Annesi Kraliçe II. Elizabeth'in vefatı sonrasında 2022 yılı sonlarında tahta çıkan ve 2023 yılında Britanya geleneklerine uygun görkemli bir törenle hükümdarlığını tüm dünyaya duyuran İngiltere (Birleşik Krallık) Kralı III. Charles, tüm dünyada ilgiyle takip edilen ve gelenekle modernliğin sentezi olarak genelde takdir toplayan İngiliz Kraliyet ailesi ve Birleşik Krallık devleti adına dış politikada bazı önemli icraatlar yapmaktadır. Öyle ki, ilk yurtdışı ziyaretini Mart 2023'te Almanya'ya gerçekleştiren Charles, daha sonra da Haziran 2023'te Romanya'ya giderek dikkatleri üzerine çekmiştir. Eylül 2023'te üçüncü durağı olarak Fransa'yı tercih eden Charles, bu sayede Avrupa odaklı yaşam biçimi ve siyasal eğilimlerini gözler önüne sermiş ve ülkesi Birleşik Krallık'ın Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği'nin etkili ve lider ülkeleriyle olan ilişkilerini tazelemiştir.
Almanya, Romanya ve Fransa ziyaretleri sonrasında da diplomaside hız kesmeyen Britanya monarkı III. Charles, sırasıyla; Kenya (2023), Birleşik Arap Emirlikleri (2023), Fransa (2024), Avustralya (2024), Samoa (2024), Polonya (2025), İtalya (2025), Vatikan (2025), Kanada (2025) ve yine Vatikan (2025) ziyaretlerini başarıyla tamamlamıştır. Bu ziyaretlerden özellikle Kanada ziyareti büyük ilgi görmüş ve çeşitli analizlere de konu olmuştur. Charles'ın bu sene içerisinde de, ABD ziyaretini müteakiben, Bermuda, Kanada ve Antigua ve Barbuda gibi devletleri ziyaret etmesi beklenmektedir. Charles'ın hâlen Birleşik Krallık'ın yanı sıra 14 ülkenin daha hükümdarı olduğunu da bu noktada hatırlatmak gerekir. Bu ülkeler ise şunlardır: Antigua ve Barbuda, Avustralya, Bahamalar, Belize, Grenada, Jamaika, Kanada, Papua Yeni Gine, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Solomon Adaları, Tuvalu ve Yeni Zelanda.
Ancak Charles'ın bu ziyaretlerin hepsinin ötesinde, uluslararası medya ve siyasetin en yoğun ilgisine mazhar olan ziyareti, şu sıralar gerçekleştirdiği Amerika Birleşik Devletleri (ABD) seferi olmaktadır. Bunun başlıca sebepleri, kuşkusuz, ABD'nin uluslararası siyaset, ekonomi ve medyadaki büyük ağırlığı ve farklı tarzıyla bazı eleştiriler alan ama daima ilgiyle takip edilen ABD Başkanı Donald Trump'ın dahil olduğu diplomatik etkileşimlerin daima yoğun ilgi görmesidir. Ayrıca, Trump'ın yarattığı güncel bazı polemik ve krizler nedeniyle tarihsel olarak "özel ilişkiler" olarak tanımlanan ABD-Birleşik Krallık ilişkilerinde son aylarda yaşanan sorunlar da bu ziyareti medya ve siyaset açısından ilgi çekici hale getirmiştir.
İngiltere Kralı III. Charles ve Kraliçe Camilla, 27-30 Nisan 2026 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri'ne 4 günlük resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirmektedir. Bu ziyaret, bir İngiliz hükümdarının 2007'den bu yana ABD'ye yaptığı ilk devlet ziyareti olma özelliği taşıdığı için önemlidir. Kral ve Kraliçe'nin ziyareti, Washington DC, New York ve Virginia eyaletlerini kapsamaktadır. 27 Nisan tarihinde başkent Washington DC'de Başkanlık konutu Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump ile görüşen Kraliyet çifti, aynı günün akşamında ise İngiliz Büyükelçiliği'nde 600 seçkin konuğun katıldığı bir bahçe partisine katılmışlardır. Ziyaretin, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik suikast girişimine denk gelmesi ise oldukça üzücü bir gelişme olmuş ve güvenlik önlemlerinin iyice artmasına neden olmuştur. Ek olarak, Başkan Trump'ın Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer'a yönelik sert eleştirileri de gerilen ilişkilerin düzeltilmesi adına Charles'ın ziyaretini siyaseten daha da kritik hale getirmiştir.
Bugün, yani 28 Nisan'da ise, Beyaz Saray'ın Güney Bahçesi'nde askeri törenle resmi bir karşılama yapılmıştır. Burada bir konuşma yapan Başkan Trump, geçtiğimiz sene Windsor Kalesi'nde onları ağırlayan Kraliyet ailesini bu defa kendilerinin Beyaz Saray'da ağırladıklarını belirterek, iki devlet arasındaki tarihsel dostluğu ve müttefikliği övmüştür. Konuşmasında Anglo Sakson köklere ve tarihe atıfta bulunan Başkan Trump, ABD'nin kuruluşunda İngiltere'nin oynadığı rolü vurgulamıştır. Trump, Amerikan bağımsızlıkçılarını da överek, koloni geçmişinin iki ülke arasında bir husumet değil, dostluk hususu olduğunu vurgulamıştır. Trump, ayrıca şahsen tanıdığı Kral III. Charles'ın annesi Kraliçe II. Elizabeth'i övmüştür. ABD Başkanı, aynı dili ve değerleri paylaşan iki devletin birbirlerinin en yakın dostu olduklarını da özellikle belirtmiştir. Trump, annesi tarafından aile köklerinin İskoçya'ya dayandığını da samimiyetle belirtmiştir. Bu şekilde Başkan Trump, İngiliz dostlarını en iyi şekilde ağırlayacağının sinyalini vermiş ve özel konukları ile Britanya halkına duyduğu derin saygıyı göstermiştir. Trump, konuşmasında ayrıca efsanevi İngiliz Başbakanı Winston Churchill'i de anmıştır.
Karşılama töreni sonrasında, Kral III. Charles, öğleden sonra saat 15:00 sularında ABD Kongresi'ne hitap ederek tarihte bunu yapan ikinci İngiliz hükümdarı (annesi II. Elizabeth'in 1991 tarihli konuşmasının ardından) olmuştur. Alkışlar eşliğinde başlayan ve birçok kez alkışlarla kesilen konuşmasında, Charles, iki ulus ve devletin kaderlerinin bunca süredir birbirleriyle yakından bağlantılı olduğunu belirterek, bazı konularda farklı düşünmelerine rağmen demokrasi ve terörizm karşıtlığı bağlamında iki ülkenin daima aynı sayfada olduklarını vurgulamıştır. Konuşma yaptığı ABD Kongresi'ni "demokrasinin kalesi" olarak tanımlayan Charles, Britanya halkının Amerikan halkına duyduğu muhabbet ve yakınlığı ifade etmiştir. Charles, ABD'nin bağımsızlık sloganı olan "no taxation without representation" (temsil olmadan vergilendirme yok) sözünün de aslında Britanya'nın demokratik geleneklerinden kaynaklandığının altını çizmiş; iki ülkenin yönetimleri arasında zaman zaman gerginlikler olabileceğini, ancak bunun dostluk ve müttefiklik ilişkilerini değiştirmeyeceğini söylemiştir. Bu anlamda, Kral'a göre, iki ülkenin ilişkileri "yeri doldurulamaz" (irreplacable) niteliktedir. Hukuk devleti, liberalizm, özgürlük, insan hakları, denge-fren mekanizması, bağımsız yargı ve demokrasi gibi değerler temelinde oluşan bu müttefiklik ilişkisi, Magna Carta'dan bu yana yaşanan demokratikleşme girişimleri sayesinde bu iki devleti dünyanın en önemli ülkelerinden ikisi haline getirmiştir. Charles, konuşmasında, Hıristiyanlık inancının her iki devlet ve toplum açısından önemini vurgulamış, ancak farklı inançlara duyduğu saygıyı da ayrıca belirtmiştir. ABD-Avrupa/İngiltere ilişkilerinin günümüzde daha da önemli hale geldiğini düşünen Kral III. Charles, ortak değerler temelinde oluşan bu müttefikliğin daima korunması ve geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda konuşmasının sonraki bölümünde savunma/güvenlik konusuna odaklanan Charles, ülkesinin artan güvenlik riskleri nedeniyle savunma harcamaları konusunda yaptığı artışı belirtmiştir. 11 Eylül faciasını da anımsatan Charles, bu bağlamda NATO'nun öneminden bahsetmiş ve günümüzde Ukrayna konusuna ilişkin olarak ABD'nin destek vermesi gerekliliğini vurgulamıştır. AUKUS paktına da atıfta bulunan İngiliz monarkı, hükümdarı olduğu Avustralya'yı da övmüştür. Ekonomik gelişim konusuna da değinen Charles, teknolojik ilerleme ve ekonomik başarının önemini vurgulamış ve doğanın korunmasına ilişkin bazı mesajlar da iletmiştir. Charles, takribemn 30 dakikalık konuşmasını iki devleti de öven sözlerle tamamlamıştır.
ABD saatiyle akşam saatlerine denk gelen şu sıralarda ise, Kral Charles adına Beyaz Saray'da görkemli bir devlet yemeği düzenlenmektedir. Ziyaret, Kral ve Kraliçe'nin 29 Nisan'da New York'a geçerek 11 Eylül Anıtı'nı ziyaret etmeleri ve kurbanların aileleri ile acil müdahale ekipleriyle bir araya gelmeleriyle sürecektir. Ayrıca, bu program kapsamında Harlem'de bir topluluk projesi ziyareti, iş dünyası liderleriyle bir toplantı ve yaratıcı endüstrilere odaklanan bir resepsiyon da yer almaktadır. 30 Nisan'da ise Kraliyet ailesi Virginia'ya geçecek ve ziyaretin son gününde bir ulusal parkı ziyaret ederek, yerel bir çiftlikte Appalachian kültürü ve çevre koruma projeleri hakkında bilgi alacaklardır.
Ziyaretin amacı ve arka planını değerlendirdiğimizde; bu sene ABD'de bu ülkenin Britanya'dan bağımsızlığını kazandığı 250. yıldönümü kutlamalarının (semiquincentennial) yapılması ile 2026 İran Savaşı, Rusya-Ukrayna Savaşı ve NATO'nun geleceği gibi konularda ABD ve Birleşik Krallık hükümetleri arasında güncel yaşanan gerginliklerin yarattığı belirsizlikler temaları öne çıkmaktadır. Aslında Charles'ın Trump'la kişisel ilişkilerinin kötü olmadığı bilinirken, bu ziyaretle Londra'nın Washington'la özel ilişkilerini yeniden canlandırmayı düşündüğü de belirtilmektedir. Bu bağlamda açıkça belirtmek gerekir ki, İngiltere ABD'yi daha Rusya karşıtı ve Ukrayna yanlısı NATO eksenli kurumsal bir çizgiye çekmek isterken, ABD tarafının da İngiltere'yi daha İsrail yanlısı ve İran karşıtı bir yönde etkilemek isteyeceği öngörülmektedir. Ancak ABD'nin giderek NATO'dan ayrıksı ve tek taraflı politikalara yönelen bir devlet haline gelmesi, her ne kadar AB üyesi olmasa da çok taraflılığa her daim özen gösteren Londra için olumsuz bir trende işaret etmektedir. Bu bağlamda, tesadüfi değildir ki, Britanya'nın stratejik elitleri, Çin, Hindistan, Türkiye vs. gibi yükselen bölgesel aktörlerle ilişkilerini kıymetlendirmekte ve dış ilişkilerini "Küresel Britanya" (Global Britain) vizyonu doğrultusunda çeşitlendirmeye gayret etmektedir. Fakat Britanya adasının bir kanadının da hâlâ fanatik şekilde Atlantikçi olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda, rahatlıkla iddia edilebilir ki, NATO çatısı altında ilerleyen aylarda yeniden uyum sağlanırsa, Birleşik Krallık'ın sağı ve solunda Atlantikçilik eğilimi daima ağır basacaktır.
Sonuç olarak, diplomasinin ve yumuşak gücün ön plana çıktığı bu ziyaret önemli olmakla birlikte, daha stratejik konuların başka vesilelerle ABD Başkanı ile Birleşik Krallık Başbakanı arasında konuşulacağı ve karara bağlanacağı ortadadır. Dolayısıyla, Kral III. Charles'ın bu ziyareti, daha ziyade sembolik bir iyi niyet göstergesi olarak değerlendirilmeli ve tarihsel süreçten süzülüp gelen diplomatik teammüllerin gözlemlenmesi adına da dikkatle takip edilmelidir. Ancak Charles'ın Ukrayna konusundaki net mesajı, Trump yönetiminde Rusya ile ilişkileri sıcak tutmaya gayret eden Washington'la bu konuda yaşanan görüş ayrılıklarına işaret etmektedir. Bu da, özel ilişkilerin test edileceği zor bir döneme işaret etmektedir.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder