Giriş
Bu ay içerisinde başlayacak 23. Dünya Kupası 2026 ABD-Kanada-Meksika FIFA Dünya Kupası nedeniyle şimdilerde gündemde olan futbol, bir spor branşı olmanın çok ötesinde, ulusal ve uluslararası siyasetle yakından ilişkili bir toplumsal fenomendir. Bu anlamda, geniş anlamıyla spor, özel olarak da futbol, devletler arası ve devletlerin içerisinde çeşitli siyasi ilişkilere yön verebilen çok önemli bir olgu olarak Siyaset Bilimciler tarafından da dikkatle incelenmelidir. Bu yazıda, futbolun kısa tarihini anlattıktan ve siyasetteki ağırlığına dair birkaç örnek verdikten sonra, Dünya Kupaları tarihini inceleyeceğim.
Futbol Tarihi
Birçok kaynağa göre, futbolun kökenleri, Antik Çin'de oynanan ve "tekmelenen top" anlamına gelen "Cuju" (MÖ 300) adlı oyuna dayanır. FIFA tarafından da futbolun ilk formu olarak tanınan "Cuju", kelime anlamı olarak Çince'de "cu" (tekmelemek) ve "ju" (top) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur ve "tekmelenen top" veya "top tekmelemek" anlamına gelmektedir. MÖ 3. ve 2. yüzyıllarda Han Hanedanlığı döneminde ortaya çıkan Cuju, ilk başlarda askerlerin fiziksel kondisyonunu geliştirmek ve askeri eğitim için kullanılmıştır. Zamanla askerî eğitimden çıkıp halk arasında popüler bir eğlenceye, hatta saray sporu haline gelen Cuju, ilginç bir şekilde hem erkekler, hem de kadınlar tarafından oynanmıştır. Cuju, içi tüy veya saç gibi malzemelerle doldurulmuş küre şeklindeki topa sadece ayak ve vücudun diğer kısımlarıyla (eller hariç) vurularak oynanırdı. Zaman içerisinde iki direk arasına gerilmiş ağlardan geçirilen vuruşlar şeklinde daha kurallı bir spora dönüşmüştür.
Cuju
Ancak günümüzdeki haliyle modern bir spor branşı olan futbolun kuralları, 18. yüzyıldan 20. yüzyıl ortalarına kadar dünyanın her açıdan lider ülkesi olan İngiltere'de 19. yüzyıl boyunca gelişmiş ve zamanla yerleşmiştir. Nitekim Orta Çağ İngiltere'sindeki kuralsız, sokaklarda veya köyler arasında yüzlerce kişiyle oynanan ve şiddet içerebilen "çete futbolu" (mob football) adlı toplumsal spor ve şiddet faaliyeti, 1863 yılında Londra'da toplanan temsilcilerin ilk resmi kuralları belirlemesi ve İngiltere Futbol Federasyonu'nun kurulmasıyla daha resmi ve düzenli bir spor haline gelmiştir. 1904 yılında FIFA'nın kurulmasıyla da, futbol, artık küresel ve kurallı bir spor dalı haline gelmiştir. Günümüzde 200 kadar devlette, birkaç istisna dışında (ABD-amerikan futbol, beyzbol, basketbol; Hindistan-kriket; Kanada-buz hokeyi; Pakistan-kriket; Bangladeş-kriket; Avustralya-rugby; Japonya-beyzbol), futbol, uzak ara en popüler spor branşı ve aynı zamanda devasa bir endüstridir.
Mob football
Futbol ve Siyaset
Futbolun kitleleri birleştiren ve fanatikleştiren büyülü etkisi ve devasa ekonomisi, zamanla onu bir spor branşı olmaktan çıkararak çok önemli ve etkili bir siyasal ve ekonomik unsur haline getirmiştir. Bu bağlamda, aşağıda vereceğim örnekler, futbolun siyasi etkilerine dair somut olgu ve olaylardır.
3F (futbol-fiesta-fado) formülü: Futbol-Fiesta-Fado, yani "3F" formülü, 20. yüzyılda İspanya ve Portekiz'i yöneten otoriter rejimlerin (General Franco ve Salazar) halkı uyutmak ve siyasi gerçeklerden uzaklaştırmak için kullandığı iddia edilen, kitlesel bir manipülasyon ve halkla ilişkiler yöntemidir. Özellikle Portekiz diktatörü António de Oliveira Salazar'ın ülkeyi 40 yılı aşkın süre yönetmesini açıklarken, bu formülü "Fado, Fiesta ve Futbol" olarak kullandığı ve geniş halk kitlelerini yönetmek için bu kültürel ve sosyal araçlardan faydalandığı bilinmektedir.
Arjantin ve Juan Peron: 1940'lar ve 1950'lerde Arjantin lideri Juan Peron, futbolu popülist politikalarını meşrulaştırmak ve halkı konsolide etmek için bir araç olarak kullanmıştır.
Cezayir Bağımsızlık Savaşı (1950-1960'lar): Bağımsızlık mücadelesi veren Cezayirli futbolcular, Fransa'dan ayrılarak kendi milli takımlarını kurmuş ve dünya çapında maçlar yaparak davalarını tüm dünyaya duyurmuşlardır. Bu şekilde, Cezayir'in bağımsızlığını önce futbolcuları kazanmışlardır.
Katalonya ve Bask Bölgesi: İspanya'da Franco rejimi döneminde Bask takımı Athletic Bilbao, Katalanların temsilcisi FC Barcelona ve İspanyol işçi sınıfını temsil eden Athletico Madrid gibi takımlar, kültürel ve siyasi kimliklerini merkezi hükümete karşı korumanın simgesi haline gelmiştir. Buna karşılık, Real Madrid de Kraliyet ve İspanyol devletinin simgesi olarak gücünü korumuştur.
Guerra del Fútbol (Futbol Savaşı)
Futbol Savaşı: 1969 yılında El Salvador ve Honduras arasında gerçekleşen ve tarihe "Futbol Savaşı" (Guerra del Fútbol) veya "100 Saatlik Savaş" olarak geçen olay, futbol temelli olarak yaşanmış 4 günlük bir silahlı çatışmadır. Aslında savaşın temel nedeni, iki ülke arasındaki toprak ve göçmenlik krizleriydi. El Salvador, yoğun nüfusu nedeniyle yüzbinlerce topraksız köylüyü komşu Honduras'a göç etmeye zorlamıştı. Bu Salvadorlu göçmenler zamanla Honduras ekonomisinde önemli bir yere sahip oldu. Ancak zamanla Honduras'taki ekonomik sıkıntıların faturası bu göçmenlere kesildi ve ülkeden sınır dışı edilmeye başlandılar. Bu şartlarda, Haziran 1969'da iki ülke milli takımları Dünya Kupası'na katılabilmek için peşpeşe üç maç yaptılar. Maçlar, iki ülke medyasında da büyük bir milliyetçi propaganda malzemesi haline getirildi. Honduras'taki ilk maçı ev sahibi kazanırken, El Salvador'daki rövanşı ev sahibi El Salvador kazandı. Karşılaşmalar sırasında taraftarlar arasında çıkan olaylar, atılan sloganlar ve şiddet eylemleri iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kopmasına neden oldu. Bu gerilimin üzerine El Salvador Ordusu, Honduras'a yönelik geniş çaplı bir askeri ve hava saldırısı başlattı. 4 gün (yaklaşık 100 saat) süren çatışmaların ardından, Amerikan Devletleri Örgütü'nün (OAS) müdahalesiyle 18 Temmuz'da ateşkes sağlandı. Ancak bu süreçte binlerce insan hayatını kaybetti ya da yerinden edildi.
Futbol Diplomasisi: 1973 yılında ABD ve Çin arasındaki ilk toplumsal etkileşimi sağlayan "ping pong diplomasisi"ne benzer şekilde, 1990 yılında İran ve Irak arasında oynanan maçlar, uzun yıllar savaşmış bu iki ülkenin aralarındaki gerilimi azaltmak için olumlu bir şekilde kullanılmıştır.
Dünya Kupası
Dünyada 20. yüzyılda gelişen iletişim ve ulaşım imkânlarının ve artan ticari, siyasi ve toplumsal/kültürel ilişkilerin etkisiyle, 1920'lerde, Milletler Cemiyeti'nin kurulmasına paralel olarak, tüm ulusların katılacağı bir futbol turnuvasının düzenlenmesi fikri doğmuştur. Özellikle bu konuda kafa yoran vizyoner bir Fransız spor yöneticisi olan Jules Rimet (1873-1956), FIFA'nın 3. Başkanı olarak bu konuda ciddi çalışmalar ve girişimlerde bulunmuş; bu nedenle de dünyanın en büyük futbol organizasyonu olan FIFA Dünya Kupası'nın fikir babası olarak kabul edilmektedir. Hatta bu nedenle uzun yıllar boyunca Dünya Kupalarına "Jules Rimet Kupası" adı verilmiştir.
Jules Rimet
Dünya Kupası, ilk kez 13-30 Temmuz 1930 tarihleri arasında Uruguay'da düzenlenmiştir. Turnuvanın mimarı, o dönemki FIFA Başkanı Jules Rimet'dir. İlk kupaya 13 ülke katılmış ve finalde Arjantin'i 4-2 yenen ev sahibi Uruguay ilk Dünya Kupası şampiyonu olmuştur. Dünya Kupası tarihinin ilk golünü 13 Temmuz 1930'da Meksika'ya karşı Fransız futbolcu Lucien Laurent atmıştır. Günümüze kadar 22 defa düzenlenen organizasyonda şampiyonluk yaşayan devletler şunlardır:
- Brezilya: 5 defa (1958, 1962, 1970, 1994, 2002)
- Almanya: 4 defa (1954, 1974, 1990, 2014),
- İtalya: 4 defa (1934, 1938, 1982, 2006),
- Arjantin: 3 defa (1978, 1986, 2022),
- Fransa: 2 defa (1998, 2018),
- Uruguay: 2 defa (1930, 1950),
- İngiltere: 1 defa (1966),
- İspanya: 1 defa (2010).
Dünya Kupası tarihi, kuruluşundan günümüze kadar şu dönüm noktalarıyla şekillenmiştir:
Dört Yılda Bir Düzenlenme: Turnuva, ilk yılından itibaren her 4 yılda bir düzenlenmektedir. Ancak İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1942 ve 1946 yıllarındaki turnuvalar iptal edilmiş ve kupa 16 yıllık bir aradan sonra 1950'de yeniden başlamıştır.
En Başarılı Takım: Brezilya, kazandığı 5 şampiyonlukla kupa tarihinin en başarılı ülkesidir.
En Golcü Oyuncu: Turnuva tarihinin tüm zamanların en golcü oyuncusu, 16 golle Alman futbolcu Miroslav Klose'dir.
Teknoloji Dönemi: Video yardımcı hakem (VAR) sistemi, kupanın tarihinde ilk kez 2018 Rusya Dünya Kupası'nda uygulanmaya başlanmıştır.
2026 Format Değişikliği: İçinde bulunduğumuz 2026 FIFA Dünya Kupası, 11 Haziran-19 Temmuz 2026 tarihleri arasında ABD, Meksika ve Kanada ortaklığında düzenlenecektir. Bu turnuvayla birlikte takım sayısı ilk kez 48'e çıkarılmıştır.
Dünya Kupası ve Siyaset
Milyarlarca insanı etkilemesi nedeniyle çok büyük bir organizasyon olan Dünya Kupası, ilginç siyasi olayları da tetiklemektedir. Bu bölümde, bu konuda tespit edilen bazı örnekler paylaşılacaktır.
Dünya Kupası varsa savaş yoktur: Öncelikle, Dünya Kupası elemelerinde yaşanan "Futbol Savaşı" dışında, Dünya Kupası devam ederken geniş çaplı bir savaşın yaşanmaması dikkat çekicidir. Bu, organizasyonun etkisine dair somut bir göstergedir.
1934 İtalya: İtalyan faşist diktatörü Benito Mussolini, faşist rejiminin propagandasını yapmak ve İtalyan ırkının üstünlüğünü kanıtlamak amacıyla ülkesinde düzenlenen bu turnuvayı tamamen kontrolü altında yürütmüştür. Bu sayede halkla güçlü bağlar kuran Mussolini, rejimini konsolide etmek ve organizasyonun ardından yayılmacı (irredentist) politikalarına uygun bir ortam sağlamak istemiştir.
1978 Arjantin: Ülkede hüküm süren askeri cunta (Videla rejimi), stadyumların hemen yakınındaki toplama kamplarında insan hakları ihlalleri yaparken, kupayı rejimin üzerindeki kanlı lekeyi temizlemek için bir halkla ilişkiler malzemesi olarak kullanmıştır. Bu sayede, rejim ömrünü uzatmış ve Arjantin'de demokrasiye ancak 1983 yılında geçilebilmiştir.
1998 ABD-İran maçı: Diplomatik ilişkileri çok gergin olan iki ülkenin karşı karşıya geldiği bu müsabakada, futbolcuların sahada dostane bir şekilde mücadele etmesi, iki ülke ilişkilerine de olumlu etkide bulunmuştur.
Rusya 2018: Vladimir Putin yönetimi, Kırım'ın ilhakı sonrası Batı dünyasından gelen izolasyon politikalarını kırmak ve Rusya'nın küresel imajını tazelemek amacıyla turnuvayı bir meşruiyet aracı olarak kullanmıştır. Bu sayede, 2022 Ukrayna işgaline kadar Rusya ve Putin'in uluslararası kamuoyundaki imajı görece iyi olmuştur.
Katar 2022: Turnuva, "spor yoluyla aklama" (sportswashing) kavramının en çok tartışıldığı organizasyon olmuştur. Katar, işçi hakları ve LGBT+ kısıtlamaları nedeniyle Batı medyasından yoğun eleştiriler alsa da, turnuva sayesinde küresel görünürlüğünü ve diplomatik gücünü zirveye taşımıştır. Turnuvanın başarılı ve huzurlu geçmesi, Katar'ın gücüne ve imajına olumlu yansımış; bu ülkeye yönelik yatırım ve turizm faaliyetleri artmıştır.
İnfantino ve Trump
Trump ve 2026 Dünya Kupası: ABD, Kanada ve Meksika'nın ortaklığında başlayacak 2026 Dünya Kupası öncesinde, Donald Trump yönetiminin futbolu uluslararası bir reklam ve siyasi propaganda aracı olarak kullanması, insan hakları örgütlerinin sert tepkisini çekmektedir. Trump'ın özellikle Demokrat Partili eyalet yöneticilerine yönelik sert çıkışları, turnuva formatını ve organizasyon mekanizmasını şimdiden iç siyaset malzemesi haline getirmiştir. Ayrıca Ortadoğu'da ateşkes halinde halen devam eden ABD-İran Savaşı nedeniyle, İran milli takımının turnuvaya katılımı konusu da olay olmuştur. Bu konuda başlarda olumsuz tavır alan ABD Başkanı Donald Trump, daha sonra Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino'nun da çabalarıyla İran Milli Takımı'nın 2026 FIFA Dünya Kupası'na katılımı konusunu çözmüştür.
Sonuç
Sonuç olarak, Dünya Kupası, insanlık tarihinin en başarılı spor organizasyonu olarak var olmaya devam edecektir. Dileğimiz, organizasyonun barışa hizmet etmesi ve halklar üzerinde bir tür uyuşturma vasıtası değil, bir bilinçlenme aracı olarak kullanılmasıdır.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder