15 Mayıs 2015 Cuma

Çin Demokratikleşebilir Mi?


Günümüzde dünya ekonomisinin en önemli parçalarından birini oluşturan, ancak halen Çin Komünist Partisi’nin tek parti yönetiminin devam ettiği Çin Halk Cumhuriyeti’nde, ilerleyen yıllarda nasıl bir yönetim biçiminin kurulacağı, akademik dünyada önemli bir tartışma ve araştırma konusudur. İyimserler, Çin’in ilerleyen yıllarda zenginleşmesinin ve sınıflı toplumun ortaya çıkışının doğal sonucu olarak bu ülkede bir demokratikleşme hamlesi öngörürken, karamsarlar, Çin’in tek parti sistemini etki alanına girecek diğer dünya ülkelerine dayatmasından endişe etmektedirler. Bu yazıda Karşılaştırmalı Politika alanının önemli uzmanlarından Larry Diamond’ın “Why China’s Democratic Transition Will Differ From Taiwan’s” ve Baogang He’nin “Working with China to Promote Democracy” makaleleri ışığında, Çin’in demokratikleşme imkanlarını tartışmaya açacağım.

Çin’i, demokrasiye geçişi başarmış Tayvan’la kıyaslayan Diamond, iki ülke arasındaki önemli farklılıklara dikkat çekmekte ve bu nedenle Tayvan modelinin Çin’de uygulanmasının zor olduğunu belirtmektedir.[1]

Nüfus
Elbette Çin Halk Cumhuriyeti denilince akla gelen ilk unsur; bu ülkenin 1,4 milyara yakın olan devasa nüfusudur. Çin, nüfus anlamında Tayvan’dan 60 kat büyüktür. Şu bir gerçektir ki, çok kalabalık ve geniş ülkelerde demokrasinin işlemesi daha zor ve zahmetlidir. Ancak kusurlarına rağmen, 1,2 milyar nüfusu olan ve gelecekte nüfus anlamında Çin’i geçeceği ifade edilen Hindistan’da demokrasinin uygulanabilmesi, bu noktada Çin’in nüfus argümanına sığınmasını geçersiz kılmaktadır. Kendine özgü kontrollü koşullar altında (burada ABD’deki gibi iki partili bir sistem daha cazip durmaktadır), elbette Çin’de de demokrasi peki hala uygulanabilir. Bu noktada elbette yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve Çin’de halihazırda bulunan 33 eyaletin kendi kendini yönetebilir hale getirilmesi, Çin devletinin elini güçlendirebilir. Ancak Çin Komünist Partisi ile Çin devleti içiçe geçmiş olduğu için, bu, ancak Komünist Parti’nin isteğiyle mümkün olabilir.        

Coğrafi Faktörler
Çin’in kurulu olduğu topraklar, Tayvan’ın 250 katıdır. Tayvan’da demokrasiye geçiş sürecinde yerel yönetimlere iyi penetre edebilen Tayvan devletinin aksine, Çin’de bu durumun gerçekleşmesi epey zor olabilir. Bu nedenle Çin Komünist Partisi ileri gelenleri, demokrasiye geçiş konusunda çekince sahibidirler. 1970’lerin sonlarında başlayan Tayvan’ın demokratikleşme sürecinde, milliyetçi Kuomintang (KMT) partisinin o dönemdeki lideri Chiang Ching-kuo, olumlu bir rol oynamış ve basın özgürlüğü ve diğer partilerin kurulmasına izin verilmesi gibi önemli reformlara imza atmıştır. Tayvan’ın “Sessiz Devrim” (Quiet Revolution) olarak adlandırılan bu reform süreci 1987 yılında sonuçlandırılmış ve 1996’da demokratik olarak seçilen ilk Tayvan Başkanı Lee Denghui ile, Tayvan demokrasiye geçişi başarıyla tamamlamıştır. Tayvan örneğinde bile 1978’den 1996’ya kadar süren oldukça uzun ve zahmetli bir dönüşümün gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu nedenle Çin Halk Cumhuriyeti demokrasiye geçiş kararı alsa bile, bunun ancak kontrollü, planlı ve yavaş yavaş gerçekleşmesi mümkün olabilir.   

Çin’in Ekonomik Mucizesinin Görünmeyen Yanları
Larry Diamond’a göre; Çin’in etkileyici ekonomik kalkınmasının arka planında, bu ülkede yeni ortaya çıkmaya başlayan çok önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan ilki, sınıfsal eşitsizliklerin artışıdır. Komünist bir partinin idaresindeki Çin’de, hızlı zenginleşen şehirli tüccar nüfus ile kırsal alanlarda yaşayan Çinliler arasında büyük bir gelir farkı ve yaşam tarzı uçurumu yaşanmaktadır. İkinci önemli sorun ise çevre kirliliğidir. Kontrolsüz ekonomik büyüme, beraberinde büyük çevre sorunlarını (özellikle büyük şehirlerdeki hava kirliliği) getirmektedir. Ancak Çin Başbakanı Li Keqiang’ın son açıkladığı ve ekonomik büyümeyi yüzde 7 ile sınırlamayı öngören ekonomik hedefler beyannamesinde, çevre sorunlarının üzerinde daha fazla durulacağının açıklanması, bu noktada ümit verici bir gelişme olarak değerlendirilebilir.[2] Üçüncü önemli sorun, Devlet Başkanı Şi Cinping’in ısrarla üzerine gitmeye çalıştığı artan yolsuzluk iddialarıdır. En son Bo Şilay olayı[3] ile medyatik hale gelen bu yolsuzluk sorunu, kimilerine göre ise Komünist Parti içerisindeki liberal kanadın muhafazakar kanadı tasfiye etme çabalarının bir sonucudur. Diamond’a göre, Çin’de son yıllarda organize suç ve mafya etkinliği de giderek artmaktadır. Bu nedenle bazı şehirlerde çağdaş yerel lordlar dahi ortaya çıkmıştır. Beşinci önemli sorun ise, büyük şehirlere göç eden on milyonlarca kırsal kesimden gelme genç nedeniyle artan genç işsizliği ve bunun yarattığı sosyal patlama riskleridir.

Zamanlama
Tayvan’la Çin’i demokratikleşme açısından kıyaslamaya devam eden Diamond, zamanlama açısından da Tayvan’ın şanslı bir döneme denk geldiğini ifade etmektedir. ABD ile Çin’in yakınlaşmasından (detant) sonra, bu ülke ile daha iyi geçinebilmek adına demokrasiye geçmeyi planlayan Tayvan, 1974-1988 yılları arasındaki Huntington’ın deyimiyle “üçüncü dalga” demokrasileri arasında yerini almış ve bu dönemin olumlu havasının semeresini görmüştür. Oysa günümüzde güvenlik politikaları yeniden ağır basmaya başlamış ve ABD ile Çin’in Asya’daki nüfuz mücadeleleri artmışken, Çin’den cesur demokratikleşme adımları beklemek oldukça saf bir yaklaşım olacaktır.

Çinli Liderlerin Demokrasiye Bakışı
Bunun yanında Çinli liderlerin demokrasiye bakışlarında da temel bir inançsızlık olduğu tespiti yapılmalıdır. Elbette bunun temel nedenleri, Çin’in eğitim seviyesi ve ekonomik ortalamasının henüz sağlıklı bir demokrasinin kurulmasına engel olabileceği yönündeki endişelerdir. Batı’daki gibi şirketler, bürokrasi (devlet) ve halk arasında oturmuş bir yönetim düzeni ve dengenin kurulması, Çin gibi devasa ülkelerde çok zor olabilir. En son Arap Baharı örneğinde görüldüğü üzere, demokratikleşme sürecinde yaşanan ve bazı ülkelerin bölünmesine ya da iç savaş yaşamalarına neden olan gelişmeler de, Çinli liderlerin teknokrasiye dayalı görüşlerini kuvvetlendirmekte ve demokrasi düşüncesini zayıflatmaktadır. Çin’in bölünmesinden (Tibet, Doğu Türkistan vs.) endişe eden Çinli liderler, bu nedenle gücü demokrasiye tercih etmektedir. Yakın geçmişte ABD Başkanları Bill Clinton’ın Tibet’e, George W. Bush’un da Tayvan’a verdiği destek, Çinli liderlerin bu görüşlerini güçlendirmektedir. Ayrıca Baogang He’nin dikkat çektiği bir unsur, demokratikleşme taleplerinin Çinli liderler tarafından genellikle “Batı’nın Çin’i karıştırmak için tasarlanmış bir oyunu” gibi algılanmasıdır.[4] Bu görüşe, halk da yoğun biçimde destek vermektedir. Örneğin, 2005 yılında Global Times’da yayınlanan bir ankette, Çin halkının yüzde 59’unun ABD’nin kendilerini çevrelemeye çalıştığını düşündükleri ve yüzde 79’unun ABD’ye olumsuz baktıkları sonucu ortaya çıkmıştır.

Demokrasi Olmamanın Dezavantajları
Bu zorluklara karşın, kontrollü de olsa bir demokrasiye geçmemenin de Çin’e çeşitli sorunlar yarattığı belirtilebilir. Örneğin, Çin’in bugün bölgede Güney Kore ve Japonya gibi önemli devletler tarafından bir tehdit olarak algılanmasında temel etken, bu ülkenin komünist tek parti sistemi ve bunun kendilerine de yayılmasından endişe eden bu ülke halklarıdır. Ayrıca elbette Batı kamuoyunda Çin’deki tek parti sistemi her zaman eleştiri konusu olmaya devam edecektir. Bu noktada demokratik bir rejimin inşa edilememesi, bu tarz eleştirilerin de artmasına ve ülkenin dış politikada gücünün azalmasına neden olmaktadır.

Sonuç
Tüm bu nedenlerle, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kısa ve orta vadede dışarıdan bir zorlama olmadan demokrasiye geçebileceğini düşünmek hatalı olacaktır. Bu yüzden, ABD açısından bu ülkeyi demokrasiye geçiş konusunda zorlamak yerine izlenebilecek daha iyi bir politika alternatifi, bu ülke ile birlikte çalışmak ve Çin dış politikasının agresifleşmesini engellemek olacaktır.          

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Kaynakça
[1] Diamond, Larry (2008), “Why China’s Democratic Transition Will Differ From Taiwan’s”, in Bruce Gilley & Larry Diamond eds., Political Change in China: Comparisons with Taiwan, Boulder, CO: Lynne Rienner Publishers, ss. 243-257, http://fsi.stanford.edu/sites/default/files/Gilley-PDF-11.pdf.
[3] Bu konuda bir yazı için; http://politikaakademisi.org/bo-silay-vakasi/.
[4] He, Baogang (2013), “Working with China to Promote Democracy”, CSIS, http://csis.org/files/publication/TWQ_13Winter_He.pdf.

14 Mayıs 2015 Perşembe

UPA Yazarları Ozan Örmeci ve Evren Altınkaş Ada Tv'deydi


Uluslararası Politika Akademisi (UPA) yazarları Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci ve Yrd. Doç. Dr. Evren Altınkaş, 13 Mayıs 2015 tarihinde Cansu Örmeci’nin sunduğu ve Ada Tv’de yayınlanan “Öğlen Ajansı” programına katıldılar ve 2015 Birleşik Krallık genel seçimleri, 7 Haziran 2015 Türkiye genel seçimleri ve Kıbrıs müzakereleri hakkında görüşlerini izleyicilerle paylaştılar. Aşağıda bu programın görüntülerini bulabilirsiniz.





12 Mayıs 2015 Salı

Les Elections Législatives de la Turquie en 2015


Les élections législatives de la Turquie se dérouleront le 7 juin 2015 afin d’élire les cinq cent cinquante députés de la Grande Assemblée Nationale de Turquie, élus pour quatre ans au scrutin proportionnel. Le parti islamo-conservateur actuel gouvernant la Turquie depuis 2002, l’AKP (Parti de la Justice et du Développement), est encore le favori selon les sondages. Mais ces élections seront une première pour le parti qui concourra sans la direction du Président de la République Monsieur Recep Tayyip Erdoğan.

Le nouveau chef et l’ancien Ministre des Affaires Etrangères de l’AKP, Professeur Ahmet Davutoğlu est devenu le leader du parti en août 2014 et a réussi jusqu'à ce jour à empêcher la division du parti. Mais les votes du parti ont diminué de quelque point lors des mois récents. La première cause de cette tendance est la croissance économique en régression de la Turquie. Par ailleurs on peut parler de changement de leader comme la deuxième cause. C’est vrai que pour le peuple Turc, le style de leadership d’Erdoğan; courageux, puissant, agressif et revendicatif est plus prospère que le leadership de Davutoğlu; élégant, cultivé, digne et intellectuel. Mais les sondages montrent que l’AKP est encore le premier parti avec 43-45 % des votes. Le Président de la République Monsieur Erdoğan supporte toujours son parti et organise des meetings pour mobiliser le peuple à voter pour l’AKP. Erdoğan défend le système présidentiel et l’AKP est le seul parti qui manifeste ce système. La propagande électorale de l’AKP se concentre sur l’économie et la cause du système présidentiel.

Le parti d’opposition pro-européenne social-démocrate, le CHP (Parti Républicain du Peuple), est encore le deuxième parti selon les sondages. Le chef du parti, Monsieur Kemal Kılıçdaroğlu, a essayé de transformer le parti en un parti « catch-all » durant les dernières années. Pourtant il est toujours difficile pour le parti d’attirer les votes des électeurs conservateurs qui constitue la majorité. Le CHP peut obtenir 26-28 %  des votes et essayera à créer une coalition avec le MHP (Parti d’Action Nationaliste).  Le parti concentre sa propagande électorale sur des réformes économiques et l’opposition laïque.

Le MHP, parti des nationalistes turques est plus prétentieux avant les élections. Le leader du parti Monsieur Devlet Bahçeli s’oppose aux négociations de paix entre le PKK (Parti des travailleurs du Kurdistan, une organisation terroriste des Kurdes Marxistes) et le MIT (Organisation du renseignement national, le service de renseignement de la Turquie). Le parti défend aussi des reformes économiques comme le CHP. Le MHP peut obtenir jusqu'à 16-19 % des votes dans ces élections. Même Monsieur Bahçeli conteste le plan de l’AKP pour la transformation du système présent en système présidentielle, pourtant il est possible qu’il s’accorde avec l’AKP pour une coalition qui approuvera le système présidentielle si la protection des articles inchangeables de la constitution concernant le système unitaire est maintenu.

Le HDP (Parti démocratique du peuple), le parti des nationalistes Kurdes et des gauchistes extrêmes, est l’acteur qui peut changer les résultats de ces élections. Si ce parti passe le barrage électoral de 10 %, il sera très difficile pour l’AKP d’établir le gouvernement seul. Mais si le HDP reste au-dessous des 10 %, l’AKP peut facilement continuer à gouverner le pays seul et peut obtenir une majorité de 330 députés dans le parlement. 330 est le nombre qu’il faut à l’AKP pour réaliser un referendum afin d’entamer la transformation du système présent en un système présidentielle. Le HDP essayera de forcer l’AKP en vue d’un système fédéral ou pour une autonomie de la région du sud-est Anatolie où la majorité de population est consistée de Kurdes.

Finalement, on peut dire que les élections législatives de la Turquie en 2015 vont probablement se prêter à la continuation du gouvernement de l’AKP, ou à un gouvernement à parti unique comme d’habitude, ou à une coalition avec le MHP et le système semi-présidentiel.

Dr. Ozan ÖRMECİ

7 Mayıs 2015 Perşembe

Küresel Dindarlık Endeksi


WIN-Gallup International’ın 2012 yılında 57 ülkeden 51.927 kişiden veri toplayarak gerçekleştirdiği “Küresel Dindarlık ve Ateizm Endeksi” araştırması, farklı ülkelerde yaşayan toplumların dindarlık seviyesini bilimsel açıdan ölçmeye gayret etmesi açısından dikkat çeken bir bilimsel araştırmadır.[1]
En yoğun dindar ya da ateist nüfusu olan ülkelerine sıralamasına geçmeden, araştırmanın ortaya koyduğu bazı genel verilere göz atalım. Araştırmaya göre; dünya nüfusunun yüzde 59’u kendisini “dindar” olarak tanımlarken (buraya tüm dinlere mensup kişiler dahildir), yüzde 23’ü “dindar değil”, yüzde 13’ü ise “ateist” olarak tanımlamıştır. Kendini “ateist” olarak tanımlayan kişilerin Asya’da yoğunlaştığı görülürken, Japonya’da bu oran yüzde 31, Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise yüzde 47 seviyesindedir. Batı Avrupa’da ise nüfusun ancak yüzde 14’ü kendisini “ateist” olarak tanımlamıştır.
Yine bu araştırma verilerinin ortaya koyduğu önemli bir sonuç; fakir kişilerin kendilerini daha yoğun oranda “dindar” şeklinde tanımlamalarıdır. Fakirler arasında dindarlık, zenginlere göre yüzde 17 oranında daha yüksektir.[2] 2005-2011 yılları arasında kendisini “dindar” olarak tanımlayanların oranı yüzde 9 civarında düşerken, aynı dönemde “ateist” nüfusun oranı da yüzde 3 artmıştır.[3] Dindarlık oranı en çok düşen ülkeler ise; Vietnam (yüzde 23), İrlanda (yüzde 22), Fransa (yüzde 21) ve İsviçre’dir (yüzde 21).[4]
Araştırmaya göre, dinin etkisinin en az olduğu ülkeler (en az sayıda dindar) şöyle sıralanmıştır;
  • Çin Halk Cumhuriyeti (yüzde 14)
  • Japonya (yüzde 16)
  • Çek Cumhuriyeti (yüzde 20)
  • Fransa (yüzde 37)
  • Avustralya (yüzde 37)
  • Avusturya (yüzde 42)
  • Hollanda (yüzde 43)
  • İrlanda (yüzde 47)
  • Almanya (yüzde 51)
  • Güney Kore (yüzde 52).
Ateizmin yaygınlığı açısından ise şöyle bir sıralama oluşmuştur;
  • Çin Halk Cumhuriyeti (yüzde 47)
  • Japonya (yüzde 31)
  • Çek Cumhuriyeti (yüzde 30)
  • Fransa (yüzde 29)
  • Güney Kore (yüzde 15)
  • Almanya (yüzde 15)
  • Hollanda (yüzde 14)
  • Avusturya (yüzde 10)
  • İzlanda (yüzde 10)
  • Avustralya (yüzde 10)
  • İrlanda (yüzde 10).
En dindar ülkelerin sıralaması ise şöyledir;
  • Gana (yüzde 96)
  • Nijerya (yüzde 93)
  • Ermenistan (yüzde 92)
  • Fiji (yüzde 92)
  • Makedonya (yüzde 90)
  • Romanya (yüzde 89)
  • Irak (yüzde 88)
  • Kenya (yüzde 88)
  • Peru (yüzde 86)
  • Brezilya (yüzde 85).
Dindarlık oranlarına farklı dinler açısından yaklaştığımızda ise; en inançlı grupların yüzde 82 oranıyla Hindular olduğu görülmektedir. Hinduları yüzde 81’le Hıristiyanlar, yüzde 74’le Müslümanlar ve yüzde 38’le Yahudiler izlemektedir.
Araştırma sonuçlarına göre; dindarlıkla eğitim seviyesi arasında da bir ilişki vardır. Her ne kadar bu mutlak bir ilişki olmasa da, eğitim seviyesi arttıkça, dindarlığın da azaldığı görülmektedir. Nitekim dünya ortalaması itibariyle, yüksek öğrenim görenler arasında dindarlık yüzde 52 düzeylerindeyken, daha alt eğitim seviyesinde yüzde 68’e kadar çıkmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] Araştırma sonuçlarına şuradan ulaşılabilir; http://www.wingia.com/web/files/news/14/file/14.pdf. Türkiye bu araştırmaya dahil edilmemiştir.
[2] “Most Religious Countries And Most Atheist Countries”, Huffington Post, Erişim Tarihi: 07.05.2015, Erişim Adresi: http://www.huffingtonpost.com/2013/07/23/most-religious-countries-least-religious_n_3640033.html.
[3] “Most Religious Countries And Most Atheist Countries”, Huffington Post, Erişim Tarihi: 07.05.2015, Erişim Adresi: http://www.huffingtonpost.com/2013/07/23/most-religious-countries-least-religious_n_3640033.html.
[4] “Most Religious Countries And Most Atheist Countries”, Huffington Post, Erişim Tarihi: 07.05.2015, Erişim Adresi: http://www.huffingtonpost.com/2013/07/23/most-religious-countries-least-religious_n_3640033.html.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

2015 Turkish General Elections


General elections in Turkey will be held on 7 June 2015 in order to elect the 550 members of the Turkish Grand National Assembly (TBMM). The election will be the 24th general election in the history of modern Turkish Republic. In this piece, I will try to analyze Turkey’s 2015 general elections.

The governing Justice and Development Party (JDP) seems to be the clear favorite of the elections after their consecutive victories in 2002, 2007 and 2011 general elections in addition to 2004, 2009, 2014 local elections and 2014 Presidential elections. However, this will be the first election for the party without Recep Tayyip Erdoğan’s charismatic leadership. Erdoğan, now the President of the Republic, strongly defends his party’s proposal to transform the system into a Presidential regime and gives his clear support to JDP leader Professor Ahmet Davutoğlu, although according to constitution, the President of the Republic should be a neutral person. Davutoğlu took over the party’s leadership in August 2014 and until now, he managed to keep the party together though recent polls show that the party lost few percent of its votes after the leadership change. JDP’s aim is to get more than 330 seats in the parliament in order to be able to make a referandum for the transition into Presidential system. They need at least 276 seats to continue with their single party government, but in case of below 330 seats, it seems that they will have to continue with the de-facto semi-Presidentialism. JDP bases its electoral propaganda mostly on sustainable economic growth, continuation of peace process with the PKK and  the necessity of Presidential system for good governance in the country.[1] Although it is not stated very openly in the electoral propaganda after Davutoğlu’s leadership, who seems more careful about the protection of secularism compared to Erdoğan, the party takes a lot of support from Islamist circles and religious brotherhoods and sects. Thus, as the party that represents Islam in the political scene most, which is another violation according to the Turkish constitution, they enjoy the advantage of being supported by the pious masses.

Pro-European social democratic Republican People’s Party (RPP), as usual, seems to be the second party in the electoral race. Having tranformed into a catch-all party under Kemal Kılıçdaroğlu’s leadership, the party acts as a European social democratic party at a time when EU-Turkey relations hit the bottom. The party is blamed with the problematic history of Kemalist Republic concerning its attitude towards Islamism (political Islam) and Kurdish nationalism. Although negative effects of these two extremist ideologies, normally outlawed in the system by the Constitutional Court decisions, are very visible in recent years, the party still could not get enough votes and credits from right-wing voters. RPP promises an increase in minimum wage, employment opportunities for one million people each year and an institutionalized family insurance system for urban poor and unemployed people in its economic program. The party uses vague statements about the peace process with the PKK and they seem to support the process with the condition of Turkish Parliament to be the legitimate source for peace talks instead of Turkish National Intelligence Agency (MIT). RPP clearly rejects Presidentialism and they want to continue with the old parliamentary system which has automatically turned into semi-Presidentialism with the election of Erdoğan as the first popularly elected President of the Republic. Considering education, RPP has an assertive program and they propose 13 years uninterrupted education to combat with patriarchy and religious or nationalist extremism. They also want to turn compulsory religious courses into elective courses similar to many other democratic countries.[2]

Nationalist Action Party (NAP), continues with its classical Turkish nationalist rhetoric under the leadership of Devlet Bahçeli and tries to attract right-wing voters by warning against the danger of Kurdish secessionism. Similar to RPP, they propose an increase in minimum wage, employment opportunities for 700.000 people, a new social security service (hilalkart) for unemployed and poor people in terms of economics. They completely reject the negotiation process with the terrorist organization (PKK) and its leader (Abdullah Öcalan) and want to use the state’s hard power to eliminate terrorism. They reject Presidential model similar to RPP and strongly defends first three unchangeable principles of the constitution.[3] Although a right-wing party, NAP defends very similar policies with the social democratic RPP and now presents itself as a center-right party compared to racist far right parties in Europe. However, since for NAP, the most important issue is the protection of the unitary state, they could engage in a coalition government with JDP easily after the election.  

Kurdish nationalist People’s Democracy (Democratic) Party (PDP) will try to surpass the 10 % electoral threshold for the first time in this election. Before, the party was represented in the parliament by means of independent Kurdish candidates. The party, under the leadership of Selahattin Demirtaş, tries to appeal to left-wing voters in addition to its classical Kurdish nationalist base. However, the party is often considered as an anti-Turk party which operates against Turkish state’s interests and thus, could not get many votes. PDP promises a very good increase in minimum wage, defends autonomy of densely Kurdish populated southeastern Anatolia region in addition to compulsory education in Kurdish language. The party also wants to make all office holders, including governors etc., to be elected by popular vote and proposes a new civilian constitution. However, PDP leaders do not speak very clearly about whether they support Presidentialism or not. Obviously, the party wants to use all options in order to increase Kurdish rights either with Erdoğan-led Presidentialism or within the current semi-Presidentialism.[4]

Recent polls suggest that[5] there is no question about the ranking: JDP will be the winner, RPP the second, NAP the third and PDP the fourth. But PDP’s performance concerning 10 % threshold and the vote percentages of the other parties could change the whole picture. If we take the average of 10 latest polls; JDP will get something around 43,2 %, RPP 26,1 %, NAP 16,6 % and PDP 9,6 %.[6] If PDP stays below 10 % threshold, this means that JDP will get additional 40-50 seats from southeastern Anatolia and will be very close to 330 seats.[7] With PDP taking more than 10 %, it can be very difficult for JDP to carry on its single party government. Then, the party might try to form a coalition government with RPP, NAP or PDP. Although the party’s position is not clear on the issue, they might establish a coalition government with NAP primarily, because both parties are backed up by some Islamist groups and religious brotherhoods. However, in this case, JDP has to terminate the peace talks with the imprisoned PKK leader Öcalan. NAP could even support the transition into Presidentialism in case of the protection of 3 unchangeable principles of the constitution including most importantly the unitary nature of the state. JDP will not prefer RPP for a coalition, because this party completely opposes to Presidentialism which is Erdoğan's biggest aim. It might not be tactically good for JDP also to strengthen its biggest rival by means of coalition partnership, although this kind of coalitions can be seen in Germany. JDP might also make a coalition with PDP in case they surpass the threshold, but this will bring the risk of strong polarization in the country since RPP and NAP could develop a strong nationalist opposition then. Thus, the most probable scenarios after the elections are;
  1. JDP government with 290-320 seats (PDP out), continuation of semi-Presidentialism,
  2. JDP-NAP coalition (PDP in), transition into Presidentialism with the current constitution and unitary state structure.
  3. JDP government with 330 seats (PDP out), referandum for a Presidential system,
  4. JDP-PDP coalition.
It seems to me that the first or the second scenario will be realized after the general elections. If the first scenario is not realized, NAP leader Devlet Bahçeli’s decisions (joining the coalition or not and allowing Presidentialism or not) will be very critical for the second option. In any case, Turkish politics will be more focused on Turkey's domestic problems in the following months.

Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[2]  “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[3]  “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[4]  “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[5] “Opinion polling for the 2015 Turkish general election”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_2015_Turkish_general_election.
[6] “Son 10 anketin ortalamasına göre, hangi parti yüzde kaç oy alacak?”, T24, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://m.t24.com.tr/haber/son-10-anketin-ortalamasina-gore-hangi-parti-yuzde-kac-oy-alacak,293977.