11 Haziran 2026 Perşembe

Kıbrıs'ta Siyasi Çözüm İçin 'Yaz Diplomasisi'

 

Onlarca yıldır ilgili taraflar arasında devam eden federasyon müzakerelerinde bir türlü olumlu netice elde edilemeyen Kıbrıs'ta, son yıllarda baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Bu yazıda, Kıbrıs'ta son yıllarda yaşanan önemli gelişmeleri kısaca hatırlattıktan sonra, bu yaz aylarında başlaması muhtemel diplomasi sürecini anlatacağım.

Kıbrıs'ta günümüzdeki statükoyu yol açan gelişmeleri kısaca özetlemek gerekirse, şu hususlar üzerinde durulabilir; 2000'lerden itibaren Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi'nin çeşitli devletlerle yaptığı deniz yetki alanı anlaşmaları, benzer şekilde büyük enerji şirketleriyle yaptığı enerji anlaşmaları ve bütün adayı temsilen Avrupa Birliği (AB) tam üyesi olarak başlattığı dış politika açılımıyla yakaladığı ivmeli grafik, KKTC ve Türkiye'nin 2020'lerde "iki devletlilik" formülünü gündeme getirmesiyle birlikte Güney Lefkoşa'nın diplomaside giderek daha meşru ve etkili bir aktör haline gelmesine yol açtı. Öyle ki, o güne kadar geçmişte Kıbrıslı Rum fanatiklerin Kıbrıslı Türklere yaptığı katliamlar nedeniyle mağdur durumda olan ve uluslararası kamuoyunda da genelde bu şekilde algılanan Türk tarafı, "iki devletlilik" tezinin yaygın şekilde dillendirilmeye başlamasıyla birlikte barış ve çözüm sürecini tıkayan aktör olarak dünyadan tepki görmeye başladı. Hatta bu durum, Kıbrıslı Rumların Türkiye'nin soydaşlık bağıyla yakın ilişkileri olan Türk devletleriyle bile ilişkilerini stratejik seviyeye yükseltmesine imkân sağladı. Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı demokratik gerileme ve AB ile bozulan ilişkiler de bu süreçte Rumların elini kuvvetlendirirken, Türkiye'de bürokratik kurumların (silahlı kuvvetler ve Dışişleri Bakanlığı) esneklikten uzak katı yaklaşımları da Ankara'ya sürekli bir güç kaybı olarak yansıdı. Bu şekilde, "iki devletli çözüm" diye yola çıkan Ankara, Kıbrıs Rum Kesimi'nin tarihinin en güçlü ve meşru haline getirmeyi başardı!

Kıbrıs'ta devam eden sorun, günümüzde yalnızca Türkiye-AB ilişkilerini bozmanın da ötesinde, Batı'nın en önemli iki ittifakı olan NATO ile AB arasında bilgi paylaşımının yapılmasına bile engel olacak düzeyde önemli bir problem haline geldi. Bu nedenle, Kıbrıs'taki sorunun çözümü noktasında stratejik vizyon sahibi kişilerin sayısı da giderek artmaya başladı. Tesadüfi değildir ki, Kıbrıslı Türkler de gidişatı fark ederek, geçtiğimiz yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açıktan federasyonu savunan Tufan Erhürman'ı yeni liderleri seçtiler. Türkiye de, bürokrasinin gerçekliklerden uzak tavırlarının ötesinde, yeni sistemin tek merkezi olan T.C. Cumhurbaşkanlığı kanalıyla müzakerelere yeşil ışık yakan mesajlar vermeye başladı. Bu, elbette Ankara'nın milli davalardaki zayıf duruşundan değil, AB kanalıyla uygulanan uluslararası baskıdan kaynaklanıyor. Zira Türkiye'nin en yoğun ticari ilişkileri olan AB ile ilişkilerinin Kıbrıs nedeniyle kopma noktasına gelmesi, ekonomik durumun zaten iyi olmadığı bir ortamda felaket senaryolarına neden olabilir. Bu nedenle, Ankara, Kıbrıs'taki müzakere sürecini kullanarak Batı ile güven tazelemeyi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve T.C. vatandaşlarına vize muafiyeti gibi bazı hakları elde etmeyi ve bir ihtimal AB üyelik sürecini yeniden canlandırmayı istemektedir. 

Bu noktada, geçtiğimiz aylarda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve onun Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin'in girişimleriyle başlayan Hristodulidis-Erhürman görüşmeleri, bu yaz aylarında garantör devletleri de içerecek yeni bir formatta ilerleyecek ve federal çözüm seçeneği ciddiyetle masaya yatırılacak gibi görünüyor. Kıbrıs Rum basını,  Rum lider Nikos Hristodulidis'in görüşmeler için "hazır", Erhürman'ın ise "mütereddit" olduğunu yazarken, Holguin'in yaz aylarında garantör devletleri de içeren 5+1 görüşmeleri için Ankara, Atina ve Londra'yı ziyaret edeceği belirtiliyor. Bunun için Temmuz veya Ağustos ayları işaret edilirken, kapsamlı müzakerelerin de sonbahar aylarında (Eylül veya Ekim) başlayabileceği öngörülüyor. Bu şekilde, Kıbrıs konusunda sıcak bir "yaz diplomasisi" bizleri beklerken, Türkiye'nin meseleyi kendi kamuoyuna doğru şekilde lanse etmesinin artık kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiği görülüyor. 

Dileğimiz, KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı'nın Türkiye ile uyumlu şekilde federasyonu samimiyetle müzakere ederek, barışa engel olanın Türk tarafı olmadığını ispatlaması ve bu sayede ya federal çözüme ya da Erhürman'ın metodolojisinde dile getirdiği bazı açılımlara kapı aralamasıdır. Çünkü her şeyi başarmaya muktedir olan Kıbrıslı Türklere yapılabilecek en büyük kötülük, onları çözümsüzlük ve çaresizliğe mahkum etmektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: