4 Nisan 2026 Cumartesi

AB-Avustralya Serbest Ticaret Anlaşması

 

Giriş

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Donald Trump yönetiminin Danimarka Krallığı’na bağlı Grönland’ı kendi topraklarına katmak istemesi, Avrupalı devletlerin dış ticaretlerini olumsuz etkileyen yüksek gümrük tarifeleri uygulamaları ve Avrupalı devletlerin karşı çıktığı İran Savaşı'nı başlatması nedeniyle Washington-Brüksel ekseninde ilişkiler hızla gerilir ve gerilerken, bu süreçte Avrupa Birliği (AB) de hareketsiz kalmıyor ve imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları ile 21. yüzyılda ABD’siz özerk bir yapı olarak da ayakta kalabileceğini ispatlamaya çalışıyor. Bu bağlamda, AB, geçtiğimiz günlerde Mercosur (Güney Amerika Ortak Pazarı) ve Hindistan’la iki önemli serbest ticaret anlaşmasına imza attıktan sonra, Mart 2026 itibariyle Okyanusya kıtasındaki Batılı devletlerden Avustralya ile de önemli bir serbest ticaret anlaşmasına imza attı. Bu yazıda, bu anlaşma ve etkilerini değerlendirmeye çalışacağım.

2026 AB-Avustralya Serbest Ticaret Anlaşması

8 yıl süren kapsamlı müzakerelerin ardından, 24 Mart 2026 tarihinde Avustralya'nın başkenti Canberra'da Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasında imzalanan AB (Avrupa Birliği)-Avustralya serbest ticaret anlaşması, kıta Avrupası ile Okyanusya kıtasının hâkim gücü arasındaki ticareti düzenleyen önemli bir jeoekonomik ve jeopolitik hamle/gelişmedir.

Anthony Albanese ile Ursula von der Leyen

Avrupa Komisyonu resmi internet sitesi, anlaşmanın içeriğini takipçilerine şu şekilde özetlemiştir: Anlaşma;

  • AB'nin Avustralya'ya yaptığı ihracattaki gümrük vergilerinin %99'undan fazlasını kaldıracak,
  • İki taraf arasında kritik hammaddelere erişimi iyileştirecek,
  • Hint-Pasifik ile stratejik bağları güçlendirecektir.

Bu anlaşma, AB'nin küresel ticaret ortaklıklarını çeşitlendirme ve tedarik zincirlerini güçlendirme stratejisinin önemli bir parçası olup, Avustralya ile iş birliği geniş kapsamlı ve güvenlik ve savunma, araştırma ve inovasyon, eğitim, dijitalleşme, iklim ve çevre gibi çok çeşitli alanları kapsamaktadır. AB ve Avustralya, bu anlaşmanın yanında ayrıca bir de Güvenlik ve Savunma Ortaklığı anlaşması imzalamışlardır.

Avrupa Komisyonu verilerine göre, AB ve Avustralya halihazırda yıllık 89,2 milyar euro-avronun üzerinde mal ve hizmet ticareti yapmakta ve bu da AB genelinde 460.000 kişiye istihdam sağlamaktadır. Bu nedenle, ticareti hızlandıracak ve kolaylaştıracak bu anlaşmanın AB ekonomisi üzerinde güçlü ve olumlu bir etki yaratması beklenmektedir. Rakamların ötesinde, anlaşma şunları sağlayacaktır:

  • AB ihracatçıları için yıllık 1 milyar avroya kadar gümrük vergisi tasarrufu,
  • Önümüzdeki on yılda AB yıllık ihracatında %33 düzeyinde artış beklentisi,
  • 2030 yılına kadar AB GSYİH'sinde 4 milyar avroluk beklenen artış,
  • AB şirketlerine istikrarlı ve öngörülebilir kurallar aracılığıyla yasal güvence,
  • Her ölçekteki işletmenin Avustralya'da uzun vadeli büyüme planlamasına yardımcı olmak,
  • Kritik hammaddeler için tedarik zincirlerini güvence altına almak,
  • AB fikri mülkiyetinin korunmasını güçlendirmek sahteciliği ve diğer ihlalleri önlemeye yardımcı olmak.

Avustralya hükümeti ise, anlaşmayı resmi internet sitesinden şu şekilde izah etmiştir: Avustralya ile Avrupa Birliği (AB), 18 Haziran 2018'de serbest ticaret anlaşması  müzakerelerine başlamıştır. Başbakan Anthony Albanese ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in açıkladığı üzere, müzakereler, 24 Mart 2026'da sonuçlanmış ve anlaşmayla taçlanmıştır. Bu kapsamlı, dengeli ve ticari açıdan anlamlı anlaşma, Avustralya ekonomisine genel faydalar sağlayacak ve Avustralyalı ihracatçılar, üreticiler ve nitelikli profesyoneller için önemli yeni fırsatlar yaratacaktır. AB, 2025 yılında nominal GSYİH'si 21,1 trilyon ABD doları olan yaklaşık 450 milyonluk devasa ve yüksek gelirli bir pazardır. Bir blok olarak, Avustralya'nın üçüncü büyük iki yönlü ticaret ortağı ve toplam yabancı yatırımın ikinci büyük kaynağıdır. Anlaşma, hem Avustralya, hem de AB için ekonomik ve stratejik açıdan önemlidir ve Avustralya malları ve hizmetleri için son derece önemli bir pazarda yeni fırsatlar sağlayacaktır. Anlaşma, Avustralya mallarına uygulanan AB gümrük vergilerinin kaldırılmasını sağlayacak ve Avustralyalı ihracatçılara iş yapacakları yer konusunda daha fazla seçenek sunacaktır. Avustralyalı tüketiciler ve şirketler, daha düşük fiyatlarla daha geniş bir ürün yelpazesinden faydalanacaklardır. Serbest Ticaret Anlaşması, Avustralya'nın değerlerini paylaşan küresel bir güç olan AB ile ekonomik ve stratejik ortaklığı daha da güçlendirecektir. Anlaşma, iki ekonomi (taraf) arasındaki uzun süreli bağlara dayanmaktadır ve açık ve şeffaf kurallara dayalı ticarete olan karşılıklı bağlılığın net sinyallerini vermektedir.

Yorum: Batı İttifakı'nın Durumu

21. yüzyılda Çin Halk Cumhuriyeti'nin devam eden ekonomik ve siyasi yükselişi nedeniyle tartışılmaya başlanan Batı üstünlüğü, farklı bileşkeler üzerinden aslında gücünü korumaktadır. Batı ittifakını birkaç katmanda analiz etmek gerekirse; bir dönemler AB'nin kurucu babalarından Jean Monnet'in "demokrasinin cephaneliği" (arsenal of democracy) olarak tanımladığı ABD ve NATO ittifakı, Batı'nın askeri/güvenlik eksenini oluşturmaktadır. Bu temel yapı dışında, elbette, Batı ittifakı içerisinde AUKUS, QUAD, Beş Göz (Five Eyes) ve AB eksenli PESCO, E2I ve SAFE gibi çeşitli farklı güvenlik bileşenleri yer almaktadır. Batı'nın siyasi ve ekonomik unsurlarını ise, G7, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Dünya Ekonomik Forumu ve bu tarz serbest ticaret anlaşmaları oluşturmaktadır. Batı ittifakı, Asya'da yer alan ABD ve Avrupa müttefiki Japonya ve Güney Kore ile Kuzey Amerika'daki Kanada ve Meksika gibi başka bazı etkili devletleri de kapsamaktadır. Bu anlamda, Batı ittifakı içerisindeki anlaşmazlık ve pürüzlere ve ABD'nin son dönemde geliştirdiği NATO'dan ayrılma tehdidine karşın, ittifakın dağılması yakın gelecekte bizce gerçekçi bir senaryo değildir.

Bu mânâda, Avustralya, son yıllarda hem ABD ve Birleşik Krallık gibi tarihsel müttefikleriyle kurduğu AUKUS güvenlik paktı, hem de Avrupa ülkeleriyle geliştirdiği yakın ve dostane ilişkilerle (Avustralya, Eurovision şarkı yarışmasına bile 2015'ten beri düzenli katılım göstermektedir) Batı ittifakının Okyanusya ve Asya-Pasifik'teki önemli bir unsuru haline gelmiştir. Çin'e oldukça yakın ve bu ülkeyle güçlü bağları olan Avustralya, ABD-Çin rekabeti açısından da kritik bir öneme ve konuma sahiptir.

Batı ittifakı, bunun dışında, günümüzde bazı konularda sorunlar yaşamaktadır. Bunların başında, ABD ile AB arasında son dönemde gelişen zıtlaşma bulunmaktadır. Bu, elbette Trump yönetiminin farklı taktikleri ve söylemleriyle alakalı olup, genelde daha da büyük bir krize dönüşmesi ve kalıcı olması beklenmemektedir. Ancak Trump dönemlerinin yarattığı tatsızlık nedeniyle, Brüksel, giderek artan ölçüde stratejik özerklik elde etmeye çalışmakta, bu da Washington-Brüksel hattında ilişkileri germektedir.

Batı ittifakı açısından bir diğer çok ciddi sorun, ABD'nin İsrail'le özel ilişkilerinin diğer müttefikleriyle arasını açmaya başlamasıdır. Her ne kadar demokratik bir devlet olarak Ortadoğu'da varlığını sürdürmek için sert yöntemler benimsemesi kısmen anlaşılır olsa da, İsrail, son yıllarda artık hiçbir uluslararası hukuk ve normu dinlemeyen aşırıcı ve revizyonist bir devlet haline gelmiştir. Gazze'de yaşanan büyük soykırım, bunun en açık ispatı ve insanlığa karşı işlenmiş ciddi bir suçtur. Bu da, Batı dünyasında Türkiye ve İspanya gibi insani ve vicdani değerleri temsil eden ülkeler başta olmak üzere birçok devlette halk ve devlet katında ciddi tepkilere neden olmaktadır.

Batı dünyası açısından üçüncü ciddi sorun ise ülkemiz Türkiye ile ilişkilerdir. Türkiye'nin AB ile tam üyelik vizyonu gelişemeyen sorunlu ilişkileri, güçlü tarihsel, ekonomik ve kültürel bağlara karşın, Ankara'nın tam bir Avrupalı devlet olmasını engellemektedir. Bu bağlamda, Kıbrıs Sorunu, Yunanistan'la ilişkiler ve Avrupa'da Müslüman Türklere yönelik küçümseyici yaklaşımlar en temel sorunlardır. Türkiye, ABD ile de İsrail ve Yunanistan'la ilişkiler başta olmak üzere Müslümanlara yaklaşım gibi konular üzerinden bazı sorunlar yaşamakta ve tam anlamıyla bir ABD muhibi de olamamaktadır. Bu anlamda, "Batı'nın çirkin ördeği" durumundaki Türkiye, farklı ve zor bir müttefik olarak Rusya ve Çin'le yakın ilişkiler kurarak Batı'daki konumunu korumaya çalışmaktadır. Ancak bu, zaman zaman oldukça zor ve riskli hale gelebilmektedir.

Sonuç olarak, Avustralya-AB serbest ticaret anlaşması, Batı ittifakının halen devam eden stratejik bütünleşme çabasının bir sonucu olup, 21. yüzyılı şekillendirecek çok önemli bir hamledir. Türkiye de, mutlaka Batı'nın ekonomik ve siyasi kurumlarına dahil olmalı ve yaşam standartları ile insan hakları, hukuk devleti ve demokrasinin dünyada uzak ara en gelişmiş olduğu bu İttifakı tercih etmelidir. Zira diğer alternatifler oldukça riskli ve bizim çağdaş değerlerimize uzaktır... 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

2 Nisan 2026 Perşembe

Prof. Dr. Ozan Örmeci, ABD-İran Eksenli Gelişmeleri A Haber'de Yorumladı

 

Uluslarararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 2 Nisan 2026 tarihinde A Haber kanalında yayınlanan "Ajans Bugün" programında Haktan Uysal'ın konuğu oldu ve ABD-İran eksenli gelişmeleri yorumladı.


A Haber haber linki 1 - https://www.ahaber.com.tr/video/gundem-videolari/the-economisten-cin-eksenli-kapak

1 Nisan 2026 Çarşamba

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Okay Deprem'in YouTube Kanalında Programa Katıldı

 

Uluslarararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, gazeteci Okay Deprem'in "Eurasian Geopolitics" adlı YouTube kanalına konuk olarak İran Savaşı'na dair gelişmeleri yorumladı.

Prof. Dr. Ozan Örmeci, İran Savaşı'nı BRT'de Yorumladı

 

Uluslarararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 1 Nisan 2026 tarihinde KKTC merkezli BRT kanalında yayınlanan ve Şaziye Serteş Borankan yönetiminde Kıbrıslı Türk akademisyenler Mustafa Çıraklı, Murat Tüzünkan ve Sait Akşit'in sundukları "Reel Politik" programında 2026 ABD/İsrail-İran Savaşı ve Türk Dış Politikası'na dair merak edilenleri yorumladı.

31 Mart 2026 Salı

2026 İran Savaşı'nda Son Gelişmeler

 

28 Şubat 2026 tarihinde başlayan 2026 ABD/İsrail-İran Savaşı veya kısa ismiyle 2026 İran Savaşı, bugün (31 Mart 2026) itibariyle 32. gününü dolduruyor. İsrail ile ABD'nin, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in de dahil olduğu üst düzey dini/siyasi ve askeri lider kadrosuna yönelik suikastları ve askeri stratejik tesislerinin vurulmasıyla başlayan savaş, ilerleyen günlerde İran'ın Amerikan üslerine ve tesislerine ev sahipliği yapan Körfez ülkeleri ile Irak ve Ürdün gibi diğer bazı Arap devletlerine yaptığı saldırılarla daha da kızışmıştı. ABD ve İsrail, bu karşı saldırılara rağmen İran'daki stratejik hedefleri vurmaya devam etmiş ve bu ülkede büyük bir tahribata yol açmıştı. Küresel ekonomik istikrarı bozmak adına Hürmüz Boğazı'nı ABD'ye yakın devletlerin gemilerin geçişlerine kapatan İran ise, bu şekilde dünyada enerji fiyatlarının çok yükselmesine ve ABD yönetiminin (Başkan Trump) üzerindeki "savaşı durdur" baskısının artmasına yol açmıştı.

Kharg adası

İşte bu düzlemde, İran'ın enerji üretimi ve ticareti açısından en kritik noktası olan Kharg (Harg) adasına yönelik kara unsurlarını (Özel Kuvvetler) içeren bir askeri operasyonun gündemde olduğu bir anda, 45. ve 47. ABD Başkanı Donald J. Trump, Tahran yönetimine önce 5 gün, daha sonra da 10 gün ek süre vererek, Tahran'da oluşan yeni diyalog kanallarıyla, özellikle Pakistan'ın arabuluculuğunda, görüşmek ve sorunu daha fazla şiddete yol açmadan çözebilmek için bir fırsat kapısı aralamıştı. Ancak İranlı yetkililerin Trump'ı yalanlayan "müzakere yok" açıklamalarıyla bu sürecin kolay olmadığı en başından anlaşılmış, dahası ABD'nin öne sürdüğü 15 maddelik plan da İran tarafında tepki yaratmıştı. ABD'nin öne sürdüğü 15 maddelik plan kısaca şöyleydi:

ABD'nin talepleri:

  • Natanz, İsfahan ve Fordo nükleer tesislerinin devre dışı bırakılması ve imha edilmesi,
  • İran'ın nükleer faaliyetlerinin şeffaflığının sağlanması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından izlenmesi,
  • İran'ın bölgedeki silahlı vekil grupları terk etmesi ve bunların finansmanını ve silah tedarikini durdurması,
  • Mevcut nükleer kapasitelerinin ortadan kaldırılması,
  • Nükleer silah edinme girişiminde bulunmama taahhüdü,
  • İran topraklarında zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması ve zenginleştirilmiş tüm malzemenin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na teslim edilmesi,
  • Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması ve "serbest denizcilik bölgesi" oluşturulması,
  • Füze programına ilişkin nihai kararların ileri bir tarihe ertelenmesi, ancak füzelerin sayısı ve menzili sınırlı olacağı ve yalnızca savunma amaçlı kullanılacağı konusunda mutabakat.

İran'ın alacağı şeyler:

  • ABD, Buşehr'de elektrik üretimi için sivil bir nükleer proje geliştirilmesine yardım edecek,
  • Tüm yaptırımların kaldırılacak,
  • Yaptırımların uzatılması tehdidi ortadan kalkacak.

Bu plana cevaben, İran tarafı ise 5 maddelik bir ateşkes önerisi ortaya koydu. İran basınına göre, üst düzey İranlı bir yetkili, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın sonlandırılması için 5 şart öne sürdü. Bu şartlar şöyle sıralanabilir:

  1. Saldırı ve suikastların sona erdirilmesi,
  2. savaşın tekrar başlamayacağının garanti edilmesi,
  3. İran'a tazminat ödenmesi,
  4. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğinin tanınması,
  5. İran ile birlikte çatışmalara katılan vekil gruplarına yönelik saldırıların durdurulması.

Bu anlamda, önümüzdeki 6 günlük süreçte tarafların bu uzlaşması imkânsız gibi duran beklentileri yerine getirilmez ve bir uzlaşı sağlanamazsa, savaşın ABD'nin Kharg adasına yapacağı bir operasyonla çok daha kanlı ve tehlikeli yeni bir eşiğe geçeceği iddia edilebilir. Böyle bir senaryoda ise, Amerikan askerlerinin hayatlarını kaybetmesi nedeniyle ABD'nin vereceği tepkilerin daha da sertleşmesi olası gözüküyor. Nitekim Başkan Trump, önerileri kabul edilmezse İran'ın enerji altyapı tesislerini yok edeceklerini açıkça söylüyor. Savaşı varoluşsal bir mücadele olarak gören İran yönetimi ise, bu çok tehlikeli gelişmelere rağmen geri adım atmaya yanaşmıyor ve ABD hedeflerine saldırılarını sürdürüyor

Tüm bu gelişmeler ışığında, önümüzdeki birkaç günde bir mucize olmazsa, 2026 İran Savaşı'nın çok daha tehlikeli bir tırmanma sürecine gireceği öngörülebilir. Bu, Hürmüz Boğazı ve Kharg adası eksenli çok daha kanlı çatışmalara neden olabilecek gibi gözüküyor. Dileğimiz, tarafların Pakistan arabuluculuğunda daha fazla kan ve gözyaşına sebep olmadan bir orta yol bulmalarıdır...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ