27 Eylül 2026 Pazar

Prof. Dr. Ozan Örmeci'den Yeni Kitap: Tüm Yönleri İle 45. ve 47. ABD Başkanı Donald Trump

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci'nin ABD Başkanı Donald Trump'ın hayatı, siyaset tarzı, Trumpizm adı verilen siyasi akım, Trump'ın birinci ve ikinci Başkanlığı döneminde ABD iç politikasında yaşananlar ve yine aynı dönemde Amerikan dış politikasında yaşanan önemli olayları incelediği yeni kitabı Tüm Yönleri ile 45. ve 47. ABD Başkanı Donald Trump, Sayda Kitap tarafından yayımlandı. 429 sayfalık kitapta, Trump fenomenin temel gerekçeleri önemli düşünürler ve akademisyenlerin görüşleri doğrultusunda açıklanmaya ve ABD'nin geleceğine dair çıkarımlarda bulunulmaya çalışılıyor. Örmeci, eserini, "10 yıllık bir araştırmanın ürünü" olarak takdim ederken, kitap hakkındaki temel bilgilere ve bazı bölümlere aşağıdaki linklerden ulaşmanıza imkân sağlıyor.

Kitap kapağı

Kitaptan bazı bölümler;

Kapak

Arkalı önlü kapak

İçindekiler

Yazar sayfası

Önsöz

Sonuç

Kitap hakkında yazarın çektiği tanıtım videosu 

Kitap kısa tanıtımı

Kitabı satın alabileceğiniz linkler;

26 Eylül 2026 Cumartesi

Siber Savaş ve Siber Silahlar

 

Siber Güvenlik çalışmaları ve literatüründe gelişmekte olan çok stratejik bir araştırma konusu da “siber savaş” olgusu ve “siber silahlar”dır. Bu yazıda, genç okurlarımızı bilgilendirmek adına, bu konuda giriş niteliğinde bir derlemeye yer verilecektir. Yazıdaki bilgiler büyük ölçüde Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu ile Mustafa Şenol editörlüğünde hazırlanan Siber Güvenlik ve Savunma: Problemler ve Çözümler adlı kitaptan derlenmiştir.[1]

Devletler arası mücadelenin giderek daha sert ve çetin bir hale geldiği, Birleşmiş Milletler’in kurumsal yapısının ve uluslararası hukuk kararlarının tartışılır olduğu ve sol ve liberal ideolojilerin zayıflaması nedeniyle iktidara gelen sağ ve aşırı sağ hükümet ve liderlerin ülkelerini ve toplumlarını giderek daha çatışmacı bir siyasete sürüklediği 21. yüzyılda, siber alanda da devletler arasında amansız bir mücadele yaşanmaya başlamıştır. Ülkeler/devletler, klasik yöntemlerle birbirlerinin askeri yapılarına, ekonomilerine, stratejik tesislerine, önemli vatandaşlarına ve üst düzey yetkililerine zarar vermeye çalıştıktıkları gibi, siber alanda da giderek daha organize şekilde birbirlerinin kuyusunu kazmaktadırlar.

Bu bağlamda önem kazanan “siber güvenlik” olgusu ise, “siber tehdit”lerin seviyesini 1’den 5’e kadar uzanan bir skalada değerlendirilen geleneksel bir güvenlik yaklaşımına sahiptir. Bu doğrultuda, 1. ve en alt seviyede kabul edilen “siber vandalizm” olayları, küçük saldırgan gruplar tarafından genelde ülke içerisinde kendi vatandaşlarına yönelik olarak gerçekleştirilen itibarsızlaştırma ve zarar verme amaçlı saldırılardır. Bu gibi saldırılar, genelde ülkemizde olayların çokluğu nedeniyle zaman zaman cezası kalabilmektedir. 2. derecedeki daha ciddi suçlar, “siber hırsızlık” olarak nitelendirilebilecek ve genelde siyasi/ideolojik ya da ekonomik sebeplerle çeşitli bireylere veya kurumlara yönelik saldırılardır. Bu gibi saldırılar, maddi zarara yol açtığı ve organize yapıldığı için, birçok ülkede ciddi cezalarla yaptırıma uğratılmaktadır. Ancak bu tip saldırılarda genelde stratejik siyasi hedefler güdülmemekte ve kişisel sebeplerle bazı birey veya kurumlara saldırılmaktadır. 3. derecedeki suçlar, “siber infaz” veya “gözetleme” adı verilen ve genelde profesyonel suç örgütleri veya yabancı istihbarat kuruluşları tarafından gerçekleştirilen ve devlete, devlet kurumlarına veya önemli devlet-dışı kurumlara ve üst düzey gizli veya açık görev yapan stratejik açıdan kıymetli bireylere saldırı amacıyla büyük verilerin toplanmasına dayalı saldırılardır. Bunun daha ileri versiyonu olan “siber sabotaj” veya “siber casusluk” ise, tamamen profesyonel istihbarat gruplarınca bilinçli ve planlı şekilde organize edilen ve ülkelerin özel öneme haiz kurumlarına ve yapılarına yapılan ve genelde stratejik bilgi elde etme amaçlı ciddi saldırıları içeren yüksek nitelikli suçlardır. Bu gibi suçlar, ülke içerisinde çok ciddi cezalara neden olan ve devletler arası ilişkilerde de fiili çatışmaları körükleyebilecek kadar stratejik açıdan üst düzeyde sonuçlara yol açabilecek eylemlerdir. Beşinci ve en ciddi “siber suç” veya “siber tehdit” türü ise, “siber savaş” adı verilen ve karşı hedefin stratejik altyapısını yok etmeye yönelik sofistike terör örgütleri veya profesyonel istihbarat teşkilatınca yapılan organize saldırılardır. Bu gibi saldırılar, siber güvenlik uzmanlarının asıl konusu olmaktadır.

Savaş, aynı barış gibi insanoğlunun en eski ve köklü kavramlarından ve gerçeklerinden birisidir. Uluslararası İlişkiler disiplinindeki Realizm (Gerçekçilik) ekolü, savaşı insan doğasının doğal sonucu olarak görür ve yazılı tarihte neredeyse savaşsız geçen hiçbir yıl olmamasını buna dayanak olarak gösterir. Hakikaten de, tarih boyunca, insanlar ve devletler, farklı motivasyonların etkisiyle (şan/şöhret, para, stratejik kazanım, hasım devlete yönelik ideolojik veya etnik/dini nefret, kızışan rekabet vs.) başka toplum ve devletlere yönelik hasmane tutumlar içerisine girebilmişlerdir. Ancak kuşkusuz, ilişkilerin daha sorunsuz olduğu dönemler de olmuştur. İlginçtir ki, bu gibi dönemler, genelde refahın daha yüksek seviyede olduğu, silahlanmanın azaldığı ve hukuki/diplomatik ilerlemenin sağlandığını dönemlerdir.

Günümüzde siber alanda da bu genel mantık geçerlidir. Devletler, kendileri açısından tehlikeli gördükleri devletlere, kurumlara ve hatta kişilere yönelik itibarsızlaştırma kampanyaları, saldırılar vs. düzenleyebilmekte ve bu durum uluslararası hukuk alanındaki eksiklikler nedeniyle hızla yaygınlaşmaktadır. Örneğin, ABD ile İsrail’in nükleer programı, uzun menzilli füze programı ve rejiminin Batı karşıtı katı ideolojik yapısı nedeniyle tehdit kapsamında değerlendirdiği İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik Stuxnet saldırıları, geçmişte büyük ses getirmiş bir siber savaş eylemidir. Bu tarz olaylarda saldırganın kimliğini tespit etmenin zor olduğu bilinse de, bu saldırının genelde İsrail menşeli olduğu görüşü literatürde hâkimdir. Siber savaş eylemleri ve saldırılarda, devletler, devletlerin bazı stratejik kurumları, devlet-dışı aktör olmasına rağmen devlete hizmet eden bazı kuruluşlar ve yine stratejik açıdan etkili/önemli bireyler hedef seçilebilmektedir.

Bu tarz saldırılarda kullanılan unsurlara ise “siber silah” adı verilmektedir. Bu gibi profesyonel grupların organize ettiği saldırılarda, istihbarat operasyonlarına benzer şekilde, öncelikle uzun bir sürece yayılacak şekilde “keşif” aşaması yapılmakta ve saldırıyla hedeflenen “etki” belirlenmektedir. Bu tarz saldırılarda, istenen gizli bir bilginin elde edilmesi, hedeflenen bir kişi ya da kurumun itibarsızlaştırılması/etkisizleştirilmesi, hasım tarafın stratejik altyapısına zarar verilmesi gibi farklı stratejik amaçlar güdülebilmektedir. Ancak bu noktada şunu da belirtmek gerekir; kamusal bir kimliği ve repütasyonu olan bir akademisyen/entelektüel/gazetecinin çeşitli devlet, kurum ya da kişilere yönelik ilkesel eleştirileri bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Bunlar, yasal yollara ve ispatlanabilir bilgilere dayalı olduğu sürece, daha ziyade kamusal faydayı korumak amacıyla yapılmış kapsamında değerlendirilebilir. Ancak yasadışı yollara tevessül ediliyor ya da sistematik şekilde saldırılar organize ediliyorsa, kuşkusuz, bu, daha yakından incelenmesi gereken bir duruma işaret eder.

Yüksek etkili bazı siber silahlar ise şöyle sıralanabilir:

Night Dragon: Windows işletim sisteminin açıklarından faydanılarak yapılan bu tarz saldırılar, geçmişte 2009 yılında küresel petrol ve doğalgaz şirketlerine yönelik icra edilmiştir.

Stuxnet: İran’daki Natanz nükleer santraline zarar verme amacıyla 2010’da yapılan bu saldırılar, tarihte ilk kez bir devletin kritik altyapısına ciddi zarar vermiş bir siber saldırı olarak tarihe geçmiştir. Stuxnet, çeşitli mekanizma ve işlevselliklere sahip geniş ve karmaşık bir solucan parçası olup, çıkarılabilir sürücüler ile kendini çoğaltabilme, güncelleyebilme, LAN ortamında yayılabilme ve uzak sistemlerde çalıştırılabilme özelliklerine sahiptir. Nitekim virüs, bir USB aracılığıyla Natanz tesislerindeki bilgisayarlara bulaştırılmış ve kendini kopyalayarak çoğalmış ve tesislere zarar vermiştir.

Duqu: Stuxnet’ten yaklaşık 1 yıl sonra Ekim 2011’de Budapeşte’deki bir laboratuvarda keşfedilen Duqu, Stuxnet’e benzer şekilde kendini çoğaltabilen, ancak fiziksel hasara neden olmaktan çok bilgi toplamaya yönelik siber casusluk amacı güden bir zararlı yazılımdır.

Flame: 2012 Mayıs ayında tespit edilen Flame, Ortadoğu ülkelerini hedef alan ve bilgi toplama amaçlı bir siber savaş enstrümanıdır. Yıllardır aktif olduğu tespit edilen yazılım, Windows tabanlı sistemlere saldırarak bilgi sızdırmayı amaçlamıştır.

Red October: 2012 Ekim’inde Kaspersky Labs tarafından duyurulan Kırmızı Ekim, kurumlardan bilgi ve belge çalmak amacıyla oluşturulmuş bir zararlı yazılımdır. Saldırılar, MS Office ve Excel dosyalarının ekli olduğu “spear phishing” e-postaları aracılığıyla gerçekleştirilmiş ve Word, Excel ve PDF görüntüleyicideki güvenlik açıklarından yararlanmak üzere tasarlanmıştır.

Gauss: Yine 2012 yılı içerisinde Kaspersky Labs tarafından keşfedilen Gauss, yine Ortadoğu ülkelerini hedef alan ve Flame’e benzer bir kötücül yazılımdır. İsrail ve Lübnan’a karşı saldırılarda etkili olan yazılım, Microsoft Windows işletim sisteminin Xp, Vista ve 7n sürümlerini hedef almıştır.

Black Energy: Siyah Enerji, 2015 yılında Ukrayna’da keşfedilen ve Ivano-Frankivsk bölgesindeki enerji santrallerini hedef alan sofistike kötücül bir yazılım olarak tarihe geçmiştir.

Bu tarz siber saldırı silahları, artık bir sektör haline de gelmeye başlamıştır. Birçok önemli yazılım ve teknoloji şirketi, bu alanda da hem kendi ürünlerini koruyabilmek, hem de saldırı amacıyla yazılımlar geliştirmekte ve bunları ticari ve siyasi amaçlarla pazarlayabilmektedirler. Bu alanda savunma silahlarına yönelik ilgi daha büyükken, saldırı silahlarına da ilgi duyan devletler ve gruplar bulunmaktadır. Son yıllarda artan savunma harcamalarına paralel olarak siber güvenlik alanında da harcama ve yatırımlar artmaktadır. NATO’nun geçtiğimiz yıl kararlaştırdığı “Lahey Taahhüdü” ile, ilerleyen yıllarda bu alanın daha da gelişmesi beklenmektedir. Bu alanın özellikle Batı dünyasında daha da önem kazanacak olmasının bir diğer nedeni de, Rusya, Çin, Kuzey Kore, İran, Venezuela gibi devletlerin bu konuda Batılı ülkelere yönelik gerçekleştirdikleri saldırılardır.

Sonuçta, siber güvenlik alanının en stratejik boyutu olan siber savunma ve siber saldırı araçları, siber savaş kapsamında artık geleneksel savaş konseptini değiştirebilecek ölçüde etkili ve önemlidir. Bu alanı sosyal medya diye küçümsemek ise, kuşkusuz hem dünyanın gidişatını anlayamamak, hem de ülkeyi savunmasız bırakmak demektir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] Kitap, buradan satin alınabilir. Bakınız; https://www.nadirkitap.com/siber-guvenlik-ve-savunma-problemler-ve-cozumler-seref-sagiroglu-mustafa-senol-kitap40256617.html.

24 Eylül 2026 Perşembe

UN Reform?

 

This week, many world leaders who traveled to New York City for the United Nations' 81st General Assembly sessions said the United Nations (UN) needs reform. Several leaders—most notably Turkish President Recep Tayyip Erdoğan—criticized the UN Security Council's five permanent members*, arguing that this arrangement fails to create an equitable and fair order. Argentine President Javier Milei went even further, emphasizing that the UN is a dysfunctional organization that serves no useful purpose. So, what concrete proposals exist for reforming the UN—an institution no one is satisfied with? It is worth examining this matter now.

1. The UN80 Initiative and Three Key Areas of Work: The most current and primary reform project currently underway is the UN80 Initiative, launched by Secretary-General António Guterres to mark the UN's 80th anniversary. Aiming for a systemic restructuring, this project has moved from the "diagnosis phase to the design and implementation phase."

The initiative aims to help the UN operate more cost-effectively and focus more on results amid global budget cuts and financial vulnerabilities. Efforts are underway across three main workstreams:

A-) Secretariat Efficiency and Bureaucracy Reduction: The goal is to eliminate red tape within the UN Secretariat's administrative machinery. Under this initiative, the revised budget has led to a 21-20% reduction in Secretariat staff positions, and 11 separate support teams in New York have been merged into a single shared administrative platform. Additionally, thousands of posts in high-cost locations are being relocated to lower-cost regions.

B-) Streamlining the Mandate System: Over the years, the UN has added new responsibilities but rarely terminated outdated mandates. The landmark General Assembly Resolution 80/251 introduced a new discipline on mandates. Thanks to the newly established "Mandate Registry", over 40,000 resolutions have been made searchable, resulting in a 30% reduction in mandate references across the Secretariat.

C-) Structural and Programmatic Reorganization: Merging entities with overlapping roles is on the agenda. For instance, effective January 1, 2027, and subject to UN General Assembly approval, UNSSC and UNITAR will be merged into a single entity named the UN Institute for Talent and Learning Innovation (UNICLI). Similarly, plans are in place to consolidate climate and environment units, human rights bodies, and certain humanitarian aid agencies.

2. Operational Reform Projects in Crisis Zones: In a polarized political climate where diplomatic consensus is slow to emerge, the UN has chosen to transform into a functional bridge that delivers practical infrastructure projects on the ground. Recent examples include the New Humanitarian Compact, established to reduce bureaucratic duplication and integrate global supply chains, which is being piloted in crisis zones such as Afghanistan, Haiti, Palestine, Somalia, and Sudan. In addition, the 2720 Mechanism and Gaza Infrastructure Strategy aim to overcome political deadlocks; electricity and infrastructure rehabilitation projects in Gaza have been defined not as political concessions, but as "security assets". This system, in which UNOPS engineers serve as technical supervisors, replaces mistrust with models of verifiable progress.

3. Peacekeeping and Security Reforms: The architecture of peace operations is one of the most scrutinized and frequently criticized areas of the UN.

Peace Operations Review: Periodic strategic reviews adapt the UN's toolkit to today's complex geopolitical risks and establish a more flexible peace operations architecture.

Integration Efforts (2017): The "UN Peace and Security Reform", implemented during Guterres's first term, enhanced operational coherence by more closely integrating the peace pillar with the human rights and development pillars.

4. UN Security Council Reform: While previous proposals were aimed primarily at improving the UN's functioning, the most serious initiatives regarding UN reform—specifically concerning law and justice—focus on altering the structure of the UN Security Council. The Security Council's binding resolutions, combined with the five permanent members' ability to shield themselves in every respect through their veto power, have drawn criticism from other states.

Abolition or Limitation of the Veto Power: Some countries, such as Türkiye, argue that crisis resolution cannot be left to the will of a few capitals; they demand either the complete abolition of the veto system or its restructuring so it cannot block the majority's will. Turkish President Erdoğan summarizes this with his slogan: "The world is bigger than five." Although neither Türkiye nor the opposition has put forward a concrete proposal, the general view is that a new system could be established in which decisions adopted by a majority in the UN General Assembly would be binding. A separate initiative—supported by countries like the UK, France, and Mexico—proposes that permanent members voluntarily refrain from exercising their veto rights in cases of "mass atrocities" and crimes against humanity.

Number of Members and Equitable Representation (G-4 and Others): The G-4 group—comprising Germany, Japan, India, and Brazil—calls for more permanent and non-permanent Council members and seeks permanent membership for itself. Countries in Africa, Latin America, and Asia advocate for fairer and geographically balanced representation of the Global South within decision-making mechanisms.

Strengthening Relations with the General Assembly: Proposals on the reform agenda also include making the Security Council more accountable to the UN General Assembly—where all member states are represented—and ensuring transparency and oversight of its decisions.

However, significant obstacles remain to UN reform. First, amending the Charter (the UN's constitution) is legally and politically difficult, as the system's founding actors—the five permanent members holding veto power—are unwilling to relinquish their privileges. Adopting any reform decision requires approval by two-thirds of UN member states in the General Assembly, alongside the absence of a veto from any permanent member. In other words, achieving UN reform is impossible without first persuading the permanent members; yet, expecting them to voluntarily give up their privileges is, undoubtedly, unrealistic.

In this regard, a more rational approach might be to advance UN reform gradually within a long-term framework. For instance, feasible short-term reforms could include an interim arrangement where a majority decision by the General Assembly prevails if a state persistently abuses its veto power in the UN Security Council, as well as increasing the number of non-permanent members on the Security Council from 10 to 20. Consequently, further discussion of this issue is essential.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

* The 5 permanent members are: the United States, the Russian Federation, the People's Republic of China, the United Kingdom, and France.

22 Eylül 2026 Salı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Konuşması ve ABD Temasları

 


Giriş

ABD'nin New York şehrinde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na hitap etmek için 81. Genel Kurulu'nun genel görüşmeleri kapsamında Amerika Birleşik Devletleri'ni (ABD) ziyaret eden 12. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20-23 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında önemli görüşmeler yaptı. Erdoğan, ayrıca 16. defa BM kürsüsünden fikirlerini aktararak, diğer Devlet Başkanları, temsilcileri ve uluslararası kamuoyuna Türkiye'nin resmi görüşlerini ifade etme fırsatı buldu.

TürkEvi (Turkish House)

Erdoğan'ın BM binasının karşısında bulunan TürkEvi'nde yaptığı diplomatik görüşmeler ise ziyareti daha da renkli hale getirdi. Birçok önemli liderle görüşen Erdoğan, bu sayede Türkiye'nin aktif ve çok boyutlu dış politikasını teyit etme ve sergileme fırsatı buldu. Erdoğan'ın ziyaret kapsamında Amerikalı muhataplarıyla yaptığı görüşmeler de Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında dikkat çekti ve özellikle Türkiye'deki basın-yayın organlarında geniş yer buldu. Bu yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2026 New York temasları özetlenecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 16. defa BM Kürsüsünde: Gazze ve Kıbrıs Konusunda İstikrarlı Mesajlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan, artık aşina olduğu BM Genel Kurulu kürsüsüne 16. defa çıktığı 81. BM Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında yaptığı konuşmada, önceki yıllarda yaptığı konuşmalara benzer şekilde, Türkiye'yi yakından ilgilendiren Filistin Davası (Gazze'deki insani trajedi) ve Kıbrıs Sorunu gibi konularda önemli mesajlar içeren duygusal ve akıcı bir konuşma yaptı. Erdoğan, Türkiye'nin resmi tezlerini tekrarladığı konuşmasında, uluslararası kamuoyuna Ankara'nın mesajlarını dikkatle ve saygılı bir üslupla iletti.

Erdoğan'ın BM konuşmasının kaydı

12. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın görev süresinin son aylarına giren BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e teşekkür ederek ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a yönelik haksızlığı ifade ederek (kendisine ABD'ye giriş için vize verilmemiştir) başladığı konuşmasında, ilk değindiği konu Filistin Sorunu oldu. BM üyesi tüm devletleri Filistin Devleti'ni tanımaya davet eden Erdoğan, BM'nin kuruluş sürecinde yaşanan savaş felaketlerini hatırlatarak, temel insan hakları, adalet, ahde vefa, uluslararası barış ve iyi komşuluk gibi ilkeleri yeniden gündeme getirmiş ve bu ilkelerin günümüzde bazı devletlerce acımasızca çiğnendiğini vurgulamıştır. Dünyada son yılların en kanlı döneminin yaşandığını belirten Türkiye lideri, yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği bu süreçlere son verebilmek için uluslararası toplumun BM'nin temel ilkelerine sahip çıkması gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda, özellikle Gazze'de İsrail'in uyguladığı devlet terörü nedeniyle 74.000 insanın öldürüldüğünü anımsatan Erdoğan, burada yaşanan vicdansızlığı gündeme getirerek Gazze'yi "dünyanın en büyük çocuk kabristanı" ve "insanlık adına en utanç verici bölge" olarak nitelendirmiştir. Bu konuda İsrail'i suçlayan Türkiye lideri, yalnızca Müslümanlara değil, Hıristiyanlara da eziyet eden İsrail hükümetine yönelik sert eleştiriler getirdiği konuşmasında, Filistin Davası'nı bir "insanlık davası" olarak takdim etmiş ve İsrail hükümetini "soykırımcı" olarak nitelendirmiştir.

İsrail'in eylemleri nedeniyle BM'nin sürekli kan kaybettiğini de vurgulayan Türkiye Cumhurbaşkanı, buna karşın bir gün herkesin insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağını belirterek, geleceğe dair umutlu konuşmuştur. Kriz bölgelerinden uzakta ve konforlu yaşayan halkların da yarın neler yaşanabileceğini bilemeyeceklerini vurgulayan Türk lider, BM'nin reformunu ve işlevselliğini çok önemsediğini belirtmiş ve sonraki BM Genel Sekreteri'nin de bu yönde doğru adımlar atması gerektiğini vurgulamıştır. BM'ye güvenin artması için Filistin'deki acıların dindirilmesi ve haksızlıkların sona erdirilmesi gerektiğini ifade eden Türkiye Cumhurbaşkanı, bu konunun kişisel bir meselesi olmadığını, insanlığın ortak davası olduğunu da özellikle vurgulamıştır. Bu bağlamda, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyeli yapısını da yeniden eleştiren Erdoğan, "Dünya Beşten Büyüktür" söylemini bir kez daha dile getirmiş ve BM reformu konusunu ısrarla gündeme getirmiştir.

Ayrıca Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde Türkiye'nin girişimleriyle kurulan "Karadeniz Tahıl Koridoru"nu diplomatik somut başarıları olarak öne çıkaran Erdoğan, BM'ye güvenin yanı sıra gelir eşitsizliğinin de uluslararası toplum için önemli bir sorun olduğunu vurgulamıştır. Türk lider, "dijital hegemonya" konusuna da değindiği konuşmasında, ayrıca Pakistan ve Suudi Arabistan'la yaptıkları Mekke İttifakı'nı başarılı bir bölgesel girişim olarak değerlendirmiştir. Körfez bölgesindeki savaş ortamının dindirilmesi adına aktif şekilde çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, ayrıca Gazze'nin yeniden inşasına da vakit kaybetmeden başlanması gerektiğini belirtmiş ve bu yönde uluslararası toplumu İsrail'e yönelik baskıları artırmaya davet etmiştir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadan bölgeye sükûnet gelmeyeceğini savunan Erdoğan, bunun yakın gelecekte mümkün olacağını da ifade etmiştir.

Konuşmasının ilerleyen bölümlerinde Suriye konusuna değinen Erdoğan, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye'nin güvenli ve huzurlu bir ülke olma yolunda hızla ilerlediğini ve kendilerinin de Suriye'ye destek olmaya devam edeceğini söylemiştir. Erdoğan, bir diğer komşuları Irak'la da yakın ilişkileri koruduklarını ve "Kalkınma Yolu Projesi" ile bu ülkeyi kalkındırmayı amaçladıklarını ifade etmiştir. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın da sonlandırılmasını isteyen ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne vurgu yapan Türk lider, taraflarla temaslarının sürdüğünü belirtmiştir. Erdoğan, Karadeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları kim tarafından yapılırsa yapılsın kınadıklarını vurgulamış ve seyrüsefer serbestisini savunmuştur. Ege ve Doğu Akdeniz konularında da uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilkelerini savunan Erdoğan, Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliklerinin kabul edilmesi ve uğradıkları gayri insani izolasyonun sonlandırılması gerektiğini belirterek, tüm devletleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (kısaca KKTC) tanımaya davet etmiştir. Bu bağlamda, Erdoğan, Kıbrıs'ta "iki devletlilik" tezini savunmaya devam ettiğini göstermiştir.

Türkiye'nin 2026 NATO Zirvesi'ne başarılı bir şekilde ev sahipliği yapması ve gelişen savunma sanayisini de öne çıkarmasıyla, Erdoğan, konuşmasında, Türkiye'nin dahil olmadığı bir Avrupa'nın asla güvenli olamayacağını ifade etmiştir. Erdoğan, bu bağlamda AB'ye yönelik sıcak yaklaşımlarına karşılık beklediklerini de vurgulamıştır. Türkiye lideri, ayrıca Balkanlar ve Güney Kafkasya gibi bölgelere yönelik politikalarını da kısaca izah etmiş ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı bir barışın sağlanmasını talep ettiğini ilan etmiştir. Erdoğan, Ermenistan'la normalleşme sürecine devam ettiklerini belirtirken, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) yapısını da yeni bir bölgesel iş birliği modeli olarak örnek olarak sunmuştur. Erdoğan, ek olarak, ülkesinin Afrika'ya yönelik politikalarını kısaca anlattıktan sonra, "Yeniden Asya" girişiminden de söz etmiş ve ASEAN'la ilişkilerini gündeme getirmiştir. Erdoğan, Latin Amerika ve Karayipler ülkeleriyle ilişkilerini de kısaca anlatarak, tüm kıta ve bölgelere değinmeye çalışmıştır.

Konuşmasının sonlarında "iklim krizi"ne değinen 12. Türkiye Cumhurbaşkanı, bu konuda ciddi finansman sorunları yaşandığını, ancak Türkiye'nin -Avustralya ile iş birliği içinde- ev sahipliği yapacağı bu sene Antalya'da düzenlenecek COP-31 zirvesinde bu konuda önemli atılımlar sağlanacağını vurgulamıştır. Erdoğan, tüm liderleri Antalya'daki bu tarihi zirveye de davet etmiştir. İsraf ve tüketim kültürünü de eleştiren Türk lider, ülkelerinin gıda güvenliği konusunda her türlü çabaya destek olmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Erdoğan, Batı dünyasındaki İslamofobi konusuna da küresel bir sorun olarak değinmiş ve başörtüsü yasaklarını kadın özgürlüklerine yönelik bir saldırı olarak eleştirmiştir. Erdoğan, cinsiyetsizleştirme politikalarını da eleştirmiş ve "aile" kurumunun ve "çocukların korunması"nın önemine vurgu yapmıştır. Türk lider, ayrıca internetteki dezenformasyon olgusunu da dile getirmiş ve yapay zekâ konusunda uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulması gerektiğini belirtmiştir. Bu konuda BM'nin çalışmalarının hız kazanması gerektiğini ifade eden Erdoğan, bu konuşmasının birilerini rahatsız edebileceğini bildiğini, ancak kendisinin susmasıyla sorunların çözülmeyeceğini ve Türkiye gibi büyük bir devletin lideri olarak haksızlıklar karşısında asla susmayacağını söyleyerek konuşmasını alkışlar eşliğinde tamamlamıştır. 

Erdoğan'ın TürkEvi'ndeki Temasları

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu görüşmelerinin yanı sıra, Türkiye'nin New York'taki yeni diplomasi merkezi olan Türkevi'nde de çok sayıda devlet ve hükümet başkanıyla bir araya gelmiş ve birçok ikili görüşme gerçekleştirmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın görüştüğü liderler arasında Vietnam Devlet Başkanı To Lam, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus Menfi (Muhammed el-Menfi), Kuveyt Veliaht Prensi Şeyh Sabah Halid el-Hamed es-Sabah, Kosova Başbakanı Albin Kurti, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze gibi isimler yer almaktadır. İlerleyen saatlerde, Erdoğan'ın, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Irak Başbakanı Ali Zeydi gibi önemli isimlerle de görüşmesi bekleniyor. Erdoğan, ayrıca TürkEvi girişinde Türk vatandaşlarıyla da bir araya gelmiş ve burada çok iyi karşılanmıştır; bu durum, daha 9 yıl önce Türk Büyükelçiliği önünde yaşanan nahoş olaylar da düşünüldüğünde, Erdoğan ve Türkiye'nin ABD'de artan prestijine ve gücüne işaret etmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a TürkEvi girişinde Türkiye vatandaşları yoğun ilgi ve sevgi gösterdi

Bu inanılmaz yoğun program, Türkiye'nin BM Genel Kurulu'nda verdiği ilkesel ve uluslararası mesajların yanı sıra, ikili ilişkilere de büyük önem verdiğini ve Ankara'nın son dönemde çok aktif bir diplomasi yürüttüğünü göstermiştir. Bunlar, Türkiye'nin bölgesel güce dönüşmesi yolunda doğru adımlar olmakla birlikte, içerideki ekonomik sorunlar ve hukuk devletinin aşınması nedeniyle vatandaşların devlete olan güveninin azalması, Türkiye'nin kapasitesini doğru kullanmasının önündeki ciddi engellerdir. Ankara, dış politikadaki bu başarıları taçlandırmak için önümüzdeki aylarda içeride de doğru adımları atmalıdır. "Terörsüz Türkiye" süreci, bu anlamda kritik bir eşiktir; zira 40 yıldır devam eden terör sorununu aşan Türkiye, bundan sonra her konuda çok daha ileri adımlar atabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın TürkEvi'nde ağırladığı liderlerden bazıları

Üst sıra: Vietnam Devlet Başkanı To Lam, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus Menfi (Muhammed el-Menfi) ve Kuveyt Veliaht Prensi Şeyh Sabah Halid el-Hamed es-Sabah.

Alt sıra: Kosova Başbakanı Albin Kurti, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ve Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze.

ABD ile Doğrudan Temaslar

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM Genel Kurulu için yaptığı ABD gezisi, Türk-Amerikan ilişkileri açısından da önemli gelişmelere sahne olmaktadır. Ziyaret kapsamında Erdoğan'ın ilerleyen saatlerde ABD Başkanı Donald Trump'la da bir araya gelmesi öngörülmektedir. İkilinin görüşmelerinde, Türk-Amerikan ilişkilerine dair birçok kritik konuların ele alınması beklenmektedir. 

Başkan Trump'la olası görüşmesi öncesinde "100 Yıllık Dostluk: Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri" etkinliğinde konuşan Erdoğan, Trump'la yakın dostluğunu ifade ettiği bu etkinlikte, yıllık ikili ticaret hacmi için hedefi 100 milyar dolar olarak belirlediğini açıklamıştır. Erdoğan, Washington'la savunma sanayisi ve enerji alanında da iş birliği yapmak istediklerini söylediği konuşmasında, ayrıca sivil havacılık ve yüksek teknoloji alanlarını yeni potansiyel iş birliği alanları olarak işaret etmiştir.

Tom Barack'ın açıklamaları

Ek olarak, 81. BM Genel Kurulu görüşmelerinin açılışında CNN Türk'e konuşan ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barack, Türk-Amerikan ilişkilerinin bazı sorunlara rağmen geleceğe yönelik büyük potansiyel taşıdığını belirterek, diplomatik müzakere süreçlerinin sürdüğünü ve her iki tarafın da bıkmadan usanmadan çalışmaya devam ettiğini söylemiş; Türk-Amerikan ilişkilerinin çok iyi bir seviyede olduğunu da özellikle vurgulamıştır. Türkiye'nin çok güçlü bir devlet olduğunun altını çizen Barack, Ankara ile iletişimi iyi tutmaya çalıştıklarını ve geleceğe yönelik çalışmalar yaptıklarını söylemiştir. Barack, Türkiye'nin CAATSA yaptırımları nedeniyle ABD'den F-35 yeni nesil savaş jetleri almasına engel olan Rus yapımı S-400'ler krizini de hatırlatmış ve ABD yönetimi ile ABD Kongresi'nin bu sorunu nasıl çözebileceği konusunda çalıştığını belirtmiştir. Amerikalı Büyükelçi, bu sorunun hayati nitelikte olmadığını da vurgulamış ve iki ülke liderinin kendi aralarında çok iyi bir ilişkiye sahip olduğunu belirtmiştir. Barack, Başkan Trump'ın Türkiye ile ilişkiler konusuna büyük önem verdiğini ve ilişkileri geliştirmek istediğini de ifade etmiştir. Amerikalı diplomat, Türkiye'nin yerli ve milli savunma sanayisini de överek, Türk İHA'larından ve KAAN projesinden söz etmiştir. Barack'ın ılımlı mesajları da, ilişkilerde son dönemde yaşanan yumuşamayı teyit etmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 81. BM Genel Kurulu görüşmeleri için gittiği New York'taki temasları, Türkiye'nin çok boyutlu dış politikasının temel ilkelerini gözler önüne sermiştir: ABD ile yakın iş birliği içinde bölgesel bir güce dönüşmek için dış ilişkileri ve ekonomik adımları mümkün olduğunca çeşitlendirmek. Bu bağlamda Erdoğan, insancıl meseleleri öne çıkardığı Türkiye'nin ilkeli dış politikasında Filistin Sorunu ve Kıbrıs konusunu iki önemli ve temel dava olarak öne çıkarmakta; bu konulardaki haksızlıklara tahammül etmeyeceğini, ancak bu konularda ilerleme sağlanırsa uluslararası düzenin sürdürülmesi adına sorumlu davranmaya devam edeceğini vurgulamaktadır. Erdoğan'ın güçlü hitabeti ve duygusal konuşması ise, bu konuda iyi bilinen üstün yeteneğini bir kez daha gözler önüne sermiş ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde iyi bir izlenim bırakmıştır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Prof. Dr. Ozan Örmeci Tercüman İçin Yazdı: "Xi Cinping'in ABD Ziyareti Neyi Değiştirecek?"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 22 Eylül 2026 tarihinde Tercüman.com haber portalı için Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping'in ABD'ye yapacağı ziyarete ilişkin kapsamlı bir analiz yazdı. Aşağıdaki linkten bu yazıyı okuyabilirsiniz.

Xi Jinping’nin ABD ziyareti neyi değiştirecek? (Tercüman.com, 22.09.2026)