16 Nisan 2026 Perşembe

Çin, Tayvan'da Muhalefete Destek Veren Diplomasiyi Tercih Ediyor

 

2026 ABD/İsrail-İran Savaşı nedeniyle son dönemde pek dikkat çekmeyen sürpriz bir diplomatik gelişme, 2024 Başkanlık seçimlerini Çin karşıtı ve bağımsızlık yanlısı DPP (Demokratik İlerici Partisi) adayı Lai Ching-te veya yaygın bilinen ismiyle William Lai'nin kazanması ve Japonya'da Tayvan Sorunu konusunda şahin duruşu olan LDP'li Sanae Takaichi'nin Başbakan olmasıyla yeniden alevlenen Tayvan-Çin hattında yaşanan ilginç bir diplomatik ziyaret oldu. Öyle ki, 10 Nisan 2026 tarihinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, başkent Pekin'de Tayvan'ın kurucu ve şimdilerde ana muhalefet partisi durumundaki Kuomintang (KMT) Partisi Genel Başkanı Cheng Li-wun ile bir araya geldi.

Bilindiği üzere, Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu sürecinde ÇKP (Çin Komünist Partisi) güçleri karşısında bozguna uğrayan KMT'li milliyetçiler, Çan Kay Şek liderliğinde Tayvan adasına kaçmış ve burada Çin Cumhuriyeti olarak da bilinen Tayvan'ı kurmuştur. Anti-komünist çizgideki Çan Kay Şek ve KMT'liler, buna karşın her zaman Çin'le birleşme konusunda istekli olmuş, ancak bu birleşmenin ÇKP liderliğinde ve komünist bir sistemde değil, kendileri gibi milliyetçi ve demokratik bir sistemde olması gerektiğini savunmuş ve kendilerini Çin'in gerçek temsilcileri olarak görmüşlerdir. Çan Kay Şek (1948-1975) sonrasında da 2000 yılına kadar Başkanlık makamını her seçimde kazanmayı başaran ve Yen Chia-kan (1975-1978), Chiang Ching-kuo (1978-1988), Lee Teng-hui (1988-2000) gibi milliyetçi Başkanlar çıkaran KMT, ilk kez 2000 seçimlerinde Tayvan'ın bağımsızlığını ve Çinli Hanlardan farklı bir "Tayvanlı" kimliği üzerine politika inşa eden DPP'li Chen Shui-bian'ın (2000-2008) liderliğine tanıklık etmişlerdir. 2008-2016 döneminde Ma Ying-jeou ile iktidara dönen KMT, son yıllarda ise Tsai Ing-wen (2016-2024) ve William Lai (2024-) gibi DPP'li Başkanlar nedeniyle adadaki gücünü kaybetmeye başlamıştır.

KMT, aslında ÇKP'nin tarihsel düşmanı ve ezeli rakibi olsa da, ilginç bir şekilde "tek Çin ilkesi"ni savunması bağlamında Pekin'le aynı kulvardadır. Tek Çin ilkesi, Tayvan'ın hiçbir koşulda tanınmamasını amaçlayan ve Pekin tarafından desteklenen çizgiden farklı olarak, Tayvan'la ilişkilerin geliştirilerek bu konudaki stratejik belirsizliğin sürdürülmesini savunan bir yaklaşımdır. Ancak bu bağlamda ÇKP ile KMT'yi ayıran faktör, tek bir Çin ulusundan söz eden iki siyasi entitenin Çin'in geleceği konusundaki görüşlerinin birbirine oldukça zıt olmasıdır. DPP ise, daha önce de belirttiğim üzere, Taipei'nin Çin'den tamamen farklı ve ayrık bir şekilde bağımsızlığını savunmaktadır. ABD, Çin'in son yıllarda kazandığı ekonomik ve siyasi güç nedeniyle DPP'ye daha yakın durmaktadır.

Bu bağlamda, Çin Devleti'nin Kuomintang (KMT) Partisi Genel Başkanı Cheng Li-wun'u sıcak bir şekilde Pekin'de ağırlaması, 2016'dan beri kesilen Tayvan-Çin hattında ilişkilerin sonraki dönemde yeniden tesis edilmesi bağlamında önemli bir sinyal ve büyük ihtimalle Pekin'in bu konuda benimsediği yeni stratejinin öncü bir sinyalidir. Nitekim Cheng'in ziyaretinden 6 gün sonra, Pekin, Tayvan ile ekonomik ve kültürel alışverişi genişletmeyi amaçlayan 10 maddelik bir önlem paketi açıklamıştır. Bu önlemler arasında uçuşların yeniden başlatılması, turizm kanallarının yeniden açılması, tarım ticaretinin kolaylaştırılması ve kültürel erişimin genişletilmesi gibi önemli maddeler yer almaktadır. Bu, Pekin'in son yıllarda geliştirdiği iki boyutlu siyasetin yeni bir veçhesidir; bir yandan baskı (DPP ve ayrılıkçılara), diğer yandan teşvik (muhalefete). Nitekim Atlantik Konseyi'nden (Atlantic Council) bölge uzmanı Wen-Ti Sung, Çin'in stratejisinin ÇKP ile KMT arasında özel bir bağ kurarak Tayvan'ın gelecekte barışçıl şekilde Çin'e bağlanmasını sağlamak olduğu görüşündedir.

Cheng Li-wun ziyareti vesilesiyle Tayvan heyetinin KMT partisinin kurucu babası kabul edilen Sun Yat-Sen'in türbesini ziyaret etmesi ve Şanghay'da iş çevreleri ile görüşmeler yapılması, sonraki Başkanlık seçimlerinde KMT'nin Çin desteğiyle daha farklı ve dengeli bir strateji izleyerek iktidara gelmeyi amaçladığını ve bunun Pekin tarafından da desteklendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Cheng'le görüşmesinde ortaya koyduğu 4 maddelik öneri bu anlamda dikkat çekicidir:

a-) İki taraf arasında ortak kimlik anlamında fikir birliği yapılması,

b-) Ortak vatanın korunması anlayışının benimsenmesi,

c-) Entegrasyon yoluyla karşılıklı refahın arttırılması,

d-) Çin halkının büyük yeniden dirilişinin gerçekleştirilmesi.

Sonuç olarak, Tayvan ana muhalefet lideri Kuomintang (KMT) Partisi Genel Başkanı Cheng Li-wun'un 10 Nisan 2026 tarihli Çin ziyareti, Çin'in KMT'ye destek sunan yeni Tayvan politikasının sertlik değil, diplomasi öncelikli olduğunu gösteren ve ABD'nin İran politikasına alternatif niteliğindeki daha barışçıl ve doğru bir yaklaşımdır. Umuyoruz ki, bu politika sayesinde binlerce insanın ölmesi önlenir ve siyasi sorunlar daha barışçıl bir şekilde çözülebilir. Ayrıca ABD'nin de bu konuda destekleyici olması önemli ve gereklidir; zira bu şekilde, Pekin de İran krizinin çözümlenmesi yolunda daha aktif hale gelebilecektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

15 Nisan 2026 Çarşamba

Prof. Dr. Ozan Örmeci, ABD'nin Hürmüz Boğazı Ablukasını A Haber'de Yorumladı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 15 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan ve Cansın Helvacı'nın sunduğu “Ajans Bugün" programında, ABD'nin ateşkes sürecindeki 2026 İran Savaşı'nda uygulamaya başladığı Hürmüz Boğazı ablukasını yorumladı.

13 Nisan 2026 Pazartesi

Prof. Dr. Ozan Örmeci Macaristan Seçimlerini Tvnet Kanalında Yorumladı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ozan Örmeci, 13 Nisan 2026 tarihinde Tvnet kanalında yayınlanan ve Hamza Çiftçi’nin sunduğu “Haber Merkezi” programında 2026 Macaristan genel seçimlerinde Peter Magyar ve Viktor Orban karşıtı muhalefetin kazandığı sandık zaferini ve bunun uluslararası siyasete etkilerini değerlendirdi.

12 Nisan 2026 Pazar

2026 Macaristan Seçimleri: Muhalefet 16 Yıl Sonra Orban'ı Geçmeyi Başardı

 

Giriş

Orta Avrupa'nın önemli devletlerinden ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gözlemci üyesi olan Macaristan, 2010 yılından bu yana ülkesini adeta avuçları içine almayı başarmış, çok güçlü ve başarılı bir sağcı popülist olan Viktor Orban tarafından yönetilmekteydi. Orban, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya lideri Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü liderlerle kurduğu yakın ilişkiler, Avrupa Birliği (AB) içerisinde Ukrayna'ya yardım ve Rusya ile ilişkileri kesme gibi bazı konularda gösterdiği farklı tutumlar ve ülke içerisinde muhalefete ve LGBT grupları gibi kesimlere yönelik olumsuz yaklaşımlarıyla liberal çevrelerde hiç sevilmeyen bir isim olmasına karşın, kendisinin de kabul ettiği "illiberal" model, ilginç bir şekilde 16 yıldır ülkesinde başarıyla iktidardaydı. 2022 genel seçimlerinde Brüksel ve Washington'da sol-liberal kesimlerin seferberlik ilan ettiği durumlarda bile sandıktan zaferle çıkmayı başaran "Yetenekli Bay Orban", yıllar sonra ilk kez bu defa sandıkta beklenen başarıya ulaşamadı ve iktidarını kaybetti. Bu yazıda, 2026 Macaristan genel seçimleri, sahadan alınan bilgiler ve uluslararası haber ajanslarının haberleri temelinde özetlenecektir.

2026 Macaristan Seçimleri

Seçimden önce Uluslararası Politika Akademisi (UPA) olarak yayınladığımız iki farklı yazıda da, Orban karşıtı muhalefetin birleştiği merkez-merkez sağ çizgideki popülist TISZA (Saygı ve Özgürlük) partisinin, genç ve karizmatik siyasetçi Peter Magyar liderliğinde bu defa sandığa çok iddialı hazırlandığını ve özellikle AB ve AB üyesi bazı ülkelerden gelen desteğin ve Rusya ve ABD'ye yönelik tepkilerin de etkisiyle Orban'ın işinin bu defa çok zor olacağını belirtmiştik. Orban'a yönelik tepkilerin temelinde ise, ülkedeki yolsuzluk ve nepotizm vakalarının yaygınlaşması ile muhalefete yönelik baskılar vardı. Ayrıca Ukrayna'ya yardım konusunda yaşanan görüş ayrılıklarının (Orban, Trump-Putin ikilisi gibi Ukrayna'ya yardımların kesilmesini savunuyordu) damga vurduğu seçimler öncesinde, ABD Başkanı Trump'ın Başkan Yardımcısı J.D. Vance'i Orban'a destek için Macaristan'a göndermesi, bu seçimi, AB ile ABD arasında adeta bir tür bilek güreşine dönüştürmüştü. Seçim öncesindeki anketler ise, AB'ye yakın Magyar ve TISZA'mn Orban ve Fidesz partisinin yaklaşık 10 puan önünde olduğunu gösteriyordu.

Bugün (12 Nisan 2026) tarihinde huzur ve barış ortamı içinde gerçekleştirilen seçimler, öncelikle yüksek katılım oranıyla dikkat çekti. Birçok Avrupa ülkesinde genelde düşük düzeyde kalan seçime katılım düzeyi, Macaristan'ın 2026 seçimlerinde ise ülke tarihindeki en yüksek oran olan yüzde 79'u buldu. Geçtiğimiz genel seçimlerde, 2022'de bu oranın yüzde 63 olduğu düşünülürse, muhalefetin bu defa seçmenleri mobilize etmeyi başardığı söylenebilir. Ayrıca ilk defa oy kullanan gençlere Macaristan bayrağı renklerinde bileklik hediye edilmesi gibi ilginç bir uygulamayla da dikkat çeken seçimlerde, Macaristan vatandaşı olan seçmenler, parti ve seçim bölgesini temsil edecek vekil için iki farklı oy kullandılar. Ülke genelindeki yaklaşık 7,5 milyon seçmen nedeniyle, seçim sonuçlarının belli olması ancak gecenin ilerleyen saatlerinde mümkün oldu. Ek olarak, posta yoluyla gönderilen 232.000 civarında reyin (oyun), seçimlerden sorumlu NVI (Macaristan Seçim Ofisi) tarafından sandık oylarının sayılmaya başlamasından önce sayıldığı da bu noktada eklenmeli.

Peter Magyar

Henüz kesinleşmeyen seçim sonuçlarına göre, muhalefet bu defa başarılı bir performans sergileyerek Başbakan Orban ve partisi Fidesz'i geçmeyi başardı. Öyle ki, Peter Magyar liderliğindeki TISZA, Orban'ın partisi Fidesz'e yüzde 53'e yüzde 38,4'lük büyük bir üstünlük sağlayarak parlamentoda üçte ikilik çoğunluğu almayı başardı. Valasztas.hu internet sitesinin projeksiyonuna göre, bu sonuçlara göre TISZA Macaristan parlamentosunda 138 milletvekilliği alırken, Fidesz-KDNP ittifakı ancak 55 milletvekilliği ile yetinecek. Aşırı sağcı Mi Hazánk (Vatan Hareketimiz) ise yüzde 5,83 civarında oyla 6 meclis sandalyesi elde edecek. Bu şekilde 199 sandalyeli Macaristan Parlamentosu'nun yeni üyeleri de belirlenmiş ve Macaristan'da iktidar barışçıl bir şekilde el değiştirmiş oldu. Viktor Orban, seçim gecesi yaptığı konuşmada yenilgiyi kabul etti ve rakibini kutladı.


Valasztas.hu internet sitesinin meclis milletvekilliği dağılımı projeksiyonu

Sonuç

Sonuç olarak, 2026 Macaristan genel seçimleri, AB'nin ABD ve liberal demokrasinin popülizm karşısında kazandığı bir zafer olarak da yorumlanabilir. Zira ABD-Rusya ikilisi tarafından desteklenen 16 yıllık Başbakan Viktor Orban, tüm maharetine karşın bu defa sandıktan birinci çıkmayı başaramamış ve genç ve karizmatik siyasetçi Peter Magyar ile TISZA partisine geçilmiştir. Bu seçimin Macaristan ve AB'ye etkileri ise ancak önümüzdeki aylarda anlaşılabilecektir. Ancak genel beklenti, Macaristan'ın daha AB yanlısı, Rusya-Ukrayna çatışmasında Ukrayna'ya yakın ve ABD'deki Trump yönetimi ile Rusya'ya daha mesafeli yeni bir siyasi/diplomatik çizgiye yönelmesidir. Macaristan'ın Türkiye ve Türk soylu devletlerle ilişkilerinde ise herhangi bir gerileme beklenmemektedir. Dileğimiz, dost ve kardeş ülke Macaristan halkının en doğru kararı vermesidir...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

11 Nisan 2026 Cumartesi

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in Çin Ziyareti


Giriş

Son aylarda Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Donald Trump yönetiminin tek taraflı uygulamalarına gösterdiği eleştirel tavır ve direnç ile İsrail'in Gazze ve İran'a yönelik sertlik politikalarına karşı sergilediği ilkeli duruşla dünyada adından söz ettiren ve özellikle İslam dünyasında hayli popüler hale gelen PSOE'li (İspanyol Sosyalist İşçi Partisi) solcu İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, şimdilerde Çin Halk Cumhuriyeti'ne yaptığı ziyaretle gündemdedir. Bu yazıda, İspanya'nın sol eğilimli hükümet döneminde son yıllarda uyguladığı siyasi ve ekonomik politikalar değerlendirilecek ve Sanchez'in Çin ziyareti analiz edilecektir.

İspanya'da Solcuların İktidarı

Ülkesi İspanya'da 2017'den beri solun ana partisi olan PSOE'nin Genel Sekreteri olan 1972 doğumlu genç siyasetçi Pedro Sanchez, 2018'den beri çeşitli kesintilere rağmen ülkesinde 3 defa Başbakanlık koltuğuna oturmayı başarmış önemli bir siyasetçidir. İlk Genel Başkanlığı ve Başbakanlığı döneminde daha merkezci bir sol siyasetçi olarak görülen Sanchez, zamanla İspanya ve dünyada aşırı sağın yükselişi ve İspanya'da aşırı solun bu konudaki hassasiyeti ve gücü nedeniyle daha sol bir siyasal program ve söylemi benimsedi. Defalarca iktidardan uzaklaştırılmasına ve sağın sert eleştirilerine karşın siyasi mücadelesinden vazgeçmeyen Sanchez, partisiyle birlikte çok da başarılı olamadığı 2023 genel seçimleri sonrasında diğer küçük solcu partiler ve yerel partilerle kurduğu yakın ilişkiler sayesinde bir kez daha Başbakan seçilmeyi/olmayı başardı.

Pedro Sanchez

Bu şekilde koltuğa zorlukla oturan Sanchez, Başbakan olduktan sonra ise, önceki iki dönem Başbakanlık deneyiminin de etkisiyle, oldukça özgüvenli ve iddialı işler yaparak gücünü konsolide etmeye başladı. Ülkesinde halkının ve bilhassa öncelikli seçmen tabanı olan solcuların insan hakları konusundaki duyarlılıklarını ve özellikle ezilen kesimlere yönelik empatik tutumunu iyi bilen Sanchez, bu bağlamda siyasal/diplomatik alanda daima uluslararası hukuk ve barış yanlısı, yeni ve iddialı bir söylem benimseyerek ismini hızla tüm dünyada duyurmaya başladı. Sanchez, 7 Ekim saldırısı sonrasında İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları yayılmacı ve soykırımcı bir nitelik kazanınca, İsrail'e karşı -İrlanda ile birlikte- oldukça eleştirel bir tutum benimsedi. Nitekim İspanya, bu süreçte Avrupa Birliği içinde Filistin Devleti'ni resmen tanıyan ilk ülkelerden biri oldu. İspanya'nın bu kararı, zamanla Fransa, Birleşik Krallık ve Kanada gibi İsrail'le yakın ilişkileri olan büyük devletler de dahil olmak üzere birçok devletin aynı yönde karar almasını tetikledi.

Diğer konularda da daima barış ve uluslararası hukuku savunan Sanchez iktidarı, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik özel askeri operasyonunu ve yine son dönemde ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını da şiddetle kınadı. Ancak bunları yaparken Sanchez, ilkeli davrandıklarını ve İran'daki rejimin aşırı niteliklerini savunmadıklarını da ısrarla belirtti. Bu süreçte ABD Başkanı Donald J. Trump ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun sert eleştirilerine maruz kalan Sanchez, bu eleştiriler karşısında da asla geri adım atmadı ve kendisine yönelik sataşmalara aynı şekilde cevap verdi. Sanchez'in bir diğer dikkat çektiği konu ise, ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO üyeleri için belirlediği yüzde 5 harcama önerisine karşı çıkması ve eğitim ve sağlık politikalarındaki öncelikleri nedeniyle kendi düzeylerinin yüzde 2,1 seviyesinde kalacağını belirtmesi oldu. Başkan Trump, bu konu nedeniyle İspanya'nın NATO'dan atılması gerektiğini dahi önerdi. Ancak bu durumda bile geri adım atmayan Sanchez, dünyada ABD karşıtı ve sol çevrelerde giderek bir kahraman figürü gibi algılanmaya başladı. Son olarak Başkan Trump'ın ticari ilişkileri kesmekle tehdit ettiği İspanya'dan Trump'a Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares tarafından verilen cevapta, bu tehditlerden korkulmadığı açıklanmıştı.

İspanya'nın son yıllardaki ekonomik büyüme oranları

Ekonomi alanında diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha başarılı bir grafik sergilemeyi başaran Sanchez iktidarı, iktidara geldiğinden beri ekonomiyi her çeyrekte yüzde 2,5-3 civarında büyütmeyi başardı. ABD Başkanı Donald Trump'ın ticareti kısıtlayan gümrük tarifeleri uygulamalarına karşı çıkan Sanchez, özellikle İspanyolca konuşan çok sayıda Latin (Güney) Amerika ülkesinden gelen göçmen işçiler ve yeni vatandaş olan topluluklar sayesinde ülkesinde toplumsal bir dinamizm yaratmayı da başardı. Bu süreçte İspanya'da 1,2 milyon düzeyinde yeni insanın yerleşmesi, İspanya'yı Avrupa'nın en dinamik ve demografik olarak gelişen ülkesi durumuna getirdi.

Kültürel olarak daima ilerici politikaları savunan Pedro Sanchez, LGBT haklarını, her türlü topluluğun dil ve kültürel alan başta olmak üzere demokratik özgürlüklerini ve her insanın insanca yaşamasını sağlayacak sosyoekonomik hakları savunmasıyla önemli bir siyasetçi haline geldi. Buna karşın, ABD ve Avrupa'nın büyük devletlerinin de etkisiyle, Sanchez'e yönelik ülkesinde ciddi tepkiler ortaya çıkmaya başladı.

Sanchez'in Çin Ziyareti 

ABD ve İsrail ile ilişkilerinin gerildiği bir dönemde, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, 11-15 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleşecek 5 günlük Çin ziyaretine başladı. Sanchez'in, bu ziyaret vesilesiyle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Başbakan Li Çiang ve Meclis Başkanı Cao Licı ile görüşeceği açıklanırken, bu görüşmelerde İspanya-Çin ilişkilerinin farklı boyutlarıyla geliştirilmeye çalışılacağı bildirildi. Sanchez'in son 4 yıldaki 4. Çin ziyareti, şimdilerde uluslararası basında dikkat çeken bir gelişme olarak öne çıkıyor.

 

İspanya'nın en büyük ihracat pazarları
(Yüzdelik Dilim)
2024
Fransa%14,5
Almanya%10
İtalya%8,4
Portekiz%8,2
Birleşik Krallık%6
ABD%4,6
Hollanda%3,1
Belçika%3,1
Fas%3,1
Polonya%2,5

 

Sanchez'in son yıllardaki çabalarına karşın, İspanya-Çin ilişkileri, günümüze kadar gerçek potansiyelinin oldukça altında kalmış gibi görünüyor. Zira Çin, İspanya'nın en büyük 2. ithalatçısı olmasına karşın, ihracat pazarı olarak İspanyol firmalarına henüz yeterince fırsat sağlamamış gibi gözüküyor. Nitekim dünyanın üretim merkezi olan Çin, İspanya için de Almanya'dan sonraki en büyük ikinci ithalatçı olurken, İspanya'nın ihracat pazarı olarak ilk 10 listesinde yer almıyor. Çin'in 1,4 milyarlık devasa nüfusuyla çok büyük bir pazar olduğu düşünülürse, Sanchez'in girişimleriyle İspanyol firmalarının Çin'de daha yoğun iş yapabilmeleri olası bir ihtimal olarak karşımıza çıkıyor.

 

İspanya'nın en büyük ithalat kaynakları
(Yüzdelik Dilim)
2024
Almanya%10,8
Çin%10,3
Fransa%8,2
İtalya%6,6
ABD%6,5
Hollanda%4,5
Portekiz%3,7
Birleşik Krallık%2,4
Belçika%2,3
Fas%2,2

 

İran Savaşı'nın ateşkes anlaşmasıyla durakladığı bir dönemde gerçekleşen ziyaret, Pakistan'ın arabuluculuğunda sağlanan bu ateşkeste payı olduğu düşünülen Çin'in barışçıl politikalarına destek olarak da değerlendirilebilir. Zira ilk günden beri savaşa karşı çıkan Başbakan Sanchez, İsrail'in yalnızca İran'a değil, Lübnan'a yaptığı askeri müdahaleleleri de eleştiriyor ve bunların Ortadoğu'daki daha büyük çatışmaları tetikleyebileceğini düşünüyor. Sanchez, Çin'in bu konudaki politika ve söylemlerine de daima övgüyle yaklaşıyor. Ayrıca Sanchez'in Çin-Brüksel (AB) ilişkileri bağlamında daha önemli roller üstlenmesi de bu ziyaret vesilesiyle gündeme gelebilir. Zira yakın geçmişte Yunanistan, Birleşik Krallık ve İtalya gibi ülkelerle Avrupa'daki güvenilir bir partner olarak yakın ilişkiler geliştirmeye çalışan Pekin, bu ülkelerdeki iktidarların değişimi nedeniyle birçok konuda sonradan geri adım atılmasına tepki göstermişti.

Sonuç

Sonuç olarak, dünyada jeopolitik dengelerin hızla değiştiği bir dönemde farklı bir kulvar benimseyen İspanya, solcu Başbakanı Pedro Sanchez ve sosyalizan eğilimli iktidarıyla ilginç bir politika izlemekte ve şimdilik bu politikasında kayda değer başarılar başarılar kazanmaktadır. Ancak Sanchez'e ülke içinde yükselen tepkiler ve ABD ile İsrail gibi etkili ülkelerle yaşanan polemik ve sorunlar, sonraki seçimin zor geçeceğini düşündürmektedir. Şurası bir gerçektir ki, çok kutupluluk bir gerçek olma yolundadır. Bu bağlamda, Çin Halk Cumhuriyeti gibi dev bir ülkeyle çeşitli düzeylerde ilişkiler kurmak çok faydalı ve gereklidir. Ancak böyle sert bir dönemde, Batı ittifakının geleceği tartışmalı hale gelmişken, insan hakları ve hukuk devleti gibi konularda ABD ve Batılı ülkelerden daha geride olan ülkelerle kurulacak ittifaklarda dikkatli ve seçici olmak da Batılı liderlerin dikkat etmesi gereken bir husustur. Bizce Sanchez hükümeti bu hassas dengeyi tuttaracak kalibrededir...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ