24 Nisan 2026 Cuma

Türkiye-Birleşik Krallık İlişkilerinde Olumlu Sinyaller


Giriş

Ortadoğu'daki sıcak gündem nedeniyle gözden kaçan önemli bir gelişme, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan fakat NATO'da önemli roller üstlenen iki Batılı devletin, yani Türkiye ile Birleşik Krallık'ın imzaladıkları, daha doğrusu güncelledikleri Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi oldu. Bu yazıda, bu anlaşma temelinde Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerindeki güncel eğilimleri mercek altına alacağım.

Bakan Fidan'ın Londra Seferiyle Güncellenen Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi

Dün (23 Nisan 2026), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Bakanı Yvette Cooper arasında Londra’da imzalanan antlaşma, BBC'nin haberine göre, taraflar arasındaki mevcut stratejik ortaklığı pekiştirmeyi ve yakın diyalogla güçlenen iş birliğinin kapsamını genişletmeyi amaçlıyor.

T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanı Yvette Cooper ile Londra’da (23 Nisan 2026)

Antlaşmanın akdi sonrası basına bilgi veren Türk ve İngiliz taraflarının ortak açıklamasında, "Bugün Londra'da imzalanan Türkiye-Birleşik Krallık Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi, tarihi bir dostluğa, mükemmel düzeyde ikili ilişkilere sahip, Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarına yönelik güçlü iradeleri dahil çok çeşitli uluslararası meseleler ve küresel sınamalar hakkında ortak bakış açısını paylaşan, NATO müttefiki ve stratejik ortak olan ülkelerimiz arasında diyaloğu ve iş birliğini güçlendirmek için sağlam bir temel teşkil etmektedir." ifadelerine yer verildi. Ayrıca açıklamada, küresel ölçekte çok kutuplu ve parçalanmış uluslararası düzene doğru geçişin hızlanmasının Türkiye ve Birleşik Krallık'ı artan riskler dönemine soktuğu belirtilerek, "Güvenliğimizin ve kolektif savunmanın temel taşı olan NATO'nun siyasi ve askeri önemi artmıştır. NATO'nun Stratejik Konsepti'nin yanı sıra temel görevlerinden caydırıcılık ve savunma, Avrupa-Atlantik güvenliğini sağlamada işbirliğimizin temelini oluşturmaya devam edecektir. Güçlü Transatlantik ilişkiler, Avrupa'da barış ve istikrar için vazgeçilmezdir." ifadeleri kullanıldı.

Özellikle Türkiye basınında genişçe yer verilen antlaşma, genelde müspet bir gelişme olarak lanse edildi. Örneğin, konu hakkında bir analize yer veren devletin resmi kurumu Anadolu Ajansı (AA), Türkiye'nin NATO müttefiki ve stratejik ortağı olan Birleşik Krallık ile ikili ilişkilerinin, başta ticaret, yatırım ve savunma sanayisi olmak üzere her alanda olumlu bir mecrada ilerlediğini vurguladı. Diplomatik konularda önemli bilgiler veren bağımsız gazeteci Murat Yetkin ise, blog yazısında, eskinin süper gücü olan Birleşik Krallık'ın günümüzde daha sınırlı olan kapasitesi ve AB ve ABD ile yaşadığı sorunlar temelinde Ankara ile ilişkilerine büyük kıymet verdiğini vurgulayarak, anlaşmayla Ankara ve Londra arasında dışişleri, savunma ve istihbarat alanlarında düzenli koordinasyon sağlayacak bir yapının oluşturulduğunu yazdı.

Analiz

Temelleri Tony Blair'in Başbakanlığı döneminde atılan ve uzun süren Muhafazakâr Parti iktidarı dönemlerinde de güncellenen Ankara-Londra Stratejik Ortaklık Çerçevesi, günümüzde Keir Starmer ve İşçi Partisi (Labour) iktidarında da güçlenerek devam etmektedir. İki ülkeyi bir araya getiren faktörlerin başında, Avrupa Birliği ile yakın ilişkilerine karşın Birliğe dahil olmamış olmaları gelmektedir. Türkiye, 1999'dan beri devam eden üyelik sürecinde giderek Brüksel'den ümidi keserken, Londra da 2016 Brexit referandumu ile başlayan süreçte nihayet 2020 yılı başında AB'den ayrılmayı başarmıştır. Bu iki devlet, bu anlamda AB ile stratejik ilişkilerde birçok konuda iş birliği yapmaya uygun durumdadır.

Bir diğer önemli konu ise hiç şüphesiz Kıbrıs'tır. İngiltere'nin Kıbrıs adasının yaklaşık yüzde 3'ünü kapsayan egemen askeri üsleri ve garantör statüsüyle etkisini sürdürdüğü Kıbrıs'ta, son dönemde yaşanan bazı gelişmeler her iki devleti de tedirgin etmektedir. Türkiye'nin etkili olduğu KKTC tarafında son aylarda federasyon ve Rumlarla birleşme görüşünün çok güçlenmesi Kıbrıslı Türklerin on yıllardır yaşadıkları izolasyon nedeniyle bir ölçüde anlaşılabilir bir durumken, Kıbrıs Rum Kesimi'nde hiçbir neden yokken egemen İngiliz toprağı statüsündeki İngiliz askeri üslerine yönelik protestolar hayra alamet değildir. Zira her iki devlet de adadaki statülerini Londra ve Zürih antlaşmaları gibi kurucu metinlerden alan yasal güce dayanmakta ve işgalci konumda bulunmamaktadırlar. Hatta bu bağlamda hatırlatmak gerekir ki, garantör devletlerin kabul etmemesi durumunda Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği dahi tartışmaya açık bir konu hâline gelir. Bu bağlamda, Güney Kıbrıs'ta son dönemde artan milliyetçi ve Türkiye ve İngiltere karşıtı eğilimler mânâsızdır ve adanın geleneksel çizgisiyle uyumlu değildir. 

Türkiye-Birleşik Krallık ilişkilerinde üçüncü önemli unsur ise kuşkusuz askeri iş birliğidir. Son yıllarda ABD ve Avrupa ülkelerinden istediği desteği alamayan Türkiye, son Eurofighter alımında olduğu gibi, giderek daha yoğun oranda Birleşik Krallık ile iş birliğine yönelmektedir. Bu anlamda, ABD ve Avrupalı devletlerin kaprisleri, Ankara'yı küstürmüş ve İngiltere'ye doğru itmiştir. Londra da, bu fırsatı kaçırmadan Ankara ile ilişkilerini her açıdan geliştirme niyetindedir. Bu iş birliği, KAAN olarak bilinen Türkiye'nin 5. nesil savaş uçağı konusunda da önemli ortaklıklara vesile olabilir.

Son olarak, son aylarda AB'ye dönme yanlısı "Breturn"cülerin sayısındaki artışa rağmen, genel ilke olarak "Küresel Britanya" vizyonu doğrultusunda ilerleyen İngiltere, Türkiye sayesinde Türk dünyası ve Türkiye'nin yakın coğrafyasında Ankara ile birlikte ortak projeler geliştirme ve çeşitli iş birlikleri kurma amacındadır. Bunlar, Londra'nın ekonomik büyümesi ve küresel siyasette ağırlığını koruması açısından gereklidir. 

Tüm bu nedenlerle, iki ülke, stratejik ortaklık konusunda ideal partnerlerdir. Dileğimiz, bu dostluğun derinleşmesi ve Türkiye'nin daha demokratik, İngiliz tipi bir siyasi sistemi benimsemesidir. 

Kapak fotoğrafı: Reuters Connect

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

23 Nisan 2026 Perşembe

Prof. Dr. Ozan Örmeci Daily Sabah Gazetesine Konuştu: Türkiye ve İspanya, Birlikte Hareket Eden İddialı Küresel Sesler Olarak Öne Çıkıyor

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, Daily Sabah gazetesinden Emine Gider'in yazdığı "Türkiye, Spain emerge as aligned voices taking assertive global position" başlıklı köşe yazısı için yazara Türkiye-İspanya ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu. İki ülkenin 2000'lerde başlatılan "Medeniyet İttifakı" girişimi sayesinde, farklı siyasal geleneklerden gelen iktidarlara rağmen dış politikada benzer tepkiler gösterdiğine dikkat çeken Örmeci, iki devletin şimdilerde de İsrail ve ABD'nin Ortadoğu politikasına yönelik olarak insan hakları, uluslararası hukuk ve insancıl hukuk temelinde benzer reaksiyonlar gösterdiğini vurguladı. Aşağıdaki linkten bu makaleyi İngilizce olarak okuyabilirsiniz. 

21 Nisan 2026 Salı

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın 2026 ADF Konuşması

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin (kısaca ABD) Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak görev yapan ve aile köklerinin Lübnan’a dayanması nedeniyle Ortadoğu bölgesine özel bir ilgi besleyen Amerikalı iş insanı ve diplomat Thomas J. Barrack (kısaca Tom Barrack), geçtiğimiz günlerde Antalya'da düzenlenen 2026 yılı 5. Antalya Diplomasi Forumu'nda (kısaca ADF) önemli bir konuşma yapmıştır. Daha önce de Ortadoğu ülkelerinde monarşik yönetimlerin daha başarılı olduğu, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki sorunların daha ziyade retorik düzeyde kaldığı ve Türkiye ile İsrail arasında yakın bir iş birliğinin başlayacağı yönündeki açıklamalarıyla sansasyon yaratan ve tepki toplayan Amerikalı Büyükelçi, bu konuşmasıyla da yine yankı yaratmış; Türkiye'de anamuhalefet partisi CHP'nin lideri Özgür Özel tarafından "persona non grata" (istenmeyen adam) ilan edilmesi talep edilmiştir. Bu yazıda, Barrack'ın bu konuşması özetlenecektir. 


Açık sözlülüğüyle bilinen ABD Büyükelçisi, Antalya'daki konuşmasında da yine gündem yaratan ilginç sözler söylemiştir. Konuşmasının ilk bölümünde Lübnan sorununa değinen ve Hizbullah'ın Batı dünyasında bir terör örgütü olarak kabul edildiğini vurgulayan Barrack, Lübnan İç Savaşı'na son veren Taif Antlaşması'na da değinmiştir. Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda İran'ın verdiği desteğin altını çizen Amerikalı diplomat ve iş insanı, bu sorunun askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini belirtmiş ve İbrahim Anlaşmaları'nın önemini vurgulamıştır. Bölgedeki tek güçlü ekonomi olan Türkiye'nin uluslaşma bağlamında da bölgedeki istisnai bir başarı örneği olduğunu düşünen Tom Barrack, Türkiye'nin başarısından yola çıkarak ekonomik başarı ve refahın istikrarsızlığı önlemedeki kilit unsur olduğu görüşünü işlemiştir. Ayrıca dini özgürlüklerin önemini vurgulayan Amerikalı diplomat, bu konuda herhangi bir kısıtlama olmaması gerektiğini belirterek, dini özgürlüklerin de devletlerin istikrarına katkı sağladığını ifade etmiştir. 

Konuşmasında askeri yöntemler ve savaşların bölgede yeni çatışma ve savaşlara neden olacağı görüşünü işleyen Tom Barrack, buna karşın Ortadoğu bölgesinde "güç" olgusunun çok önemli olduğunu söylemiş ve Suriye örneğinden yola çıkarak bu bölgede zayıflığın kabul görmediğini iddia etmiştir. Ahmed Şara'nın farklı görüşleri ve radikal geçmişine rağmen "güçlü adam" algısıyla ülkesi Suriye'de görece istikrarlı bir yönetim kurabildiğine dikkat çeken Barrack, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da güçlü bir lider olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda daha önce de tartışma yaratan Türkiye ile İsrail arasındaki sorunların daha ziyade retorik (söylemsel) olduğu yönündeki görüşünü tekrarlayan Amerikalı konuşmacı, Türkiye'de işlenen Büyük İsrail projesi veya İsrail'de işlenen Yeni Osmanlı iddiasının ekonomik gerçeklerle bağdaşmadığını açıklamaktadır. Birçok kritik metanın Doğu-Batı temelli olarak ulaşımı/taşınması bağlamında Türkiye, İsrail, Suriye ve Körfez ülkelerinin aynı cephede olduğunun altını çizen Amerikalı deneyimli devlet adamı, bu nedenle zaman içerisinde Ankara ile Tel Aviv (Kudüs) arasındaki polemiklerin azalacağını ve iş birliğinin artacağını ifade etmiştir. 

Daha sonra Türkiye'nin asla uğraşılmayacak güçlü bir devlet olduğunu anımsatan Tom Barrack, Körfez ülkelerinin de iyiliksever monarşi (benevolent monarchy) modeliyle diğer bölge ülkelerine kıyasla özellikle ekonomide çok başarılı olduklarını vurgulamıştır. Kendisine yöneltilen sert eleştirilere rağmen dürüst konuşmak gerekirse, Ortadoğu bölgesinde başarılı olan tek yönetim modelinin güçlü liderler (monarşiler veya seçim yoluyla başa geçen karizmatik liderler) olduğunun altını çizen Barrack, Arap Baharı sürecinde bölgeyi demokratikleştirmeye yönelik girişimlerin sonuçsuz kaldığını anımsatmıştır. Bu bağlamda, İsrail'in bölgedeki Körfez ülkeleri gibi iyi işleyen monarşiler ve Türkiye ile Suriye gibi güçlü liderler tarafından köklü medeniyetlerle iş birliğinin bölge halklarına istikrar ve refah getireceğini düşünen/uman Amerikalı diplomat, Müslümanlarla Yahudilerin tarihsel olarak hiçbir sorunlarının olmadığını da sözlerine ekleyerek geleceğe dair ılımlı mesajlar ve pozitif sinyaller vermiştir. Bu görüşlerini İsrailli muhataplarına da daima ilettiğini söyleyen Amerikalı diplomat, bölgedeki istikrarı sağlayacak kritik unsurun ekonomik başarı (refah) olduğunu bir kez daha dile getirmiştir.

Konuşmasının sonraki bölümünde soru üzerine Gazze krizine odaklanan Ekselansları Tom Barrack, Gazze'nin geleceği için oluşturulan uluslararası güce Türkiye'nin katılmasının İsrail açısından çok faydalı olacağını düşünmekte ve Türkiye'nin Hamas'ı terör örgütü olarak kabul etmemiş olmasının bölgedeki istikrarı sağlamak açısından Ankara'ya, Tel Aviv'e ve diğer başkentlere çeşitli avantajlar sağlayacağını düşünmektedir. Bu bağlamda ABD'nin İran'da askeri açıdan büyük bir zafer kazandığı İran Savaşı'nı örnek olarak vurgulayan Barrack, ülkesinin havada ve denizde sağladığı üstünlüğe karşın İranlıların kalplerini kazanamadığı için nihai bir zafer kazanamadığını belirterek, Türkiye'nin Hamas ve Filistinlilerle kurduğu yakın ilişkilerin bölge istikrarı açısından bir kaldıraca dönüşebileceğini ifade etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve başta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan olmak üzere tüm ekibinin Başkan Trump'a Gazze ateşkesi (Gazze barış planı) konusunda daima yardımcı olduğunu anlatan Amerikalı diplomat, 7 Ekim saldırısı öncesinde Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerinin çok iyi seviyede olduğunu da sözlerine eklemiştir.

Değerlendirme

ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın 2026 ADF konuşması, önceki iyimser yaklaşımlarını sürdüren yapıcı bir konuşma olmuştur. Konuşmanın bu kadar tepki çekmesi oldukça gariptir; zira Amerikalı diplomat konuşmasında sürekli olarak Türkiye'yi övmüş, Türkiye'nin bölgesel istikrar için kilit bir aktör olduğunu vurgulamış ve bu bağlamda adeta üstü kapalı olarak İsrail yönetimini eleştirmiştir. Barrack'ın bölgede ancak güçlü liderlerin iş yapabildiği görüşü de, bizce Müslümanlara yönelik bir hakaret olarak kabul edilmemelidir. Zira Türkiye gibi bölgenin her açıdan en gelişmiş ülkelerinden biri olan bir devletin tarihinde bile başarı figürleri Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Milli Şef İsmet İnönü ve 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü liderler var ise, bu, bölgede güçlü liderlerin başarılı olabildiği görüşünün o kadar da temelsiz ve abartılı kabul edilmemesi gerektiğini gösterir. Ancak elbette Türkiye'nin de Avrupalı devletler gibi tam anlamıyla demokratik bir devlete dönüşümünü talep etmek buna bir engel değildir. Dileğimiz, Türkiye'nin tüm bölge devletleriyle iyi ilişkiler kurması ve savaşların bir an önce sona ermesidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

19 Nisan 2026 Pazar

Prof. Dr. Ozan Örmeci İran-ABD Diplomasisindeki Güncel Gelişmeleri A Haber'de Yorumladı

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 19 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan "Ajans Hafta Sonu" programında Merve Özkan'ın konuğu olarak ABD-İran hattındaki güncel gelişmeleri yorumladı. 

18 Nisan 2026 Cumartesi

Prof. Dr. Ozan Örmeci'den Yeni Ders: "Uluslararası Örgütler ve Diplomasi"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 18 Nisan 2026 tarihinde Rumeli Üniversitesi'nde RUBASAM Diplomasi Bilimi ve Uygulamaları Sertifika Programı kapsamında "Uluslararası Örgütler ve Diplomasi" konulu özel bir ders verdi. Aşağıda bu dersle ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sunum (ppt)