Giriş
Amerikalı siyaset bilimci Joseph S. Nye (1937-2025), siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında geliştirdiği "Yumuşak Güç" (Soft Power) kavramı ve güç geçişi konusundaki yaklaşımıyla dünya çapında haklı bir şöhret kazanan çok önemli bir bilim insanıdır.Uzun yıllar Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu'nda Dekanlık ve Profesörlük yapan Nye, oldukça öngörülü ve yetenekli bir siyaset bilimci olarak, 2020'lerden itibaren akademik alanda da çok önemli bir konu haline gelecek olan "Siber Güvenlik" olgusuna yıllar öncesinden odaklanmış; ilk kez 2011'de yayımlanan The Future of Power and Use in the Twenty-first Century (Gücün Geleceği ve Yirmi Birinci Yüzyılda Kullanımı) adlı kitabının "Diffusion and Cyberpower" (Yayılma ve Siber Güç) bölümünde bu konuya değinmiş ve "siber güç" olgusunu kavramsallaştırmaya çalışmıştır. Bu yazıda, Nye'ın bu konudaki görüşleri özetlenecektir.
Joseph Nye
Gücün Geleceği ve Siber Güç
Çalışmalarında ülkesi ABD'nin Çin Halk Cumhuriyeti başta olmak üzere kalkınan yeni güçlerin hızlı ilerleyişleri karşısında zamanla gerileyeceğini, ancak buna rağmen "yumuşak güç" adı verilen farklı türde güç uygulamaları sayesinde küresel liderliğini sürdürebileceğini düşünen Nye, 2011 tarihli ünlü eseri The Future of Power'ın 5. bölümünde siber güvenlik konusuna da değinmiştir.
Nye, günümüzde iki tür güç hareketi olduğunu savunmaktadır. Birincisi, gücün Batı'dan Doğu'ya (özellikle Asya'ya ve Çin'e) geçişidir (güç geçişi). İkincisi ise, teknolojinin gelişmesiyle gücün devletlerden devlet dışı aktörlere (hackerlar, terör örgütleri, sivil toplum kuruluşları, küresel şirketler) yayılmasıdır (güç dağılımı). Bu bağlamda güç türlerini "sert güç" (hard power) (askeri kapasite, ekonomik yaptırım ve baskı unsurları), "yumuşak güç" (soft power) (kültür, değerler, dış politika ve meşruiyet yoluyla başkalarını ikna etme ve cezbetme yeteneği) ve bunların senteziyle oluşan "akıllı güç" (smart power) olarak kategorize eden Nye, dördüncü ve farklı bir kavram olarak da "siber güç" (cyber power) olgusunu ortaya koyar.
The Future of Power (Gücün Geleceği)
Nye'ın kavramsallaştırdığı siber güç, en basit tanımıyla, "siber uzay" (cyberspace) adı verilen dijital ekosistemde istenilen sonuçları elde etme ve başkalarının davranışlarını etkileme yeteneğidir. Amerikalı Profesöre göre, siber uzay, devlet dışı aktörlerin (hacker grupları, şirketler, aktivistler ve bireyler) geleneksel devletlerle neredeyse eşit şartlarda mücadele edebildiği kaotik bir alandır. Nitekim sert güç alanında başarılı olmak için gerekli olan büyük bir askeri ordu kurmak devasa bütçeler gerektirirken, siber alanda bir kod veya siber saldırı çok düşük maliyetle küresel ölçekte yıkıcı etkilere yol açabilir. Bu durum ise, gücün merkezden çevreye yayılmasına neden olur.
Bu bağlamda, "Bilgi Devrimi" (Information Revolution) ile giderek daha da önemli hale gelecek siber uzayda temel aktörlerin devletler olacağını öngören Nye, bu sürecin "Üçüncü Endüstri Devrimi" kadar etkili olacağını düşünmektedir. Zira işlem gücü son 30 yıl boyunca her 18 ayda bir ikiye katlanmış ve 21. yüzyılın başlarına gelindiğinde, 1970'lerin başındaki maliyetinin binde birine düşmüştür. Bu durumu kıyaslamak gerekirse, eğer otomobil fiyatları da yarı iletkenlerin fiyatları kadar hızlı düşseydi, bir otomobilin fiyatı o tarihte (2011) 5 dolar olmalıydı. Bir diğer istatistiki veri sunmak gerekirse, 1993'te 50 olan internet sitesi sayısı, 2000 yılında 5 milyonu aşmıştır. 2010 yılına gelindiğinde ise, sadece Çin'de 400 milyon internet kullancısı bulunmaktaydı. Bu durum, günümüzde hızlanan yapay zekâ teknolojisi de düşünüldüğünde, ilerleyen yıllarda yaşanacak ve insan hayatını, dolayısıyla da devlet yaşamını temelden değiştirecek çok büyük bir dönüşüm sürecine işaret etmektedir.
Amerikalı ünlü akademisyen, bu Bilgi Devrimi'nin temel özelliğinin ise zenginler ve güçlüler arasındaki iletişimin hızı değil, bilgi iletim maliyetindeki muazzam azalma olduğunu kaydetmektedir. Nitekim 130 yıldan fazla bir süredir, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında telgraf yoluyla anlık iletişim mümkün olmuştur. Ancak son birkaç on yılda yaşanan çok önemli bir değişiklik sayesinde, pratik amaçlar için gerçek iletim maliyetleri ihmal edilebilir seviyelere düşmüştür. Bu nedenle, dünya çapında iletilebilecek bilgi miktarı neredeyse sonsuzdur. Sonuç, belgelerin çok küçük bir bölümünü oluşturduğu bir bilgi patlamasıdır. Öyle ki, bir tahmine göre, yalnızca 2006 yılında 161 milyar gigabayt dijital bilgi oluşturulmuş ve kaydedilmiştir (bu, şimdiye kadar yazılmış tüm kitaplardaki bilginin yaklaşık 3 milyon katıdır). 21. yüzyılın başında, bilgisayar kullanıcıları yılda yaklaşık 25 trilyon e-posta mesajı gönderiyordu. 2010 yılına gelindiğinde, dünyada her yıl üretilen tüm bilgilerin yüzde 70'i e-postalar, çevrimiçi videolar ve internetten geliyordu. Bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki bu dramatik değişim, hükümetin doğasını değiştirmiş ve gücün yayılmasını hızlandırmıştır.
20. yüzyılın ortalarında, insanlar, günümüzün Bilgi Devrimi'nin bilgisayarları ve iletişim araçlarının George Orwell'ın distopik romanı 1984'te dramatize edilen merkezi hükümet kontrolünü yaratacağından korkuyorlardı. Ana bilgisayarlar, merkezi planlamayı geliştirecek ve kontrol piramidinin tepesindekilerin gözetim gücünü arttıracak gibi görünüyordu. Hükümet televizyonu haberlere hâkim olacaktı. Merkezi veri tabanları aracılığıyla, bilgisayarlar hükümetin kimlik tespitini ve gözetimini kolaylaştırabilirdi. Ancak, işlem gücünün maliyeti düştükçe ve bilgisayarlar akıllı telefonlar ve diğer taşınabilir cihazlar boyutuna küçüldükçe, merkeziyetçi etkilerinden daha ağır basan şey "merkeziyetsizleştirici" etkileri oldu. Bilgi üzerindeki güç, bugün, birkaç on yıl öncesine kıyasla bile çok daha geniş bir alana yayılmış durumda. Radyo, televizyon ve editörler ile yayıncılar tarafından kontrol edilen gazetelerle karşılaştırıldığında, internet, bire bir (e-posta yoluyla), bire çok (kişisel bir ana sayfa, blog veya Twitter/X yoluyla), çoktan bire (Wikipedia gibi) ve belki de en önemlisi, çoktan çoka (çevrimiçi sohbet odaları veya Facebook veya LinkedIn gibi sosyal ağ siteleri gibi) sınırsız iletişim imkânı yaratmaktadır.
Bu yeni yöntemleri önceki iletişim gelişmelerine kıyasladığımızda, farkın "internet mesajlarının daha uzaklara, daha hızlı ve daha az aracıyla ulaşma kapasitesine sahip olması" olduğunu görüyoruz. Bilgi, genellikle önemli bir güç kaynağı olabilir ve daha fazla insan her zamankinden daha fazla bilgiye erişebiliyor. Bu, dünya politikasının yalnızca hükümetlerin tekelinde olmadığını gösterir. Bilgisayar ve iletişim maliyetleri düştükçe, giriş engelleri de azalır. Hem bireyler hem de özel kuruluşlar, şirketlerden STK'lara ve teröristlere kadar, dünya politikasında doğrudan rol oynama gücüne sahiptir. Bilginin yayılması, gücün daha geniş bir alana yayılacağı ve gayri resmi ağların geleneksel bürokrasinin tekelini zayıflatacağı anlamına gelir. İnternetin hızı, tüm hükümetlerin gündemleri üzerinde daha az kontrol sahibi olacağı anlamına gelir. Siyasi liderler, olaylara yanıt vermeden önce daha az özgürlük derecesine sahip olacaklar ve daha sonra da daha az özgürlüğe sahip olacaklar.
Joseph Nye'a göre, prensipte, pazarlara giriş maliyetleri ve engelleri azaldıkça, Bilgi Devrimi'nin büyük devletlerin gücünü azaltması, küçük devletlerin ve devlet dışı aktörlerin gücünü ise arttırması beklenir. Ancak pratikte, uluslararası ilişkiler bu tür bir teknolojik belirlenimciliğin ima ettiğinden çok daha karmaşıktır. Bilgi Devrimi'nin bazı yönleri küçük aktörlere yardımcı olurken, bazıları halihazırda büyük ve güçlü olanlara yarar sağlar. Büyüklük hâlâ önemlidir. Ekonomistlerin ölçek ekonomisi olarak adlandırdığı kavram, bilgiyle ilişkili güç unsurlarının bazılarında da varlığını sürdürmektedir. Bir bilgisayar korsanı ile bir hükümetin her ikisi de bilgi üretebilse ve internetten yararlanabilse de, büyük hükümetlerin on binlerce eğitimli personeli görevlendirebilmesi ve şifreleri kırmak ya da diğer kuruluşların sistemlerine sızmak için muazzam bir işlem gücüne sahip olması, pek çok açıdan büyük önem taşır. Yumuşak güç söz konusu olduğunda, Hollywood ve Bollywood gibi köklü ve büyük eğlence endüstrileri, içerik üretimi ve dağıtımında kayda değer ölçek ekonomilerinden
yararlanmaktadır. Dahası, bilgi ekonomisinde, ölçeğe göre artan getiriler sağlayan "ağ etkileri" söz konusudur. Bildiğimiz gibi, tek bir telefonun tek başına bir faydası yoktur; ancak ağ büyüdükçe eklenen her yeni telefon değer katar ve bu süreç böyle devam eder. Buna ek olarak, mevcut bilginin yayılması çok maliyetli olmasa da, yeni bilginin toplanması ve üretilmesi genellikle büyük yatırımlar gerektirir. Pek çok rekabetçi durumda, en önemli unsur yeni bilgidir. Bazı durumlarda bilgi, "rekabetçi olmayan" (tüketimi başkasınınkini azaltmayan) bir kamu malı niteliğindedir: Bir kişinin bilgiyi tüketmesi, bir başkasının tüketimini azaltmaz. Thomas Jefferson, bu durumu bir mum benzetmesiyle açıklamıştır: Eğer ışığımı sizinle paylaşırsam, kendi ışığım azalmaz. Ancak rekabetçi bir ortamda, ışığa ilk sahip olanın ve olayları sizden önce görenin ben olmam büyük bir fark yaratabilir.
İstihbarat toplama buna iyi bir örnektir. Örneğin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olan ABD, Rusya, İngiltere, Çin ve Fransa, diğer devletlerin çoğunluğunu gölgede bırakan istihbarat toplama ve analiz etme kapasitesine sahiptir. Nitekim askeri güç, küresel siyasetin kritik alanlarında önemini korumaktadır. Bilgi teknolojisinin güç kullanımı üzerindeki etkileri, kimi zaman küçük aktörlerin yararına olurken, kimi zaman da halihazırda güçlü olanların lehine işlemektedir. Bu, adeta iki ucu keskin bir bıçaktır. Daha önce yüksek maliyetli olan askeri teknolojilerin piyasadan hazır olarak temin edilebilmesi, küçük devletlere ve devlet dışı aktörlere fayda sağlamakta ve büyük devletlerin savunmasızlığını arttırmaktadır. Örneğin, bugün herkes ticari şirketlerden uydu görüntüleri sipariş edebilir veya Google Earth yazılımını kullanarak diğer ülkelerde neler olup bittiğini çok az bir maliyetle veya hiç maliyet olmadan görebilir. Bir zamanlar yalnızca ordunun mülkiyetinde olan hassas konum sağlayan küresel konumlandırma cihazları artık mağazalarda kolayca bulunabiliyor. Dahası, bilgi sistemleri, terörist gruplar için karlı ve kolayca bozulabilir hedefler ekleyerek zengin devletler için güvenlik açıkları yaratıyor. Wikileaks gibi hükümet dışı aktörler ise askeri kampanyaları karmaşıklaştıran hassas bilgileri topluyor ve yayımlıyor. Gelişmiş bir düşmanın (örneğin siber savaş kaynaklarına sahip küçük bir ülke) büyük devletleri şantajla tehdit edebileceği düşünülebilir. Ayrıca devlet destekli "serbest çalışan" veya "özel korsan" siber saldırıları olasılığı da var.
Bununla birlikte, diğer bazı eğilimler halihazırda güçlü olan devletlerin işine yarar. Uzay tabanlı sensörler, doğrudan yayın sistemleri, yüksek hızlı bilgisayarlar ve karmaşık yazılımlar; geniş coğrafi alanlarda meydana gelen karmaşık olaylara ilişkin bilgilerin toplanmasına, tasnif edilmesine, işlenmesine, aktarılmasına ve yayılmasına olanak sağlar. Askeri sistemlerin bu şekilde ağa bağlanması, güçlü bir avantaj (ve aynı zamanda potansiyel bir zafiyet) yaratmaktadır. İşin püf noktası, gösterişli donanımlara veya gelişmiş sistemlere sahip olmak değil, bir "sistemler sistemi"ni entegre edebilme becerisidir. Bu boyutta, küçük bir üstünlük bile fark yaratır. Bilgi Devrimi gücün dağılmasına yol açsa da, büyük devletler hâlâ daha fazla kaynağa sahiptir.
Yorum
Amerikalı ünlü siyaset bilimci Joseph Nye'ın düşünceleri, kuşkusuz günümüzün tartışmalarına ışık tutan, 15 yıl önce yazılmış adeta bir bilgenin sözleri hüviyetindedir. Hakikaten de, özellikle yapay zekâ alanındaki büyük atılımlarla birlikte, geleceğimizi belirleyecek en temel konu artık internet teknolojisi, bunun devletler ve kurumlar tarafından ne ölçüde kullanılacağı, bu alanda yaşanacak mücadeleler ve tartışmalar olacaktır. ABD ile Çin Devlet Başkanlarının kısa süre önce gerçekleşen görüşmelerinde uzlaşabildikleri ender konulardan birinin "ABD-Çin Yapay Zekâ Diyaloğu" mekanizmasının kurulması olduğuna şaşmamak gerekir.
Bu bağlamda, günümüzde karşımıza çıkan temel sorun -bilhassa demokratik devletlerde- şudur: Devletin birliği ve güvenliğini sağlamak ve korumak adına internet özgürlükleri ne ölçüde tolere edilebilir? Terör örgütleri, kriminal organizasyonlar, örgütlü kötü niyetli gruplar ya da hastalıklı bireyler tamamen zarar verme amacıyla devletlere, devlet çalışanlarına, kurumlara ve diğer bireylere saldırdığında, devletler bu durumda ne yapmalıdır? Örneğin, bu konuda verilecek ağır cezalar ve katı uygulamalar demokratik toplumlardaki ifade özgürlüğünü riske sokacak seviyeye gelirse ne yapılmalıdır? Ancak bunun tam tersi şekilde, temiz ve yasalara saygılı yurttaşlar bireysel olarak iyi niyetle çalışırken, karşılarında organize olmuş kötücül gruplardan korunabilmeleri devletlerin etkisiz kaldığı bir ortamda ne kadar mümkün olabilir? Keza demokratik ve iyicil devletler, karşılarında saldırgan ve kötü niyetli devletler olduğunda ne kadar iyi kalabilirler? Bu tartışmalar, kuşkusuz Nye'ın da yıllar öncesinden öngördüğü gibi, 21. yüzyılın kaderini belirleyecek olan temel konulardır.
Tüm bu nedenlerle, siber güvenlik, üzerinde ciddiyetle çalışılması gereken çok önemli ve gerekli bir alandır. Bu konuda, demokratik devletlerin ve iyi niyetli rejimlerin birlikte çalışmaları, çeşitli önlem mekanizmaları oluşturmaları ve bu alanda uluslararası hukukun gelişmesi için gerekli adımları atmaları şarttır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ



