Giriş
Fransa, 2026 yılının Ekim ayında ekonomik hoşnutsuzluk, kamu hizmetlerine yönelik eleştiriler, eğitim sistemindeki sorunlar ve siyasal temsil tartışmalarının birleştiği geniş çaplı bir toplumsal hareketlilik dönemine girmiştir. Okullardaki öğretmen açığı ve eğitim koşullarına ilişkin şikâyetlerle başlayan gösteriler, ilerleyen günlerde hayat pahalılığına, kamu harcamalarına ve hükümetin ekonomik tercihlerine yönelik daha genel bir tepkiye evrilmiş; zamanla da kontrolden çıkarak büyük bir asayiş sorununa dönüşmüştür. 17 Ekim 2026 tarihi itibariyle ülke genelinde düzenlenen gösterilerin bazı noktalarda yağma, kundaklama ve polisle çatışmalarla sonuçlanması, bu toplumsal eylemliliği, Fransa’nın yakın geçmişindeki en ciddi kamu düzeni krizlerinden biri hâline getirmiştir.¹
Bu gelişmelerin önemi, yalnızca sokak olaylarının boyutuyla da sınırlı değildir. Fransa'da, 2027’de yapılması beklenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşılırken, merkez siyasetin geleceği, aşırı sağın yükselişi, solun parçalı yapısı ve Emmanuel Macron sonrası siyasi düzen tartışmaları da gündemdedir. Macron’un ikinci döneminin sonuna yaklaşılması, 2017’de ortaya çıkan merkezci siyasi modelin sürdürülebilirliğine ilişkin şüpheleri arttırmaktadır. Cumhurbaşkanı'nın aynı zamanda Körfez ülkelerine yönelik diplomatik ve ekonomik temaslarını sürdürmesi ise, iç siyaset ile dış politikanın birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.
Bu makalenin hedefi, Ekim 2026’da Fransa’da yaşanan gösterileri ve şiddet olaylarını güncel medya haberleri ışığında incelemek; hareketliliğin toplumsal ve ekonomik nedenlerini tartışmak; Cumhurbaşkanı Macron ile hükümet yetkililerinin tepkilerini değerlendirmek; Fransız siyasal kültüründeki devrimci protesto geleneğiyle güncel olaylar arasındaki ilişkiyi açıklamak ve yaklaşan 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ülkedeki siyasi dengeleri analiz etmektir. Ayrıca, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 19–21 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirmesi planlanan Ortadoğu (Körfez) turunun diplomatik ve ekonomik bağlamı ele alınacaktır.
Çalışmada, ilkesel olarak nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiştir. Güncel haberler, resmî açıklamalara ilişkin haber metinleri ve Fransa’daki protesto hareketleri karşılaştırmalı olarak incelenmektedir. Bu yöntem, olayların yalnızca kronolojik bir özetini çıkarmak yerine, toplumsal hoşnutsuzluk ile siyasi temsil krizi arasındaki bağlantıyı değerlendirmeyi amaçlar. Bununla birlikte, hareketin tüm katılımcılarını tek bir ideolojik çizgiye yerleştirmek veya münferit şiddet eylemlerini tüm protestoculara mal etmek analitik açıdan doğru değildir.
Makale, 6 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, gösterilerin seyri medya haberleri üzerinden özetlenmektedir. İkinci bölümde, hareketliliğin ekonomik, toplumsal ve siyasal nedenleri ele alınmaktadır. Üçüncü bölüm, Cumhurbaşkanı Macron ve hükümet yetkililerinin tepkilerine ayrılmıştır. Dördüncü bölüm, Fransız siyasi kültüründeki devrimci protesto geleneğini ele almaktadır. Beşinci bölüm, Macron’un Körfez turunun amaçlarını ve önemini değerlendirir. Altıncı bölümde ise, 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanan siyasi bloklar ve öne çıkan adaylar incelenmektedir.
1. Gösterilerin Gelişimi
Fransa'da Ekim 2026’da başlayan gösterilerin ilk aşamasında eğitim sistemindeki sorunlar ön plana çıkmıştır. Öğretmen eksikliği, derslere girecek yedek personelin yetersizliği, kalabalık sınıflar ve okullar arasındaki fırsat eşitsizliği, öğrenciler ve ailelerin tepkisini arttırmıştır. Örneğin, Le Monde’un Ekim ayının ilk haftasında yayımladığı haberlerde, lise öğrencilerinin protestolarının yalnızca günlük okul koşullarıyla ilgili olmadığı; eğitim sisteminin kaynakları ve sosyal hareketlilik üzerindeki etkisi hakkında daha geniş bir tartışmaya dönüştüğü belirtilmiştir.²
Ancak zaman içinde gösterilerin gündemi genişlemiştir. Eğitim alanındaki şikâyetler, artan yaşam maliyetleri, akaryakıt fiyatları, kamu hizmetlerinin niteliği ve ekonomik politikalara yönelik eleştirilerle birlikte giderek artmıştır. Reuters’ın 18 Ekim tarihli haberine göre, bir ayı aşan öğrenci hareketliliği ile daha geniş toplumsal hoşnutsuzluk aynı gösterilerde buluşmuş; ülkenin farklı şehirlerinde yüz binlerce kişi yürüyüşlere katılmıştır.³ Bu durum, belirli bir sektörde başlayan protestoların ekonomik ve siyasi sistemin işleyişine yönelik genel bir itiraza dönüşebildiğini göstermektedir.
17 Ekim’deki gösteriler, Fransa’nın çok sayıda kentinde düzenlenmiştir. Paris’in yanı sıra, Marsilya, Bordeaux, Strasbourg ve diğer büyük şehirlerde de yürüyüşler gerçekleştirilmiştir. Gösterilerin önemli bir kısmı barışçıl biçimde sürerken, bazı bölgelerde vandal gruplar mağazalara, kamu binalarına ve polis araçlarına saldırmıştır. Paris’te çok sayıda işletmenin zarar gördüğü, bazı dükkânların yağmalandığı bildirilmiştir. Limoges kentindeki belediye binasında çıkan yangın, olayların sembolik ve maddi etkisini arttırmıştır.³ Bu görüntüler, sosyal medya üzerinden tüm dünyaya yayılmış ve Fransa'da kamu yönetimi ile devletin itibarını yerle bir etmiştir.
Olayların boyutuna ilişkin rakamlar haber kuruluşlarının yayımladığı farklı zamanlı bilgilere göre değişmektedir. Reuters’ın 18 Ekim tarihli haberinde, ülke genelinde yaklaşık 1.800 kişinin gözaltına alındığı ve 500’den fazla polis memurunun yaralandığı aktarılmıştır. Associated Press ise aynı gün yayımladığı haberinde, gözaltı sayısının 2.400’ü aştığını ve Paris’te 855 kişinin gözaltına alındığını bildirmiştir.⁴ Bu farklılıklar, verilerin güncellenme zamanından ve haberlerin hazırlanma anındaki resmî açıklamalardan kaynaklanabilir. Bu nedenle, rakamlar, kesinleşmiş nihai istatistikler olarak değil, olayların ilk günlerindeki raporlamalar olarak değerlendirilmelidir.
Can kaybına ilişkin haberler de dikkatle ele alınmalıdır. Reuters, Paris’te gösteriler sırasında kalp durması geçiren bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirmiştir.³ Ancak bu bilgi, ölümün doğrudan polis müdahalesinden veya belirli bir şiddet eyleminden kaynaklandığı sonucunu tek başına desteklememektedir. Olayın koşulları ile gösterilerdeki yaralanma ve ölüm vakalarının hukuki niteliği, ilgili soruşturmaların sonuçlarına göre değerlendirilmelidir.
Medya haberleri, iki farklı olguyu aynı anda ortaya koymaktadır. Bir tarafta eğitim, hayat pahalılığı ve kamu hizmetleri konusunda gerçek toplumsal şikâyetler bulunmaktadır. Bu gösteriler özünde demokratiktir ve devlete ya da topluma zarar vermeyi amaçlamaz. Diğer tarafta ise bazı kriminal grupların ve kişilerin gösterileri yağma, kundaklama ve şiddet eylemleri için kullanması söz konusudur. İkisini birbirinden ayırmak, hem protestocuların taleplerini doğru anlamak, hem de şiddet eylemlerini meşrulaştırmamak açısından önemlidir.
Fransız hükümetinin ve yerel yöneticilerin önündeki temel sorun, kamu düzenini sağlarken barışçıl protesto hakkını da koruyabilmektir. Gösteriler sırasında ortaya çıkan maddi zararların yanı sıra küçük işletmelerin uğradığı kayıplar ve vatandaşların güvenlik kaygıları da krizin toplumsal etkisini arttırmıştır. Böylece, protestolar, yalnızca hükümet ile göstericiler arasındaki bir çatışma olmaktan çıkarak, farklı toplumsal kesimlerin güvenlik, adalet ve temsil beklentilerinin karşı karşıya geldiği daha karmaşık bir meseleye dönüşmüştür.
2. Sosyal Patlamanın Nedenleri: Ekonomik Hoşnutluk, Kamu Hizmetlerindeki Sorunlar ve Temsil Krizi
Fransa’daki gösterileri yalnızca tek bir ekonomik göstergeye veya siyasi aktöre bağlamak yeterli değildir. Mevcut hareketliliğin anlaşılması için ekonomik baskıların, kamu hizmetlerinin niteliğinin, toplumsal eşitsizliklerin ve siyasal temsil sorunlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
2.1. Hayat Pahalılığı ve Ekonomik Güvensizlik
Fransa'da yaşam maliyetlerindeki artış, toplumsal hoşnutsuzluğun en önemli nedenlerinden biridir. Akaryakıt ve enerji fiyatları, ulaşım giderleri, konut maliyetleri ve temel ihtiyaçların fiyatları, özellikle gelirinin büyük bölümünü zorunlu harcamalara ayıran kesimleri etkiler. Bu koşullarda, ekonomik büyüme veya istihdam göstergeleri tek başına toplumun ekonomik durumunu açıklayamaz. Yani büyüme ve istihdam gibi konularda makro rakamlar kötü olmasa da, insanların günlük yaşamlarında hissettikleri satın alma gücü kaybı, siyasi iktidara ilişkin değerlendirmelerinde belirleyici olabilir.
Fransa’daki protestoların önceki örneklerinden biri olan Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) hareketi de akaryakıt vergileri ve yaşam maliyetleri etrafında gelişmiş ve kısa sürede daha geniş bir siyasi temsil ve sosyal adalet tartışmasına dönüşmüştü. 2019 tarihli “Sarı Yelekliler Protestolarının Analizi” başlıklı çalışmam, bu hareketi Fransa’daki toplumsal tepki ve siyasi kriz bağlamında değerlendiren önemli araştırmalar arasında yer alabilir.⁵ Bununla birlikte, 2018–2019 hareketi ile 2026 protestolarının aynı örgütsel yapıya veya aynı ideolojik profile sahip olduğu varsayılmamalıdır.
2.2. Eğitim Sistemi ve Fırsat Eşitsizliği
Gösterilerin başlangıç noktalarından birinin okullardaki personel açığı ve eğitim koşulları olması önemlidir. Eğitim, Fransa gibi cumhuriyetçi ve laik devlet geleneğine sahip ülkelerde yalnızca bir kamu hizmeti olarak değil, aynı zamanda yurttaşlık ve toplumsal hareketlilik mekanizması olarak da görülür. Eğitim sisteminin öğrenciler arasında eşit fırsatlar sunamadığı algısı güçlendiğinde, sorun yalnızca sınıf mevcutları veya öğretmen sayılarıyla sınırlı kalmaz; devletin sosyal adalet vaadi de sorgulanır.
Le Monde’un Ekim ayının ilk günlerinde yayımladığı haberlerde, lise öğrencilerinin talepleri arasında öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve eğitim olanaklarındaki eşitsizlikler öne çıkmıştır.² Bu taleplerin toplumsal tabanı, okul yönetimlerinden memnun olmayan öğrencilerle sınırlı değildir. Aileler ve eğitim çalışanları da kamu hizmetlerinin niteliğine ilişkin tartışmanın bir parçası olabilir.
Eğitim alanındaki sorunların siyasi etkisi, genç kuşakların geleceğe ilişkin beklentileriyle yakından ilişkilidir. Gençler, eğitim almalarına rağmen istikrarlı işlere ve uygun yaşam koşullarına ulaşamayacaklarını düşündüklerinde, mevcut siyasi kurumların kendilerini temsil etmediği kanaatine varabilirler. Bu durum, protestoları yalnızca güncel bir şikâyet olmaktan çıkarıp kuşaklar arası bir güven sorununa dönüştürebilir.
2.3. Kamu Hizmetleri ve Devlet Kapasitesi
Fransa’da merkezi devletin tarihsel olarak güçlü bir konuma sahip olması, vatandaşların kamu hizmetlerine ilişkin beklentilerini de arttırmaktadır. Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal koruma gibi alanlarda yaşanan aksaklıklar, yalnızca idari bir performans sorunu olarak algılanmayabilir; cumhuriyetin yurttaşlarına sunduğu sosyal sözleşmenin zayıflaması olarak da yorumlanabilir.
Kamu harcamalarının azaltılması veya hizmetlerin yeniden düzenlenmesi yönündeki politikalar, bütçe dengeleri açısından savunulabilir olsa bile, maliyetlerin belirli toplumsal gruplar üzerinde yoğunlaştığı düşüncesi siyasi tepkilere yol açabilir. Bu nedenle, ekonomik reformların başarısı yalnızca mali sonuçlarla değil, toplumsal yüklerin nasıl dağıtıldığı ve vatandaşlara nasıl anlatıldığıyla da ölçülür.
2.4. Siyasal Temsil ve Kurumsal Güvensizlik
Protestoların genişlemesini açıklayan bir diğer unsur, vatandaşların taleplerini geleneksel siyasi kanallar aracılığıyla etkili bir biçimde dile getirememeleri düşüncesidir. Parti üyeliğinin ve sendikal örgütlenmenin zayıfladığı veya siyasi kurumların günlük sorunlara yeterince yanıt veremediği algısının güçlendiği koşullarda, sokak siyaseti alternatif bir temsil aracı hâline gelebilir.
Sarı Yelekliler üzerine yapılan akademik araştırmalar, bu tür hareketlerin yalnızca popülist veya sistem karşıtı bir kimliğe indirgenemeyeceğini göstermektedir. Carpenter ve Perrier, hareketi ekonomik eşitsizlik ve demokratik katılım talepleriyle bağlantılı, farklı toplumsal kesimleri bir araya getiren heterojen bir oluşum olarak ele almaktadır.⁶ Hayat’ın halk egemenliği üzerine çalışması da, Sarı Yelekliler hareketinin siyasal temsil ve halkın karar alma süreçlerindeki rolü açısından incelenmesine katkı sağlamaktadır.⁷
Bu literatür, 2026 olaylarını anlamak için de yararlı bir çerçeve sunar: Bir protesto hareketi, hükümetin belirli bir kararına itirazla başlayıp daha geniş bir meşruiyet tartışmasına dönüşebilir. Ancak bu teorik benzerlik, güncel gösterilerin tüm özelliklerinin önceki hareketlerle aynı olduğunu göstermez. 2026’daki hareketin örgütlenmesi, katılımcı profili ve siyasi talepleri hakkında kesin sonuçlara ulaşmak için daha kapsamlı saha araştırmalarına ve güvenilir verilere ihtiyaç vardır.
3. Cumhurbaşkanı Macron ve Hükümetin Tepkileri
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Ekim’deki olaylar sırasında şiddet eylemlerini kınamış ve kamu binalarına, işletmelere ve güvenlik güçlerine saldıranların yargı önünde hesap vermesi gerektiğini belirtmiştir. Reuters’ın aktardığı açıklamada, Macron, şiddetin cumhuriyet içinde kabul edilemeyeceği mesajını vermiştir.³ Bu yaklaşım, barışçıl gösteri hakkı ile kamu düzeninin korunması arasında ayrım yapma çabasına dayanmaktadır.
Başbakan Sébastien Lecornu da hükümetin şiddet karşısında geri adım atmayacağını vurgulamış, olaylardan aşırı sol grupları ve suç işleyen kişileri sorumlu tutan bir açıklama çizgisi benimsemiştir. Ekonomi Bakanı Roland Lescure ise zarar gören işletmelere yönelik destek mesajları vermiştir.³ Bu açıklamalar, hükümetin krizi hem güvenlik, hem de ekonomik kayıplar açısından yönetmeye çalıştığını göstermektedir.
Bununla birlikte, yalnızca şiddeti kınamak toplumsal hoşnutsuzluğun nedenlerini ortadan kaldırmaya yetmeyebilir. Hükümetin güvenlik tedbirlerine ağırlık verirken, eğitim, yaşam maliyeti ve kamu hizmetleri konularında somut adımlar atıp atmayacağı, krizin siyasi sonuçlarını belirleyecektir. Aksi hâlde kamu düzenine ilişkin tartışma, protestoların arkasındaki toplumsal sorunların önüne geçebilir.
Diğer taraftan, gösterilerin şiddete dönüşmesi de hareketin siyasi meşruiyetine zarar verebilir. İşletmelerin yağmalanması veya kamu binalarının yakılması, ekonomik sıkıntılar yaşayan vatandaşların kendilerine ait olmayan kayıplara uğramasına yol açar. Bu tür eylemler, protestoların temel taleplerini destekleyen kesimleri uzaklaştırabilir ve hükümetin güvenlik politikalarını sertleştirmesine zemin hazırlayabilir.
Bu nedenle, Macron yönetiminin önünde iki yönlü bir sınav bulunmaktadır. Birincisi, şiddet eylemlerini önlemek ve kamu düzenini sağlamak; ikincisi ise protestoların ortaya çıkmasına yol açan toplumsal şikâyetleri siyasi olarak ele almaktır. Bu iki hedef, birbirinin alternatifi değildir. Demokratik bir yönetimin başarısı, güvenlik tedbirlerini hukuk çerçevesinde uygularken barışçıl muhalefetin ve eleştiri hakkının korunmasını sağlayabilmesine bağlıdır.
Macron’un siyasi mirası açısından da bu kriz önemlidir. 2017’de merkez siyaseti yeniden şekillendirme iddiasıyla iktidara gelen Macron, zaman içinde hem soldan, hem de sağdan eleştirilmiştir. Reformların ekonomik verimlilik ve devlet kapasitesini arttırmayı hedeflediği savunulurken, muhalifler bu politikaların toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini veya vatandaşların siyasi karar alma süreçlerinden uzaklaşmasına neden olduğunu ileri sürebilmektedir. 2026’daki gösteriler, bu tartışmaların 2027 seçimleri öncesinde yeniden yoğunlaşmasına yol açmaktadır.
4. Fransız Siyasi Kültüründe Devrimci Gelenek ve Sokak Siyaseti
Fransa’daki protestoları değerlendirirken, bu ülkenin devrimler ve kitlesel seferberliklerle şekillenmiş siyasi tarihini dikkate almak gerekir. Bununla birlikte, Fransız siyasi kültürünü değişmez biçimde “şiddet yanlısı” ve “aşırılıkçı” olarak tanımlamak doğru değildir. Fransa’da sokak gösterileri, grevler ve kitlesel protestolar uzun bir tarihsel geçmişe sahiptir; ancak bunların önemli bir bölümü barışçıl, örgütlü ve demokratik talepler çerçevesinde gerçekleşmiştir.
1789 Fransız Devrimi, egemenliğin kaynağı, yurttaşlık, eşitlik ve siyasal otoritenin sınırları hakkındaki tartışmaları Avrupa tarihinin merkezine yerleştirmiştir. Devrimin sonraki aşamalarında ortaya çıkan şiddet ise özgürlük ve eşitlik ideallerinin siyasi mücadele sırasında nasıl farklı biçimlerde yorumlanabileceğini göstermiştir. 1830 ve 1848 devrimleri, 1871 Paris Komünü ve 1968’deki öğrenci ve işçi hareketleri, Fransa’da sokak siyasetinin farklı tarihsel koşullarda yeniden ortaya çıkabildiğine dair örneklerdir.
Bu tarihsel süreklilik, her yeni protestonun devrimci bir hedef taşıdığı anlamına gelmez. Daha doğru yaklaşım, Fransa’da kitlesel gösterilerin siyasi iletişim ve toplumsal baskı araçları arasında yerleşik bir konuma sahip olduğunu kabul etmektir. Sendikalar, öğrenci grupları, meslek örgütleri ve yurttaş hareketleri, farklı dönemlerde hükümetlerin politikalarını değiştirmek veya siyasi gündemi etkilemek amacıyla sokak gösterilerine başvurmuştur.
Sarı Yelekliler hareketi, bu geleneğin yakın dönemdeki en önemli örneklerinden biridir. Hareketin başlangıcında akaryakıt fiyatları ve vergi politikaları öne çıkmış; daha sonra ekonomik eşitsizlik, demokratik katılım ve siyasi temsil tartışmaları genişlemiştir. Akademik çalışmalar, hareketin tek bir ideolojik kimliğe indirgenemeyecek kadar heterojen olduğunu vurgulamaktadır.⁶⁷ Bu bulgu, 2026 gösterilerini değerlendirirken de önemlidir: aynı gösteriye katılan kişilerin motivasyonları birbirinden farklı olabilir.
Fransız siyasal kültüründeki devrimci mirasın bir başka yönü, cumhuriyetçi meşruiyet anlayışıdır. Devletin yurttaşlara eşit davranması, kamu hizmetlerine erişimin mümkün olması ve siyasi iktidarın halkın taleplerini dikkate alması beklentisi, toplumsal mobilizasyonun temel kaynaklarından biridir. Bu beklentiler karşılanmadığında, protesto, yalnızca belirli bir politikaya itiraz değil, cumhuriyetin kendi vaatlerinin yerine getirilip getirilmediğine ilişkin bir sorgulama olarak da ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte, devrimci sembollerin kullanımı ile devrimci bir siyasi programın varlığı birbirinden ayrılmalıdır. Protestolar sırasında kullanılan sloganlar veya semboller, katılımcıların tamamının ortak bir ideolojiye sahip olduğunu kanıtlamaz. Aynı şekilde, yağma ve kundaklama eylemleri de Fransız devrimci geleneğinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görülemez. Bu eylemler, belirli grupların tercihleri, güvenlik koşulları ve olayların gelişimi çerçevesinde ayrıca incelenmelidir.
Dolayısıyla, 2026’daki olayların Fransız siyasi kültürüyle ilişkisi, “Fransa’da devrimci şiddet vardır” gibi genelleyici bir iddiadan ziyade, toplumsal itirazın sokakta görünür olmasını meşru bir siyasi eylem biçimi sayan tarihsel gelenek ile bazı protestoların şiddete dönüşmesi arasındaki gerilim üzerinden açıklanabilir. Bu ayrım, hem tarihsel gerçekliği korumak, hem de güncel olayların sorumluluğunu doğru biçimde değerlendirmek açısından gereklidir.
5. Macron'un Ortadoğu Turu: Körfez Diplomasisi ile Olaylardan Uzaklaşmak
Cumhurbaşkanı Macron’un 19–21 Ekim 2026 tarihleri için planlanan Körfez turu, hem Macron’un kriz anlarında dış politikada meşruiyet arayışını bir kez daha görmek, hem de Fransa’nın dış politika önceliklerini ve ekonomik çıkarlarını anlamak bakımından önemlidir. Anadolu Ajansı’nın 18 Ekim tarihli Fransızca haberinde aktarılan program bilgilerine göre, Macron’un Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Katar’ı ziyaret etmesi planlanıyor. Görüşmelerde, enerji güvenliği, savunma, ekonomik ortaklıklar ve bölgesel istikrarın öne çıkması beklenmektedir.⁸
Bu ziyaretin zamanlaması, Fransa’nın iç siyasetinde yaşanan gelişmelerle birlikte değerlendirilmelidir. Hayat pahalılığına ilişkin protestoların büyüdüğü bir dönemde enerji arzının güvenliği ve fiyat istikrarı, dış politikanın doğrudan iç ekonomik sonuçlar doğuran başlıkları hâline gelmektedir. Körfez ülkeleriyle enerji, yatırım ve savunma alanlarında iş birliği geliştirmek, Fransa’nın uluslararası ekonomik ilişkilerini çeşitlendirme ve stratejik ortaklıklarını güçlendirme arayışının bir parçasıdır.
Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) temaslarının savunma, altyapı, sağlık, enerji ve yeni teknolojiler gibi başlıkları içermesi beklenmektedir. Bahreyn’de ekonomik ve savunma ilişkilerinin, Katar’da ise stratejik ortaklık ve bölgesel meselelerin gündeme geleceği öngörülmektedir.⁸ Bu çerçeve, ziyaretin yalnızca diplomatik nezaket görüşmelerinden ibaret olmadığını; Fransa’nın Körfez bölgesindeki ekonomik ve güvenlik bağlantılarını pekiştirmeyi hedeflediğini göstermektedir.
Fransa’nın Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde savunma sanayii ve güvenlik iş birliği uzun süredir önemli bir yer tutmaktadır. Bu ilişkiler, bölgesel güvenlik değerlendirmeleri kadar ekonomik çıkarlar ve teknoloji ortaklıklarıyla da şekillenmektedir. Yapay zekâ, enerji altyapısı ve yeni teknolojiler gibi alanların görüşme gündeminde yer alması, Körfez ülkelerinin ekonomik çeşitlendirme politikaları ile Fransa’nın teknoloji ve savunma kapasitesi arasında iş birliği imkânları bulunduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte, ziyaretin sonucuna ilişkin değerlendirme yapılırken açıklanmış anlaşmalar ile yalnızca görüşülmesi beklenen başlıklar birbirinden ayrılmalıdır.
Ortadoğu politikası açısından ise, Gazze, Lübnan ve Suriye de Fransa’nın diplomatik gündeminde yer almaktadır. Anadolu Ajansı’nın 14 Ekim tarihli haberinde, Macron’un Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki açıklamalarında Gazze’ye insani yardım ulaştırılması, Filistinlilerin hakları ve İsrail’in güvenliği konularını ele aldığı; Lübnan’ın egemenliğine ve Suriye’nin birliği ile siyasi geçiş sürecine destek verdiği aktarılmıştır.⁹ Ancak Körfez turunun doğrudan tüm bu dosyalarda yeni bir anlaşma veya siyasi sonuç doğuracağını ileri sürmek için henüz yeterli kanıt bulunmamaktadır.
Macron’un dış politika faaliyetleri, iç siyasetteki sorunlardan bağımsız değildir. Bir yandan Fransa’nın uluslararası etkisini ve ekonomik ortaklıklarını güçlendirmeye çalışan Cumhurbaşkanı, diğer yandan ülkedeki hayat pahalılığı, kamu hizmetleri ve siyasi temsil tartışmalarına yanıt vermek zorundadır. Dış politika girişimleri ulusal çıkarlar bakımından anlamlı olsa bile, seçmenlerin günlük yaşamlarında hissettikleri sorunlara çözüm sunmadığı takdirde iç siyasi desteği kendiliğinden artırmayabilir.
Bu nedenle, Körfez turu, Macron’un dış politika gündeminin devamlılığını gösterirken, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı makamının farklı sorumlulukları arasındaki gerilimi de görünür kılmaktadır. Fransa’nın enerji güvenliği ve bölgesel diplomasi alanlarında aktif rol üstlenmesi ile içeride toplumsal güveni yeniden tesis etmesi, yönetimin birbirini tamamlaması gereken iki ayrı önceliğidir.
6. 2027 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
2027 Cumhurbaşkanlığı seçimi, Fransa’nın siyasi geleceği ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri açısından kritik bir dönüm noktası olacaktır. Macron’un görev süresinin sonuna yaklaşılması, merkez siyasetin liderliğinin ve siyasi mirasının hangi aktörler tarafından devralınacağı sorusunu gündeme getirmektedir. Aynı şekilde merkezin çökmesi ve aşırılıkların yükselmesi konusu da gündemdedir. Ancak seçim süreci henüz tamamlanmadığı için şu an öne çıkardığımız adaylar ve siyasi ittifaklar hâlâ değişebilir. Bu nedenle, mevcut tablo, kesinleşmiş bir aday listesi veya seçim sonucu olarak değil, 19 Ekim 2026 itibarıyla öne çıkan siyasi eğilimlerin bir değerlendirmesi olarak okunmalıdır.
6.1. Aşırı Sağ: Marine Le Pen ve Ulusal Birlik
Marine Le Pen ve Ulusal Birlik (Rassemblement National – RN) (eski FN), seçim öncesindeki siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Le Pen’in söylemi, göç politikalarının sıkılaştırılması, ulusal egemenliğin vurgulanması, kamu düzeninin güçlendirilmesi, Brüksel'e (AB'ye) verilen yetkilerin kısıtlanması ve Fransız vatandaşlarının önceliklerinin korunması gibi temalar etrafında şekillenmektedir. Ekonomik alanda ise üretim üzerindeki vergilerin azaltılması ve mali disiplin gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Financial Times’ın Ekim ayındaki haberinde, Le Pen’in Avrupa Birliği’ne yönelik eleştirilerini sürdürmekle birlikte Fransa’nın birlikten ayrılmasını savunmadığı belirtilmiştir.¹⁰ Bu anlamda, Le Pen, AB karşıtı değil, AB şüphecisi ve uluslar Avrupa'sını savunan bir çizgide gelse de, kuşkusuz, bu Brüksel'de alarm zillerinin çalması için yeterlidir.
Le Pen’in siyasi stratejisi, RN’yi yalnızca bir protesto partisi olmaktan çıkarıp iktidara hazır bir siyasi alternatif olarak sunmaya dayanmaktadır. Göç, güvenlik ve ulusal kimlik konularındaki vurgular, mevcut siyasi düzenden memnun olmayan seçmenleri bir araya getirmeyi amaçlamaktadır. 2026’daki olayların kamu düzeni tartışmasını güçlendirmesi, RN’nin güvenlik ve otorite söylemine alan açabilir. Bununla birlikte, toplumsal protestoların tüm katılımcılarının RN’yi desteklediği sonucuna varılamaz; zira ekonomik şikâyetler, farklı siyasi yönelimlere sahip seçmenler tarafından da dile getirilebilir.
Le Pen ve Bardella
Le Pen’in adaylık sürecinin hukuki ve siyasi koşulları da, seçim takvimi ilerledikçe önem kazanacaktır. Fransız seçim sisteminde adayların belirli sayıda seçilmiş kamu görevlisinin desteğini sağlaması gerekmektedir. Bu nedenle, adaylıkların kesinleşmesi, siyasi beyanların yanı sıra hukuki ve idari koşulların yerine getirilmesine de bağlıdır.¹¹ Şimdilik hukuki olarak adaylığında bir engel bulunmayan Le Pen'in genç ortağı Jordan Bardella ile ilişkileri ve adaylık rekabeti de ayrıca önemli bir konudur.
6.2. Merkez Sağ: Édouard Philippe ve Gabriel Attal
Fransa'da Macron sonrası merkez siyasetin geleceği, şimdilerde daha çok eski Başbakanlar Édouard Philippe ve Gabriel Attal gibi isimlerle ilişkilendirilmektedir. Philippe, merkez ile sağ arasında geniş bir seçmen koalisyonu oluşturmayı hedefleyen yeternekli bir siyasetçi olarak son dönemde öne çıkmaktadır. Attal ise, Macron döneminde yükselen merkezci siyaset geleneğinin devamı olabilecek, ancak kendi siyasi kimliğini de kurmaya çalışan bir aktör konumundadır. Ancak Macron'a yönelik tepkilerin de etkisiyle, bu konuda Philippe daha şanslı görünüyor.
Eski Başbakanlardan Attal veya Philippe'in 2027'de merkezin adayı olması bekleniyor
Bu iki ismin önündeki temel sorun, Macron’un siyasi mirasını hangi ölçüde sahiplenmeleri gerektiğidir. Macron dönemindeki reformları savunmak, merkez seçmenlerin bir bölümünü korumalarına yardımcı olabilir; ancak aynı mirasın eleştirildiği bir dönemde aşırı yakınlık siyasi bir yük de getirebilir. Bu nedenle, merkez/merkez sağın seçim stratejisi, ekonomik reformlar ve Avrupa yanlısı çizgiyi korurken, sosyal sorunlara ve kamu hizmetlerine ilişkin eleştirilere nasıl yanıt vereceği doğrultusunda şekillenecektir.
Bruno Retailleau
Bruno Retailleau da, geleneksel sağın öne çıkan isimlerinden biridir. Cumhuriyetçiler (Les Républicains – LR) içindeki konumu ve daha muhafazakâr çizgisi, özellikle göç, güvenlik ve devlet otoritesi konularında RN ile merkez sağ arasında rekabet yaratabilir. Bu rekabetin nasıl sonuçlanacağı, sağ seçmenlerin hangi aday etrafında birleşeceği ve olası ittifakların niteliğiyle yakından ilişkilidir.¹¹
6.3. Sol: Raphaël Glucksmann, Jean-Luc Mélenchon ve birlik sorunu
Fransız solunun en önemli sorunu, aşırı sağın yükselişi karşısında ortak bir aday ve program etrafında birleşip birleşemeyeceğidir. Raphaël Glucksmann, merkez sol ve sosyal demokrat seçmenler arasında öne çıkan isimlerden biridir. Le Monde’un Ekim ayındaki haberinde, Glucksmann’ın merkez sol ön seçiminde yüzde 66 ile galip geldiği aktarılmıştır.¹² Bu sonuç, kendi siyasi çevresi bakımından önemli olmakla birlikte, bütün sol partilerin ve seçmenlerin onun etrafında birleşeceğini göstermemektedir.
Solun adayı kim olabilir: Glucksmann vs. Mélenchon
Jean-Luc Mélenchon ise La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa) hareketinin belirleyici figürlerinden biridir. Mélenchon’un siyasi çizgisi, ekonomik eşitsizliklerin azaltılması, sosyal devletin güçlendirilmesi ve mevcut siyasi-ekonomik düzenin daha köklü biçimde değiştirilmesi taleplerini öne çıkarır. Glucksmann ile Mélenchon arasındaki ideolojik ve stratejik farklılıklar, solun ortak bir aday çıkarmasını zorlaştırabilecek unsurlardır.¹³
Sol içindeki bölünme, yalnızca liderler arasındaki kişisel rekabetten kaynaklanmamaktadır. Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler, genel dış politika, ekonomik program, göç ve kurumsal reformlar gibi konulardaki farklılıklar, olası ortak adayın hangi politikaları savunacağı konusunda anlaşmayı zorlaştırabilir. Ekolojistlerin, sosyalistlerin, komünistlerin ve radikal solun seçim stratejileri de bu denklemin bir parçasıdır.
Buna karşılık, aşırı sağın seçimde güçlü bir konuma gelmesi, sol partiler üzerinde iş birliği yapma baskısını arttırabilir. Seçim sisteminin iki turlu yapısı, ilk turdaki oy dağılımının yanı sıra ikinci turda seçmenlerin hangi aday etrafında birleşeceği sorusunu da önemli hâle getirir. Ancak geçmişteki seçimlerde görülen taktik oy davranışlarının 2027’de aynı şekilde ortaya çıkacağı kesin değildir.
6.4. Anketlerde Son Durum
Ekim 2026’da yayımlanan anket derlemeleri, Marine Le Pen’in ilk tur senaryolarında halen önde olduğunu göstermektedir. France-Vote’un 8 Ekim itibarıyla sunduğu anket ortalamasında, Le Pen yüzde 34,2 düzeyinde görünürken, Édouard Philippe ve Jean-Luc Mélenchon daha geride yer almaktadır.¹⁴ Başka bir anket derlemesinde de Le Pen’in ilk sırada olduğu, ancak diğer adayların sıralamasının aday kombinasyonlarına göre değişebildiği görülmektedir.¹⁵
Bu rakamlar, kuşkusuz bu aşamada çok dikkatli yorumlanmalıdır. Genel ilke olarak, anketler belirli bir tarihteki seçmen eğilimlerini ölçer, ancak seçim sonucu tahmini olarak kabul edilemez. Aday listesi, kampanya süreci, siyasi ittifaklar, ekonomik gelişmeler ve uluslararası krizler seçmenlerin tercihlerini etkileyebilir. Ayrıca, farklı anket şirketlerinin örneklemleri, soru biçimleri ve aday senaryoları aynı olmayabilir. Dolayısıyla, tek bir yüzde üzerinden kesin bir siyasi sonuç çıkarmak doğru değildir.
Mevcut tablo, aşırı sağın güçlü konumunu ve merkez ile sol arasındaki rekabeti ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, ilk turdaki oy oranları kadar ikinci turda oluşabilecek ittifaklar ve seçmenlerin taktik oy kullanma tercihleri de belirleyici olacaktır. Bu nedenle, 2027 seçimlerinin sonucunu şimdiden kesin olarak öngörmek mümkün değildir.
6.5. 2026 Protestolarının Seçim Kampanyasına Etkisi
Ekim ayındaki olaylar, 2027 seçimlerinde kamu düzeni, yaşam maliyeti ve kamu hizmetlerinin geleceğini öne çıkarabilecek niteliktedir. RN, protestolar sırasında ortaya çıkan şiddeti, güvenlik ve otorite politikalarının güçlendirilmesi gerektiğinin bir kanıtı olarak sunabilir. Sol partiler ise olayların arkasındaki ekonomik ve sosyal nedenlere vurgu yaparak hükümetin politikalarını eleştirebilir. Merkez sağın ise hem düzenin korunmasını, hem de toplumsal hoşnutsuzluğa cevap verecek reformları savunması gerekecektir.
Bununla birlikte, şiddet olaylarının seçmen davranışını tek yönlü etkileyeceği varsayılmamalıdır. Bazı seçmenler güvenlik kaygıları nedeniyle daha sert politikaları destekleyebilirken, bazıları hükümetin kriz yönetimini ve polis müdahalesini sorgulayabilir. Diğerleri ise protestoların arkasındaki ekonomik sorunları öncelikli olarak görebilir. Bu farklı tepkiler, seçim kampanyasının yalnızca güvenlik ekseninde değil, sosyal adalet, ekonomik performans ve demokratik temsil eksenlerinde de yürütüleceğini düşündürmektedir.
Macron’un siyasi mirası da bu tartışmaların merkezinde yer alacaktır. Merkezci modelin savunucuları, reformların ve Avrupa yanlısı politikanın sürdürülmesini savunabilir. Eleştirmenler ise ekonomik ve toplumsal sorunların mevcut yönetim tarzıyla bağlantılı olduğunu ileri sürebilir. 2027 seçimleri, bu açıdan yalnızca yeni Cumhurbaşkanı'nın kim olacağını değil, Fransa’da merkez siyasetinin geleceğini ve sağ-sol rekabetinin yeni biçimini de belirleyecektir.
Sonuç
Ekim 2026’da Fransa’da yaşanan gösteriler, eğitim sistemindeki sorunlar ve hayat pahalılığı gibi somut şikâyetlerin daha geniş bir toplumsal hoşnutsuzlukla birleşebildiğini göstermektedir. Öğretmen açığı, kalabalık sınıflar, kamu hizmetlerinin niteliği, ekonomik güvensizlik ve siyasi temsil tartışmaları, protestoların farklı toplumsal kesimlere yayılmasına katkıda bulunmuştur. 17 Ekim’deki gösterilerin bazı noktalarda yağma, kundaklama ve polisle çatışmalarla sonuçlanması ise toplumsal talepler ile şiddet eylemleri arasında dikkatle ayrım yapılmasını gerekli kılmıştır.
Macron ve hükümet yetkilileri, şiddeti kınamış ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurgulamıştır. Ancak krizin kalıcı biçimde aşılması, kamu düzeninin sağlanmasının yanı sıra, protestoların arkasındaki ekonomik ve sosyal sorunların ele alınmasına da bağlıdır. Barışçıl protesto hakkının korunması ve şiddet eylemlerinin önlenmesi, demokratik yönetimin birbirini tamamlayan sorumluluklarıdır.
Fransız siyasi kültüründeki devrimci miras, kitlesel protestoların ve sokak siyasetinin tarihsel önemini anlamaya yardımcı olur. Bununla birlikte, bu miras güncel olayları kaçınılmaz biçimde şiddete bağlamayı haklı çıkarmaz. Fransız tarihindeki devrimler ve toplumsal hareketler, farklı dönemlerde farklı amaçlar ve yöntemlerle ortaya çıkmıştır. Güncel gösterilerin anlamı, tarihsel benzerliklerin yanı sıra kendi toplumsal koşulları ve siyasi aktörleri de dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Her krizde olduğu gibi desteği ve meşruiyeti Fransa'nın içinden çok dışarıda arayan ve bu konuda bayağı başarılı olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Körfez turu ise, Fransa’nın enerji güvenliği, savunma, yatırım ve bölgesel diplomasi alanlarındaki önceliklerini ortaya koymaktadır. Ancak dış politikadaki etkinlik, iç siyasetteki toplumsal hoşnutsuzluğu kendiliğinden ortadan kaldırmayacaktır. Fransa’nın uluslararası ortaklıklarını güçlendirme çabası ile içeride ekonomik güveni ve kamu hizmetlerinin niteliğini iyileştirme ihtiyacı birlikte ele alınmalıdır.
Son olarak, Fransa'da 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde aşırı sağın güçlü konumu, merkez siyasetin liderlik sorunu ve solun birlik arayışı Fransız siyasetinin başlıca dinamikleridir. Anketler mevcut eğilimlere ilişkin fikir verse de, adayların kesinleşmesi, kampanyaların seyri ve ikinci tur ittifakları sonucu değiştirebilir. Ekim 2026’daki protestolar bu nedenle yalnızca kısa süreli bir kamu düzeni krizi değil, Fransa’nın siyasi temsil, sosyal adalet ve devletin rolü üzerine yürüttüğü daha geniş bir tartışmanın parçası olarak görülmelidir.
Sonuç olarak, Fransa’nın önündeki temel mesele, toplumsal talepleri güvenlik sorununa indirgemeden ele almak ve demokratik kurumlara duyulan güveni yeniden güçlendirmektir. 2027 seçimleri bu tartışmaların siyasi karşılığının görüleceği önemli bir aşama olacaktır. Ancak seçimlerin sonucu kadar, seçim sürecine kadar geçen dönemde hükümetin ekonomik ve toplumsal sorunlara nasıl yanıt vereceği de Fransa’nın siyasi geleceğini şekillendirecektir.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ
DİPNOTLAR
- Sybille de La Hamaide (2026), “France Faces Aftermath of Worst Unrest in Years”, Reuters, 18 Ekim 2026, https://www.reuters.com/5f374b32b07b/world/europe/france-faces-aftermath-worst-unrest-years-2026-10-18/; Associated Press (2026), “Violent protests in France as police battle demonstrators, in photos”, 18 Ekim 2026, https://apnews.com/photo-gallery/violent-protests-france-police-battle-demonstrators-photos-73243bcc44f5423ba8efbc1496e56c5d.
- Sylvie Lecherbonnier & Eléa Pommiers (2026), “Why French High Schoolers Are Protesting, and Why Their Movement Is Already Historic”, Le Monde, 5 Ekim 2026, https://www.lemonde.fr/en/france/article/2026/10/05/why-french-high-schoolers-are-protesting-and-why-their-movement-is-already-historic_6758257_7.html.
- Sybille de La Hamaide (2026), “France Faces Aftermath of Worst Unrest in Years”, Reuters, 18 Ekim 2026.
- Associated Press (2026), “Violent protests in France as police battle demonstrators, in photos”, 18 Ekim 2026.
- Ozan Örmeci (2019), “Sarı Yelekliler Protestolarının Analizi”, Stratejist, Şubat 2019, ss. 44–49.
- Michael J. Carpenter & Benjamin Perrier (2023), “Yellow Vests: Anti-austerity, Pro-democracy, and Popular (Not Populist)”, Frontiers in Political Science, 6 Nisan 2023, https://www.frontiersin.org/journals/political-science/articles/10.3389/fpos.2023.1037942/full.
- Samuel Hayat (2024), “Manifesting the Revolutionary People: The Yellow Vest Movement and Popular Sovereignty”, Constellations, 29 Ocak 2024, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/1467-8675.12736.
- Ümit Dönmez & Mariem Njeh (2026), “Macron en tournée dans le Golfe du 19 au 21 octobre, sur fond de crise internationale et de pressions intérieures”, Anadolu Ajansı, 18 Ekim 2026, https://www.aa.com.tr/fr/politique/macron-en-tourn%C3%A9e-dans-le-golfe-du-19-au-21-octobre-sur-fond-de-crise-internationale-et-de-pressions-int%C3%A9rieures/4092918.
- Şeyma Erkul Dayanç (2026), “French President to Embark on Middle East Tour from Oct. 19 to 21”, Anadolu Ajansı, 14 Ekim 2026, https://www.aa.com.tr/en/europe/french-president-to-embark-on-middle-east-tour-from-oct-19-to-21/4088932.
- Financial Times (2026), “France’s Marine Le Pen vows ‘trial of strength’ with EU”, Ekim 2026, https://www.ft.com/content/60d09841-052a-44f3-a8ae-52c38fdbb5ab?syn-25a6b1a6=1.
- Le Monde (2026), “2027 French Presidential Election: Who’s Running?”, Ekim 2026, https://www.lemonde.fr/en/les-decodeurs/article/2026/10/11/2027-french-presidential-election-who-s-running_6752856_9.html.
- Le Monde (2026), “Raphaël Glucksmann wins French center-left presidential primary”, 11 Ekim 2026, https://www.lemonde.fr/en/france/article/2026/10/11/raphael-glucksmann-wins-french-center-left-s-presidential-primary_6758486_7.html.
- Le Monde (2026), “Présidentielle 2027: qui sont les principaux candidats déclarés ou probables?”, 12 Ekim 2026, https://www.lemonde.fr/les-decodeurs/article/2026/10/12/presidentielle-2027-qui-sont-les-principaux-candidats-declares-ou-probables_6680905_4355771.html.
- France-Vote (2026), “Sondages présidentielle 2027: intentions de vote octobre 2026”, 8 Ekim 2026 verileri.
- USPollingData (2026), “France Opinion Polls: All Latest Surveys”, 17 Ekim 2026 güncellemesi.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder