22 Haziran 2026 Pazartesi

Kıbrıs'ta Yeni Formül Gevşek Federasyon

 

On yıllardır çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Holguin'in geliştirdiği "sonuç alıcı" yeni formülün parametreleri belli olmaya başladı. Politis gazetesinden Dionysis Dionysiou'nun dün yayınladığı haber analiz, bu anlamda önemli bilgiler içeriyor. Bu yazıda, bu makale özetlenecektir.

Yaz aylarında yeniden gündeme gelmesi ve hatta başlaması beklenen Kıbrıs müzakerelerinde, bu defa olumlu sonuç almak adına deneyimli diplomat Maria Holguin Cuellar'ın adadaki ve iki garantör devlet olan Türkiye ve Yunanistan'daki temasları sonucunda oluşturduğu yeni formülün ana hatları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, Türkiye'nin ısrarı neticesinde artık klasik federasyon formülü gündemde değil. Bunun yerine, deneyimli diplomatın Rumların "federasyon", Türklerin ise "konfederasyon" olarak adlandırabilecekleri ve kabul edebilecekleri daha gevşek bir çözüm önerisi var.

Bu formülün siyasi özü açık: iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon için Kıbrıs Rumlarının pozisyonu ile egemen eşitlik ve ayrı siyasi statüsünün tanınması konusundaki Kıbrıs Türklerinin ısrarı arasındaki uçurumu, yapıcı bir belirsizlik yoluyla bile olsa, kapatmak. Holguín, önceki arabuluculara kıyasla çok daha dinamik ve uzlaştırıcı bir şekilde hareket ediyor. Sadece iki liderle görüşmekle sınırlı kalmıyor; siyasetçiler, akademisyen grupları, her iki topluluktan sivil toplum temsilcileri, garantör güçler ve Avrupa Birliği (AB) ile de temas kuruyor. Anlaşıldığı üzere, amacı, bilindik çerçeveyi tekrarlamak değil, müzakereye yol açacak kadar spesifik ve her iki tarafça da baştan reddedilmeyecek kadar esnek bir öneri oluşturmak. Bu bağlamda, taraflardan edindiği bilgiler doğrultusunda, deneyimli diplomat, taraflara yol göstermesi adına planını şekillendirmeye çalışıyor.

Yeni çözümün temel parametreleri şöyle özetlenebilir:

1-) Tanınma karşılığında toprak: Yeni formülde, Crans-Montana'da da gündeme gelen önemli bir husus, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya'daki bazı bölgelerin Kıbrıslı Rumlara iadesi karşılığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (kısaca KKTC) yeni konfederal devletin içinde tanınmasıdır. Bu şekilde, Kıbrıslı Türkler en büyük özlemleri olan tanınmayı, konfederal bir düzende, AB üyesi bir devlet içinde iki bölgelilik formülüyle sağlarken; Rumlar da en büyük motivasyonları olan kayıp topraklarının bir bölümünü kazanmayı gerçekleştirebileceklerdir. 

2-) Gevşek Federasyon formülü: Yeni devlet, birçok yetkinin ortak olduğu sert bir federasyon yerine, bir konfederasyona benzer şekilde, paylaşılan yetkilerin daha az ve seçici olduğu ve merkezi devletin daha ziyade AB ile ilişkiler, dış politika ve güvenlik gibi konularda devreye girdiği gevşek bir nitelikte olacaktır. Edinilen kulis bilgilerine göre, yeni modelde, iki kurucu devlet, iki parlamento ve federal konular için daha çok üst düzey bir Konsey görevi görecek bir organ yer alacaktır. Doğrudan seçilmiş bir federal parlamento olmayacak; bunun yerine, bazıları tarafından Avrupa Konseyi tipi bir kurumsal mantığa benzetilen, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk milletvekillerinden oluşacak bir yasama organı olacaktır. Bu organ, yalnızca iki kurucu devlete bırakılamayacak ortak konuları ele alacaktır. Bu, Kıbrıs Türklerinin vetolarıyla Kıbrıs Rumlarının felç olma korkusunu ve Kıbrıs Türklerinin de Kıbrıs Rum çoğunluğu tarafından sayısal olarak absorbe edilme korkusunu azaltmayı amaçlayan mantıksal bir yapıdadır.

3-) Esnek Dönüşümlü Başkanlık: Yürütme gücü düzeyinde tartışılan senaryo ise, Rum Kesimi'nin 2-1 veya 3-1 oranında temsil edildiği, dönüşümlü olarak görev yapan iki topluluk liderinin başkanlık ettiği bir Başkanlık Konseyi'ni öngörüyor. Bu fikir, klasik "dönüşümlü başkanlık" sistemine göre daha esnek bir şekilde siyasi eşitliği yeniden kurmayı amaçlıyor. Edinilen bilgilere göre, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, gerçek yürütme yetkisinin daimi bir Rum Başbakanı'na devredildiği, dönüşümlü, federal ancak büyük ölçüde sembolik bir Cumhurbaşkanlığı sisteminin varlığını görüşmeye hazır olduğunu göstermiş görünüyor. Bu fikir, Rum kamuoyuna işlevselliğin garantisi olarak sunulabilir; ancak siyasi eşitliğin güçlü güvenceleriyle birlikte gelmedikçe Türk tarafının kabul etmesi zor olacaktır. Bu noktada kritik bir şart devreye giriyor: Bakanlar Kurulu'nda en az bir Kıbrıs Türkü Bakan'ın belirleyici oyu. Bu, görüşmelerdeki en büyük tıkanma noktalarından biri olmaya devam eden, etkili katılım meselesidir. Kıbrıs Türkleri için, böyle bir oy olmadan gerçek bir siyasi eşitlik söz konusu değildir. Kıbrıs Rumları için ise, belirleyici bir oy günlük bir tıkanma mekanizmasına dönüşme riski taşımaktadır. Bu nedenle, zorluk, ya böyle bir oylamanın kapsamını belirli hayati konularla sınırlayarak, ya da çıkmaz çözüm mekanizmaları aracılığıyla, felç olmadan katılımı sağlayacak bir ara formül bulmaktır.

4-) Garantiler: En zorlu meselelerden biri olan garantiler konusunda, Kıbrıslı Rumlar, 1960'lı yıllardaki garanti sisteminin kaldırılmasını istiyor. Kıbrıslı Türkler ise ya garantilerin devam etmesi, ya da Türk birliklerinin Kıbrıs'tan ayrılmasından önce uzun bir süre geçmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Orta yol olarak Birleşmiş Milletler'in ise NATO'ya olumlu baktığı görülüyor. Kıbrıs'ın bir bütün olarak NATO'ya katılması, adanın güvenliğini garanti altına alacak ve küçük bir NATO gücü veya üsleri çerçevesinde Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Amerikan birliklerinin adada bulunmasına olanak sağlayacaktır. Holguín'in Ankara'daki görüşmelerine dayanarak konuşursak, bu konu Türkiye tarafından tamamen dışlanmamıştır; ancak her zaman daha geniş bir çözümün parçası olarak ele alınmaktadır.

5-) Geçiş aşaması: Çözümün uygulanması için 2 veya 3 yıllık bir geçiş dönemi görüşülüyor. Bu dönemde, Maraş'ın en belirgin örneği olduğu üzere, ilk toprak iadelerinin gerçekleşmesi gerekecek; aynı zamanda Kıbrıs Türk tarafının talep ettiği "3D" olarak adlandırılan unsurlar da kademeli olarak hayata geçirilecektir: doğrudan ticaret, doğrudan temaslar ve doğrudan uçuşlar. Aynı dönemde, Kıbrıs uçakları için Türk FIR'ındaki kısıtlamalar kaldırılabilir ve Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına erişimine izin verilebilir. Bu şekilde, çözüm kağıt üzerinde kalmayacak, her iki taraf için de anında ve ölçülebilir faydalar sağlamaya başlayacaktır. Aynı zamanda, Kıbrıs'ta son yıllarda keşfedilen ve çıkarılan doğalgazın kullanımı konusunda da görüşmeler başlayabilir. Edinilen bilgilere göre, Türkiye, Kıbrıs'a boru hattı inşa etmeye hazır olduğunu ifade ederek, Kıbrıs doğalgazını -belirtildiği gibi- "Mısır ile görüşülen fiyatlardan çok daha yüksek fiyatlarla" satın alma isteğini açıkça ortaya koymuştur. 

Bu bağlamda, yazın başlaması muhtemel müzakerelerde bu defa çözüm umudu var gibi görünüyor. Zira her iki tarafta da liderliğin (Hristodulisi ve Tufan Erhürman) ve halkların çözüm yönünde güçlü iradeleri söz konusu. Özellikle Kıbrıs Türklerinin dünyadan izole olmama istekleri artık gizlenemez bir boyuta gelmiş halde. Bu nedenle, çözüm için ada halklarına samimiyetle son bir deneme şansı vermek, bizce tüm kesimlerin ve uluslararası sistemin lehine bir gelişme olacaktır...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ 

Hiç yorum yok: