8 Aralık 2014 Pazartesi

British PM David Cameron Set to Visit Turkey This Week


After the sensational visit of the Russian Federation President Mr. Vladimir Putin last week, Turkey is ready to host another important statesman this week: British Prime Minister Mr. David Cameron. Turkish President of the Republic Mr. Recep Tayyip Erdoğan recently announced that British PM will be in Turkey on the 9th of December for a two-days visit.[1] Cameron is set to make talks with both Turkish President of the Republic Mr. Recep Tayyip Erdoğan and Turkish Prime Minister Mr. Ahmet Davutoğlu.[2]

The visit and the talks that will be held between Cameron and Erdoğan-Davutoğlu are expected to be focused on recent developments in Iraq and Syria (ISIS terrorism), Turkey’s accession to European Union, Ukraine crisis with Russia as well as bilateral relations between Turkey and the UK.[3] Before the visit, Turkish President Mr. Erdoğan underlined the importance of this visit not only for these two countries, but also for the region. “I would like to express that [this visit] is not only important and valuable for our bilateral relations, but also for the countries and peoples of our region that are passing through difficult times. I believe we will further and deepen our cooperation in line with the expectations of the people of our two countries and our joint political will” said Erdoğan, on the 29th of November at the Turkey-UK Sweet Talk Forum in Istanbul.[4] Erdoğan repeatedly mentions the ineffectiveness of Western governments in fighting against the ISIS terrorism in Syria and Iraq. Erdoğan and Davutoğlu will probably ask for more support from the UK against ISIS terrorism and Assad government. RAF tornados flying out of Cyprus already launched several attacks over the ISIS though these attacks seemed not enough to slow down the Islamic extremist terrorist group.[5]

Concerning Turkish-EU relations, British conservative PM is known as a keen supporter of Turkey’s EU membership. In recent years, he repeatedly and severely challenged German and French position over Turkish bid by accusing Paris and Berlin of “double standards for expecting Ankara to guard Europe’s borders as a NATO member while closing the door to EU membership”[6] as well as “playing on fears of Islam”[7]. On his first visit to Turkey in 2010, he described Turkey as “a great European power” helping Europe to build links with the Middle East.[8] It is also interesting to note down that Cameron’s visit coincides with the new EU Foreign Policy chief Federica Mogherini’s visit to Turkey.[9] Cameron’s visit seems to have a more important agenda and broader implications, showing the inefficieny of the EU in handling its relations with Turkey in recent years.

Although not stated openly, the visit can also provide a comfortable platform for two countries to discuss on the issue of recent geopolitical tension of EU and USA with Russian Federation. Mr. Cameron defends harsher sanctions against Russia, but also denies seeking a new “Cold War” with this country.[10] But as a non-EU country, Turkey enjoys having closer relations with Russian Federation in recent years (including a new additional agreement on energy and a new pipeline that will replace the previously proposed South Stream).

In terms of bilateral relations, there is a good potential for the future. According to TUİK (Turkish Statistical Institute), in 2013 the UK was Turkey’s third export (5,8 % in total) and eleventh import (2,5 % in total) partner.[11] In a 2011 report prepared for the Chatham House, Fadi Hakura underlined the great potential that could be realized if necessary instruments (joint universities, think-tanks, business and trade associations etc.) are to be devised.[12]

Cameron’s visit could also be considered as a part of a clever strategy on the side of the British government since the visit will take place just few months before the 100th anniversary of Gallipoli (Dardanelles) campaign which could strengthen anti-British sentiments in Turkey next year.

Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] “Cameron set to visit Turkey next week”, Hürriyet Daily News, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.hurriyetdailynews.com/cameron-set-to-visit-turkey-next-week.aspx?pageID=238&nID=75028&NewsCatID=510.
[2] “İngiltere Başbakanı Cameron Türkiye’ye Gelecek”, Fortune Turkey, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.fortuneturkey.com/ingiltere-basbakani-cameron-turkiyeye-gelecek-4078.
[3] “British PM Cameron to visit Turkey”, TRT, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.trt.net.tr/english/turkey/2014/12/08/british-pm-cameron-to-visit-turkey-124193.
[4] “Cameron set to visit Turkey next week”, Hürriyet Daily News, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.hurriyetdailynews.com/cameron-set-to-visit-turkey-next-week.aspx?pageID=238&nID=75028&NewsCatID=510.
[5] “RAF Tornados launch second wave of attacks on targets in Iraq”, Daily Mail, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.dailymail.co.uk/news/article-2775050/British-jets-make-SEVENTH-sortie-Iraq-without-firing-weapons-Foreign-Secretary-says-RAF-not-panicked-dropping-bombs.html.
[6] “David Cameron warns EU not to shut Turkey out”, The Guardian, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.theguardian.com/politics/2010/jul/27/david-cameron-turkey-european-union.
[7] “Turkey must join EU, says Cameron: 'Those who are against are playing on fears of Islam'”, Daily Mail, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.dailymail.co.uk/news/article-1297906/Turkey-join-EU-says-Cameron-Those-playing-fears-Islam.html.
[8] “Cameron 'anger' at slow pace of Turkish EU negotiations”, BBC, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.bbc.com/news/uk-politics-10767768.
[9] “EU's Mogherini to press Turkey over IS militants”, BBC, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.bbc.com/news/world-europe-30373261.
[10] “David Cameron denies seeking 'Cold War' with Russia”, BBC, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.bbc.com/news/uk-29991527.
[12] See; “UK-Turkey Relations and Turkey’s Regional Role”, Chatham House, Date of Accession: 08.12.2014 from http://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/public/Research/Europe/0511pment_hakura.pdf.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Siyasal Sistemler: Rusya Federasyonu



Genel ve Coğrafi Bilgiler:
Şu sıralar Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ülkemize yaptığı ziyaret nedeniyle oldukça gündemde olan Rusya Federasyonu, siyasal sistemi nedeniyle de ayrı bir ilgiyi hak etmektedir. Avrasya ve Kafkasya topraklarında geniş bir alana yayılmış olan Rusya, 17.075.400 km²'lik yüzölçümü ile dünyanın en geniş ülkesidir.[1] 143 milyonun üzerinde nüfusu olan Rusya, yüzde 80-81 oranındaki etnik Rus nüfusu dışında birçok farklı etnik gruba (Tatar, Ermeni, Ukraynalı, Çeçen, Yakut, Karaçay ve Balkar Türkleri, Beyaz Rus, Azeri, Oset, Moldovalı, Ahıska Türkleri, Kalmuk, Alman, Çuvaş, Başkurt, Altay, Nogay, Yahudi, Abaza, İnguş, Lezgi, Avar, Gürcü, Adige vs.) ev sahipliği yapmaktadır ve en kalabalık nüfusu olan ülkeler arasında dünyada 8. sıradadır.[2] Daha çok zengin doğal kaynaklarına dayalı ve silah satışlarıyla da desteklenen ekonomisiyle, Rusya, Dünya Bankası verilerine göre; 2013 yılı itibarıyla dünyanın en büyük 8. ekonomisidir.[3] Rusya, IMF 2013 verilerine göre; kişi başına düşen gelir sıralamasında ise dünyada 51. sıradadır.[4] İnsani gelişmişlik endeksine göre de, dünyada 57.’lik gibi bu ülkenin gücü algısının çok altında kalan bir sırada yer almaktadır.[5]

Rusya Federasyonu haritası

Tarihçe:
Rusya’nın tarihi aslında çok eskilere dayansa da, Kiril Alfabesi öncesindeki bilgilerin eksikliği nedeniyle Rusya tarihi daha çok 8. yüzyılda Doğu Slavlarla ve bugün Ukrayna topraklarında yer alan ve Viking kökenli Varangineslerin -o dönemde Novgorod adı verilen- Kiev’de kurduğu düşünülen Kiev Knezliği ile başlar. 13. yüzyılda Moğol istilasına uğrayarak yıkılan Kiev Knezliği’nin ardından 14. yüzyılda kurulan Moskova Knezliği, zamanla gelişerek 16. yüzyılda Rusya Çarlığı haline geldi. Bu Çarlık, merkezi devleti güçlendiren Korkunç İvan ve özellikle Batılı reformları hayata geçiren Büyük Petro dönemleriyle birlikte, 18. yüzyılda daha da güçlenerek büyük bir Rus İmparatorluğu haline geldi. 1711 Prut Savaşı’ndan itibaren Osmanlı İmparatorluğu karşısında istikrarlı bir biçimde güçlenen Rusya, son yüzyılında ise Batı’daki fikir ve siyasi akımların ve ekonomik ve siyasi çalkantıların etkisiyle içeride karışıklıklar yaşamaya başladı.

Başarısız 1905 Devrimi’nin ardından, Rusya halen 1. Dünya Savaşı’ndayken, Lenin liderliğindeki Bolşevikler 1917 yılında büyük bir ihtilal gerçekleştirdiler. Dört yıllık içsavaşın ardından, Bolşevikler tüm ülkede ve ilerleyen dönemde Asya coğrafyasında kontrolü sağlayarak, büyük bir Rus İmparatorluğu olarak yorumlanabilecek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurdular. Sosyalizm-Komünizm ideolojisi etrafında Batı’ya karşı bir cazibe oluşturmayı başaran Bolşevikler, acımasız liderleri Stalin döneminde 2. Dünya Savaşı’ndan da -verdikleri ağır kayıplara rağmen- güçlenerek çıktılar ve tüm Doğu Avrupa’yı kendi nüfuzları altına aldılar. Bu dönemde Rusya’nın başını çektiği Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’daki birçok devletle NATO karşıtı bir askeri yapılanma olan Varşova Paktı’nı imzalayarak, Doğu Bloğu’nun önderliğini üstlendi ve Batı bloğu lideri Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte dünyadaki iki süper-güçten biri olarak kabul edildi. Ancak ilerleyen yıllarda, ekonomik, kültürel, demokratik, teknolojik ve askeri açılardan Batı Bloğu’nun gerisinde kalan SSCB, Mihail Gorbaçov’un reform girişimlerinin de başarısız olmasıyla, 1990’lı yıllarda beklenmedik ve çok hızlı bir şekilde parçalandı. Bu gelişmenin ardından tüm Sovyet Cumhuriyetleri, birer birer bağımsızlıklarını ilan ettiler. 1991 yılının Aralık ayında, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti de bağımsız bir ülke haline gelerek, bugün Rusya’da halen devlet yapısını oluşturan Rusya Federasyonu’nu kurdu.[6]

Rusya Federasyonu’nun ilk yılları, Batı karşısında alınan acı yenilgi nedeniyle büyük bir başarısızlık olarak algılanırken, bu dönemde Boris Yeltsin’in 1993 yılında eski sistemi geri getirme amacındaki bir askeri darbeyi önlemesi neticesinde ön plana çıktığı görüldü. Yeltsin döneminde daha çok iç karışıklıklarla ve serbest piyasa ekonomisine geçmeye yönelik reformlarla uğraşan Rusya, KGB’den yetişme Vladimir Vladimiroviç Putin’in 2000 yılında Devlet Başkanlığı makamına seçilmesiyle beraber yeniden atağa kalktı.

Putin, iktidarının ilk yıllarında, komünizm çökmesinin ardından yapılan tartışmalı özelleştirmelerle aşırı zengin hale gelen ve Batı ile yakın ilişkiler içerisindeki oligarkları, sert yöntemlerle devlet denetimine almaya çalışırken, bir yandan da boruhatları diplomasisi sayesinde Rusya’yı 21. yüzyılın “enerji devi” yapmak için çalışmalara başladı.[7] Putin’in bir diğer başarılı olduğu alan ise, Çeçenistan sorununun askeri güç kullanılarak çözülmesi oldu. Rusya’nın SSCB’nin çöküşünün ardından yaşadığı travma ve piyasa ekonomisine geçiş sürecinde yaşanan rezilliklerden bıkmış olan Rus halkı, bu dönemde -demokrasi dışı sert yöntemlerine karşın- Putin’i büyük ölçüde destekledi ve onu bir “kurtarıcı lider” olarak görmeye başladı. Devlet Başkanı olarak iki dönem (2000-2004, 2004-2008) görevde kaldığı 2008 yılına kadar ülkeyi yeniden ayağa kaldırmayı başaran Putin, -NATO’nun agresif genişlemesi karşısında- 2008 yılında bu ittifaka katılmayı düşünen Gürcistan’a yaptığı müdahale ile, askeri olarak da Rusya’nın gücünü tüm dünyaya tekrar gösterdi ve Güney Osetya ve Abhazya’ya özerk bölge statüsü vererek, Batı dünyasına yıllar sonra yeniden meydan okudu.

Vladimir Vladimiroviç Putin

Vladimir Putin’in görev süresinin dolmasının ardından yerine geçen Gazprom eski Başkanı Dimitri Medvedev, piyasa ile barışık söylemi ve Batılı bir işadamını andıran elit profili ile, Rusya ile Avrupa Birliği’nin o yıllarda yakınlaşmasının mimarı oldu. Ancak Medvedev’e daha çok -o dönem Başbakan olan- Putin’in sağ kolu olarak bakılması ve Arap Baharı sürecinde özellikle de Libya’da NATO operasyonlarının da desteğiyle Muammer Kaddafi’nin devrilmesinde Rusya’nın etkisiz kaldığının düşünülmesi, 2012 yılındaki Devlet Başkanlığı seçimlerinde -yıllar içerisinde Batı karşıtı Avrasyacı yönelimi daha da güçlenen- Vladimir Putin’in yeniden göreve dönmesine uygun bir ortam hazırladı. Nitekim Putin göreve gelir gelmez, Rusya, Suriye’den başlayarak yeniden Batı’ya meydan okumaya başladı. Ukrayna krizi ile zirve yapan bu meydan okuma, Rusya’nın Putin liderliğinde Avrasya Ekonomik Birliği’ni hayata geçirmesiyle yeni bir Soğuk Savaş halini aldı. Ancak 2008’den farklı olarak, bu kez Batı’nın Rusya’ya yönelik sert ekonomik yaptırımları, Rusya’nın askeri hamlelerinin ekonomik olarak geri tepmesi riskini gündeme getirdi. Devlet Başkanlığı süresini 4 yıldan 6 yıla çıkaran Putin, böylelikle daha uzun yıllar Rusya siyasetine damgasını vurma niyetinin olduğunu gösterdi. Ancak yine bu dönemde, Batı basınında ve akademisinde Putin karşıtı siyasi söylemler arttı ve Rusya’nın geleceğine dair birtakım endişeler de baş göstermeye başladı.

Dimitri Medvedev

İdari Yapı:
Sovyetler Birliği döneminde komünist ideoloji doğrultusunda ve tek parti iktidarıyla yönetilen Rusya, SSCB’nin çökmesinin ardından demokratik yönde bazı adımlar atmış ve kağıt üzerinde çok partili bir rejim inşa etmeyi başarmıştır. Ancak bu reformlar kurumsallaşamamış ve zaman içerisinde Putin’in güçlü liderliği ağır bastıkça daha da zayıflamıştır.[8] Yine de bireysel özgürlükler anlamında, Rusya Federasyonu’nun Sovyetler Birliği’nin önünde olduğu söylenebilir.

Rusya Federasyonu’nun anayasası 1993 yılında referandumun ardından olaylı bir şekilde kabul edilen 1993 anayasasıdır. “12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandumun sonuçlarına göre; sandık başına toplam 58.187.755 kayıtlı seçmen geldi. Bu toplam kayıtlı seçmen sayısının % 54,8’ine tekabül etmekteydi. Bu da yeni anayasanın kabulü anlamına geliyordu.”[9] 12 Aralık 1993 tarihli referandumda kabul edilen Rusya Federasyonu anayasasında, “kuvvetler ayrılığı” ilkesini benimsenmiştir. 1993 Anayasası’nın 10. maddesine göre; “Rusya Federasyonu’nda devlet iktidarı, yasama, yürütme ve yargı erkleri ayrılığı esasında gerçekleştirilir. Yasama, yürütme ve yargı organları bağımsızdırlar.”[10]

Rusya Federasyonu idari yapısı, daha çok Fransa’da olduğu gibi yarı-başkanlık sistemi çerçevesinde değerlendirilir. Başkan devletin başkanı statüsündeyken, Başbakan ise hükümetin başıdır. Çok partili temsili demokrasi ile yönetilen ülkede, federal hükümet üç temel erkten oluşur. Yasama erki; her 4 yılda bir yapılan genel seçimlerle belirlenen ve 450 üyeden oluşan Duma Meclisi ile Rusya Federasyonu’na dahil olan 89 idari birimden ikişer kişi olmak üzere toplam 178 üyeli Federal Meclis’ten oluşur.[11] Meclisler, ülke adına kararlar alır, yasa yapar, savaş açma ve uluslararası sözleşmeleri onaylama ve reddetme hakları vardır.

Yürütme erki; Başkan’a ve hükümete (Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Federal Bakanlar) aittir. Başkan’ın Meclis’ten çıkan yasaları veto etme hakkı vardır. Rusya  Devlet  Başkanı,  aynı  zamanda  Rusya  Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı’dır.[12] Devlet Başkanı, anayasa değişikliği sonrasında 6 yıllığına seçilir. En yüksek oyu alan ve en fazla iki turlu olarak seçimler yapılır. Devlet Başkanı 35 yaşından genç olamaz ve en az 10 yıl boyunca Rusya Federasyonu’nda ikamet etmiş olmalıdır. Bütün Bakanları atama yetkisi Başkan’dadır, fakat bu konuda Başbakan’dan tavsiye alır.[13] Başbakan ise, görevine Devlet Başkanı tarafından Devlet Duması’nın onayıyla atanır. “Başbakan atandıktan sonra, en geç bir hafta içinde federal yürütme organlarının yapısı hakkındaki önerilerini, Başbakan Yardımcıları ve Federal Bakanların isimlerini Devlet Başkanı’na sunar. Hükümetin, federal bütçenin belirlemesi, finans, kredi ve para politikasının uygulanması, sosyal, yardım, sağlık, kültür, bilim gibi alanlarında tek bir devlet politikasının yürütülmesi, ülke savunmasının, devlet güvenliğinin sağlanması için önlemler alması gibi görevleri vardır. Rusya’da hükümetin, ağırlıklı olarak ekonomik yönetim organı olduğu söylenebilir.”[14]

Yargı erki; Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkeme (Türkiye’deki Yargıtay), Tahkim Mahkemesi (Türkiye’deki Danıştay) ve ilk derece federal mahkemelerinden oluşur. Hakimler, Federal Meclis tarafından atanır ve direk olarak Devlet Başkanı’na bağlıdırlar.[15] Bu da Devlet Başkanı’nın yargı erki üzerindeki bir gücü olarak görülebilir.

1993 tarihli anayasaya göre; Rusya Federasyonu, toplam 89 (sonradan 85) idari birimden oluşur. Bunlar merkezi devlete bağlı, ama kendi yasalarıyla yürütme, yasama ve yargı organlarına sahip özerk entitelerdir. Bunların 21’i Cumhuriyet, 9’u Bölge (Kray), 46’sı Vilayet (Oblast), 3’ü Federal Statüde Kent (Moskova, St. Peterburg ve Sivastopol), 1’i Özerk Bölge (Yahudi Özerk Oblastı) ve 4’ü Özerk Yöre’dir (Okrug).[16] Başkan Vladimir Putin’in, Yeltsin döneminde cömertçe dağıtılan özgürlüklerin Federasyon’u bölünme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı gerekçesiyle, son yıllarda özerklikleri azalttığı ifade edilmektedir.[17] Bu doğrultuda Rusya, son yıllarda 7 federal valiliğe bölünmüştür. Bunlar; Merkezi Federal Bölge (merkezi Moskova), Kuzey-Batı Federal Bölgesi (St. Petersburg), Kıyı Volga (Privoljskiy) Federal Bölgesi (Nijniy Novgorod), Güney Federal Bölgesi (Rostov-na-Donu), Ural Federal Bölgesi (Yekaterinburg), Sibirya Federal Bölgesi (Novosibirsk) ve Uzak Doğu Federal Bölgesi’dir (Habarovsk).[18] 2004 yılından beri Devlet Başkanı, yerel yöneticileri atamakla görevlendirilerek, merkezi otoritenin ağırlığı sistemde iyice hissettirilmiştir.[19]

Siyasi Partiler
Ülkede etkili olan siyasi partiler; Putin’in lideri olduğu muhafazakar Birleşik Rusya Partisi, Gennadi Züganov’un lideri olduğu ve anamuhalefet partisi durumundaki Rusya Federasyonu Komünist Partisi ve çılgın siyasetçi Vladimir Jirinovski’nin lideri olduğu milliyetçi çizgideki Rus Liberal Demokrat Partisi’dir.[20]

Sonuç:
Rusya Federasyonu, 21. yüzyıl dünyasında da her zaman için önemli bir bölgesel güç olmaya devam edecek ancak küresel bir güç olup olamayacağını zaman belirleyecektir. Rusya’nın Batı yöneliminin azalması ve Avrasyacı yönelimin ağır basması, her ne kadar bu ülkeye ABD’nin siyasi patronajına karşı dünyada bir ilgi uyandırsa da, ekonomik anlamda bu ülkeye ciddi zarar verebilir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


KAYNAKÇA
[1] “Rusya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya. 
[2] “Rusya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya.   
[3] Dünya Bankası 2013 yılı sıralaması için; http://databank.worldbank.org/data/download/GDP.pdf. 
[6] “Rusya tarihi”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya_tarihi.  
[7] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 247.
[8] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 256.
[9] “Rusya Federasyonu Siyasal Sistemi”, TUİÇ Akademi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/kafkaslar/2461-rusya-federasyonu-siyasal-sistemi.
[10] “Rusya Federasyonu Siyasal Sistemi”, TUİÇ Akademi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/kafkaslar/2461-rusya-federasyonu-siyasal-sistemi. 
[11] “Siyasi ve İdari Yapı”, Rusya.ru, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://www.rusya.ru/SiyasiveIdariYapi.htm.  
[12] “Siyasi ve İdari Yapı”, Rusya.ru, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://www.rusya.ru/SiyasiveIdariYapi.htm. 
[13] “Rusya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya. 
[14] “Siyasi ve İdari Yapı”, Rusya.ru, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://www.rusya.ru/SiyasiveIdariYapi.htm. 
[15] “Rusya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya. 
[16] “Rusya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya. 
[17] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 265.
[18] “Siyasi ve İdari Yapı”, Rusya.ru, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://www.rusya.ru/SiyasiveIdariYapi.htm. 
[19] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 265.
[20] “Rusya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 03.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya. 

1 Aralık 2014 Pazartesi

Siyasal Sistemler: Japonya


Genel ve Coğrafi Bilgiler:
Japonya, Doğu Asya’da yer alan bir ada ülkesi ve halihazırda dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden birisidir.[1] Büyük Okyanus’ta bulunan Japonya, batıda Japon Denizi’nden Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Güney Kore ve Rusya’nın doğusuna, kuzeyde Ohotsk Denizi’nden, güneyde Doğu Çin Denizi ve Tayvan’a kadar uzanır.[2] Japonya, 6.852 adadan oluşan bir takımada ülkesidir. Bu adaların en büyükleri olan Honshu, Hokkaido, Kyushu ve Shikoku adaları, ülkenin % 97’sini oluşturur.[3] Etnik olarak neredeyse tamamen Japonlardan oluşan Japonya, 130 milyona yakın nüfusu ile dev bir endüstri merkezidir. IMF verilerine göre; kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla açısından da dünyada 24. sıradadır.[4] Bugün varolan modern Japonya, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin himayesinde kurulmuş genç bir devlettir. 2013 yılı İnsani Gelişmiş Endeksi’ne göre ise dünyada 17. sıradadır.[5] Bu istatistikler oldukça iyi olsa da, Japonya’nın 1990’lı yıllarda bir dönem dünya ekonomik liderliği konusunda adının geçtiği düşünüldüğünde, gidişatın ileriye değil, geriye doğru olduğu söylenebilir. Nitekim ülke, 2012 yılında modern tarihinde ilk kez dış ticaret açığı vermiştir.[6] Ayrıca yine bu ülke, dünyanın metrekare başına en çok insan düşen ülkelerinden birisidir.[7]  

japonya harita
Japonya haritası

Tarihçe:
Japonya’nın tarihi milattan önceye kadar uzansa da, modern Japonya tarihi daha çok 1867-1868 yıllarında başlayan Meiji Restorasyonu dönemi ile başlatılır. Meiji Restorasyonu öncesinde daha çok feodal bir görüntü çizen Japonya, bu tarihten itibaren Batı’yı örnek alan reformlar süreci içerisine girmiş ve zaman içerisinde güçlü bir merkezi devlet yapılanması oluşturmayı başarmıştır. Bu tarihte, Meiji Ishin olarak da anılan İmparator Mutsohito tahta geçmiş ve Batı’nın askeri tehditlerine karşı, ülkeyi Batılılaştırarak ve dünyaya açarak onlarla iyi geçinme yolunu tercih etmiştir.[8] “Zengin ülke, güçlü ordu” sloganıyla yola çıkan Mutsohito, devletin feodal yapısını ortadan kaldırmış ve bu dönem kalıntısı shogun savaşçılarını temizleyerek, ülkede modern ve rasyonel bir bürokrasi inşa etmiştir.[9] 1889 yılında ilan edilen Meiji anayasası ile Japonya anayasal bir monarşi halini almış ve bugün de var olan Japon Meclisi – Diet bu sayede kurulmuştur. Bu yeni yapıyı güçlendiren bir faktör olarak din de kullanılmış ve Şintoizm dini ile devlete sadık bir vatandaş kitlesi yaratılmıştır.[10] Bu dönemde yapılan reformlar beş ana başlıkta incelenebilir;

A-) Bürokrasi: Bu dönemde yapılan reformlar, meritokrasi esasına göre çalışan modern ve akılcı bir bürokrasi inşa etmiş ve devlet görevlerine -her ne kadar anayasal olarak bu pozisyonlar herkese açık da olsa da- yalnızca yetkin kişilerin getirilmesini amaçlamıştır.[11]  

B-) Zaibatsu: Japonya’da girişimci öncü bir grubun kendiliğinden oluşmasının çok zaman alacağını düşünen Meiji oligarkları, bu dönemde “zaibatsu” adı verilen devlet destekli dev sanayicilerle, ekonomik açıdan güçlü bir devlet yaratmayı amaçlamışlardır.[12]

C-) Askeriye: Japonya’nın Meiji döneminde en büyük atılım gerçekleştirdiği alanlardan birisi de ordu modernleşmesi olmuş, ancak ilerleyen süreçte bu atılım, ülkede faşizme uygun bir ortam yaratılmasına da kaynaklık etmiştir.[13] 

D-) Diplomasi: Bu dönemde oluşturulan Iwakura Mission adlı özel heyet ile, Japonya, Batı ülkeleri ile olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini arttırmış ve bu ülkelerdeki yenilikleri raporlaştırmaya başlamıştır.[14]

E-) Anayasacılık: “Japonya’da Batı örneğinde ilk modern Anayasa 29 Kasım 1890’da yürürlüğe girmiştir. Meiji Anayasası, reformcu güçlerin en önemli başarılarından biri olmuştur. Anayasa, monarşik siyasal bir düzeni öngörmüştür. Otokratik bir düzeni öngören Japon siyasal sisteminin yeni örgütlenme hiyerarşisinin tepesinde, İmparator Tenno (Meiji Ishin) yer alacaktır. İmparator Tenno, bir değer kaynağı olarak ulusun birliğini ve bütünlüğünü temsil görevini ifa edecektir. Kurulan geniş bürokrasi de İmparator Tenno’nun emirlerinin uygulanmasına yardımcı olacaktır. Halk, İmparator Tenno’ya karşı itaatle yükümlü olup, belli vazifeleri yerine getirecek ve aynı zamanda da vergisini düzenli olarak ödeyecektir. Mutlak egemen sayılan Tenno, topluma karşı sorumluluğunu bilmektedir. Toplum da Tenno’ya itaat ederek görevini yerine getirecektir. Zira Tenno ‘gökyüzünün düzenini’ yeryüzünde temsil etmekle görevlidir. Dolayısıyla Tenno ve toplum birbirlerine ahlaki bağlarla bağlıdır. Ülke siyasetinin biçimlendirilmesinde önemli siyasi kurumlar olarak, İmparator Tenno’nun yanında, ‘İhtiyarlar Heyeti’ ve ‘Gizli Devlet Konseyi’ öne çıkmıştır. Japon siyasal sisteminin önemli aktörleri olan bu kurumlar, çeşitli toplumsal gruplar tarafından oligarşik yapısı dolayısıyla sıkça eleştirilmiştir. Özellikle siyasi karar oluşumunda partilere, halkın katılımına ve kamuoyu oluşturma çalışmalarına fırsat tanınmaması başlıca eleştiri konusu olmuştur. Daha sonra yönetim, bu taleplere cevap olarak, kabine ve seçim sistemini, dolayısıyla ulusal meclisi (Diet) ihdas etmiştir. İlk seçimler de 1890’da yapılmıştır. Artık toplumsal gruplar arasında çıkar farklılığının olabileceği kabul edilmiş ve bunların siyasi güç merkezini ‘ele geçirmek veya etkilemek’ amacıyla birbirleriyle rekabet edebilecekleri de kabul edilmiş olmaktadır. Artık, söz konusu çıkar farklılığının tanınması dolayısıyla, Batı devletleri kendi çıkarlarıyla uyuşan herhangi bir toplumsal grubu destekleyerek, Japon iç siyasetini de etkileyebileceklerdir.”[15]

Meiji Restorasyonu’nu izleyen yıllarda, Japonya’da liberal demokrasinin yaşama geçtiği kısa süreli bir Taisho demokrasisi (1918-1931) dönemi yaşanmıştır. Bu dönemde ülkede önemli reformlar yapılmış, ancak bunlar kalıcı olamamıştır. Bu reformlar arasında en dikkat çekici olanları; ilk kez soylu olmayan birinin Başbakan seçilmesi (1918), siyasal partilerin kurulması ve tüm erkeklere oy hakkı verilmesidir (1925).[16] Ancak bu “liberal” dönem, Büyük Buhran’ın Japon ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri, ülkedeki artan işçi politizasyonu ve Japonya-Çin rekabeti nedeniyle artan milliyetçi duygular ile birleşince çökmüş ve 1931 yılından başlayarak Japonya’da faşist dönem başlamıştır. Ordunun, imparatorun himayesinde siyaset sahnesinde egemen olduğu bu dönem sonucunda Japonya, Mançurya işgali ile başladığı yayılmacı siyaseti ile Asya’da devasa bir imparatorluk kurmayı başarmış, ancak İkinci Dünya Savaşı sürecinde Amerika Birleşik Devletleri ile Pearl Harbor baskını sonrası yaşadıkları savaş, bu imparatorluğun sonunu getirmiştir.[17]    

Savaş sonrasında Japonya, ABD kontrolünde büyük değişimlere gitmiş ve İmparatorluk makamı korunsa da, bu makamın yetkileri oldukça sınırlandırılmıştır. Savaşta 3 milyona yakın nüfusunu kaybeden Japonya’nın, şehirleri de dümdüz olmuş, ülke siyasal, ekonomik ve psikolojik olarak adeta ABD tarafından teslim alınmıştır. Bu dönemde Japonya’nın yeniden yapılandırılması işini üstlenen kişi ise Amerikalı General Douglas MacArthur[18] olmuştur. “General MacArthur, Ekim 1945’de bir direktif yayımlayarak liberal bir anayasa yapılması ve beş önemli noktada toplanan reform emrini vermiştir. Buna göre; büyük ve güçlü aile firmaları (zaibutsu) ortadan kaldırılmalı ve bunun yerine küçük ve orta büyüklükte şirketler kurulmalıydı. Böylece ekonomik düzen demokratikleştirilmeli, eğitim düzeni geleneksel otoriter bir yapıdan arındırılarak liberalleştirilmeli, kadınlara seçim hakkı tanınarak kamusal ve toplumsal alanda aktif rol almalarına zemin hazırlanmalı, işçi sınıfına grev hakkı tanınmalı ve idari olarak otoriter sistem yerine demokratik bir bürokratik ve idari sistem kurulmalıydı. Tüm bunlar, Japonya’da kısa sürede hayata geçirilmiş ve böylece siyasal sistemin genel çerçevesi çizilmiştir. Ayrıca yeni bir toprak reformu yapılmış ve böylece köylü kesimin, bağımsız irade geliştirmesi için ekonomik alt yapı hazırlanmış, polis teşkilatı yeniden örgütlendirilmiş ve tüm siyasi tutuklular serbest bırakılmıştır.”[19] MacArthur’un kurdurduğu bu yeni düzene “iron triangle” (demir üçgen) adı verilmiştir. Zira bu sistemde; bürokratlar, politikacılar ve işadamları arasındaki koordinasyon sayesinde kontrollü bir demokratik yapı inşa edilmiştir.[20]

Douglas MacArthur
General Douglas MacArthur

Siyasal Sistem:
Günümüz Japon siyasal sisteminin temelleri MacArthur döneminde atılmış ve bugüne kadar bu sistemde fazla bir değişiklik yaşanmamıştır. Bu sistem ise kısaca şöyle özetlenebilir; 1947 yılında yürürlüğe giren son anayasasına göre Japonya, sınırlı bir anayasal monarşinin olduğu demokratik bir ülkedir. Japonya Anayasası'na göre; İmparator, “devletin ve halkın birliğinin simgesidir” ve egemenlik hakkı olmaksızın sadece sembolik bir görevi vardır. Egemenlik ise Japon halkına ait olup, güç Başbakan ve iki kamaralı Japonya Meclisi Diet’in seçilmiş üyeleri tarafından paylaşılır.[21] Hirohito’nun (1926’dan 1989’a kadar İmparator olarak kalmıştır) ölümünden sonra tahta çıkan İmparator Akihito, 1989’dan bu yana Japonya İmparatoru’dur. Veliaht prensi ve Japonya’nın 125. İmparatoru olması beklenen Naruhito ise tahtın varisidir.[22] Anayasada egemenlik hakkına dair bir diğer önemli madde, 9. maddede yer alan hükümdür. “Buna göre, Japon ulusu, egemenlik hakkı çerçevesinde sayılan devletin savaş açma yetkisini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca belirtilen anayasa maddesi ile tehdit ve güç kullanılarak, uluslararası sorunların çözümlenmesi girişiminde bulunulmayacağı da kabul edilmiştir. Bu bağlamda Japonya, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri veya başka savaş araçları bulundurmayacağını da anayasa ile taahhüt etmiş olmaktadır. Ancak Soğuk Savaş’ın yaklaşması ve çıkmasıyla, anayasanın bu hükmü yeniden yorumlanarak, iç düzeni sağlamak amacıyla belli bir silahlı kuvvetlerin oluşturulabileceği kabul edilmiştir. Adı da Silahlı Kuvvetler olarak değil, ‘Kendini Savunma Güçleri’ (Self Defence Forces) şeklinde tanımlanmıştır.”[23] Kısa bir süre önce, LDP hükümeti anayasada bir değişikliğe gitmiş ve bu maddeyi revize ederek, ülkenin dışarıda müttefiklere yardım amacıyla askeri operasyonlar yapabilmesinin önünü açmıştır.[24]

akihito
İmparator Akihito

Japonya’da yürütme erki, Başbakan ve 17 Bakan’dan oluşan Bakanlar Kurulu ile önemli devlet kurumlarına aittir. Başbakanlar daima Temsilciler Meclisi’nden atanır. Liberal Demokrat Parti’nin (LDP) siyaset sahnesini 1950’lerden beri domine etmesi nedeniyle, bu partinin Genel Başkanı çok büyük olasılıkla Başbakan olmaktadır. Bu nedenle bu ülkenin Genel Başkanlığı ve parti bürokrasisi, ülke bürokrasisinden bile daha önemli hale gelmiştir.[25] 14 Aralık’ta yeni bir genel seçime sahne olacak ülkede son Başbakan Liberal Demokrat Parti lideri Shinzo Abe’dir. Abe’nin seçim sonrasında yeniden Başbakan olması beklenmektedir.

Abe_Shinzō
Shinzo Abe

Japonya’nın yasama organı olan Diet, çift meclisli bir parlamentodur. Diet, her 4 yılda bir halkoyuyla seçilen 480 sandalyeli Temsilciler Meclisi ve 6 yıl görev yapan halk tarafından seçilmiş üyelere sahip 242 sandalyeli Danışmanlar Meclisi’nden oluşmaktadır. Temsilciler Meclisi’nin dönemi 4 yıl olmasına karşın, ülke tarihinde genelde her 2, en geç 3 yılda bir seçime gidildiği görülmüştür. Temsilciler Meclisi’nin erken seçime gitme hakkı olmasına karşın, Danışmanlar Meclisi’nin böyle bir hakkı yoktur. Temsilciler Meclisi, birçok diğer demokraside olduğu gibi daha yetkili bir kamara olup, yine de Danışmanlar Meclisi’nin veto yetkisi sistemdeki önemli bir fren mekanizmasıdır. Bu sistemde, Danışmanlar Meclisi’nce veto edilen yasaların Temsilciler Meclisi’nden 2/3 çoğunlukla geçmesi gerekmekte ve bu sayede Japonya demokrasisi sağlam temellere oturmaktadır. Diet, Başbakan’ın atanması, hükümetin feshedilmesi ve bütçenin onaylanmasında temel belirleyici kurumdur.[26] Japonya’da yargı erki ise, tüm demokrasilerde olduğu gibi bağımsız mahkemelere aittir.

Yerel Yönetimler:
Japonya’da yerel yönetim, “prefecture” adı verilen 47 idari birime dayanmaktadır. Bu idari birimlerin her birinin, kendi seçilmiş yöneticileri ve yasama organları vardır. Ancak üniter bir devlet olan Japonya’da, bu yerel yönetimlerin etkisi sınırlıdır ve merkezi otoritenin her zaman için bu yerel meclislerin aldığı kararları bozma yetkisi vardır.[27] Geçmişte Okinawa’nın bir yöneticisinin ülkedeki Amerikan askeri varlığı aleyhine aldığı bir kararda, merkezi idare bu yetkisini sansasyonel bir şekilde kullanmıştır.

Bürokrasi:
Japonya’da halen sistemi ayakta tutan en önemli unsurların biri bürokrasidir. Japon bürokrasisi, Batılı muadillerine göre daha küçük ama daha yetkili ve efektiftir.[28] Bürokratlar, işadamları ve politikacıların da yer aldığı “iron triangle” adı verilen sistemi ayakta tutan en önemli kişilerdir.  

Parti Sistemi:
Her ne kadar Japonya kağıt üzerinde bir çok partili rejim olsa da, Japon siyasal sistemini tarif etmek için kullanılabilecek doğru tabir “hakim parti modeli”dir (dominant party model).[29] “İçerisinde milliyetçi ve liberal unsurlar da barındıran merkez sağ nitelikli LDP, ABD ile tesis edilen ittifak ilişkisi temelinde, Japonya’nın kısa sürede savaşın yıkımından kurtularak, dünyanın en önde gelen teknoloji ve sanayi önderlerinden biri olmasını sağlayan politikaların mimarı olmuştur. LDP, ülke içindeki farklı sermaye grupları ile güçlü bürokratik yapıların çıkarlarını başarıyla uyuşturmayı başararak, ülkedeki siyasi sistemi tek-parti rejimi haline dönüştürmüş, ancak 1980’lerde yaşanan ölçüsüz büyüme ve emlak fiyatlarındaki artışın neden olduğu ‘balon ekonomisi’nin çöküşüyle, Liberal Demokratlar hızlı bir gözden düşme ve bölünme sürecine girmişlerdir.”[30]

Japonya’da, 2009 Ağustos ayında yapılan genel seçimlerde (Temsilciler Meclisi seçimleri); oyların % 42’sini alarak Liberal Demokrat Parti’nin 55 yıllık iktidarına son veren merkez sol eğilimli Japonya (Japon) Demokrat Partisi (DPJ) ile merkez sağ/muhafazakar eğilimli Halkın Yeni Partisi’nden (PNP) oluşan bir koalisyon hükümeti iktidara gelmiş ve böylece yıllar sonra LDP iktidardan uzak kalmıştır. Ancak ülkede 2012 yılında yapılan son genel seçimlerde; karizmatik liderleri Shinzo Abe başkanlığındaki LDP, kısa bir aranın ardından yeniden iktidara gelmeyi başarmıştır.[31] 14 Aralık’ta yapılacak olan genel seçimlerden de LDP’nin zaferle çıkması beklenmektedir. LDP’nin en ciddi rakipleri ise DPJ, Japon Restorasyon Partisi (JRP) ve Yeni Komeito Partisi’dir (NKP).

Halen çok önemli bir ekonomik güç olan Japonya'nın kaderi, kadim müttefiki Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte Asya'da hızla yükselen Çin Halk Cumhuriyeti karşısında nasıl bir performans göstereceğiyle doğrudan alakalıdır. 

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


Kaynakça
[1] Dünya Bankası verilerine göre; 2013 yılı itibariyla Japonya, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin ardından dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi durumundadır. Detaylar için; http://databank.worldbank.org/data/download/GDP.pdf.
[2] “Japonya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Japonya.
[3] “Japonya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Japonya.
[7] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 203.
[8] Büyükbaş, Hakkı (2013), “Japon Siyasal Sistemi’nin Gelişimi Üzerine Bir İnceleme (1868-2003)”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 28, s. 45. Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/28/28_3.pdf.
[9] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 209.
[10] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 209.
[11] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, ss. 209-210.
[12] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, ss. 209-210.
[13] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, ss. 209-210.
[14] Büyükbaş, Hakkı (2013), “Japon Siyasal Sistemi’nin Gelişimi Üzerine Bir İnceleme (1868-2003)”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 28, ss. 45-46. Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/28/28_3.pdf.   
[15] Büyükbaş, Hakkı (2013), “Japon Siyasal Sistemi’nin Gelişimi Üzerine Bir İnceleme (1868-2003)”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 28, ss. 46-47. Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/28/28_3.pdf.   
[16] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 210.
[17] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 211. 
[18] Douglas MacArthur (26 Ocak 1880 - 5 Nisan 1964), II. Dünya Savaşı'nda Pasifik Cephesi'ndeki Müttefik kuvvetlere komuta eden ABD'li 5-yıldızlı "Ordu Generali" ("General of the Army", Avrupa ordularındaki muadili Mareşal rütbesidir). Savaş sonrasında Japonya'daki Müttefik işgal kuvvetlerinin komutanı olarak bu ülkeyi yönetmiş ve Kore Savaşı'nın ilk dokuz ayında Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin komutanlığını yapmıştır. Detaylar için bakınız; http://tr.wikipedia.org/wiki/Douglas_MacArthur.
[19] Büyükbaş, Hakkı (2013), “Japon Siyasal Sistemi’nin Gelişimi Üzerine Bir İnceleme (1868-2003)”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 28, s. 51. Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/28/28_3.pdf.   
[20] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 212. 
[21] “Japonya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Japonya.
[22] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 214. 
[23] Büyükbaş, Hakkı (2013), “Japon Siyasal Sistemi’nin Gelişimi Üzerine Bir İnceleme (1868-2003)”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 28, ss. 53-54. Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/28/28_3.pdf.   
[25] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 215. 
[26] “Japonya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/japonya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[27] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 219.
[28] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, ss. 220-221.
[29] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 222.
[30] “Japonya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 01.12.2014, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/japonya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.