14 Nisan 2025 Pazartesi

Amerikalı Ünlü İktisatçı Prof. Dr. Jeffrey Sachs'ın 4. Antalya Diplomasi Forumu'na Damga Vuran Konuşması

 

Giriş

Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden olan Antalya'da, politika yapıcılar, diplomatlar, iş insanları ve akademisyenler arasında diplomasi, politika ve ticaret konularında fikir ve görüşlerin paylaşıldığı üst düzey bir toplantı olarak hayata geçirilen Antalya Diplomasi Forumu (Antalya Diplomacy Forum), bu yıl 11-13 Nisan tarihlerinde dördüncü kez başarıyla düzenlenmiştir.

155 ülkeden 6.000'i aşkın katılımcının ağırlandığı ve "Ayrışan Dünyada Diplomasiyi Sahiplenmek" temasıyla Antalya Belek'te yapılan 4. Antalya Diplomasi Forumu'na (ADF-2025) katılan üst düzey konuklar arasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, Gine Bissau Cumhurbaşkanı Umaro Sissoco Embalo, Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani-Sadriu, Sierra Leone Cumhurbaşkanı Julius Maada Bio, Somali Cumhurbaşkanı Hassan Sheikh Mohamud, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı Rossen Dimitrov Jeliazkov, Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, Gürcistan Başbakanı Iraklı Kobakhidze, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman bin Casim El Sani, KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Libya Başbakanı Abdul Hamid Dbeibeh, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Moldova Başbakanı Dorin Recean, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AGİT Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Karim Khan ve Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol gibi isimler dikkat çekmiştir.

Türkiye'nin artan dış ticaret ve dış politika gündemine paralel olarak Council on Foreign Relations, Chatham House ve Valdai Kulübü gibi başarılı benzerleri örnek alınarak oluşturulan Antalya Diplomasi Forumu'nun 2025 yılı etkinliği ise Amerikalı ünlü İktisat Profesörü Jeffrey Sachs'ın konuşması damgasını vurmuştur. Bu yazıda, Sachs'ın konuşmasından satır başları özetlenecek ve değerlendirilecektir.

Prof. Dr. Jeffrey Sachs Kimdir?

Ülkesi ABD'deki prestijli yükseköğretim kurumlarından olan Columbia Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü ve İktisat Profesörü olan Jeffrey Sachs, daha önce Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan ve Ban ki-mun'un danışmanlıklarını yapmış önemli bir bilim insanıdır. BM Milenyum Projesi'nin Direktörü olan ve yoksulluğun azaltılması, borçların silinmesi ve hastalıkların kontrol altına alınması gibi konularda uluslararası çalışmalarıyla tanınan Sachs, aynı zamanda ünlü TIME dergisi tarafından açıklanan "Dünyanın En Etkili Kişileri" listesine birden çok defa giren tek akademisyen olarak da dikkat çekmektedir. Latin Amerika ülkeleri, Doğu Avrupa ülkeleri, eski Yugoslavya devletleri, eski SSCB devletleri ve Afrika hükümetlerine yönelik olarak verdiği ekonomik danışmanlıklarla da bilinen Sachs, son dönemde ise ABD'nin dış politikasına yönelik eleştirileriyle sivrilmektedir.

Prof. Dr. Jeffrey Sachs'ın Konuşması: Suriye'de Olanların Sorumlusu Kim?

Prof. Dr. Jeffrey Sachs, etkinliğe damga vuran Suriye konulu konuşmasına, Arap Baharı sürecinde Suriye'de başlayan kanlı iç savaşın sorumlusunun Suriye Devleti ve önceki hükümeti (Beşar Esad) olmadığını iddia ederek, tüm bu savaşın sorumluluğunun ülkesi ABD'ye ve o dönemde ABD'de görev yapan üst düzey yöneticilere ait olduğunu iddia ederek başlamıştır. İsrail karşıtı politikaları nedeniyle Beşar Esad ve BAAS yönetiminin devrilmesine İsrail etkisiyle 2011'de Washington'da karar verildiğini söyleyen Sachs, İsrail'de yıllardır iktidarda olan Benyamin Netanyahu hükümetinin İsrail'i güvenceye almak için diğer ülkeleri savaştırmak ve İsrail'e bazı konularda karşı olan hükümetleri devirmek temelinde bir stratejik vizyonunun olduğunu iddia ederek, Barack Obama'nın Başkanlığı (2011-2017) döneminde İsrail'in isteğiyle Washington'ın "Timber Sycamore Operasyonu"nu (Kereste Çınarı Operasyonu) devreye soktuğunu söylemiş ve bir anda tüm dinleyicileri hayretlere düşüren şok açıklamalarda bulunmuştur.

Konuşmasına daha sonra ABD'nin Esad hükümetini devirmek için cihatçı teröristlere yönelik eğitim ve silah desteği sağladığını iddia ederek devam eden Sachs, ABD'nin bu kaos politikası neticesinde ise 14 yıl içerisinde 600.000 kişinin öldüğünü ve Suriye'nin büyük bir karışıklığa sürüklendiğini ifade etmiştir. ABD'nin bu politikasının gecikmeye rağmen başarılı olduğunu da iddia eden Sachs, radikal İslamcı güçlerin Suriye'de yönetimi ele geçirdiklerini söylemiş ve Suriye'deki yeni yönetime yönelik sıcak mesajlar vermemiştir. Bunları ifade etmesinin sebebinin CIA'in bölgeye yönelik politikaları devam etmesi halinde ve bölge ülkeleri arasında gerçek bir barışçıl diplomasi başlamadığı sürece bu sorunların yeniden yaşanabileceğini göstermek olduğunu söyleyen Amerikalı ünlü Profesör, ABD ve İsrail'in bölgeyi askerileştirme faaliyetleri devam ettiği sürece Ortadoğu'ya asla barış gelemeyeceğinin altını çizmiştir. İsrail'in Suriye'deki iç savaşı dışında Lübnan, Irak, Libya, Somali, Sudan ve Güney Sudan'da da savaş koşulları oluşturmaya çalıştığını kaydeden Sachs, ABD'nin de İsrail'e her koşulda destek sağladığını ve İsrail'in bu sayede planlarını hayata geçirebildiğini iddia etmiştir. Amerikalı General Wesley Clark'ın bu konuda 2001 yılında bir liste bile verdiğini ve Washington ile Tel Aviv'in "5 Yılda 7 Savaş" planını uygulamaya soktuğunu ifade eden Jeffrey Sachs, henüz gerçekleştirilemeyen tek savaşın ise ABD/İsrail-İran Savaşı olduğunu söylemiştir. İsrail'in halen bu savaşı çıkarmaya gayret ettiğini söyleyen Amerikalı bilim insanı, ABD'nin farklı davranması halinde bu savaşların çıkmayabileceğini, ama Washington'ın her seferinde İsrail'in planlarına destek olmayı tercih ettiğini vurgulamıştır.

ABD'nin İsrail etkisiyle bölgede hangi rejimlerin devam edip etmeyeceğine dair karar verici şekilde hareket ettiğini düşünen Prof. Dr. Jeffrey Sachs, bunun ise bölgede barış şansını yok ettiğini, zira İsrail'in rakiplerini zayıflatmak için daima askeri ve savaş politikalarını tercih ettiğini söylemiştir. Bu şekilde ülkesinin İsrail'e olan koşulsuz desteğini ve ABD'nin halen Filistin Devleti'ni tanımamasını da eleştiren Sachs, bugün Gazze'de işlenen soykırımın ABD'nin suçu olduğunun da altını çizmektedir. Bölgenin barışa çok ihtiyacı olduğunu ama geçmişte İngiltere ve günümüzde ABD ve İsrail'in buna izin vermediğini düşünen Amerikalı prestijli akademisyen, bu şekilde herkesi düşündüren çok önemli bir konuşmaya imza atmıştır. 

Yorum

Prof. Dr. Jeffrey Sachs'ın konuşması başta biraz komplo teorisi vari algılansa da, Amerikalı bilim insanın BM Genel Sekreterlerine danışmanlık yapmış ve dünyanın birçok ülkesinde siyasal elitlerle birlikte bulunmuş çok önemli bir kişi olduğu da düşünüldüğünde, bu söylediklerini çok ciddiye almak ve ABD'nin artık katliamlara ve savaş suçlarına izin veren politikalarını değiştirmesi için baskı yapmak gerektiği de ortadadır. Zira bugün Gazze'de yaşananlar artık İkinci Dünya Savaşı'nın Nazi zulmünü anımsatan dayanılmaz bir seviyeye ulaşmıştır. Bunu görmezden gelmek ise, kuşkusuz, insanlık vicdanını kanatmakta ve uluslararası sistemi zayıflatmaktadır.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Suriye'de yaşanan 14 yıllık iç savaş sonrasında bugün yeni kurulan yönetime de şans vermek ve işleri toparlamasına yardımcı olmak gerekmektedir. Çünkü bölge halklarının yeni bir savaşı kaldıracak güçleri kalmamıştır. Ayrıca şunu da eklemek gerekir ki, ABD ve Batılı ülkelerde devletlere yönelik bu tarz eleştirileri yapmak mümkünken, Profesör Sachs'ın destek verdiği otoriter/totaliter rejimlerde rejim karşıtı eleştiriler yapanların başına hoş şeyler gelmemektedir. Oysa tüm hatalarına rağmen ABD'de, İsrail'de ve genel olarak Batı dünyasında rejime yönelik eleştiriler yapmak, hatta bu şekilde geçmiş devlet planlarını bile ifşa etmek mümkündür. Bu da, bu ülkelerin demokrasi ve insan hakları sicillerinin daha iyi olduğunu göstermektedir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

13 Nisan 2025 Pazar

AB'nin Orta Asya Açılımı ve Türk Devletlerinin Güney Kıbrıs'a Büyükelçi Atama Telaşı

 

Geçtiğimiz günlerde Türkiye basını ve uluslararası basın-yayın kuruluşlarına düşen Türk Devletleri Teşkilatı üyesi Kazakistan (tam üye), Türkmenistan (tarafsızlığa dayalı dış politika prensibi nedeniyle yalnızca gözlemci üye) ve Özbekistan (tam üye) gibi Türk devletlerinin Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla dünyada kabul gören Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne birbiri ardına hızla bir şekilde Büyükelçi atamaları konusu, bu devletlerin TDT'nin gözlemci üyesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye ile ilişkilerinde yaşanan bir gerilimden ziyade, Avrupa Birliği'nin (AB) Orta Asya bölgesindeki Türk devletlerine yönelik olarak geliştirdiği yeni ortaklık politikasının doğal bir sonucu olarak algılanmalı. Bu yazıda, AB'nin Orta Asya açılımını ve Türk devletlerinin bu sürece eklemlenerek Güney Lefkoşa ile ilişkilerini geliştirme isteklerini değerlendireceğim.

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) başına yeniden Donald Trump'ın geçmesi ve Trump'ın içe dönük milliyetçi politikaları nedeniyle Transatlantik ilişkilerde yaşanan pürüzler nedeniyle son dönemde "stratejik özerklik" eğilimlerinin daha da belirgin ve güçlü hale geldiği AB'de, son dönemlerde, Avrupa Komşuluk Politikası'nın (ENP) geleneksel ve doğal nüfuz alanları olan Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Kafkasya dışında Orta Asya'nın da büyük önem kazandığı yadsınamaz bir gerçek. Öyle ki, Rusya ile Ukrayna üzerinden bilek güreşine devam eden AB, bu şekilde Moskova'nın "arka bahçesi" olarak nitelendirilen bir bölgede aktif hale gelmek ve Washington'ın yüksek gümrük tarifeleri ile küresel ticareti akamete uğrattığı bir dönemde yeni pazarlara erişim sağlamak istiyor. İşte bu kapsamda, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in ev sahipliğinde 4 Nisan 2025 tarihinde düzenlenen Birinci AB-Orta Asya Zirvesi, önemli gelişmelere sahne oldu. AB'yi Avrupa Komisyonu Ursula von der Leyen'in temsil ettiği zirve sonucunda, AB'nin Küresel Geçit yatırım programı kapsamında Orta Asya bölgesine yönelik olarak 13,2 milyar dolarlık (12 milyar euro/avro) bir destek paketi başlattığı duyuruldu. Bu paket kapsamında AB'nin ulaştırma (3 milyar euro), kritik hammaddeler (2,5 milyar euro), su, enerji ve iklim (6,4 milyar euro) ile dijital bağlantı alanlarındaki bazı projeleri finanse edeceği ve bu konuda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın (EBRD) bölge ülkelerine destek sağlayacağı açıklandı

Ayrıca, Zirve sonucunda yayınlanan bildiride, AB ile Orta Asya devletleri arasındaki ilişkilerin "stratejik ortaklık" seviyesine yükseltiği (1. madde) ilan edildi. Mirziyoyev ve von der Leyen dışında AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadık Caparov, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ve Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhammedov'un da katıldıkları Zirve, Brüksel ile Orta Asya'daki devletler arasında yeni bir ortaklığın başlangıcı olarak dikkat çekti. 

AB'nin bölge ülkelerinin gelişimi açısından önemli kıymetteki yatırım planı ve Rusya'nın Gürcistan (2008) ve Ukrayna (2014, 2022-) müdahaleleri sonrasında Moskova'ya karşı tehdit algılaması geliştiren bölge ülkelerine yönelik dostane yaklaşımı sonrasında dikkat çeken bir diğer gelişme ise, Zirve sonrası yayınlanan bildirinin 4. maddesinde Türk devletleri Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın KKTC'nin kurulmasını kınayan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 541 ve 550 sayılı kararlarına bağlı kalacaklarını açıklamaları ve bu doğrultuda hemen harekete geçerek Güney Lefkoşa'ya Büyükelçi atamaları oldu. Bu şekilde zaman zaman milliyetçi çevrelerde gündeme getirilen KKTC'nin Türkiye'nin yakın ilişkiler içerisinde olduğu Türk devletlerine tanıtılması fikrinin gerçekçi olmadığı yönündeki algı güçlenirken, 2017'de Crans-Montana görüşmelerinin sonuçsuz kalması ardından "iki devletli çözüm" formülünü benimseyen Türkiye'nin duruşu da reel politik açısından daha sorunlu hale geldi. 

Gelişmeler karşısında şu sıralar Suriye özelinde daha yoğun ve acil bir gündemi olan Türkiye'deki yetkililerden herhangi bir açıklama henüz yapılmazken, yine de Ankara'nın gidişatı yakından takip ettiği ve gelişmeleri endişeyle izlediği belirtilebilir. Zira bu gelişmeler hem Türkiye'nin aslında hiçbir zaman tam anlamıyla uygulamaya çalışmadığı "iki devletlilik" tezi bağlamında bir geri adımı, hem de KKTC iç siyasetinde Ankara'nın açık destek verdiği milliyetçi Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Türkiyeli göçmenlerin desteklediği sağcı-milliyetçi Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) 2025 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yaşadığı prestij kaybını işaret ediyor. Bu sürecin devamı halinde, Ankara'nın nüfuz politikaları adada halen çok etkili olsa da, en geç 12 Ekim 2025'te düzenlenmesi gereken seçimlerde adada federal çözümü savunan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) (büyük ihtimalle adayları Tufan Erhürman olacak) veya Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) (adayları Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı olabilir) gibi siyasal oluşumların adaylarının seçimi kazanması sürpriz bir gelişme olmayabilir. Bu nedenle, gelişmeler sadece Orta Asya jeopolitiği değil, Türkiye'nin yakın coğrafyasındaki güç mücadelesi açısından da önemli.

Bu gelişmeleri akademik açıdan iyi takip ederek, önümüzdeki dönemde medyada komplo teorilerine kapılmadan serinkanlı yorumların yapılmasını ve Türkiye'nin geleneksel dış politika eğilimlerini de unutmamasını diliyoruz.

Kapak fotoğrafı: Anadolu Ajansı

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

9 Nisan 2025 Çarşamba

ABD'nin Yeni Ankara Büyükelçisi Olarak Atanan Tom Barrack'ın Senato Oturumundaki Performansı

 

Giriş

Yeniden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı seçilen Donald J. Trump, Beyaz Saray ve Oval Ofis'e girer girmez uluslararası medyanın ve diğer devletlerin büyük ilgisini ve zaman zaman da tepkisini çeken uygulamalarına başlamış; ABD'ye yönelik kayıtdışı göçü durdurmak konusunda sert tedbirler almış, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Gazze krizi konusunda akan kanı önlemek adına diplomatik girişimlerini hızlandırmış ve ABD'deki artan işsizlik ve sanayisizleşme sorununa çözüm olarak da yüksek tarife politikalarına dayalı yeni ekonomi vizyonunu ortaya koymuştur. Trump, yeni dönemde kritik bir müttefik olarak gördüğü Türkiye'ye de yakın arkadaşı ve başarılı bir işadamı olan Thomas Joseph Barrack'ı (kısaca Tom Barrack) atamıştır. Geçtiğimiz gün Senato'da oturuma katılan deneyimli iş insanı, bir aksilik olmazsa Senato onayını alarak yakında Ankara'da göreve başlayacak ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a güven mektubunu sunduktan sonra da diplomatik aktivitelerini hızlandıracaktır.

Bu yazıda, önce Tom Barrack'ın hayat hikâyesine kısaca değinilecek, daha sonra da Barrack'ın ABD Senatosu oturumunda Türkiye hakkında söyledikleri özetlenerek yorumlanacaktır.

Tom Barrack'ın Kısa Biyografisi

1947 doğumlu deneyimli bir iş insanı olan Tom Barrack, Lübnan asıllı Hıristiyan Arap bir ailenden gelmekte ve iyi düzeyde Arapça konuşmaktadır. Barrack'ın büyükanne ve büyükbabası 1900 yılında Lübnan'ın Zahlé şehrinden ABD'ye göçmüş ve California'ya yerleşmiştir. Barrack da küçüklüğünde Culver City'de yaşamış ve bakkal bir baba ile sekreter bir annenin çocuğu olarak orta sınıf bir yaşama sahip olmuştur.

1969 yılında Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden (USC) BA derecesini alan Tom Barrack, üniversite yıllarında okulun rugby takımında da oynamıştır. Daha sonra USC Gould Hukuk Fakültesi'ne giden ve burada Güney Kaliforniya Hukuk Dergisi'nin editörlüğünü yapan Barrack, 1972'de ise San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Hukuk Doktoru derecesini almıştır.

Tom Barrack'ın ilk iş tecrübesi ise Cumhuriyetçi Başkan Richard Nixon'ın kişisel avukatı olan Herbert W. Kalmbach'ın hukuk firmasında olur. 1972'de firma Barrack'ı Arapça bilgisi nedeniyle Suudi Arabistan'a gönderir ve Barrack da Arabistan'da kısa süre içerisinde bir Suudi prensinin ortağı olur. Daha sonra krallıkta Fluor Corporation ve Suudi prensleri için çalışan Barrack, yatırımcı Lonnie Dunn'ın talebi üzerine o zamanlar Jean-Claude Duvalier tarafından yönetilen Haiti ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin açılmasına da yardımcı olmuştur.

Bu süreçte zenginleşen Barrack, ülkeye döndükten sonra ise 1982'de Ronald Reagan yönetiminde James G. Watt'ın başında olduğu Amerika Birleşik Devletleri İçişleri Bakanlığı'nda müsteşar yardımcısı olarak görev yapar. 1987'de Robert M. Bass Group'ta müdür olan Barrack, 1985'te ise Donald Trump'a Alexander's mağazalarının beşte bir hissesini satarak ilk kez onunla iş yapar ve kişisel dost haline gelir. 1988'de, Donald Trump, Plaza Hotel'in tüm mülkiyeti için Barrack'a 410 milyon dolar ödemeyi kabul eder. 1990 yılında, Barrack, Bass ve GE Capital'in ilk yatırımlarıyla ve daha sonra Eli Broad, Merrill Lynch ve Koo Chen-fu'nun yatırımlarıyla Colony Capital'i kurar. Barrack, federal Resolution Trust Corporation da dahil olmak üzere sıkıntılı mülklere odaklanarak ilk iki yılında yüzde 50 kâr elde eder. Tom Barrack, bu dönemde Ortadoğu'daki gayrimenkullere yaklaşık 200 milyon dolar ve batık Alman gayrimenkul kredilerine de 534 milyon dolar yatırım yapar. Ayrıca bir zamanların süperstarı Michael Jackson'ın evi olan Neverland Çiftliği'ni satın alır. Bu dönemde, Barrack, Colony Capital aracılığıyla Asya'daki Fairmont Raffles Hotels International otel zincirinden Sardunya'daki Aga Khan'ın eski tatil köyüne, Resorts International Holdings'den One&Only Resorts'a kadar 25 milyar dolarlık devasa bir varlık portföyünü yönetmeye başlar ve ABD'nin sayılı zenginleri arasına girmeyi başarır.

Bu şekilde çok zenginleşen ve ABD ve dünyanın birçok coğrafyasındaki zengin ve önemli kişilerle güçlü dostluklar kuran Barrack, 40 yıldır tanıdığı Donald Trump'ı da ilk Başkan adayı olduğu dönemden itibaren aktif şekilde destekler ve onun en güvendiği isimlerden biri haline gelir. Trump için aktif şekilde bağış da toplayan Barrack, buna karşın Trump'a desteği nedeniyle bazı çevrelerin hedefi haline gelir ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adına yürüttüğü lobi faaliyetlerindeki bazı düzensizlikler iddiasıyla 2021'de yargılanmaya başlar. Ancak kısa sürede tüm suçlamalardan beraat eden Barrack, bu şekilde kendisini temize çıkarır. Barrack, Başkan Trump'ın yeniden seçilmesi sonrasında ise en kritik görevlerden biri olan Ankara Büyükelçiliğine layık görülür.

Tom Barrack'ın Senato Performansı

Senato'daki oturumun giriş bölümünde, öncelikle Türkiye'nin değerli bir NATO üyesi olarak ABD açısından önemine vurgu yapan Tom Barrack, bu ülkenin Asya, Avrupa ve Ortadoğu'nun kesişimindeki kıymetli jeopolitik konumuna da değinmiştir. Türkiye'nin NATO'ya katkılarının sayısız olduğunu söyleyen Amerikalı Büyükelçi adayı, IŞİD'e karşı mücadelede de Ankara'nın önemini bilhassa vurgulamıştır. Türkiye'nin Ukrayna'ya insansız hava araçları desteği ve Tahıl Koridoru Anlaşması'ndaki çabalarına da övgüyle değinen Barrack, Montrö Sözleşmesi sayesinde Ankara'nın Boğazlardan geçişi düzenleyen yegane devlet olduğunu da sözlerine eklemiştir. Barrack, ek olarak, Türkiye'nin Başkan Trump'ın NATO'ya katkı konusunda bütçe arttırımı talep eden yaklaşımlarını da desteklediğini hatırlatmıştır. Barrack, ayrıca, iki ülke Başkanı'nın hedefledikleri 100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmak konusunda her iki devletin çaba gösterdiklerini de ifade etmiştir. Barrack, giriş bölümündeki konuşmasını ise "bir şiir ülkesi" olarak tanımladığı Türkiye ve ülkesi ABD'ye ithaf ettiği ve kendi hayatıyla da alakalı olduğunu söylediği bir şiirden alıntıyla tamamlamıştır:

Türkiye'nin güneşli dağlarından,

Amerika'nın geniş ovalarına kadar,

Yetiştirilmemizin beşiği, bir yuva...

Boğaz'dan esen bir esinti,

Ağaçlardan sarkan fındıklar,

Simit, peynir ve zeytin masaları...

Sumağın keskin tadı,

Adaçayının kokusu,

Yanan odunun yumuşak aroması,

Yine de mirasımızın yankısından,

Yetiştirilme biçimlerimizle şekillenen bir sığınaktan, içimizde kıpırdayan kokulardan,

Hâlâ tadını çıkarabildiğimiz kadim bir varlığın lezzetlerinden çok uzakta dolaşıyoruz.

Tüm bunlar bu güzel, inanılmaz, özgür, müreffeh ve güvenli Amerika'da güneşlenmemize izin verildiği için.

****************************************************************

Daha sonra oturumda Büyükelçi adayına Türkiye ile ilişkileri ve bu ülkeye yaklaşımı konusunda çeşitli sorular sorulmuştur. Senatör James Risch'in Türkiye ile önceki bağlantıları konulu sorusuna dair, Tom Barrack, daha önce bir iş insanı olarak Türkiye ile çeşitli bağlantılar kurduğunu ve bu bağlamda bu ülkede hep saygıyla karşılandığını ifade etmiş ve Türkiye'nin Baharat Yolu'nun devamı niteliğinde birçok kültüre ve gelişmiş ticaret geleneğine sahip olduğunu vurgulamıştır. Büyükelçi olarak yeni dönemde Türkiye ile ilişkileri geliştirmek konusundaki fırsatlara odaklanacağını belirten Barrack, Türk hükümetinin önceliklerini de inceleyerek ABD'nin bu ülkeyle ilişkilerindeki önceliklerini belirleyeceğini söylemiştir. Bu konularda Başkan Trump'ın barış, refah ve güvenlik ilkelerine uygun hareket edileceğini belirten Tom Barrack, "çok sayıda budanacak ağaç var" (lots of wood to cut) ifadesiyle sanki Türkiye'deki inşaat ve emlak sektörüne de mesaj vermiştir.

Daha sonra Senatör Dave McCormick'in Suriye özelinde terörle mücadele konusundaki sorusuna dair yine Türkiye'nin önemine değinen Tom Barrack, kaos durumlarının fırsata çevrilebileceği yönündeki ilginç tespitinin ardından Şii hilali ve İslam Devleti risklerine dair ABD, İsrail ve Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda hareket edilebileceğini belirtmiştir. IŞİD'in Suriye'de halen 10.000 mahpus ve aileleriyle birlikte 35.000 kişilik mevcudiyetine dikkat çeken Amerikalı diplomat, ABD'nin Türkiye ile paralel olarak terör örgütü kabul ettiği ama IŞİD'le mücadele konusunda ABD'ye yardımcı olan PKK'nın Suriye'deki uzantılarının (PYD/YPG) varlığının da durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ifade etmiştir. Ayrıca İsrail'in de Golan Tepeleri'nden içeri girerek Dürzi bölgesinde bu süreçte etkin hale geldiğini hatırlatan Barrack, bu parametreler doğrultusunda yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmaya çalışacağını söyleyerek soruya cevap vermiştir. 

Daha sonra Senatör Jacky Rosen'in Türkiye-İsrail ilişkileri ve Ankara'nın Hamas'ı bir terör örgütü olarak kınamaması, hatta son yıllarda anti-Semitik politikalar izlemesi konusundaki suçlayıcı ve sert sorusuna cevap veren Tom Barrack, Türkiye hükümetiyle ilişkiler konusunda yeni dönemde amaçlarının ne olduğuna dair sürekli diyalog, baskı ve odaklanma yöntemlerinin kullanılacağını vurgulayarak, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin düzeltilmesi yolunda adımlar atılacağını ima etmiştir. 

Senatör Steve Daines'in Türkiye ile ticaret konusundaki sorusuna cevaben ise, Amerikalı iş insanı, İpek Yolu ve Baharat Yolu'nun kesişiminde Doğu-Batı hareketliliğini sağlayan önemli bir merkez olan Türkiye'nin ekonomik ilişkiler bağlamında çok önemli bir ülke olduğunu belirterek, bilhassa ulaşım ve imalat sektörlerini vurgulamıştır. Enerji konusunu da vurgulayan Barrack, Ankara'ya yeni dönemde daha yoğun şekilde LNG satmak istediklerini de belirten ifadeler kullanmıştır. Bu bağlamda Türkiye'nin Avrupa'ya enerji arzı konusundaki kritik konumuna dair önemli vurgular yapan Barrack, bu bağlamda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de daha önce belirttiği "enerji/doğalgaz merkezi" yaklaşımına uygun bir üslup benimsemiş ve Türkiye'nin merkezde yer alacağı bir ekonomik rota ile Çin'in Yeni İpek Yolu (Kuşak Yol Projesi) girişiminin de bir süre engellenebileceğini ifade etmiştir. Barrack, iki ülke lideri Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından ifade edilen 100 milyar dolarlık yıllık ticaret hacmi hedefini de bir kez daha gündeme getirmiştir. 

Son olarak, Senatör Ted Cruz'un Uluslararası Ceza Mahkemesi-ICC'nin İsrail Başbakanı Netanyahu hakkındaki kararı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uluslararası mahkemeyi destekleyen yorumlarına dair sorusuna cevap veren Tom Barrack, Başkan Trump'ın direktifleri ve politikaları doğrultusunda verilen politikaları uygulayacağını ve kendisinin politika yapmayacağını  söyleyerek yetinmiş ve tartışmalı alanlara girmek istememiştir.

Sonuç

Konuşmanın genel bir değerlendirmesi yapıldığında, ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi olması beklenen Tom Barrack'ın bölge dinamikleri hakkında yeterli ölçüde bilgi sahibi, güncel gelişmeleri takip eden dikkatli ve ölçülü konuşmalar yaptığı ve Başkan Trump'ın dış politika çizgisine uygun hareket etmeye çalıştığı (örneğin Rusya'ya daha sıcak, Çin'e daha mesafeli yaklaşım) söylenebilir. Bu bağlamda, Barrack'ın Türkiye-İsrail ilişkilerini yeni dönemde rayına sokmak konusunda girişimlerde bulunacağını düşünülebilir. Nitekim Başkan Trump'ın önceki gün İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşmesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik övgü dolu sözleri de bu algıyı pekiştirmektedir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

7 Nisan 2025 Pazartesi

Özgür Özel réélu président du CHP

 

Le Parti républicain du peuple (CHP) pro-laïque, principal parti d'opposition de Turquie et entité politique la plus importante selon les résultats des élections locales de 2024, a tenu un congrès extraordinaire la veille (6 avril 2025) contre le risque qu'un administrateur (kayyum) soit nommé à la direction du parti sur la base d'accusations liées au congrès ordinaire de 2023 du parti.

Özgür Özel a obtenu 1 171 voix lors du congrès qui s'est tenu dans la capitale Ankara, où un total de 1 323 délégués inscrits étaient présents. 105 votes n'étaient pas valables. Özel est entré dans la course à la présidence en tant que seul candidat. En fait, le célèbre acteur Berhan Şimşek a également atteint le nombre de signatures requis pour se présenter à la présidence. Cependant, Şimşek n'ayant pas déposé sa candidature dans les délais, la course à la présidence s'est poursuivie avec un seul candidat. Şimşek, furieux de la situation, reproche à Özgür Özel et aux membres de son parti d'avoir plus servi le parti qu'Özel. Lors du congrès, qui s'est tenu à un moment extraordinaire où le candidat présidentiel du parti et maire d'Istanbul, Ekrem İmamoğlu, était en prison, les membres du parti ont montré leur confiance dans le leadership d'Özgür Özel dans ce processus. L'ancien président Kemal Kılıçdaroğlu n'a pas non plus pu annoncer sa candidature en raison de pressions et a seulement assisté à la convention.

Après le congrès, on peut dire que le CHP a retrouvé le moral et augmenté ses chances de pouvoir. Cependant, étant donné le pouvoir disproportionné du gouvernement en Turquie et la réticence du président Recep Tayyip Erdoğan et de l'opposition à faire des compromis en toutes circonstances, il peut être difficile d'affirmer que des jours calmes attendent le pays. Bien que les protestations d'İmamoğlu et les manifestations étudiantes qui ont débuté à Saraçhane se soient un peu ralenties ces derniers jours, je prédis que la politique en Türkiye se poursuivra dans un climat rude dans l'environnement polarisé actuel. Peut-être qu'avec l'arrivée de l'été, la tension s'apaisera un peu. Le gouvernement, quant à lui, se concentrera sans aucun doute sur le démantèlement du PKK et sur le processus de paix avec le leader du PKK, Abdullah Öcalan, à la fois pour assurer la candidature d'Erdoğan à un troisième mandat et pour reconquérir le vote kurde. Il est également possible que le régime actuel devienne permanent grâce à une nouvelle constitution. Le CHP, quant à lui, utilisera son image de victime et İmamoğlu, qui a été massivement popularisé par les manifestations, pour préparer les prochaines élections et pousser le gouvernement à organiser des élections anticipées.

Enfin, en raison de la situation d'Ekrem İmamoğlu, il est désormais possible de dire qu'Özgür Özel a de sérieuses chances de se présenter aux prochaines élections présidentielles. Le maire métropolitain d'Ankara, Mansur Yavaş, est un autre favori. Cependant, ces derniers jours, Yavaş a fait des déclarations indiquant qu'il n'était pas prêt à se présenter. L'attitude impitoyable du régime à l'égard de ses opposants politiques pourrait contraindre Yavaş à agir avec retenue. Quoi qu'il en soit, dans un contexte électoral équitable, les chances que le candidat du CHP remporte l'élection sont très élevées. Pour réussir, le gouvernement Erdoğan doit maintenant mettre cet incident derrière lui et obtenir des succès en matière d'économie et de politique étrangère. Pour être honnête, des signaux positifs proviennent de l'administration de Donald Trump aux États-Unis. Mais je suppose que Washington aura aussi des conditions pour aider Erdoğan à rester au pouvoir et à réparer l'économie, ce qui, je pense, serait le soutien à l'autonomie kurde en Syrie et des liens étroits avec Israël dans la nouvelle ère. L'Union européenne (UE) a également réagi moins durement que prévu dans ce processus, car elle s'inquiète de la poursuite de l'alignement de la Turquie sur la Russie, mais il est toujours important de noter que la démocratie doit être pratiquée dans des conditions minimales afin d'améliorer les relations avec Bruxelles. La Russie et les pays du BRICS, quant à eux, continueront selon moi à se ranger du côté d'Erdoğan et ne préféreront pas un changement soudain de la position d'Ankara.

Note : La photo de couverture représente notre espoir de voir les deux plus grands partis collaborer pour résoudre les graves problèmes de la Turquie dans la nouvelle ère.

Prof. Ozan ÖRMECİ


Özgür Özel re-elected CHP chairman

 

The pro-secular Republican People's Party (CHP), Türkiye's main opposition party and the most substantial political entity according to the results of the 2024 local elections, held an extraordinary congress the previous day (April 6, 2025) against the risk of a trustee (kayyum) being appointed to the party leadership based on accusations related to the party's 2023 ordinary congress. The party's current (8th) chair Özgür Özel won the convention easily. 

Özgür Özel received 1,171 votes at the congress held in the capital Ankara, where a total of 1,323 registered delegates were present. 105 votes were invalid. Özel joined the race for the presidency as the only candidate. In fact, famous actor Berhan Şimşek also reached the required number of signatures to run for the presidency. However, Şimşek failed to submit his application on time, so the presidential race continued with a single candidate. Şimşek, angry at the situation, reproached Özgür Özel and his party members, claiming that he had served the party more than Özel. At the congress, which was held at an extraordinary time when the party's presidential candidate and Istanbul Mayor Ekrem İmamoğlu was in jail, the party members showed their confidence in Özgür Özel's leadership in this process. Former chairman Kemal Kılıçdaroğlu was also unable to announce his candidacy due to pressure and only attended the convention.

After the congress, it is possible to say that the CHP has regained its morale and increased its chances of power. However, given the disproportionate power of the government in Türkiye and the unwillingness of President Recep Tayyip Erdoğan and the opposition to compromise under any circumstances, it may be difficult to argue that calm days await the country. Although İmamoğlu protests and the student demonstrations that started in Saraçhane have slowed down a bit in recent days, I predict that politics in Türkiye will continue in a harsh climate in the current polarized environment. Maybe with the onset of summer, the tension may ease a bit. The government on the other hand will undoubtedly focus on the dismantling of PKK and the peace process with PKK leader Abdullah Öcalan, both to ensure Erdoğan's candidacy for a third term and to win back the Kurdish vote. There is also the possibility of making the current regime permanent with a new constitution. CHP on the other hand, will use its victim image and İmamoğlu, who has been massively popularized by the protests, to prepare for the next elections and push the government for early elections.

Finally, due to the situation of Ekrem İmamoğlu, it is now possible to say that Özgür Özel has a serious chance to run for President in the next election. Ankara Metropolitan Mayor Mansur Yavaş is another favorite. However, in recent days, Yavaş has made some statements indicating that he is cold to run. The regime's ruthless attitude towards its political opponents may be forcing Yavaş to act with restraint. In any case, in a fair election environment, the chances of the CHP candidate winning the election are very high. In order to succeed, the Erdoğan government now needs to put this incident behind it and achieve success in the economy and foreign policy. To be honest, positive signals are coming from the Donald Trump administration in the U.S. But I guess Washington will also have conditions to help Erdoğan stay in power and fix the economy, which I think would be the support for Kurdish autonomy in Syria and close ties with Israel in the new era. The European Union (EU) has also reacted less harshly than expected in this process, as it is concerned about Türkiye's further alignment with Russia, but it is still important to note that democracy must be practiced under minimum conditions in order to improve relations with Brussels. Russia and the BRICS countries, on the other hand, I think will continue to side with Erdoğan and will not prefer a sudden change in Ankara's position.

Prof. Ozan ÖRMECİ