22 Haziran 2026 Pazartesi

Kıbrıs'ta Yeni Formül Gevşek Federasyon

 

On yıllardır çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Holguin'in geliştirdiği "sonuç alıcı" yeni formülün parametreleri belli olmaya başladı. Politis gazetesinden Dionysis Dionysiou'nun dün yayınladığı haber analiz, bu anlamda önemli bilgiler içeriyor. Bu yazıda, bu makale özetlenecektir.

Yaz aylarında yeniden gündeme gelmesi ve hatta başlaması beklenen Kıbrıs müzakerelerinde, bu defa olumlu sonuç almak adına deneyimli diplomat Maria Holguin Cuellar'ın adadaki ve iki garantör devlet olan Türkiye ve Yunanistan'daki temasları sonucunda oluşturduğu yeni formülün ana hatları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, Türkiye'nin ısrarı neticesinde artık klasik federasyon formülü gündemde değil. Bunun yerine, deneyimli diplomatın Rumların "federasyon", Türklerin ise "konfederasyon" olarak adlandırabilecekleri ve kabul edebilecekleri daha gevşek bir çözüm önerisi var.

Bu formülün siyasi özü açık: iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon için Kıbrıs Rumlarının pozisyonu ile egemen eşitlik ve ayrı siyasi statüsünün tanınması konusundaki Kıbrıs Türklerinin ısrarı arasındaki uçurumu, yapıcı bir belirsizlik yoluyla bile olsa, kapatmak. Holguín, önceki arabuluculara kıyasla çok daha dinamik ve uzlaştırıcı bir şekilde hareket ediyor. Sadece iki liderle görüşmekle sınırlı kalmıyor; siyasetçiler, akademisyen grupları, her iki topluluktan sivil toplum temsilcileri, garantör güçler ve Avrupa Birliği (AB) ile de temas kuruyor. Anlaşıldığı üzere, amacı, bilindik çerçeveyi tekrarlamak değil, müzakereye yol açacak kadar spesifik ve her iki tarafça da baştan reddedilmeyecek kadar esnek bir öneri oluşturmak. Bu bağlamda, taraflardan edindiği bilgiler doğrultusunda, deneyimli diplomat, taraflara yol göstermesi adına planını şekillendirmeye çalışıyor.

Yeni çözümün temel parametreleri şöyle özetlenebilir:

1-) Tanınma karşılığında toprak: Yeni formülde, Crans-Montana'da da gündeme gelen önemli bir husus, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya'daki bazı bölgelerin Kıbrıslı Rumlara iadesi karşılığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (kısaca KKTC) yeni konfederal devletin içinde tanınmasıdır. Bu şekilde, Kıbrıslı Türkler en büyük özlemleri olan tanınmayı, konfederal bir düzende, AB üyesi bir devlet içinde iki bölgelilik formülüyle sağlarken; Rumlar da en büyük motivasyonları olan kayıp topraklarının bir bölümünü kazanmayı gerçekleştirebileceklerdir. 

2-) Gevşek Federasyon formülü: Yeni devlet, birçok yetkinin ortak olduğu sert bir federasyon yerine, bir konfederasyona benzer şekilde, paylaşılan yetkilerin daha az ve seçici olduğu ve merkezi devletin daha ziyade AB ile ilişkiler, dış politika ve güvenlik gibi konularda devreye girdiği gevşek bir nitelikte olacaktır. Edinilen kulis bilgilerine göre, yeni modelde, iki kurucu devlet, iki parlamento ve federal konular için daha çok üst düzey bir Konsey görevi görecek bir organ yer alacaktır. Doğrudan seçilmiş bir federal parlamento olmayacak; bunun yerine, bazıları tarafından Avrupa Konseyi tipi bir kurumsal mantığa benzetilen, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk milletvekillerinden oluşacak bir yasama organı olacaktır. Bu organ, yalnızca iki kurucu devlete bırakılamayacak ortak konuları ele alacaktır. Bu, Kıbrıs Türklerinin vetolarıyla Kıbrıs Rumlarının felç olma korkusunu ve Kıbrıs Türklerinin de Kıbrıs Rum çoğunluğu tarafından sayısal olarak absorbe edilme korkusunu azaltmayı amaçlayan mantıksal bir yapıdadır.

3-) Esnek Dönüşümlü Başkanlık: Yürütme gücü düzeyinde tartışılan senaryo ise, Rum Kesimi'nin 2-1 veya 3-1 oranında temsil edildiği, dönüşümlü olarak görev yapan iki topluluk liderinin başkanlık ettiği bir Başkanlık Konseyi'ni öngörüyor. Bu fikir, klasik "dönüşümlü başkanlık" sistemine göre daha esnek bir şekilde siyasi eşitliği yeniden kurmayı amaçlıyor. Edinilen bilgilere göre, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, gerçek yürütme yetkisinin daimi bir Rum Başbakanı'na devredildiği, dönüşümlü, federal ancak büyük ölçüde sembolik bir Cumhurbaşkanlığı sisteminin varlığını görüşmeye hazır olduğunu göstermiş görünüyor. Bu fikir, Rum kamuoyuna işlevselliğin garantisi olarak sunulabilir; ancak siyasi eşitliğin güçlü güvenceleriyle birlikte gelmedikçe Türk tarafının kabul etmesi zor olacaktır. Bu noktada kritik bir şart devreye giriyor: Bakanlar Kurulu'nda en az bir Kıbrıs Türkü Bakan'ın belirleyici oyu. Bu, görüşmelerdeki en büyük tıkanma noktalarından biri olmaya devam eden, etkili katılım meselesidir. Kıbrıs Türkleri için, böyle bir oy olmadan gerçek bir siyasi eşitlik söz konusu değildir. Kıbrıs Rumları için ise, belirleyici bir oy günlük bir tıkanma mekanizmasına dönüşme riski taşımaktadır. Bu nedenle, zorluk, ya böyle bir oylamanın kapsamını belirli hayati konularla sınırlayarak, ya da çıkmaz çözüm mekanizmaları aracılığıyla, felç olmadan katılımı sağlayacak bir ara formül bulmaktır.

4-) Garantiler: En zorlu meselelerden biri olan garantiler konusunda, Kıbrıslı Rumlar, 1960'lı yıllardaki garanti sisteminin kaldırılmasını istiyor. Kıbrıslı Türkler ise ya garantilerin devam etmesi, ya da Türk birliklerinin Kıbrıs'tan ayrılmasından önce uzun bir süre geçmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Orta yol olarak Birleşmiş Milletler'in ise NATO'ya olumlu baktığı görülüyor. Kıbrıs'ın bir bütün olarak NATO'ya katılması, adanın güvenliğini garanti altına alacak ve küçük bir NATO gücü veya üsleri çerçevesinde Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Amerikan birliklerinin adada bulunmasına olanak sağlayacaktır. Holguín'in Ankara'daki görüşmelerine dayanarak konuşursak, bu konu Türkiye tarafından tamamen dışlanmamıştır; ancak her zaman daha geniş bir çözümün parçası olarak ele alınmaktadır.

5-) Geçiş aşaması: Çözümün uygulanması için 2 veya 3 yıllık bir geçiş dönemi görüşülüyor. Bu dönemde, Maraş'ın en belirgin örneği olduğu üzere, ilk toprak iadelerinin gerçekleşmesi gerekecek; aynı zamanda Kıbrıs Türk tarafının talep ettiği "3D" olarak adlandırılan unsurlar da kademeli olarak hayata geçirilecektir: doğrudan ticaret, doğrudan temaslar ve doğrudan uçuşlar. Aynı dönemde, Kıbrıs uçakları için Türk FIR'ındaki kısıtlamalar kaldırılabilir ve Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına erişimine izin verilebilir. Bu şekilde, çözüm kağıt üzerinde kalmayacak, her iki taraf için de anında ve ölçülebilir faydalar sağlamaya başlayacaktır. Aynı zamanda, Kıbrıs'ta son yıllarda keşfedilen ve çıkarılan doğalgazın kullanımı konusunda da görüşmeler başlayabilir. Edinilen bilgilere göre, Türkiye, Kıbrıs'a boru hattı inşa etmeye hazır olduğunu ifade ederek, Kıbrıs doğalgazını -belirtildiği gibi- "Mısır ile görüşülen fiyatlardan çok daha yüksek fiyatlarla" satın alma isteğini açıkça ortaya koymuştur. 

Bu bağlamda, yazın başlaması muhtemel müzakerelerde bu defa çözüm umudu var gibi görünüyor. Zira her iki tarafta da liderliğin (Hristodulisi ve Tufan Erhürman) ve halkların çözüm yönünde güçlü iradeleri söz konusu. Özellikle Kıbrıs Türklerinin dünyadan izole olmama istekleri artık gizlenemez bir boyuta gelmiş halde. Bu nedenle, çözüm için ada halklarına samimiyetle son bir deneme şansı vermek, bizce tüm kesimlerin ve uluslararası sistemin lehine bir gelişme olacaktır...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ 

Birleşik Krallık'ta Başbakan Starmer'ın İstifası

 

Giriş

Birleşik Krallık'ta, demokratik seçimler sonucunda kurulan parlamento çoğunluğuna sahip hükümetlere rağmen siyasi istikrar tablosu bir türlü sağlanamıyor. Öyle ki, 2024 genel seçimleri sonrasında Avam Kamarası'nda büyük bir çoğunluğa sahip İşçi Partisi'nin lideri olan Sir Keir Starmer, henüz 2 yılını dahi doldurmadan Başbakanlıktan istifa kararı aldı. Starmer'ın bu kararı, geçtiğimiz haftalarda yapılan yerel seçimlerde partisinin gösterdiği düşük performans ve parti içindeki muhalefetin tepkileri neticesinde alındı. Bu nedenle, adada, 2016 Temmuz'dan bu yana 10 yıl içerisindeki 7. Başbakan yakında göreve başlayacak. Bu yazıda, Başbakan Starmer'ı istifaya sürükleyen süreci ve yeni Başbakan adaylarını değerlendireceğim.

Starmer'ın İstifasının Nedenleri

BBC ve diğer bazı ciddi haber kuruluşlarının haberlerinden derlendiğinde, Başbakan Starmer'ı istifaya sürükleyen süreci tetikleyen 3 önemli unsur öne çıkıyor: Mayıs 2026 yerel seçimlerindeki tarihi yenilgi, kronik hayat pahalılığı ve hükümet içindeki Bakanların peşpeşe istifasıyla büyüyen parti içi isyan.

İlk olarak, Başbakan Starmer, kendi liderliğindeki İşçi Partisi'nin Mayıs 2026'daki yerel seçimlerde tarihinin en kötü performanslarından birini sergilemesi ve Reform UK (Birleşik Krallık Reform Partisi) ile Muhafazakâr Parti'ye geçilmesi neticesinde kamuoyu önünde yara almış; yerel seçim sonuçları da genelde Başbakan'ın ve hükümetin performansına yönelik bir güvensizlik oyu olarak değerlendirilmiştir.

İkinci önemli sebep, uluslararası ekonomiyi olumsuz etkileyen Ortadoğu ve Ukrayna'daki savaşların da etkisiyle Birleşik Krallık'ta son aylarda artan fiyatlar ve halkın alım gücünü olumsuz etkileyen yüksek enflasyon olmuştur. Bu süreçte, özellikle emeklilere yönelik kışlık yakıt desteğinin kaldırılması ve işveren sigorta primlerinin artırılması halkta ve parti içinde büyük tepki toplamış, Starmer üzerindeki baskıyı da artırmıştır.

Üçüncü olarak ise, İşçi Partisi içerisinde Sağlık Bakanı Wes Streeting'in başını çektiği birçok önemli ismin geçtiğimiz günlerde Starmer'ın liderliğini eleştirerek istifa etmesi ve parti liderliği için yarışa başlayacağını açıklaması Başbakan'ı zor durumda bırakmıştır. Streeting'e kısa sürede Savunma Bakanı John Healey, İçişleri Bakanı Şabana Mahmud (Shabana Mahmood) ve Enerji Güvenliği Bakanı Ed Miliband gibi birçok önemli isim de eklenmiştir.

İngiliz kamuoyu önünde Keir Starmer'ı beceriksiz duruma düşüren ve halkın güvenini kaybetmesine yol açan bu üç gelişmenin yanı sıra, kuşkusuz ABD'deki aşırı sağ eğilimli popülist Donald Trump yönetimiyle yaşadığı uyumsuzluk da Başbakan Starmer'ı istifaya zorlayan sebeplere eklenebilir.

Starmer'ın Yerine Kim Geçebilir?

Başbakan Starmer'dan sonra Labour liderliği ve Başbakanlık için adı geçen en önemli isim, eski Manchester Belediye Başkanı ve daha önce iki defa parti liderliğine aday olup kaybetmiş olan deneyimli siyasetçi Andy Burnham'dır. Parti içi muhaliflerden Wes Streeting'in de desteğini alan Burnham, Makerfield ara seçimlerinde Reform UK karşısında başarılı bir performans sergileyerek parti içi bir değişimle İşçi Partisi'nin sonraki seçimi de kazanabileceği algısını yaratmış ve bu sayede parti içinde şimdilerde çok ciddi bir destek sağlamıştır. Everton futbol takımı taraftarı ve indie müzik tutkunu olan 1970 Liverpool doğumlu olan Burnham, Cambridge Üniversitesi'nde İngilizce eğitimi almış ve genç yaşlarından itibaren sol siyasete destek vererek İşçi Partisi'ne katılmıştır. Genç yaşlarından itibaren halkla kurduğu iyi diyalog ve sosyal yönüyle öne çıkan Burnham, parti liderliği yarışında 2010 yılında Ed Miliband, 2015 yılında ise Jeremy Corbyn'e geçilmiş; ancak mücadelesine devam etmiştir. İngiltere'nin AB (Avrupa Birliği) üyeliğine dönmesine (Breturn) sıcak bakan Burnham, bazı kamu hizmetlerinde devletçiliği savunmasıyla da bilinmektedir.

Andy Burnham

Sonuç

Sonuç olarak, önümüzdeki haftalarda Labour içerisindeki liderlik yarışını kazanacak Andy Burnham'ın Birleşik Krallık'ın yeni Başbakanı olması beklenmektedir. Ancak elbette Burnham'ın Başbakanlığının uzun süreli olup olamayacağını sonraki genel seçim belirleyecektir ki, şimdilik İşçi Partisi'nin durumu düzeltmek adına yeterli zamanı var gibi gözükmekle birlikte, işlerin pek iyi gitmediği ve aşırı sağ ve sağ akımların son aylarda İngiltere'de güç kazandığı da ortadadır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

20 Haziran 2026 Cumartesi

Küba'da Tarihi Reform: Piyasa Ekonomisinin Ayak Sesleri

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) bir süredir ekonomik abluka altına aldığı ve özellikle uyguladığı ilaç ambargosu nedeniyle halkın yaşam koşullarının giderek ağırlaştığı Küba'da, Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel liderliğindeki komünist hükümet, ABD yaptırımlarının yıkıcı etkileri ve derinleşen ekonomik ve sosyal sorunlarla mücadele kapsamında tarihi nitelikteki yeni reform paketini açıkladı. Başbakan Manuel Marrero tarafından milletvekillerine sunulan 175 maddelik reform ve önlem paketi, özel yatırımların önünü açmayı, kamu işletmelerine daha fazla esneklik tanımayı ve finans sektörünü özel bankalara açmayı öngörüyor. Bu mânâda, komünist Küba'da piyasa ekonomisine geçişin son hazırlıkları yapılıyor denilebilir... Bu yazıda, Küba'daki tarihi reform sürecini mercek altına alacağım.

Küba Ulusal Meclisi, 19 Haziran 2026 tarihinde ülkenin ekonomik modelini esneten ve özel sektöre tarihi kolaylıklar sağlayan 175 maddelik dev bir reform paketini oy birliğiyle onayladı. Küba Komünist Partisi (PCC) olağanüstü genel kurulunda da desteklenen bu adım, Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1990'lı yıllardan bu yana ülkede hayata geçirilen en büyük ekonomik dönüşüm olarak nitelendiriliyor. Ekonomik kriz, elektrik kesintileri ve ciddi ürün kıtlıklarıyla mücadele eden Küba hükümeti, bu paketle devletin ekonomideki rolünü azaltmayı ve piyasa mekanizmalarını devreye sokmayı hedefliyor. Oylamanın ardından konuşan Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, ülkesinin ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeye hazır olduğunu belirterek, Washington'a yönelik ılımlı mesajlar verdi.

Tarihi reform paketinin öne çıkan maddeleri ise şöyle:

Yabancı Yatırım Kolaylıkları: Yabancı yatırımcıların Küba'da faaliyet gösterebilmesi için devlet şirketleriyle ortaklık kurma zorunluluğu kaldırıldı.

Özel Sektörün Genişlemesi: İlk kez 100'den fazla çalışanı olan büyük özel şirketlerin kurulmasına izin verildi. Küba vatandaşları, ayrıca artık birden fazla şirkete sahip olabilecek.

Hisse Satışı ve Bankacılık: Yerli ve yabancı yatırımcıların devlete ait kamu şirketlerinden hisse satın alabilmesinin ve ülkede özel bankaların kurulabilmesinin önü açıldı.

Küresel Markalar ve Sektörel Açılım: Emlak, gastronomi, turizm, tarım ve bankacılık gibi stratejik sektörler özel yatırımlara açıldı. Bu esneklik sayesinde uluslararası fast-food zincirlerinin (örneğin McDonald's) ülkeye giriş yapması mümkün oldu.

Yerel Yönetimlere Yetki: Belediyelere doğrudan ithalat ve ihracat yapma, döviz bulundurma ve kendi yerel kalkınma fonları oluşturma hakkı tanındı.

Yurt Dışındaki Kübalılar: Yurt dışında yaşayan Kübalı göçmenlere, adadaki yabancı yatırımcılarla aynı haklar verilerek bölgesel projelere yatırım yapmaları teşvik edildi.

Maaş ve Sosyal Güvenlik: Kamu sektöründeki asgari ücret 2.100 pesodan 3.110 pesoya çıkarıldı. Sübvansiyon sisteminde değişikliğe gidilerek ürünler yerine doğrudan ihtiyaç sahibi bireylerin destekleneceği bir model tasarlandı.

Onaylanan önlemlerin hayata geçirilmesine ilişkin resmi bir takvim ise henüz açıklanmadı. Başbakan Manuel Marrero Cruz ve Devlet Başkanı Díaz-Canel, bu serbestleşme adımlarının sosyalizm mücadelesinden vazgeçmek anlamına gelmediğini; aksine, sistemin varlığını sürdürebilmesi için zorunlu bir evrim olduğunu da özellikle vurguladılar. Öte yandan, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington’un Küba hükümetiyle adada olası ekonomik ve siyasi değişiklikler konusunda temaslarını sürdürdüğünü açıkladı. 

Bu tarihi reform süreci, ABD ablukası ve komünist sistemin verimsizliği nedeniyle yaşam koşullarının giderek zorlaştığı Küba'da komünist rejimi reforma doğru iten zorunlu bir süreç niteliğindeyken, ABD'nin bu sürece vereceği tepki merak konusu. Başkan Trump, bu reformları destekleyerek Küba ile dostane ilişkiler kurabileceği gibi, ablukayı sürdürerek Küba'da halkı büyük bir sıkıntıya ve felakete de sürükleyebilir. Bu nedenle, önümüzdeki günlerde Küba'daki gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor... Ancak şurası bir gerçek ki, günümüzde Kuzey Kore gibi birkaç istisna dışında otarşik ve dışa kapalı ekonomilerin kendilerine yeterliliği konusunda ciddi sorunlar var. Bu nedenle, Küba'daki tarihi reform süreci gerekli ve isabetli görünüyor...

Kapak fotoğrafı: DW

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

18 Haziran 2026 Perşembe

ABD-İran Mutabakatı İmzalandı

 

28 Şubat 2026 tarihinde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin (kısaca ABD) İran İslam Cumhuriyeti (kısaca İran) topraklarındaki seçili hedeflere yaptığı sürpriz saldırılarla başlayan 2026 İran Savaşı, İran'ın Körfez ülkelerini de içeren karşı taarruzları ve Hürmüz Boğazı üzerinde yaşanan denetim krizi ardından bugün (18 Haziran 2026) imzalanan mutabakatla şimdilik sona ermiş gibi görünüyor. Nitekim G7 Zirvesi kapsamında Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Versay Sarayı'nda onuruna verdiği yemekte 14 maddelik mutabakat metnini imzaladı. Aynı saatlerden İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan da imzaladığı mutabatı sosyal medya hesaplarından paylaştı.

Başkan Trump mutabakat metnini imzalıyor

Anlaşma kapsamında tarafların üzerinde uzlaşmaya vardıkları 14 maddelik mutabakat şu şekildedir:

1. İran ve ABD, müttefikleriyle birlikte ateşkes anlaşması imzaladı. Taraflar, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerdeki askeri operasyonları derhal ve kalıcı olarak sonlandırıyor. Söz konusu devletler, bundan böyle birbirlerine karşı savaş başlatmayacaklarını ve güç kullanma tehdidinden kaçınacaklarını taahhüt ediyor. İlgili taahhütler, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini güvence altına alıyor. Nihai anlaşma, birinci maddedeki hükümlerin kalıcı olarak uygulanmasını teyit edecek.

2. ABD ve İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi taahhüt ediyor. Taraflar, iç işlerine müdahale etmekten kesinlikle kaçınacak.

3. ABD ve İran, ateşkes anlaşması sonrası nihai anlaşmayı en geç 60 gün içinde müzakere ederek sonuçlandıracak. Taraflar, belirlenen zaman dilimini karşılıklı rızayla uzatma hakkını saklı tutuyor.

4. Mutabakat zaptının ve ateşkes anlaşması maddelerinin imzalanmasıyla, ABD, bölgedeki deniz ablukasını derhal kaldıracak. İran tarafına yönelik tüm engellemeler 30 gün içinde tamamen sona erecek. Ablukanın kalktığı dönemde gemi trafiği İran tarafından savaş öncesi seviyelerle orantılı şekilde yeniden tesis edilecek. Ayrıca, ABD, nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde askeri güçlerini İran coğrafyasının sınırlarından çekecek.

5. İran, mutabakat zaptının imzalanması üzerine ticari gemilerin geçişi için düzenlemeler yapacak. Gemiler, Basra Körfezi üzerinden Umman Denizi yönüne 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli bir şekilde geçiş yapacak. Ticari gemilerin trafiği derhal başlayacak. İran, mayın temizleme ve askeri engellerin kaldırılması operasyonlarını 30 gün içinde tamamlayacak. İran, uluslararası hukuk kuralları doğrultusunda diğer Basra Körfezi kıyı devletleriyle görüşecek. Yetkililer, Hürmüz Boğazı idaresini tanımlamak için Umman Sultanlığı ile diyalog kuracak.

6. ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran ekonomisinin yeniden inşası için fon oluşturacak. Taraflar, en az 300 milyar doları kapsayan kesin ve karşılıklı kabul edilebilir bir kalkınma planı geliştirecek. Ateşkes anlaşması sonrasında yeniden inşa planının uygulama mekanizması 60 gün içinde sona eriyor. İlgili finansal işlemler için gereken tüm lisanslar ve izinler ABD yönetimi tarafından eksiksiz olarak verilecektir.

7. ABD, tüm birincil ve ikincil tek taraflı yaptırımları sonlandırmayı taahhüt ediyor. Karar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ambargolarını kapsıyor. Yaptırımların kalkması nihai anlaşmanın bir parçası olarak belirlenen takvime göre şekillenecek. İran ve ABD ambargoların sonlandırılması konusunun kritik önemini kabul ediyor. Taraflar, karşılıklı anlaşmaya varmak amacıyla müzakerelerde mevcut sorunları derhal ele alacak.

8. İran, nükleer silah tedarik etmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini bir kez daha teyit ediyor. ABD ve İran, ateşkes anlaşması metni uyarınca zenginleştirilmiş materyal tasfiyesini onayladılar. Tasfiye süreci, yedinci maddede belirtilen takvime uygun olarak yürütülecektir. İran, söz konusu materyali, asgari metodoloji olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde sahada seyreltecek. Taraflar, İran'ın nükleer ihtiyaçlarıyla ilgili zenginleştirme konusunu tatmin edici bir çerçevede tartışacak. Nihai anlaşma sekizinci maddenin hükümlerini doğrulayacak. Taraflar, nükleer konuların kritik önemini kabul ederek müzakerelerde hızla masaya oturacak.

9. Nihai anlaşma sağlanana kadar ateşkes anlaşması yürürlükte kalacak ve taraflar mevcut statükoyu koruyacak. İran, nükleer programının sınırlarını koruyacak ve ABD yeni yaptırımlara karşı çıkarak bölgeye ek kuvvet göndermeyecek.

10. ABD Hazine Bakanlığı, İran ham petrolü ile petrokimya ürünleri ve türevlerinin ihracatı için muafiyetler yayımlayacak. Bakanlık, muafiyetleri bankacılık işlemleri, sigorta ve taşımacılık dahil olmak üzere bağlantılı tüm hizmetler için uygulayacak.

11. ABD, ateşkes anlaşması uygulanması üzerine dondurulmuş fonları tamamen kullanıma sunmayı taahhüt ediyor. ABD ve İran, müzakereler sırasında fonların serbest bırakılma prosedürleri konusunda karşılıklı mutabakata varacak. İran Merkez Bankası, fonları orijinal hesapta tutacak veya doğrudan transfer edecek. İran Merkez Bankası fonların kullanılabilir hale geleceği nihai lehtarı doğrudan belirleyecek. ABD, ilgili işlemlere uygun olarak gerekli tüm lisansları ve yetkilendirmeleri sağlayacaktır.

12. ABD ve İran, ateşkes anlaşmasının kurallarının başarılı bir şekilde uygulanmasını izleyecek. Taraflar, nihai anlaşmanın gelecekteki uyumunu denetlemek amacıyla bağımsız bir yürütme mekanizması kuracak.

13. Taraflar, nihai anlaşmaya yönelik müzakerelere belirli şartların sağlanmasının ardından başlayacak. Süreç, mutabakatın birinci, dördüncü, beşinci, onuncu ve on birinci maddelerinin uygulanmasına bağlı olacaktır. Ateşkes anlaşması imzalandıktan sonra ilgili önlemlerin sürekli olarak yürütülmesi nihai anlaşma görüşmelerinin zeminini oluşturacak.

14. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi nihai anlaşmayı bağlayıcı bir karar ile onaylayacak.

İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan imzaladığı mutabakatı basın mensuplarına gösteriyor

Anlaşmaya dair uluslararası basında yazılanlar incelendiğinde, anlaşma sayesinde ülkesinin ekonomisi ve küresel ekonomiyi daha da büyük bir felakete sürüklemeyerek Trump'ın doğru hareket ettiği, ancak savaşın daha çok kazanan tarafının İran olduğunu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, İran'ın nükleer programının sınırlanması ABD ve İsrail adına en önemli kazanım olurken, Hürmüz Boğazı'nın yeniden ücretsiz ve seyrüsefer serbestisi ilkesi doğrultusunda açılması da bir diğer önemli başarı olarak öne çıkabilir. İran ise, ABD güçlerini bölgeden çekilmeye ikna etmesinin yanı sıra, savaş nedeniyle oluşan ağır yaralarını ödenecek tazminat ve kaldırılacak yaptırımlar sayesinde kısa sürede sarma umudu taşıyor. Bu anlamda, Tahran, halkına "yenilmedik" mesajının yanı sıra, ekonomik olarak daha iyi günler de vaat edebilecek. Zira dünyanın en önemli enerji zengini devletlerinden biri olmasına karşın, İran, uygulanan ağır yaptırımlar nedeniyle ekonomik potansiyelinden yıllardır yeterince istifade edememektedir.

BM Güvenlik Konseyi tarafından da onaylanacak olan mutabakat, bu şekilde iki tarafa da bazı kazanımlar sağlamasına karşın, bunun "soğuk bir barış" ve "kırılgan bir ateşkes" olduğunu söylemek gerekir. Zira hem İsrail'in Lübnan'dan çekilmeye yanaşmaması hem de tarafların birbirlerine güven duymaması nedeniyle, ilerleyen haftalar ve aylarda anlaşmanın kadük hale gelmesi ihtimal dahilinde. Bu bağlamda, halkların yönetimleri üzerinde kuracağı barış baskısı ve özellikle ABD'deki demokratik seçimlerin hükümeti sınırlandırıcı etkisinden övgüyle söz etmek gerekir. Zira ancak bu sayede kırılgan bir barışın şartları olgunlaşmaktadır. Bu bağlamda, bu anlaşmanın hayata geçirilmesinde büyük katkıları olan Pakistan devleti ve Başbakan Şahbaz Şerif'ten de iftiharla söz etmek gerekir. 

Diliyoruz, bu anlaşma kalıcı olur, İran nükleer silahlar yerine ticarete ve halkının refahına yönelir, ABD ve İsrail de bölgedeki askeri hareketliliklerine son verirler. Çünkü barış, halkların en büyük özlemidir...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

17 Haziran 2026 Çarşamba

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Holguin'in Temasları Sürüyor

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi olan eski Kolombiya Dışişleri Bakanı (2000-2018) Maria Angela Holguin Cuellar, uluslararası hukuk ve BM düzeninin tartışmaya girdiği çatışmalı, karanlık ve zor bir dönemde, Kıbrıs'ta tarafları müzakere masasında buluşturmak ve siyasi sorunların diplomasi yoluyla çözümlenebileceğini göstermek için şu sıralar yoğun çaba göstermekte ve çeşitli temaslarda bulunmaktadır. Holguin'in temasları, Kıbrıs'taki iki taraf ve garantör devletlerin (Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan) katılımıyla planlanan genişletilmiş 5+1 toplantısının Temmuz ayı sonu veya Ağustos ayı başında düzenlenmesiyle ilgilidir.

Ada'da taraflarla yürütülen istişarelerin ve Holguin'in önceki günlerde gerçekleşen Ankara/Atina temaslarının öne çıkan detayları şu şekildedir:

Kıbrıs'ta Liderlerle Görüşmeler: Maria Holguin, Kıbrıs'ta KKTC Cumhurbaşkanı ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile ayrı ayrı kritik görüşmeler gerçekleştirmiştir. Bu görüşmelerde, Rum Yönetimi, yapılacak genişletilmiş toplantının doğrudan resmi müzakerelerin yeniden başlamasını ilan etmesini hedeflemektedir. Bu kapsamda, Holguin'e yeni geçiş noktalarının açılması gibi başlıkları içeren 5 maddelik bir paket de sunulmuştur. KKTC kanadı ise (Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman), önceden açıklanan yeni metodoloji doğrultusunda, sadece "toplantı yapmak için" 5+1 masasına oturulmaması gerektiğini ve sonuç odaklı olması zorunlu olan bu toplantı öncesinde konuların Ada'da olgunlaşması gerektiğini vurgulamaktadır

Garantör Ülkeler ve Başkentler Turu: Ada temaslarının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör devletlerinden biri olan Türkiye’ye geçen Holguin, T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya gelmiştir. Görüşmede, Fidan, Kıbrıs meselesinde en gerçekçi çözümün Ada'daki iki devletin yan yana var olmasından (iki devletlilik) geçtiğini ve Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsü teslim edilmeden bir sonuç alınamayacağını vurgulamıştır. Ankara'nın ardından Yunanistan'a geçen Holguin, burada Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis (Gerapetritis) ile bir araya gelerek süreçteki ivmenin korunmasını görüşmüştür. Görüşmenin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Yerapetritis'in, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Sorunu'na kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasına yönelik çabalarına Atina'nın duyduğu güven açıklanmış ve çözümün BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde bulunması gerektiği vurgulanarak, son 2,5 yılda Kıbrıs Sorunu konusunda oluşturulan ivmenin korunmasının önemine dikkat çekilmiştir.

Holguin ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis

AB'den Destek: Üye devletler Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan ile aday ülke statüsündeki Türkiye üzerindeki etkisi nedeniyle son yıllarda sorunun bir mutabatı olarak hareket eden Avrupa Birliği'ni (AB) de sürece dahil etmek isteyen Holguin, BM'nin Kıbrıs Sorunu'na ilişkin yürüttüğü yeni girişimi şekillendirmek ve AB'nin sürece daha aktif katkısını görüşmek üzere Brüksel'de de diplomatik temaslarda bulunacaktır. Fileleftheros gazetesinin haberine göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Avrupa (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, çözüm çabalarına yardımcı olacağı kanaatiyle Kıbrıs Sorunu'nu Türkiye-AB ilişkilerine bağlama yöntemlerini görüşmektedirler. Kulislere göre, Brüksel, Türkiye'nin uluslararası hukuka uygun olarak Kıbrıs'ta müzakere sürecini desteklemesine paralel olarak, AB ile ilişkilerini geliştirecek Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize muafiyeti, Türkiye’nin SAFE olarak bilinen Avrupa Savunma Programı'na katılması  ve mali yardım gibi konuları içeren bir paket hazırlamaktadır. 

Dileğimiz, Kıbrıs Türk halkının normal bir devlette yaşamalarını sağlayacak siyasi çözümün, hangi formül en uygunsa, bir an önce sağlanmasıdır. Çünkü hiçbir devlet, gençlerinin, iş insanlarının ve genel olarak vatandaşlarının dünyadan izole halde yeteneklerini sergileyemeden bir köşede kalmalarını istemez. Ancak elbette Türkiye olarak öncelikli tercihimiz, "iki devletlilik" formülüyle çözümdür... Bu olamıyorsa ise, Kıbrıs Türk halkının esenliği ve Türkiye'nin çıkarlarına uygun şekilde federasyon görüşü de tartışılabilir ve müzakere edilebilir. 

Kapak fotoğrafı: Holguin ile Hakan Fidan

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ