22 Ocak 2015 Perşembe

Siyasal Sistemler: Brezilya


Genel Bilgiler:
Brezilya ya da resmi adıyla Brezilya Federal Cumhuriyeti, Güney Amerika'da yer alan, kıtanın en büyük, en kalabalık ve ekonomik açıdan en gelişmiş ülkesidir. Brezilya’nın komşuları; (güneyden kuzeye) Uruguay, Arjantin, Paraguay, Bolivya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası’dır.[1] Ülke, Ekvador ve Şili hariç tüm Güney Amerika ülkeleriyle sınır komşusu durumundadır. 203 milyona yakın çok büyük bir nüfusa sahip olan Brezilya, bu özelliğiyle dünyada 5. sıradadır.[2] Ülke nüfusunun % 81’i Katolik, % 18’i Protestan, % 1’i ise Müslüman ve Musevi’dir.[3] Resmi dili Portekizce olan ülke, dünyanın en kalabalık Portekizce konuşulan ülkesi ünvanını da taşımaktadır. Nüfusu 1 milyonun üzerinde 13 şehri olan Brezilya’nın en büyük şehirleri; São Paulo (11 milyon) ve Rio de Janeiro’dur (6,6 milyon).[4] Ayrıca dünyanın akciğeri kabul edilen ve çevrecilerin üzerine hassasiyetle titredikleri Amazon Ormanları’na da evsahipliği yapan Brezilya, yüzde 80’in üzerinde nüfusu kentlerde yaşayan (her ne kadar önemli bir kısmı favela adı verilen gecekondularda olsa da) ve 21. yüzyılda dünya siyasetindeki öneminin artması beklenen, ancak modernleşme süreci halen devam eden ve çeşitli sorunlara gebe bir ülkedir.[5]

Güney Amerika kıtasının siyasi ve ekonomik açıdan lider ülkesi görünümündeki Brezilya, 2013 yılı Dünya Bankası istatistiklerine göre dünyanın en büyük 7. ekonomisine sahiptir.[6] Ancak önceki yıl (2013), ülkedeki otobüs fiyatlarının yükseltilmesiyle başlayan sosyal olaylardan da[7] anlaşılabileceği üzere, Brezilya'da ciddi bir sosyal adalet ve paylaşım sorunu bulunmaktadır. Bu doğrultuda Brezilya, -2013 yılı IMF istatistiklerine göre- 11.173 Amerikan doları kişi başına düşen gelir ortalaması ile dünyada 60. sıradadır.[8] UNDP’nin hazırladığı 2013 yılı İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre de, Brezilya dünyada ancak 79. sıradadır.[9] Bunlar, ülkedeki yaygın sosyal sorunların varlığını tescil eden verilerdir. Yine de Brezilya’nın dünya ekonomisi ve dış politikasında güç geçtikçe artan ağırlığı, bu ülkeyi BRICS’in yıldız ülkesi haline getirmekte[10] ve 21. yüzyıldaki potansiyelini arttırmaktadır. 

Brezilya haritası

Tarihçe:
Brezilya’daki insan yerleşiminin 30.000 yıl öncesine kadar gittiğine dair bazı deliller bulunmakla birlikte[11], ülkenin modern tarihi -tüm diğer Latin Amerika ülkeleri gibi- 16. yüzyıldaki koloni faaliyetleriyle başlar. 21 Nisan 1500 tarihinde Portekizli bir gemici olan Pedro Alveras Cabral, Hindistan’a gidiyorum zannıyla Güney Amerika’ya ayak basmış ve burayı Portekiz Kralı adına zaptettiğini ilan etmiştir.[12] 1530 yıllarında Martin Alfonso de Sousa liderliğindeki bir grup kaşif, stratejik olarak görülen Rio de Janerio ve Santos (Salvador) bölgelerine ilk koloni şehirlerini kurdular.[13] Bu ilk yıllarda, İspanyolların aksine Doğu ile yaptıkları baharat ticaretine daha fazla önem veren Portekizliler, Brezilya’da ele geçirdikleri kolonilerini fazla önemsemediler. Bunda bir diğer etkili faktör ise, ülke topraklarındaki minerallerin henüz keşfedilmemiş olmasıydı. İlerleyen onyıllarda Brezilya’nın önemini kavramaya başlayan Portekiz Krallığı, burada şeker üretimine başlama kararı aldı. Ancak bu noktada önemli bir sorun, ülkedeki işgücü eksikliğiydi. Bu nedenle 16. yüzyıl sonralarından başlayarak Afrika’dan köleler getirilerek (1550-1850 yılları arasında 3-4 milyon arasında sayıda Afrikalı kölenin Brezilya’ya getirildiği tahmin edilmektedir), Brezilya’da işçi olarak çalıştırılmaya başlandı.[14]

Portekizlilerin İspanya hâkimiyetine girdiği 1580’den 1640 tarihine kadar, Brezilya bir İspanya sömürgesi oldu. 1640’ta Portekizliler Brezilya’yı tekrar ele geçirdiler. Hükümet merkezi 1763’te Salvador’dan Rio de Janeiro’ya taşındı.[15] Zira burası coğrafi ve stratejik bakımdan merkez olmaya daha uygundu. 16. ile 17. yüzyılda İspanyollar, İngilizler, Fransızlar ve Almanlar zaman zaman bu bölgeyi ele geçirmek istedilerse de, buna muvaffak olamadılar.[16] 1690’larda altın, 1720’lerde elmasın bulunması ise, Brezilya’nın kaderini tam anlamıyla değiştirdi. Ülkenin daha çok güneydoğu bölgelerinde ve Minas Gerais adlı yerde keşfedilen bu madenler, burada nüfus yoğunluğunun artmasına neden oldu.[17] Madenlerin keşfinden sonra Portekiz Krallığı için iyice önemli hale gelen Brezilya’da, 1789 yılında artan vergi fiyatlarına tepki olarak Vila Rica şehrinde bir devrim girişimi de yaşandı. Ancak Fransız ve Amerikan Devrimi’nin aksine, Brezilya Devrimi başarısızlıkla sonuçlandı ve Krallık güçlerince şiddetle bastırıldı.[18]

İberya’nın Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart tarafından işgal edilmesi üzerine, Portekiz Kraliyet ailesi ve devletin bazı ileri gelenleri 1807 yılında Brezilya’ya kaçtılar ve ertesi sene hükümet merkezini Rio de Janerio’da kurdular.[19] Bu sayede Portekiz Kraliyet bürokrasisi Brezilya’ya taşındı ve bu ülkede de modern ve rasyonel bir bürokrasinin temelleri atıldı. Bu esnada Brezilya’nın nüfusu zaten 2.500.000’u bulmuş olup, bunun 400.000’i beyaz, 1.300.000’i zenci ve 800.000’i yerli halktan oluşuyordu.[20] 1819’da Napolyon'un Avrupa devletlerine yenilmesi üzerine, Portekiz Kralı VI. João, oğlu Dom Pedro’yu (Pedro I) Brezilya Genel Valisi bırakarak Portekiz’e geri döndü.[21] Bu süreçte Brezilya, Portekiz ile eşit statüde bir Krallık olarak kabul edildi. 1822’de Portekiz Parlamentosu ülkeyi ilk koloni statüsüne geri döndürmek isteyince, Brezilyalılar Pedro I liderliğinde bağımsızlık hareketlerini başlattılar ve 7 Eylül 1822’de bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu süreçte Portekiz’e karşı ana ticari partneri İngilizlerden destek alan Brezilya Krallığı, 1824’te yeni bir anayasa da kabul etti. Düzensiz savaşlardan sonra Portekizliler de sonunda Brezilya’nın bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldılar. 1830’da babası Pedro I’den Krallık yönetimini 14 yaşında devir alan Pedro II, Brezilya İmparatorluğu’nu 1889 yılına kadar sürdürmüştür.[22] Bu süreçte Brezilya’da madenlerin işletilmesi ve şeker üretiminin yanında kahve üretimi de başladı ve ülke ekonomisi hızla gelişti. 1888’e kadar devam eden köle ticareti de, ülke ekonomisinin hızlı gelişiminde etkili oldu.[23]

1889’da kansız bir darbe ile Krallık idaresi yıkılarak, yerine Cumhuriyet idaresi kuruldu. 15 Kasım 1889’da yapılan askeri darbeyle İmparator II. Pedro iktidardan indirilip, 1822’den beri monarşiyle yönetilen ülkede Cumhuriyet ilan edildi ve darbenin lideri Manuel Deodoro da Fonseca ülkenin ilk Cumhurbaşkanı oldu.[24] Bu süreçte Amerikan anayasası örnek alınarak yeni bir anayasa hazırlandı ve federalizme dayalı bu sistemde yalnızca nüfusun yüzde 3-6 arasında küçük bir kısmını oluşturan okuma-yazma bilen erkeklere oy verme hakkı tanındı.[25] Yönetimde siviller ön plana çıkarken, arka planda Sao Paolo merkezli kahve üreticisi oligarklar ve Minas Gerais merkezli madenciler arasında bir güç mücadelesi yaşanıyordu. 1930’a kadar süren bu ilk Cumhuriyet dönemi, Avrupa’dan gelen radikal fikir akımlarının da etkisiyle daha fazla hak isteyen orta sınıflar nedeniyle daha fazla dayanamadı ve 1930 yılındaki askeri bir darbeyle yıkıldı.

1930 darbesini izleyen dönemde asker destekli Getulio Vargas Başkan oldu. Başlarda demokrasi sözü vermesine rağmen kısa sürede otoriterliğe yönelen Vargas, 1933 yılında eyaletlerin yetkilerini kısıtlayan yeni bir anayasa ilan etti ve 1937 yılında da Estado Novo (Yeni Devlet) adını verdiği diktatoryal rejimini ilan etti.[26] O dönemde Avrupa’da çok popüler olan faşist hareketlerden de etkilenen Vargas, yine de çok Juan Peron ve Lazaro Cardenas örneklerinde de görülen Latin Amerika popülizmine dayalı bir siyaset izledi.[27] Korporatizm esasına dayalı bir sosyal örgütlenme öngören Estado Novo düzeni, işçi maaşlarını yükseltmesi ve bazı sosyal haklar sağlaması sayesinde otoriterliğine karşın alt sınıflardan büyük destek aldı. Vargas döneminde modern bir ordu da kuruldu ve yeni ve modern eğitime dayalı bir Harp Akademisi kuruldu.[28] İkinci Dünya Savaşı sonralarına doğru, her ne kadar Brezilya bir kısım askerini faşizme karşı savaşması için Avrupa’ya gönderse de, Vargas üzerindeki demokrasi baskıları arttı. Sonuçta 1945 yılında ülkede uzunca bir aradan sonra yeniden seçimler yapıldı.

Getulio Vargas

1945-1964 yılları arasındaki İkinci Cumhuriyet döneminde, Brezilyalılar demokrasi tadını ilk kez almaya başlamışlardır. Bu dönemde demokratik yönetime geçilmiş, fakat demokrasi henüz konsolide edilememiştir. Oy verme hakkının genişletildiği bu dönemde, 1950 yılında yapılan seçimleri, daha önceki dönemin popülist diktatörü Getulio Vargas tartışmalı bir şekilde de olsa kazanmayı başarmıştır. Bunu izleyen yıllarda, özellikle sol-komünist muhalefetten gelen tepkiler üzerine 1954 yılında istifa eden ve üzerine de intihar ederek Brezilya halkını şoke eden Vargas’ın yerine, halkoyuyla Juscelino Kubitschek Başkan seçilmiştir.[29] Kubitschek’in yerine geçen Vargas döneminin Çalışma Bakanı Joao Goulart (1961-1964) döneminde ise, ülkedeki siyasal kutuplaşmalar artmıştır. Soğuk Savaş’ın kızıştığı bu dönemde, Goulart, ordu ve sağcı çevrelerin gözünde tehlikeli bir komünist olarak algılanmış ve 1964 yılında ordu siyasete bir kez daha müdahale gereksinimi duymuştur.[30]

Bu darbe, aslında 1889 yılından beri Brezilya Ordusu’nun siyasete 6. müdahalesiydi, ancak bu defa önceki müdahalelerin aksine ordu yönetimde uzun sürede kalmak istiyor ve Amerika Birleşik Devletleri’nden de bu yönde olumlu sinyaller alıyordu.[31] Ordunun öne çıktığı bu bürokratik-otoriter dönemde, tüm siyasi partiler kapatılmış ve yerlerine devlet destekli iki parti kurulmuş, daha otoriter yeni bir anayasa ilan edilmiş ve sivil özgürlükler büyük ölçüde kısıtlanmıştır.[32] Büyük insan hakları ihlallerinin yaşandığı bu dönemde, popülist diktatör Vargas’ın devletçi kalkınma modelini devam ettiren Brezilya Ordusu, benzer kalkınma hamleleri gerçekleştirmeye çalışmış ve hakikaten yüzde 10 civarında ekonomik büyüme oranlarının yakalandığı bu dönemde, büyük bir “ekonomik mucize” gerçekleştirilmiştir.[33]

1970’lerde ekonomik büyümenin yavaşlaması üzerine, Brezilya Ordusu abertura (göreceli açılma) adı verilen bir liberalleşme dönemi başlatmış, örneğin General João Figueiredo (1979-1985) döneminde siyasi tutuklular serbest bırakılmış, basındaki sansür azaltılmış ve siyasi partilerin açılmasına izin verilmiştir.[34] Ancak bu gelişmeler, halkın özgürlük taleplerini azaltmadığı gibi daha da arttırmış ve demokratik Başkanlık seçimleri yönünde talepler, ülkede artık yüksek sesle ifade edilir olmuştur. Toplumdan gelen baskılar üzerine, ordunun demokrasiye geçiş yönündeki temkinli planı 1984 yılında ortaya konulmuş ve 1985 yılındaki demokratik seçimlerde ordu destekli reformcu aday Tancredo Neves’in seçilmesiyle gerçeğe dönüşmüştür. Seçimden kısa bir süre sonra vefat eden Neves’in yerine geçen muhafazakar siyasetçi José Sarney döneminde ise, demokratik reformlar hızlandırılmış ve sonuçta 1988 yılında yeni ve demokratik bir anayasa yapılmıştır.[35]

Lula da Silva

Bu tarihten başlayarak Brezilya’da demokrasi gün geçtikçe daha da konsolide olmuştur. Sarney’in ardından Fernando Collor (1990-1992), Itamar Franco (1992-1995), Fernando Henrique Cardoso (1995-2003), Lula da Silva (2003-2011) ve Dilma Rousseff (2011-) ülkenin bir numaralı yöneticisi olmuşlardır.[36] Lula da Silva döneminden itibaren Brezilya, artık gerçek bir demokrasi olarak görülmeye başlamış  ve ekonomik başarısı dünyada takdir toplamıştır.

Siyasi Sistem:
Brezilya, Başkanlık sistemiyle yönetilen federal bir Cumhuriyet'tir.[37] Devletin yönetimi, yasama, yürütme ve yargı birimlerince gerçekleştirilmektedir. Yürütme ve yasama organlarının üyeleri halk tarafından  demokratik yollarla seçilmekte, yargı organları üyeleri ise anayasada öngörülen yöntemle atanmaktadırlar.

1988 tarihli ülkenin 7. anayasası uyarınca; Brezilya Devlet Başkanı, devletin ve hükümetin başıdır. Başkanlar 4 yıl için seçilirler ve ikinci defa aday olmaları mümkündür.[38] Brezilya Başkanları oldukça güçlü yöneticiler olup, yasama faaliyetlerinin de yüzde 80’ine kaynaklık ederler.[39] Ancak Başkanların yasa yapmalarına sıklıkla olanak sağlayan bu sistemde, kendilerinin yasaları veto etme yetkileri basit çoğunlukla delinebilen zayıf niteliktedir. Ülkede halihazırdaki Devlet Başkanı, 2010 yılındaki ilk zaferinden sonra, geçtiğimiz yıl (2014) yıl yapılan seçimlerde de yerini korumayı başaran Brezilya İşçi Partisi (PT) lideri Dilma Rousseff’tir.[40]

Dilma Rousseff

Brezilya’da yürütme erkini kullanan Devlet Başkanı’na bağlı 37 Bakan (Sekreterlikler ve Merkez Bankası Başkanı dahil) mevcuttur.[41] Bakanlar, Başkana karşı sorumludurlar. Başkan istediği zaman görevlerine son verebilir. Sekreterlikler Başkanlığın yardımcı organları olup, devlet birimleri arasında koordinatör olarak görev yapmaktadırlar.

Brezilya’da çok partili demokratik bir sistem uygulanmaktadır. Yasama organı; halkoyuyla seçilen 81 üyeli Senato (Senado Federal) ile 513 üyeli Temsilciler Meclisi’nden (Câmara dos Deputados) oluşur.[42] Senatörler 8, milletvekilleri 4 yıl süreyle görev yaparlar. Bir yasa teklifinin yasalaşması için her iki meclisten de onay alması gerekir. Başkan’ın vetosu da her iki meclisten alınacak basit çoğunluk kararıyla aşılabilir. Anayasa değişikliği içinse, her iki mecliste de 2/3 çoğunluk oyu ve Başkan'ın onayı gereklidir.[43]

Yargı sistemi işlevini Federal Mahkemeler ve Eyalet Mahkemeleri aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Yargı organının üst kademesinde yer alan Yüksek Federal Mahkeme anayasanın uygulanmasından ve yorumlanmasından sorumlu iken, Yüksek Yargı Mahkemesi anayasal konuların dışında, federal yasaların ülkenin her yerinde aynı şekilde yorumlanmasından sorumludur.[44]

İdari Yapı:
Federal bir Cumhuriyet olan Brezilya, idari açıdan 26 eyalet, bir Federal Bölge (Başkent Brasilia ve çevresi) ve toplam 5564 belediyeden oluşmaktadır. Her eyaletin kendi yasalarıyla belirlenmiş yetkileri kullanan bir hükümeti vardır. Valiler doğrudan halkoyuyla seçilmektedir. Tek meclisli bir Eyalet Meclisi yasamadan sorumludur. Yerel yargının yetkileri, federal (ulusal) mahkemelerle çatışmayacak şekilde düzenlenmiştir. Yerel idare düzeyinde, belediye başkanları ve belediye meclisleri görev yapmaktadır.[45]

Brezilya idari yapılanması

Ekonomi:
Brezilya, Latin Amerika ve Karayipler bölgesindeki en büyük ve ürün çeşitliliği en fazla olan sanayi ve ticaret merkezidir. Brezilya, tarım ürünleri (kahve, soya, şekerkamışı, kakao, pirinç, kakao, mısır, portakal, pamuk, buğday, tütün), canlı hayvan ürünleri (et, tavuk eti), ağaç ürünleri (kağıt, kağıt hamuru), deri ve ayakkabı ile mineral ve metal ürünlerinde (demir-çelik ve alüminyum) dünya çapında karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir.[46] Brezilya, 1990’lı yıllardaki liberalizasyon çabalarının sonucunda, özellikle otomotiv sanayi ve altyapı modernizasyonunda özelleştirme ve doğrudan yabancı yatırımlar sayesinde önemli gelişmeler sağlamıştır. Ürün çeşitliliğini artıran Brezilya, yine de göreceli olarak kapalı ekonomi niteliğini halen korumaktadır.

2005 yılı sonunda IMF’ye olan borcunu tamamen ve vaktinden önce ödemeyi başaran Lula da Silva hükümeti, 2009 yılında IMF’ye kaynak (10 milyar dolar) aktaran ilk Brezilya hükümeti olarak da tarihe geçmiştir. Küresel ekonomik krizi nispeten az hasarla atlatan Brezilya, dış ticarette kayba uğramasına rağmen 2010 yılını ticaret fazlasıyla kapatmıştır.[47] Ülkenin 2010-2014 yılları arasında ekonomik büyüme hızları ise şöyledir; 2010: % 7,5, 2011: % 2,7, 2012: % 1, 2013: 2,5.[48] Bu rakamlar Brezilya’nın küresel ekonomik krizden çıktığını ve gelecek için iyi sinyaller verdiğini göstermektedir.

Sonuç:
Brezilya, hızla gelişen ekonomisine karşın, sosyal adaletsizlik kaynaklı büyük toplumsal sorunları nedeniyle her zaman bir çelişkiler ülkesi olmaya devam edecektir. Ancak bu ülkenin dünya siyaseti ve ekonomisindeki rolünün 21. yüzyılda giderek artacağını tahmin etmek mümkündür.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 
KAYNAKÇA
[1] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[3] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[4] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[5] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 451.
[11] Ekici, Birol, “Brezilya Yönetim Sistemi”, AREM, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.arem.gov.tr/ortak_icerik/arem/Projeler/21yy/brezilya.pdf.
[12] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 453.
[13] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[14] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, ss. 454-455.
[15] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[16] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[17] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 455.
[18] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 455.
[19] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 456.
[20] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[21] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[22] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 456.
[23] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 456.
[24] “Brezilya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Brezilya.
[25] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 457.
[26] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 458.
[27] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 458.
[28] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 459.
[29] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 460.
[30] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 460.
[31] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 460.
[32] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 461.
[33] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 461.
[34] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 462.
[35] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 462.
[37] “Brezilya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/brezilya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[38] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 463.
[39] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 462.
[41] “Brezilya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/brezilya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[42] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 464.
[43] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 464.
[44] “Brezilya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/brezilya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[45] “Brezilya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/brezilya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[46] “Brezilya’nın Ekonomisi”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/brezilya-ekonomisi.tr.mfa.
[47] “Brezilya’nın Ekonomisi”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 22.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/brezilya-ekonomisi.tr.mfa.

19 Ocak 2015 Pazartesi

Siyasal Sistemler: Meksika


Genel ve Coğrafi Bilgiler:
Meksika veya resmi adıyla Birleşik Meksika Devletleri (Estados Unidos Mexicanos), yüzölçümü 2.000.000 km2’ye yakın olan bir Latin Amerika ülkesidir.[1] Kuzey Amerika kıtasının güneyinde yer alan Meksika’nın, 2013 yılı tahminlerine göre 120 milyon civarında oldukça kalabalık bir nüfusu bulunmaktadır.[2] Kuzeydeki Amerika Birleşik Devletleri’nin dışında, güneyinde bulunan Guetamala ve Belize gibi ülkelerle de komşu olan Meksika, dünyanın en kalabalık İspanyolca konuşulan ülkesi ünvanını da elinde bulundurmaktadır.[3] Meksika'da nüfusun % 60’ı melez (mestizos), % 10’u beyaz, geri kalanlar ise yerli halktır. Resmi diller İspanyolca, Quechua ve Takalotça’dır. Ülkedeki inanç gruplarının nüfusa oranları ise şöyledir; Katolikler % 89, Protestanlar % 6, diğer % 5.[4]

Dünya Bankası 2013 yılı verilerine göre toplam gayrisafi milli hasıla açısından dünyanın en büyük 15. ekonomisine sahip olan Meksika[5], IMF 2013 verilerine göre, kişi başına düşen gelir açısından 10.650 Amerikan doları ortalama ile dünyada 64. sıradadır.[6] Bu da Meksika’nın kalabalık nüfusu sayesinde totalde büyük, ancak gelir ortalaması açısından henüz vasat bir ülke olduğunu göstermektedir. Lakin 1994 yılında NAFTA’ya katılmasından beri hızla gelişen bir ülke olan Meksika’nın, gelecekte çok daha üst sıralara yükselmesi muhtemel gözükmektedir. Örneğin, Goldman Sachs’ın bir projeksiyonuna göre; Meksika 2050 yılında dünyanın en büyük 5. ekonomisi olacaktır.[7] UNDP’nin hazırladığı İnsani Gelişmiş Endeksi’nde ise, Meksika 2013 yılı itibariyle dünyada 71. sırada yer almaktadır.[8]

Meksika haritası

Tarih:
Köklü bir geçmişi bulunan Meksika’nın tarihinin, bundan binlerce yıl öncesine kadar gittiği tahmin edilmektedir. Bölge, 16. yüzyılda İspanyollar tarafından işgal edilmeden önce de, Meksika’da Aztekler ve İnkalar olarak anılan yerli bazı uygarlıklar bulunmaktaydı. Ancak Meksika’nın modern tarihi, elbette İspanyolların 1519 yılından başlayarak burada koloni inşa etmesi ve İspanyolca, Hıristiyanlık ve genel olarak Avrupa kültürünün kıtaya yayılmasıyla mümkün olmuştur. Hernan Cortes’in 16. yüzyıl başlarındaki fethinden sonra, yaklaşık 3 asır boyunca İspanyol İmparatorluğu’nun parçası olan ülke, uzun süren bir mücadeleden sonra 1810 yılında başlayan ve 1821’de 600.000 ölünün ardından kazanılan bağımsızlık savaşıyla İspanya’dan özgürlüğünü kazanmıştır.[9] Ancak bağımsızlığını yeni kazanan Meksika, artık ABD gibi hızla güçlenen dev bir devletle komşu durumunda ve sürekli risk altındadır.

1821-1877 yılları arasında iki imparator, birçok diktatör ve Başkanla, ortalama 9 ayda bir değişikliğe uğrayan geçici hükümetlerle ve büyük bir istikrarsızlık ortamı içerisinde yönetilen Meksika’da, bu dönemde ABD ile yapılan savaşlar neticesinde ülke topraklarının neredeyse yarısı (California, Nevada, Utah, Arizona, New Mexico, Wyoming, Colorado) kaybedilmiştir.[10] 1855’te vatansever yerli Benito Juarez’in başlattığı ve yeni bir anayasanın ilanı, Kilise’nin gücünün kırılması ve elindeki toprakların dağıtılmasını da öngören bir dizi reformla sarsılan ülke, 1857-1860 yılları arasında ise kanlı bir içsavaşa sahne olmuştur. Yine bu dönemde Juarez’in dış borçları ödemeyi reddetmesi nedeniyle, Meksika 1861 yılında Fransa tarafından işgal edilmiş ve Fransızların desteklediği Avusturya Prensi I. Maximilian tahta geçerek, İkinci Meksika İmparatorluğu’nu kurmuştur. Ancak 6 yıl süren bu dönemin ardından, Juarez güçleri Maximilian’ı tahttan indirmiş ve katletmişlerdir.[11]

Ülkede istikrarın bir nebze olsun sağlanması, ancak 1876 yılında tahta çıkan Porfirio Diaz ile mümkün olmuştur. Güçlü bir merkezi yönetim kurarak, ülkeyi 30 yılı aşkın bir süre diktatörlükle yöneten Diaz, Kilise’nin gücünü azaltmaya devam etmiş, arazi sahipliğini yeniden düzenlemiş, iş yasasının çerçevesini oluşturmuş ve bunları bir anayasa ile güvence altına almaya çalışmıştır.[12]

Porfirio Diaz

Farklı grupların çıkarlarını kollayarak ve bir çıkar grubunu ötekine karşı kullanarak iktidarını güvence altına alan Diaz, melezlere politik görevler vererek, onların desteğini de kazanmayı başarmıştır. Ayrıcalıklı Kreoller (sömürgelerde doğmuş ikinci kuşak İspanyollar), hükümetin "hacienda"larına (büyük malikane) el koymaması ve yönetim görevlerine getirilmeleri karşılığında Díaz'la işbirliği yapmışlardır. Bir ölçüde özgürlük tanınan Katolikler de, Diaz'ın izlediği politikalara karışmamışlardır. Nüfusun üçte birini oluşturan Yerliler ise, bu dönemde tümüyle ihmal edilmiştir.

İktidara geldiğinde, ülkenin fonlarının borçları ödemeye yetmeyecek durumda olduğunu gören Diaz, bu sorunun üstesinden gelebilmek için yabancı yatırımları özendirmiştir. Fakat yabancı yatırımlara tanınan büyük ayrıcalıklar, hem ulusal sanayinin, hem de Meksikalı işçilerin bu dönemde zarar görmesine yol açmıştır. Diaz'ın yabancı sermayeye yönelmesi sayesinde ülkede yollar, köprüler yapılmış, madenler açılmış ve sulama projeleri geliştirilmiştir. Ama bu gelişmelerden halk yararlanamıyor, kârın büyük bölümü ya yurtdışına gidiyor, ya da bir avuç varlıklı Meksikalının elinde toplanıyordu. 1910'a gelindiğinde, hükümet gelirleri azaldığından borçlanma yoluna gidilmiş ve ekonomi bir çıkmaza girmişti. Ücretlerin düşmesi sık sık grevlere yol açıyor, aşırı yoksullaşan tarım işçileri, borçlarını ödeyinceye kadar çiftlik sahiplerinin yanında köle olarak çalışmak zorunda bile kalabiliyordu.[13]

Bu gelişmeler üzerine, 1910 yılında 10 yıl sürecek olan Meksika Devrimi (1910-1920) başlamıştır. Bu dönemde ülkede iki grup öne çıkmıştır. Birinci grup, Diaz’ın otoriter sistemine karşı çıkan orta sınıf Meksikalılar, ikinci grup ise toprak reformu talep eden radikal devrimcilerdir.[14] Devrimin ilk safhasında Francisco Madero liderliğindeki birinci grup Diaz’ın diktatoryal yönetimini yerle bir etmiş, ikinci safhada ise Emiliano Zapata ve Pancho Villa liderliğindeki radikal devrimci grup, hakimiyeti ele geçiren birinci grupla güç mücadelesine girmiş, ancak 1917’de Venustiano Carranza’nın ülkede kontrolü sağlaması ve yeni anayasanın ilanı ile beraber bilek güreşini kaybetmişlerdir.[15]

Meksika’nın efsane devrimcisi: Emiliano Zapata

1917 yılında ilan edilen anayasa, büyük ölçüde birinci grubun fikirlerini yansıtıyor ve liberal niteliğiyle dikkat çekiyordu. Diktatörlüğe dönüşü engelleyen, düzenli genel seçimleri getiren ve ülkede federal sistemi inşa eden yeni anayasa (1917 anayasası), ülkede nispeten iyi bir düzen kurmayı başarsa da, 1919 yılındaki Zapata suikasti nedeniyle halk desteğini kaybeden Carranza, 1920 yılında kendisine düzenlenen bir suikast sonucu öldürülmüştür.[16] Carranza’nın ardından seçilen iki Meksika Cumhurbaşkanı; Alvaro Obregon (1920-1924) ve Plutarco Elias Calles (1924-1928), 10 yıl süren devrim sürecinde yaşanan kanlı içsavaşa son vermeyi başarmış ve sendikaları devlet denetimi altına alarak ve kısmi toprak reformu gerçekleştirerek, devrimci radikal grubu kısmen de olsa yumuşatmayı başarmışlardır.[17] Ancak bu radikal grubu sakinleştirmek için yapılan reformların sosyalizmi çağrıştırması o dönemde ABD’yi huzursuz etmiş, yine de Calles’in bu dönemde kurduğu Meksika Kurumsal Devrimci Partisi (Partido Revolucionario Institucional – PRI), Meksika’nın modernleşme tarihinin en önemli ve somut başarısı olarak tarihe geçmiştir. Amblemi, Meksika bayrağı ile aynı renkleri paylaşan bu “milli” parti, ülkenin modernleşme reformlarına imza atmış ve bugünlere kadar gelebilmesinin mimarı olmuştur. Meksika, bu dönemden başlayarak uzun yıllar hakim parti modeline (dominant party model) uygun bir siyasi seyir izlemiş ve ancak 1990’lardan itibaren PRI’nın Meksika siyasal hayatındaki baskın yapısı gerileyebilmiştir. Bu dönemdeki bir diğer önemli gelişme ise, 1934-1940 yılları arasında görevde kalan solcu Başkan Lazaro Cardenas’ın, tepkilere rağmen enerji kaynaklarını millileştirmesi ve devlet tekeli olan Pemex’i kurmasıdır.

Cardenas sayesinde Meksika, 1970’lerde Cumhurbaşkanı Jose Lopez Portillo döneminden başlayarak önemli bir petrol üreticisi ülke haline gelmeyi başarmıştır. Ancak petrol gelirlerinin artması, borçlanmayla ayakta duran ve büyüyen ekonominin sorunlarına çare olmamış ve bu ülkeden, bu yıllardan başlayarak ABD’ye yönelik büyük bir göç dalgası doğmasına neden olmuştur.[18] 1980’lerde petrol fiyatlarının düşmesi ve 1985 depremi de Meksika’nın kötü gidişatına tuz biber ekmiş ve 1988 yılında PRI adayı Salinas Gortari’nin seçim zaferine yönelik şaibe iddiaları da bu sorunlara eklenince, hakim parti modelinin sonunun geldiği anlaşılmıştır. Nitekim PRI’nın 1990’lı yıllarda hızla liberalleşme çabalarına karşın (ki bu dönemde Meksika 1994 yılında NAFTA’ya ve 1996 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmıştır), 2000 yılında yapılan seçimlerde Partido Accion Nacional – PAN (Meksika Milliyetçi Hareket Partisi) adayı Vicente Fox, PRI adayı Francisco Labastida’yı mağlup ederek, PRI’nın 71 yıllık saltanatına son vermiştir.[19] Ülkede yapılan son Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ise, 12 yıllık bir aranın ardından yeniden PRI'nın adayı Enrique Pena Nieto kazanmıştır. 

Vicente Fox, PRI’nın 71 yıllık iktidarına son vermişti

Siyasi Sistem:
1917 anayasasının halen geçerli olduğu Meksika’da, Başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Ancak bu sistemin ABD’nin Başkanlık sisteminden temel farkı, Meksika Başkanı’nın ABD Başkanı’nın aksine hiçbir şekilde kontrol edilememesi, gücünün dengelenmemesi ve bu nedenle adeta bir diktatör yetkilerine sahip olmasıdır. Kağıt üzerinde kuvvetler ayrılığı bulunsa da, PRI’nın uzun yıllar hem yasama, hem de yürütmedeki ağırlığı nedeniyle ülke uzun yıllar fiiliyatta tek parti rejimi gibi yönetilmiş, bunun sonucu olarak bugün de çok partili demokrasi tam anlamıyla kurumsallaşamamıştır. Bu dönemde yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlarının bile tam anlamıyla seçildiği söylenemez, zira bir önceki Başkan bir sonrakinin önünü açıyor ve hatta bir nevi onu tayin ediyordu.[20] Ancak 1993 yılında, PRI’nın yaptığı bazı değişikliklerle (örneğin seçim sisteminin çoğunluk sisteminden nisbi temsile dönmesi yönünde atılan adımlar) ülkede çok partili demokratik bir düzenin önü açılmıştır. PRI’nın 2000 yılındaki tarihi yenilgisinden önceki son Cumhurbaşkanı Ernesto Zedillo döneminde yapılan ve yargıya yönelik atamaları meclis denetimine tabi tutan yasa da, ülkenin demokratikleşmesinde kilit bir rol oynamıştır.[21]

Demokratik ve Federal bir hükümet yapısına sahip olan Meksika, Başkanlık sistemiyle idare edilmektedir. 6 yılda bir yenilenen seçimler ve halkın oyuyla bir dönemle sınırlı olmak üzere seçilen Cumhurbaşkanı (ya da Başkan), kabine üyelerini kendisi belirlemektedir. Cumhurbaşkanı adayı en az 35 yaşında ve yerli olmalı, ayrıca asker ya da dini görevli kariyerinden gelmemelidir. Kağıt üzerinde yürütmede, fiiliyatta ise hem yasama, hem de yürütmede tekel gücüne sahip olan Meksika Cumhurbaşkanı, ülkenin esas yöneticisi konumundadır. Meksika'daki son Cumhurbaşkanlığı seçimi 1 Temmuz 2012 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu tarihte yapılan seçimleri, Meksika Kurumsal Devrimci Partisi (PRI) adayı Enrique Pena Nieto, oyların % 39,19’unu alarak kazanmıştır. Rakibi Demokratik Devrim Partisi (PDR) adayı Andrés Manuel López Obrador ise % 32,42 oyda kalmıştır.[22] 1 Aralık 2012 tarihinde yemin ederek göreve başlayan Nieto’nun zaferiyle, PRI, 12 yıllık uzunca bir aranın ardından yeniden iktidara dönmüştür. Nieto, seçim kampanyasında ağırlıklı olarak ekonomi ve uyuşturucuyla mücadele üzerine odaklanmıştır. Ülkedeki bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ise 2018 yılında yapılacaktır.[23]

Enrique Pena Nieto

Meksika’da Cumhurbaşkanı’nın gücü neredeyse sınırsızdır. Bu nedenle kendilerine “seçilmiş monark” gözüyle bakılır. Meksika Cumhurbaşkanları, yasama ve yürütme yetkilerini ellerinde bulundururlar. Normalde yasama yetkisi Parlamento’nun elinde olsa da, Meksika Cumhurbaşkanları kanun hükmünde kararnamelerle (decree) çoğu zaman yasaları da kendileri yaparlar.[24] Başkanların Parlamento kararlarını veto etme hakları da bulunduğu için, kendileri hem yasama, hem de yürütme açısından hakim durumdadırlar. Yargıç atama ve görevden alma konusunda da Başkanların önceden sınırsız yetkileri vardı, ama sonradan bu güç kısıtlandı. Meksika Cumhurbaşkanlarının en önemli sorunu ise, iktidarlarının sadece bir dönemle (6 yıl) sınırlı kalmaya mahkum olmasıdır.

128 üyeli Senato ve 500 üyeli Temsilciler Meclisi’nden oluşan Meksika Parlamentosu’na, milletvekilleri 3 yıllık, senatörler ise 6 yıllık dönemler için seçilmektedirler.[25] Kağıt üzerinde Amerikan sistemine benzese de, Meksika yasayapıcılarının üstüste iki defa seçilmelerinin imkansız oluşu nedeniyle genelde Parlamento’ya tecrübesiz kişiler girmekte ve siyasi sistemde etkili hale gelmeleri bu sayede imkansız hale gelmektedir.[26] Senato’nun (ABD’ye benzer şekilde), Supreme Court (Anayasa Mahkemesi) üyesi 11 yargıcın Başkan tarafından atanması sürecinde onayı (2/3 çoğunlukla) gerektiğinden, üst meclisin Senato olduğu söylenebilir.[27]

Siyasi Partiler:
Ülkede kağıt üzerinde çok partili rejim olsa da, uzun yıllar ayakta kalan tek partili rejimin etkisiyle PRI’nın hala siyasette ağırlığı bulunmaktadır. 1930-1980 döneminde sosyal demokrat bir çizgideki bu parti, 1980’lerden beri daha çok liberal bir merkez partisi görünümündedir. Meksika Kurumsal Devrimci Partisi - PRI (Partido Revolucionario Institucional) dışında, 2000 yılında PRI’ya ilk yenilgisi tattıran merkez sağ çizgideki Meksika Milliyetçi Hareket Partisi (PAN) - Partido Acción Nacional ve sosyal demokrat çizgideki Demokratik Devrim Partisi (PRD) - Partido de la Revolución Democrática ülkedeki diğer önemli siyasi yapılardır.

İdari Yapı:
Meksika, 31 eyalet ve 1 federal bölge olmak üzere toplam 32 üst idari birime[28] ayrılan bir federal Cumhuriyettir. 1917’de yürürlüğe giren anayasaya göre, her eyalet özgür ve egemen kabul edilir. Başkent México’nun yer aldığı federal bölge hariç, her eyaletin kendi kongresi ve anayasası vardır.[29] Eyaletler de, kendi içlerinde “municipios” adı verilen idari birimlere bölünürler.[30]

Meksika idari haritası

Sonuç:
Amerika kıtasının en önemli ülkelerinden olan Meksika, birçok sosyoekonomik sorununa rağmen hızla gelişen ekonomisi nedeniyle dünyada giderek daha fazla adından söz ettirecek bir ülke olarak dikkat çekmektedir. Ancak Meksika’nın demokratik ve sosyoekonomik açıdan halen ciddi sorunları bulunmaktadır. Bu nedenle, bu ülkenin halen gelişmeye devam etmekte olan ve siyasi sistemini henüz oturtmamış bir ülke olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


KAYNAKÇA
[1] “Meksika”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Meksika.
[2] “Meksika”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Meksika.
[3] “Mexico”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Mexico.
[4] “Meksika”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Meksika.
[9] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 411.
[10] Ekici, Birol, “Meksika Yönetim Sistemi”, AREM, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://www.arem.gov.tr/ortak_icerik/arem/Projeler/21yy/meksika.pdf.
[11] Ekici, Birol, “Meksika Yönetim Sistemi”, AREM, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://www.arem.gov.tr/ortak_icerik/arem/Projeler/21yy/meksika.pdf.
[12] Ekici, Birol, “Meksika Yönetim Sistemi”, AREM, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://www.arem.gov.tr/ortak_icerik/arem/Projeler/21yy/meksika.pdf.
[13] Bu iki paragraf şuradan alınmıştır; - “Porfirio Diaz”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Porfirio_D%C3%ADaz.
[14] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 413.
[15] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 413.
[16] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 414.
[17] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 414.
[18] Ekici, Birol, “Meksika Yönetim Sistemi”, AREM, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://www.arem.gov.tr/ortak_icerik/arem/Projeler/21yy/meksika.pdf.
[19] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 416.
[20] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 417.
[21] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 418.
[22] “Mexican general election, 2012”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Mexican_general_election,_2012.
[23] Bu bölüm şuradan alınmıştır; “Meksika’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/meksika-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[24] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 418.
[25] “Meksika’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/meksika-siyasi-gorunumu.tr.mfa.  
[26] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 419.
[27] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 421.
[28] Aguascalientes, Baja California, Baja California Sur, Chihuahua, Colima, Campeche, Coahuila, Chiapas, Durango, Federal Bölge (Distrito Federal), Guerrero, Guanajuato, Hidalgo, Jalisco, Meksika Eyaleti (Estado de Mexico), Michoacán, Morelos, Nayarit, Nuevo, León, Oaxaca, Puebla, Quintana Roo, Querétaro, Sinaloa, San Luis Potosí, Sonora, Tabasco, Tlaxcala, Tamaulipas, Veracruz, Yucatán, Zacatecas.
[29] “Meksika’nın idari bölümleri”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 19.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Meksika%27n%C4%B1n_idari_b%C3%B6l%C3%BCmleri.
[30] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 422.

15 Ocak 2015 Perşembe

La Turquie vers le Régime Présidentiel?


L’élection générale qui se déroulera en Turquie en juin 2015 n’est pas seulement important en raison d’absence d’une autre élection jusqu’à 2019, mais aussi pour l’ambiance confortable qu’elle pourra créer en faveur du Parti de la Justice et du Développement (l’AKP) afin de transformer le système politique de la Turquie en régime présidentielle.
Le Président de la République de Turquie, Monsieur Recep Tayyip Erdoğan plaide le système présidentiel en Turquie. Mais son parti, sauf entre les années 2002-2007, n’a jamais eu l’avantage de contrôler 2/3 de la majorité du parlement turc, c’est une règle nécessaire pour qu’un parti puisse changer la constitution à lui seul. Toutefois, deux nouveaux évènements politiques qui ont eu lieu en Turquie peuvent aider Monsieur Erdoğan et son parti (dorénavant dirigé par le nouveau Premier Ministre turc Monsieur Ahmet Davutoğlu) à changer le système semi-présidentiel apparent (de facto) en un système complètement présidentiel comme les Etats-Unis ou en un system semi-présidentiel constitutionnel comme la France.
Le premier évènement politique récent dans le pays est la décision du Parti Démocratiques des Peuples (HDP), le parti des nationalistes Kurdes, de se présenter aux élections en tant que parti à la place de ses candidats indépendants. C’est un geste politique courageux pour les kurdes mais si on considère que la Turquie emploie toujours le seuil électoral de % 10 décourageant les partis petits et localisés, c’est assez risqué. A cause de cette décision, le Parti de la Justice et du Développement peut doubler ses sièges dans la région de l'Anatolie du sud-est et peut obtenir facilement jusqu’à 340-345 sièges dans le parlement.
D’autre part, le deuxième évènement politique récent dans le pays est la fondation d’un nouveau parti politique laïque et Kémaliste au centre, intitulé « Parti Anatolien », par un ancien membre de la Parti Républicaine du Peuple (le CHP), Madame Emine Ülker Tarhan. Madame Tarhan et son parti peut diminuer les votes du CHP et aussi du MHP (le Parti d’Action Nationaliste) et inconsciemment aider Monsieur Erdoğan à consolider la majorité de l’AKP dans le parlement. Mais la récente crise politique entre Erdoğan et la communauté islamique de Monsieur Fethullah Gülen est un problème pour l’AKP qui aura du mal à consolider la majorité dans le parlement si les membres du mouvement de Gülen ne votent plus pour l’AKP.
Dans ce contexte, on peut aussi discuter des avantages d’un système politique basé sur le présidentialisme en Turquie. Ce sujet est comme une discussion taboue dans le pays car il y a trop de préjudices contre le sécessionnisme kurde et les partis islamistes. Mais en vérité, nous avons été témoin dans les années dernières d’une Turquie qui n’a pas su protéger son system unitaire et laïc dans un model parlementaire et le pays pourra avoir plus de chances en vue de protéger ces qualités dans un model présidentiel. A ce sujet-là, le CHP et le MHP sont consternés car leurs administrateurs pensent qu’ils ne pourront jamais obtenir 50 % dans un système présidentiel. Mais en fait, le nouveau système peut canaliser ces deux partis à s’unifier ou au moins faire un pacte électoral. Lors de la dernière élection présidentielle, Monsieur Ekmeleddin İhsanoğlu, le candidat de ces deux partis, avait rapporté 40 % des votes, un record pour le CHP en comparaison avec l’époque de Bülent Ecevit qui avait obtenu 41 % des votes en 1977. Le CHP et le MHP peuvent avoir plus de chances de battre Monsieur Erdoğan dans ce système, s’ils tentent de collaborer et de trouver des candidats éminents comme Monsieur İhsanoğlu. Dans le model turc d’aujourd’hui, Monsieur Erdoğan a d’avantage de possibilité à contrôler le parlement en même temps que le gouvernement, mais dans un system présidentiel, il n’aura plus la possibilité de contrôler le parlement.
Les régions géographiques de la Turquie
Concernant le system présidentiel, le deuxième problème est le sécessionnisme kurde. D’autre part, dans un système présidentiel bien mis au point, finalisé et sous garanti, le sécessionnisme kurde s’affaiblira au lieu de se fortifier. L’état turc aura plus de confidence en soi pour lutter contre les organisations terroristes et il est possible que la majorité des kurdes supporte l’état après être passé à un system présidentiel qui prévoit des parlements locaux dans les provinces. La Turquie est déjà composée de 7 régions géographiques, elles peuvent être prises en considération lors du passage du système unitaire au système fédéral. La politique étrangère et des sujets de sécurité peuvent être attribués au gouvernement fédéral à Ankara, et les autres sujets pourront être menés par les parlements locaux. Avec ce système, la Turquie peut aussi avoir une possibilité d’élargir ses territoires par le biais des referendums démocratiques qui pourront être organisés dans les régions sujettes à des polémiques tel que la République de Chypre du nord et le Kurdistan.
Le système présidentiel ne sera pas un cauchemar pour la Turquie à condition que le system soit rigoureusement mis en point en vue de protéger les qualités de la république kémaliste telle que la laïcité et la démocratie. Par contre, les désirs islamistes de Monsieur Erdoğan continuent à créer des problèmes de confidence entre les partis politiques.
Dr. Ozan ÖRMECİ

13 Ocak 2015 Salı

KKTC Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Kudret Özersay'la Yuvarlak Masa Toplantısı


19 Nisan 2015 tarihinde ilk turu düzenlenecek olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sürpriz adaylarından kabul edilen KKTC eski başmüzakerecisi ve Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) öğretim üyesi Doç. Dr. Kudret Özersay, dün (12 Ocak 2015) Girne Amerikan Üniversitesi’nde doktora dersime konuk olarak, doktora öğrencilerim ve GAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi öğretim üyeleriyle bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi. Bu yazıda Sayın Özersay’ın toplantıda ifade ettiklerini kısaca özetlemeye çalışacağım.

Kudret Özersay GAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi öğretim üyeleri ve doktora öğrencileriyle

Konuşmasına Kıbrıs sorununun 1980’lerde neyse aslında bugün de hala aynı olduğunu belirterek başlayan Özersay, son zamanlarda değişenin Kıbrıs sorunu değil, dış dünya dinamikleri olduğunu ifade etti. Kıbrıs’ın da dünyadaki birçok diğer dondurulmuş çatışma bölgesi gibi çözüme hala ulaşamadığına dikkat çeken Özersay, bunun önündeki en temel engelin ise Rumların adadaki yönetim erki ve doğal zenginlikleri paylaşmak istememesi olduğunu belirtti. Empati yapıp kendisini Rumların yerine koyduğunda, onların yaptıklarının da aslında mantıklı bir temele oturduğunu ifade eden Kudret Özersay, Kıbrıs sorununda esas sorumluluğun, sorunu bugünkü hale getiren uluslararası kamuoyunda olduğunu söyledi. Sorunun çözülmesi adına her iki tarafa da eşit oranda acı verecek bir “mutually hurting stalemate” durumu yaratılmadığı sürece Rumların barışa yanaşmayacağını belirten Özersay, Rumları köşeye sıkıştırmak adına daha aktif diplomasi yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Mevcut Cumhurbaşkanı ile alakalı olarak temel eleştirisinin yeterince aktif diplomasi yürütmemesi olduğunu söyleyen Özersay, devlet desteğiyle ve yeni yaratıcı fikirler üreterek çok daha aktif lobicilik faaliyetleri yapılmasının gerekli olduğunu sözlerine ekledi. Böyle olursa, bireysel çabalarla bile tanınma yönünde çok önemli ilerlemeler kaydedilebildiğini söyleyen Özersay, kendisinin başmüzakereci olarak Rusya’ya davet edilmesini buna örnek gösterdi. Diplomasiyi sadece dış dünyaya değil, Rumlara da yapmak gerektiğini söyleyen Özersay, Rumlara yaratıcı fikirlerle gidildiğinde, Hala Sultan Tekkesi için alınan izin gibi olumlu sonuçlar üretilebildiğine dikkat çekti. Kendisinin kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’na sunduğu Maraş Planı’nın da benzer bir yaratıcı çabanın ürünü olduğunu anlatan Özersay, arkasında parti desteği olmasa dahi, bu tarz bireysel girişimleriyle KKTC devletini ileri götürebileceğine inandığını söyledi. Buna ek olarak Özersay, dış politikada çok yoğun bir gündemi olan ve Kıbrıs sorununa fazla vakit ayıramayan Türkiye’nin de, bu tarz çabaları asla engellemeyeceğini ve tamtersine bunlara destek olacağını iddia etti.

Cumhurbaşkanı seçilirse; bu tarz yeni ve yaratıcı fikirlerle müzakere sürecine katkılar yapabileceğini iddia eden Özersay, iyi bir Cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs müzakerelerinde elinde geleni yaparak çözümü arayacağını, bunu yapamayacağını anlarsa da devletin tanınması ve dış dünyada temsili anlamında ileri adımlar atacağını belirtti. KKTC devletinin bugüne kadar içinin yeterince doldurulamadığını söyleyen Özersay, eğer ki Cumhurbaşkanı seçilebilirse, müzakere süreci ve devleti tanıtma hedeflerinden daha çok, topluma daha üst düzeyde bir yaşam seviyesi sunma hedefine odaklanacağını belirtti. Bu nedenle, ülkedeki birinci gündem maddesinin Kıbrıs müzakereleri olmasını engelleyeceğini söyleyen Özersay, KKTC Cumhurbaşkanı’nın salt sembolik yetkilere sahip olmadığını ve KKTC’nin Fransa’ya benzer şekilde yarı-başkanlık modeline uyduğunu iddia etti. Bu yüzden, seçilebilirse bir Cumhurbaşkanı olarak ülkede büyük fark yaratacağını, Bakanlar Kurulu’na Başkanlık edeceğini ve yapmak istedikleri hükümet tarafından engellenirse bunu halkla paylaşacağını ifade eden Özersay, KKTC’de hükümeti iş yapmak konusunda sıkıştırmak için sivil toplumun daha iyi kullanılması gerektiğini söyledi. Özersay’a göre, kendisinin “Toparlanıyoruz” hareketi ile kazandığı büyük deneyim, bu noktada diğer adaylara göre fark yaratmasının anahtarı olacaktır.

Kudret Özersay’la

Seçimde ikinci tura kalamazsa hiçbir adaya destek vermeyeceğini belirten Özersay, Toparlanıyoruz hareketinin bir siyasi partiye dönüşmesi seçeneğini, -şu an için gündemde olmasa bile- açık bıraktıklarını da sözlerine ekledi. Doç. Dr. Kudret Özersay, 2015 KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde şu an için Dr. Derviş Eroğlu ve Dr. Sibel Siber gibi iki favori adayın ardında pek şanslı gözükmese de, köy köy dolaşmasının sonucu olarak halktan alacağı sürpriz oylarla rakiplerinin oy oranını düşürecek olması nedeniyle, seçimde kilit bir rol oynayabilir. Özersay’ı ilerleyen yıllarda KKTC siyasetinde daha sık göreceğimizi tahmin ediyor ve kendisine de tüm diğer adaylar gibi seçimde başarılar diliyorum.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

12 Ocak 2015 Pazartesi

Turkey Towards Presidentialism?


General elections that will take place in Turkey in June 2015 will be very critical not only because there is no pre-scheduled elections until 2019, but also it can create a very comfortable ground for changing the political regime of the country. In this short article, I will try to question the possibility of a Presidential system based on federalism in Turkey.

Turkish President of the Republic Mr. Recep Tayyip Erdoğan (12th President of the Republic, but the first one to be elected by people’s votes directly) is known to be a strong advocate of Presidential system. However, until now, -except for 2002-2007 period- his party (JDP) was not able to control 2/3 majority in the Turkish Parliament (Turkish Grand National Assembly – TGNA) and to change the constitution by itself. But now, two recent political developments in Turkey might help Erdoğan and his party (now ruled by Prime Minister Ahmet Davutoğlu) to have 2/3 majority in the next elections.

The first one is related to pro-Kurdish People’s Democracy Party’s (PDP) decision to enter into election as a political party instead of independent candidates (as they did several times before), although 10 % electoral treshold in Turkey is still not lowered down or removed. This might be understood as an act of self-confidence on the side of the Kurdish nationalists, however, if they fail to pass % 10 treshold (which seems very probable), JDP’s number of seats coming from south-eastern Anatolia will be doubled. JDP already has 312 seats in the parliament and with PDP out, they will get around 340-345 seats easily.   

The second important political development in Turkey is related to the establishment of a new political party by former Republican People’s Party (RPP) parliamentarian and charismatic female lawyer Emine Ülker Tarhan called Anatolian Party (AP). Although recently established, AP could get a few percent of the votes and could reduce the parliamentary seats of both RPP and Nationalist Action Party (NAP) in the next elections. Thus, if JDP could garner around 52 % of the votes in June 2015 in addition to these two developments, JDP might control 2/3 of the TGNA and could make constitutional changes without any problem in order to embrace a new political system based on Presidentialism and federalism. The biggest problem for JDP however, is its recent political rivalry with Fethullah Gülen community, whose members and sympathizers will support RPP or NAP in the next election.  

Here it might be appropriate to talk about chances of Presidentialism and federalism in Turkey. Unfortunately, in Turkey this topic is seen as a political taboo mostly because of fears against Islamist rightist parties’ dominance in the political spectrum which could be worsened with a Presidential system based on SMDP (majority) voting. However, in fact, in a carefully designed Presidential system with all check and balance mechanisms similar to USA, secular democratic nature of the Turkish political system might be better protected. Here RPP, pro-European and pro-secular social democratic party coming from Kemalist tradition, is affraid of never coming to power with such a system since they know that the party’s natural electoral boundary is maximum around 30 %. Same for Turkish nationalist NAP, whose natural electoral boundary is limited to 20 %. However, in a Presidential system, these two parties could engage in unification process or at least in an electoral coalition similar to what they did in the last Presidential elections, by showing previous secretary-general of Organization of Islamic Cooperation (OIC) Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu as their common candidate and got around 40 %, a record for RPP since Bülent Ecevit’s miraculous result of % 41 in 1977 elections. A republican left-nationalist right coalition similar to Republican Party in the US might work very well for these two parties in a Presidential system if they could come up with charismatic and refined candidates similar to Mr. İhsanoğlu.


Turkey’s 7 geographical zones

Another prejudice towards Presidential system in Turkey is related to federalism which automatically brings fears about Kurdish secessionism in the country which led to the death of 35.000 Turkish citizens over the last 30 years because of the PKK terrorism. However, if the federal status of the state could be guaranteed and finalized in the constitution, with a strong political support given to the state by Kurdish nationalists, this might in fact weaken Kurdish secessionism instead empowering it. Here, one should not forget that Turkish state already divided the country into 7 geographical zones which might be used as a perfect basis to create 7 states (eyalet) within the federal Turkish state. In terms security and foreign policy issues, if these states are strongly tied to the central authority in Ankara, their local parliament will not harm anybody in the country and will not create any anxities towards secessionism.

Another advantage of the federal system would be the possible annexation of some disputed territories such as the TRNC (Turkish Republic of Northern Cyprus) with democratic referendums as the 8th state of the country. This might even include some parts of Syria and Iraq mostly populated by Kurds and Turcomans (e.g. Kurdistan Regional Government in Northern Iraq) who might be easily convinced that becoming a part (state) of Turkey will be much better for them in terms of security issues and economic advantages. By doing this, Turkey might even reduce its energy dependency on other countries, primarily on Russian Federation.

As it can be seen, transition to Presidential system based on federalism is not impossible or a nightmare for Turkey. For sure, it might be still more preferable for Turkey to keep its state tradition based on parlamentarism (which started first in 1876 in the Ottoman State), but if the change is inevitable, it might be better for Turkey not to lose too much time with the old system and embrace the new one as soon as possible.


Dr. Ozan ÖRMECİ