitekim Erhürman ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi (resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti) Devlet Başkanı Nikos Hristodulidis, önceki gün (6 Nisan 2026) Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde ara bölgede görüştüler.

6 Nisan Görüşmesi: Güven Arttırıcı Önlemler Gelişme Bekleniyor

Türk basınına göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Khassim Diagne'nin ev sahipliğinde ara bölgedeki Misyon Şefi'nin konutunda yapılan görüşme yaklaşık 1,5 saat sürdü. Görüşmeye dair iki liderden herhangi bir basın açıklaması gelmezken, BM yetkilileri, basın mensuplarına, görüşmenin olumlu geçtiğine dair bilgi verdiler.

Kıbrıs Rum basınında geniş yer eden görüşme, genelde Rumlarca olumlu karşılanırken, Fileleftheros, Politis ve Haravgi gibi Rum basın-yayın organları, ay sonuna kadar iki liderin çabasıyla güven arttırıcı önlemlerde ilerleme kaydedilmesini beklediklerini belirttiler. İki liderin Nisan ayı sonunda yeniden bir araya gelmeleri bekleniyor.

Bu pozitif gelişmeler, Güney Kıbrıs'ta düzenlenen EOKA anma gösterileri ve ikiye bölünmüş durumdaki başkent Lefkoşa'daki Yiğitler Burcu'nda Kıbrıslı Türklere yapılan münferit bazı saldırılarla gölgelenirken, bu olayların geçişlerin serbest olduğu ve ciddi toplumsal gerginliklerin yaşanmadığı adada toplum genelini yansıtan eylemler olmadığının altını çizmek gerekiyor. 

Yeni Geçiş/Sınır Kapılarının Açılması Mümkün

Liderler arası görüşmelerde gündeme gelen güven arttırıcı önlemler konusunda ise, yerinden bilgi aldığım bazı Kıbrıs uzmanları, özellikle müzakerelerin başlaması anlamında olumlu bir sinyal olarak da kabul edilebilecek geçiş kapıları konusunu öne çıkarıyorlar. Cumhurbaşkanı Erhürman'ın da seçildiği günden beri vatandaşların yaşamlarını zorlaştıran bir husus olarak sürekli gündemde tuttuğu bu konu, her iki bölgede yaşayan Rum, Türk ve diğer ülke vatandaşlarının yaşamlarını kolaylaştırabilecek önemli bir gelişme olacaktır.

Bilindiği üzere, halihazırda KKTC-Güney Kıbrıs geçişi 9 sınır kapısından sağlanmaktadır. Bunlar; Lefkoşa'daki Metehan, Ledra Palace ve Lokmacı sınır/geçiş kapıları, Güzelyurt'taki Bostancı sınır/geçiş kapısı, Lefke'deki Aplıç ve Yeşilırmak sınır/geçiş kapıları ve Gazimağusa'daki Akyar, Beyarmudu ve Derinya sınır/geçiş kapılarıdır.

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, başkent Lefkoşa'da Haspolat, Çağlayan ve Akıncılar'da yeni kapıların açılmasıyla toplumlar arası ekonomik ve sosyal ilişkilerin geliştirilmesini ve bunun müzakere sürecine de olumlu yansımasını ummaktadır. Erhürman, bu yaklaşımında haklıdır; zira geçiş kapıları, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların günlük hayatlarını kolaylaştırdığı ve ticareti geliştirdiği gibi, daima Kıbrıs müzakerelerinde çözüm ve barış umudunun arttığı dönemlerde açılmış ve yaygınlaşmıştır. Örneğin, 2004 Annan Planı referandumu öncesinde ilk kez Ledra Palace'tan başlayan geçişler, zamanla giderek yaygınlaşmış ve toplumlar arası ilişkiler gelişmeye başlamıştır. Kıbrıs müzakerelerinde federal çözüm umudunun ivmelendiği Mehmet Ali Talat-Dmitris Hristofyas döneminde Lokmacı başta olmak üzere başka sınır kapıları açılırken, benzer şekilde Mustafa Akıncı-Nikos Anastasiades döneminde de Derinya ve Aplıç kapılarının açılması başarılmıştır. Bu anlamda, yaz aylarında yeniden başlaması beklenen Kıbrıs müzakereleri öncesinde, yeni geçiş kapılarının açılması toplumlara doğru ve güzel bir mesaj olacaktır.

Sonuç

Sonuç olarak, Ortadoğu'nun alev topuna döndüğü sert bir zamanda Kıbrıs müzakereleri konusunda elbette hayalci olmak hatalı olur. Ancak Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayı başarmış ve gelişmiş bir devleti, Soğuk Savaş döneminin geri kalmış küçük bir devleti ile halen aynı standartlarda zannetmek de bence doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım değildir. Elbette Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin haklarının korunması hususunda azami ölçüde dikkat edilmelidir. Zaten Cumhurbaşkanı Erhürman da öne sürdüğü ön şartlarla bu konudaki tavrını belli etmektedir. Ancak bu kadar yüksek oy ve destekle seçilmiş bir Cumhurbaşkanı'nın politikalarını ve girişimlerini engellemeye çalışmak, kuşkusuz Türkiye'ye diplomaside prestij ve saygınlık getirmez. Burada yapılması gereken, blokaj veya engelleme değil, koordinasyon ve uyarı mekanizmasının geliştirilmesidir. Dileğimiz, Kıbrıs Türklerinin özgür, gelişmiş ve tanınan bir devlette yaşamalarıdır. Bunu sağlamak ise, siyasetçiler ve diplomatların görevidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

6 Nisan 2026 Pazartesi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Asya Turu

 

Giriş

2027 yılı Nisan ayında ikinci ve son Cumhurbaşkanlığı dönemi sona erecek olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 9 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde iç siyasetten ziyade dış politikada iz bırakmış bir lider olarak tarihe geçmiştir. Öyle ki, özellikle Avrupa Birliği'nin geleceği ve stratejik özerkliği adına yapmış olduğu uluslararası konuşmalarla hatırlanacak olan Macron, sık sık dış temaslar yaparak ülke içerisindeki sıkıntıları ve kendisine yönelik protestoları unutturmaya ve ülkesini uluslararası siyasetin gündeminde tutmaya çalışmıştır. Bu yazıda, Macron'un 31 Mart-3 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleşen ve Japonya ile Güney Kore'yi kapsayan Asya turu değerlendirilecektir. Bu analiz öncesinde, Fransız reis-i cumhurunun ziyaret frekansları da analiz edilecektir.

Macron'un uluslararası ziyaretleri: AB temelli 'Küresel Güç' olma isteğinin tezahürü

Fransa Beşinci Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) odaklı düşünen ve hareket eden ve liberalizm ve küreselleşme savunusuyla dikkat çeken bir Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçmiştir. Macron, güçlü Avrupacı eğilimlerinin ve AB toplantılarının doğal sonucu olarak, 9 yıllık süreçte en çok (58 defa) AB'nin başkenti kabul edilen Brüksel'i içeren Belçika'yı ziyaret etmiştir. İkinci sırada yer alan Almanya'yı 37 defa ziyaret eden Macron, AB dışında olmasına karşın Avrupa güvenliği açısından kritik konumdaki Birleşik Krallık'ı da tam 13 defa resmi olarak ziyaret ederek bu ülkeye verdiği önemi teyit etmiştir. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne 11'er defa giden 8. Fransız Cumhurbaşkanı, İsviçre'yi 8, İspanya ve Mısır'ı 6, Hollanda, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni 5, Portekiz, Vatikan, Rusya, Çin, Japonya ve Hindistan'ı ise 4'er kez ziyaret etmiştir.

Cumhurbaşkanı Macron'un dış ziyaret frekansı (açıktan koyuya doğru sayı artıyor)

Yukarıdaki haritadan da anlaşılabileceği üzere, Emmanuel Macron, dış ziyaretlerini daha çok Avrupa ülkeleri ve ABD'ye yaparken, Batıcı eğilimlerini sergilemiş; ayrıca Fransız ve AB çıkarları açısından önemli olan bazı Ortadoğu (Mısır, Katar, BAE) ve Asya (Çin, Japonya, Hindistan, Rusya) ülkelerini sık sık ziyaret etmeyi tercih etmiştir. İlginçtir ki, Türkiye'ye hiçbir devlet veya çalışma ziyaretinde bulunmayan Macron, yalnızca 2018'in Ekim ayında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın düzenlediği Suriye özel zirvesine katılmış ve Ankara ile yaşadığı görüş ayrılıklarını ve ülkemizle bozulan ilişkileri net şekilde ortaya koymuştur. Macron, bu Avrupacı ve Batıcı çizgisiyle, bizce, Cumhurbaşkanlığı sonrasında Batılı bir uluslararası kurumda üst düzey görev yapmaya da aday durumdadır.

Macron'un 2026 Asya Turu: Japonya ile sıcak ilişkiler, Güney Kore ile diplomatik ilişkilerinin tesisinin 140. yıldönümünde ilk ziyaret

Asya turuna 31 Mart-2 Nisan 2026 tarihleri arasında 3 gün süren 4. Japonya ziyareti ile başlayan Emmanuel Macron, bu ziyaretinde Japon İmparatoru Naruhito ve ailesini ziyaret etmiş ve Japonya'nın yeni LDP'li Başbakanı Sanae Takaichi ile de bir çalışma yemeği yiyerek ikili ilişkileri değerlendirmiştir. İyi geçen bu temaslar, daha çok medyatik yönleriyle uluslararası basında yer etmiştir.

Macron çifti Japon İmparatorluk Sarayı'nda

Eşi Brigitte Macron ile Japon İmparatoru Naruhito ve eşini 2021 Tokyo Olimpiyatları sonrasında ilk kez ziyaret eden Macron, sembolik görevi olan Japon İmparatoru ile daha ziyade diplomatik nezaket ve kültürel ilişkilere dayalı kısa bir görüşme gerçekleştirmiştir. Macron'un Başbakan Takaichi ile görüşmeleri ise devletler arası ekonomik ve siyasi ilişkileri kapsayan ve İran Savaşı konusunu içeren daha yoğun bir gündeme sahip olsa da, uluslararası basına daha ziyade iki liderin birbirlerine yaptıkları "Dragon Ball" çizgi filmi hareketiyle konu olmuştur. Geçtiğimiz Aralık ayındaki Çin ziyareti sonrasında Macron'un Japonya'ya yaptığı ziyaret, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın teyidi ve Çin'le ilişkileri gerilen Japonya'ya verilen destek anlamında oldukça önemlidir.

Uluslararası siyasetin 'Dragon Ball' gündemi!

Japonya ziyareti sonrasında Güney Kore'ye geçen Macron, burada da Başbakan Lee Jae-myung ile görüşmüş ve Fransa-Güney Kore resmi diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 140. yıldönümünde ilk kez bu ülkeyi ziyaret etmiştir. Bu ziyaret vesilesiyle Paris ile Seul arasındaki ilişkileri enerji, güvenlik ve yapay zekâ alanlarında geliştirmeyi amaçlayan bazı anlaşmalara imza atılmış ve "stratejik ortaklık" görüşü teyit edilmiştir. Emmanuel Macron, ayrıca Güney Kore ziyareti sırasında yine gündem yaratan bazı açıklamalara imza atmış ve 21. yüzyılda Avrupalı devletlerin ABD veya Çin güdümüne girmemek için birlikte üçüncü ve bağımsız bir blok oluşturmaları gerektirdiğini ifade etmiştir. Macron, ayrıca hem Japonya, hem de Güney Kore ziyaretinde İran Savaşı'na değinmiş ve askeri değil, diplomatik yöntemlerin tercih edilmesi noktasında her iki ülkeyle de mutabık olduklarını kaydetmiştir.

Macron ile Lee Jae-myung

Sonuç

Sonuç olarak, önümüzdeki günlerde 2026 NATO Zirvesi için ikinci kez Türkiye'ye gelecek olan Emmanuel Macron, Türkiye-Fransa ilişkilerinin iyi olmadığı bir dönemde görev yapan Avrupacı bir Fransız Cumhurbaşkanı olmuştur. Macron, ilişkilerin daha da bozulmaması adına Cumhurbaşkanı Erdoğan'la diyalog kanallarını açık tutarak ikili ilişkilerde olası bir kopmayı önlese de, ilişkileri geliştirme konusunda pek de başarılı olamamış ve 9 yıllık Cumhurbaşkanlığının özellikle ilk yıllarında Türk-Fransız ilişkileri sürekli krizlerle anılır olmuştur. Son olarak, Nisan ayında Vatikan, Ermenistan ve Kıbrıs'ı ziyaret edecek olan Macron'un demokrasiye verdiği önem nedeniyle Türkiye ile ilişkilere çok sıcak yaklaşmadığı ve dış siyaset ve ekonomik girişimlerinde öncelikle demokratik rejimleri olan ülkeleri tercih ettiği belirtilebilir. Buna karşın, Macron'un ABD-Çin dengesi konusunda yaptığı açılımlar ve yine Avrupa Birliği'nin özerkliği ve kendi savunmasını sağlaması konusundaki girişimleri oldukça önemli ve tarihsel niteliktedir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

5 Nisan 2026 Pazar

Prof. Dr. Ozan Örmeci Anadolu Ajansı Rusça Edisyonuna Konuştu: "İran'ı çevreleyen kriz, Moskova ve Pekin'in stratejik fırsatlarını genişletiyor"

 

Uluslarararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 2 Nisan 2026 tarihinde Anadolu Ajansı Rusça edisyonuna 2026 İran Savaşı'nın Rusya ve Çin'e etkilerini değerlendiren bir röportaj verdi. Marina Mussa imzalı röportaja buradan ulaşabilirsiniz.

4 Nisan 2026 Cumartesi

AB-Avustralya Serbest Ticaret Anlaşması

 

Giriş

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Donald Trump yönetiminin Danimarka Krallığı’na bağlı Grönland’ı kendi topraklarına katmak istemesi, Avrupalı devletlerin dış ticaretlerini olumsuz etkileyen yüksek gümrük tarifeleri uygulamaları ve Avrupalı devletlerin karşı çıktığı İran Savaşı'nı başlatması nedeniyle Washington-Brüksel ekseninde ilişkiler hızla gerilir ve gerilerken, bu süreçte Avrupa Birliği (AB) de hareketsiz kalmıyor ve imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları ile 21. yüzyılda ABD’siz özerk bir yapı olarak da ayakta kalabileceğini ispatlamaya çalışıyor. Bu bağlamda, AB, geçtiğimiz günlerde Mercosur (Güney Amerika Ortak Pazarı) ve Hindistan’la iki önemli serbest ticaret anlaşmasına imza attıktan sonra, Mart 2026 itibariyle Okyanusya kıtasındaki Batılı devletlerden Avustralya ile de önemli bir serbest ticaret anlaşmasına imza attı. Bu yazıda, bu anlaşma ve etkilerini değerlendirmeye çalışacağım.

2026 AB-Avustralya Serbest Ticaret Anlaşması

8 yıl süren kapsamlı müzakerelerin ardından, 24 Mart 2026 tarihinde Avustralya'nın başkenti Canberra'da Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasında imzalanan AB (Avrupa Birliği)-Avustralya serbest ticaret anlaşması, kıta Avrupası ile Okyanusya kıtasının hâkim gücü arasındaki ticareti düzenleyen önemli bir jeoekonomik ve jeopolitik hamle/gelişmedir.

Anthony Albanese ile Ursula von der Leyen

Avrupa Komisyonu resmi internet sitesi, anlaşmanın içeriğini takipçilerine şu şekilde özetlemiştir: Anlaşma;

  • AB'nin Avustralya'ya yaptığı ihracattaki gümrük vergilerinin %99'undan fazlasını kaldıracak,
  • İki taraf arasında kritik hammaddelere erişimi iyileştirecek,
  • Hint-Pasifik ile stratejik bağları güçlendirecektir.

Bu anlaşma, AB'nin küresel ticaret ortaklıklarını çeşitlendirme ve tedarik zincirlerini güçlendirme stratejisinin önemli bir parçası olup, Avustralya ile iş birliği geniş kapsamlı ve güvenlik ve savunma, araştırma ve inovasyon, eğitim, dijitalleşme, iklim ve çevre gibi çok çeşitli alanları kapsamaktadır. AB ve Avustralya, bu anlaşmanın yanında ayrıca bir de Güvenlik ve Savunma Ortaklığı anlaşması imzalamışlardır.

Avrupa Komisyonu verilerine göre, AB ve Avustralya halihazırda yıllık 89,2 milyar euro-avronun üzerinde mal ve hizmet ticareti yapmakta ve bu da AB genelinde 460.000 kişiye istihdam sağlamaktadır. Bu nedenle, ticareti hızlandıracak ve kolaylaştıracak bu anlaşmanın AB ekonomisi üzerinde güçlü ve olumlu bir etki yaratması beklenmektedir. Rakamların ötesinde, anlaşma şunları sağlayacaktır:

  • AB ihracatçıları için yıllık 1 milyar avroya kadar gümrük vergisi tasarrufu,
  • Önümüzdeki on yılda AB yıllık ihracatında %33 düzeyinde artış beklentisi,
  • 2030 yılına kadar AB GSYİH'sinde 4 milyar avroluk beklenen artış,
  • AB şirketlerine istikrarlı ve öngörülebilir kurallar aracılığıyla yasal güvence,
  • Her ölçekteki işletmenin Avustralya'da uzun vadeli büyüme planlamasına yardımcı olmak,
  • Kritik hammaddeler için tedarik zincirlerini güvence altına almak,
  • AB fikri mülkiyetinin korunmasını güçlendirmek sahteciliği ve diğer ihlalleri önlemeye yardımcı olmak.

Avustralya hükümeti ise, anlaşmayı resmi internet sitesinden şu şekilde izah etmiştir: Avustralya ile Avrupa Birliği (AB), 18 Haziran 2018'de serbest ticaret anlaşması  müzakerelerine başlamıştır. Başbakan Anthony Albanese ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in açıkladığı üzere, müzakereler, 24 Mart 2026'da sonuçlanmış ve anlaşmayla taçlanmıştır. Bu kapsamlı, dengeli ve ticari açıdan anlamlı anlaşma, Avustralya ekonomisine genel faydalar sağlayacak ve Avustralyalı ihracatçılar, üreticiler ve nitelikli profesyoneller için önemli yeni fırsatlar yaratacaktır. AB, 2025 yılında nominal GSYİH'si 21,1 trilyon ABD doları olan yaklaşık 450 milyonluk devasa ve yüksek gelirli bir pazardır. Bir blok olarak, Avustralya'nın üçüncü büyük iki yönlü ticaret ortağı ve toplam yabancı yatırımın ikinci büyük kaynağıdır. Anlaşma, hem Avustralya, hem de AB için ekonomik ve stratejik açıdan önemlidir ve Avustralya malları ve hizmetleri için son derece önemli bir pazarda yeni fırsatlar sağlayacaktır. Anlaşma, Avustralya mallarına uygulanan AB gümrük vergilerinin kaldırılmasını sağlayacak ve Avustralyalı ihracatçılara iş yapacakları yer konusunda daha fazla seçenek sunacaktır. Avustralyalı tüketiciler ve şirketler, daha düşük fiyatlarla daha geniş bir ürün yelpazesinden faydalanacaklardır. Serbest Ticaret Anlaşması, Avustralya'nın değerlerini paylaşan küresel bir güç olan AB ile ekonomik ve stratejik ortaklığı daha da güçlendirecektir. Anlaşma, iki ekonomi (taraf) arasındaki uzun süreli bağlara dayanmaktadır ve açık ve şeffaf kurallara dayalı ticarete olan karşılıklı bağlılığın net sinyallerini vermektedir.

Yorum: Batı İttifakı'nın Durumu

21. yüzyılda Çin Halk Cumhuriyeti'nin devam eden ekonomik ve siyasi yükselişi nedeniyle tartışılmaya başlanan Batı üstünlüğü, farklı bileşkeler üzerinden aslında gücünü korumaktadır. Batı ittifakını birkaç katmanda analiz etmek gerekirse; bir dönemler AB'nin kurucu babalarından Jean Monnet'in "demokrasinin cephaneliği" (arsenal of democracy) olarak tanımladığı ABD ve NATO ittifakı, Batı'nın askeri/güvenlik eksenini oluşturmaktadır. Bu temel yapı dışında, elbette, Batı ittifakı içerisinde AUKUS, QUAD, Beş Göz (Five Eyes) ve AB eksenli PESCO, E2I ve SAFE gibi çeşitli farklı güvenlik bileşenleri yer almaktadır. Batı'nın siyasi ve ekonomik unsurlarını ise, G7, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Dünya Ekonomik Forumu ve bu tarz serbest ticaret anlaşmaları oluşturmaktadır. Batı ittifakı, Asya'da yer alan ABD ve Avrupa müttefiki Japonya ve Güney Kore ile Kuzey Amerika'daki Kanada ve Meksika gibi başka bazı etkili devletleri de kapsamaktadır. Bu anlamda, Batı ittifakı içerisindeki anlaşmazlık ve pürüzlere ve ABD'nin son dönemde geliştirdiği NATO'dan ayrılma tehdidine karşın, ittifakın dağılması yakın gelecekte bizce gerçekçi bir senaryo değildir.

Bu mânâda, Avustralya, son yıllarda hem ABD ve Birleşik Krallık gibi tarihsel müttefikleriyle kurduğu AUKUS güvenlik paktı, hem de Avrupa ülkeleriyle geliştirdiği yakın ve dostane ilişkilerle (Avustralya, Eurovision şarkı yarışmasına bile 2015'ten beri düzenli katılım göstermektedir) Batı ittifakının Okyanusya ve Asya-Pasifik'teki önemli bir unsuru haline gelmiştir. Çin'e oldukça yakın ve bu ülkeyle güçlü bağları olan Avustralya, ABD-Çin rekabeti açısından da kritik bir öneme ve konuma sahiptir.

Batı ittifakı, bunun dışında, günümüzde bazı konularda sorunlar yaşamaktadır. Bunların başında, ABD ile AB arasında son dönemde gelişen zıtlaşma bulunmaktadır. Bu, elbette Trump yönetiminin farklı taktikleri ve söylemleriyle alakalı olup, genelde daha da büyük bir krize dönüşmesi ve kalıcı olması beklenmemektedir. Ancak Trump dönemlerinin yarattığı tatsızlık nedeniyle, Brüksel, giderek artan ölçüde stratejik özerklik elde etmeye çalışmakta, bu da Washington-Brüksel hattında ilişkileri germektedir.

Batı ittifakı açısından bir diğer çok ciddi sorun, ABD'nin İsrail'le özel ilişkilerinin diğer müttefikleriyle arasını açmaya başlamasıdır. Her ne kadar demokratik bir devlet olarak Ortadoğu'da varlığını sürdürmek için sert yöntemler benimsemesi kısmen anlaşılır olsa da, İsrail, son yıllarda artık hiçbir uluslararası hukuk ve normu dinlemeyen aşırıcı ve revizyonist bir devlet haline gelmiştir. Gazze'de yaşanan büyük soykırım, bunun en açık ispatı ve insanlığa karşı işlenmiş ciddi bir suçtur. Bu da, Batı dünyasında Türkiye ve İspanya gibi insani ve vicdani değerleri temsil eden ülkeler başta olmak üzere birçok devlette halk ve devlet katında ciddi tepkilere neden olmaktadır.

Batı dünyası açısından üçüncü ciddi sorun ise ülkemiz Türkiye ile ilişkilerdir. Türkiye'nin AB ile tam üyelik vizyonu gelişemeyen sorunlu ilişkileri, güçlü tarihsel, ekonomik ve kültürel bağlara karşın, Ankara'nın tam bir Avrupalı devlet olmasını engellemektedir. Bu bağlamda, Kıbrıs Sorunu, Yunanistan'la ilişkiler ve Avrupa'da Müslüman Türklere yönelik küçümseyici yaklaşımlar en temel sorunlardır. Türkiye, ABD ile de İsrail ve Yunanistan'la ilişkiler başta olmak üzere Müslümanlara yaklaşım gibi konular üzerinden bazı sorunlar yaşamakta ve tam anlamıyla bir ABD muhibi de olamamaktadır. Bu anlamda, "Batı'nın çirkin ördeği" durumundaki Türkiye, farklı ve zor bir müttefik olarak Rusya ve Çin'le yakın ilişkiler kurarak Batı'daki konumunu korumaya çalışmaktadır. Ancak bu, zaman zaman oldukça zor ve riskli hale gelebilmektedir.

Sonuç olarak, Avustralya-AB serbest ticaret anlaşması, Batı ittifakının halen devam eden stratejik bütünleşme çabasının bir sonucu olup, 21. yüzyılı şekillendirecek çok önemli bir hamledir. Türkiye de, mutlaka Batı'nın ekonomik ve siyasi kurumlarına dahil olmalı ve yaşam standartları ile insan hakları, hukuk devleti ve demokrasinin dünyada uzak ara en gelişmiş olduğu bu İttifakı tercih etmelidir. Zira diğer alternatifler oldukça riskli ve bizim çağdaş değerlerimize uzaktır... 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

2 Nisan 2026 Perşembe

Prof. Dr. Ozan Örmeci, ABD-İran Eksenli Gelişmeleri A Haber'de Yorumladı

 

Uluslarararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 2 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan "Ajans Bugün" programında Haktan Uysal'ın konuğu oldu ve ABD-İran eksenli gelişmeleri yorumladı.


A Haber haber linki 1 - https://www.ahaber.com.tr/video/gundem-videolari/the-economisten-cin-eksenli-kapak