25 Nisan 2026 Cumartesi

Macron'un Kıbrıs Ziyareti: Avrupalı Dayanışması Türkiye'yi Rencide Ediyor

 

Avrupa Birliği (AB) yanlısı çizgisiyle bilinen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2005'ten beri Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ve 1974'ten beri fiilen ikiye bölünmüş durumdaki tüm adayı temsil eder şekilde Birliğe üye olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne yaptığı ziyaretle adından söz ettirirken, Fransa'nın Güney Kıbrıs Rumlarıyla olan yakın ilişkileri Türkiye'yi rencide etmeye devam etmektedir. Bu yazıda, Cumhurbaşkanı Macron'un Güney Lefkoşa ziyareti ve bunun Türkiye açısından anlamını analiz edeceğim.

Görev süresinin son yılına giren Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 23 Nisan 2026 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bilinen Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne tarihi bir resmi ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret, 1960 yılından bu yana bir Fransız Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs'a yaptığı ilk resmi ziyaret olması nedeniyle büyük önem ve tarihi bir nitelik taşımaktadır. Nitekim Cyprus Mail ve diğer önde gelen Rum gazeteleri de ziyaretin bu tarihi niteliğini öne çıkarmış ve bu ziyaretle Paris ile Güney Lefkoşa arasındaki ilişkilerin mükemmel seviyede olduğunun gösterildiğini öne sürmüşlerdir.

Fransa'nın genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Nisan gecesi geç saatlerde Güney Lefkoşa'ya ulaşmış ve resmi temaslarına 23 Nisan sabahı başlamıştır. Macron ve beraberindeki Fransız delegasyonu, Kıbrıs Rum lideri Nikos Hristodulidis ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda başbaşa ve heyetler arası görüşmeler yapmıştır. Lefkoşa'da çok sıcak karşılanan Macron, Kıbrıs Cumhuriyeti kurucu Devlet Başkanı Makarios'un heykeline çelenk bırakmış ve Güney Kıbrıs'a destek veren açıklamalarda bulunmuştur. Görüşmelerde, iki taraf arasında özellikle savunma ve enerji alanlarında stratejik iş birliği gerekliliği vurgulanmış ve Macron, Rum muhataplarına, "Rumlar bize güvenebilir" mesajını vermiştir. Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ise, bu ziyareti, "stratejik iş birliğinin geleceğine dair net bir mesaj" olarak nitelendirmiştir. Macron'un mesajlarında Türkiye veya başka bir üçüncü ülkeye yönelik bir ifade yer almasa da, Türkiye kamuoyu ve özellikle medyada yer alan milliyetçi kesimler, bu ziyaret ve artan Fransız-Rum dayanışmasının Türkiye ve Kıbrıslı Türklere karşı olduğu kanısındadır. Nitekim Macron'un Kıbrıslı Rumlara destek verirken Yunanistan'ın egemenliğine meydan okunması halinde Atina'ya destek vereceklerini açıklaması da Türk medyasınca Fransa'nın Türk aleyhtarı politikasının bir uzantısı olarak değerlendirilmiştir.

Macron'un açıklamalarında özel bir Türkiye karşıtlığı olmasa da, kuşkusuz Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a verilen bu samimi destek, Türkiye ile olan ilişkilerde yaşanan pürüzlere işaret etmektedir. Stratejik açıdan bakıldığında ise, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun Fransız Silahlı Kuvvetleri ile ikili askeri iş birliği programı kapsamında bir askeri tatbikat gerçekleştirmesi Ankara açısından not edilmesi gereken bir gelişmedir. Asıl önemli gelişme ise, kuşkusuz, iki devletin yakın gelecekte bir SOFA (Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi) anlaşması imzalayacaklarının ve savunma ile güvenlik alanındaki iş birliklerinde önemli bir adım daha atacaklarının duyurulmasıdır. Bu anlaşmanın uygulanması halinde, Fransa, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşmalarına aykırı şekilde, Güney Kıbrıs'ta Mari kasabasında kalıcı bir deniz üssü ve askeri varlık elde edecektir. Rum yönetimi lideri Nikos Hristodulidis'in sıcak baktığı yazılan bu tesis ve kalıcı Fransız askeri varlığı, kuşkusuz iki NATO üyesi ülkeyi Kıbrıs'ta karşı karşıya getirebilecek riskli bir jeopolitik hamledir.

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, bu durum, kuşkusuz adanın 1974'ten beri fiilen ikiye bölündüğü ve Türkiye'nin de KKTC olarak bilinen Kuzey Kıbrıs'ta uluslararası hukukun ötesinde asker bulundurduğu düşünüldüğünde, çok daha önemli ve vahim olarak değerlendirilmeyebilir. Ancak hem SAFE mekanizması ve AB'nin güvenlik mekanizmalarının Türkiye karşıtı bir çizgiye yönelmesi, hem de federasyon temelinde çözüm görüşünün zayıflaması bağlamında, bu gelişmeler birçok kimse için alarm niteliğindedir. Türkiye'nin de eşzamanlı olarak adanın garantör devletlerinden Birleşik Krallık (İngiltere) ile önemli bir anlaşmaya imza attığı da düşünülürse, Ankara-Paris hattında ilişkilerin gerildiği açıktır.

Ancak iyimser olmak gerekirse, Kıbrıs Sorunu'nun Türkiye'nin Batılı müttefikleriyle askeri cepheleşmeye dönüşmesi riski, bu sorunun en doğru şekilde çözümlenmesi yönünde bir kaldıraç işlevi de görebilir. Dileğimiz, NATO müttefiklerinin birbirlerinin aleyhine adımlar atmamaları ve dayanışmalarını sürdürmeleridir. Zira AB kadar NATO da çok değerli bir uluslararası kuruluştur ve günümüzde, oluşan jeopolitik riskler nedeniyle, NATO'nun önemi bizce giderek artmaktadır. Daha da önemli bir sorun ise, Türkiye ile çok değerli stratejik bağları olan Fransa'nın Kıbrıs ve Yunanistan uğruna Ankara'yı kaybetmeyi göze almasının yaratacağı jeopolitik, siyasi ve ekonomik risklerdir. Bu bağlamda, Fransa'nın Kıbrıs konusunda daha dengeli bir çizgi izlemesi şarttır. Bunu ise sanıyoruz sonraki Fransız Cumhurbaşkanı gerçekleştirecektir. 

Kapak fotoğrafı: Knews

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: