14 Eylül 2026 Pazartesi

İsveç'te Solun Cılız Zaferi

 

Ağustos ayı sonunda yayınladığımız analizde merkez solun zaferini işaret ettiğimiz İsveç'teki genel seçimler, 13 Eylül 2026 tarihinde tamamlandı. Seçimlere katılımın yüzde 80,3 gibi yüksek bir düzeyde gerçekleştiği genel seçimler sonucunda, beklenen merkez solun zaferi, karmaşık bir parlamento aritmetiği ile birlikte geldi. Bu yazıda, 2026 İsveç genel seçimleri analiz edilecektir.

Tarihsel olarak sosyal demokratların kalesi ve refah devleti modelinin en iyi örneği olarak bilinen İsveç, son yıllarda aşırı sağcı İsveç Demokratları partisinin hızlı yükselişi ve Rusya tehdidi nedeniyle artan militarist eğilimler (İsveç 2024'te NATO üyesi olmuştur) nedeniyle demokrasisinde bazı aşınmalar yaşıyordu. Her ne kadar iktidarı henüz aşırı sağcılar ele geçiremeseler de, son yıllarda iktidarın merkez sol ve merkez sağ partiler arasında el değiştirdiği ülkede, yakın gelecekte aşırı sağın daha güçlü ve etkin olacağı bir hükümetten endişe ediliyordu. Ancak seçimler sonucunda aşırı sağın yükselişine görece bir set çekilmiş ve merkezi partiler toparlanmış görünüyor.

2026 İsveç genel seçimlerinde partilerin oy oranları

Kaynak: https://resultat.val.se/val2026/RD?r=P

349 sandalyeli İsveç parlamentosu Riksdag’ın yeni üyelerini belirlemek için yapılan seçim sonucunda, önceki Başbakanlardan Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokratlar (S), beklendiği üzere birinci sırayı aldı. Yüzde 28,1 oy oranına ulaşan merkez solcular, önceki seçimlere kıyasla yüzde 2 eksik oy almalarına karşın, meclis içerisinde 100 milletvekilliğini elde ettiler. Mevcut Başbakan Ulf Kristersson liderliğindeki Ilımlı Muhafazakâr Parti (M) ise, yüzde 19,9 oy oranıyla oy oranını korudu ve 70 milletvekilliği kazandı. Seçimde başarısından en çok endişe edilen Jimmie Åkesson liderliğindeki aşırı sağcı İsveç Demokratları (SD) ise, yüzde 3 civarında oy kaybederek yüzde 17,5 düzeyinde oyla 62 milletvekilliğiyle yetinmek zorunda kaldı. Nooshi Dadgostar liderliğindeki Sol Parti (Vänsterpartiet-V) beklentileri aşarak oyunu yüzde 8,3'e yükseltirken, 29 civarında meclis koltuğunu da elde etmiş oldu. Elisabeth Thand Ringqvist liderliğindeki Merkez Parti (C) de, yüzde 7,1'le beklenenden iyi bir performans gösterdi ve 25 milletvekilliği kazandı. Ebba Busch'un lideri olduğu Hıristiyan Demokratlar (KD) yüzde 6,2 oyla 22 meclis koltuğu kazanırken, Yeşiller Partisi (MP) yüzde 6,1 (22 vekillik) ve Liberaller (L) yüzde 5,4 (19 vekillik) elde ettiler.

Bu sonuçlarla birlikte, Sosyal Demokratlar (S), Sol Parti (V), Merkez Parti (C) ve Yeşiller Partisi'nden oluşan sol blokun meclis içi temsili 176'yı bulurken, hükümeti az farkla da olsa kurmaları mümkün hale geldi. Mevcut Başbakan Ulf Kristersson liderliğindeki iktidardaki sağ koalisyon (Ilımlı Muhafazakâr Parti-M, Hıristiyan Demokratlar-KD, Liberaller-L) ise, bu sonuçların ardından meclis içi temsil sayısı olarak 111'de kalırken, hükümete dışarıdan destek verebilecek aşırı sağcı SD'nin desteğiyle bile (173'ü ancak bulabiliyorlar) parlamentodaki çoğunluğu kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Sonuç olarak, her ne kadar seçimin ardından hem Magdalena Andersson, hem de Ulf Kristersson yeni hükümeti kurmaya hazır olduklarını beyan etseler de, yeni hükümetin büyük olasılıkla sol eğilimli olması beklenmektedir. Bu bağlamda, en makul formül ise S-V-C-MP (Sosyal Demokratlar-Sol Parti-Merkez Parti-Yeşiller Partisi) koalisyonudur. Dileğimiz, seçimlerin İsveç'e barış, refah ve esenlik getirmesidir...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Prof. Dr. Ozan Örmeci ESİAD Yaşam Dergisine Konuştu: "NATO Stratejik Bir Güç ve Savunma Platformuna Dönüşüyor"

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü ve ESUPA Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği-ESİAD'ın çıkardığı Yaşam Dergisi'nin Ağustos 2026 tarihli yeni sayısı için özel bir röportaj verdi. "NATO Stratejik Bir Güç ve Savunma Platformuna Dönüşüyor" başlıklı röportajda, Örmeci, 2026 NATO Ankara Zirvesi ve Türkiye'nin NATO ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerini değerlendirdi. Aşağıdaki linkten bu röportajı okuyabilirsiniz.

12 Eylül 2026 Cumartesi

Almanya'da Elif Eralp Fenomeni

 

Almanya'da aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt eyaletinde elde ettiği tarihi zaferin ardından ülke içerisinde ve Avrupa genelinde alarm zilleri çalmaya başlamışken, bu süreçle eşzamanlı olarak aşırı sol çizgideki Die Linke (Sol Parti) adına da Türk asıllı bir kadın siyasetçinin hızlı yükselişi sürüyor. Bu yazıda, Elif Eralp fenomeni kısaca özetlenecektir.

1981 doğumlu olan Elif Eralp, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Almanya'ya kaçmış solcu bir ailenin çocuğu olarak Almanya'da doğmuş ve büyümüştür. Hamburg Üniversitesi'nde Hukuk eğitimi alan Eralp, bir süre hukuk alanında avukat olarak çalıştıktan sonra 2010 yılından itibaren Die Linke partisi içerisinde siyasal faaliyetlerine başlamıştır. 2021 yılından bu yana partisi adına Berlin Temsilciler Meclisi (Abgeordnetenhaus) üyesi olarak görev yapan Eralp, ayrıca partisinde 2024'ten beri Grup Başkan Yardımcılığı ve 2025'ten beri Eyalet Başkan Yardımcılığı pozisyonlarını da üstlenmiştir. Partisinin 2026 Berlin eyalet seçimlerindeki adayı olan Elif Eralp, seçilirse Almanya'nın ilk göçmen kökenli kadın Eyalet Başbakanı olacaktır. Partisinin ülke genelindeki görece düşük desteğine rağmen, anketlere göre şu sıralar Berlin eyalet seçimlerinde birinci sırada olan Eralp, konut krizini ve ırkçılıkla mücadeleyi ön plana aldığı seçim kampanyası sonucunda Berlin'de Eyalet Başbakanı seçilirse, partisini de yeniden Almanya ulusal siyasetinin önemli bir aktörü haline getirebilir. Hatta bu nedenle Eralp'e daha şimdiden New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani benzetmeleri bile yapılmaktadır. 

Eralp'in hızlı yükselişi ve 20 Eylül'de olası Berlin Eyalet Başbakanı olması, Alman demokrasisinin geleceği adına AfD'nin yükseldiği bir ortamda yeni bir umut kapısı olacaktır. Kuşkusuz, Eralp'in partisi Sol Parti veya Die Linke'nin de bazı aşırıcı özellikleri bulunmaktadır. Ancak Neo-Nazi çağrışımı yapan aşırı sağcı bir partiye kıyasla, NATO ve ABD ile ilişkiler konusunda şüpheci olan Die Linke'nin yaklaşımları şüphesiz ki demokrasiye daha uygundur. Daha da önemlisi, Almanya'yı tüm dünyada nefret objesi haline getiren Nazileri çağrıştıran bir partinin yükselmesi, Almanya'ya ve Alman vatandaşlarına büyük zararlar verebilir. Bir diğer önemli husus, Sol Parti'nin AfD'nin popüler olduğu Doğu Almanya'da daha başarılı olmasıdır. Yani Die Linke'nin yükselişi, AfD'nin durdurulması adına seçim hesaplamaları açısından da faydalıdır. Son olarak, Türk kökenli bir Alman olan Elif Eralp'in başarısı Almanya'daki Türk ve diğer göçmen nüfus için de önemli bir kazanım ve ilham kaynağı olacaktır. Tüm bu nedenlerle, dileğimiz Elif Eralp'in Berlin'de seçilmesidir...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

11 Eylül 2026 Cuma

Fransa'da Macron Sonrası İçin Yarış Başladı

 

İki dönem Cumhurbaşkanı olarak görev yapan (2017-2027) Emmanuel Macron'un görev süresinin sona ereceği 2027 yılı Nisan ayında (18 Nisan 2027) yeni Cumhurbaşkanı'nı belirleyecek seçimlerin ilk turu için sandığa gidilecek olan Fransa'da, Macron sonrası için yarış şimdiden başladı. İhtiyaç olması durumunda 2 Mayıs 2027'de ikinci turu yapılacak seçimler, Beşinci Fransız Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı'nı belirleyecektir. Almanya'da Neo-Nazi eğilimli AfD (Almanya İçin Alternatif) partisinin birinci parti haline geldiği ve Avrupa Birliği'nin geleceğine dair karamsar düşünceler ağır basmaya başladığı bir dönemde, Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri Fransa ve Avrupa'nın geleceğine adına adeta bir karar seçimi olacaktır. Seçimleri Brüksel karşıtı popülist bir sol veya sağ adayın kazanması AB projesinin geleceğini riske atabileceği gibi, daha merkezi bir adayla birlikte Almanya ve Avrupa genelinde aşırı sağın yükselişinin durdurulması da yeniden mümkün hale gelebilir.

Marine Le Pen ve Jordan Bardella

Henüz seçime oldukça uzun bir süre olmasına karşın, daha şimdiden bazı adaylar ön plana çıkmaya ve adaylık niyetlerini açıklamaya başlamışlardır. İki seçimdir Macron karşısında Marine Le Pen'i aday göstererek kaybeden, ama her seçimde oy oranını yükselten AB-şüphecisi ve aşırı sağcı olarak yaftalanan Ulusal Birlik (Rassemblement National/RN) partisi (eski adıyla Ulusal Cephe-Front National/FN) bu seçimde göstereceği adayla birlikte en önemli ve favori siyasal oluşum durumdadır. 2022'den beri parti Genel Başkanı olan 1995 doğumlu çok genç bir siyasetçi olan Jordan Bardella, son dönemde iyi performans göstermekte ve partinin Cumhurbaşkanı adaylığı için gücünü ortaya koymaktadır. Bardella, anketlerde de ilk turda ilk ikiye girmeyi garantileyecek gibi durmaktadır. Ancak iki seçimdir yarışı kaybetmesine karşın, bu hareketi babası Jean-Marie Le Pen'den devraldığı için doğal lider konumunda olan ve aldığı cezaya karşın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasının önünde hukuki bir engel kalmayan Marine Le Pen de, bu seçimlerde son bir kez şansını denemek isteyebilir. Anketlerde, Le Pen, Bardella'dan bir miktar daha iyi performans göstermektedir. Bu durumda, RN içerisinde Bardella-Le Pen ikilisi arasında yoğun bir rekabetin yaşanacağı kritik bir döneme girilmiştir.

Edouard Philippe

Anketlerde iyi performans gösteren ve adaylık niyetini açıklayan merkezi siyaset açısından önemli bir kişi ise Macron'un ilk Başbakanı (2017-2020) olan 1970 doğumlu Le Havre Belediye Başkanı Edouard Philippe'tir. Horizons (Ufuklar) adlı küçük bir merkez sağ partinin lideri olan Philippe, anketlerde yüzde 15-20 arasında bir desteğe sahip gözükmektedir ki, bu şekilde ikinci tur şansı olabileceğini düşündürmektedir. Ancak ilginçtir ki, ikinci tur senaryosu anketlerinde, Philippe, Le Pen ve Bardella karşısında genelde geride kalmakta ve birkaç puan farkla da olsa yarışı kaybetmektedir. Dolayısıyla, Philippe'in olası ikinci tura kalması durumu, Fransa'da aşırı sağın tarihteki ilk Cumhurbaşkanlığı zaferinin kapısını aralayabilir. Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki, Cumhuriyetçi geleneğin gücü ve Fransız kökenli olmayan Fransa vatandaşlarının aşırı sağ korkuları nedeniyle, ikinci tur öncesinde aşırı sağcı adaylar aleyhinde güçlü rüzgarlar esebilmektedir. Bu rüzgarlar zaman zaman kasırga boyuna varabilmektedir ki, Jacques Chirac gibi kaypak ve yıpranmış bir merkez sağ figür bile baba Le Pen karşısında 2002 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci turunda yüzde 82,2 gibi rekor düzeyde bir oyla seçilmeyi başarmıştır.

Jean-Luc Mélenchon

Seçimde iddialı olabilecek en önemli aktörlerden birisi ise aşırı sol çizgisiyle 2012'den beri üç seçimdir Cumhurbaşkanı adayı olan ve ciddi oy potansiyelini gösteren Jean -Luc Mélenchon'dur. 2012'de yüzde 11,1, 2017'de yüzde 19,57 ve 2022'de yüzde 21,95 oy alarak ikinci turu özellikle 2022'de kıl payı farkla kaçıran Mélenchon, 2027 seçimleri için de adaylığını ilan etmiştir. Sol parti Boyun Eğmeyen Fransa'nın (La France Insoumise/LFI) lideri olan Mélenchon, aşırı sol çizgisiyle göçmen kökenli nüfus ve işçi sendikaları tarafından çok sevilmekte ve desteklenmektedir. Ancak Mélenchon'un AB ve NATO karşıtı açıklamaları, merkezi siyasete yön veren güçlü kurumlarda endişe yaratmaktadır. Son dönemde başörtüsü (türban) yasağı konusunda yaptığı açılımla daha da güçlenen Mélenchon, anketlere göre yüzde 14-17 gibi bir oranla ilk turu tamamlayabilir ve ilk ikiyi zorlayabilir. Ancak Mélenchon, ileri yaşının ve daha önce sürekli seçim kaybetmesinin etkisiyle de olsa gerek, olası bir ikinci turda Bardella veya Le Pen karşısında açık farkla yarışı kaybetmektedir. Seçimlere kadar Mélenchon'un oy potansiyelini arttırması da beklenebilir. 

Bruno Retailleau

Gaullist geleneğini yaşatan merkez sağın önemli oluşumu Cumhuriyetçiler (Les Républicains/LR) partisinde ise, parti içi yapılan oylamada yüzde 73'ün üzerinde destek alan eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau partinin resmi adayı olmuştur. Retailleau, seçilmesi halinde üniversitelerde başörtüsünü yasaklamak ve anayasaya Fransa'nın Yahudi-Hıristiyan köklerini eklemek gibi sert vaatlerde bulunan ve popülaritesi yüksek düzeyde olmayan bir adaydır. İlk turda en fazla yüzde 8-11 oy alabilecek gibi gözüken Retailleau'nun anketlere göre ikinci turda aşırı sağ aday Bardella karşısında kazanması da imkânsız durmaktadır. 

Diğer siyasi oluşumlara ve hareketlere bakıldığında; Macron geleneğini devam ettiren Rönesans Partisi'nin adayının Gabriel Attal olması beklenirken, eskiden oldukça güçlü olan Sosyalist Parti (Parti Socialiste/PS) içerisinde de parti Genel Sekreteri Olivier Faure ile partiyle ittifak kuran diğer sosyalist hareketlerden destek alan Avrupa Parlamentosu milletvekili Raphaël Glucksmann arasında adaylık yarış ve müzakereleri sürmektedir. Bu adaylardan Attal ve Glucskmann'ın ciddi desteğe sahip oldukları, ancak ikinci turu zorlayabilecek potansiyele henüz ulaşamadıkları öngörülmektedir. 

Bu tablo değerlendirildiğinde; seçimler için şu an için gözüken en gerçekçi senaryonun merkez-aşırı sağ yarışı olduğu, ancak aşırı sol-aşırı sağ veya merkez-aşırı sol arasında da ikinci tur olabileceği düşünülmektedir. Bunu daha da açmak gerekirse, Edouard Philippe'in merkez blokun desteğini sağlaması halinde ikinci tura kalması hayli yüksek bir olasılıkken, Bardella veya Le Pen'le temsil edilecek aşırı sağın da ikinci tura kalması neredeyse kesin gibidir. Bunu bozabilecek gelişmeler ise, Philippe'in merkez blokta Gabriel Attal ve Rönesans ile bir tür uzlaşıya varamaması veya oyların bölünmesi durumunda aşırı solun lideri Jean-Luc Mélenchon'un kendisini ikinci tura atabilmesi ihtimalidir. Bu senaryoda ise, aşırı sağın seçimi kazanması neredeyse garanti gibi gözükmektedir. Lakin Fransa'daki güçlü Cumhuriyetçi hassasiyetler, bir noktada aşırı solu aşırı sağa yeğleyecek seviyeye de -güçlü rüzgarlar esmesi halinde- ulaşabilir. Daha muhtemel olan Philippe-Le Pen/Bardella yarışında ise, şu an için aşırı sağ biraz daha önde gözükse de, uluslararası basında Philippe'in gayet güçlü bir aday olduğu vurgulanmaktadır

Sonuç olarak, Macron döneminde bilim-teknoloji, ekonomi ve uluslararası görünürlük anlamında bazı kazanımlar sağlayan ama temel meselelerini aşamayan Fransa'da, siyasi tablodaki sorunlu durum bu seçimlerin ardından da devam edecektir. İnsanları aşırı sağa yönlendiren kitlesel göç, ulusal kimliğin kaybı veya dejenerasyonu, hayat pahalılığı vs. gibi sorunlar çözülmediği sürece, tüm dünyada olduğu gibi, Fransa'da da ortalama seçmenin kendisine kolay çözümler öneren aşırı sağ veya aşırı sol hareketlere ve liderlere yönelmeleri doğaldır. Buradaki temel tartışma ise, Fransız demokrasisi ve kanaat önderlerinin bu sürece teslim olup olmayacağıdır. Dileğimiz, Fransa'nın geleneksel Cumhuriyetçi değerler ve demokrasisine sahip çıkarak en doğru seçimi yapmasıdır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

7 Eylül 2026 Pazartesi

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Daily Sabah İçin Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Sözlerini Yorumladı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü ve ESUPA Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, Daily Sabah gazetesinden Yusuf Ziya Durmuş’un yazdığı “Bolstered by Israel defense deal, Greece stokes tensions with Türkiye" (İsrail ile yapılan savunma anlaşmasıyla güçlenen Yunanistan, Türkiye ile gerilimi tırmandırıyor) başlıklı haberinde Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney'le birlikte Türk-Yunan ilişkilerine dair görüşlerini paylaştı. Aşağıdaki linkten bu haberi okuyabilirsiniz.