9 Nisan 2026 Perşembe

Doç. Dr. Oğuzhan Göksel Mülakatı: 2026 İran Savaşı'nın Motifleri ve Sonuçları

 

7 Nisan 2026 Salı

İsrail İstanbul Başkonsolosluğuna Saldırı Girişimi

 

Dün (7 Nisan 2026), Türkiye’nin ekonomik merkezi ve en kalabalık şehri olan İstanbul’un göbeğinde, Beşiktaş’a bağlı Levent bölgesindeki İsrail Başkonsolosluğu’nun[1] binasına yönelik ciddi bir terör eylemi girişimi yaşandı. Gazze trajedisi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la vardığı anlaşmayla 2 haftalık ateşkes kararının alındığı İran Savaşı’nın devam ettiği bir dönemde İsrail Devleti ve Yahudilere yönelik Türkiye’deki basın-yayın kuruluşları ve halk arasında tepkilerin yükseldiği bir dönemde gerçekleşen bu saldırı, Türk Emniyeti’nin başarılı müdahalesiyle herhangi bir kayıp yaşanmadan atlatılsa da, kuşkusuz ülkedeki hassas fay hatları ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin kurumsal bir temele oturtulması yönündeki zorlukların anlaşılması açısından önemli bir gelişme olarak not edildi.


Olay yerinden Türk televizyon kanallarının geçtiği görüntüler

BBC’nin haberine göre[2], Türk yetkililerin ismini açıktan vermediği radikal dinci bir terör örgütü tarafından gerçekleştirilen (IŞİD/DEAŞ olduğu tahmin ediliyor) eylem, Kocaeli/İzmit’ten kiralık bir araçla İstanbul’a gelen 3 kişilik bir terörist ekibi tarafından gerçekleştirildi.[3] Konsolosluk binası yakınlarında polisle çatışmaya giren teröristler, Türk güvenlik birimlerinin başarılı müdahalesiyle biri ölü, ikisi yaralı olarak etkisiz hale getirilirken, çatışmada iki polis de hafif şekilde yaralandı. Teröristlerin hedefinin binanın 7. katındaki İsrail Başkonsolosluğu olduğu düşünülüyor.[4] Ancak Gazze krizine bağlı olarak Türkiye-İsrail diplomatik ilişkilerinin gerilmesiyle, daha önce de çeşitli tacizlere maruz kalan[5] İsrail Başkonsolosluğu zaten uzun süredir boş durumda.

Olayın yaşandığı bölge ve İstanbul’un haritası[6]

Yıllardır kesintisiz (2003-) Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak iktidarda olan 12. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, lanetlediği bu terör saldırısını kınarken, bu tarz eylemlerin provokatif amaçla ve Türkiye’nin güvenlik iklimine zarar vermek amacıyla yapıldığını söyledi.[7] İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ise, “Teröristlerin kimlikleri tespit edilmiştir. İzmit’ten kiralık araçla İstanbul’a geldikleri tespit edilen şahıslardan birinin dini istismar eden örgüt irtibatı olduğu; ikisi kardeş olan iki teröristten birinin de uyuşturucu kaydı olduğu belirlenmiştir.” açıklamasını yaptı.[8] T.C. İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ise, olay hakkında, “Bu hain saldırı, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘terörsüz bölge’ hedefimize olan inancımızı ve kararlılığımızı asla zayıflatamayacaktır. Devletimiz, her türlü tehdide ve provokasyona karşı mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.” açıklamasını yapmıştır.[9]

Polisin başarılı müdahalesine karşın, bu tarz terör olaylarıyla mücadelede istihbaratın kritik rolü düşünüldüğünde, son yıllarda ülkeye çok sayıda (4 milyon civarında) kayıtlı ve kayıtdışı göçmeni kabul eden ve İslamcı siyasetin son yıllardaki popülaritesi nedeniyle karanlık mahvillerde radikalleşmeye uygun ekonomik sorunları olan yaygın genç nüfusa kaynaklık eden Türkiye’nin İsrail’e yönelik söylem ve eleştirilerini insani, vicdani ve uluslararası hukuk temelinde geliştirilmesi gerektiği ve İslamcı bir söylemin dünyada olumsuz bir algı yaratabileceği bir kez daha teyit edilmiştir. Zira Cumhurbaşkanı ve devlet yetkililerinin ölçülü tavır ve açıklamalarına karşın, özellikle medyada körüklenen Yahudi ve İsrail karşıtlığı, komplo teorileri ve abartılı duygusal yaklaşımlarla desteklenerek ülke içerisinde ciddi bir tehdit kaynağı olabilmektedir. Bunu önlemenin yolu, sorunun Yahudilerle ve İsrail Devleti ile değil, İsrail’deki mevcut iktidarın bazı hukuk-dışı uygulamalarıyla olduğunun net bir biçimde ortaya konmasıdır. Bu, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman yoğunluklu devlet olan Türkiye’nin tarihsel mirası, resmi dış politikası ve söylemi ve toplumsal dokusuyla da gayet uyumludur.

Dileğimiz, ekonomik gelişimini sürdürmek isteyen Türkiye’nin her türlü radikallikten uzak, tüm vatandaşlarını kapsayan ve kucaklayan ve dünyada hiçbir devletle düşman olmayan barışçıl bir çizgide ilerlemesidir. Zira Büyük Atatürk’ün ifade ettiği gibi, Türklerin amacı, “Yurtta sulh, cihanda sulh”tur.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] https://www.eagvs.com/israil/istanbul-baskonsoloslugu.

[2] https://www.bbc.com/news/articles/c3exp8j7yz4o.

[3] https://www.youtube.com/watch?v=K8K8MqTPImM.

[4] https://tr.euronews.com/2026/04/07/istanbuldaki-israil-baskonsoloslugu-cevresinde-silahli-saldiri-sorusturma-acildi.

[5] https://www.youtube.com/shorts/UKeqSZ2AwjM; https://www.aa.com.tr/tr/gundem/israilin-istanbul-baskonsoloslugu-yakininda-silahla-havaya-ates-acildi/3562532.

[6] https://www.bbc.com/news/articles/c3exp8j7yz4o.

[7] https://tr.euronews.com/2026/04/07/istanbuldaki-israil-baskonsoloslugu-cevresinde-silahli-saldiri-sorusturma-acildi.

[8] https://medyascope.tv/2026/04/07/israil-baskonsoloslugu-saldiri-girisimi-su-ana-kadar-bildiklerimiz/.

[9] https://ankahaber.net/haber/detay/israilin_istanbul_baskonsoloslugu_yakinlarinda_catisma_burhanettin_duran__saldiri_terorsuz_turkiye_surecimize_inancimizi_zayiflatmayacak_303426.

Kıbrıs'ta Liderler Arası Görüşmeler Devam Ediyor

 

Giriş

KKTC'de federal çözüme sıcak bakan CTP'li hukukçu ve sosyal demokrat siyasetçi Dr. Tufan Erhürman'ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle yeniden gündeme gelen Kıbrıs barışı girişimleri, henüz resmi müzakereler için uygun koşullar oluşmasa da, liderler arası temas ve görüşmelerle hız kesmeden ilerlemeye devam ediyor. Nitekim Erhürman ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi (resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti) Devlet Başkanı Nikos Hristodulidis, önceki gün (6 Nisan 2026) Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde ara bölgede görüştüler.

6 Nisan Görüşmesi: Güven Arttırıcı Önlemler Gelişme Bekleniyor

Türk basınına göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Khassim Diagne'nin ev sahipliğinde ara bölgedeki Misyon Şefi'nin konutunda yapılan görüşme yaklaşık 1,5 saat sürdü. Görüşmeye dair iki liderden herhangi bir basın açıklaması gelmezken, BM yetkilileri, basın mensuplarına, görüşmenin olumlu geçtiğine dair bilgi verdiler.

Kıbrıs Rum basınında geniş yer eden görüşme, genelde Rumlarca olumlu karşılanırken, Fileleftheros, Politis ve Haravgi gibi Rum basın-yayın organları, ay sonuna kadar iki liderin çabasıyla güven arttırıcı önlemlerde ilerleme kaydedilmesini beklediklerini belirttiler. İki liderin Nisan ayı sonunda yeniden bir araya gelmeleri bekleniyor.

Bu pozitif gelişmeler, Güney Kıbrıs'ta düzenlenen EOKA anma gösterileri ve ikiye bölünmüş durumdaki başkent Lefkoşa'daki Yiğitler Burcu'nda Kıbrıslı Türklere yapılan münferit bazı saldırılarla gölgelenirken, bu olayların geçişlerin serbest olduğu ve ciddi toplumsal gerginliklerin yaşanmadığı adada toplum genelini yansıtan eylemler olmadığının altını çizmek gerekiyor. 

Yeni Geçiş/Sınır Kapılarının Açılması Mümkün

Liderler arası görüşmelerde gündeme gelen güven arttırıcı önlemler konusunda ise, yerinden bilgi aldığım bazı Kıbrıs uzmanları, özellikle müzakerelerin başlaması anlamında olumlu bir sinyal olarak da kabul edilebilecek geçiş kapıları konusunu öne çıkarıyorlar. Cumhurbaşkanı Erhürman'ın da seçildiği günden beri vatandaşların yaşamlarını zorlaştıran bir husus olarak sürekli gündemde tuttuğu bu konu, her iki bölgede yaşayan Rum, Türk ve diğer ülke vatandaşlarının yaşamlarını kolaylaştırabilecek önemli bir gelişme olacaktır.

Bilindiği üzere, halihazırda KKTC-Güney Kıbrıs geçişi 9 sınır kapısından sağlanmaktadır. Bunlar; Lefkoşa'daki Metehan, Ledra Palace ve Lokmacı sınır/geçiş kapıları, Güzelyurt'taki Bostancı sınır/geçiş kapısı, Lefke'deki Aplıç ve Yeşilırmak sınır/geçiş kapıları ve Gazimağusa'daki Akyar, Beyarmudu ve Derinya sınır/geçiş kapılarıdır.

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, başkent Lefkoşa'da Haspolat, Çağlayan ve Akıncılar'da yeni kapıların açılmasıyla toplumlar arası ekonomik ve sosyal ilişkilerin geliştirilmesini ve bunun müzakere sürecine de olumlu yansımasını ummaktadır. Erhürman, bu yaklaşımında haklıdır; zira geçiş kapıları, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların günlük hayatlarını kolaylaştırdığı ve ticareti geliştirdiği gibi, daima Kıbrıs müzakerelerinde çözüm ve barış umudunun arttığı dönemlerde açılmış ve yaygınlaşmıştır. Örneğin, 2004 Annan Planı referandumu öncesinde ilk kez Ledra Palace'tan başlayan geçişler, zamanla giderek yaygınlaşmış ve toplumlar arası ilişkiler gelişmeye başlamıştır. Kıbrıs müzakerelerinde federal çözüm umudunun ivmelendiği Mehmet Ali Talat-Dmitris Hristofyas döneminde Lokmacı başta olmak üzere başka sınır kapıları açılırken, benzer şekilde Mustafa Akıncı-Nikos Anastasiades döneminde de Derinya ve Aplıç kapılarının açılması başarılmıştır. Bu anlamda, yaz aylarında yeniden başlaması beklenen Kıbrıs müzakereleri öncesinde, yeni geçiş kapılarının açılması toplumlara doğru ve güzel bir mesaj olacaktır.

Sonuç

Sonuç olarak, Ortadoğu'nun alev topuna döndüğü sert bir zamanda Kıbrıs müzakereleri konusunda elbette hayalci olmak hatalı olur. Ancak Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayı başarmış ve gelişmiş bir devleti, Soğuk Savaş döneminin geri kalmış küçük bir devleti ile halen aynı standartlarda zannetmek de bence doğru ve hakkaniyetli bir yaklaşım değildir. Elbette Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin haklarının korunması hususunda azami ölçüde dikkat edilmelidir. Zaten Cumhurbaşkanı Erhürman da öne sürdüğü ön şartlarla bu konudaki tavrını belli etmektedir. Ancak bu kadar yüksek oy ve destekle seçilmiş bir Cumhurbaşkanı'nın politikalarını ve girişimlerini engellemeye çalışmak, kuşkusuz Türkiye'ye diplomaside prestij ve saygınlık getirmez. Burada yapılması gereken, blokaj veya engelleme değil, koordinasyon ve uyarı mekanizmasının geliştirilmesidir. Dileğimiz, Kıbrıs Türklerinin özgür, gelişmiş ve tanınan bir devlette yaşamalarıdır. Bunu sağlamak ise, siyasetçiler ve diplomatların görevidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

6 Nisan 2026 Pazartesi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Asya Turu

 

Giriş

2027 yılı Nisan ayında ikinci ve son Cumhurbaşkanlığı dönemi sona erecek olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 9 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde iç siyasetten ziyade dış politikada iz bırakmış bir lider olarak tarihe geçmiştir. Öyle ki, özellikle Avrupa Birliği'nin geleceği ve stratejik özerkliği adına yapmış olduğu uluslararası konuşmalarla hatırlanacak olan Macron, sık sık dış temaslar yaparak ülke içerisindeki sıkıntıları ve kendisine yönelik protestoları unutturmaya ve ülkesini uluslararası siyasetin gündeminde tutmaya çalışmıştır. Bu yazıda, Macron'un 31 Mart-3 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleşen ve Japonya ile Güney Kore'yi kapsayan Asya turu değerlendirilecektir. Bu analiz öncesinde, Fransız reis-i cumhurunun ziyaret frekansları da analiz edilecektir.

Macron'un uluslararası ziyaretleri: AB temelli 'Küresel Güç' olma isteğinin tezahürü

Fransa Beşinci Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron, Avrupa Birliği (AB) odaklı düşünen ve hareket eden ve liberalizm ve küreselleşme savunusuyla dikkat çeken bir Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçmiştir. Macron, güçlü Avrupacı eğilimlerinin ve AB toplantılarının doğal sonucu olarak, 9 yıllık süreçte en çok (58 defa) AB'nin başkenti kabul edilen Brüksel'i içeren Belçika'yı ziyaret etmiştir. İkinci sırada yer alan Almanya'yı 37 defa ziyaret eden Macron, AB dışında olmasına karşın Avrupa güvenliği açısından kritik konumdaki Birleşik Krallık'ı da tam 13 defa resmi olarak ziyaret ederek bu ülkeye verdiği önemi teyit etmiştir. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne 11'er defa giden 8. Fransız Cumhurbaşkanı, İsviçre'yi 8, İspanya ve Mısır'ı 6, Hollanda, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni 5, Portekiz, Vatikan, Rusya, Çin, Japonya ve Hindistan'ı ise 4'er kez ziyaret etmiştir.

Cumhurbaşkanı Macron'un dış ziyaret frekansı (açıktan koyuya doğru sayı artıyor)

Yukarıdaki haritadan da anlaşılabileceği üzere, Emmanuel Macron, dış ziyaretlerini daha çok Avrupa ülkeleri ve ABD'ye yaparken, Batıcı eğilimlerini sergilemiş; ayrıca Fransız ve AB çıkarları açısından önemli olan bazı Ortadoğu (Mısır, Katar, BAE) ve Asya (Çin, Japonya, Hindistan, Rusya) ülkelerini sık sık ziyaret etmeyi tercih etmiştir. İlginçtir ki, Türkiye'ye hiçbir devlet veya çalışma ziyaretinde bulunmayan Macron, yalnızca 2018'in Ekim ayında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın düzenlediği Suriye özel zirvesine katılmış ve Ankara ile yaşadığı görüş ayrılıklarını ve ülkemizle bozulan ilişkileri net şekilde ortaya koymuştur. Macron, bu Avrupacı ve Batıcı çizgisiyle, bizce, Cumhurbaşkanlığı sonrasında Batılı bir uluslararası kurumda üst düzey görev yapmaya da aday durumdadır.

Macron'un 2026 Asya Turu: Japonya ile sıcak ilişkiler, Güney Kore ile diplomatik ilişkilerinin tesisinin 140. yıldönümünde ilk ziyaret

Asya turuna 31 Mart-2 Nisan 2026 tarihleri arasında 3 gün süren 4. Japonya ziyareti ile başlayan Emmanuel Macron, bu ziyaretinde Japon İmparatoru Naruhito ve ailesini ziyaret etmiş ve Japonya'nın yeni LDP'li Başbakanı Sanae Takaichi ile de bir çalışma yemeği yiyerek ikili ilişkileri değerlendirmiştir. İyi geçen bu temaslar, daha çok medyatik yönleriyle uluslararası basında yer etmiştir.

Macron çifti Japon İmparatorluk Sarayı'nda

Eşi Brigitte Macron ile Japon İmparatoru Naruhito ve eşini 2021 Tokyo Olimpiyatları sonrasında ilk kez ziyaret eden Macron, sembolik görevi olan Japon İmparatoru ile daha ziyade diplomatik nezaket ve kültürel ilişkilere dayalı kısa bir görüşme gerçekleştirmiştir. Macron'un Başbakan Takaichi ile görüşmeleri ise devletler arası ekonomik ve siyasi ilişkileri kapsayan ve İran Savaşı konusunu içeren daha yoğun bir gündeme sahip olsa da, uluslararası basına daha ziyade iki liderin birbirlerine yaptıkları "Dragon Ball" çizgi filmi hareketiyle konu olmuştur. Geçtiğimiz Aralık ayındaki Çin ziyareti sonrasında Macron'un Japonya'ya yaptığı ziyaret, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın teyidi ve Çin'le ilişkileri gerilen Japonya'ya verilen destek anlamında oldukça önemlidir.

Uluslararası siyasetin 'Dragon Ball' gündemi!

Japonya ziyareti sonrasında Güney Kore'ye geçen Macron, burada da Başbakan Lee Jae-myung ile görüşmüş ve Fransa-Güney Kore resmi diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 140. yıldönümünde ilk kez bu ülkeyi ziyaret etmiştir. Bu ziyaret vesilesiyle Paris ile Seul arasındaki ilişkileri enerji, güvenlik ve yapay zekâ alanlarında geliştirmeyi amaçlayan bazı anlaşmalara imza atılmış ve "stratejik ortaklık" görüşü teyit edilmiştir. Emmanuel Macron, ayrıca Güney Kore ziyareti sırasında yine gündem yaratan bazı açıklamalara imza atmış ve 21. yüzyılda Avrupalı devletlerin ABD veya Çin güdümüne girmemek için birlikte üçüncü ve bağımsız bir blok oluşturmaları gerektirdiğini ifade etmiştir. Macron, ayrıca hem Japonya, hem de Güney Kore ziyaretinde İran Savaşı'na değinmiş ve askeri değil, diplomatik yöntemlerin tercih edilmesi noktasında her iki ülkeyle de mutabık olduklarını kaydetmiştir.

Macron ile Lee Jae-myung

Sonuç

Sonuç olarak, önümüzdeki günlerde 2026 NATO Zirvesi için ikinci kez Türkiye'ye gelecek olan Emmanuel Macron, Türkiye-Fransa ilişkilerinin iyi olmadığı bir dönemde görev yapan Avrupacı bir Fransız Cumhurbaşkanı olmuştur. Macron, ilişkilerin daha da bozulmaması adına Cumhurbaşkanı Erdoğan'la diyalog kanallarını açık tutarak ikili ilişkilerde olası bir kopmayı önlese de, ilişkileri geliştirme konusunda pek de başarılı olamamış ve 9 yıllık Cumhurbaşkanlığının özellikle ilk yıllarında Türk-Fransız ilişkileri sürekli krizlerle anılır olmuştur. Son olarak, Nisan ayında Vatikan, Ermenistan ve Kıbrıs'ı ziyaret edecek olan Macron'un demokrasiye verdiği önem nedeniyle Türkiye ile ilişkilere çok sıcak yaklaşmadığı ve dış siyaset ve ekonomik girişimlerinde öncelikle demokratik rejimleri olan ülkeleri tercih ettiği belirtilebilir. Buna karşın, Macron'un ABD-Çin dengesi konusunda yaptığı açılımlar ve yine Avrupa Birliği'nin özerkliği ve kendi savunmasını sağlaması konusundaki girişimleri oldukça önemli ve tarihsel niteliktedir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

5 Nisan 2026 Pazar

Prof. Dr. Ozan Örmeci Anadolu Ajansı Rusça Edisyonuna Konuştu: "İran'ı çevreleyen kriz, Moskova ve Pekin'in stratejik fırsatlarını genişletiyor"

 

Uluslarararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 2 Nisan 2026 tarihinde Anadolu Ajansı Rusça edisyonuna 2026 İran Savaşı'nın Rusya ve Çin'e etkilerini değerlendiren bir röportaj verdi. Marina Mussa imzalı röportaja buradan ulaşabilirsiniz.