5 Mayıs 2026 Salı

Halide Edip Adıvar'dan 'Turkey Faces West'

 

Giriş

Halide Edip Adıvar (1884-1964), Türk edebiyatının önde gelen kadın yazarlarından biri olmasının yanı sıra, Milli Mücadele döneminin simge isimlerinden biri, uluslararası düzeyde tanınmış ve yaşadığı dönemin önemli entelektüelleriyle bağlar kurabilmiş çok önemli bir Türk ve Müslüman kadın akademisyendir. Adıvar'ın yaşadığı dönemde kadın-erkek eşitliği konusunda Müslüman toplumlarda yaşanan sorunlar düşünüldüğünde başardıkları, kuşkusuz onu daha da ilginç ve mitik bir figür haline getirmektedir. Bu yazıda, Adıvar hakkında biyografik bilgiler verildikten sonra, yazarın Türkiye'de pek bilinmeyen Turkey Faces West: A Turkish View of Recent Changes and Their Origin (Türkiye Batıyla Yüzleşiyor: Son Değişimlere ve Kökenlerine Türk Bakışı) adlı eseri özetlenecektir.

Halide Edip Adıvar'ın Biyografisi

1884 doğumlu Halide Edip Adıvar, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılma sürecine girdiği son dönemde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve gelişim dönemlerinde yaşamış çok önemli bir kadın yazar ve akademisyendir. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nden mezun olan ilk Müslüman kadın öğrenci olan Adıvar, dönemin önemli isimlerinden Rıza Tevfik'ten Felsefe, Salih Zeki'den de Matematik dersleri almıştır. Adıvar'ın Osmanlı/Türk toplumunda tanınması, Milli Mücadele döneminde İzmir'in işgalinden sonra Sultanahmet ve Fatih mitinglerinde yaptığı ateşli konuşmalarla halkı direnişe çağırması ve bu yönüyle toplumun tüm kesimlerinden destek görmesiyle olmuştur. Kurtuluş Savaşı'na bizzat katılan Adıvar, cephede sivil görevler üstlenmiş ve onbaşı, çavuş ve başçavuş rütbeleri alarak, halk arasında "Halide Onbaşı" olarak bilinmiştir. Adıvar, bu süreçte ayrıca 1920'de Ankara'ya gelerek Yunus Nadi ile birlikte Anadolu Ajansı'nın kurulmasında öncülük etmiştir. İlk eşi Salih Zeki'den 1910 yılında boşanan Halide Edip, 1917'de Türk siyasetçi ve yazar Adnan Adıvar ile evlenerek bu soyadını almıştır.

Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği başarılar ve yaptığı hizmetlere rağmen, daha sonradan Kemalist rejim tarafından gözden çıkarılan ve ABD ve Anglo-Sakson kültürüne yakınlığıyla eşiyle birlikte "Amerikan mandacısı" yaftası vurulan Adıvar, bu nedenle 1925-1939 döneminde Türkiye dışında yaşamak zorunda kalmış; ancak Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı (1938) sonrasında yurda dönerek yerleşmiştir. Yurt dışında kaldığı dönemde Türkiye adına İngiltere, ABD ve Hindistan gibi farklı ülkelerde birçok önemli konferans düzenleyen ve yayınlar yapan Adıvar, Türkiye'ye dönüşünün ardından İstanbul Üniversitesi'nde Edebiyat Profesörü olmuştur. Adıvar, 1950'de Demokrat Parti'den milletvekili seçilmiş ve bir dönem vekil olarak TBMM'de görev yapmıştır. 1955'te eşini kaybeden Halide Edip, 1964'te böbrek yetmezliğinden vefat etmiştir. 

Çok üretken ve yetenekli bir edebiyatçı ve siyasal analist olan Halide Edip Adıvar, Sinekli Bakkal, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye ve Handan gibi Türk edebiyatı açısından köşe taşı sayılabilecek eserlere imza atmıştır. Ayrıca Mor Salkımlı Ev ve Türk'ün Ateşle İmtihanı (The Turkish Ordeal) adlı anı kitapları ile Turkey Faces West gibi önemli bir siyasal eserin de yazarıdır. 

Turkey Faces West

Tam adı Turkey Faces West: A Turkish View of Recent Changes and Their Origin olan bu eser, 1930 tarihli çok önemli bir Halide Edip Adıvar kitabıdır. Adıvar’ın, 1925 yılında Atatürk ve tek parti sistemiyle yaşadığı problemler nedeniyle kendi isteğiyle başladığı gönüllü Amerika sürgününde, 1930 yılında Amerika’da Williamstown Siyaset Enstitüsü’nde verdiği derslerin kitap hâline getirilmesiyle ortaya çıkmış bir eserdir. Kitap, Adıvar’ın Milli Mücadele dönemi başlarından beri desteklediği liberal görüşlerin ve Amerikan sempatisinin somut bir göstergesi niteliğindedir. Ayrıca Türk kültürü üzerine fikirlere yer verilmiş ve kültür milliyetçiliği vurgulanmıştır. Kitap, Türklere yönelik ön yargıları ve yanlış anlaşılmaları düzeltmeye çalışan ve bu yönüyle erken dönem Oryantalizm kritiği olarak kabul edilebilecek gerçekten önemli bir eserdir. Adıvar, kitap boyunca Türklerin Osmanlı İmparatorluğu’na kadar ne kadar laik ve kadın-erkek eşitliği bulunan bir toplum olduğunu ve Batılılaşmaya açık olduğunu göstermeye çalışır. 270 sayfalık bu eser, 1930 yılında Yale University Press tarafından İngilizce olarak yayımlanmıştır. 

Turkey Faces West

Halide Edip’in kitapta yer alan önemli görüşlerini özetlemek gerekirse, sanırım şu noktalar üzerinde durmakta fayda var. Cengiz Han ve Moğollar örneğinden de anlayabileceğimiz üzere “esas” Türklerde devlet ve din işleri ayrı olarak yürütülmüş; mesela Han'ın eşi olan Hatun da devlet işlerinde söz sahibi olabilmiştir. Yörüklerde de kadın-erkek eşitliği ve toplumsal dayanışma örnekleri Adıvar’a göre açıkça görülebilir. Türklerin bir diğer tarihsel özelliği de “ordu millet” olmaları ve disipline büyük önem vermeleridir. Ancak Türklerdeki bu özgürlük anlayışı, Bizans, İslam, Arap ve Pers kültürünün Osmanlı İmparatorluğu döneminde halka nüfuz etmesiyle azalmış; zamanla Ortodoks İslam anlayışı, laiklik ve kadın-erkek eşitliği prensiplerini gölgede bırakmıştır. Halide Edip’e göre Türkler, İslamiyet’i yürekten benimsemelerine karşın, Şamanist gelenekleri ve önceki toplumsal yaşam alışkanlıkları nedeniyle diğer Ortadoğu ülkelerinden farklı bir İslam anlayışına sahip olmuşlardır. Şeriat hukukunun yanı sıra başka yasalar da bulunan Osmanlı İmparatorluğu, Türkleri aşağılamaktan çekinmeyen çok etnik kökenli bir imparatorluk olmasına karşın, bu özellikleri orada da bulmak mümkündür. Bu noktada Halide Edip, Şerif Mardin gibi Ortodoks İslam’dan çok halk İslam’ına (folk İslam) ve tasavvuf temelli İslami cemaatlere sempati duyduğunu belirtir. Zaten Mina Urgan’ın anılarından da, kendisinin aldığı tüm Batılı eğitime ve Amerika’da geçen yıllarına rağmen oldukça muhafazakâr bir kadın olduğunu biliyoruz. Osmanlı Türkü ile gerçek Türk’ü birbirinden ayıran Adıvar, Osmanlı döneminde Pers ve Arap etkisinin dil ve din başta olmak üzere her alanda etkisini gösterdiğini ve bu nedenle Türklerin ilerleyemediğini belirtir.

Ancak kendi milletinin geçmişini eleştiren Adıvar, Batılı yazarların Türkler ve İslam toplumları için takındığı ön yargılı tutumdan rahatsız olduğunu da açıkça belirtir. Bu yönüyle Edward Said’in yıllar sonra formüle edeceği teoriye öncülük yaptığı dahi iddia edilebilir. Türklerde din alanında büyük bir hoşgörü olduğundan söz eden Adıvar, düşüncesini örneklerle destekler. Ayrıca Osmanlı döneminde hoşgörülü ve çok renkli topluma da bir sempatisi olduğunu gizlemez. Adıvar’ın eleştirdiği, Batılılaşma yoluna girmiş İttihat ve Terakki ile CHP gibi ilerici grupların, halktan kopuk ve sosyal tabanı zayıf oldukları için ani değişiklikler yapmaya çalışmalarıdır. Ulus-devlet kurma sürecinde ortaya çıkan tek tip düşünce ve kimlik olgusundan rahatsız olduğunu açıkça söyleyen Adıvar, Türk modernleşmesi ve Kemalist Devrim’in tarihsel bir kaçınılmazlık olduğunu ve önceki gelişmelerin doğal bir sonucu olduğunu ancak yanlış metotlar kullandığını belirtir. Ziya Gökalp’in “Doğudan gelip Batıya gidiyoruz” sözüne yer veren Adıvar, aslında Türklerin zaten Batılı olduğunu vurgular. İslam’ın yaygınlaştırılmış pratiği ve kuralları nedeniyle moderniteyle bağdaşmasındaki zorluğu kabul eden Adıvar, bunu o an ki koşullarda ancak zaten Batılı değerlere yakın olan Türklerin başarabileceğini de iddia eder. Ek olarak, Türklerin 15. yüzyıla kadar dünyaya hükmetmelerine karşın sonraki süreçte gerileyişlerini bilimsel yeniliklere cevap verememesine bağlayan Halide Edip, devletin din üzerindeki kontrolünden rahatsızlığını belirtir.

Sonuç

1939 yılında Atatürk’ün vefatı sonrası Türkiye’ye dönen ve İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde dersler veren Adıvar, 1950 yılında Demokrat Parti’den İzmir milletvekili seçilmiş ancak bir sonraki seçimlerde aday olmamıştır. Türk edebiyat dünyasının bu çok önemli isminin, Amerika’da zamanında büyük ses getirmiş bu eserini kaleme almasındaki etkenler, Amerikan toplumu ve entelektüellerinin Türkiye hakkında sahip oldukları ön yargılı ve yanlış görüşleri yıkmak ve devletler arasında iş birliği için uygun bir ortam yaratmaktır. Daha sonraları Türk-Amerikan Derneği’nin kurucularından biri de olacak olan Halide Edip, tarihimizin en ilginç kadın figürlerinden birisidir. Zira onun o dönemde dile getirdiği görüşler, erkek entelektüellerde bile nadir görülebilen bir derinlik ve birikim içermektedir ki, o dönemin toplumsal ve ekonomik koşullarında bunların başarılabilmesi gerçekten istisnai ve olağanüstü bir başarıdır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: