Giriş
Son dönemde ABD Başkanı Donald Trump'ın yüksek gümrük tarifeleri uygulamaları nedeniyle ABD-Kanada ilişkilerinde yaşanan sorunlara yaklaşımı, Çin'e ziyareti, Avrupa Birliği (AB) geliştirdiği yakın ilişkiler ve orta büyüklükte devletlerin birlikte hareket etmelerine yönelik Davos Dünya Ekonomik Forumu'ndaki çağrısıyla gündem olan Kanada Başbakanı Mark Carney, 21–23 Ekim 2026 tarihlerinde Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Carney, bu şekilde Türkiye'yi ziyaret eden ilk Kanada Başbakanı olarak da tarihe geçmiştir. Bu yazıda, bu ziyaret ve ziyaret vesilesiyle iki devlet arasında imzalanan anlaşmalar değerlendirilecektir.
Ziyaretin Arka Planı ve Önemi
Türkiye ile Kanada arasındaki diplomatik ilişkiler uzun bir geçmişe dayanmakla birlikte, NATO müttefikliği ve çok taraflı platformlardaki iş birliği, ekonomik ve stratejik ilişkilerin potansiyelinin tam olarak değerlendirildiği anlamına gelmemiştir. Nitekim iki devlet arasındaki ticaret hacmi, 2025 yılı itibariyle henüz 3 milyar dolara dahi ulaşamamıştır. Dahası, Mark Carney'ye kadar hiçbir Kanada Başbakanı'nın Türkiye'ye resmî ziyaret gerçekleştirmemiş olması da ilişkilerdeki mesafeyi ortaya koymaktadır. Bu durum, Kanada ve Türkiye'nin muazzam potansiyelleri düşünüldüğünde, kuşkusuz oldukça sınırlı bir ilişki biçimine benzemektedir.
Bu bağlamda, Başbakan Carney’nin ziyareti sırasında Türkiye ile Kanada arasında "stratejik ortaklık" ilan edilmesi, savunma, enerji ve ulaştırma alanlarında üç ayrı belgenin imzalanması ve serbest ticaret anlaşmasına yönelik müzakerelerin başlatılması, ikili ilişkilerin artık çok daha kapsamlı bir çerçevede ele alınmaya başlandığını göstermektedir.
Ziyaretin zamanlaması da bizce ayrıca önemlidir. Küresel ticaret sisteminin korumacılık eğilimleri, büyük güçler arasındaki rekabet ve uluslararası güvenlik ortamındaki belirsizlikler nedeniyle yeniden şekillendiği bir dönemde, serbest piyasa ekonomisi savunucusu olan Kanada, ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmeye ve ABD pazarına olan yüksek bağımlılığını azaltmaya çalışmaktadır. Bir diğer serbest ticaret yanlısı devlet olan Türkiye ise, Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasındaki coğrafi konumu, geniş iç pazarı, savunma sanayii kapasitesi ve enerji ulaştırma hatları sayesinde farklı coğrafyalarla ilişkilerini derinleştirme arayışındadır. Bu bağlamda, Carney’nin ziyareti, iki ülkenin değişen uluslararası sistemde ortak çıkar alanlarını genişletme çabasının bir parçası olarak da değerlendirilebilir.
Stratejik Ortaklık: İkili İlişkilerde Yeni Bir Çerçeve
12. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Mark Carney’nin 22 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirdikleri görüşmenin en önemli sonucu, Türkiye-Kanada Stratejik Ortaklığı’nın ilan edilmesi olmuştur. Üç yıllık bir eylem planıyla desteklenen bu ortaklık; ticaret ve yatırımlar, enerji, savunma ve güvenlik ile toplumlar arası ilişkiler olmak üzere 4 temel sütun üzerine kurulmuştur. İki ülkenin Dışişleri Bakanlarının uygulamayı takip etmesi ve düzenli stratejik diyalog mekanizmalarının oluşturulması da kararlaştırılmıştır.
İki ülkenin Dışişleri Bakanları Anita Anand ile Hakan Fidan
Bu gelişme, yalnızca diplomatik ilişkilerin yeni bir isim altında tanımlanması olarak görülmemelidir. Asıl önemli mesele, ilan edilen ortaklığın kurumsal mekanizmalara, somut projelere ve sürdürülebilir ekonomik ilişkilere dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir. Bu açıdan yıllık stratejik diyalog toplantıları, ortak ekonomik ve ticari komite mekanizması ile askerî ve siyasi istişarelerin sürdürülmesi, iki ülkenin farklı alanlardaki iş birliğini düzenli biçimde ele alabilmesi açısından önem taşımaktadır.
Bununla birlikte, stratejik ortaklık ilanı, iki ülkenin tüm dış politika meselelerinde aynı çizgide olduğu anlamına gelmez. Ankara ve Ottawa’nın güvenlik öncelikleri, bölgesel ilişkileri ve uluslararası sorunlara yaklaşımları arasında farklılıklar olabilir. Dolayısıyla, yeni çerçevenin başarısı, ortak çıkarların geliştirilmesinin yanı sıra görüş ayrılıklarının yönetilmesine de bağlı olacaktır.
Ekonomik İlişkiler ve Serbest Ticaret Anlaşması Arayışı
Ziyaretin öne çıkan başlıklarından biri, Türkiye ile Kanada arasında kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması için müzakerelerin başlatılmasıdır. İki ülke, Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında bu yönde bir süreci gündeme getirmişti. Ekim ayındaki ziyaretle birlikte müzakerelerin somut bir takvime bağlanması kararlaştırılmış ve ilk müzakere turunun 30 Kasım–4 Aralık 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılacağı açıklanmıştır.
Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Serbest ticaret anlaşması henüz imzalanmamıştır veya yürürlüğe girmemiştir. Ziyaret, anlaşmaya yönelik müzakere sürecinin ilerletilmesi açısından önem taşımaktadır. Tarafların gümrük tarifeleri, pazara erişim, yatırım koşulları, hizmet ticareti ve ilgili diğer düzenlemeler konusunda uzlaşması gerekecektir.
İki ülke arasındaki ticaret hacmine ilişkin açıklamalar, ekonomik potansiyelin geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Anadolu Ajansı, ziyaret öncesindeki haberinde ikili ticaret hacmini geçtiğimiz yıl itibariyle yaklaşık 2,7 milyar dolar olarak aktarırken, Kanada basınında yıllık ticaretin yaklaşık 4 milyar dolar seviyesinde olduğuna ilişkin değerlendirmeler yer almıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülke arasındaki yıllık ticaret hacminin önce 5 milyar dolara, uzun vadede ise 10 milyar dolara çıkarılmasını hedefleyen iddialı bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu hedefin gerçekleşmesi; serbest ticaret müzakerelerinin yanı sıra enerji, havacılık, savunma sanayii, madencilik ve ileri teknolojiler gibi sektörlerde yeni yatırımların geliştirilmesine bağlıdır.
Ziyaret kapsamında Kanada İhracat Geliştirme Kurumu (Export Development Canada) ile Türk Eximbank arasında üçüncü ülkelerdeki projelerde iş birliğini güçlendirmeye yönelik bir mutabakat zaptı imzalanması da dikkat çekicidir. Bu düzenleme, Türkiye ve Kanada şirketlerinin yalnızca birbirlerinin pazarlarında değil, farklı ülkelerdeki altyapı ve yatırım projelerinde de ortak hareket etmelerinin önünü açabilir.
Savunma Sanayii ve NATO Çerçevesinde İş Birliği
Türkiye-Kanada ilişkilerinin bir diğer önemli boyutu savunma sanayii ve güvenliktir. NATO’nun iki üyesi olan ülkeler, ittifakın kolektif güvenlik mekanizması kapsamında ortak sorumluluklar üstlenmektedir. Bununla birlikte, geçmişte Kanada’nın Türkiye’ye yönelik bazı askerî ihracat kısıtlamaları uygulaması, savunma alanındaki ilişkilerin gelişmesini zorlaştırmıştı. Kanada, 2020 yılında uygulamaya koyduğu bazı kısıtlamaları 2024’te kaldırmıştır. Bu sayede, yeni iş birliği girişimleri için uygun koşullar oluşmuştur.
Carney’nin ziyareti sırasında Kanada Küresel İşler Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı arasında Savunma Sektörü Ortaklıkları Mutabakat Zaptı da imzalanmıştır. Temmuz 2026’da imzalanan savunma iş birliği niyet belgesiyle birlikte değerlendirildiğinde, bu adım, iki ülkenin savunma şirketleri arasındaki ilişkileri geliştirmek için daha kurumsal bir zemin oluşturma arayışını yansıtmaktadır.
Türkiye açısından Kanada ile savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesi; teknoloji, üretim ortaklıkları, ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi ve NATO standartları çerçevesindeki koordinasyon bakımından fırsatlar sunabilir. Kanada açısından ise, Türkiye’nin gelişen savunma sanayii ekosistemiyle daha yakın ilişkiler kurulması, ortak üretim ve üçüncü ülkelere yönelik projeler için yeni imkânlar yaratabilir.
Ancak imzalanan mutabakatın doğrudan belirli silah sistemlerinin ortak üretimini veya somut bir teknoloji transferini garanti etmediği unutulmamalıdır. Bu alanlardaki ilerleme, daha sonraki şirket anlaşmalarına, teknik değerlendirmelere, ihracat izinlerine ve karşılıklı güvenin güçlenmesine bağlı olacaktır.
İki liderin görüşmelerinde Ukrayna’daki savaş, Karadeniz’in güvenliği, Güney Kafkasya ve Ortadoğu’daki gelişmeler de gündeme gelmiştir. Bu başlıklar, Türkiye ile Kanada’nın yalnızca ikili ilişkiler bakımından değil, daha geniş bir Avro-Atlantik güvenlik çerçevesinde de diyaloğu sürdürmek istediğini göstermektedir. İki ülke halkının birbirlerine yönelik düşmanca bir algısının ve tarihsel husumetinin bulunmaması da bu noktada kolaylaştırıcı bir faktördür.
Enerji, Nükleer Teknoloji ve Ulaştırma
Ziyaret sırasında imzalanan üç belgeden biri, enerji alanında iş birliğini geliştirmeye yönelik ortak bildiridir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, basın toplantısında en çok enerji konusu üzerinde durmuştur. Bu çerçevede, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), sivil nükleer enerji, yenilenebilir enerji, temiz teknolojiler ve kritik mineraller öne çıkan alanlar arasındadır.
Kanada’nın zengin enerji ve doğal kaynak kapasitesi, Türkiye’nin enerji arzını çeşitlendirme ve enerji güvenliğini güçlendirme hedefleriyle örtüşebilecek bir zemin sunmaktadır. Türkiye açısından Kanada ile enerji iş birliği, yalnızca olası doğalgaz tedariki anlamına da gelmemektedir. Nükleer enerji teknolojileri, yenilenebilir enerji yatırımları, kritik minerallerin tedarik zincirleri ve madencilik alanlarında da yeni iş birliği olanakları bulunmaktadır.
Özellikle Türkiye’nin yeni nükleer enerji yatırımlarına ilişkin planları bağlamında Kanada’nın nükleer teknoloji ve ilgili hizmetler konusundaki kapasitesi değerlendirilebilir. Bununla birlikte, ziyaret sırasında imzalanan ortak bildiri belirli bir nükleer santral projesinin kararlaştırıldığı veya Kanada’nın Türkiye’deki bir projeye kesin olarak katılacağı anlamına gelmemektedir. Böyle bir gelişme için ayrıca proje bazlı anlaşmalar ve teknik müzakereler gerekecektir. Ancak ziyarette bu yönde olumlu bir havanın oluştuğu bilgisi kulislerden sızmıştır.
Ulaştırma alanında imzalanan genişletilmiş Hava Ulaştırma Anlaşması, ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayabilecek bir düzenlemedir. Anlaşma, haftalık yolcu seferi kapasitesinin her ülke için 12’den 21’e kadar arttırılmasına ve kargo uçuşlarının sınırsız biçimde gerçekleştirilmesine imkân tanımaktadır. Bu düzenleme, iki ülke arasında turizm, eğitim, aile ziyaretleri ve ticari bağlantıların güçlendirilmesini destekleyebilir. Ayrıca Kanada’nın 2027 yılında Türkiye’ye bir ticaret heyeti göndermeyi planlaması, ziyaretin yalnızca diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmayıp özel sektör ilişkilerinin de geliştirilmesi hedefini ortaya koymaktadır.
Kanada’nın Küresel Stratejisi ve Türkiye’nin Dış Politika Açısından Konumu
Başbakan Carney’nin Türkiye ziyaretini anlamlandırmak için, Kanada’nın değişen küresel ekonomik koşullara verdiği tepkileri de dikkate almak gerekir. ABD ile yaşanan gümrük vergisi anlaşmazlıkları ve ticari gerilimler, Kanada’nın dış ticaret ilişkilerini çeşitlendirme arayışını güçlendirmiştir. Kanada yönetimi, rekor düzeyde ticaret yaptığı güney komşusu ABD pazarını ikame edebilecek tek bir ülkeye bağlanmak yerine, farklı bölgelerde yeni ortaklıklar geliştirerek ekonomik kırılganlıklarını azaltmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği (AB), Çin (Halk Cumhuriyeti), Birleşik Krallık ve Türkiye gibi önemli devletlerle yoğun ekonomik ilişkiler geliştirmek Kanada için rasyonel bir politikadır.
Bu yaklaşım, Kanada’nın Avrupa ve Asya ile ilişkilerini geliştirme arayışının yanı sıra, Türkiye gibi bölgesel ağırlığı olan ülkelerle daha kapsamlı iş birliği kurmasını da açıklamaktadır. Türkiye, NATO üyeliği, G20 içindeki konumu, gelişen savunma sanayii ve Avrupa ile Asya arasındaki ticari bağlantıları nedeniyle Kanada açısından farklı alanlarda iş birliği yapılabilecek bir ortak niteliği taşımaktadır. Türkiye, Müslüman ve Türk dünyasına açılan kapı olarak, yalnızca kendisinden ibaret bir güç olmayıp, Türkiye sayesinde Kanada'nın Ortadoğu, Kafkasya ve Asya pazarlarına erişimi de hızlanabilmektedir.
Türkiye açısından da Kanada ile ilişkilerin geliştirilmesi, Batılı ülkelerle ekonomik ve teknolojik bağlantıların çeşitlendirilmesi açısından önemlidir. Özellikle savunma sanayii ve enerji gibi stratejik sektörlerde alternatif ortaklıkların geliştirilmesi, Ankara’nın dış ekonomik ilişkilerinde hareket alanını genişletebilir. ABD ile zaman zaman yaşanan sorunlar ve özellikle ABD Kongresi'nde Ankara'ya yönelik hasmane tutum, Türkiye'yi Birleşik Krallık, Kanada ve bazı Avrupalı devletlerle ilişkilerini geliştirmeye yönlendirmektedir. Bu bağlamda, Kanada, güvenilir ve saygı duyulan bir devlet olarak Ankara için ideal Batılı partnerlerden birisidir.
Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomik ilişkileri geliştirilirken insan hakları, demokratik kurumlar ve hukukun üstünlüğü gibi konulardaki farklı yaklaşımlar da göz ardı edilmemelidir. Nitekim Kanada basınında çıkan bazı haberlerde, uluslararası insan hakları kuruluşlarının Türkiye’de gazeteciler, aktivistler ve muhalif siyasetçilere yönelik uygulamalara ilişkin eleştirilerine yer verilmiştir. Bu husus, ekonomik ve güvenlik iş birliğinin gelişmesinin, tarafların tüm siyasi ve normatif konularda uzlaştığı anlamına gelmediğini göstermektedir. Ancak bu, kuşkusuz iki devletin iş birliği yapmasına engel değildir; zira Türkiye de, kriz dönemleri haricinde rejimini Batılı demokratik standartlara yükseltmek isteyen bir devlet görünümündedir. Ancak son yıllarda yaşanan darbe girişimi, Türkiye etrafındaki çatışmalar ve ülke içerisindeki sert kutuplaşma gibi sorunlar, Türkiye'de, devleti, geçici otoriter çözümlere yönlendirmektedir. Bu bağlamda özellikle PKK'nın tasfiyesi ve Kürt Sorunu'nun çözümünü amaçlayan "Terörsüz Türkiye" süreci, başarıyla tamamlanabilirse, Türkiye'nin yeniden demokrasiye dönüşüne de uygun koşullar oluşturabilir.
Sonuç
Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Türkiye ziyareti, Türkiye-Kanada ilişkilerinin ticaret, savunma, enerji ve diplomatik koordinasyon eksenlerinde daha kapsamlı bir çerçeveye taşınması bakımından önemli bir gelişmedir. Stratejik ortaklık ilanı, üç iş birliği belgesinin imzalanması, serbest ticaret anlaşması müzakerelerine yönelik takvimin belirlenmesi ve Kanada’nın 2027 yılı için ticaret heyeti planı, iki ülke arasındaki ilişkileri somut projeler üzerinden geliştirme arayışını ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, ziyaretin uzun vadeli etkileri yalnızca imzalanan belgelerle ölçülemez. Serbest ticaret anlaşmasının hangi koşullarda sonuçlanacağı, savunma sanayii iş birliğinin hangi projelere dönüşeceği ve enerji alanında ne ölçüde yatırım yapılacağı belirleyici olacaktır. Aynı şekilde, stratejik ortaklığın düzenli istişare mekanizmaları aracılığıyla sürdürülmesi ve iki ülke arasındaki siyasi farklılıkların yönetilebilmesi de önem taşımaktadır.
Sonuç itibariyle, Mark Carney’nin Ankara ve İstanbul temasları, değişen uluslararası sistemde orta ölçekli güçlerin ve bölgesel aktörlerin ekonomik ve stratejik ortaklıklarını çeşitlendirme arayışının bir örneği olarak değerlendirilebilir. Türkiye ve Kanada’nın bu yeni çerçeveyi ne ölçüde somut ekonomik kazanımlara, sürdürülebilir savunma iş birliğine ve enerji projelerine dönüştürebileceği ise önümüzdeki dönemde yakından izlenmesi gereken temel mesele olacaktır. Ancak şurası bir gerçektir ki, Justin Trudeau gibi karizmatik bir Başbakan'ın ardından gelmesi nedeniyle zorlanacağı düşünülen Carney, şimdiye kadar ülkesini mükemmel temsil etmiş ve ölçülü üslubu ve politikalarıyla dünyada saygı ve güven kazanan bir isim olarak öne çıkmıştır. Aynı şekilde Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da, içeride yaşadığı sorunlara karşın, dış politikada oldukça aktif ve başarılı bir performans sergilemeye devam etmekte ve bu şekilde seçmenlerden olumlu puan toplamaktadır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder