Muhafazakâr Partili Başbakan David Cameron'ın Avrupa Birliği'nde kalınması yönünde propaganda yaptığı, ancak beklenmedik bir şekilde AB'den ayrılma ile sonuçlanan 2016 Brexit referandumu ile başlayan kaotik bir sürece giren Birleşik Krallık (İngiltere), her ne kadar bu süreci 2020 yılı başında Avrupa Birliği'nden resmi olarak ayrılarak barışçıl bir şekilde atlatsa da, bu dönemden itibaren siyasi istikrarsızlıkla anılan ve sık sık seçimlerin ve Başbakan değişikliklerinin yaşandığı bir devlet haline geldi. Öyle ki, 2016'dan bu yana, Birleşik Krallık, tam 3 genel seçim (2017, 2019, 2024) gördü ve 6 farklı Başbakan (David Cameron, Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak ve Keir Starmer) tarafından kısa sürelerle yönetildi. Her ne kadar demokrasilerde sandık ve iktidar değişikliği sorunlara çare olarak düşünülse de, günümüzde Birleşik Krallık'ta bir Başbakan'ın ortalama 1,6 yıl görev yapabildiği göz önünde bulundurulduğunda, bu durum siyasi sistemde ciddi bir soruna işaret etmektedir.
2024 yılı genel seçimlerinde Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi'nin yüzde 34 civarında oy almasına karşın Avam Kamarası'nda çok ciddi bir çoğunluk sağlaması, bu nedenle Birleşik Krallık'taki siyasi istikrarsızlığa son verebilecek önemli bir dönüm noktası olarak yorumlanmıştı. Ancak geçen 2 yıllık süreçte, Başbakan Starmer da iyi niyetine karşın ülkedeki siyasi kutuplaşma ve aşırı sağın yükselişinden olumsuz etkilenmişe benziyor. Daha da olumsuz bir husus ise, İşçi Partisi'nin kendi içerisinde yaşanan gelişmeler... Bu yazıda, Türkiye ve uluslararası basında yer alan haberler doğrultusunda, 2026 Birleşik Krallık hükümet krizi analiz edilecektir.
Wes Streeting
Birleşik Krallık'ta son birkaç gündür yaşanan krizi tetikleyen olay, 2026 yerel seçimlerinde İşçi Partisi'nin yaşadığı hüsran olmuştur. Öyle ki, yerel seçimlerde uluslararası gözlemcilerce göçmenlere yaklaşımı nedeniyle genelde aşırı sağcı olarak yorumlanan Nigel Farage ve Birleşik Krallık Reform Partisi-Reform UK'in başarısı, geleneksel iki partili sistemin merkezi aktörleri olan İşçi Partisi ile Muhafazakâr Parti cephelerinde ciddi endişelere yol açmıştır. Nitekim bu seçimlerde İşçi Partisi (Labour), İngiltere genelindeki 136 yerel yönetimde bulunan 2.403 sandalyenin 1.406'sını kaybetmiş; bu durum da parti içinde büyük bir tartışma ortamını ve çözülmeyi tetiklemiştir.
Bu sonuçların ardından Başbakan Starmer'a yönelik tepkiler, ilginç bir şekilde muhalefet partilerinden ziyade hükümetin ve partisinin içinden yükselmiştir. Starmer'ın sırtına saplanan en büyük hançer ise, kuşkusuz, partinin genç ve yükselen isimlerinden Sağlık Bakanı Wes Streeting'in istifası olmuştur. İstifa mektubunda "Starmer'ın liderliğine güvenini yitirdiğini" açıklayan Streeting, İşçi Partisi liderliğine adaylığını ilan etmiş ve yakın geçmişte yaşanan Brexit sürecinin felaket sonuçlara yol açtığını iddia etmiştir. Ancak Streeting'in parti içi bir liderlik yarışını başlatabilmesi için partinin meclis grubunun yüzde 20'sinin, yani 81 milletvekilinin istifasını sağlaması gerekmektedir. Streeting'e destek veren vekillerin sayısının ise şimdilik 44 civarında olduğu düşünülmektedir. Yaşanan bu hükümet krizinde şu ana kadar 1 Kabine Bakanı (Cabinet Minister), 4 Bakan Yardımcısı (Junior Ministers) ve 4 Bakan danışmanı (Ministerial aides/PPS) hükümetteki resmî görevlerinden istifa etmiş; milletvekilliği bazında ise 1 İşçi Partisi milletvekili (Josh Simons), Andy Burnham'ın önünü açmak için doğrudan koltuğundan istifa edeceğini açıklamıştır.
Andy Burham
Bu ortamda parti içi liderlik tartışmalarında adı geçen bir diğer isim ise partinin deneyimli isimlerinden Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burham'dır. Yıllardır partide üst düzey görevler üstlenen Burham da AB'ye ilerleyen yıllarda dönmeye sıcak bakmaktadır. Bu süreçte ayrıca, istifalar üzerine, Kıbrıs kökenli İşçi Partisi milletvekili Nesli Çalışkan Konut Bakanı Yardımcılığı'na atanmıştır. Başbakan Yardımcısı David Lammy ise, tüm baskılara karşın Başbakan Starmer'ın bir istifa takvimi sunmayacağını ve görevine devam edeceğini açıklamıştır. Başbakan Starmer da istifa iddialarını yalanlamıştır. Bu ortamda, eğer parti içi muhalefet gerekli çoğunluğa ulaşırsa, yakında bir İşçi Partisi kurultayı düzenlenerek bu kurultayda Andy Burnham veya aday olabilirse Wes Streeting seçilerek Başbakanlığa atanabilir. Bir diğer ihtimal, kurultayı Sir Keir Starmer'ın kazanması ve görevine devam etmesidir. Ancak şu an için seçimli kurultayın olacağına dair bir karar alınamamıştır. Bu nedenle, krizin yatışması şimdilik en güçlü senaryo olarak değerlendirilebilir.
Nesli Çalışkan
Yaşananlar, Birleşik Krallık'ta Brexit sonrası istikrarlı bir siyasi ortamın henüz oluşmadığını düşündürmektedir. Normal takvimde sonraki genel seçimlere daha 3 yıl varken bu yaşananlar, elbette olağan değildir. Bu da, Başbakan Starmer'a duyulan güvensizliği ortaya koymaktadır. Nitekim YouGov verileri de, Başbakan'ın iyi yönetemediğine yönelik algının toplumda yüzde 70 düzeyinde olduğunu göstermektedir. Bunun sebebi ise, Starmer'ın demokrat kişiliği ve gösterişsiz tarzı kadar, uluslararası siyasette Donald Trump ve Nigel Farage gibi popülist ve gösterişçi liderlerin prim yaptığı istisnai bir dönemden geçilmesi olabilir. Ayrıca son yıllarda Birleşik Krallık'ın ekonomik büyüme oranlarındaki yavaşlama (ortalama yüzde 1'in altında büyüme oranları) da bu tepkilerde etkili olabilir. Ancak aslında İşçi Partisi hükümeti işsizliği azaltmada başarılı olmuş ve yeniden işsizlik oranlarını yüzde 5'in altına indirmeyi başarmıştır. Enflasyonun da yalnızca yüzde 3 düzeylerinde olduğu ve Birleşik Krallık'ın bu yıl Hindistan'ı geçerek dünyanın en gelişmiş 5. ekonomisi haline geldiği de düşünülürse, Labour hükümetinin başarısız olduğunu iddia etmek haksızlık olur. Dahası, Birleşik Krallık, kısa süre önce Türkiye ile çok kritik mahiyette bir Stratejik Çerçeve Anlaşması'na imza atmış ve Brexit sonrasında da yalnız bir devlet olmadığını herkese göstermiştir. Bu nedenle, Birleşik Krallık'ta yaşananları geçici bir kriz olarak değerlendirmek daha doğru olabilir. Ancak elbette bu konuda İşçi Partisi içinde neler yaşanacağını zaman gösterecektir.
Sonuç olarak, Birleşik Krallık, görünürdeki krizlere karşın, ABD-Çin denkleminde kartlarını dengeli dağıtan ve yalnızca tek bir tarafa bağımlı kalmamaya gayret eden çok stratejik ve etkili bir orta güç olmaya devam etmektedir. Bunun devamı için ise, NATO ittifakının dağılmaması ve Birleşik Krallık'ın yön gösterdiği şekilde Rusya ile Ukrayna'nın bağımsızlığı ve Avrupa'nın güvenliği için mücadeleye devam etmesi, Londra-Washington hattında sorunların giderilmesi ve stratejik müttefikliğin sürdürülmesi, ABD-Çin rekabetinde İngiltere'ye Çin kaynaklı daha yoğun yatırımların çekilmesi, yükselen güç Hindistan'la yakın ilişkilerin sürdürülmesi, Avrupa Birliği ile her alanda yakın iş birliğini garanti eden bir ilişki formülünün geliştirilmesi ve Türkiye gibi diğer etkili orta güçlerle stratejik anlaşmalar yapılması gibi siyasalar uygulanmaktadır/uygulanmalıdır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder