Uluslararası Politika Akademisi (UPA) yazarları Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci ve Yrd. Doç. Dr. Evren Altınkaş, 13 Mayıs 2015 tarihinde Cansu Örmeci’nin sunduğu ve Ada Tv’de yayınlanan “Öğlen Ajansı” programına katıldılar ve 2015 Birleşik Krallık genel seçimleri, 7 Haziran 2015 Türkiye genel seçimleri ve Kıbrıs müzakereleri hakkında görüşlerini izleyicilerle paylaştılar. Aşağıda bu programın görüntülerini bulabilirsiniz.
14 Mayıs 2015 Perşembe
12 Mayıs 2015 Salı
Les Elections Législatives de la Turquie en 2015
Les élections législatives de la Turquie se dérouleront le 7 juin 2015 afin d’élire les cinq cent cinquante députés de la Grande Assemblée Nationale de Turquie, élus pour quatre ans au scrutin proportionnel. Le parti islamo-conservateur actuel gouvernant la Turquie depuis 2002, l’AKP (Parti de la Justice et du Développement), est encore le favori selon les sondages. Mais ces élections seront une première pour le parti qui concourra sans la direction du Président de la République Monsieur Recep Tayyip Erdoğan.
Le nouveau chef et l’ancien Ministre des Affaires Etrangères de l’AKP, Professeur Ahmet Davutoğlu est devenu le leader du parti en août 2014 et a réussi jusqu'à ce jour à empêcher la division du parti. Mais les votes du parti ont diminué de quelque point lors des mois récents. La première cause de cette tendance est la croissance économique en régression de la Turquie. Par ailleurs on peut parler de changement de leader comme la deuxième cause. C’est vrai que pour le peuple Turc, le style de leadership d’Erdoğan; courageux, puissant, agressif et revendicatif est plus prospère que le leadership de Davutoğlu; élégant, cultivé, digne et intellectuel. Mais les sondages montrent que l’AKP est encore le premier parti avec 43-45 % des votes. Le Président de la République Monsieur Erdoğan supporte toujours son parti et organise des meetings pour mobiliser le peuple à voter pour l’AKP. Erdoğan défend le système présidentiel et l’AKP est le seul parti qui manifeste ce système. La propagande électorale de l’AKP se concentre sur l’économie et la cause du système présidentiel.
Le parti d’opposition pro-européenne social-démocrate, le CHP (Parti Républicain du Peuple), est encore le deuxième parti selon les sondages. Le chef du parti, Monsieur Kemal Kılıçdaroğlu, a essayé de transformer le parti en un parti « catch-all » durant les dernières années. Pourtant il est toujours difficile pour le parti d’attirer les votes des électeurs conservateurs qui constitue la majorité. Le CHP peut obtenir 26-28 % des votes et essayera à créer une coalition avec le MHP (Parti d’Action Nationaliste). Le parti concentre sa propagande électorale sur des réformes économiques et l’opposition laïque.
Le MHP, parti des nationalistes turques est plus prétentieux avant les élections. Le leader du parti Monsieur Devlet Bahçeli s’oppose aux négociations de paix entre le PKK (Parti des travailleurs du Kurdistan, une organisation terroriste des Kurdes Marxistes) et le MIT (Organisation du renseignement national, le service de renseignement de la Turquie). Le parti défend aussi des reformes économiques comme le CHP. Le MHP peut obtenir jusqu'à 16-19 % des votes dans ces élections. Même Monsieur Bahçeli conteste le plan de l’AKP pour la transformation du système présent en système présidentielle, pourtant il est possible qu’il s’accorde avec l’AKP pour une coalition qui approuvera le système présidentielle si la protection des articles inchangeables de la constitution concernant le système unitaire est maintenu.
Le HDP (Parti démocratique du peuple), le parti des nationalistes Kurdes et des gauchistes extrêmes, est l’acteur qui peut changer les résultats de ces élections. Si ce parti passe le barrage électoral de 10 %, il sera très difficile pour l’AKP d’établir le gouvernement seul. Mais si le HDP reste au-dessous des 10 %, l’AKP peut facilement continuer à gouverner le pays seul et peut obtenir une majorité de 330 députés dans le parlement. 330 est le nombre qu’il faut à l’AKP pour réaliser un referendum afin d’entamer la transformation du système présent en un système présidentielle. Le HDP essayera de forcer l’AKP en vue d’un système fédéral ou pour une autonomie de la région du sud-est Anatolie où la majorité de population est consistée de Kurdes.
Finalement, on peut dire que les élections législatives de la Turquie en 2015 vont probablement se prêter à la continuation du gouvernement de l’AKP, ou à un gouvernement à parti unique comme d’habitude, ou à une coalition avec le MHP et le système semi-présidentiel.
Dr. Ozan ÖRMECİ
7 Mayıs 2015 Perşembe
Küresel Dindarlık Endeksi
WIN-Gallup International’ın 2012 yılında 57 ülkeden 51.927 kişiden veri toplayarak gerçekleştirdiği “Küresel Dindarlık ve Ateizm Endeksi” araştırması, farklı ülkelerde yaşayan toplumların dindarlık seviyesini bilimsel açıdan ölçmeye gayret etmesi açısından dikkat çeken bir bilimsel araştırmadır.[1]
En yoğun dindar ya da ateist nüfusu olan ülkelerine sıralamasına geçmeden, araştırmanın ortaya koyduğu bazı genel verilere göz atalım. Araştırmaya göre; dünya nüfusunun yüzde 59’u kendisini “dindar” olarak tanımlarken (buraya tüm dinlere mensup kişiler dahildir), yüzde 23’ü “dindar değil”, yüzde 13’ü ise “ateist” olarak tanımlamıştır. Kendini “ateist” olarak tanımlayan kişilerin Asya’da yoğunlaştığı görülürken, Japonya’da bu oran yüzde 31, Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise yüzde 47 seviyesindedir. Batı Avrupa’da ise nüfusun ancak yüzde 14’ü kendisini “ateist” olarak tanımlamıştır.
Yine bu araştırma verilerinin ortaya koyduğu önemli bir sonuç; fakir kişilerin kendilerini daha yoğun oranda “dindar” şeklinde tanımlamalarıdır. Fakirler arasında dindarlık, zenginlere göre yüzde 17 oranında daha yüksektir.[2] 2005-2011 yılları arasında kendisini “dindar” olarak tanımlayanların oranı yüzde 9 civarında düşerken, aynı dönemde “ateist” nüfusun oranı da yüzde 3 artmıştır.[3] Dindarlık oranı en çok düşen ülkeler ise; Vietnam (yüzde 23), İrlanda (yüzde 22), Fransa (yüzde 21) ve İsviçre’dir (yüzde 21).[4]
Araştırmaya göre, dinin etkisinin en az olduğu ülkeler (en az sayıda dindar) şöyle sıralanmıştır;
- Çin Halk Cumhuriyeti (yüzde 14)
- Japonya (yüzde 16)
- Çek Cumhuriyeti (yüzde 20)
- Fransa (yüzde 37)
- Avustralya (yüzde 37)
- Avusturya (yüzde 42)
- Hollanda (yüzde 43)
- İrlanda (yüzde 47)
- Almanya (yüzde 51)
- Güney Kore (yüzde 52).
Ateizmin yaygınlığı açısından ise şöyle bir sıralama oluşmuştur;
- Çin Halk Cumhuriyeti (yüzde 47)
- Japonya (yüzde 31)
- Çek Cumhuriyeti (yüzde 30)
- Fransa (yüzde 29)
- Güney Kore (yüzde 15)
- Almanya (yüzde 15)
- Hollanda (yüzde 14)
- Avusturya (yüzde 10)
- İzlanda (yüzde 10)
- Avustralya (yüzde 10)
- İrlanda (yüzde 10).
En dindar ülkelerin sıralaması ise şöyledir;
- Gana (yüzde 96)
- Nijerya (yüzde 93)
- Ermenistan (yüzde 92)
- Fiji (yüzde 92)
- Makedonya (yüzde 90)
- Romanya (yüzde 89)
- Irak (yüzde 88)
- Kenya (yüzde 88)
- Peru (yüzde 86)
- Brezilya (yüzde 85).
Dindarlık oranlarına farklı dinler açısından yaklaştığımızda ise; en inançlı grupların yüzde 82 oranıyla Hindular olduğu görülmektedir. Hinduları yüzde 81’le Hıristiyanlar, yüzde 74’le Müslümanlar ve yüzde 38’le Yahudiler izlemektedir.
Araştırma sonuçlarına göre; dindarlıkla eğitim seviyesi arasında da bir ilişki vardır. Her ne kadar bu mutlak bir ilişki olmasa da, eğitim seviyesi arttıkça, dindarlığın da azaldığı görülmektedir. Nitekim dünya ortalaması itibariyle, yüksek öğrenim görenler arasında dindarlık yüzde 52 düzeylerindeyken, daha alt eğitim seviyesinde yüzde 68’e kadar çıkmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ
[1] Araştırma sonuçlarına şuradan ulaşılabilir; http://www.wingia.com/web/files/news/14/file/14.pdf. Türkiye bu araştırmaya dahil edilmemiştir.
[2] “Most Religious Countries And Most Atheist Countries”, Huffington Post, Erişim Tarihi: 07.05.2015, Erişim Adresi: http://www.huffingtonpost.com/2013/07/23/most-religious-countries-least-religious_n_3640033.html.
[3] “Most Religious Countries And Most Atheist Countries”, Huffington Post, Erişim Tarihi: 07.05.2015, Erişim Adresi: http://www.huffingtonpost.com/2013/07/23/most-religious-countries-least-religious_n_3640033.html.
[4] “Most Religious Countries And Most Atheist Countries”, Huffington Post, Erişim Tarihi: 07.05.2015, Erişim Adresi: http://www.huffingtonpost.com/2013/07/23/most-religious-countries-least-religious_n_3640033.html.
6 Mayıs 2015 Çarşamba
2015 Turkish General Elections
General elections in Turkey will be held on 7 June 2015 in order to elect the 550 members of the Turkish Grand National Assembly (TBMM). The election will be the 24th general election in the history of modern Turkish Republic. In this piece, I will try to analyze Turkey’s 2015 general elections.
The governing Justice and Development Party (JDP) seems to be the clear favorite of the elections after their consecutive victories in 2002, 2007 and 2011 general elections in addition to 2004, 2009, 2014 local elections and 2014 Presidential elections. However, this will be the first election for the party without Recep Tayyip Erdoğan’s charismatic leadership. Erdoğan, now the President of the Republic, strongly defends his party’s proposal to transform the system into a Presidential regime and gives his clear support to JDP leader Professor Ahmet Davutoğlu, although according to constitution, the President of the Republic should be a neutral person. Davutoğlu took over the party’s leadership in August 2014 and until now, he managed to keep the party together though recent polls show that the party lost few percent of its votes after the leadership change. JDP’s aim is to get more than 330 seats in the parliament in order to be able to make a referandum for the transition into Presidential system. They need at least 276 seats to continue with their single party government, but in case of below 330 seats, it seems that they will have to continue with the de-facto semi-Presidentialism. JDP bases its electoral propaganda mostly on sustainable economic growth, continuation of peace process with the PKK and the necessity of Presidential system for good governance in the country.[1] Although it is not stated very openly in the electoral propaganda after Davutoğlu’s leadership, who seems more careful about the protection of secularism compared to Erdoğan, the party takes a lot of support from Islamist circles and religious brotherhoods and sects. Thus, as the party that represents Islam in the political scene most, which is another violation according to the Turkish constitution, they enjoy the advantage of being supported by the pious masses.
Pro-European social democratic Republican People’s Party (RPP), as usual, seems to be the second party in the electoral race. Having tranformed into a catch-all party under Kemal Kılıçdaroğlu’s leadership, the party acts as a European social democratic party at a time when EU-Turkey relations hit the bottom. The party is blamed with the problematic history of Kemalist Republic concerning its attitude towards Islamism (political Islam) and Kurdish nationalism. Although negative effects of these two extremist ideologies, normally outlawed in the system by the Constitutional Court decisions, are very visible in recent years, the party still could not get enough votes and credits from right-wing voters. RPP promises an increase in minimum wage, employment opportunities for one million people each year and an institutionalized family insurance system for urban poor and unemployed people in its economic program. The party uses vague statements about the peace process with the PKK and they seem to support the process with the condition of Turkish Parliament to be the legitimate source for peace talks instead of Turkish National Intelligence Agency (MIT). RPP clearly rejects Presidentialism and they want to continue with the old parliamentary system which has automatically turned into semi-Presidentialism with the election of Erdoğan as the first popularly elected President of the Republic. Considering education, RPP has an assertive program and they propose 13 years uninterrupted education to combat with patriarchy and religious or nationalist extremism. They also want to turn compulsory religious courses into elective courses similar to many other democratic countries.[2]
Nationalist Action Party (NAP), continues with its classical Turkish nationalist rhetoric under the leadership of Devlet Bahçeli and tries to attract right-wing voters by warning against the danger of Kurdish secessionism. Similar to RPP, they propose an increase in minimum wage, employment opportunities for 700.000 people, a new social security service (hilalkart) for unemployed and poor people in terms of economics. They completely reject the negotiation process with the terrorist organization (PKK) and its leader (Abdullah Öcalan) and want to use the state’s hard power to eliminate terrorism. They reject Presidential model similar to RPP and strongly defends first three unchangeable principles of the constitution.[3] Although a right-wing party, NAP defends very similar policies with the social democratic RPP and now presents itself as a center-right party compared to racist far right parties in Europe. However, since for NAP, the most important issue is the protection of the unitary state, they could engage in a coalition government with JDP easily after the election.
Kurdish nationalist People’s Democracy (Democratic) Party (PDP) will try to surpass the 10 % electoral threshold for the first time in this election. Before, the party was represented in the parliament by means of independent Kurdish candidates. The party, under the leadership of Selahattin Demirtaş, tries to appeal to left-wing voters in addition to its classical Kurdish nationalist base. However, the party is often considered as an anti-Turk party which operates against Turkish state’s interests and thus, could not get many votes. PDP promises a very good increase in minimum wage, defends autonomy of densely Kurdish populated southeastern Anatolia region in addition to compulsory education in Kurdish language. The party also wants to make all office holders, including governors etc., to be elected by popular vote and proposes a new civilian constitution. However, PDP leaders do not speak very clearly about whether they support Presidentialism or not. Obviously, the party wants to use all options in order to increase Kurdish rights either with Erdoğan-led Presidentialism or within the current semi-Presidentialism.[4]
Recent polls suggest that[5] there is no question about the ranking: JDP will be the winner, RPP the second, NAP the third and PDP the fourth. But PDP’s performance concerning 10 % threshold and the vote percentages of the other parties could change the whole picture. If we take the average of 10 latest polls; JDP will get something around 43,2 %, RPP 26,1 %, NAP 16,6 % and PDP 9,6 %.[6] If PDP stays below 10 % threshold, this means that JDP will get additional 40-50 seats from southeastern Anatolia and will be very close to 330 seats.[7] With PDP taking more than 10 %, it can be very difficult for JDP to carry on its single party government. Then, the party might try to form a coalition government with RPP, NAP or PDP. Although the party’s position is not clear on the issue, they might establish a coalition government with NAP primarily, because both parties are backed up by some Islamist groups and religious brotherhoods. However, in this case, JDP has to terminate the peace talks with the imprisoned PKK leader Öcalan. NAP could even support the transition into Presidentialism in case of the protection of 3 unchangeable principles of the constitution including most importantly the unitary nature of the state. JDP will not prefer RPP for a coalition, because this party completely opposes to Presidentialism which is Erdoğan's biggest aim. It might not be tactically good for JDP also to strengthen its biggest rival by means of coalition partnership, although this kind of coalitions can be seen in Germany. JDP might also make a coalition with PDP in case they surpass the threshold, but this will bring the risk of strong polarization in the country since RPP and NAP could develop a strong nationalist opposition then. Thus, the most probable scenarios after the elections are;
- JDP government with 290-320 seats (PDP out), continuation of semi-Presidentialism,
- JDP-NAP coalition (PDP in), transition into Presidentialism with the current constitution and unitary state structure.
- JDP government with 330 seats (PDP out), referandum for a Presidential system,
- JDP-PDP coalition.
It seems to me that the first or the second scenario will be realized after the general elections. If the first scenario is not realized, NAP leader Devlet Bahçeli’s decisions (joining the coalition or not and allowing Presidentialism or not) will be very critical for the second option. In any case, Turkish politics will be more focused on Turkey's domestic problems in the following months.
Dr. Ozan ÖRMECİ
[1] “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[2] “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[3] “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[4] “Karşılaştırmalı seçim beyannameleri”, AlJazeera Türk, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/karsilastirmali-secim-beyannameleri.
[5] “Opinion polling for the 2015 Turkish general election”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_2015_Turkish_general_election.
[6] “Son 10 anketin ortalamasına göre, hangi parti yüzde kaç oy alacak?”, T24, Erişim Tarihi: 06.05.2015, Erişim Adresi: http://m.t24.com.tr/haber/son-10-anketin-ortalamasina-gore-hangi-parti-yuzde-kac-oy-alacak,293977.
[7] For calculations; http://secimharitasi.com/milletvekili-dagilimi-hesapla.
5 Mayıs 2015 Salı
Asya'da Kriz Noktası: Senkaku Adaları
Uzak Asya’da son dönemde Japonya, Çin Halk Cumhuriyeti ve Tayvan arasında krize neden olan önemli bir konu, Senkaku ya da Diaoyu Adaları’nın kime ait olduğu meselesidir.[1] Senkaku Adaları, aslında üzerinde insan yaşamayan 5 adacık (Uotsuri Jima, Kuba Jima, Taisho Jima, Minami Kojima, Kita Kojima) ve 3 kaya parçasından (Okino Kitaiwa, Okino Minami-iwa, Tobise) oluşan küçük bir toprak parçasıdır.[2] Ancak adaların Çin ve Tayvan’a olan yakınlığı ve ada etrafındaki zengin petrol kaynaklarının varlığı, bu küçük toprağı stratejik bir nokta konu haline getirmektedir.[3] 2012 yılında milliyetçi bir siyasetçi olan Tokyo Valisi Shintaro Ishihara’nın buradaki 3 adayı satın almak ve buraya bir iletişim üssü, liman ve meteoroloji istasyonu kurmak istemesi sonrasında, olayın daha fazla büyümemesini isteyen Japon hükümeti, 26 milyon $ ücretle adaları satın almıştır. Bu durum, Tayvan ve Çin’de protestolara neden olmuştur. Konu, halen önemli bir kriz potansiyeli taşımaktadır.
Senkaku Adaları haritası
Japonya açısından bu konunun iki temel boyutu bulunmaktadır;
- Adaların mülkiyeti meselesi ve bu konuda Çin ve Tayvan’la yaşanan sürtüşme,
- Japonya ve Çin arasında, Doğu Çin Denizi’ndeki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge paylaşımı konularındaki sorunlar.
Bir üçüncü neden olarak Çin’in son yıllarda hızla güçlenen ekonomisi ve askeri modernleşme programlarını devreye sokmasının Japonya’da yol açtığı tedirginlik belirtilebilir. Japonya, bu iddialarını oldukça güçlü hukuki bir temele de oturtmakta ve bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’nden yoğun bir destek almaktadır.
Çin’in bu konuya bakış açısında ise, aynı Japonlar gibi milliyetçi gururları üst seviyede bir millet olan Çinlilerin, Japonya’nın 1930-1945 yılları arasında kendi ülkelerinde yaptıkları katliamlara dayalı olan tarihsel düşmanlık nedeniyle gelişen “milli dava” bilinci yer almaktadır. Yine Çin Halk Cumhuriyeti’nin son yıllarda ekonomik, siyasi ve askeri olarak önemli bir dünya gücüne dönüşmesi, bu noktada Çin’in adımlarını daha iddialı atmasını sağlamaktadır. Bu konuda bugüne kadar kesin bir anlaşma olmadığını belirten Çin, bu nedenle artan gücüne paralel olarak daha cesur adımlar atmak amacındadır. Sonuçta, bu konu, her iki tarafta da milliyetçi duyguları tetiklemekte ve bu adalara balık avlamak ya da araştırma yapmak için gelen gemilerin varlığı da, dünyada çok tehlikeli bir cepheleşmeye dönüşebilecek bir askeri kriz riskini gündeme taşımaktadır. Bu nedenle bu konunun bir çözüme ulaştırılması şarttır.
Japonya’nın İddiaları
Birleşmiş Milletler Asya ve Uzak Asya Ekonomik Komisyonu’nun (ECAFE), 1968 yılında bu bölgenin zengin petrol kaynaklarına sahip olabileceği yönündeki raporunun ardından bölgeye ilk ilgi gösteren ülke Tayvan olmuştur. Ancak Tayvan’ın 1971 yılında adalar hakkında yaptığı talep, bu dönemde Okinawa’nın ABD’den Japonya’ya geri verilmesi anlaşması (Okinawa Reversion Agreement) nedeniyle gündemden düşmüştür. Taipei ve Pekin’e göre; geçmişte Qing hanedanlığı döneminde Ryukyu Krallığı’na ait olan bu adalar, 1895 yılındaki Çin-Japon Savaşı’ndan sonra Çin’in elinden zorla ve hukuksuz bir şekilde alınmıştır. Japonya’nın bu konudaki duruşu ise şu argümanlara dayanmaktadır;
- Japonya’nın Senkaku Adaları’nı topraklarına katması, 14 Aralık 1895 tarihli kabine kararına dayalı olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde Okinawa yerel yönetiminin (prefecture) yaptığı çalışmalar sonucunda, adalarda herhangi bir Çin etkisi/hakimiyeti olmadığı ortaya çıkmış ve bu nedenle adalar Japonya topraklarına katılmıştır. Japonya’ya göre bu dönemde ada, sahipsiz (terra nullius) durumdadır ve bu nedenle Japonya’ya katılması yönünde bir engel yoktur.
- Senkaku Adaları, bugüne kadar Nansei Adaları’nın bir parçası olarak kabul edilmiş ve hiçbir zaman Tayvan topraklarına ya da 1895 yılında Japonya’nın Çin’deki Qing hanedanlığından aldığı Pescadores Adaları’nın kapsamına dahil edilmemiştir. Yani adalar, 1895 Çin-Japon Savaşı’ndan sonra imzalanan Shimonoseki Antlaşması’ndan bağımsız olarak Japonya tarafından alınmıştır.
- Adalar, Nansei Adaları’nın bir parçası kabul edilerek, 1951 yılındaki San Francisco Barış Antlaşması’nın 3. maddesi uyarınca[4] 20 yıl boyunca ABD denetiminde kalmış ve 1971 yılındaki Okinawa’nın geri verilmesi anlaşmasıyla birlikte yeniden Japonya’nın denetimine geçmiştir.[5]
Japonya, Çin ve Tayvan’ın itirazlarını ise şu temeller üzerinden çürütmektedir;
- Petrol kaynaklarının ortaya çıkmasına kadar, Pekin ya da Taipei bu adalarda herhangi bir hak iddia etmemiştir,
- Pekin ve Taipei, 1951 San Francisco Barış Antlaşması ile adaların ABD’nin kontrolüne bırakılmasına itiraz etmemiştir,
- Çin’in bugüne kadar yayınladığı resmi haritalarda, bu adalara Diaoyu değil, Senkaku ismi verilmiş ve bölge hiçbir zaman Çin topraklarına dahil olarak gösterilmemiştir. Bu haritalar arasında 1933 tarihli Yeni Atlas, 1958 tarihli Dünya Atlası ve 1969 yılında Washington Post gazetesinde yayınlanan Çin haritası da vardır.
- Tüm bu nedenlerle Senkaku Adaları, Japonya’nın Okinawa yerel yönetim birimine bağlı ve Japonya topraklarına dahil bir bölgedir. Japonya açısından bu konuda herhangi bir tartışma söz konusu değildir.[6]
Japonya’nın Çekinceleri
Japonya’nın son dönemde Çin’in bu bölgeye yönelik politikalarına ilişkin 3 temel çekincesi bulunmaktadır.
1-) Aktivistler: Japonya, Çin’in ve Tayvan’ın bu bölgeye gönderdiği genelde milliyetçi görüşteki balıkçılardan rahatsızdır. Bu tarz olaylara ilk örnek, 1970 yılında yaşanmış ve Han milliyetçisi bir balıkçının Uotsuri Jima adasına Tayvan bayrağı asmak istemesi nedeniyle iki ülke arasında siyasal kriz yaşanmıştır.
2-) Araştırma gemileri: Japonya, Çin’in son yıllarda bu bölgeye ve Doğu Çin Denizi’ne gönderdiği enerji kaynaklarını inceleyen araştırma gemilerinden (Kaiyo Chosa-sen) rahatsızdır. Zira bu gemiler, Japon Kıyı Güvenliği birimlerinden izin almamakta ve uyarıları dinlememektedirler.
3-) İstihbarat ve gözetleme gemileri: Japonya, Çin’in yine son yıllarda bu bölgede yoğunlaşan istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinden rahatsızdır. Bu gemiler de, Çin araştırma gemileri gibi Japon Kıyı Güvenliği birimlerinden gelen uyarılara kulak asmamakta ve bu tarz uyarılara “burası Çin toprağıdır” yanıtını vermektedirler.[7]
Son yıllarda bu bölgede birkaç kaza ve küçük çaplı çatışma meydana gelmiş, ancak her iki tarafın da ortamı germemesi nedeniyle bugüne kadar bu olayların büyük siyasal krizlere dönüşmesi engellenebilmiştir.
Japonya’nın Çin’e Bakışı
Çin’in son yıllarda daha iddialı hale gelen dış politikası, Japon entelektüellerini ve devlet adamlarını rahatsız etmektedir. Çin’in hızlı ekonomik yükselişinin yanında, askeri modernleşme programlarını uygulamaya sokması, Japon stratejistlerde bir savaş hazırlığı intibası uyandırmaktadır. Nitekim 2000 yılından sonra, Japon halkının Çin’e bakışında bariz bir negatif trend gözlemlenmektedir. 2012 yılında yapılan bir araştırmada, halkın yüzde 80’inin Çin karşıtı olduğu ortaya çıkmıştır.[8] Japonya’da artan Çinli nüfus ve bu kişilerle Japon halkı arasında ortaya çıkan kültürel uyuşmazlıklar da, Japonların endişelerini arttırmaktadır. Bu nedenle Japonya savunma birimleri, şimdiden olası bir Çin saldırısına yönelik senaryolar hazırlamaya başlamışlar ve buna yönelik önlemler geliştirmeye çalışmaktadırlar.
Yuki Tatsumi’ye göre; bugün için Japonya’nın Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelebilecek tehlikelere yönelik politikasında 2 alternatif seçeneği bulunmaktadır;
- Japon Kıyı Güvenliği birimlerinin askeri kapasitelerinin arttırılması,
- Çin’in olası bir saldırısına yönelik adalarda uzaktan kumandalı savunma sistemlerinin geliştirilmesi.[9]
Bunun dışında, adalar meselesinin diplomatik yolla çözümü için Japonya Başbakanı Yoshihiko Noda döneminde Çin’le temaslara ağırlık verilmiş ve bu konuda üst düzey bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Ancak bu görüşmelerin olumlu sonuca ulaşamaması nedeniyle, Japonya güvenlik politikalarına ağırlık vermeye başlamıştır. Milliyetçi görüşleriyle bilinen ve Japonya’nın askerini kapasitesini arttırma sözü veren Shinzo Abe’nin siyaset sahnesinde yeniden yükselişini de, bu bağlamda değerlendirmek doğru olabilir. Nitekim Abe, göreve gelir gelmez Yasukuni Tapınağı’na bir ziyaret gerçekleştirmiş[10] ve Çin’e yönelik karşı hamleler yapmaya başlamıştır.
ABD’nin Bakışı
Her ne kadar ABD, 1972 yılında Çin Halk Cumhuriyeti ile Richard Nixon döneminde başlatılan detant sürecinden itibaren Uzak Asya’daki toprak tartışmalarında taraf olmamaya gayret etse de, ahde vefa ilkesi gereğince, 1960 tarihli ABD-Japonya Güvenlik Antlaşması ve 1971 tarihli Okinawa’nın geri verilmesi sürecine sadık kalmaya gayret etmektedir. 1960 tarihli ABD-Japonya Güvenlik Antlaşması’ın 5. maddesi[11], ABD’ye Japonya’yı bir saldırı durumunda koruma sorumluluğunu yüklerken, 1971 tarihli Okinawa anlaşması da Senkaku Adaları’nı Japonya’ya geri vererek, bu konuda ABD’nin Japonya’nın tarafında olduğunu göstermektedir. Zaten 20 Ekim 1971 tarihli ve Dış İşleri Bakanı William Rogers’a vekaleten yasal danışmanlık yapan Robert Starr tarafından yazılmış bir mektup, Okinawa anlaşmasına Senkaku Adaları’nın da dahil olduğu görüşünü içermektedir.[12] 2010 yılında Dış İşleri Bakanlığı görevinde olan ve şimdilerde adı Başkanlık için geçen Hillary Clinton da, bir demecinde Senkaku Adaları’nın korunması konusunda ABD’nin Japonya’nın yanında olduğunu bildirmiştir.[13]
Ancak ABD’nin bu konuda daha sert bir politika izlemesinin önünde çeşitli engeller bulunmaktadır. Bunun temel sebepleri; Çin Halk Cumhuriyeti’nin ABD ve dünya ekonomisi açısından giderek artan önemi ve bu ülkenin Kuzey Kore ve İran İslam Cumhuriyeti gibi ülkelerle özellikle nükleer programları konusunda yapılabilecek anlaşmalarda kilit rol oynayabilme yeteneğidir. Bu nedenle, ABD açısından şu an için en makul seçenek; Japonya’nın güvenlik endişelerini gidermek adına bu ülkeyi askeri açıdan güçlendirmek ve Çin’in agresif politikalardan uzak durmasını sağlayacak diplomatik hamleler yapmaktır. Ancak büyük resme bakıldığında, ABD açısından Asya’da Çin’in gücünün dengelenmesi hedefinin Senkaku Adaları meselesinden çok daha önemli olduğu düşünülebilir.
Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ
KAYNAKLAR
- Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
- Manyin, Mark E. (2013), “Senkaku (Diaoyu/Diaoyutai) Islands Dispute: U.S. Treaty Obligations”, https://www.fas.org/sgp/crs/row/R42761.pdf.
[1] Bu konuda birkaç yazı için;
- Tüysüzoğlu, Göktürk (2012), “Senkaku (Diaoyu) Krizi ve Çin-Japonya İlişkileri”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 04.05.2015, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/senkaku-diaoyu-krizi-ve-cin-japonya-iliskileri/.
- Örmeci, Ozan (2013), “Asya’da Rekabet Artıyor”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 04.05.2015, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/asyada-rekabet-artiyor/.
[2] Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
[3] Manyin, Mark E. (2013), “Senkaku (Diaoyu/Diaoyutai) Islands Dispute: U.S. Treaty Obligations”, https://www.fas.org/sgp/crs/row/R42761.pdf.
[4] Bu madde şu şekildedir; “Japan will concur in any proposal of the United States to the United Nations to place under its trusteeship system, with the United States as the sole ad ministering authority, Nansei Shoto south of 29 north latitude (including the Ryukyu Islands and the Daito Islands), Nanpo Shoto south of Sofu Gan (including the Bonin Islands, Rosario Island and the Volcano Islands) and Parece Vela and Marcus Island. Pending the making of such a proposal and affirmative action thereon, the United States will have the right to exercise all and any powers of administration, legislation and jurisdiction over the territory and inhabitants of these islands, including their territorial waters.” Yani kısaca, antlaşmanın 3.maddesi gereğince Bonin ve Ryukyu takım adalarının denetimi ABD’ye geçmiştir. Takım adalara dahil olan kentler arasında Okinawa da bulunmaktadır. Anlaşmanın tam metni için; https://treaties.un.org/doc/Publication/UNTS/Volume%20136/volume-136-I-1832-English.pdf.
[5] Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
[6] Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
[7] Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
[8] Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
[9] Yuki Tatsumi (2013), “Senkaku Islands/East China Sea Disputes – A Japanese Perspective”, CNA Maritime Asia Project Workshop Three: Japan’s Territorial Disputes, http://www.stimson.org/images/uploads/research-pdfs/Yuki-CNA_paper_8-2013.pdf.
[10] Bu konuda bir analiz için; http://politikaakademisi.org/diplomasinin-tapinak-dugumu/.
[11] 5. madde şu şekildedir; “Each Party recognizes that an armed attack against either Party in the territories under the administration of Japan would be dangerous to its own peace and safety and declares that it would act to meet the common danger in accordance with its constitutional provisions and processes. Any such armed attack and all measures taken as a result thereof shall be immediately reported to the Security Council of the United Nations in accordance with the provisions of Article 51 of the Charter. Such measures shall be terminated when the Security Council has taken the measures necessary to restore and maintain international peace and security.” Anlaşma için; http://www.mofa.go.jp/region/n-america/us/q&a/ref/1.html.
[12] Manyin, Mark E. (2013), “Senkaku (Diaoyu/Diaoyutai) Islands Dispute: U.S. Treaty Obligations”, https://www.fas.org/sgp/crs/row/R42761.pdf.
[13] Manyin, Mark E. (2013), “Senkaku (Diaoyu/Diaoyutai) Islands Dispute: U.S. Treaty Obligations”, https://www.fas.org/sgp/crs/row/R42761.pdf.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





